NAZİZM DOSYASI /// İlginç Bir Tarihi Detay : Osmanlı Harp Madalyası Takan Nazi Askerler


İlginç Bir Tarihi Detay : Osmanlı Harp Madalyası Takan Nazi Askerler

I. Dünya Savaşı’nda Türklerle birlikte çeşitli cephelerde savaşan Alman birliğine mensup askerlere Osmanlı Harp Madalyası verilmiş. Yıllar sonra bu askerler, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi birliğine dahil olunca bu madalyayı üniformalarında taşımaya devam etmiş. Tarihimizin bu ilginç detaylarından birini anglachelm paylaşmış.

birinci dünya savaşı’nda çanakkale’de ve sina ve filistin cephesinde bizatihi gelip türklerle yan yana, omuz omuza savaşmış olan alman asienkorps birliğine mensup askerlerine osmanlı ordusu tarafından savaşta gösterdikleri yararlılıklardan ötürü harp madalyası veriliyordu. yavuz ve midilli zırhlılarındaki denizci personel ve osmanlı hava kuvvetlerinde gelip uçan alman pilotlar da bu madalyayı almaya türk askeri gibi hak kazanmıştır.

ilginç olan, bu almanlar evlerine döndükten 21 yıl sonra ikinci dünya savaşı patlayacak ve çoğu tekrar asker olmayı seçen bu birinci dünya savaşı gazileri harp madalyalarını bu ikinci savaşta nazi üniformalarında da taşımayı seçeceklerdir. şunlar benim interneti 20 dakika tarayıp bulduğum, kimliklerini teyit edebildiğim kişiler; kim bilir, daha gün ışığına çıkmayan kimler kimler vardır:

generalfeldmarschall gerd von rundstedt (soldaki)

jakob grimminger (hitler’in şahsi sancaktarı),

rudolf höss (auschwitz kamp komutanı),

oskar von niedermayer,

vizeadmiral karl kauffmann (sms breslau/midilli güverte subayı),

generalleutnant ludwif wolff,

generalmajor erwin osswald,

ludwig schröder generalarbeitsführer,

otto hartmann,

leopold von münchow (budapeşte kuşatma komutanı),

walter von unruh,

ss obergruppenführer hans jüttner,

general ludwig keiper…

ikinci dünya savaşı alman üniformalarında mesela avusturya macaristan nişanlarına da izin var. ama avusturya nihayetinde almanya’nın o devirde ilhak ettiği kendi sınırları içinde olan bir yer. naziler avusturya ordusunu da anschluss sonrası kendi ordusuna dahil etmiş ve nişanlarını kullanmalarına da izin vermiş. bu yüzden osmanlı harp madalyasına izin olması avusturya nişanlarından bir tık ileride bir şey. zira o nazilerin direkt olarak karışmadığı selefi olan imparatorluk almanyasının geçmişteki cephelerine ait bir mevzu. aynı şekilde nazi üniformalarına alman olmasına rağmen bazı imparatorluk alman kraliyet (mesela hohenzollern) madalyaları da takılmaz. o yüzden türk madalyasına sanki özel bir iltimas varmış gibi bir durum da var.

öte yandan biz onların madalyalarını almış olsak da nedense takmayız. en tepedeki örnek olarak atatürk birinci dünya savaşında alman birinci ve ikinci sınıf demir haç nişanlarını almasına rağmen,

bunu türkiye cumhuriyeti mareşal üniformasında takmamayı seçmiştir:

geçmişi silmiş olarak anlamamak lazım zira aynı üniformada osmanlı altın imtiyaz madalyası da bulunuyor. başka bildiğimiz cumhuriyet üniformalarında da yabancı nişanlar legion d’honneurlar falan pek görülmez. ancak almanlar için bu türk harp madalyaları takma zorunlulukları olmamasına rağmen göründüğü kadarıyla severek taktıkları nişanlar. zira filistin cephemiz onların da savaşıp öldüğü, şehitliklerinin olduğu geride bir sürü evlat bıraktıkları bir yer idi.

