ABHAZ-ÇERKES-ÇEÇEN DOSYASI /// Prof. Dr. ZAZA TSURTSUMİA : ÇERKES VE ABHAZLARIN OSMANLI TOPRAKLARINA SÜRGÜNÜ


Prof. Dr. ZAZA TSURTSUMİA : ÇERKES VE ABHAZLARIN OSMANLI TOPRAKLARINA SÜRGÜNÜ

Osmanlı Devletinde Kafkas Diyasporasının ortaya çıkışı, Rusya Çarlığının Kafkaslar’da 19. yüzyılda güçlenmesi ve Kafkas dağlıların ulusal bağımsızlık ve özgürlükleri için mücadeleleriyle bağlantılıdır. Kafkas dağlıları, Osmanlı Devletince, Rusya’ya karşı mücadelelerinde desteklenmişlerdi. Rusya’nın Kartli-Kakheti Krallığını ele geçirmesini takiben, 19.yüzılın başından beri Osmanlı Devletinin dış politikasında Kafkaslar belirleyici rolü oynamaya başlamıştır.

ÇERKES DİYASPORASI

Kuzey Kafkas halkları, Çerkesler, Abazalar ve diğer Kuzey Kafkas halkları Osmanlı Devletinin egemenliğini kabul etmemişler ve yalnızca, Osmanlı Devletinin bağlısı Kırım Hanlığı ile siyasi ilişkilerde bulunmuşlardır. (1, 162). Rusya’nın Kafkaslara ilerlemesi, Batı Kafkaslar’daki etkisi zayıf olan Osmanlı Devletini rahatsız etmişti. Osmanlı Devletinin Çerkeslerle ilişkileri ve İslam dininin Çerkesler arasında tebliği geleneksel olarak Kırım Hanlığının bir vazifesiydi fakat Rusya’nın Kırım Hanlığına yaptığı saldırıları sonucu Rusya’nın Güneye ilerleyişini püskürmek amacıyla Osmanlı Devleti, Anapa Kalesini güçlendirmeye karar verdi. 1780-84 yılları arasında, Osmanlı– etnik bir Gürcü olan – Ferah Ali Paşa, takviye edilen Anapa Kalesini bir üsse ve Rusya’ya karşı mücadele eden Kuzeybatı Kafkas kabileleri için bir sığınağa dönüştürdü. (2. 51) Ferah Ali Paşa Anadolu’nun Sivas, Sinop, Amasya ve Tokat illerinden 10.000 kadar asker getirdi ki bunların bir çoğu dağlı kadınlarla evlendiler ve bölgeye yerleştiler. Bu durum, Rusya karşıtı daimi gücün oluşması için ileri safhayı hazırlayacaktı. 1785’de Ferah Ali Paşa’nın vefatının ardından yerine Acaralı bir Gürcü olan Bijanoğlu Ali Paşa atandı. (3, 321) Osmanlı Devletinin niyeti, Çerkes ve Abaza aristokrasisi arasında İslam dinin yayılmasını Anapa üzerinden teşvik etmek ve Osmanlı Devletinin gücünü ve manevi otoritesini dağlılara göstermekti. Osmanlılar, Çerkesler arasında etkilerini genişletiyorlardı fakat 16. Yüzyıldan dan beri Rusya ile yakın ilişki içerisinde bulunan Kabardinleri kazanamadılar. (4, 99-100)

19. Yüzyıldan beri Rusya Çarlığı Kuzey Kafkaslara ateş ve kılıç zoruyla diz çöktürmeye çalışmakta ve yerel halkların direnişlerini şiddetle bastırmaktaydı. Çerkesler, Rus ordularıyla eşit olmadıkları savaşlarda cansiperane bir şekilde mücadele ettilerse de mevzilerinden çekilmek zorunda kaldılar. Böyle bir durumda, Rusya, direnen Kafkas dağlıların Osmanlı Devletine kitlesel sürgününü planlamıştı. Rusya ve Osmanlı devletlerinin her ikisi de Kuzey Kafkas nüfusunun Osmanlı Devletine göçürülmesiyle ilgilenmekteydiler.

Osmanlı Devleti, askeri gücünü göçürülecek Çerkeslerin insan gücüyle beslemek istiyordu. Osmanlı Devleti, iç sorunlarını çözmek amacıyla komşu ülkelerden Müslüman nüfusun göçürülmesinden faydalanıyordu. Bu şartlar altında, Osmanlı Devleti gizlice Rusya ile anlaştı. 9 Mayıs 1857 tarihinde Osmanlı idaresi, Muhacirler için mülkiyet güvence garantisinin bizzat Sultan olduğunı açıklayarak, muhaceretle ilgili özel bir yasayı kabul etti. Bu yasa, muhacirlere toprak vergisinden muafiyeti yanı sıra askerlik görevinden – göç tarihlerinden itibaren 12 yıl boyunca – hariç tutulmalarını garanti etmekteydi. “Muhacir İskan Komisyonu” kurularak kafkasyalıların muhaceratın Osmanlı Devleti’nin yüksek bir düzeyde tasarlanmış bir plan olduğunu ortaya çıkmıştır. (8, 524)
1859’den beri Osmanlı idaresi, Rusya ile yoğun müzakereler içerisindeydi ve sonunda, ilk etapta 50.000 muhacirin kabul edilmesi üzerine anlaştılar. Osmanlı Devleti, muhacir Çerkesleri, Rusya sınırları yakınlarına yerleştirmemeye söz vermişti. 1860 yılında, Başkanlığını – kendisi de bir Çerkes olan – Trabzon Valisi Hafız Paşa’nın yaptığı özel bir “Muhacir Komisyonu” kuruldu. Sonraları, bu Komisyon, İçişleri Bakanlığı şemsiyesi altında hareket edecekti. Komisyonun görevleri arasında Muhacirlerin Osmanlı limanlarına varışlarının kontrolü, Muhacirlerin yerinde kayıtları ve ikamet yerlerine ulaştırılmaları bulunmaktaydı. (12, 106)

1864 yılında, Kafkas dağlılarının Osmanlı Devletine – Muhaceret adıyla bilinen – kütlesel sürgünlerine yol açan Rusya Çarlığının Kuzey Kafkasları itaat alına alma süreci sona ermişti.

