ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI /// FATİH ÇEKİRGE : Çok gizli bir operasyon ve işte o kahramanlar


FATİH ÇEKİRGE : Çok gizli bir operasyon ve işte o kahramanlar

SURİYE’nin kuzeyinde bir kasaba..

Saat: 06.30…

Gün ağarırken hâlâ uyumamışlardı.

Bitmeyen bekleyiş, heyecan, dikkat… Ve göz kapaklarına yüklenen uykunun ağırlığı…

Köşedeki bakkal, dükkânın demir kepengini kaldırıyordu.

Gıcırdayan paslı bir ses…

Yan taraftaki depoda hâlâ bir hareket yoktu.

Acaba istihbarat mı yanlıştı?

Yoksa bir tuzak mıydı?

Belki de işbirliği yaptıkları yerel güçlerden örgüte bilgi sızmıştı.

Ya öyleyse…

Yıllarca bu mesleğe gönül vermiş, kahramanlık hayalleri kurmuş, yetişmiş, saha görevlisi olmuş, Kürtçe lehçeleri, Arapçayı, İngilizceyi öğrenmişti.

Aylardır yabancı bir ülkenin dağlarında, kasabalarında yaşıyordu…

Neredeyse yerelleşmişti.

Ama şimdi kariyeri risk altındaydı…

Operasyon günü gelip çatmıştı.

Türk Jandarma Özel Harekâtçıları sivil giyimli olarak çevreye yerleşmişti.

Yerel sivil polis oradaydı.

Telsizler susmuş öylece bekliyorlardı.

Dağlarda geçirdiği geceler, uykusuz yürüyüşler, kasabanın izbe hücre evlerinde geçen tehlikeli saatler gözünün önündeydi.

Ankara tam 4 kez istihbaratı teyit istemişti.

O da onaylamıştı.

Düşünmekten, sormaktan, kuşkudan beyni uyuşmuştu.

Belindeki silaha dokundu. Biraz güven geldi.

Ve o dakika deponun demir kepengi kalkmaya başladı. Az sonra yeşil ve eski bir minibüs yanaştı. İçinden 4 kişi indi. Ellerinde büyük paketlerle depoya geçtiler.

Tamamdı. Göz kapaklarındaki yük kalktı. Işıldadı.

Operasyon için “kod” verildi.

Ve…

Evet arkadaşlar… Bu haberimiz Suriye’nin kuzeyindeki Bab şehir merkezinde yaşandı.

Basılan yer, Türkiye’de bombalı eylem yapmayı planlayan DEAŞ’ın bomba imalathanesiydi.

Basanlar ise MİT, Jandarma istihbarat ve yerel polisti.

Ve önceki gün, 3 Ağustos saat 15.05’te…

AA haberi şöyle geçti:

Suriye’nin kuzeyindeki Bab’ın şehir merkezinde DEAŞ terör örgütünün bir bomba imalathanesi bulunduğu bilgisi üzerine, jandarma istihbarat birimleri ve MİT, jandarma patlayıcı madde uzmanlarının nezaretinde yerel güvenlik güçleriyle operasyon düzenlendi.

Operasyonda, Suriye’de ve Türkiye’de birçok bombalı eylem yapmayı planlayan DEAŞ’lı teröristler, yurtiçine giremeden ve eylem yapma fırsatı bulamadan bomba düzenekleriyle yakalandı.

Bomba imalathanesindeki aramada cep telefonu, telsiz, basma/baskıdan kurtulma, mekanik zamanlayıcı, kütleye duyarlı, sarsıntıya duyarlı ve elektronik kartla patlatılma özelliği olan 80 el yapımı patlayıcı (EYP) düzeneği ve bu düzeneklerde kullanılan, içinde dinamit lokumu ve fabrikasyon patlayıcıların da bulunduğu yaklaşık bir ton patlayıcı ele geçirildi.”

Evet, tam 1 ton patlayıcı ve düzenekleri…

Kim bilir hangimizin ocağına ateş düşecekti…

Kim bilir hangi aile, hangi ana baba kan ağlayacaktı…

Kim bilir hangi turizm merkezine gideceklerdi…

Kim bilir hangi sabah, hangi kanlı saldırıyla uyanacaktık. Ve Türkiye büyük bir yasa boğulacaktı…

Arkadaşlar…

Bu haber önceki gün ajanslardan öylece geçip gitti. Kimimiz gördük, okuyup geçtik. Kimimiz hiç görmedi. Televizyonların magazin haberleri arasında kaynayıp gittiği de oldu.

Binlerce haberin arasında kuru, basit bir operasyon olarak yer aldı. Oysa arkasında muazzam bir özveri, dikkat, uyum ve kahramanlık vardı.

İşte onu biraz olsun anlatabilmek için operasyon anlarını ve kahramanların ruh durumunu drama haline getiren bir giriş yaptım. Çünkü isimlerini hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz bu gizli kahramanlar, o fedakârlıklarla hayatlarımızı kurtarıyorlar. Bu bilinsin istedim.

Her birinin alınlarından öperim.

MİT son zamanlarda yurtdışında çok başarılı operasyonlar yapıyor. Jandarma ve polis çok önemli harekâtlar yapıyor.

Ama bu operasyonun bir başka önemi daha var. O da şudur:

Biliyorsunuz, Türkiye Suriye’nin kuzeyinde teröre karşı bir güvenli bölge istiyor. Bunun için ABD ile çok ciddi bir müzakere yaşanıyor. Hatta son olarak Milli Savunma Bakanı Akar, komutanlarla bir fotoğraf yayınladı ve “Gerekirse biz tek başımıza o güvenli bölgeyi kurarız” dedi. Ardından Dışişleri Sözcüsü Hami Aksoy çok net olarak Türkiye’nin bu görüşünü açıkladı. İşte bu operasyon Türkiye’nin güvenli bölge konusunda ne kadar haklı olduğunu göstermiştir.

Bu güvenli bölge yalnızca Türkiye için değil, başta Avrupa olmak üzere bütün dünya için önemlidir.

Ve işte o nedenle soruyorum:

– Eğer oralarda olmasaydık, bu operasyon yapılabilir miydi?

– Oralara yerleşmesek, irtibat noktaları kurmasak, Fırat Kalkanı, Pençe gibi harekâtları yapmasak bu istihbarat alınabilir miydi?

– Güvenli bölge talebini doğrulayan bundan daha gerçek ne olabilir?

Sevgili çocuklar… Aslanlar… Koçlar…

Adlarınızı bilmiyorum. Kimsiniz, tanımıyorum. Ama bu memleketin kahraman çocuklarısınız…

Bombalar patlayınca gözyaşı döküyorsak eğer…

Bunları engelleyen siz gizli kahramanları da alkışlamalıyız.

Bir kez daha helal olsun…

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI /// Ömür Çelikdönmez : MI6 – CIA / MOSSAD kapışması MI6 Başkanı Alex Younger’in oğlunun ölümüyle sonuçlandı !


Ömür Çelikdönmez : MI6 – CIA / MOSSAD kapışması MI6 Başkanı Alex Younger’in oğlunun ölümüyle sonuçlandı !

Kural bir: her ülkenin gizli servisi öncelikle kendi ülkesinin çıkarı için çalışır.

Kural iki: gizli servisler arasında dayanışma olduğu gibi rekabet de vardır. CIA, Mossad, MI6 gibi dünyanın en büyük istihbarat servisleri, zaman zaman gizli operasyonlarda birbirlerine taşeronluk yapar.

Kural üç: NATO veya AB üyesi olmalarına bakılarak CIA, MI6, BND ve Fransız DGSE (Direction Générale de la Sécurité Extérieure)’ın birlikte hareket ettiklerini sanmak gibi toptancı bir yaklaşımda bulunmayın.

Hele hele MOSSAD’ı VATİKAN izi taşıyan bu örgütlerle eşgüdümlü çalışıyor gibi bir kanıya asla kapılmayın. Bu saydığımız istihbarat teşkilatlarının her birinin ayrı bir gündemi ve gizli ajandası vardır.

Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmaz.

Rusya’nın dış istihbarat kuruluşu, Rusya Federasyonu Dış İstihbarat Servisi SVR tamamen bu döngünün dışındadır.

Olayları doğru okumak gerekir.

CIA – MI6 savaşının perde arkasındaki Rockefeller ve Rothschild çekişmesi…

Rockefeller, Rothshild aileleri arasındaki anlaşmazlık nerdeyse kan davasına dönüştü.

Rockefeller ABD yönetimi, Rothshild İngiltere yönetimi üzerinden kozlarını kapışıyor.

Hiç tartışmasız ABD’nin ve dünyanın en zengin birkaç ailesinden birisi de Rockefeller. Kontrol ettikleri para 5 trilyon dolarla 15 trilyon dolar arasında değişen aile şirketlerinin, sadece New York’ta 1 trilyon dolarlık gayrimenkulü var.

ABD’nin süper güç olarak dünyayı yönetmesinin arka planındaki organizasyonlarda onun ismi geçer.

Rockefeller ailesi ABD’de 20’yi aşkın çok uluslu şirketin koordinasyonunu yapar, yönlendirir.

Rothshild hanedanı; 18. yüzyılın sonlarından başlayarak Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde bankalar kuran Alman kökenli Yahudi bir aile.

Aile bireyleri İngiliz Kraliyet Saraylarında kralın-kraliçenin yaveridir.

Rothshild ailesi Londra borsasından tutun da “One Belt One Road/OBOR-Bir Kuşak Bir Yol” projesine kadar her türlü ekonomik yapılanmayı kontrol ediyor.

Bugün dünya genelinde elmas ticaretinin yüzde 90’ını, elmas üretiminin yüzde 40’ını, kömür-bakır-uranyum-alüminyum ticaretinin de yüzde 15’ini gerçekleştiren küresel güç, Rothschild Ailesidir.

Ailenin en ünlü şirketleri HSBC Bank, Royal Bank of Scotland, Banco Santander, De Beers, Rio Tinto, ING Group ve Aviva’dır. Aile ayrıca 2000 yılında Fransız devletine sattıkları BNP Baripas şirketi ile Somanh Bankası’nın da (kapanana kadar) kurucusu ve sahibi.

Son yıllarda şarap pazarına da giren aile, Fransa, Şili, Amerika ve Güney Afrika’da üretim yapmakta, Fransız şarap piyasasının yüzde 50’sini elinde bulunduruyor.

Ailenin serveti yaklaşık 2009 verilerine göre 4-5 trilyon dolar, kontrol ettiği para ise 15 trilyon dolar civarında.

Amerika Birleşik Devletleri’nde bağımsız bir kuruluş olan Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) yönetiminde hem Rothschild ailesi hem de Rockefeller ailesi etkin.

Bu bankanın tek bir açıklamayla tüm dünya ekonomisine yön verdiği düşünülürse, bu iki ailenin dünya ekonomisinde ne kadar söz sahibi olduğunu anlaşılabilir.

Trump, Rockefeller’ın adamı mı?

1 Ekim 2017’de 50’den fazla ABD vatandaşının öldürüldüğü terör eyleminin asıl amacının Trump’la birlikte küresel sermayenin jandarmalığından çekilme kararlılığı gösteren Amerika Birleşik Devletleri’ni, yeniden dünya sahnesine çekme operasyonu olduğunu, 02 Ekim 2017 günlü analizimde belirtmiştim.

Küresel sermayenin konuşlandığı Britanya Krallığı’nın, ABD olmadan bu jandarmalığı tek başına yapması mümkün görülmediğine değinmiştim.

Las Vegas’daki kanlı eylem, kendi ülkesinde ve dünya genelinde Trump’a yaşatılan, itibarsızlaştırma operasyonunun kanlı versiyonundan başka bir şey değildi.

Bunun en önemli nedeni Trump’ın Amerikan devini küresel odakların oyun alanlarından çekip çıkarmak istemesi.

Çünkü o, partileri farklı olmasına rağmen John Fitzgerald Kennedy gibi bir Amerikan milliyetçisi. Henry Ford gibi yerli Amerikan sanayisinin başarısına inanıyor.

Trump’ın siyasi genleri, antibritanist.

Kraliçe’nin eteklerinin altına saklanan, finans yarasalarından nefeslenen politikacılardan değil.

Trump’ı indirmek isteyen küresel güç odağının en tepesinde, Londra’da konuşlanmış Rothschild gibi finans devleri var.

Trump’ın burnunu Kuzey Kore ile sürtmek istedikleri gibi Çin ile kapışmasını dört gözle bekleyen bu küresel ahtapot, Trump’ın Amerika’sının arasını stratejik müttefikleriyle açmakta beis görmüyor.

Ama Trump’ın da boş durduğunu sanmayın. Ajandasını parayla değil sırayla takip ediyor. ABD Başkanı Trump, seçim kampanyası sırasında Pasifik bölgesi ile yapılan serbest ticaret anlaşmasına karşı olduğunu duyurmuş, Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan çıkılmasını onaylayan bir kararname ile Londra merkezli küresel finans ahtapotunun hayati damarlarından birine neşter vurmuştu.

Rothshild ailesine suikast!

Rockefeller ve Rothschild şirketleri arasında finans, enerji ve sanayi sektörleri arasında bir paylaşım olduğu gibi zaman zaman rekabetten kaynaklanan anlaşmazlıklar yaşanabiliyor.

Nitekim 13 Aralık 2017’de “Rothschild ailesine suikastta Pentagon şüphesi?”, ABD ile İngiltere arasındaki anlaşmazlığın hedefindeki ismi Rothshild ailesine düzenlenen suikastı yazmıştım.

Trump’ı indirmek isteyen küresel güç odağının en tepesindeki, Londra’da konuşlanmış Rothshild gibi finans devine kesilen cezanın ne olduğu bu kaza görünümlü suikast ile ortaya çıkmıştı.

Olay neydi nasıl oldu?

Aralık 2017’de İngiltere’nin Aylesbury kentinde Rothshild Vakfı’nca idare edilen, aileye ait tarihi yazlık Waddeston Manor Şatosu yakınlarında Cessna 152 tipi uçak ile helikopter havada çarpıştı.

Bu kazayı daha da ilginç kılan kazadan önce, İngilizce dilini kullanan ve resim tabanlı forum özelliğindeki 4chan sitesinde “Q” rumuzlu kullanıcının Sir Evelyn Robert de Rothschild’in eşi 2 Temmuz 1954 doğumlu Lynn Forester de Rothschild’i ölümcül uçak kazası hakkında 3 gün önceden uyarmasıydı.

Bu kazanın rastlantı olmadığı Kasım ayı ortalarında Rothschild ailesine başka bir suikastın düzenlendiği ve aile fertlerinin yara almadan kurtuldukları da iddia ediliyor.

Lynn; aileye ait EL Rothschild şirketinin CEO’su.

Şirket, The Economist dergisinin sahibi olan The Economist Group, Congressional Quarterly’nin sahibi ve Economist Intelligence Unit, EL Rothschild LP, Birleşik Devletler’deki önde gelen bağımsız varlık yönetimi şirketlerinin yanı gayrimenkul, tarım ve gıda çıkarları için yatırımları yönetiyor.

Hillary Clinton da dahil olmak üzere birçok politikacıya destek veriyor. “The Coalition for Inclusive Capitalism/Kapsayıcı Kapitalizm Koalisyonu” oluşumunun mimarı.

Rockefeller ve Rothshild kavgası Ortadoğu kaynaklarının talanında anlaşmazlıktan çıkıyor!

Pentagon-Rockefeller ve Rothschild ailesinin son ortak operasyonu Arap Baharı’ydı.

Operasyon öncesinde taraflar Arap Baharı’nın en önemli oyuncuları Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih (95 milyar dolar), Libya lideri Kaddafi (153 milyar dolar), Tunus lideri Zeynel Abidin bin Ali (103 milyar dolar) ile Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in (145 milyar dolar) tutarındaki kişisel servetlerinin pay edilmesini kararlaştırmıştı.

Evdeki pazarlık çarşıya uymadı!

Bu 4 lider yaşarken paraları İngiliz fonlarında kullanıldı.

Anlaşma gereği, bu paraların yarısı Amerikan silah şirketlerine devrolacaktı, petrol sahaları da iki güç arasında paylaştırılacaktı.

Ancak operasyon bittiğinde ABD ve Rockefeller ailesinin tetikçi kurumu Pentagon avucunu yaladı.

Bazı ülkelerdeki petrol rafinerileri Rothschild ailesine geçti. Pentagon’a büyük kazık atıldı.

Deyim yerindeyse hem paraların hem de petrol sahalarının üstüne bir bardak soğuk su içti. 496 milyar dolar tutarındaki meblağ, “allem-kallem" edilip Rothschild ailesinin hissesine geçmişti.