TARİH : Osmanlı’nın Yıkılışında Atatürk’ün Günahı Nedir ????


Osmanlı’nın Yıkılışında Atatürk’ün Günahı Nedir ????

Yazan: Nazım Peker

14 Temmuz 2018

Kendini bilmez kimi hadsizler, doğru dürüst tarih bilgisine erişmeden; Atatürk hakkında ulu orta kulaktan dolma bilgilerle cahilce ahkâm kesmekteler.

Neymiş? Atatürk ve Türkçülük hareketleri yüzünden Osmanlı Devleti yıkılmış mış.

Hadi oradan tarih bilgisinden yoksun zavallı.

İnsan azıcık, “Acaba mı der, ne kadar doğru?” diye merak eder.

Ben tarihçi değilim, bu konu da haddimi de bilirim. Ama bir Türk olarak kimi hadsizlere de iki çift laf etmekten kendimi alamayacağım.

Osmanlı Karadeniz’in kuzey kıyılarını kaybettiğinde Atatürk henüz doğmamıştı ve doğmasına da 100 yıl vardı.

Sırbistan’ı kaybettiğinde Atatürk’ün doğumuna 70 yıl vardı. Yunanistan’ı kaybettiğinde kaç yıl vardı? Tam tamına 60 yıl.

Biraz Afrika’ya uzanalım.

Osmanlı Cezayir’i kaybettiğinde Atatürk’ün doğmasına 50 yıl vardı.

Kıbrıs’ı kaybettiğinde, Romanya, Karadağ, Bosna Hersek’i kaybettiğinde henüz Zübeyde Hanım Atatürk’e hamile bile değildi.

Osmanlı Tunus’u, Girit’i ve Mısır’ı kaybettiğinde yeni doğmuştu ve tay tay durmaya çalışıyordu.

Bulgaristan’ı kaybettiğinde 4 yaşlarındaydı.

Daha yazalım mı? Yoksa bu kadar ayıp, bu kadar tarih bilmemek, bu kadar cehalet yeter artık mı dersiniz?

Ne olur, lütfen birazcık da kendiniz olun. Tarihinizle barışın. Kendinizi salak ve aptal durumuna düşürmekten de azıcık vaz geçin.

Ömründe bir kerecik Kuran meali okumadan: din konusunda ahkam kesen zavallıların durumuna düşmeyin lütfen!..

Bilmemek ayıp değil, sorup öğrenmemek ayıptır.

Unutmayın bilim-bilgi, Müslüman’ın yitiğidir. Onu aramak ve bulmak da görevidir.

Osmanlıyı bitiren elbette pek çok faktör var. Ama en önemli faktör; din taassubunu kıramayışı, tekke ve zaviyelerin sultasından kurtulamayışı, teknolojiyle barışık olmamasının yanında da; kendisi üretemeyip, başkalarının ürettiklerine eli mahkûm olmasıdır.

Keşke yıkılmasa idi de o büyük zenginlik elimizde kalsaydı. Ama millet bilincinden yoksun, bilimden ırak bir devletin yaşaması da mucize olurdu.

Türkçülük olmasaydı, bu millet kendini bilemeyecek, kendi cevherini tanıyamayacaktı. Atatürk ise bu asil milleti şahlandıran ve dirilten kişidir.

Bilmem ki anlatabildim mi?

Esen kalınız.