1859-64 yılları arasında, Kuzey Kafkaslılar deniz yoluyla Trabzon, Samsun, İstanbul, Varna ve Burgaz gibi Osmanlı Devletinin Karadeniz limanlarına varmaktaydılar. Pek çoğu yolculuk esnasında vefat etmekteydi. Karaya çıkanlar ise açlık ve hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalıyorlardı. 1864 yılında Rusya Trabzon Konsolos- luğundan Kafkas Ordusu Kumandanı General Kartsov’a gönderilen mektuba göre 70.000 Çerkes, o dönemde Osmanlı içerisinde olan Batum’da Osmanlı İmpara- torluğu’nun iç bölgelerinde gitmek üzere toplanmıştı. Her gün ortalama 7 kişi, açlık ve hastalık nedeniyle ölmekteydi. Trajedinin boyutlarını anlamak için, Trabzon’da ölen yaklaşık 19.000 insana bakmak yeterli olacaktır. Trabzon’da kalan Çerkesler’den her gün 200 kişi ölmekteydi. Benzeri haller, Varna ve İstanbul’a gönderilen Çerkesler için de geçerliydi. Sağ kalan Çerkesler ise Osmanlı idarecilerince, Osmanlı Devletinin problemli alanlarına yerleştirilmekteydiler; Bulgaristan’da, Sırbistan’da, Arnavutluk’ta, Suriye ve Irak’ta Hıristiyan Slavlar ve Müslüman Araplar arasına. (3, 529)

Rusya Çarlığı ordusunda General rütbesinde görev yapmış ve daha sonra Osmanlı Devletine göç ederek Paşa olmuş olan Musa KUNDUHOV’a göre; Çeçenler, Osmanlı Devletine göç etmeye karar vererek kendisinden hangi yolla gidebileceklerine dair tavsiye istemişlerdi. KUNDUHOV, Gürcistan üzerinden kara yoluyla gitmeyi tavsiye etti. 3.000 kadar Çeçen aile, tavsiyesine uyarak 1865 Mayıs ayında Gürcistan üzerinden Osmanlı Devletine hicret ettiler (5, 67-70). Çerkes muhaceretinin oranı, bu zaman için görülmemiş büyük boyutlara ve sürgün edilen insanlar arasında yüksek sayıda kayba ve acıya neden olmuştu. Binlerce insan Osmanlı gemilerini beklemekteydi Karadeniz kıyısında, açık havada, vatanlarından uzaklarda. Muhacirlerden daha fazla para alabilmek için gemi kaptanları, daha da fazla insan alıyorlardı gemilere. Güvenlik ve sağlık normlarının ihlalinin yanı sıra aşırı dolu gemiler bazen batıyorlardı ki Karadeniz binlerce Çerkes’e mezar oluyordu. Salgın hastalıkları önlemek adına hasta insanlar denize atılmaktaydılar. 1864 Mayısında, Rusya’nın Trabzon Konsolosluğuna göre, 30.000 insan deniz yolcuğunda ölmüştü. 1865’e kadar Trabzon’a ulaşan Çerkes muhacirlerin toplam sayısı yaklaşık 500.000 olmuştu. (6, 61-62)

Çerkeslerin Osmanlı İmparatorluğu’na sürgünün yanında Rusya’nın yine onlarla ilgili bir başka büyük projesi da vardı. KUNDUHOV’a göre, Rusya idaresinden yetkili şahıslar bizzat kendisiyle Kafkas dağlıların lideri Gazi Muhammed ile Çerkeslerin, Afganistan sınırı yakınına nakledilmelerini görüşmüşlerdi. Rusya’nın, Afganistan sınırında, Rusya’nın himayesinde olmak üzere Çerkesler eliyle devlet kurma hayali vardı. Bu sayede, Rusya’, İngiliz yayılmacılığının önünü kesmek arzusundaydı. Kuzey Kafkas liderliği bu öneriyi reddetti. (5, 12) Sürgünün yıkıcı sonuçları, yeni muhaceret dalgalarının önünü kesti. Tanıklık hikayeleri ve Osmanlı Devletinden gelen mesajlar sayesinde insanlar, Osmanlı Devletindeki soydaşlarının trajedisinden haberdar olmaktaydılar. Bu nedenle, Kabardinler göçürülmeyi reddettiler. (7, 134)

Umutsuz Çerkesler, Osmanlı Devletinden vatanlarına geri dönmeye çalışmaktaydılar. 1872’de, İstanbulda Rus Elçisi Graf İgnatiyev Rusya Dış İşleri Bakanlığına, yaklaşık 9.000 ailenin Osmanlı Devletindeki katlanılmaz yaşam şartları ve açlık nedeniyle Kafkaslara geri dönmeyi talep ettiklerini bildirmektedir. Geri dönmeyi talep eden Çerkesler’in sayısındaki artış, vatanlarına geri dönmek isteyen Çerkeslere karşı Osmanlı idaresini sert tedbirler almaya itti. Hem Osmanlı hem de yabancı gemilerinin, özel bir izin almaksızın bir tane bile Çerkesi götürmeleri yasaklandı. (7, 198)

Buna rağmen, az sayıda da olsa Çerkesler vatanlarına farklı yollardan – riskli ve gizlice – dönmeyi başardılar. Fakat bu çok nadiren olabilmekteydi.

Rusya idaresi Çerkesleri vatanlarından çıkartmakla yetinmeyerek Osmanlı Devleti içerisinde yerleştirilmelerine de müdahil oldu. 2 Mart 1878 tarihinde, Rusya ve Osmanlı arasında yapılan anlaşmaya göre, Balkanlar’da Rusya sınırına yerleştirilen Çerkeslerin iç bölgelere yerleştirilmelerinin sorumluluğu Osmanlı tarafına yüklenmekteydi. Bu anlaşma uyarınca, Çerkesler ikinci defa Osmanlı Devletinde yerleştirildiler; bu defa Asya tarafında.