Rothschild ailesi, Arap Baharı’nda tek mermi atmadan, tek dolar kullanmadan trilyonlarca doların sahibi oldu. Petrol rafinerilerinden günlük kazançları 200 milyon dolar civarında.

Trump yönetimi bunun hesabını sormak istiyor. Çünkü Pentagon tarihinde ilk kez bu kadar güçlü aldatıldı.

Arap Baharı, Yeni İpek Yolu’nun da güzergâhının temizlenmesi anlamına geliyordu. Arap Baharı’ndan sonra 7 ülkenin hazine, çevre ve maliye bakanlıklarına, Rothschild ailesinin bursu ile okuyan isimler geçti.

Görev değişikliği ve istihdam, Arap Baharı’ndan önce planlanmıştı ve başarılı şekilde uygulandı. Buna itirazı eden, etmesi gereken tek güç vardı, o da Rockefeller ailesinin tetikçi kurumu PENTAGON’du!

Rothschild ailesinin çok önemli şirketlerine çok büyük terör saldırıları düzenleyebilecek güç erki de Pentagon’da mevcut.

İki gücün savaşı en üst boyuta taşındı.

Her yerde kavga ediyorlar.

En çok da ABD’nin içinde!

Bir adım ötesi, Pentagon’un Rothschild ailesinin önemli isimlerine suikast düzenlemesiydi.

Bir adım daha attılar.

MI6 Başkanı Alex Younger’in oğlunu öldürdüler…

CIA, MOSSAD’ı yanına çekti, MI6’ya savaş açtı!

Rockefeller ve Rothschild şirketleri arasında finans, enerji ve sanayi sektörleri arasında bir paylaşım olduğu gibi zaman zaman rekabetten kaynaklanan anlaşmazlıklar yaşanabiliyor.

Trump’ın Kudüs ve Golan açılımı, Londra’ya karşı Washington ve Tel Aviv yönetimlerinin siyasi işbirliği hakkında yeterli ipucu. İngiltere’nin, Arap davasına sözde sahip çıkışı da önemli bir parametre.

Trump’ın Netanyahu hükümetine verdiği Kudüs ve Golan desteği, iki ülke askeri kurumları ve gizli servislerinin işbirliğini güçlendirdi.

İngilizler’in Arap seviciliği, Trump’ın İsrail’e yaklaşma hamlesinin önündeki diplomatik molozları kaldırmasında önemli katkı sundu. Türkiye, bu süreçte “Arap sevici İngilizler”le saf tuttu.

ABD, bölgeyi nasıl şekillendiriyor?

ABD bölgeyi yeni baştan Suudiler üzerinden, Suudiler aracılığı ile kendi küresel çıkarlarına göre düzenlemeye uğraşıyor.

ABD’nin yanında saf tutanlar kimler?

Tabii ki baş aktör ABD. Yardımcı oyuncular İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri.

NATO üzerinden ABD’nin bölgedeki en büyük müttefiki Türkiye nedense bu projenin dışında? Çünkü İngiliz kraliçesi ile aynı yastığa baş koyduğu için olabilir mi?

İngilizler zaten bu işin dışında; çünkü operasyon onlara çekiliyor!

İngiliz gizli servisi MI6 öncelikle kendi kadroları ve imkânları ile diğer dost ülkelerin istihbarat örgütleriyle anlaşmalı olarak özellikle Suudi Muhaberatı, CIA ve MOSSAD’a yönelik bir karşı harekât planlıyor, gerçekleştiriyor.

MI6 Başkanı Alex Younger’in oğlunu öldürdüler

Arap sevici İngiliz istihbaratı MI6 Başkanı Alex Younger.

Bu kavgayı o yönetiyor.

4 Temmuz 1963 Westminster doğumlu.

Marlborough College, Saint Andrews Üniversitesi, Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi mezunu. Sarah Hopkins ile evli. Üç çocuğu var.

30 Mart 2019’da, oğlu Sam, Stirlingshire‘daki trafik kazasında öldü.

Ülkenin gizli servisine 1991’de giren Younger, Avrupa‘da ve Ortadoğu‘da çeşitli yerlerde görevlendirildi ve Afganistan‘da üst düzey istihbarat yetkilisi olarak çalıştı. Younger, Londra‘da 2012 yılında yapılan olimpiyat oyunları öncesi terörle mücadele çalışmaları da yürüttü.

Genel merkezi Londra‘da bulunan ve İngiliz hükümetine yabancı kaynaklı istihbarat sağlayan MI6‘nın, 3 binden fazla çalışanı bulunuyor.

MI6 başkanlığına 2014’te atanan Alex Younger kamuoyuna açık ilk konuşmalarından birinde MI6 için “Gerçek anlamda global bir istihbarat örgütü bizimki” demişti.

Uzun kulaklar örgütü denilebilecek GCHQ ile ve ülkenin iç istihbaratından sorumlu MI5 ile işbirliğinin mükemmel olduğunu anlatmış, “Mükemmelliği günümüzün teknolojik imkânları sayesinde sağlayabiliyoruz” açıklamasını yapmıştı.

Alex Younger’ın oğlu Sam, Londra‘nın güneyinde 70 hektar yeşil alan üzerine 1619’da kurulan Londra’nın en prestijli yatılı erkek okullarından Dulwich Kolejinden mezun olduktan sonraİskoçya‘nın başkenti, Edinburgh‘da bulunan ve 14 Nisan 1582’de Kral VI. James tarafından yasalaştırılan Edinburgh Üniversitesi’nde okuyordu.

Edinburgh Üniversitesi mezunları arasında Charles Darwin, David Hume, Alexander Graham Bell gibi isimler bulunuyor ve, Adam Smith, Max Born, Peter Higgs de ders verdiği biliniyor.

Edinburgh Üniversitesinde 22 yaşındaki bir öğrenci olan Sam Younger; 30 Mart 2019 Cumartesi günü sabahın köründe Stirlingshire‘daki özel bir mülk üzerindeki bir motorlu taşıt aracını kullanırken kaza sonucu ölmüştü.

Alex Younger’ın oğlu Sam, motor tutkunluğuyla tanınıyor. Sam, 1996 yılında Viyana‘da doğmuştu. O tarihte babası MI6’da çalışıyordu.

Alex Younger, Edinburgh biralarının kurucusu William Younger‘in soyundan geliyor.

Alex Younger’ın büyükbabası, 12 Haziran 1940‘ta St Valery-en-Caux‘da öldürülen Henry Johnston Younger‘dı.

1940’ta 54 bin kişiden oluşan İngiliz ve Fransız birlikleri, Manş Denizi sınırında St. Valery-en-Caux’da, Alman Feld Mareşal Erwin Rommel’in ordularına teslim olmuştu.

Kaza sonrası ölüm olayı ile ilgili soruşturma başlatılması bunun kaza görünümlü suikast olabileceğini gösteriyor. Polis yetkilileri yaptıkları incelemeler sonucu Procurator Fiscal‘a sundukları raporda ölüm nedeninin şüpheli görünmediğini açıklasalar da olay halen gizemini koruyor.

Dediğim o ki, MI6CIA / MOSSAD kapışması kanlı bir sürece evrildi.

MI6 Başkanı Younger; “Revenge is a cold eaten meal/ intikam soğuk yenen bir yemektir” kültüründen geliyor.

Yakın zamanda İsrail’de patlayan bombalar, Amerika’da kanlı otel ve okul baskın haberleri ajanslara patır patır düşmeye başlar.

Bu kanlı savaşın bilançosunu infazlardan öğreniriz.

Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI : OBAMA’DAN JIMMY CARTER’A CIA’NİN ÖRTÜLÜ OPERASYONLARI (İNGİLİZCE)


CIA Covert Operations : From Carter to Obama, 1977-2010

This National Security Archive document set represents the initial release of what will be an even broader collection focused on covert operations of the Central Intelligence Agency throughout its history. This set of records covers management and control of covert operations, as well as activities carried out during the Carter, Reagan, Bush (I), Clinton, Bush (II) and Obama presidencies. (Upcoming installments will encompass earlier periods of the agency’s operations – specifically taking advantage of pending Freedom of Information Act requests that will be fulfilled in the near future.)

Containing 2,337 documents, this publication brings together declassified documents and other materials, including key congressional records (necessary for understanding the scope and context of CIA activities) to offer unprecedented detail on a vital but poorly represented aspect of United States foreign activity. Materials in this collection include the most recently declassified documents from presidential libraries and the National Archives, numerous items released under the Freedom of Information Act, and official reports and hearings.

Among the subjects addressed are CIA covert operations in Africa, Afghanistan, Nicaragua, Bosnia, Guatemala, Peru, radio broadcasting, and the war on terror, and official views on these activities as well as the management of U.S. intelligence. Among the key documents that shed new light on these activities are memoranda of conversation of presidential national security meetings, NSC staff papers, memoranda to the president from the director of central intelligence, CIA intelligence reports and studies, investigative reports of the CIA inspector general, and much more. For example, the collection contains the records of the meeting with President Ronald Reagan at which officials first discussed a blockade of Nicaragua. This collection will provide researchers with the most highly curated document-based resource available for the study of CIA covert operations.

Research Value of the Collection

CIA Covert Operations: From Carter to Obama, 1977-2010 provides a detailed account of the operational and diplomatic history of U.S. covert operations, encompassing the time period beginning with the inauguration of President Jimmy Carter in 1977, and concluding with the George W. Bush administration, although a few Obama-era documents are also included. Containing 2,337 declassified documents from a wide range of sources, namely the Central Intelligence Agency, the Department of State, the White House, the National Security Council, as well as a variety of others, the set provides a wide-ranging look into the intricacies of CIA covert action. The primary source material contained within this collection is dynamic in its ability to illuminate not only the specific aspects of individual covert operations, but also the CIA’s role in U.S. policy more broadly.

Overall, the set concentrates on two distinct, but occasionally overlapping, thematic areas: the oversight and management of covert operations and the details of particular covert activities. Documents associated with the control and management of covert operations often showcase the tension between the CIA and the legislative branch. The collection, for instance, features the director of central intelligence nomination hearings for figures such as Stansfield Turner, James Woolsey, George Tenet, and Michael Hayden, among others, and notably includes the expansive Robert Gates hearings of 1991. It also highlights the Carter administration’s attempts to overhaul the intelligence community through documents such as the National Intelligence Reorganization and Reform Act of 1978, as well as containing an assortment of various Senate Select Committee on Intelligence hearings. The set includes extensive documentation on the effort between 1977 and 1981 to develop a legislative charter for the intelligence community, showing the Carter administration’s internal deliberations, as well as Reagan administration efforts to revisit some of these issues.

Documents dealing with the details of particular covert activities cover well-known operations, such as the United States’ support of the Mujahedeen during the Soviet occupation of Afghanistan from late 1979 and throughout much of the 1980s, to lesser known propaganda operations involving Radio Free Europe/Radio Liberty (RFE/RL) broadcasting to Soviet Muslims. The set touches on the efforts of the U.S. to halt Cuban activities in Africa, in countries such as Angola, as well as programs to arm the Contras in Nicaragua, and the actions the Reagan administration took against Libya. It also contains more recent documents which provide a unique insight into the CIA’s rendition programs and use of enhanced interrogation techniques during the “War on Terror,” and into activities and programs such as the Airbridge Denial Program, which aided in the shoot down of a missionary plane over Peru in 2001.

1972-1984

New Year Assessment of Afghan Government Performance and Outlook for U.S. Position in Afghanistan

February 1, 1972, Secret, Cable, Annotated Copy. Ambassador Neumann reports on Afghan government’s improvement under administration of Prime Minister Abdul Zahir; and asserts that U.S. should provide aid to Afghanistan, in light of country’s foreign-policy progress.

Legislative Charters for Intelligence Community

May 15, 1978, Secret, Memorandum of Conversation. Recounts proceedings of meeting of National Security Council’s Special Coordination Committee to consider proposed National Intelligence Reorganization and Reform Act.

Soviet Involvement in Afghanistan Secret

April 3, 1979, Secret, Information Memorandum. .Zbigniew Brzezinski apprises Vice President Mondale of U.S. responses to Soviet involvement in Afghanistan, including briefing of Iranian government on Soviet activity.

Consultations with China on the Afghan Situation

January 5, 1980, Secret, Cable. Discusses talk among Asst Secretary Vest, Asst Secretary Holbrooke, and Chinese ambassador Chai Zemin about results of consultations with allies on responses to Soviet invasion of Afghanistan.

Central American Arms Trafficking: The Comayagua Cache

February 20, 1981, Secret, Intelligence Summary. Reports on Honduran efforts to stop Communists’ plans to arm Salvadoran guerrillas.

[Allegations from Sandinistas]

August 28, 1984, Secret , Letter, Excised Copy. Charles Briggs denies that U.S. is attempting to assassinate members of Sandinista National Liberation Front.

[Helicopter Downing in Nicaragua….]

Sept. 11, 1984. Secret, Compendium, Annotated Copy. Forwards to Robert McFarlane account of helicopter downing and CIA’s statement that it has no ties to Civilian Military Assistance and that CIA provided four aircraft to Nicaraguan Democratic Force.

1986-2012

Qadhafi’s Vulnerabilities

January 28, 1986. Secret, Talking Points, Annotated Copy; Excised Copy. Cites involvement of Libyan military in unpopular military campaigns as key way to undermine Libyan leader Muammar Qaddafi and his support of international terrorism.

[Involvement of U.S. Personnel in Deaths of Guatemalans]

July 21, 1995. Secret, Letter, Annotated Copy; Excised Copy. Forwards interview questions and answers pertaining to CIA officials’ possible involvement in, or knowledge of, deaths of Michael DeVine and Efraín Bámaca Velásquez; requests that information be protected.

The CIA Interrogation of Abu Zubaydah, March 2001-Jan. 2003.

c. January 2003. Top Secret, Report, Excised Copy. Reports on interrogation of Abu Zubaydah, including background on his terrorist activities, information learned, and techniques used.

Covert Prison Rumored to Be in Udonthani on ‘Voice of America’ Premises; U.S. Just Mumbles about Secret Prison in Thailand

November 4, 2005. Unclassified, Memorandum for Record, Transcribes Thai news article noting that CIA denied Washington Post story of secret detention centers in foreign countries, including Thailand.

[Overseas Detention Facilities]

August 31, 2006. Top Secret, Letter, Annotated Copy; Excised Copy. Describes conditions at covert detention facilities used by CIA for housing high-value terrorists and asserts that conditions conform to Geneva Conventions.

The North Carolina Connection to Extraordinary Rendition and Torture

January 2012. Non-Classified, Report, Annotated Copy, Reports on North Carolina’s involvement in CIA rendition program through state and county government support for Aero Contractors, a private business hired by CIA to conduct rendition flights.

CIA Covert Operations II: The Year of Intelligence, 1975

The first full year of the Gerald R. Ford administration is known as "The Year of Intelligence," denoting a season of inquiry into America’s spy agencies set off by a wave of media revelations of official abuses and wrongdoing that predate the current era of media and congressional investigations by decades. Within the Central Intelligence Agency the director himself had felt it necessary for his own information to order the compilation of a document (now notorious as "The Family Jewels") that detailed many of the abuses. How explosive these were stood revealed when publication of similar information in the New York Times in late 1974 triggered a firestorm of public outrage. This led to successive investigations of the intelligence agencies by a blue-ribbon presidential panel (the Rockefeller Commission), a special committee of the United States Senate (Church Committee) and a select committee of the U.S. House of Representatives (Pike Committee). Each of these bodies in its way would serve as a model for similar investigative processes in subsequent years.

The "Year of Intelligence" set, the second in the Archive’s series on the CIA, documents these investigations richly. Step by step the set shows how the agency under Director William E. Colby reported on the revelations, how President Ford’s White House staff-led by Donald Rumsfeld and Richard Cheney-created and managed a strategy to limit and restrain the investigations, how the Rockefeller Commission and congressional committee members pursued their inquiries, and many of the secrets they uncovered. Topics include every aspect of intelligence work, among them covert operations, assassinations, spying on political dissenters, intrusive NSA eavesdropping, as well as such standard subjects as the organization and functions of U.S. intelligence, crisis response, intelligence analysis, and other types of agency activity. The documents show in explicit detail how the Ford White House managed this political crisis and ultimately responded with a reorganization of U.S. intelligence and an executive order specifying agency roles and missions for the first time.