PARAPSİKOLOJİ & GİZEM DOSYASI /// Osmanlı’da Cinlerden Sorumlu Mahalli Teşkilatı : Mayangalar Ocağı


Osmanlı’da Cinlerden Sorumlu Mahalli Teşkilatı : Mayangalar Ocağı

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Mayangalar Ocağı adı verilen bu topluluk, cin çıkarma gibi işlerden sorumluymuş.

osmanlı padişahı orhan gazi döneminden itibaren padişah ve hanedan üyelerinin sarayda yaşaması geleneği başlayınca, kölelerin de sarayda sürekli hizmetli olarak bulunması ihtiyacı doğdu ve böylece esir ticareti osmanlı topraklarında da kendisine yer buldu.

birinci murad döneminden sonra ise daha da yaygınlaşan esir ticareti hususunda osmanlı imparatorluğu için mısır, bu ticaretin merkezi hâline gelmiştir. esirciler kethüdası, harem ağası, bostancıbaşı ve yeniçeri ağası tarafından yürütülen "devlet için alınacak esirler" mevzusunda bizi ilgilendiren kısım şu anda habeşistanlı kadın esirlerdir.

esirlerin müslüman olmaması şartı bulunduğundan bu kadınların neredeyse tamamı doğu afrika yerel inançlarına mensuplardır. zamanla gerek yaşlılıktan gerekse başka sebeplerden ötürü azledilen bu siyahî kadınlar üsküdar taraflarında bir mahalle oluşturmuşlar ve burada yaşamaya başlamışlardır. nitekim afrika yerel inançlarında büyücülük, tütsüleme, cin çıkarma gibi âyinler çok fazladır malûmunuz. bu kadınlar da ne yapsınlar? hem bu âyinlerinin ahâlî tarafından ilgi görüyor oluşu hem de maddî sıkıntı çekiyor olmaları sebebiyle mayangalar ocağı’nı kurmuşlardır.

yazının bu kısmında mayanga kelimesi hakkında bilgi vermek ve bir teori ortaya atmak istiyorum:

bu ocak çeşitli kaynaklarda anlatılsa da hiçbir yerde ismin etimolojisinden bahsedilmemektedir. ben ise araştırdığım zaman "mayanga" kelimesinin "gölde yaşayanlar" anlamına geldiğini öğrendim ve dünya üzerinde hâlâ var olan bu isimde bir topluluk bulunduğunu gördüm. lâkin işin ilginç kısmı bu kabilelerin orta amerika bölgesinde yaşıyor olmaları ve dillerinin bir kızılderili dili olarak kabul görüyor olması. afrika’daki kabileler ile orta amerika’daki kabileler arasındaki ilk iletişim ispanyol ve portekiz sömürgeciliği vasıtasıyla 16. yüzyılda gerçekleşiyor. benim teorim; nikaragua, kosta rika, honduras gibi yerlerde avrupalıların "mayanga" ismiyle karşılaşmaları üzerine bu tabirin afrikalı esirler için de kullanılmaya başlandığı yönündedir.

hatta daha da ileri ve gayet mantıklı bir teori de şöyle olabilir:

tüm kıtalardan getirilen binlerce esirin bulunduğu esir pazarlarında mayangalar ve afrikalı esirler birbirlerine karışmış belki de osmanlı imparatorluğu daha amerika kıtasına ayak basmamışken amerikalı esirler osmanlı topraklarına ayak basmışlardır.

evet, devam edelim.

mayangalar, payitaht’ın en ilgi çekici topluluklarından biri olunca gerek saray ahâlîsi gerekse istanbul sosyetesi tarafından sürekli olarak ziyaret edilir olmuşlardır. tütsülerin yandığı bir ortamda bize göre tuhaf gelen çeşitli danslar ve dualar eşliğinde bir cin çıkarma âyini izlediğimizi düşünelim. bu gayet ilgi çekicidir ki günümüzde bile sosyete cincileri gayet güzel paralar kazanmaktadırlar bu işlerden!

ayrıca işin sosyolojik kısmına da değinmek isterim.

mayangalar ocağı’nın gayr-i resmî olarak da olsa varlığını devam ettirip şeyhülislamdan ya da herhangi bir devlet kademesinden tepki görmemiş olması osmanlı sarayı’nda ve payitaht’ta kadınların ne derece söz sahibi olmaya başladıklarını da göstermektedir bize. zaten özellikle servet-i fünûn dönemi edebî eserlerinde de bunu fark ediyoruz.