1859-79 arasında Osmanlı İmparatorluğu’na sürgün edilen Kuzey Kafkaslıların toplam sayısının saptanmasında, Prof. Kemal KARPAT’a göre 1,5 milyon Kuzey Kafkaslı muhacir (ki çoğunluğu Çerkes) sürülmüştür. Bunların yarım milyonu, yolda veya varışlarından birkaç hafta sonra açılk ve hastalıktan ölmüştür. (9, 69) Diğer araştırmacılar da bu rakamları doğrulamaktadırlar. (10, 49)

Muhacirlerin çoğunluğu Kuzeybatı Kafkaslılardı – Çerkesler, Ubıhlar, Abazalar ve Abhazlar (Apsua). Dağistanlılar, Çeçenler ve İnguşlar ise daha az sayıda sürülmüşlerdir. Bugün, Kuzey Kafkaslı muhacirlerin torunları – Osmanlı Devletinin mirasçısı olan Türkiye’nin Marmara, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde yaşamaktadır. Kuzey Kafkas kökenli Türk vatandaşları, Devletin idari e askeri kurumlarında önemli makamları işgal etmektedirler. Pek çoğu, tanınan toplumsal ve kültürel figürlerdir. Türkiye’de çok sayıda Kuzey Kafkas (Çerkes, Abhaz, Osetin, Çeçen, Dağistanlı) derneği, vakfı ve kültür-eğitim kurumu faaliyet göstermektedir. Türkiye’nin Kuzey Kafkas Diyasporası, ulusal etnik kültür ve geleneklerin korunmasına büyük önem atfetmektedir; Diyaspora temsilcilerinin tarihi anayurtlarıyla geniş ilişkileri vardır – Rusya Federasyonu içerisindeki Kuzey Kafkas cumhuriyetler, ayrıca Abhaz kökenli Türk vatandaşlarının da Abhazya ile yakın ilişkileri vardır ki Abhazya Parlamentosunda iki Türkiyeli Abhaz yer almaktadır. Türkiye’deki Abhaz Diyasporası, Abhazya’da ticari-iktisadi ve kültür-eğitim projeleri yürütmektedir. En kalabalık Kuzey Kafkas Diyasporasına Türkiye’de bulunmakla birlikte Orta Doğu ülkelerinde de çok sayıda Çerkes ve Çeçen topluluğuna rastla
nabilmektedir . 19. Yüzyılda da Osmanlı Devletinin bir parçası olan Suriye ve Ürdün’de çok sayıda Kafkasyalı göömenler yerleştirilmiş. Halen Yaklaşık 30.000 Çerkes, Suriye’de yaşamaktadır. Ürdün’e gelince, Çerkes nüfusu yaklaşık 50.000 iken Çeçen nüfusu ise 10.000 kadardır. Ürdün’ün ve özellikle başkent Amman’ın Çerkes nüfusu, Ürdün’ün bağımsızlığını kazanmasında önemli rol oynamıştır. 1950’de Çerkes kökenli Said Paşa el-Mufti, Ürdün’de Başbakan oldu. Dört defa Ürdün’de başbakanlık yaptı. Çerkeslerin ve Çeçenlerin kendi kotaları vardır Parlamentoda ve Hükümette. Geleneksel olarak, Ürdün Kraliyet Ailesinin özel muhafızları da Kafkas kökenlidir. (11, 59-60)

Çerkes Diyasporası bir etnik azınlık olmasına rağmen, yaşadıkları ülkenin medeni-siyasi hayatına en iyi şekilde entegre olmakla ünlüdürler. Bu bakış açısından, İsrail’de yaşayan Çerkesler örneği çok ilginçtir. Çerkesler, İsrail’in Reyhanlı ve Kfar-Kama kasabalarında yaşamaktadırlar. Bu insanlar, vatandaşı oldukları İsrail’in sadık ve tanınmış mensuplarıdır ve İsrail Devletinin kalkınmasına ve inşasına katkıları gereğince takdir edilmektedir. İsrail Silahlı Kuvvetlerinde pek çok etnik azınlık yer almazken Çerkesler orduda başarılı asker ve subaylar olarak biliniyor. İsrailli Çerkeslerin komşuları Ürdün’deki Çerkesler de Ürdün Kralına sadakatle bağlıdırlar. Aynı zamanda, Diyaspora Çerkesleri tarihi anayurtlarıyla ilişkilerini geliştirmeye çabalamaktadır. Çerkes etnik-kültürel bilincine sahiptirler, birbirlerinin kabile isimlerini bilirler ve Çerkes çevreleri içerisindeki spesifik, ahlaki-etik prensiplerine sadıktırlar.

Osmanlı Devletine sürülen Çerkesler, askerlik görevine düşkündüler. Sultan’ın idaresi onları bu yönde teşvik etmiştir ve Çerkesler de kamu hizmetlerinde öneli mevkileri işgal ede gelmişlerdir. Çerkesler, Sultan’ın süvari bölüğünü ve özel muhafızlarını oluşturmaktaydılar.

Osmanlı Devletinde 1908’de gerçekleşen devriminin bir sonucu olarak, İttihat ve Terakki Cemiyeti liderleri, ikinci meşrutiyet dönemi olarak bilinen 1908-1918 dönemi arasında devlet yönetiminehakim oldular. İttihat ve Terakki Cemiyet’in liderleri Enverç Talat ve Cemal, Kuzey Kafkaslar’da Osmanlı Devletinin himayesinde İslami Devlet kurma düşüncesini akılda tutarak, Çerkeslerin ulusal kimliğinin canlanmasını desteklemekteydiler. 1908’de meşhur Çerkes asıllı Fuat Paşa, Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyetini kurdu; iktidar partisinin, ordunun, sivil ve kültürel temsilcisi Çerkes liderliği temsil edilmekteydi. Cemiyet, Çerkes Alfabesini icat ederek çerkesçe kitaplar yayınladı. İstanbul’da ‘Çerkes Okulu’ açıldı. Osmanlı Çerkesleri, Enver Paşa tarafından desteklenen ‘Kafkasya İstiklal Komitesini’ kurmuşlardır. Komite, Kuzey Kafkaslar’daki Çerkeslerin ulusal bağımsızlık hareketi için Avrupa devletlerinden destek alabilmek amacıyla girişimde bulunmuştur. (11, 44,46)
Çerkesler, 1919-1923 arasında Mustafa Kemal ATATÜRK önderliği yaptığı ulusal kurtuluş mücadelesine aktif bir şekilde katılmışlardır. Abhaz asıllı Rauf ORBAY 12 Temmuz 1922- 4 Ağustos 1923 arasında Türkiye başbakanlık görevinde bulunmuştur.
1951’de İstanbul’da ‘Kuzey Kafkasyalılar Kültür ve Yardımlaşma Derneği’ kuruldu ki bunu ileriki yıllarda Çerkeslere ait başka kültür-eğitim dernek ve vakıflarının kurulması takip etti. 1992 yılında, Gürcistan’ın Abhazya bölgesinde silahlı çatışmaların başlangıcında, Türkiye’deki Abhaz-Çerkes diyasporası Gürcistan’a karşı protestolar düzenledi; Bu gelişmeler 1992 yılında İstanbul’da “Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesinin” kurulmasına yol açtı.1995’de “Kafkas Vakfı” kuruldu. İkafkas Vakfı’ Türkiye’nin yanı sıra Kuzey Kafkasya halkları arasında bilgilendirme, kültür-eğitim ve hayır işlerinde bulunmaktadır. Çeçen Savaşı esnasında, Türkiye ve Orta Doğu ülkelerinde “Çeçen Komiteleri” ortaya çıktı. ‘Çeçen Komiteleri’ Çeçen direnişöileri desteklemek için mali yardım toplamaktaydılar. Türkiye’nin Abhaz-Çerkes diyasporasının koordinatörlüğü yapan “Kafkas Dernekleri Federasyonu” Türkiye’de faaliyet gösteren Abhaz-Çerkes dernekleri kültür-hayır kurumunu bir araya getirmektedir.