Both the substance of the revelations and the policy, political and legal questions they raised almost four decades ago make the uniquely wide-ranging "Year of Intelligence" collection indispensable for students of the U.S. intelligence community, national security affairs, presidential decision-making in foreign policy, and the role of Congress and the media in government oversight.

CIA Covert Operations III: From Kennedy to Nixon, 1961-1974

CIA Covert Operations III: From Kennedy to Nixon, 1961-1974

The third in the National Security Archive’s unparalleled series of primary source compilations on the CIA’s clandestine side, curated by Pulitzer-nominated author John Prados, takes the story from the epic disaster of the Bay of Pigs through a series of little-known or under-explored covert activities in Cuba (including the Mongoose operation, which is documented in rich detail), British Guiana, Bolivia, Indonesia, the Dominican Republic, Iraq (the Kurds) and more. The material spans topics from first-hand reporting on Che Guevara as he uttered his dying words in Bolivia, to the CIA seeking approval for money to bribe African dictator Jean-Bedel Bokassa of the Central African Republic. This set will also provide unprecedented coverage of deliberations of the CIA’s high command, ranging from minutes of the "Special Group" that approved covert operations, to CIA directors’ daily staff meetings, to the notes of meetings with presidents Kennedy and Johnson made by CIA Director John McCone.

Research Value of This Collection

The CIA Covert Operations project originated with the realization that there exists no single source in which an interested reader or researcher could access the most relevant material with respect to the full spectrum of subjects important to the study of these activities. The reasons for this are varied. Many documents reside in secret government vaults or are scattered among distant repositories; they are of different types and thus held in groupings unrelated to each other; or they are typically treated in isolation by virtue of being seen as pertaining to different geographic areas and not to the functional subject of covert operations.

Collection Content Origin of Documents

Central Intelligence Agency 1128

Department of State 430

National Security Council Staff 327

White House 179

Other U.S. Intelligence Organizations 130

Department of Defense 89

Other U.S. Agencies 64

Non-governmental Organizations 30

Non-U.S. Origins 27

U.S. Congress 13

Electronic Surveillance and the National Security Agency: From Shamrock to Snowden

Research Value of the Collection

U.S. intelligence activities, which cost well over $50 billion a year, also have significant implications for national security and foreign relations — particularly in an era when the threat from terrorism has grown. Within those activities, U.S. electronic surveillance — domestic and foreign — costs a substantial portion of those billions.

Aside from the cost, those activities — as further revealed by the Snowden disclosures — have significant implications for civil liberties and privacy, the ability to detect and prevent terrorist attacks, and the monitoring of foreign governments. The documentation also provides valuable new information on one key, often obscured, aspect of foreign relations — the liaison relationships between U.S. intelligence organizations (in this case, the NSA) and their foreign counterparts. In addition, the foreign reaction to many of the disclosures has illustrated the consequences that can follow the exposure of intelligence operations — particularly those targeted on allied nations.

Incorporating records from all the major sources of documentation concerning U.S. electronic surveillance — the media publications that posted the Snowden documents, official releases from the executive branch (including press releases and declassified documents) and Congress (including legislation, member’s press releases, and testimony), websites, and the Freedom of Information Act — significantly eases the task of searching for documentation.

Thus, the documents will be of great relevance to scholars in a variety of fields, including those covering the study of:

U.S. electronic surveillance capabilities and activities

Legal issues concerning electronic surveillance

Computer network exploitation and cybersecurity

Intelligence liaison

Foreign SIGINT Activities

U.S. foreign relations

Security studies

International relations

U.S. policy making

The Ford, George W. Bush, and Obama presidencies

Edward Snowden

Criminal Complaint

June 14, 2013. Files criminal complaint against Edward Snowden for theft of government property and unauthorized release of classified information.

[How Disclosed National Security Agency Programs Protect Americans, and Why Disclosure Aids Our Adversaries: Opening Statement by Chairman Mike Rogers]

c. June 18, 2013. Transcribes Representative Mike Rogers’ opening statement for congressional hearing on legality and effectiveness of National Security Agency’s business records collection program.

Voluntary Return of Edward J. Snowden to the United States for Trial in United States of America v. Edward J. Snowden

June 27, 2013. Asks Justice Department to agree to stated conditions for voluntary return of Edward Snowden to U.S. to face trial.

[Response to Concerns about Secret Interpretation of Section 215 of USA PATRIOT Act Allowing Bulk Collection of Private Records; …]

c. June 27, 2013. James Clapper refutes Ron Wyden’s assertion that intelligence community "secretly reinterpreted" legal authority for telephone metadata collection program.

2013 Annual Report of the Interception of Communications Commissioner

April 8, 2014. Reports on British government’s communications-interception practices and notes public concern following publication of Edward Snowden’s leaked documents.

[Operation Shamrock]

c. October 1975. Confidential. Confirms that Operation Shamrock collected foreign communications from telegraph service companies.

[Telegraph Companies Supplying Communications to U.S. Government]

c. October 1975. Provides background information on U.S. collection of telegraphs addressed to foreign governments from Western Union and other companies.

Claim of Executive Privilege with respect to Materials Subpoenaed by the Committee on Government Operations, House of Representatives

February 17, 1976. Top Secret.Recommends that President Ford invoke executive privilege in response to congressional subpoenas for information relating to intelligence agencies’ interception of cable communications, which would "severely hamper [U.S.] foreign intelligence and counterintelligence efforts."

Meeting with Lawyers for Cable Companies

March 18, 1976. Reports on meeting with telegraph companies’ lawyers about Abzug Subcommittee requests for documents and testimony, and on lawsuit by Morton Halperin.

Report on Inquiry into CIA-Related Electronic Surveillance Activities

June 30, 1976. Top Secret. Reports findings of Justice Department task force on intelligence agencies’ electronic surveillance activities, authority to conduct surveillance, and possible violations of law, with legal defenses for such violations.

Surveillance

Electronic Surveillance Legislation

May 27, 1975. Secret. Reviews, and expresses concern about, legislation that would require warrants for all wiretaps, including of foreign intelligence sources.

Warrantless Electronic Surveillance [Includes Tabs A, C, and D; Alternate Version of Tab D Appended]

January 12, 1976. Top Secret. Recommends sending memorandum to Attorney General Levi on authorization of warrantless wiretaps.

[Electronic Surveillance Statistics]

July 23, 1976. Identifies numbers of wiretaps placed by Federal Bureau of Investigation from 1965 to 1975.

The Five Electronic Surveillance Questions

c. 1990. Top Secret. Poses questions to consider before conducting electronic surveillance, including target’s location.

Summary of the Main Provisions of USSID 18

c. September 3, 1991. SecretCOMINT. Summarizes United States Signals Intelligence Directive 18’s rules for collection and retention of communications of Americans without prior approva

[Follow-Up Questions on Oversight of USA PATRIOT Act; Includes Attachment]

October 20, 2005. Forwards Attorney General Gonzales’s answers to questions from Senator Specter about requirements for "roving" wiretaps and safeguards for privacy of Americans.

Amendments to the Foreign Intelligence Surveillance Act (FISA) Extended Until June 1, 2015

June 16, 2011. Identifies three clauses of Foreign Intelligence Surveillance Act set to expire in 2015: allowance of "roving" wiretaps, requests for "any tangible thing," and targeting of "lone wolves."

Metadata Collection

[Metadata Collection Program; Includes Attachment; Heavily Excised]

Undated. Top SecretCOMINT. Responds to questions from Judge Bates about use of pen registers to collect foreign intelligence.

Report of the United States

Undated. Top SecretCOMINT. Reports on National Security Agency’s compliance with court-mandated rules for handling e-mail metadata collected through pen registers.

Review of the Legality of the Stellar Wind Program

May 6, 2004. Top SecretCOMINT. Provides background information and assesses legal authority of program to intercept content of communications of suspected terrorists, codenamed STELLARWIND, and concludes that program is "constitutionally permissible."

Sharing Communications Metadata across the Intelligence Community

c. 2006. Secret. Recommends establishment of National Security Agency as "executive agent" for intelligence-community-wide mechanism for sharing communications data.

FISA Court Order: Telephony Business Records

July 10, 2006. Top SecretCOMINT. Asserts that National Security Agency’s data management controls for processing, dissemination, security, and oversight of telephone metadata about U.S. persons meet requirements of court order; and recommends additional controls for data collection and querying.

National Security Agency

[Validator and OlympusFire Systems]

Undated. Top SecretCOMINT. Describes Validator backdoor access system and OlympusFire network exploitation system.

[Invitation to Appear before Congress]

October 24, 1975. Requests that Lew Allen appear before Subcommittee on Government Information and Individual Rights to justify petition for closed hearing on intelligence agencies’ interception of cable and telex traffic.

Bella Abzug Hearings concerning FBI and NSA Activities: Current Position concerning Assertion of Executive Privilege

c. March 3, 1976. Justifies use of executive privilege to ignore congressional subpoena for information on U.S. interception of cable communications.

USSID 18: Reporting Guidance on References to the First Lady

July 8, 1993. ConfidentialCOMINT. Alerts that first lady may be identified by title in intelligence reports when referring to her official duties.

Guatemala–Prohibition on Search of Raw Traffic

March 31, 1995. SecretCOMINT. Relays National Security Agency Office of General Counsel’s advice on searching for signals intelligence about Michael DeVine and Efraín Bámaca Velásquez in Guatemala dating back to 1987.

European Security Center to Begin Operations

March 29, 2004. Secret. Introduces points of contact and describes role of new National Security Agency European Security Center, including to provide crisis support to military and signals intelligence operations and to serve as training center for technical and language skills.

[Legal Authority for National Security Agency Surveillance Activities]

December 22, 2005. Describes president’s constitutional authority to authorize National Security Agency surveillance to prevent terrorist attacks.

The National Security Agency: Organization and Operations, 1945-2009

Research Value of the Collection

Incorporating the latest materials declassified and released by the U.S. government, this document set reveals for the first time the vast breadth and scope of the intelligence gathering activities of NSA and its predecessor organizations, and details the critically important role that NSA has played in virtually every conflict and international crisis that the United States has faced since the end of World War II.

Until the mid-1990s, it was virtually impossible to obtain any meaningful documentary materials concerning NSA because of the nearly impenetrable shroud of secrecy that historically has covered the agency’s operations. Public Law 86-36 allowed the agency to effectively prevent the release of virtually any information to the public about its organization and operations. At the height of the Cold War, agency officials delighted in telling outsiders that NSA’s initials stood for "No Such Agency" or "Never Say Anything."

But with the public release in 1995 of the first documents relating to NSA’s Venona code-breaking efforts against Soviet codes, the veil of secrecy began slowly but surely to dissipate. Thanks in large part to the efforts of a small number of senior NSA officials with a deep and abiding interest in history, the release of historically significant documents about NSA gathered steam during the late 1990s. At the same time, the agency’s rules about releasing documents to FOIA requestors concerning its operations were dramatically relaxed. And finally, in the late 1990s the CIA began declassifying and releasing large numbers of intelligence reports and studies that included intelligence formation derived from SIGINT reporting coming from NSA. It is this material, located in the CREST computer database at the National Archives in College Park, Maryland, that forms the core of the NSA document collection.

The majority of the documents comprising this collection cover NSA’s activities during the Cold War Years (1945-1989), such as the role played by SIGINT during the Korean and Vietnam wars, as well as during a host of international crises. Included in this set are a series of formerly highly classified NSA intelligence reports covering key events during the Korean and Vietnam wars, as well as the Cuban Missile Crisis in 1962, the 1964 Gulf of Tonkin incidents, and the Soviet and Cuban military intervention in Angola in 1974-1975. Also contained in the collection are a series of previously classified internal NSA documents, including but not limited to organization manuals and staff studies concerning the effectiveness of NSA’s SIGINT collection efforts, and once-classified internal newsletters.

Of particular interest to researchers are the sizeable number of intelligence estimates, studies, reports and memoranda derived from SIGINT that were produced by the CIA and other components of the U.S. intelligence community, most written at the Top Secret Codeword level, on a wide range of topics affecting the U.S. government and military. Many of these reports cover military subjects, such as the order of battle of the Soviet, Chinese, Cuban, North Vietnamese and North Korean militaries, warnings of imminent enemy offensives in Korea and Vietnam, indicators appearing in SIGINT of enemy troop movements, details of new Soviet weapons systems, and the like. Other materials concern diplomatic or economic subjects, such as details of what foreign government leaders were saying to one another, as well as data concerning foreign trade, domestic consumer goods policies, gold production, merchant shipping movements and civilian airliner flights, weapons production, shipbuilding, petroleum and other strategic commodities shipments, and civil defense activities, all of which were derived from SIGINT reporting from NSA.

Examined in their entirety, these intelligence estimates, studies, reports and memoranda clearly indicate that the U.S. intelligence community was heavily dependent on NSA for much of the intelligence information it had at its disposal during the Cold War, particularly against the U.S. intelligence community’s highest priority targets – the USSR, the Peoples Republic of China, Cuba, North Vietnam and North Korea. It would also seem that SIGINT’s importance has not diminished in the post-Cold War world. NSA’s intelligence reporting has accounted for much of what is known about the activities of al-Qaeda and other international terrorist organizations. And SIGINT has played an understated, albeit very important role in the still ongoing wars in Iraq and Afghanistan.

The documents contained in this collection permit researchers to examine the role played by intelligence, especially SIGINT, in the formulation and execution of U.S. foreign policy and defense strategies; the importance of SIGINT to American policymakers and senior military commanders during world crises and contingency operations; the critically important role played by SIGINT on the battlefield, especially during the Korean and Vietnam wars, when virtually all major operations were driven to one degree or another by SIGINT; and the all-important question of the relative value of the intelligence information provided by NSA given its high cost. This document set will prove valuable to a wide range of researchers, including those who focus on topics such as:

General intelligence policy and management issues, such as the importance of the near-continuous internecine warfare between NSA and the CIA, as well as other key components of the U.S. intelligence community during the Cold War. The inability or unwillingness of NSA to work harmoniously with the rest of the U.S. intelligence community was to have long-lasting ramifications. The 9/11 Commission identified the failure of the different agencies comprising the intelligence community to cooperate as one of the key factors in the failure of U.S. intelligence to prevent the 9/11 terrorist attacks.

The overall performance of the U.S. intelligence community during the Cold War on a number of critically important intelligence issues in which SIGINT played a vital role, such as the so-called "Bomber Gap" of the mid-1950s and the "Missile Gap" of the early 1960s. In the post-Cold War era, there are still unresolved issues concerning NSA’s intelligence collection activities leading up to the 9/11 attacks, and its deficient performance against the Iraqi weapons of mass destruction (WMD) programs prior to the U.S. invasion of Iraq in March 2003.

The impact of SIGINT on the planning and execution of U.S. foreign policy since the end of World War II.

The overall importance of SIGINT reporting emanating from NSA on the conduct of U.S. military operations since World War II.

The still evolving role of SIGINT in the ongoing counterinsurgency campaigns in Iraq and Afghanistan, and its diminishing utility in the U.S. government’s global counterterrorist efforts against al-Qaeda and other international terrorist groups.

1945-1950

Cryptanalysis of "Caviar"

c. 1945. Top Secret Ultra. Describes progress in discovering key to decoding messages from Soviet "Fish" or Baudot scrambler, or, "Caviar."

Disclosure of Free French Results to British

May 14, 1945. Top Secret, Memorandum. Informs Preston Corderman that Navy will refuse to give information classified as "NB" or "No British" to Army unless it agrees not to share it with Britain.

The Blue Caesar

c. September 15, 1945. Top Secret, Report. Provides background information on Soviet signal communications and describes structure of communications networks, cryptographic systems, variations on Morse Code, call-sign systems, and procedures for decrypting Soviet intercepts.

List of Cryptanalytic Short Titles

February 01, 1946. Top Secret. Lists U.S. and British short titles of codes by country and provides descriptions of status, type, class, and rating for each.

[Coded Messages from Korea]

February 12, 1946. Top Secret, Cable. Offers access to covertly coded diplomatic messages filed at Korean Communications Center in Seoul.

[Excised] Espionage

May 15, 1950. Top Secret, Memorandum. Provides updates on Federal Bureau of Investigation cases regarding Soviet spies in the U.S.

Atomic Energy Intelligence

June 28, 1950. Top Secret , Memorandum. Provides Intelligence Advisory Committee’s comments and indicates actions to be taken in response to recommendations made by Ad Hoc Committee on Atomic Energy Intelligence.

1960-1970

SIGINT Production Organization Manual

March 01, 1960. Top Secret. Presents mission, organization, composition, management, staff groups, offices, and other facts about National Security Agency’s signals intelligence component that performs SIGINT collection, production, and related tasks.