evet, istanbul’da böyle garip bir topluluk da var olmuştur. belki de torunları yani afro-türkler, hâlâ daha yaşamaya devam ediyorlardır memleketemizde. sonuçta saltanat kaldırıldıktan sonra topkapı sarayı’ndaki siyahî harem hizmetlileri yine aynı yerde bu sefer "devlet memuru" olarak türkiye cumhuriyeti’ne hizmet etmeye devam etmişlerdir ve bugün o kişilerin torunları hâlâ daha istanbul’da yaşamaktadırlar.

mayangalar’a selam olsun…

DEVLET KURUMLARI DOSYASI : 33 SENELİK 2. ABDÜLHAMİD DEVRİNİN OSMANLI DEVLET ERKANI…??? BU EKİBE İYİ BAKIN…!!!


33 SENELİK 2. ABDÜLHAMİD DEVRİNİN OSMANLI DEVLET ERKANI…??? BU EKİBE İYİ BAKIN…!!!

Bu ekibi Ermenistan Kabinesi sanmayın

Sonra da devlet batınca; "vay efendim Türkçülük başlamış da devlet çökmüşmüş…"

Peki bu Ekonomik ve Siyasi iflas tablosunda Türkler nerede…?

Halife-i Müslümin 2. Abdülhamit’in nazırlarına (bakanlarına) ve bürokratlarına bakalım:

  • Hariciye Nazırları; Aleksandros Karateodori Paşa (1878-1879)
  • Gabriel Pasha ve Sava Paşa (1879-1880)
  • Hazine-i Hassa Nazırları: Agop Ohanes Kazazyan (1876-1891)
  • Mikail Portakalyan Efendi (1891-1897)
  • Ohanes Sakız Efendi (1897-1908)
  • Maliye Nazırı: Agop Ohanes Kazasyan Paşa (28-30 Ağustos 1885) (Aralık 1886 – Mart 1887) (1888-1891)
  • Nafia Nazırları: Ohanes Çamiç Efendi (1877-1878)
  • Aleksandr Karateodori Paşa (1878)
  • Sava Paşa (1878-1879)
  • Orman ve Maadin Nazırları; Mavrokordato Efendi (1908-1909)
  • Aristidi Paşa ( 1909)
  • Ticaret ve Ziraat Nazırları: Bedros Kuyumcuyan Efendi (1880)
  • Gabriel Noradonkyan Efendi (1908-1909)
  • Ayan Üyeleri(1876); Antopolos Efendi Aristarki Bey
  • Daviçon Karmona Efendi
  • Musurus Paşa
  • Serviçen Efendi
  • Stoyanoviç Efendi
  • Dr. De Kastro Bey
  • Mavroyeni Paşa Karatodri Paşa
  • Abraham Karakahya Paşa
  • Ayan Üyeleri(1908) Azaryan Efendi
  • Basarya Efendi
  • Bohor Efendi
  • Fethi Franko Bey
  • Gabriyel Noradonkyan Efendi
  • Mavrokordato Efendi
  • Mavroyeni Bey Oksanti Efendi
  • Yorgiyadis Efendi
  • Aram Efendi
  • Popoviç Temko Efendi
  • Babıali Hukuk Müşaviri Gabriel Efendi;

Abdülhamit zamanında sürekli el üstünde tutulan bu Gabriel Efendi 2. Dünya savaşı sonrası düzenlenen Paris Konferansında Ermeniler için toprak talep etmiş Lozan Konferansına da Ermeniler adına katılmıştır…

Elçilere göz attığımızda;

Y. Fotiades Bey ve Gobdan Efendi’nin Atina

Azaryan Efendi’nin Belgrad

E. Karatodri Efendi’nin Brüksel

Blak Bey’in Bükreş

Yanko Karaca Misak Efendi ve Aritraki Efendi’nin Lahey

K. Musurus Paşa Alfred Rüstem Paşa ve Antopulo Paşa’nın Londra

Naum Paşa’nın Paris S. Musurus Bey ve Y. Fotiades Bey’in Roma

Nikola Gobdan Efendi’nin Sofya

A. Vogorides Paşa’nın Viyana

L. Aristarki Bey ve A. Mavroyeni Bey’in Washington’da Büyükelçi-Elçi olarak görev yaptıklarını görüyoruz.

Konsolos ve kâtipliklerde de Türk unsurundan ziyade Ermeni ve bilhassa Rum memurlar kullanılmakta idi.