Türkiye Cumhuriyetindeki Kuzey Kafkaslıların kesin sayısını saptarken, 1965 yılındaki nüfus sayımında, vatandaşların etnik aidiyeti anadillerine göre belirleyen verilere dikkat edilmelidir. Bu veriye göre, 1965 yılında, Türkiye Cumhuriyetinde 125,768 kişi “Çerkesçeyi” anadilleri olarak beyan etmiştir.

ABHAZLARIN MUHACERETİ

1864 yılında Rusya, eski Gürcistan krallığının bölgelerin özgürlükleri kaldırılması süreci içerisinde Abhazya Prensliğini da ortadan kaldırarak Prens Mihail Şervaşidze Rusya’ya sürgün etti. Abhazya, Sohum Askeri Dairesi’ne dönüştürüldü ve Kutaisi Genel Valiliğine bağlandı. Rus askeri idaresinin Abhazların geleneksel yaşam tarzına müdahil olması, halk arasında kitlesel memnuniyetsizliğe neden oldu ve nihayet 1866 Temmuzunda bir ayaklanma baş gösterdi. Çarlık ivedilikle Abhazya’ya askeri birlikler yollayarak Ağustos’ta ayaklanmayı bastırdılar. Liderler ve aktif katılımcılar şiddetle cezalandırıldı.

1866 yıl ayaklanmasından sonra, Abhazların Osmanlı Devletine sürülmesi planı uygulanmaya başlandı. 27 Ekim 1866 tarihinde, Kutaisi Genel Valisi SVYATOPOLK-MİRSKİ, Kafkas Dağlı Halkları Daire Başkanı D. STAROSELSKİ’ye hitaben şöyle yazıyordu: “Sohum Askeri Dairesi’nden kaynaklanabilecek tehditleri bertaraf etmenin tek bir yolu vardır o da Abhaza nüfusunu tümü ile Türkiye’ye sürmektir”. (13, 21) Rus yöneticileri, Abhazların sürgününü Gürcistan ve genelde Kafkasya işgalinin son noktası olarak görüyorlardı. Ruslara göre, Abhazya’daki Müslüman nüfusun azaltılması Rusya’nın bölgede güçlenmesi demekti.

Kafkasya Genel Valisi Büyğk Prens MİHAİL ROMANOV’a göre çoğunlukla Rus yönetime karşı isyankar olan Abhazların Rusya Çarlığı sınırlarından uzak yerlerde tutulmaları gerekiyordu. ROMANOV, muhacirlerin geri dönme ihtimallerini de ortadan kaldırmayı özel bir karara bağlanmasını emrediyordu. (14, 284-285).

1866 Kasımında Rusya İmparatoru II.Aleksandr, Abhaz nüfusunun Osmanlı Devletine ilk fırsatta sürülmesini onayladı. Çarın onayını alır almaz Mihail ROMANOV, Kafkas Ordusu Kumandanı General A. KARTSOV’a emri verdi, karar ivedilikle uygulanacaktı. (13, 19) Rus idaresi, sürülecek nüfus miktarını çoktan belirlemişti. 4.500 Abhaz ailesini sürmeyi planlamışlardı. Diğer yandan, Osmanlı Devleti 4.000 aileyi kabul etmeye hazırdı. Rusya, Abhaz Sürgünüyle ilgili olarak Osmanlı ile anlaşmaya varmıştı. Rusalr Osmanlı yönetimi ile Muhacirleri Rusya sınırlarına yakın yerlere yerleştirilmemeleri hususunda da uzlaşmışlardı. (14, 284)

Osmanlı idaresinin onayının ardından, Kafkasya Genel Valisi MİHAİL ROMANOV, Nisan ayı sonu itibariyle sürgün sürecinin başlatılması emrini verdi. Rus Askeri birlikler Sohum’u başta olmak üzere Abhazya’ya sevk edildiler. Sürgünün başlamasından önce, 6 Nisan 1867 tarihinde, ilk Muhacir akını, (49 aile, 218 kişi) o Batum’a ulaştı.

1867 Nisanın sonunda, büyük Muhaceret süreci başlamıştı. Dönemin belgelerinden açıkça anlaşılabileceği gibi Abhaz sürgününün nedenlerinde Rus baskısı ve askeri güçü vardı. 31 Mart 1867 tarihindeki imparatora gönderdiği mektubunda Genel Vali MİHAİL ROMANOV, Biçvinta sakinlerinin sürgüne karşı olduklarını yazıyordu. Abhazlar kalabilmek için Hıristiyanlığa bile geçiyorlardı. (14, 288) Tiflis’te çıkan Gürcü “Droeba” gazetesi, Abhazya’daki durumu şöyle betimliyordu: “Abhazlar çok üzgün… Tsebeldalılar, Dalililer, Guplılar gittiler. Abjuva ilçesinden pek çoğu gitti. Çiloulular ve Cgerdalılar evlerinden zorla çıkartıldılar. Aslında gitmek istemiyorlardı. Abhazlar, Osmanlı Devletine sürgün edilmektense Rusya idaresinde yaşamanın daha iyi olacağını babacan bir tavırla anlatan ve anayurdunda kalmalarına yardımcı olan Bzip İlçesi yöneticisi Binbaşı Dimitri ÇAVÇAVADZE’ye çok teşekkür ediyorlardı”. (15, 1) Rusya, Abhazya’daki toprak mülkiyetinin çoğunluğunu Rus kolonizasyonu için ele geçirmek istiyordu. (14, 279-280) Abhaz aristokrasisi ise bağımlı köylüleri Osman Devletine beraberinde götürmeyi ve böylece derebeylikten kaynaklanan alışılagelen ayrıcalıkları korumaya özen gösteriyordu. 16 Mart 1867 tarihinde, Sohum Askeri Dairesinin kumandanı Generali M. TOLSTOY, Kutaisi Genel Valisine yazdığı mektubunda yaklaşık 40 Tsebeldalı soylunun beraberlerindeki köylü ailelerle birlikte Osmanlı Devletine göç etmeyi kabul ettiklerini yazıyordu. (13, 1) 1867 Haziranının başında, sürgün süreci sona ermişti. Osmanlı idaresi, Rusya ile anlaşıldığı gibi, Abhaz Muhacirleri Rusya sınırlarından uzaklara yerleştirdi. (14, 289)