[Excised] SIGINT Readiness Bravo, Owen, Spot Report, Report Nr. 4

October 23, 1962. Secret Sabre, Cable. Presents mission, organization, composition, management, staff groups, offices, and other facts about National Security Agency’s signals intelligence component that performs SIGINT collection, production, and related tasks.

Views on Situation in Angola and the FNLA

June 26, 1975. Top Secret Gamma; Cable. Provides Johnny Pinnock’s comments on liberation movements in Angola.

Soviet and Cuban Intervention in the Angolan Civil War

March, 1977. Top Secret Umbra, Intelligence Memorandum. Assesses Soviet and Cuban military aid during Angolan civil war.

1990-2009

[John F. Kennedy Assassination Records, Venona, and Other Issues]

March 12, 1996. Unclassified, Newsletter. Provides letter from new director Kenneth Minihan and update on providing documents to Assassination Records Review Board, new chairman of President’s Foreign Intelligence Advisory Board, and releasing records on Venona project.

[Excised] Iraq’s Continuing Programs for Weapons of Mass Destruction

October, 2002. Top Secret (Code Word Excised). Presents key judgments about Iraq’s weapons program, State Department view of program, and confidence levels for particular judgments.

["Terrorist Surveillance Program"]

July 31, 2007. Explains that "Terrorist Surveillance Program" phrase was not used prior to 2006 to refer to warrantless interception of international communications of al-Qaeda and affiliated terrorist organizations coming into or going out of U.S., activity George W. Bush had publicly described in December 2005.

Unclassified Report on the President’s Surveillance Program

July 10, 2009. Unclassified. Summarizes review by intelligence community’s inspectors general of legality of President’s Surveillance Program, through which George W. Bush periodically authorized intelligence activities "to detect and prevent further terrorist attacks in U.S.

Cuba: 1960-63

Arms Deliveries to Cuba

September 26, 1960. Top Secret Daunt. Memorandum about Cuban acquisition of arms from both Soviet bloc and non-bloc countries; lists arms and equipment.

Supplement to the Military Buildup in Cuba: A Chronology of Significant Events since 20 January 1961 and Major Bloc Arms Shipments to Cuba.

July 11, 1961. Top Secret Dinar. Presents chronology of events since January 20, 1961 related to Cuban military buildup.

Cuban MiGs Scramble on Two U.S. Navy Patrol Planes

September 11, 1962. Secret Kimbo. Reports and comments on September 8, 1962 incident in which two Cuban Revolutionary Air Force MiG planes intercepted two U.S. Navy patrol planes over international waters.

Supplement 9 to Joint Evaluation of Soviet Missile Threat in Cuba

October 28, 1962. Top Secret (Code Word Excised), Report. Evaluates force readiness, construction pace, and changes in Soviet missile deployment program in Cuba.

[Excised] Comment on Castro’s Reaction to Death of Kennedy Top Secret Dinar, Communications Intelligence Report, Annotated Copy; Excised Copy, 3/O/[Excised]/T1463-63, December 05, 1963,

December 05, 1963. Top Secret Dinar. Reports on Fidel Castro’s attempts to immediately refute accusations that U.S. President Kennedy’s assassin was Marxist or "communist Castroite."

Cuba 1962: Khrushchev’s Miscalculated Risk

February 13, 1964. Examines implications of aerial photographic evidence of deployment of Soviet forces in Cuba, discussing Cuba-Soviet economic and military relations before mid-1962, and activity relating to military buildup, air defenses, and naval and ground systems.

North Korea: 1950-68

[Chinese, Soviet, and North Korean Military Movements] Secret, Intercept, July 03, 1950,

July 03, 1950. Secret, Intercept. Comments on intelligence information derived in part from radio intercepts concerning troop and naval movements in Soviet Union, China, and North Korea.

Enemy Radio Information [Includes North Korean Radio Information], Confidential, Memorandum, July 29, 1950

July 29, 1950. Confidential, Memorandum. Forwards intercept of North Korean radio information.

[U.S. Mission in Korean War; Operations Plan 10…]

September 10, 1950. Top Secret. Describes weather patterns, terrain features, North Korean military strength, and other factors affecting U.S. mission in Korean War, derived in part from signals intelligence.

[North Korean Troop Movements]

January 08, 1951. Secret. Reports on North Korean rifle division movements, based in part on signals intelligence.

Summary of Enemy Situation

May 11, 1951. Top Secret. Analyzes intercepted intelligence indicating North Korean attack, including military divisions and locations involved.

The Prospects for an Effective Truce in Korea

July 23, 1953. Top Secret Canoe. Forwards intelligence derived in part from signals intelligence on prospects for Korean War truce, including objections by Syngmann Rhee, recovery of released prisoners of war, and other issues.

Background–Communist Violations of the Armistice in Korea

March 09, 1955. Top Secret Eider. Reports on violation by communists in Korea of July 27, 1953 armistice in relation to ground, air, and naval forces; political subversion in South Korea; and retention of U.N. Command prisoners of war.

[Seizure of USS Pueblo; Includes Map]

January 23, 1968.; Top Secret. Reports North Korean seizure of signals intelligence ship USS Pueblo.

The Pueblo Incident

February 05, 1968. Top Secret Trine. Discusses North Korean decision to capture USS Pueblo, propaganda about U.S. and South Korean ships near North Korean waters, and Pyongyang’s military capability.

The President’s Daily Brief: Kennedy, Johnson, and the CIA, 1961-1969

Once called "the most highly sensitized classified document in the government,” the President’s Daily Brief (PDB) is a Top Secret CIA digest of essential intelligence presented every morning to the president and a handful of his closest advisers. Spotlighting the most sensitive world flash points, the PDBs provide insight into what presidents knew and when they knew it about the most critical issues of the day.

The National Security Archive – in partnership with others in the academic community – was instrumental in paving the way for the first substantial release of PDBs through a campaign of public education and pressure finally leading to litigation. In 2007, the Archive joined with Professor Larry Berman, then a professor of political science at the University of California, Davis, in a suit against the CIA. Though the court denied the plaintiffs’ immediate request, it rejected the CIA’s attempt to obtain a blanket exemption for all PDBS, opening the door for the eventual release of the 2,500 documents and nearly 19,000 pages included in this collection.

These highly succinct records provide a day-by-day glimpse into the historic global challenges facing the Kennedy and Johnson administrations. Themes covered include Cold War conflicts over access to West Berlin; the Cuban missile crisis; the Vietnam War; the Six-Day War; conflicts sparked by decolonization in Africa, Indonesia, and the Middle East; political turmoil in Central and South America; NATO and EEC concerns; and reporting on the Soviet Union and Eastern Europe, among other topics.

While the extreme secrecy that has shrouded these 40-year-old documents now seems dubious, this collection nonetheless serves as a rich source not only on a pivotal period in modern world history but on the workings of government and the national security system, especially presidential decision-making, CIA intelligence production, and government secrecy.

The Soviet Estimate: U.S. Analysis of the Soviet Union, 1947–1991

The Soviet Union represented the major concern of U.S. national security decision makers for more than 40 years. The ultimate policies they adopted during that period were the result of numerous factors. Their understanding of Soviet objectives and capabilities–military, diplomatic, economic, and scientific and technical-was certainly one of those factors. Intelligence reports helped shape that understanding. With respect to some issues, such as Soviet ICBM strength, intelligence was by far the most important ingredient.

Until recently scholars have had to address issues such as the performance of U.S. intelligence analysis with respect to the Soviet Union or the impact of intelligence on policy without reference to most of the key documents. Thus, until December 1994, all the National Intelligence Estimates relating to the origins and demise of the "missile gap" were classified. Scholars were often forced to rely either on other government documents that reproduced some of the information in those estimates (for example, Department of Defense posture statements) or unofficial sources.

The documents included in this collection will permit scholars to refer directly to the primary documents in discussing U.S. intelligence estimates of Soviet actions, intentions, and capabilities, their impact on policy making, or Soviet developments. Thus, the documents should be of great relevance to scholars in a variety of fields, including those in:

Intelligence studies

National security policy formation

Soviet studies

U.S.-Soviet relations

International relations

Terrorism and U.S. Policy, 1968–2002

This collection covers a great deal of territory. Details of individual attacks, accounts of the experiences of American hostages, and descriptions of U.S. and other governments’ responses give researchers a vivid picture of how terrorist incidents often unfold, how they are perceived by various sides, and how costly they are in human terms. Because many of the documents were written by U.S. officials observing and reacting to events as they unfolded, they open a fascinating window into the thinking and patterns of the men and women who sit on the front lines in this international war and whose actions have an immediate impact on many levels. Among these materials are regular, sometimes hourly, reports sent to the president that impart some of the urgency of events at the top levels of the U.S. government, as well as detailed narratives from U.S. embassy and military officials reporting from the scene.

Beyond the immediacy of these descriptive documents, the materials in this collection also give a uniquely detailed portrait of the enormous counter-terrorism planning and decision-making apparatus that has grown over the years within the U.S. government. As mentioned in the previous section, among the set’s highlights are the selection of materials from the lawsuit of former Lebanon hostage Terry Anderson, which forced the release of documents often having high levels of original classification. Also featured are the decision-level records of the Cabinet Committee to Combat Terrorism from the Nixon and Ford years. This important group met regularly to discuss responses to specific events and overall strategies. In addition, a large selection of CIA weekly reports on terrorism only recently declassified (albeit with some heavy excisions) gives a realistic sense of the priorities and scope of CIA coverage of events world-wide. Yet another feature is the inclusion of comprehensive series of reports and analyses from the research arms of Congress—the Congressional Research Service and General Accounting Office—as well as from the United Nations which offer very different institutional perspectives from those within the executive branch.

The collection also contains numerous contextual documents that shed light on specific missions, notably the 2001–2002 U.S.-led military and intelligence operations inside Afghanistan. There is even documentation on the Soviet experiences during their nine-year war against the Mujaheddin in the 1980s. Thus, the document set offers a multi-dimensional look at the complex interaction of history, politics and warfare that policy-makers and foot soldiers alike must now take into account in the modern era of terrorism.

U.S. Espionage and Intelligence, 1947–1996

The documents reproduced in U.S. Espionage and Intelligence provide a unique documentary record of U.S. intelligence community organizations, operations, and management. They portray the bureaucratic reality underlying " some of the most highly secret activities of the U.S. government. Thus, the varied organization and functions manuals provide detailed information on the structure and responsibilities of the numerous and often obscure intelligence organizations that make up the U.S. intelligence community.

The regulations issued by the various intelligence organizations give the researcher insight into the procedures and activities involved in performing specific missions — whether the mission be intelligence analysis, intelligence collection (such as signals intelligence or nuclear monitoring), or the acquisition of foreign military equipment. A researcher will be able to examine entire regulations of interest, rather than to rely solely on the portions quoted or paraphrased in other works.

Also of great value are the interagency directives (such as presidential national security directives, National Security Council Intelligence Directives, Director of Central Intelligence Directives) that form a significant part of the document collection.

Two further categories of documents will be of significant value to researchers — command histories and official studies of intelligence community structure and performance. Command histories of military intelligence units provide yearly, often detailed, accounts of the activities of these units. Also included are all official studies performed concerning the intelligence community’s structure and performance that have been released or appeared since the publication of the Archive’s The U.S. Intelligence Community document set.

Documents in the set that cut across all categories will be useful to researchers exploring changes in the intelligence community in reaction to the collapse of the Soviet Union and the lessons of the Persian Gulf War.

U.S. Intelligence Community After 9/11

Research Value of the Collection

One consequence of the terrorist attacks of September 11, 2001, on New York and Washington was the initiation of the most significant organizational change in the U.S. Intelligence Community in over five decades – the abolition of the position of director of central intelligence and the establishment of the Office of the Director of National Intelligence. Other changes made as a direct result of the attacks occurred in the form of policy decisions regarding organization and operations, such as the creation of the Department of Homeland Security and its intelligence component, and the detention of ‘high-value" al-Qaeda officials.

Additional changes were the consequence of technological and/or doctrinal developments or the natural result of the inevitable periodic reorganizations that government agencies undertake. Thus, the ability to provide data in real-time to military commanders led to the creation of the Joint Intelligence Operations Center within the Defense Intelligence Agency and the military commands. Modifications in operational activity (the targeted killings of al-Qaeda officials) were also due to technology (such as the capabilities of Predator unmanned aerial vehicles to provide real-time data and the ability to mate Hellfire missiles with the Predators) and adjustments in what were considered acceptable activities in the face of terrorist attacks.

Another change – in how the U.S. sought to prevent Saddam Hussein from acquiring and possibly employing weapons of mass destruction – had dramatic implications for the U.S. Intelligence Community. The community’s estimates of Iraq’s WMD programs became the basis for the Bush administration’s public information campaign in support of the decision to invade Iraq and topple the Saddam Hussein regime. In the aftermath, the community’s collection and analysis efforts became the subject of multiple investigations by the Senate Select Committee on Intelligence and other official bodies.

The documents contained in the set will allow a researcher to explore:

The creation and authorities of the Director of National Intelligence.

The creation and responsibilities of new intelligence components in the Department of Defense, Department of Homeland Security, Department of the Treasury, and Drug Enforcement Administration.

The performance of the CIA and the U.S. Intelligence Community with respect to 9/11 and estimating the state of Iraqi weapons of mass destruction programs.

The organization, authorities, and activities of the Counterintelligence Field Activity.

The transformation of military service intelligence agencies and the resurgence of service human intelligence.

The transformation of the Federal Bureau of Investigation’s intelligence structure and activities.

U.S. interrogation and electronic surveillance policies and activities.

2001-2010

Bin Ladin Determined to Strike in U.S., President’s Daily Brief

August 06, 2001. Asserts that based on clandestine, foreign government, and media reports, al-Qaeda leader Osama bin Laden seeks to conduct terrorist attacks in U.S.

We’re at War

September 16, 2001. Confidential, Memorandum. Encourages staff to be "passionate and driven" in efforts to combat terrorism.

Collecting Information on U.S. Persons

November 05, 2001. Secret. Offers information collection guidance in light of concern about military intelligence collection authority.

In re: All Matters Submitted to the Foreign Intelligence Surveillance Court

May 17, 2002. Classification Unknown. Finds that proposed minimization procedures intended to protect privacy of U.S. citizens from electronic surveillance authorized by Foreign Intelligence Surveillance Act are not "reasonably designed" and orders that they be modified in part.

What Do I Have to Do to Get a FISA? Classification Unknown, Report, Excised Copy, September 12, 2002,

September 12, 2002. Classification Unknown. Provides guidelines for seeking authorization to conduct electronic surveillance or physical searches under Foreign Intelligence Surveillance Act.

[Concerns about Bush Administration Intelligence Policy; Handwritten]

July 17, 2003. Senator Rockefeller expresses concern to Vice President Cheney about direction of Bush administration policy toward security, technology, and surveillance.

Director’s Message: "NSA in the Media–‘Intelligence Gathering Practices’"

December 16, 2005. Directs National Security Agency staff not to publicly comment on New York Times story revealing NSA’s warrantless communication intercepts.

Audit of the U.S. Department of Justice Terrorist Watchlist Nomination Processes

March 2008. Examines Dept of Justice’s process for nominating known or suspected terrorists to terrorist watch list; presents findings and recommendations.

Interrogation

Interrogation of al-Qaeda Operative

August 01, 2002. Top Secret, Memorandum. Describes interrogation techniques to be used on Abu Zubaydah, his prominence in al-Qaeda, and his mental state; concludes that proposed techniques fall within legal definition of torture.

[Legal Review of U.S. Interrogation Methods]

August 01, 2002. Classification Unknown, Letter. Reviews international law relating to torture of enemy combatants and concludes that U.S. interrogation methods do not violate U.S. obligations under U.N. torture convention and do not fall within jurisdiction of International Criminal Court.

A Review of the FBI’s Involvement in and Observations of Detainee Interrogations in Guantánamo Bay, Afghanistan, and Iraq

May, 2008. Unclassified, Report. Reviews whether Federal Bureau of Investigation agents witnessed detainee abuse in military zones, participated in abuse, and reported incidents to supervisors or others; how incident reports were handled; and FBI policies, guidance, and training for agents deployed to military zones.

DOD Intelligence Interrogations, Detainee Debriefings, and Tactical Questioning

October 09, 2008. Non-Classified. Codifies and consolidates existing Defense Department policies related to humane treatment during interrogations, establishes requirement to report policy violations, provides classification guidance to protect intelligence sources and methods, assigns related responsibilities, and provides related updates.