Valilik koltuklarının çoğunda da gayrimüslimler oturuyordu.

Mesela;

Şarkî Rumeli Valileri; Sava Paşa Aleko Vogorides Paşa Gavril Paşa Hristoiç Alexandre de Battenberg Ferdinand de Saxe-Cobourg et Gotha

Sisam Beyleri; Mişel Gregoriyadis Bey Aleksander Mavroyeni Bey Yanko Vitinos Bey Kostaki Karateodori Paşa Yorgi Yorgiadis Efendi Andrea Kopasis Efendi

Cebelilübnan Sancağı Mutasarrıfları; Vasa Paşa Naum Paşa Yusuf Franko Paşa

Maliyesini hariciyesini tarımını madenlerini ve de mülkiyesini gayrimüslimlere bırakmış devletin başında bir İslam Halifesi (!) vardır…

Türk dil Kurumuna bir ermeni dilbilgisi uzmaninı oda sadece Genel sekreter olarak atadı diye ki adam osmanlı memuru zaten 100 senedir Atatürk’e demediğini bırakmayanlara soralım insafinız varmı ?

ŞİMDİ ANLADINIMIZMI MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜN KİMLERİN TEKERİNE ÇOMAK SOKTUĞUNU VE KENDİSİNE KİMLERİN VE NE MAKSATLA SALDIRDIKLARINI…?

Kaynak kitap: KUNERALP Sinan Son Dönem Osmanlı Erkan ve Ricali. Prosopografik Rehber İstanbul: İsis Yayınları 1999.

DİN & DİYANET DOSYASI : Osmanlı topraklarındaki 5 milyon Müslümanın göç hikayesi


Osmanlı topraklarındaki 5 milyon Müslümanın göç hikayesi

25 Nisan 2019

TCA, tarihçi Prof. Justin McCarthy ile Osmanlı topraklarındaki 5 milyon Müslümanın göç hikayesini, harita olarak yayımladı.

WASHINGTON – Turkish Coalition of America (TCA), tarihçi Prof. Justin McCarthy ile tarih kitaplarında pek yer verilmeyen Osmanlı topraklarındaki 5 milyon Müslümanın acı göç hikayesini, harita olarak yayımladı.

TCA, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış döneminde yaşanan ama Batılı tarihçiler tarafından genellikle sadece Osmanlı’daki Hıristiyanlara odaklanılarak tek taraflı anlatılan göç konusunda madalyonun öteki yüzüne de dikkati çeken bir çalışmayı ortaya koydu.

Louisville Üniversitesi’nde tarih profesörü olan ve Osmanlı İmparatorluğu hakkında ayrıntılı demografik çalışmalarda bulunan Prof. McCarthy tarafından hazırlanan “Osmanlı İmparatorluğu’nda Zorunlu Göç ve Ölümler-Açıklamalı Harita”da, Osmanlı topraklarında, 1770-1923 yıllarında göç eden 5 milyon Müslüman tebanın yaşadığı göç gösteriliyor. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinin Ermeniler gibi sadece Hıristiyan nüfusu etkilemediğine, milyonlarca insanın acı ve zorluklar yaşadığına vurgu yapılıyor.

Ayrıca, Osmanlı topraklarında göçe zorlananların 5 milyonunun Müslüman, 1.9 milyonunun Hıristiyan olduğuna işaret eden harita, böylece savaş ve iç çatışmaların acılarını, düşünüldüğünün aksine, daha çok Müslümanların yaşadığını gözler önüne seriyor.