Sürgün süreci esnasında, Muhacirlerin listeleri köylere göre hazırlanmıştı; aile sayıları, aile reislerinin ad ve soyadları, aile üyelerin kimlikleri özel listelere yazılmıştır. Gürcistan arşivlerinde incelemeye açılan bu sürügün listelerine göre, 1867 yılında Abhazya’dan 3.358 aile toplam 19.342 kişi sürgün edildi.

Askeri yapılarda ve devlet-idari kurumlarında Kafkas dağlılarının çekilmesinin teşvik edilmesini öngören Osmanlı Devletinin Abhaz-Çerkes politikası, devlet yönetiminin tüm kısımlarında “Çerkes” etkisinin güçlenmesine yol açtı. Osmanlı Devletinde “Çerkes” kavramı, Çerkes kabilelerinin yanı sıra Abhazya’dan sürülen ve “Abaza” olarak da adlandırılan Abhaz nüfusunu tanımlamak için de kullanılmaktaydı. Aynı zamanda, Osmanlı Devletinde, Abhazya’dan sürülenlerin, ‘Çerkeslerden’ farklı oldukları da bilinmekteydi. “Abaza” ismini Çerkeslerden ayrı etnik aidiyetlerini vurgulamak için kullanıyorlardı. Osmanlı Devletinin askeri-siyasi ve idari kurumlarındaki Abhaz katkısı ve sırasıyla baş gösteren etkileri, etnik Çerkeslerin (Adigeler) temsilcilerinin katkısından daha az değildi. Osmanlı Devletinin tarihinde pek çok Abhaz kökenli siyasetçi, asker ve devlet adamı bilinmektedir.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında, Osmanlı Devleti, Abhazya’ya bir deniz harekatı gerçekleştirerek Abhazya’ya Ruslara karşı savaşmak üzere bir Osmanlı birliği çıkarma yapmıştır. Osmanlı askerler ve Abhaz mühacirlerinden oluşan birlik Abhazya’daki askeri operasyonları dünenlenmekteydi. Osmanlı Devletinin Abhaz muhacirleri kendi lehine kullanması ve yerel Abhazya nüfusunun büyük bir kısmının da işgalci Osmanlı güçlere katılması, Osmanlı Devleti savaşı kaybedince Abhazların ikinci büyük Muhaceretiyle sonuçlandı. 1877 tarihindeki Rus resmi düşüncesine göre, kendi istekleriyle İslam dinine geçen Abhazlar gönüllü olarak Osmanlı Devletine göç etmişlerdi. Bu düşünceye göre Abhazlar, Osmanlı ajanlarının ve daha önce göç etmiş muhacirlerin Rusya aleyhtarı propagandasının kurbanı olmuşlardı. “Ağırlıklı olarak İslam dininin etkisindeki Abhaz yerleşim yerlerinin nüfusu göç ettiler. Bunların arasında Kodor İlçesindeki Cgerda, Çlou, Gup’un yanı sıra tüm Gumista İlçesi bulunmaktaydı.” (17, 3)

Abhazya nüfusunun dikkate değer bir kısmı Abhazya’ya yapılan Osmanlı çıkarmasında Osmanlı Devletinden yanaydı fakat dönemin basını, Abhazya’ya gelen Osmanlıları özgürleştiriciler olmaktan ziyade işgalciler olarak niteliyordu. “Droeba” gazetesi: “Türkler, Abhazya’yı acımasızca talan ettiler, yerel halk ile de pek çok kez çatıştılar.” diye Abhazya’daki durumu izah ediyordu(18, 2).

Osmanlı’nın Abhazlara Rus aleyhtarı propagandası uygulanarak göçe teşvik etmeleri 1877’deki büyük çaplı Muhacerete yol açan nedenlerden biridir. Bu da bilinen bir gerçektir ki, Osmanlı İşgalciler halka, Rus güçlerince kontrol edilen topraklara kaçma fırsatı vermiyorlardı. Dönemin basınına göre, “Abhazlar, düşmandan Bize doğru kaçmaya çalıştıysa da Türklerin buna izin vermedi. Abhazlar Türklerden şikayet ediyorlar. Abhazlar, Türkiye’de iskan edilmek istemiyor fakat Türkler onları baskı ve tehditle zorluyorlar. Türklere göre, hicret etmedikleri takdirde tüm Abhazlar Ruslar tarafından ihanetle suçlanarak öldürülecekler.” (19, 3)

Gürcü aydınları, Abhaz halkının trajedisine büyük bir merhametle yaklaştılar. Sıkı sansür şartları altında, “Droeba” gazetesi Abhaz halkının mukadderatını yansıtıyordu: “Bir gemiye bindirilen ve Türkiye’ye yola çıkan Abhazların çoğunluğu ağlıyor ve Rus idaresine ülkelerine dönmeleri için sesleniyorlardı; zor kullanılarak istekleri dışında terk etmek zorunda bırakıldıkları için tutsak olarak addedilmelerini istiyorlardı.” (20, 2)

Çarlık, Sohum’dan çekilmesini ve başarısızlığının faturasını Abhazların ihanetine kesmişti ki bu Gürcü toplumunda tepkiye neden oldu. Gürcü Yazar Giorgi TSERETELİ, Abhaz Muhaceretindeki trajediyi Abhazya’dan savaş sırasında çekilen Rusya ordusunun başarısızlığına ve halkın işgalciler tarafında göçe zorlanmasına bağlamıştır. G. TSERETELİ, Abhazların sözde ihanetiyle ilgili olarak Rus resmi görğüşüne karşı çıkarak ihanetin söz konusu olmadığını vurduluyordu.: “Sohum’dan çekilirken hangi stratejik kararın alındığını bilmiyoruz.. Eski zamanlardan beri Gürcistan Krallığının en gözde bölgesi olan ve 400 yıl boyunca Türkiye’ye karşı savaşan Abhazya, ezeli düşmanına bir yardım eli nasıl uzatacaktı, ki bizi buna inandırmaya çalışmasınlar” (21, 2)

32.000 civarında Müsliman Abhaz, 1877 Muhaceretinde göç etti. Bu arada, yorulmak bilmeyen Gürcü Hıristiyan papazları Abhazları eski Hıristyan dinine döndürmeleri için ellerinden geleni yapıyor Hıristyan Abhazların göç etmelerine engel oluyorlardı. Böylece, Gürcü kilisesi Abhaz halkını toplu göçten ve Ubıhlar gibi tarih sahnesinden silinmekten koruyacaktı.