U.S. Intelligence Community: Organization, Operations and Management, 1947–1989

The documents reproduced in The U.S. Intelligence Community provide a unique documentary record of U.S. intelligence community organizations, operations and management. They portray the bureaucratic reality underlying some of the most highly secret activities of the U.S. government. Thus, the varied organization and functions manuals provide detailed information on the structure and responsibilities of the numerous and often obscure intelligence organizations that make up the U.S. intelligence community. The level of detail in these manuals exceeds that available even in the most comprehensive books on the U.S. intelligence community.

The regulations issued by the various intelligence organizations give the researcher insight into the procedures and activities involved in performing specific missions–whether the mission be intelligence analysis, intelligence collection (such as signals intelligence or nuclear monitoring), or the acquisition of foreign military equipment. A researcher will be able to examine entire regulations of interest, rather than to rely solely on the portions quoted or paraphrased in other works.

Also of great value are the interagency directives (that is, the presidential national security decision documents, the National Security Council Intelligence Directives, the Director of Central Intelligence Directives and the United States Signals Intelligence Directives) that form a significant part of the document collection. Included are all available directives from the inception of each series (1947 in some cases). Thus, a researcher will have access to a comprehensive collection of currently-in-force directives as well as past directives.

Two further categories of documents will be of significant value to researchers. The command histories of numerous military intelligence units provide yearly, often detailed, accounts of the activities of these units. They often provide surprising details concerning the production of national intelligence estimates, the structure of National Foreign Intelligence Board committees and other aspects of national intelligence operations that cannot be obtained from the CIA.

In addition, the document set includes all presently available official studies that have been done concerning the operations of the U.S. intelligence community or some subset of the community. Included are studies performed by the National Security Council, the Office of Management and Budget, the Department of Defense and the Department of Justice during the period 1949 to 1976. These documents provide valuable background information on changes in the organization and operation of the intelligence community. On occasion, they provide information that continues to be excised from other government documents released under the Freedom of Information Act (FOIA).

U.S. Military Uses of Space, 1945–1991

The U.S. Military Uses of Space collection provides the first extensive documentary record of the highly sensitive military space activities of the United States. Researchers now have access to documents concerning four basic areas of U.S. military space activity: organization, policy, military support systems (communications, meteorology, reconnaissance and other satellites), and space weaponry (anti-satellite weapons and the Strategic Defense Initiative).

The collection provides details concerning the origins of military space programs, the evolution of programs and policy, the capabilities of various space systems and the operational use of space systems. The organization and functions manuals in the set provide detailed data on the structure and role of organizations involved in space systems development and operations.

Through the histories, memoranda and organization and functions manuals, the researcher will be able to identify, for different time periods, the organizational players and space operations of the United States government.

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI /// ERGÜN DİLER : Beş göz


ERGÜN DİLER : Beş göz

YENİ Zelanda’da iki camiye silahlı saldırı düzenlendi.
Katliamda ilk belirlemelere göre 49 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Brenton Tarrant isimli saldırgan, saldırıyı iki yıl önce planladığını belirtirken 70 sayfalık manifestosunda Türkler’i de tehdit etti! Kalpsiz, vicdansız kiralık katil CUMA NAMAZI için camiye gelen masum insanlara kurşun yağdırdı. 17 dakikalık video çekerek katliamı canlı vermek gibi bir ilke imza attı.
İSTİHBARAT operasyonu olan katliamın elbette şifreleri vardı.
Amacı vardı!
Mesajı vardı!
Hatta böylesine kurgulu, üzerinde çok düşünülmüş operasyonlarda birden fazla mesaj vardır. Ayrı ayrı adreslere gönderilmek üzere…
Brenton Tarrant isimli vicdansız kiralık katilin özel yaşamı, nerede ne yaptığı, kiminle evli olduğu, annesi-babası beni ilgilendirmiyor.
KATİL SONUÇTA! KİRALIK VE KİRLİ BİR TETİKÇİ…
İNSAN DEĞİL… Silah değiştirip vurduğu insanların üzerine ikinci, üçüncü kez kurşun sıkacak kadar cani. İnsanlık dışı yaratık…
Peki bu kadar vahşice bir katliam neden yapılır? Hiç tanımadığı insanlara niye böyle ÖLÜM kusulur? Asıl soruya gelelim… BU EMRİ, MASUM İNSANLARI ÖLDÜRME EMRİNİ KİM VERİR?
Gelin buraya bakalım…
Yıllardır, aylardır ABD ile ÇİN’in savaşını yazıyorum.
İki gücün arkasındaki isimleri sıralıyorum. TÜRKİYE’NİN VAZGEÇİLMEZLİĞİNDEN söz ediyorum. "Türkiye olmazsa olmaz" diye tekrar tekrar not ediyorum. Ve Yeni Zelanda’da katliam oluyor TÜRKİYE’ye mesaj yollanıyor! NEDEN ve KİM?
Açalım…
ABD, yani CIA, HUAWEI’nin patronunun kızını KANADA’da tutuklattı. Sonra da ABD’ye çekmek için düğmeye bastı.
Çin’in dünyayı dinlemek, borsaları gözlemek, konuşmaları kaydetmek, trafiği görmek için büyük ümit bağladığı HUAWEI saldırı altındaydı. 5G teknolojisiyle olan biten her şeyi bilecekti.
CIA-PENTAGON buna itiraz ediyordu. Çünkü bu işleri kendileri yapıyordu… Kaptırmak niyetinde değillerdi! Huawei’nin patronu Ren Zhengfei’nin kızı Meng Wanzhou CIA’nın eline geçince ÇİN cevap vermek zorundaydı.
Sert bir cevap dünyada izledikleri politikaya uymuyordu. Ancak bir şey yapmaları gerekiyordu. Bu arada tesadüf işte BOEING 737 8 MAX düştü! Çin hem uçakları yasakladı hem hava sahasını bu uçaklara kapattı. Türkiye de İran da! 50 ülkede bu uçaklar yere inmişti! Çin HUAWEI’ye yapılan saldırıya BOEING üzerinden cevap veriyordu. VE SAFLAR NETLEŞİYORDU! Türkiye ÇİN’in yanında yer alıyordu!
İşaretler bu yöndeydi!
Yeni Zelanda son zamana kadar HUAWEI’nin karşısında kaya gibi duruyor, ülkesinde operasyonlarını yasaklıyordu… Ancak son günlerde BASKI sonucu yön değiştirme sinyali verdi!
Konu elbette HUAWEI idi…
Ancak YENİ ZELANDA’nın ÇİN’in yanına geçmesi başka bir olayı daha tetikliyordu!
ÜZERİNDE DURULMASI GEREKEN İKİNCİ ÖNEMLİ KONU BUYDU!
Açalım…
Yeni Zelanda saldırısı SAHTE BAYRAK OPERASYONUYDU! Görünen ile gerçekte olan bambaşkaydı!
Sahte BAYRAK operasyonunun merkezinde ise The Five Eyes (Beş Göz) yatıyordu!
Özellikle Yeni Zelanda’da Kraliçe II. Elizabeth’ten çok Jacob Rothschild güçlüdür. Avustralya’da da etkilidir ama Yeni Zelanda farklıdır! Yeni Zelanda Merkez Bankası’nda görev yapmış olan Sir Spencer Russell, Dr. Donald Brash, Dr. Alan Bollard, Graeme Wheeler, Grant Spencer ve Adrian Orr, Jacob Rothschild tarafından atanır.
İşte Yeni Zelanda, Amerika Birleşik Devletleri’nin 70 yılı aşkın süredir kullandığı The Five Eyes (Beş Göz) istihbarat dinleme ve gözetleme sistemi için çok ama çok önemlidir! Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın da içinde olduğu bu sistem Amerika için vazgeçilmez.
Rothschild ailesinin baskısıyla YENİ ZELANDA yön değiştirdi.
Bunu istediğini gösterdi! Ailenin yani ROTHSCHILDLER’in kararıyla Yeni Zelanda The Five Eyes’tan (Beş Göz) ayrılma kararı verdi. Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı da, Yeni Zelanda’yı dünya ekseninde merkez haline getirecek bir saldırı planlamaya başladı. CIA, 1 ayı aşkın süredir Yeni Zelanda’da bir bomba saldırısı planlıyordu. Ancak cami baskını çok daha etkili olabilirdi. Böyle karar verdiler ve hayata geçirdiler!
Yeni Zelanda The Five Eyes’tan asla vazgeçemeyecek.
Bu konu artık mecliste dahi konuşulmayacak. Yeni Zelanda Merkez Bankası Başkanı Adrian Orr, saldırının olduğu saatten bir süre sonra 49 kişinin katledildiği caminin sadece 3 kilometre uzağında bir toplantıda konuşacaktı. O toplantı da iptal edildi. Bu da bir tesadüf değildi.
Adrian Orr, Merkez Bankası Başkanı gibi görünse de ülkenin Rothschild ailesiyle birlikte daha güçlendiğini söylemekten hiç çekinmeyen biri.
20 yılda sadece 76 kişinin cinayet ve kazada öldüğü Yeni Zelanda’daki bu saldırı, Ortadoğu’ya da mesaj göndermeyi ihmal etmiyordu. Türkiye mesajın merkezinde yer alırken, verilen rakamlardan bazıları Akdeniz’in eylem ve boylamıydı. Yani Akdeniz’in savaşın merkezi olduğu gizlenmiyordu. MESELA SİLAHIN ÜZERİNDEKİ 14, MALTA’nın BOYLAMI…
Saldırganlar yakalandı.
Konuşsalar da bir şey değişmeyecek. Cılız ifadeler, sükseli tipik terörist açıklamaları gibi gösterilecek. Aslında saldırı için bir cami, bir de kilise seçildi. Ancak tercih son anda değiştirildi…
Çünkü caminin sadece 3 kilometre uzaklığındaki bir kilisenin önünde de bombalı araç bulundu. Bu araçtaki bomba uzaktan kumanda ile patlatılmaya çalışıldı, ancak bilinmeyen bir nedenden dolayı patlamadı. Şimdi saldırıdan sonra ülkelerin ortak mesajlarını iyi takip edin. Kimileri bu saldırıdan mutlu olacak ama kınama mesajları yayınlayacak. TERÖR ve MÜSLÜMAN kelimelerini kimin kullandığına iyi bakın! NOT EDİN!
ABD, dünyada patlayan veya patlatılan her bombadan haberdardır. The Five Eyes (Beş Göz) Washington dışındaki saldırıları öğrenmek için kurulmuştu. Sonra amacı değiştirildi ve sistem dinlemesiyle ülkelerdeki eğitim kurumlarındaki görevlilerin yönünün değiştirilmesine kadar etkin olan bir sisteme geçildi.
Çok zor bir dönemden geçerken Yeni Zelanda’da bu saldırı kimse tarafından beklenmiyordu. O nedenle CIA Yeni Zelanda’yı seçti.
Avrupa’daki saldırı daha etkin mesaj olur muydu? Avrupa’da da yakın zamanda saldırı olacak. Bunu görmek de zor değil. Bu saldırı Avrupa’ya da mesaj içeriyor.
Merkel de Macron da hemen tepki verdiler! Biz de… Çin’in açtığı yolda olanlar hedef!
Başaramayacaklar ama terörle gelecekler. İPEK YOLU’nu engellemeye güçleri yetmedi, şimdi dağıtmak için gelecekler… Kaç kez söyledim bilmiyorum ama 2019 çok zor bir yıl olacak. "HAVADA SAVAŞ" isimli yazımın üzerinden daha iki gün geçti! Finalde ne notu düşmüştüm: Bu büyük savaşta masum çok can yok olacak…
Maalesef böyle… Savaş artık kendini gösterdi! AKDENİZ’den dolayı biz de merkezindeyiz…
Belki bize GÜCÜMÜZDEN dolayı hiç bulaşmazlar ama Çin’e destek olanlar hedef! Saldıracaklar!
Büyüttükleri bütün özel terör grupları aktif şu an! Türkiye bunu Atatürk Havalimanı, Reina ve Dolmabahçe saldırıları ile yaşadı. Ve sonra gerekeni yaptı, YABANCILARA ÇALIŞAN UNSURLARI TASFİYE ETTİ! Bize en fazla KAŞIKÇI CİNAYETİ ile bulaştılar! Bu kadar!
Yine tedbiri elden bırakmadan gidelim. SAVAŞ BAŞLADI!

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI /// Dr. Salâhi R. SONYEL : Lawrence, Haşimi Araplarını Osmanlı İmparatorluğu’na Karşı Ayaklanmaları İçin Nasıl Aldattı (İngiliz Gizli Belgelerine Göre)


Dr. Salâhi R. SONYEL : Lawrence, Haşimi Araplarını Osmanlı İmparatorluğu’na Karşı Ayaklanmaları İçin Nasıl Aldattı ?? (İngiliz Gizli Belgelerine Göre)

Yetmiş yıl önce, 1916 Haziranında, Haşimi Araplarının önderi Mekke Emiri Şerif Hüseyin İbn-i Ali, kendisine, “Arapların bağımsızlığını sağlayacağını iddia eden İngilizlerin kesin olmayan sözlerine kapılarak, bağlı bulunduğu Osmanlı Sultan-Halifesine karşı ayaklanıyor ve Halifeliğin Hıristiyan devletlerce bölünmesine araç oluyordu. İngiliz yazan Robert Lacey’in deyimine göre, “onun (Hüseyin) akımı, bir Arap ayaklanmasından çok bir İngiliz-Haşimi komplosu” idi1 ve bir milyon Sterline yaklaşan İngiliz altınlarıyla finanse edilmiştir2.

Bununla birlikte, Cidde’deki İngiliz Konsolosu Reader Bullard’ca “kurnaz, yalancı, safdil, kuşkucu, inatçı, kendini beğenmiş, kibirli, bilgisiz, arsız ve gaddar bir Arap şeyhi” 3 olarak gösterilen Şerif Hüseyin’in, kimi Müslüman bilginlerince İslam’a karşı “ihanet” olarak nitelenen davranıştan ona bir çıkar sağlamadığı gibi onu tahtından da yoksun bırakmıştır. Böylece, İslâm arasında bugün bile etkisinden bölgenin acı çektiği en büyük bölünmeye neden olan Şerif Hüseyin, bunu pahalıya ödemiştir. lmpact lnternational dergisine göre, “Osmanlı Halifeliğine karşı ayaklandıkları günden bu yana, Arapların kendi kendilerini yıkmak sendromu sona ermemiştir”4.

Haşimi Arap ayaklanmasının baş rolünü “Arabistan’ın ‘El Aurens’i” olarak bilinen Thomas Edward (Ned) Lawrence oynamıştır. Kimi yerel Araplarca “altınları taşıyan adam” 5 olarak anımsanan Lawrence ölümünün 50. yıldönümünde, İngiltere’nin Dorset iline bağlı Moreton köyünde, 19 Mayıs 1985’de, kendi yandaşlarınca anılmıştır. Buna ilişkin olarak 20 Mayıs 1985 tarihli The Guardian adlı İngiliz gazetesinde yayınlanan bir habere göre, Lawrence’in mezarı üzerinde, “ihanete uğramış milyonlarca Arap adına” ve SM simgesini taşıyan bir yazı bulunmuştur. Bu yazıda şunlar da belirtiliyordu:

“Biz Araplar için büyük düşleriniz (rüya) vardı ve biz de, sizin ve yönetiminizin yardımlarıyla, yalnız Osmanlıdan özgürlük kazanmakla kalmayıp, aynı zamanda, 500 yıllık işgalden sonra, bir ulus olarak kendi hüviyet ve gururumuzu yeniden sağlayacağımızı umut etmiştik. Heyhat, Aurens, ölümünüzden 50 yıl sonra, bugün Arap dünyası, savaşlarla, komplolarla ve bölünmelerle kaynıyor ve geleceğimiz karanlık görünüyor… ”

Ölümünden 51 yıl ve Arabistan’da Osmanlı Halifeliğine karşı patlayan Haşimi ayaklanmasının ilk kıvılcımından 70 yıl sonra, yansız araştırmacılar, Lawrence’ın bu ayaklanmadaki rolü veya buna yaptığı katkıların karışıklığını hâlâ çözmeye çalışıyorlar. Lawrence’ın yandaşları onu Arap halkının kurtarıcısı olarak tanrılaştırmaya yeltenirken, muhalifleri, onu, geçmişi belirsiz ve Arap savına bağlılığı kuşkulu “İrlanda’lı bir haylaz” olarak aşağılamaktadırlar. Ayrıca, muhasımları, örneğin Richard Aldington6 adlı İngiliz yazarı, onu bir homoseksüel olarak da nitelendirmektedir, ama bunu kanıtlayacak pek delil yoktur7.