Hristiyanların 4 katı Müslüman öldü

Harita, 1864-1922 yıllarında yaşanan savaş ve iç çatışmalar sırasında hayatlarını kaybeden Müslümanların sayısının, Hıristiyanlarınkine oranla 4 katı fazla olduğunu da gösteriyor.

Harita, aynı zamanda, 1864-1922 yılları arasında, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması sürecinde ölen 5 milyon Osmanlı Müslüman’a yönelik bir kayıt anlamına da geliyor.

Prof. McCarthy, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, Osmanlı topraklarında yaşayan değişik kimliklere mensup tüm grupların acı çektiğini ifade etti. Ancak, Müslümanların, özellikle de Türklerin en büyük acılara maruz kalan kesim olduğuna dikkati çeken McCarthy, “Haritanın, tüm bu insanların felaketlerle dolu kaderlerini göz önüne sereceğini umuyorum” dedi.

“Nesilden nesile aktarılan düşmanlık”

TCA Başkanı Lincoln McCurdy de kurum olarak bu yayını desteklemiş olmaktan gurur duyduklarını belirtti.

Prof. McCarthy’ye, “tarihin sayfalarında neredeyse hiç yer almayan Müslüman Osmanlı halkları hakkında bıkmadan ve yılmadan yaptığı kapsamlı araştırmaları dolayısıyla” teşekkür eden McCurdy, şunları kaydetti:

“Çok az Türk aile vardır ki büyükannesi veya büyükbabası, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kırım veya Kafkasya’dan gelmiş olmasın. Ya da Anadolu’da yaşanan savaslardan dolayı yaşadığı iç göçe dair acı bir hikayesi bulunmasın. Ancak, modern Türkiye’nin kurucuları, genç Cumhuriyetin, bir varoluş mücadelesinden çıkmış halkını, geçmiş yerine geleceğe bakmaya yönlendirmiş ve eski düşmanlarıyla barış felsefesini benimsemistir. Ne yazık ki, başka toplumlar, yaşadıkları trajedileri Türklere karşı nesilden nesile aktarılan düşmanlığa dönüştürdü.

Bu harita çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılışı sürecinde Müslüman halkların kayıplarını göz ardı ya da inkar eden, geçmiş çağların ırkçı ve bağnaz yaklaşımlarının izlerini taşıyan zihniyete bilimsel bir cevaptır.”

McCurdy, TCA olarak, bu ve benzeri bilimsel çalışmalarla, halklar arasında doğru tarihsel söylemlere, karşılıklı acıları ve yasları paylaşmaya dayalı bir uzlaşma zemininin oluşturulmasına ve gelecek nesiller için daha barışçıl bir ortam yaratılmasına katkıda bulunmayı amaçladıklarını kaydetti. (11 Ocak 2011)

E-KİTAP : Osmanlı’dan Günümüze Değişmeyen Maceramız /// YAZAR : Mehmet Emin MAKSUDOĞLU


Osmanlı’dan Günümüze Değişme Maceramız

Dosya Boyutu : 5.66 MB

Yazar : Mehmet Emin MAKSUDOĞLU

Tarih : 11 Ocak 2020

İndir : 24 x

Mehmet Emin MAKSUDOĞLU

ISBN:-978‐605‐68183‐5‐6-

KIRMIZILAR YAYINCILIK® Sanayi ve Ticaret A.Ş

Özellikler

Yayını Numarası:-6- e ‐ Yayın Numarası:-1- Fikir Eserleri :-2-

Yayın Tarihi: Ağustos 2019

ISBN:-978‐605‐68183‐5‐6-

KIRMIZILAR YAYINCILIK® Sanayi ve Ticaret A.Ş

T.C. KÜLTÜR ve TURİZM BAKANLIĞI SERTİFİKA NUMARASI : 40243

Yayın Editörülüğü: Kırmızılar Yayıncılık

Kapak ve Sayfa Tasarım: Kırmızılar Yayıncılık

E-KİTABI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.