Osmanlı Devletine sürülen Abhaz muhacirler, Osmanlı idaresinden yeteri kadar yardım alamadıkları ve açlıktan ölmeyemaruz kaldıkları için geri dönmeye niyetlendiler fakat Rusya onları geri kabul etmiyordu. Osmanlı Devleti ve Rusya arasındaki anlaşma uyarınca, muhacirlerin anayurtlarına geri dönme haklarının bulunmuyordu. (22, 2)

Geri dönmek isteyen Abhaz muhacirler ilk etapta Batum’a yöneldiler ve Abhazya’ya ordan dönmeye çalıştılar. Pek çoğu Batum ve havalisinde yerleşti ki torunları halen oralarda yaşamaktadırlar. 27 Ocak 1879 tarihinde İstanbul’da, Rusya ve Osmanlı devleti arasında bir anlaşma imzalanarak ve buna göre Kafkaslar’daki Rus Genel Valiliği, anlaşmanın imzalanmasından itibaren 3 yıl içerisinde Abhazların kısmi dönüşüne izin verecekti. Bunun sonucunda, 15.000 Muhacir, Abhazya’ya geri dönmeyi başardı. (14, 381, 396)

1877-1878 savaşından sonra Rus idaresi, Abhazlara örnek bir ceza vermeye karar verdi. II. Aleksandr’ın 31 Mayıs 1880 tarihli fermanı uyarınca, Gudauta, Gumista ve Kodor İlçelerinin Abhaz nüfusu toprak mülkiyeti hakkından yoksun bırakıldı ve toprakları da devlet idaresine devredildi. Sohum yakınlığında ve Kodor ile Psirtskha nehirleri arasındaki sahil şeridinde Abhazların yerleşmesini yasaklandı. Abhazların “Suçlu nüfus” statüleri yasallaştırılmış oldu. Çarlığa en ufak bir itaatsizlik halinde, suçlu nüfus Kafkasya dışına sürgün edilmekle tehdit ediliyordu. Bu statü, 1907’de kaldırıldı.

Rusya Çarlığı, sömürge politikası uyarınca, Abhazya’daki birincil gayesini nüfusun Ruslaştırılması ve kültürel asimilasyonu olarak saptadı. Bu politikanın savunucularından A. VEREŞÇAGİN, 19 Ocak 1878’de şöyle yazıyordu: “Devletin uzak bir bölgesi olarak, Rus kanına ve parasına mal olan Karadeniz’in Kafkas kıyıları, Rus Kilisesinin, Rus dilinin ve Rus okuma-yazmasının tam olarak hakimiyetinde olmalıdır. Kafkas Nüfusu içerisindeki çeşitli kabilelerde Rus okulları kurulmasını zorunlu hale getirilmelidir ki yalnızca Rus okullar bu farklı kabileleri Ruslaştırmayı mümkün kılacaktir.” (23, 22)

Türkiye’deki Abhaz Diyasporasının toplu yerleşimlerinde kurulan dernekler, kültürel kimliği ve etnik gelenekleri sürdürmeyi amaçlamaktadır. Türkiye’nin Abhaz Diyasporası, Abhazya’daki siyasi ve kamusal çevrelerde, Abhaz aydınları arasında dikkate değer bir etkiye sahip olup Abhazya’da önemli iş ve ortaklık çalışmaları yapmaktadır. Bine kadar Türkiyeli Abhaz, son yıllarda Abhazya’ya yerleşmiştir.

Prof. Dr. ZAZA TSURTSUMİA

Bibliyografyası:

A.Cevdet. Tarih. III. Ahmet Cevdet Paşa. Tarihi-Devlet. I-XII. İstanbul, 1894.
Gökçe C. Kafkasya ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Kafkasya siyaseti. Istanbul, 1979
İ.Berkok. Tarihte Kafkasya. Istanbul, 1958.
B. Habiçoğlu. Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler. İstanbul, 1993
M. Kundukov. Anılar, çev. M. Yağan, İstanbul, 1978.
А. Авксентьев. Ислам на северном кавказе. Ставрополь. 1984.
N. Berzec. Tehcîru’ş – Şerâkise. Amman, 1986
Ö. L. Barkan. Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler. İ.Ü.İ.F. Mecmuası. İstanbul, 1949
K. H. Karpat. Ottoman Population 1830-1914. Wisconsin, 1995
A. H.Hızal. Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklâl Davası. Orkun Yayınları No: 4. Ankara 1961.
F.Baderhan. Türkiye, Sürye ve Ürdün’deki Küzey Kafkasya Diasporası (XIX yüzyılın ikinci yarısı-XX yüzyılın birinci yarısı). Doğu Bilimler Enstitüsü. Moskova 2001 (rusça)
A. Saydam. Kırım ve Kafkas Göçleri (1856-1876). Ankara, 1997.
Gürcistan Merkezi Tarih Arşivleri. F.1861. Dosye 2. S.37
G.Dzidzaria. Muhacerat ve Abhazya’nın XIX yüzyılın ikinci yarsındaki tarihin sorunları. Sukhumi.1982. (rusça)
gazete,,DDroeba”, 1867, #23
B.khorava. 1867 yılında Abhazların sürgünü. Tiflis 2004. (Gürcüce)
gazete‘Kavkaz’1877, #222
gazete,, Droeba”, 1878, #157.
gazete,,Tiflisskiyi Vestnik” 1877, #193.
gazete,, Droeba”, 1878, #158
gazete ,,Голос”, 1877, #257
gazete ,, Droeba”, 1879, #123
A.V.Vereshchagin. Kafkasya Karadeniz sahili ve kolonizasyonu. Sankt-Petersburg. 1878.(rusça)

TARİH : Osmanlı’yı kuranlar Şaman mıydı ???