Lawrence’la ilgili birçok yayımlar, özgeçmişi, yayımlanmış mektupları, İngiliz Devlet Arşivi (Public Record Office)’nde korunan Dışişleri, Savaş ve Sömürgeler Bakanlıkları ve İngiliz Kabinesi belgeleri ve çeşitli arşivlerde araştırmacılara açılan ona ilişkin öteki birçok kaynaklar, Lawrence’ın kişiliğine ve çalışmalarına epeyi ışık serpmektedirler. Bununla birlikte, onun öğrenci olarak bulunduğu Oxford’daki Jesus (İsa) Kolejinde o sıralarda uzman-araştırmacı (Emeritus Fellow) olan John Griffith, aradan bu kadar zaman geçmiş olması dolayısıyla, böyle bir “hayran edici ve aldatıcı (illusive) kişi” hakkında tam olarak objektif bir karara varma olanağından kuşkulu bulunduğunu açıklamıştır8.

Thomas Edward (Ned) Lawrence, 16 Ağustos 1888’de, İngiltere’nin Galya bölgesine bağlı Caernarvonshire ilinin Tremadoc kasabasında, evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya geldi. Babası, yarı İngiliz yarı İrlandalı toprak ağası Sir Thomas Chapman ve annesi, onun metresi ve kızının mürebbiyesi olan, yarı İskoçyalı Sara Maden idi. Lawrence, 1909’dan beri Araplarla ilgileniyor; arkeoloji kazılarına katılmak amacıyla 1911’de Trablus’a gidiyor; kazıların sona erdiği her mevsim sonunda çoğu kez Arap giysilerine bürünerek çevrede dolaşıyor; Arapların ve yerel Müslüman aşiretlerinin aralarında yaşıyordu9. Onun Arap halkına karşı olan ilgisi ve Türklere karşı olan beğenmezliği, 1912-3 Balkan savaşları sırasında açıklanıyordu. Lawrence Trablus’dan 5 Nisan 1913’de Bayan Reider’a gönderdiği mektupta şöyle diyordu:

” … Türkiye’ye gelince, Türkler aşağı! Ama korkarım ki onlarda hayat değil, yapışkanlık var. Onların kayboluşu, bir zamanlar iyi yönetim yetenekleri olan Araplar için bir fırsat oluşturacak“10.

1914 yılı başlarında Lawrence, arkeolog Sir Leonard Wolley ve Yüzbaşı S. F. Newcombe, Filistin Keşif Fonu (Palestine Exploration Fund) hesabına, Gazze ile Akebe arasındaki bölgeyi gezerek oranın haritasını çizmeye çalışırken, Süveyş’in doğusunda, Türk hududunda bulunan kuzey Sina’yı keşfediyorlardı. Onların bu keşfi, Mısır’daki İngiliz Yüksek Komiseri (daha sonra Savaş Bakanı) Lord Kitchener’ce planlanmıştı ve o sıralarda Yüzbaşı Newcombe’nin yapmakta olduğu stratejik araştırmayı kamufle etmek amacını güdüyordu; ama bunun askeri bir oyun olduğunu sezen Türkiye, İngilizlere çok kırılmıştı11.

1914 yılı Ağustosunda Birinci Dünya Savaşı patlayınca, Lawrence, Savaş Bakanlığının Londra’daki harita bölümünde bir sivil işgüder olarak görev alıyor, ona, Sina’nın askeri bir haritasını yapmak görevi veriliyordu. 18 Eylül 1914’de Oxford’dan Bayan Reider’a görderdiği mektupta şöyle diyordu:

” … Türklerin savaşa girmek niyetinde olmadıklarını korkuyla seziyorum, çünkü onları Küçük Asya’ya sıkıştırmak 12 ve dahası, orada bile vesayet altına almak bir gelişme olacaktır. Herşey, Enver’in yeniden başı boş bırakılmasına dayanır… ” 13.

1914 Aralığında teğmenliğe yükselen Lawrence, Kahire’deki İngiliz İstihbaratında görevlendiriliyor; savaş tutsaklarını sorguya çekiyor; haritalar çiziyor ve Türk hatlarının ardındaki ajanlardan gelen bilgiyi inceliyordu. Aynı zamanda, Orta Doğu’da, Arapların da katılmalarıyla Türkiye’yi yenmek amacıyla bir strateji planlıyordu14. Bu arada, Kahire’ de yeni kurulan Arap Bürosu’na atanmasını sağlıyor; bu yeni görevinde, arkeolog dostu D. G. Hogarth’a gönderdiği 18 Mart 1915 tarihli mektubunda şöyle diyordu:

“(Türkiye’nin merkezi Konya’ya taşındıktan sonra) İstanbul’u yitiren Türk’ün bir rönesans geçirmesini beklemeliyiz kanısındayım. Askeri açıdan daha korkunç, ama siyasi bakımdan daha zayıf olacaklardır“15.

Bir ay kadar sonra (20 Nisan 1915’de) yine Hogarth’a gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu:

” … Zavallı yaşlı Türkiye, birliğini zor sürdürüyor. Herkes, onun son zamanlardaki parlak başarılarından daima söz eder, ama gerçekte çok acınacak bir durumdadır. Onunla ilgili herşey oldukça mide bulandırıyor ve onun varlığına son vermenin iyi olacağına inanasım geliyor, ama bu bizim için uygun olmayacak… “16

Bir süre sonra, Lawrence, İngiliz Savaş Bakanlığınca gizli bir görevle Mezopotamya (Irak)’ya gönderiliyordu. Küt-ül-Amara’da İngiliz Generali Townshend’in ordusunu saran Türk Generali Halil Paşa’yla pazarlığa girişmesi için, Savaş Bakanlığınca gönderilen gizli öneriler taşıyan Lawrence, Aubery Herbert adlı bir İngiliz’le birlikte seyahat ediyordu. General Townshend, kendisini saran Türkleri para karşılığında satın almayı düşünmüş, bir plan hazırlamıştı. Irak’taki İngiliz orduları komutanı General Lake bu planı kabullenmiş, İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener de bunu uygulamıştı. Oysa Irak’taki İngiliz subaylarının çoğunluğu, onur kırıcı olarak nitelendirdikleri bu plana karşı çıkmışlardı. İngiliz siyasi işgüderlerinden Sir Percy Cox da bu planın, İngiliz saygınlığı açısından, İngiliz garnizonunun tesliminden daha kötü olduğuna değinerek buna karşı çıkmıştı. Lawrence ise, Türklerin İngiliz önerisini kabullenmeyecekleri için planın olanaksız olduğuna inanıyordu. Bununla birlikte Albay Beach, Aubrey Herbert ve Lawrence, Halil Paşa’yla görüşerek, sarılmış bulunan İngiliz garnizonunu serbest bırakması için ona ilkin bir milyon Sterlin, kabullenmezse, iki milyon Sterlin rüşvet önermeye gönderilmişlerdi. Halil Paşa bu İngiliz önerisini tiksintiyle reddetmekle kalmıyor, bunu haber olarak çevreye yayıyor ve İngiliz saygınlığına büyük bir darbede bulunuyordu.

Bu arada Lawrence, Irak’taki Arapları Türklere karşı ayaklanmaya kışkırtmak ve onların İngiliz ordusuyla işbirliği yapmalarını sağlamak umuduna kapılıyor, ama bunda başarı sağlayamıyordu. İngilizlerin Hindistan ordusundaki subaylar, Araplarla bağlaşık olmayı ancak en son çare olarak görüyorlardı17. Bundan başka, Osmanlı İmparatorluğu çok güçsüz sayılıyordu. Genç Türklerin (İttihat ve Terakki) erke geldikleri 1908 yılı Temmuzundan bu yana vuku bulan birçok savaş, istila ve ayaklanmalar sonunda Türkiye geriye kalan Balkan illerinin hemen hemen tümünü yitirmiş; Trablusgarp’taki (Libya) topraklan İtalya tarafından gasp edilmiş ve Girit üzerindeki egemenliği, bu adanın Yunanistan’la birleşmesiyle elden çıkmıştı. Türk subaylarının ulusal laikliği, okumuş genç Arapları da aynı duygulara sahip olmaya kışkırtmıştı. Ansızın, Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap illeri de sarsıntı geçirmeye başlıyordu. Gerçi Şam ve Bağdat’taki entelektüellerin ve ordu subaylarının ulusalcılığı, Arabistan yarımadasına dek yayılmamıştı, ama bir Arap dirilişinden söz etmek bile tüm Ortadoğu’da uluslararası rekabetlere yeni bir güç katmıştı.

Türkiye, Almanya’dan yana Birinci Dünya Savaşına girdiğini açıklar açıklamaz, İngilizler, Ortadoğu’daki çıkarlarını korumada ve Türk ordularını hırpalamada faal rol oynayacak Arap bağlaşıklar aramaya koyuldular. Bu amaçla, Necd yöneticisi İbn-i Suud’un yeni düşmanı ve Haşim aşiretinin önderi Şerif Hüseyin İbn-i Ali’yi seçtiler. İngiliz tarihçilerinden David Holden ve Richard James’in “küçük, kendini beğenmiş ve düzenbaz” olarak nitelendirdikleri Şerif Hüseyin, İngiltere’nin kışkırtmasıyla, daha sonra “Arap isyanı” olarak anılan akımın önderi oldu18.

Tüm 1915 yılı süresince, Şerif Hüseyin, Araplara bağımsızlık verileceği gibi belirsiz İngiliz sözleriyle aldatılarak, Osmanlı Halifeliğine karşı ayaklanmaya kışkırtılıyordu. Kahire’ deki Arap Bürosu’na bakılacak olursa, Mısır’daki İngiliz temsilcisi, henüz savaş başlamadan, Hüseyin ve oğullarıyla, özellikle Abdullah’la ilişki kurmuştu. İngiltere Almanya’ya karşı savaşa girince, Dışişleri Bakanlığı, Felt-Mareşal Lord Kitchener’in dileği üzerine, Kahire’deki İngiliz elçisine gönderdiği telyazısında, Türkiye ile savaşa girilirse, Şerif Hüseyin’in tutumunun ne olacağını soruşturması için Abdullah’a özel bir kurye göndermesini öneriyordu. Abdullah, yazılı olarak gönderdiği karşılıkta, “Ülkemizin haklarını ve şimdiki Emirin kişisel haklarını korur… bizi herhangi bir dış saldırganlığa ve özellikle Osmanlılara (bahusus başka bir kişiyi Emir yapmayı dilerlerse) karşı bizi destekler… ve bu temel ilkeleri İngiltere yazılı olarak güvence altına alırsa”, İngiltere’nin Türkiye’ye yeğ tutulduğunu bildiriyordu.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı, buna 31 Ekim 1914 tarihinde (yani İngiltere ile Türkiye arasında savaşın başladığı gün) verdiği karşılıkta, Abdullah’ın isteklerini kabulleniyordu. Kahire’deki İngiliz temsilcisi Sir Henry McMahon, daha sonra yaptığı açıklamada, ana gayesinin, Osmanlı orduları safında çarpışan Arap erlerin sadakatlerini sarsmak olduğunu bildiriyordu. O sıralarda (1915) şöyle düşünüyordu:

“Bu anda Gelibolu’daki Türk gücünün büyük bir bölüğünü ve Mezopotamya (Irak)’daki gücün yaklaşık olarak tümünü Arap erleri oluşturuyor … Onların Türkiye’den kopmalarını haklı göstermek için, ileride kendilerine yardımda bulunacağımız yolunda güvence verebilir miydik? Bunu ivedilikle yapmam için bana buyruk verilmişti… Bu, hayatımda en üzücü tarih idi“19.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı, 31 Ekim 1914 tarihli telyazısında şöyle diyordu:

” … Biz Türkiye’ce zorla kabul ettirilen bu savaşta Arap ulusu İngiltere’ye yardım ederse, İngiltere, Arabistan’a dahili bir müdahale olmamasını güvence altına alacak ve Araplara; dış saldırganlığa karşı her çeşit yardımı esirgemeyecektir. Halifelik katını gerçek Arap soyundan gelen birisinin Mekke veya Medine’de üstlenmesi olasıdır ve böylece, şimdi vuku bulmakta olan tüm kötülükten, Tanrının yardımıyla iyilik doğabilir“.

Bu alıntı, şu ekle birlikte, bir yazıyla Kahire’den Şerif Abdullah’a gönderiliyordu:

“Mekke Emiri, bu çatışmada Britanya’ya yardım etmeyi istiyorsa, Britanya , Şerifliğin hak ve ayrıcalıklarını tüm dış saldırganlığa, özellikle Osmanlılara karşı güvence altına almaya isteklidir … ”

Şerif Hüseyin, 1915 yılı Temmuzunda Sir Henry McMahon’a gönderdiği yazıda, Britanya yönetimiyle bir anlaşma yapılması kesin önerisinde bulunuyor, şu koşulları öne sürüyordu:

“Yanlar, herhangi birine saldırabilecek yabancı bir devlete karşı koyabilmek için, karşılıklı olarak yardımlaşma yönünden tüm yetenekleriyle kendi ordu ve donanma güçlerini seferber edecek; her iki yan kabul etmedikçe barış kararlaştırılmayacak”.

Bu koşullar, Şerif Hüseyin’in 5 Kasım 1915 tarihinde Sir Henry McMahon’a gönderdiği üçüncü yazıda şöyle vurgulanıyordu:

“Almanya ve Türkiye ile tek başına barış yapmayacak ve onları (Arapları) etkin biçimde destekleyip koruyacak olan İngiltere’nin kendi bağlaşıkları olduğunu öğrenince, Arapların ivedilikle savaşa girmeleri, genel çıkarları yararına olacaktır“.

Sir Henry McMahon, Dışişleri Bakanlığından almış olduğu yönerge üzerine Şerif Hüseyin’e 13 Aralık 1915’de gönderdiği üçüncü yazısında şu güvenceyi veriyordu:

“Tüm Arap halklarını ortak savımızdan yana çekmek için hiçbir çabayı ihmal etmeyiniz ve onları, düşmanlarımıza yardımda bulunmamaya üsteleyiniz. Anlaşmamızın devamlılık ve gücü buna dayanır. Britanya’ nın, Arap halklarının, Almanya’dan ve Türk tahakkümünden özgür olmasını sağlayacak gerekli koşulu içermeyen bir barış yapmaya istekli olmadığını açıklayarak size güvence veririm”.

Şerif Hüseyin, verilen bu teminatı, 1 Ocak 1916′ da McMahon’ a gönderdiği dördüncü mektubunda kabul ediyor ve o tarihten sonraki davranışı bunu vurguluyordu. Araplara verilen güvence, Hicaz Kralı unvanını alan Şerif Hüseyin’e gönderilmek üzere, Kahire’deki yeni İngiliz diplomatik temsilcisi Sir Reginald Wingate’e İngiltere Dışişleri Bakanlığınca 4 Şubat 1918’de gönderilen bit telyazısında şöyle tekrarlanıyordu:

“Bağlaşıklarıyla birlikte Majeste Kral Yönetimi, zulme uğramış ulusların kurtuluş savaşından yanadır ve Arap halkını, Osmanlı şiddetinin ve Türk yetkililerince kışkırtılan sun’i rekabetlerin yerini bir kez daha yasanın alacağı bir Arap dünyasını kurma mücadelelerinde desteklemek kararındadırlar. Majeste Kral Yönetimi, Arap halklarının, özgürlüğe kavuşturulması konusunda daha önce üstlenmiş bulunduğu sorumluluğu yeniden doğrular“.

Bu arada, bağımsız Arap devletinin hudutları sorunu da bu yazışmalara konu oluşturuyordu. İngiltere Dışişleri Bakanlığınca 14 Nisan 1915 ‘te Kahire’deki İngiliz Yüksek Komiserine gönderilen bir telyazısında, İngiliz yönetimi şu açıklamalarda bulunuyordu:

“Arabistan yarımadasının bağımsız ve egemen bir devletin elinde bulunması, barış koşullarının gerekli ilkelerinden biri olarak sağlanacaktır… ama bu devletin hudutları içine girecek olan toprakların genişliğini bu evrede tam olarak saptamak olanaksızdır.”

Toprak sorunu, ilk kez, 1915 yılı Temmuzunda Şerif Hüseyin’ce Sir Henry McMahon’a gönderilen ilk yazıda öne sürülmüştü. Şerif Hüseyin, bu mektubunda, Türkiye’ye karşı Britanya ile işbirliği yapmasının ilk koşulunu şöyle açıklıyordu:

“İngiltere, hudutları şöyle saptanan Arap ülkesinin bağımsızlığını kabullenmelidir: Kuzeyde Mersin ve Adana’dan, 37. derece kutup hattına, yani Birecik, Urfa, Mardin, Midyat, Amatya Adası (jezire Amadia)’na, oradan İran hududuna; doğuda İran hududu yakınlarından Basra Körfezi’ne; güneyde Hint Okyanusu’na (Aden hariç – olduğu gibi kalacak), batıda Kızıl Deniz’i ve Akdeniz’ i kapsamak üzere Mersin’e dek uzanan topraklar“.

Sir Henry Mc. Mahon, 30 Ağustos 1915’te Şerif Hüseyin’e gönderdiği ilk yazısında, ona, bu konuda, bağlayıcı olmayan bir karşılık veriyor; Lord Kitchener’in sözlerini yeniden doğruluyor; hudutlar sorununun görüşülmesinin henüz mevsimsiz” olduğunu öne sürüyordu. Şerif Hüseyin ona 9 Eylül 1915’te verdiği ikinci karşılıkta, durumun aydınlatılmasını istiyordu. Sir Henry McMahon, 18 Ekim 1915’te durumu Dışişleri Bakanlığına duyuruyor; aynı gün, İngiliz Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey’e gönderdiği özel bir telyazısında, Osmanlı ordusundaki ulusalcı Arap kuruluşlarından birinin üyesi bulunan, Gelibolu’da İngiliz askeri hatlarına geçen ve Ekimde Mısır’a götürülen Faroki adlı Arap önderiyle yapmış olduğu ek görüşmelerin sonuçlarını bildiriyordu. Faroki’ye göre, Almanya, Arap partisine, tüm taleplerinin yerine getirileceği sözünü vermişti; dolayısıyla yolların ayrılık noktasına varılmıştı. Faroki ayrıca şöyle demişti:

“Fransa’nın tümüyle Arap ilçeleri olan Halep, Hama, Humus ve Şam’ı işgaline Araplarca silahla karşı konulacaktır, ama şu istisna ile … Mekke Şeyhinin kuzey-batı hudutlarında yapılmasını önerdiği kimi değişiklikleri kabul edeceklerdir”.

Sir Henry McMahon, 24 Ekim 1915’de Şerif Hüseyin’e gönderdiği ikinci yazısında şuna değiniyordu:

“Mersin ve İskenderun ilçelerinin ve Şam, Humus, Hama ve Halep ilçelerinin batısında bulunan Suriye topraklarının halis Arap ülkeleri oldukları söylenemez ve dolayısıyla önerilen hat sınırlardan çıkarılmalıdır. Yukarıdaki değişikliklerle ve Arap önderleriyle olan antlaşmalarımızı ön yargıya tabi tutmak koşuluyla, bu hat ve sınırları kabulleniriz – yukarıdaki değişikliklerle, Büyük Britanya, Mekke Şerifinin önermiş olduğu hat ve hudutlar içindeki ülkelerde Arapların bağımsızlığını tanımaya ve desteklemeye hazırdır“.

Aynı zamanda Fransız çıkarları korunuyordu.

Şerif Hüseyin, 5 Kasım 1915′ te gönderdiği üçüncü mektubunda, Mersin’le Adana’nın talep edilen hudutlardan çıkarılmalarını kabulleniyor, ama öteki topraklar üzerindeki hak iddialarında direniyor; bunlara daha sonra Lübnan’ı da katıyordu. McMahon, ona 13 Aralık 1915’te gönderdiği üçüncü mektupta, Şerifin Mersin ve Adana’yı talep ettiği hudutlar dışında bırakmasını ve Hıristiyan Araplara güvence vermek önerisini iyi karşılıyor; Halep ve Beyrut illeri üzerinde tekrarlamış olduğu hak iddialarını geçiştiriyordu. Şerif Hüseyin, ona 1 Ocak 1916’da gönderdiği dördüncü yazıda, Fransa’ya karşı olan hak iddialarında savaşın sonuna dek direnmeyeceğini, ama savaş sona erer ermez bunları öne süreceğini açıklıyordu. Şerif Hüseyin, bundan sonraki yazışmalarında, hudut sorununa hiç değinmiyor, ama hak iddialarını da asla geri çekmiyordu. Ancak, 29 Temmuz 1917’de Kral Hüseyin Teğmen Lawrence’la görüşürken, hudut sorununa da değiniyor ve şöyle diyordu:

“Önerilirse, Türkleri İstanbul ve Erzurum’a dek kovalayacağız; öyleyse ne diye Beyrut, Halep ve Hail’den söz ediyorsunuz?”20

İngilizlerin vermiş oldukları bu sözlerle aldatılan Hüseyin ve Haşimi Araplar, 9 Haziran 1916’da Türklere karşı ayaklanıyor ve Kutsal Kent (Mekke)’teki küçük Türk garnizonunu tutsak ediyorlardı. Aynı yılın Ekim ayında Yüzbaşı Lawrence, İngiliz diplomatı Sir Ronald Storrs’la birlikte, deniz yoluyla Arabistan’a gidiyor; orada, Emir Hüseyin’in ikinci oğlu Şerif Abdullah’la Şerif Ali ve onun genç üvey kardeşi Zeyit’le, daha sonra da onların Medine yakınlarında bulunan kardeşleri Şerif Faysal’ la görüşüyordu21.

Aynı yılın Kasım ayında Kahire’ye dönen Lawrence, kendi amirlerini, ayaklanan Şerife silah ve altın yardımı yapmaya ve Türklerden memnun olmayan şeyhleri bağımsızlık emellerinde, ama genel bir askeri stratejinin çerçevesi içinde, birleştirmeyi üstleniyordu. Kahire’deki İngiliz İstihbaratı’nın başında bulunan General Clayton, ona, Arabistan’a dönmesini emrediyor; oraya dönen Lawrence, irtibat subayı olarak Faysal’ın ordularına katılıyordu. Lawrence, İngiliz Kabinesinin bilgisi için hazırladığı 4 Kasını 1918 tarihli gizli bir andında (memorandum), savaş patlayınca “İslamı bölmeye” ivedilikle gereksinildiği görüşünü açıklıyordu. Ona göre, İngilizler, Arapça konuşan halkların kendi dış yöneticilerine” karşı olan memnuniyetsizliklerinden yararlanıyor; Mekke Şerifini bu akımın önderi seçiyorlardı, çünkü onun İslam dünyasını böleceğine; coğrafi durumunun, varlığını sürdürmesine yardımcı olacağına ve Araplar arasındaki önderliğinin aile saygınlığına dayandığına inanıyorlardı22.

Lawrence, henüz başlangıç evresinde olan Arap ayaklanmasına karışan tek İngiliz subayı değildi; ama onun anlatmalarına inanılırsa, Arabistan yarımadasında, bu ayaklanmanın ivedilikle beyni, örgütleyicisi, askeri taktikçisi ve Kahire ile irtibatı oluyordu. Vur ve kaç taktiği kullanan gerilla harekatlarına girişiyor ve böylece Türk hatlarının ardında, küçük ama gittikçe hırpalayıcı, ikinci bir cephe kuruyordu. Onun ilk büyük zaferi, çölde iki ay gittikten sonra, 6 Temmuz 1917’de ele geçirdiği, Kızıl Deniz’in kuzeyinde bulunan Akabe limanı olmuştur ve bu başarısından ötürü ona daha sonra yarbay rütbesi ve Mümtaz Hizmet Nişanı (Distinguished Service Order) verilmiştir.

Lawrence’ın da içtenlikle kabullendiği gibi, bu ve öteki harekatlarda “(Osmanlı) İmparatorluğunun tüm uyruk illeri, bence tek bir İngiliz gencinin ölümüne değmezdi”23. Askeri kampanyalarını, pek az İngiliz’i tehlikeye sokarak yürütüyordu; ama bu ölçüsü, Arapları ve Türkleri kapsamıyordu; oysa ki, 24 Eylül 1917’de Akabe’den bir dostuna gönderdiği mektupta şöyle diyordu:

” … Türklerin bu biçimde hiç durmadan öldürülmeleri korkunçtur. Sonlara doğru saldırdığınız vakit, onları param parça olarak her yanda buluyorsunuz ve birçoğunun hâlâ canlı olduklarını görüyorsunuz. Daha önce onların yüzlercesini halletmiş olduğunuzu ve yapabilirseniz yüzlercesini daha halletmek zorunda olduğunuzu anlıyorsunuz.”24

Lawrence, 1917 ve 1918 yıllarının büyük bir bölümünü, Ortadoğu’daki İngiliz orduları başkomutanı General (daha sonra Lord) Sir Edmund Allenby’ın Kudüs doğrultusunda ilerlemekte olan gücüyle Arap akımlarını koordine etmek deneylerine harcıyordu. 15 Temmuz 1918’de V. W. Richards adlı bir tanıdığına gönderdiği yazıda, “kökünden şiddetle koparılarak, kendisine oldukça büyük görünen bir görevin derinliklerine atıldığını, dolayısıyla her şeyin ona hayali göründüğünü” kabulleniyordu. Yalnız “bir fırsat hırsızı olarak” yaşıyor, bir anın getirdiği fırsatları ne vakit ve nerede görürse yakalıyordu. Lawrence, bu konuda şu açıklamada bulunur:

“Görev, Türkiye’ye karşı bir Arap isyanı tahrik etmektir ve onun için de batılı olan dış görünüşümü gizlemek ve az da olsa Araplara benzemek zorundayım. Böylece kendimi bir çeşit yabancı sahne üzerinde, balo giysisi içinde, acayip bir dilde, gece ve gündüz aktörlük yapan birisi olarak görüyorum ve rolümü iyi oynamadığım takdirde, başımı yitirebileceğimi anlıyorum“25

Lawrence, başarıdan emin değildi ve bu konudaki duygularını şöyle yansıtıyordu:

“Darbeyi indirdiğimiz vakit, kazanacağımıza veya kaybedeceğimize kendimi bir türlü inandıramam. Her şey bir oyun gibi geliyor ve kişi, kendi hayallerine (gündüz düşlerine) inanamıyor… ”

Buna karşın, Lawrence, “bir lale bahçesinden daha parlak” olarak nitelendirdiği ve “çöllerin genç binicileri arasından seçilmiş“, Arap aşiretlerine mensup kişilerden oluşan muhafızlarıyla hareket ederek, “çılgınlar gibi süreriz ve Bedevilerimizle birlikte, habersiz Türklerin üzerlerine çullanır, onları yığınlar halinde tahrip ederiz … tüm hareket çok kanlı ve çirkindir. Hazırlığı ve geziyi severim, ama fiziki olarak çarpışmaktan tiksinirim… “, diyordu 26.

Bununla birlikte, Lawrence, kimi saldırılarda, örneğin 1918 yılı Eylülünde 4. Türk Ordusunun tahribine yol açan saldın sırasında, adamlarına, hiçbir esir alınmaması buyruğunu vermişti. Bu olay, 106 sayılı Arab Bulletin (Arap Bülteni)’nde canlı bir dille anlatılmaktadır. Lawrence’ın, bu gaddar davranışını mazur göstermek için ileri sürmüş olduğu iddiaya göre, güya Türkler, Tel Arar köyünün tüm sakinlerini katliama tabi tutmuşlar buna misilleme olarak 5.000 Türk eri öldürülmüş ve Lawrence’ın anlattığına göre, “boğazlamaktan yorgun düşen Auda Abu Tayi, son kalan 600 kişiyi tutsak etmiş“. Gene Lawrence’ın iddia ettiğine göre, çoğu kez, kendisinin “askeri gerek” olarak nitelendirdiği bir durum, onu, “düşmanı” katliama tabi tutmaya ve dahası, Türklerin ellerine düşmemeleri için kendi yaralılarını öldürmeye zorlamış27.

Savaşın son aşamasında Lawrence’la Arap çetecileri, 30 Eylül 1918 akşamı, karışıklık içinde bulunan Şam’a girdikleri an, Lawrence, zafer anında hiziplere bölünen Araplara ilişkin kendi emellerinin yenildiğini görüyordu. Onun anlattığına göre, Şam’da, Şükri el-Eyyübi ve kent konseyi (belediye), Arapların Kralını ilân ediyor ve “Cemal’le Mustafa Kemal ayrılır ayrılmaz…. ” Arap bayrağını direğe çekiyorlardı28. Ancak, 1916 yılı Mayısında imzalanan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap illerini yüce devletler arasında bölüştüren, 1917 Kasımında vuku bulan ihtilalden sonra Bolşeviklerce açıklanan Sykes-Picot Anlaşması, Araplara ihanet etmiş ve Lawrence’i tiksindirmişti.

Şerif Hüseyin, 28 Ağustos 1918’de Mısırdaki İngiliz temsilcisi Sir Reginald Wingate’e Mekke’den gönderdiği bir mektupta, kendi akımının temel amaçlarının, ‘“Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla çöküntü tehlikesi geçiren İslâmın siyasal durumunu korumak” olduğunu; kendi ayaklanmasını ve İngiliz yönetiminin desteğini, ancak bunun pratik olarak gerçekleşmesinin haklı gösterebileceğini vurguluyordu. Meydana gelen yeni durumdan dolayı, kendisinin gelecekteki başarısı için “gerekli koşullar olarak nitelendirdiği durumu İngiliz yönetiminin ne dereceye kadar desteklediğini öğrenmeyi istiyor; İngiliz yönetimiyle yapmış olduğu resmi anlaşmanın, kendi anlamınca, koşullarını öne sürüyor ve bu koşullarda büyük ölçüde değişiklikler yapılmasının, kendisini, Arap akımından çekilmek zorunda bırakacağını, açıklıyor; kendi alın yazısının, bir barış konferansınca değil de İngiliz yönetimince bir karara bağlanması umudunu dile getiriyordu.

Ama, Hüseyin’in şimdi öne sürdüğü koşulları İngilizler kabul etmiyorlardı, çünkü Arap ayaklanmasından önce yazmış olduğu mektuplarda öne sürdüğü talepleri tekrarlıyor, dahası, bunlara ek koşullar ilave ediyor ve İngiliz yönetiminin ona vermiş olduğu karşılıklarda imlediği ihtiyatları büsbütün görmezlikten geliyordu. Kendi amaçlarını yardım görmeden gerçekleştirecek yeteneğe sahip olmamanın ve başarısızlığa uğrarsa, Müslümanlarca, “aldatılan bir din bölücüsü” olarak eleştirileceğini hissetmenin kaygısı içinde kıvranıyordu. Wingate’e bakılacak olursa, o sıralarda Müslümanlar, Hicaz ayaklanmasını ve İngilizlerin bu ayaklanmadaki rolünü kuşku ve beğenmezlikle karşılamışlardı. Onların görüşünce, bu ayaklanma, ancak başarı sağlarsa haklı gösterilebilecekti; başarısızlık, İngiliz saygınlığına ve İngiltere’nin onlarla olacak gelecekteki ilişkilerine ciddi zararlar getirecekti. Kral Hüseyin’in, “Arap akımının, faal önderliğinden çekilmesi, büyük bir felakete yakın sonuçlar getirecektir. “Yetkili tek kişiyi” kaldıracak ve Türklere karşı olan Arap askeri gücünü etkisiz aşiret savaşları biçimine koyacaktı. Bunu, daha geniş ölçüde yıkılma izleyecek ve bu da, her olasılıkta, Orta Arabistan’ da bir çatışmaya yol açacak; İngiltere’nin rakipleri bundan büsbütün yararlanma yoluna giderek İngiliz askeri harekatını ciddi biçimde etkileyecekti. Hüseyin’e yeniden güvence vermek ve onun tutumunu düzeltmek oldukça önemli idi. Wingate, onun, olanak içinde, desteklenmesini salık veriyordu29.