Osmanlı’yı kuranlar Şaman mıydı ???

Bilecik’te, Osmanlı’nın kuruluş yıllarında uç beyi İsa Sofi adına inşa edilmiş türbede keşfedilen Şamanik çizimler incelendi. Gök Tanrı inancına dair çizimlerle donatılmış türbede hiçbir İslami öge bulunmuyor…

Bilecik’te, Osmanlı’nın kuruluş yıllarında uç beyi İsa Sofi adına inşa edilmiş türbede keşfedilen Şamanik çizimler incelendi. Gök Tanrı inancına dair çizimlerle donatılmış türbede hiçbir İslami öge bulunmuyor.

Bilecik’in Söğüt ilçesine bağlı Borcak köyünde bulunan İsa Sofi türbesi, 12 ve 13. yüzyıllarda Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Türkmen göçerlerden günümüze kadar ulaşan çok önemli izler taşıyor. Türbenin duvarlarına resmedilmiş Gök Tanrı inancına ait bezemeler, Anadolu coğrafyasında bulunan ilk örnek olması nedeniyle büyük bir öneme sahip.

Türbede başlatılan tadilat sırasında, üstteki sıvanın kazınması ile ortaya çıkan bu bezemeler, az sayılabilecek bir bozulma ile günümüze kadar ulaşmış. Gök Tanrı inancını yansıtan duvar resimleri, bu inanca yönelik anlayışların resmedildiği çok önemli bir belge niteliği taşıyor.

Kendisi adına türbe yapılan İsa Sofi’nin, vakıf belgelerinden Osman Bey zamanında burada bir zaviyesi olduğu ve buranın kendisine vakfedildiği biliniyor. Diğer taraftan yöre halkı tarafından Ertuğrul Gazi’nin silah arkadaşı olduğuna dair günümüze kadar ulaşan bir rivayet var.

Arkeofili’de yer alan habere göre İsa Sofi’nin adından dini bir şahsiyet olduğu ve adına türbe inşa edildiği için toplumun önde gelen bir ismi olduğu anlaşılıyor. Ancak türbede yer alan İslam dışı öğeler, içinde yaşadığı topluluk ve İsa Sofi’nin onlarla ilişkisi hakkında ipuçları barındırıyor. Söz konusu türbe, süslemeleri bakımından Anadolu’daki hiçbir türbe ile benzerlik göstermiyor.

Türbenin yer aldığı Borcak Köyü ve İsa Sofi Türbesi, Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu Söğüt ilçe merkezinin yaklaşık 9 kilometre doğusunda bulunuyor.

Bu tür türbelerin yüksek tepelerde yer alması, eski Türk inancıyla alakalıydı. Nitekim yüksek tabakaya mensup kişilerin mezarları ulaşılması zor yerlere yapılırdı.

Mimari elemanlar ve inşa tekniği olarak Erken Osmanlı Mimarisine ait olan türbede bir kitabe olmasa da, İsa Sofi’nin vakıf kayıtları ve yöre halkının anlatımları, türbenin 14. yüzyılın ilk yarısında inşa edildiğini gösteriyor.

TÜRBEDE HİÇBİR İSLAMİ ÖGE YOK

Türbe İslami bir yapı olmasına rağmen, içerisinde bulunan süslemelerin ağırlıklı olarak Şamanizm kökenli olması, toplumda eski inancın çok canlı olduğunun bir göstergesi. Özellikle konar-göçer hayat süren Türklerde, İslamiyet kabul edilmesine rağmen eski inanca dair davranışlar kolaylıkla terk edilmemişti.

Türbe, kare planı ve sekizgen kasnak üzerine yapılmış kubbesi ile mimari olarak klasik Türk-İslam yapısı olma özelliğini taşıyor. Kapısı benzer yapılarda olduğu gibi alçak yapılmış. Bu özellikleri ile İslami yönü güçlü bir figüre ait olması gerektiği düşünülse de, 2017 yılında başlatılan tadilat sırasında alt sıvada meydana çıkan bezemeler, konuyu farklı bir boyuta taşıyor.

Türbenin içi, Orta Asya inanç sistemine ait olan öğelerle bezenmiş. Duvar bezemelerinde, Orta Asya inanç ve kültür sisteminin çok etkili olduğu açıkça görülüyor. Türbe içerisinde hiçbir İslami öğe bulunmamasına karşın, tamamının Göktanrı inancına ait olması, İsa Sofi’nin inancını da sorgulatır nitelikte.

Türbe ile ilgili dikkat çekici bir özellik de, bu İslam dışı süslemenin, daha yeni bir sıva ile kapatılmış olması. Yöre sakinleri, bu işlemin ne zaman yapıldığını bilmiyor. Osmanlılardan kalma metruk okul binasının mimarisi ve duvardaki hat üslubu, türbedeki kapatıcı sıvanın 19. yüzyılda yapıldığını düşündürüyor.

HER ŞEY GÖK TANRI İNANCIYLA İLİŞKİLİ

İsa Sofi türbesinde, Türk Mitolojisindeki Evren Tasavvuru ve buna bağlı olarak çeşitli öğeler resmedilmiş.

Süslemeler arasında iki gemi figürü dikkat çekiyor. Bu gemilerden doğu duvarına resmedilen, evren için belirlenmiş hattın dışında yer alıyor. Bu geminin ölenin ruhunu alıp gökyüzünün 16. katındaki Ülgen’e götürdüğü düşünülüyor. Batı duvarında yer alan gemi ise muhtemelen 17 denizin birleştiği yeri gösteriyor ve burası Talay Kan’ın evi olabilir. Orta Asya Türk mitolojisine göre Talay Kan, denizlerin hakimi, ölülerin koruyucusuydu. Bir türbe ve ölü üzerine bir ritüeli anlatması muhtemel olan bu bezemelerde, Talay Kan’ın kullanılması muhtemel.

Bezemelerde bir evren tasavvuru ele alınmış ve çizgilerle oluşturulan gök, yer ve yer altı bölümleri, Orta Asya Türk kozmogonisini betimlemek için kullanılmış. İki kalın çizgi ile sınırlandırılan ilk katman, yeraltını temsil ediyordu. Şamanlara göre dünya birçok kattan oluşmaktaydı. Yukarıdaki 17 kat ışık âlemi olarak göğü meydana getirirken; aşağıdaki 7 ya da 9 kat ise yeraltını yani karanlıklar âlemini oluşturuyordu. Bu iki kat arasında ise hayatın devam ettiği yeryüzü vardı.

Türbede yeraltını ifade eden alt bölüm, kalın bir çizgi ile yeryüzünden ayrılmış. Bu katmanı dikey olarak bölen ve yeryüzünden gökyüzünün sınırına kadar uzanan bir şaman ya da hayat ağacını temsil eden figür bulunuyor. Yeryüzünü temsil ettiği düşünülen kalın çizginin üstünde Kayra Han’ın oturduğu gökyüzünün en yüksek yerine kadar (ayyuk) uzanan hayat ağacının dalları çoğunlukla eksik çizilmiş.

Kubbe kasnağında bulunan süslemeler 18’i güney ve 18’i de kuzey kısımda olmak üzere toplam 36 parçaya ayrılmış. Her bir bölüm bir âlem olarak ifade edildiğinde, süslemenin her iki tarafında da 18 bin âleme atıf yapılmış.

Her bölüm arasında yer alan üst üste üçlü güneş motifleri, Türk Mitolojisinde tanrıları işaret ediyor olabilir. Tengere Kayra Kan semanın 17. katında oturur ve buradan kainatın kaderini tayin ederdi. Ondan doğan üç tanrı; semanın 16. katında oturan Bay Ülgen; 9. katta oturan Kızagan Tengere ve 7. katta oturan Mergen Tengere’dir. Söz konusu üç güneşin bu üç tanrıyı ifade etmesi muhtemel.

Kubbe eteğinde yer alan süslemelerde bir şimşek motifi görülüyor. Tüm bezemeler arasında tek örnek olan bu motif, Türk Mitolojisinde önemli bir yere sahip. Eski Türkler yanlarında saf ve beyaz bir taş taşıyarak yıldırım ve şimşek gibi tehlikelerden korunacaklarına inanıyordu.

Doğu duvarında ve türbe giriş kapısının hemen üstünde, büyükçe güneş benzeri bir motif yer alıyor. Bu tanrıyı simgeleyebileceği gibi şaman davulunda kullanılan motiflere de benziyor.

Türbenin güney duvarında ve belirlenen sınırın dışında kalan yuvarlaklar Ay’ı temsil ediyor olabilir. Ay, Türk Mitolojisinde özel bir yere sahipti. Eski Türkler Ay ve Güneş’i insanlara iyilik getirip onları koruyan iki kutlu varlık olarak görüyordu.

Türk mitolojisinde Ağaç Kültü’ne dair izler, İsa Sofi Türbesi’nde de kendini gösteriyor. Beden duvarlarındaki bezemelerde hayat ağacı ya da diğer ağaç formlarının çokluğu dikkati çekiyor. Ağaç, en başta göğün direği olarak evren tasavvurunda başta gelen öğelerden biriydi.

Türbenin güney duvarında yer alan ve bir kısmı dökülen sıva sebebiyle kaybolmuş olan dokuz dallı kayın ağacı var. Bu ağaç, şamanların göğe yükselirken tırmandıkları ağaç olarak kabul ediliyordu. Bu figürün orta kısımlarında ata binmiş ve yukarı tırmanan bir insan figürü var. Türklerde ayin sırasında şamanı katlar arası tanrıya ulaştıran araç olarak Pura adında bir at ruhu vardı. Muhtemelen bu türbede şaman ve onu taşıyan pura resmedilmişti.

Beden duvarlarında dikkati çeken bir diğer bezeme de stilize edilmiş bir kuşa ait olduğu düşünülen bir resim. Bu resim, bir Gold Şamanının öteki dünyaya yolculuğu esnasında kullandığı “Koarı” ya da “Bucu” isimli ruh kuş olabilir.

1980’LERE KADAR ÇEŞİTLİ RİTÜELLER UYGULANIYORDU

Türbenin eski dönemlerdeki öneminin yanında, İsa Sofi yakın zamanlara kadar köyün sosyal ve dini hayatında da önemini devam ettirdi. Halkın belli aralıklarla ziyaret ettiği bir yer olmasının yanısıra, yakın zamana kadar hıdrellez gibi kutlamalar da burada yapılıyor, dualar burada ediliyor ve şifalı pilav burada pişirilip yeniliyordu.

Çocuğu olmayanlar, hastalar dertlerine devayı burada dua ederek arıyorlardı. Dua edilirken geyik kemikleri mezar üstüne konuluyordu. Diğer yandan sandukanın içine el sokulması ve buradan koparılabilen bir bitki parçasının duanın kabulü anlamına geleceğine dair bir inanç vardı. Rivayete göre bir kişi elini mezarın içine soktuğunda İsa Sofi elini tutmuş ve insanlar korkudan bu alışkanlıklarına son vermişlerdi.

Bölgede bulunan birçok türbede olduğu gibi burada da mum yakma âdeti yakın zamanlara kadar devam etmişti. Yine benzer şekilde türbeye her akşam su bırakılması ve bununla İsa Sofi’nin abdest aldığına dair inanış da yakın zamanlara kadar yaşatılmıştı.

Dileklerin kabulü için bir vesile olarak, türbe bahçesindeki ağaçlara bez bağlama geleneği de yakın zamanlara kadar uygulanan bir başka ritüeldi.

Odatv.com

Makale: Kahraman N., Arıkan, R., Çetin, M. C. 2019.İsa Sofi Türbesi: Tezyinatı Ve Türklerin İslamlaşma Süreci Açısından Değerlendirilmesi. Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, 41.

DERGİ TAVSİYESİ : OSMANLI MİRASI ARAŞTIRMALARI DERGİSİ (OMAD) — 2014 İLE 2019 TARİHLERİ ARASI /// DOSYA HACMİ : 193 MB


  1. 2014 CİLT 1 SAYI 1
  2. 2015 CİLT 2 SAYI 2
  3. 2015 CİLT-2 SAYI-3
  4. 2015 CİLT-2 SAYI-4
  5. 2016 CİLT-3 SAYI-5
  6. 2016 CİLT-3 SAYI-6
  7. 2016 CİLT-3 SAYI-7
  8. 2017 CİLT-4 SAYI-8
  9. 2017 CİLT-4 SAYI-9
  10. 2017 CİLT-4 SAYI-10
  11. 2018 CİLT-5 SAYI-11
  12. 2018 CİLT-5 SAYI-12
  13. 2018 CİLT-5 SAYI-13
  14. 2019 CİLT-6 SAYI-14
  15. 2019 CİLT-6 SAYI-15
  16. 2019 CİLT-6 SAYI-16

DERGİLERİ BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.