Bu arada, hayal kırıklığına uğrayan Lawrence, 1918 yılı Ekiminde İngiltere’ye dönmek üzere yola çıkıyordu, ama hareket etmeden önce, 4 Ekimde Binbaşı R. H. Scott’a Kahire’den gönderdiği bir mektupta şöyle diyordu:

” … Acayip, küçük bir gruptuk, ama Ortadoğu’da tarihin seyrini değiştirdiğimizi sanıyorum. Güçlerin (devletler), Araplara, yaşamlarını sürdürmeye nasıl izin vereceklerini merak ediyorum.”30

Lawrence, 24 Ekimde İngiltere’ye ulaşıyor; altı gün sonra, İngiliz Kralı V. George Arap harekatı sırasında verilen ve Resmi Gazete’de ilan edilen nişanlarını resmen tevdi etmek üzere onu huzuruna çağırıyordu. Ama Lawrence, Şövalyelik (Order of the Bath), Şeref Nişanı (Order of Merit) ve “Sir” ünvanını da kapsayan tüm onurlardan vazgeçmesi için kendisine izin verilmesini dileyerek Kralı şaşırtıyordu. Onun özgeçmişinin yazan Robert Graves’e de bildirdiği gibi, Arap isyanında oynamış olduğu rol, hem kendisi hem de ülkesi ve yönetimi için onursuzluk getirmişti. Ona verilen buyruk üzerine Arapları sahte ümitlerle beslemişti; şimdi ise, bu sahtekarlığında başarı sağlamış olmasından ötürü kendisine verilmek istenen onurlan kabullenme zorunluluğundan sessizce muaf tutulmasını minnetle karşılayacaktı. Lawrence, ayrıca, İngiliz Kralının Bakanları, Araplara, “hak taleplerinde adilâne bir çözüm” sağlayıncaya dek, dürüst olan veya olmayanlarla mücadele edeceğini açıklıyordu31.

31 Temmuz 1919’da, ordudan yarbay olarak terhis ediliyor; daha sonra, Kahire’den Londra’ya dek olan yolculuğunu süratlendirmek amacıyla, savaş sonrası ordu rütbesini “geçici” bir süre ile albay vekili olarak gösteriyor; 30 yaşında albay olmuşken, 34 yaşında rütbesiz olarak sivil hayata dönüyordu. Bu arada barış konferansı için hazırlanmaya başlıyor; bundan sonraki üç yılı Versay, Londra ve Kahire’de, Arap bağımsızlığı için mücadele ile geçiriyor; bu görevi, Arap harekâtı sırasında karşılaşmış olduğu güçlük ve tehlikelere oranla, fiziki, akli ve ruhi bakımlardan daha yorucu buluyordu. Arap halklarına kendi alın yazılarını çizme (self-determination) hakkı sağlayacağını umut ettiği Başkan Wilson’a çok güveni vardı; ama, (Arap giysisi giyerek katıldığı) barış konferansından büsbütün hayal kırıklığına uğramış olarak dönüyordu. Onun ve çarpışarak savaşı kazanan, ama uğrunda çarpıştığı her şeyin ihanete uğradığını gören kuşakların tiksinti ve acılığı, Seven Pillars of Wisdom (Hikmetin Yedi Sütunu) başlıklı yapıtının, Oxford metninin giriş bölümünde yansıtılmaktadır. Bu bölüm, İngiliz yazarı George Bernard Shaw’un önerisi üzerine, kitabın okuyucular için yayınlanan metninden çıkarılmıştır.

Lawrence, bu önsözde şöyle sızlanır:

” … Kazandığımız başarı sonunda yeni dünya doğunca, eski adamlar yine meydana çıkarak, zaferimizi ellerimizden aldılar ve onu, yeniden, bildikleri eski dünyanın biçimine soktular … Yeni bir ulus yapmak; dünyaya, yitirilen bir etkiyi geri getirmek; Sami’lerden oluşan 20 milyonluk kitleye, ulusal düşünceleri adına, esinlenmiş bir hayalhane kurmaları için temel sağlamak amacını güttüm. Böyle yüksek bir amaç, onların akıllarında var olan asalete başvurdu ve onları, olaylarda cömert bir rol oynamaya zorladı ama kazandığımız zaman, Mezopotamya (Irak)’daki İngiliz petrol imtiyazlarının kuşkulu bir duruma girdiği ve Levant’taki Fransız sömürge çıkarlarının tahrip edildiği özürüyle itham edildim… Doğu’ya biraz onur, bir amaç ve idealler iade etmişsem; beyazın kırmızıyı yönetmekle ilgili ölçüyü daha gerekli yapmışsam; o halkları, bir dereceye kadar, yeni uluslar topluluğuna (commonwealth) yerleştirmiş bulunuyorum ve orada, tahakküm edici soylar, zorbalıkla sağlamış oldukları başarılarını unutacaklar ve beyaz, kırmızı, sarı, kahverengi ve siyah, hep birlikte dik duracak ve hiç bir yan-bakış olmadan dünyaya hizmet edecektir“32.

Ama Lawrence’ın böyle bir başarı sağlama ümidi, tüm hakların alın yazılarını kendilerinin çizmeleri ilkesi (selfdetermination) ne dayanacağı sanılan bir barış antlaşmasıyla görünürde ebediyen akamete uğruyordu.

Lawrence, 8 Eylül 1919’da The Times adlı İngiliz gazetesine bir mektup gönderiyor, ama bunun bir bölümü, yazı işleri müdürünce metinden çıkarılıyor; mektubun geriye kalan kısmı, 11 Eylülde yayınlanıyordu. Yazı işleri müdürü M. Steed’in anlattığına göre, metinden çıkarılan pasajda Lawrence, İngiliz yönetiminin, Araplara vermiş olduğu söze sadık kalacağına inandırılmış olduğunu ve Arapların, bu inançtan ötürü kışkırttığını açıklıyordu. Tüm yaptıklarından üzüntü duyduğunu, çünkü Araplara vermeye yetki aldığı sözü, İngiliz yönetiminin şimdi yerine getirmek isteğinde olmadığını, Araplara ve İngiliz kamuoyuna duyurmak arzusunu dile getiriyordu33.

Birkaç gün sonra, İngiltere Dışişleri Bakanlığı sorumlularından Cecil Harmsworth’e gönderdiği yazıda, Arap sorununun çözümü için kimi önerilerde bulunuyor; Çukurova (Kilikya)’da Fransızlara karşı işbirliği yapmak amacıyla, Mustafa Kemal’le Faysal arasında gizli bir anlaşmanın var olduğuna inanıyor; şu görüşleri öne sürüyordu:

“Mustafa Kemal, oradaki Fransız davranışından kaygılanıyor; bu sırada İngiliz yanlısıdır, çünkü (Montagu, Amery ve Aubrey Herbert’ten oluşan) Türk yandaşlarımıza güveniyor; ama buna ilişkin olarak, Türkistan’daki Bolşevik ilerlemesinin dikkate alınmasını ümit ederim. Bolşevizmin İslam’da Vahabilik biçiminde belirmesi olanaklıdır ve bize Mezopotamya (Irak)’da olduğu kadar İran’da da zararlı olacaktır… ”

Daha ileride öne sürdüğü iddiaya bakılacak olursa, Mustafa Kemal’le Faysal arasında bir anlaşma yoktu, ama “Genç Araplar” partisine mensup kişiler, böyle bir anlaşmadan yanaydılar ve bir köşeye sıkıştırılmış olan Faysal, herhangi bir yardımı kabule hazırdı. Lawrence, görüşlerini şöyle sürdürüyordu:

“Mustafa Kemal, Kilikya (Çukurova) veya Suriye’ de harekete geçmek konusunda bir türlü karar veremiyor ve en ümitsiz veya en uygun koşullar dışında davranmayacaktır… Enver’e zarar vermek için Talat’ı kullanmayı hiç düşünüp düşünmediğimizi öğrenmek isterim. Onun anıları bize yararlı olacaktır. Mustafa Kemal, kendi akımında Enver’i bir bayrak gibi dalgalandırıyor. Doğal olarak, Mustafa Kemal, Enver’den daha yeteneklidir, ama Enver’in kişisel çekiciliğine sahip değildir“34.

Lawrence, başarısızlığından sonra Oxford’ a dönüyordu. Annesinin anlattığına göre, o sırada, büyük ölçüde depresyon ve sinir yorgunluğu geçiriyor, arada sırada, kahvaltı ile öğle yemeği arasındaki vakti, yüzünde aynı ifade olduğu halde, hiç kıpırdamadan aynı yerde oturarak geçiriyordu. Bu arada Osmanlı İmparatorluğu, 1920 yılı Ağustosunda Türklere Sevres’de kabul ettirilecek bir antlaşma ile muzafferler arasında bölüştürülüyordu. Lawrence, 30 Mayıs 1920de The Sunday Times gazetesine gönderdiği mektupta şöyle diyordu:

“Türk Antlaşması (Sevres)’nın koşulları, onları hazırlayanlarca olanaksız olarak kabul ediliyor. Eski Türk İmparatorluğunun gerçek durumu veya onu bölmekte olan ülkelerin askeri ve mali güçleri dikkate alınmamıştır. Koşulları yapan her yan, alabileceğini, veya komşularının almasının veya kendisinin almasına karşı çıkmasının çok güç olduğu koşulları dikkate aldı; dolayısıyla, meydana gelen belge, yeni bir Asya kurmuyor; ancak, fatihlerin arsızlıklarını gösteren bir itiraf, hemen hemen bir ilandır. Bu antlaşmanın tek bir maddesi bile üç yıl yürürlükte kalmayacak; Alman antlaşmasından daha mesut olacak, çünkü değiştirilmeyecek (revizyon) tümüyle unutulacaktır“.

Hicaz Kralı Hüseyin de, bağlaşıkların Araplara yaptıkları işleme ilişkin olarak kendi görüşünü göstermek amacıyla, Paris’teki temsilcilerinin Sevres Antlaşmasını imzalamalarını yasaklıyor ve Uluslar Derneği (Cemiyet-i Akvam-League of Nations)’ne katılmıyordu.

Lawrence, 1920 yılı Temmuzunda The Times gazetesine gönderdiği yazıda, o hafta Avam Kamarasında Ortadoğu’ya ilişkin olarak yapılan görüşmeler sırasında, kıdemli milletvekillerinden birinin Mezopotamya (Irak)’daki Arapların, “iyi niyetli İngiliz güdümüne” karşın ayaklanarak silaha sarılmalarına şaştığını belirttiğine değiniyor, şu yorumda bulunuyordu:

“‘Araplar, Türk yönetimi oldukça kötü olduğu için değil, bağımsızlık istedikleri için Türklere karşı savaş sırasında ayaklandılar. Efendilerini değiştirmek, İngiliz uyruğu veya Fransız vatandaşı olmak için değil, kendi haklarını kazanmak için yaşamlarını Savaşta tehlikeye koydular… İki yıldan sonra sabırlarının tükenmiş olmasına şaşmamak gerek… Kurduğumuz yönetim, İngiliz yönetimidir ve İngiliz dilinde yürütülmektedir. Bu yönetimi çalıştıran 450 İngiliz yönetici vardır. Onlar arasında Mezopotamya (Irak)’u tek bir sorumlu yoktur. Türklerin günlerinde, hükümet hizmetinde bulunanların yüzde 70’i yerel kişilerden oluşuyordu. Oradaki 80.000 kişilik ordumuz, hudutları korumakla değil, polis görevi yapmakla uğraşıyor. Halkı, baskı altında tutuyorlar. Türklerin günlerinde, Mezopotamya’daki iki ordunun yüzde 60’ını Arap subayları ve yüzde 95’ini öteki rütbelerdeki Araplar oluşturuyordu… “35

22 Ağustos 1920 tarihli The Sunday Times gazetesinde, Lawrence, İngilizlerin “söyledikleriyle yaptıkları arasında kınanacak bir çelişme bulunduğunu” açıklıyordu. Ona göre, İngilizler, Türkiye’yi yenilgiye uğratmak, “Arapları, Türk yönetiminin zorbalığından kurtarmak” ve o ülkenin buğday ve petrol kaynaklarını dünyaya sağlamak amaçlarıyla Mezopotamya’ya gittiklerini söylemişlerdi. Bu amaçlar uğruna yaklaşık bir milyon insan ve yüz milyon Sterlin tutarında para harcamışlardı. Lawrence, yazısını şöyle sürdürüyordu:

“Bizim yönetimimiz, eski Türk sisteminden de kötüdür. Türkler, barışı korumak amacıyla, askerliklerini yapan yerellerden 14.000 kişilik bir güç bulundurmuşlar ve yılda ortalama 200 Arap öldürmüşlerdir. Biz ise orada 90.000 kişilik bir güç, uçaklar, zırhlı arabalar, ganbotlar ve zırhlı trenler bulunduruyoruz. Bu yaz vuku bulan ayaklanmada yaklaşık 10.000 Arap öldürdük… Bağdat’taki hükümet, ayaklanma olarak nitelendirdiği siyasi suçlardan ötürü o kentte Arapları asıyor. Araplar bize karşı asi değillerdir. İsmen hala Türk uyruğudurlar ve ismen bizimle savaş durumundadırlar… Bu yaz, 10.000 köylü ve kentlinin öldürülmesi, buğday, pamuk ve petrol istihsalini ne dereceye kadar köstekler? Kendi yöneticilerinden başka kimseye yarar getirmeyen bir çeşit sömürge idaresi adına milyonlarca Sterlinin, binlerce İmparatorluk askerinin ve onbinlerce Arabın feda edilmelerine daha ne kadar izin vereceğiz?”36

Bu arada, İngiltere Başbakanı Lloyd George, Ortadoğu sorunlarını Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un elinden alarak, sömürgeler Bakanı Winston Churchill’e devrediyordu. Durumu daha önce Lloyd George’la görüşen Lawrence, Churchill tarafından siyasi danışman olarak atanıyor, ama, Araplara verilen sözlerin, Suriye’nin Fransız yetkisinde kalmasını önlemeyecek biçimde yerine getirilmesi koşulunu öne sürüyordu. Churchill, 1921 yılı Martında Lawrence’la birlikte Kahire Konferansına katılıyordu. Ortadoğu’da İngiliz yönetimi ve askeri kuruluşlarının tüm sorumluları da bu konferansa iştirak ediyorlardı. Faysal, Mezopotamya (Irak) tahtına aday olarak gösteriliyor ve Haziran ayında Iraklılar tarafından büyük bir oy çoğunluğuyla kral seçiliyordu37.

Faysal’ın aday olarak gösterilmesinde Lawrence’ın büyük rolü olmuştur. Felt-Mareşal Vizkont (Lord) Allenby’ın 15 Nisan 1921 ‘de Lord Curzon’a Kahire’den gönderdiği kapalı bir telyazısından öğrendiğimize göre, Lawrence, Irak’taki İngiliz güdümüne ilişkin olarak Faysal’la uzun süren gizli bir görüşme yapıyordu. Faysal, ana hatları açıklanan genel politikadan övgüyle söz ediyor ve kendisinin bundaki rolünü yerine getirmeye söz veriyordu. Hicazın bir Vahabi saldırganlığına uğramaması koşuluyla, İngilizlerin güdüm koşulunu ve Bin Suud’la dostluk ilişkileri kurmayı kabulleniyor; aynı zamanda, kendi kişisel personeli arasında bir İngiliz danışman bulunmasını diliyordu. Bu konuda Lawrence daha sonra açıklamada bulunuyordu:

“O (Faysal), Irak halkının sorumlu bir hükümet kurmaya henüz layık olmadığını ve her iş yerel halkın insafına terkedilirse, bunun bir felakete yol açacağını kabulleniyor. Bazan kendi halkına karşı İngiliz yardımına gereksinme duyacaktır ve daimi bir garnizon bulundurmak konusundaki görüşünün, sonunda kabul edileceğini ümit etmektedir… Seçilmesi gerçekleşince, kendisi ile Bin Suud arasında bir dostluk anlaşması hazırlamasını Sir Percy Cox’tan dileyecek ve üçüncü yan olarak babası (Hüseyin)’nı da bu anlaşmaya katmak için elinden geleni yapacaktır. Abdullah, Hüseyin’in, bu denli bir anlaşmaya yanaşması için sıkıştırıldığı her vakit isteri geçirerek istifa ettiğini öne sürüyor; bunun güç bir iş olacağı konusunda beni uyarıyor“38.

Lawrence 1918 yılı sonlarında ve 1919 yılı başlarında, Fransa ile Suriye konusunda bir anlaşmaya varması için Faysal üzerinde etkisini kullanmak amacıyla, İngiltere Dışişleri Bakanlığınca kullanıldığı gibi, şimdi de, mali yardım konusunda Kral Hüseyin’le yapılan görüşmelerde aynı amaçla Churchill tarafından kullanılıyordu39.

Lawrence, Sömürgeler Bakanlığında görevli iken, Kudüs’teki İngiliz Piskoposu Dr. McInnes, Horace M. Kallon tarafından yayımlanan Zionism and World Poltics (Siyonizm ve Dünya Politikası) adlı yapıtta geçen bir pasajdan çok rahatsız oluyordu. Kallon, sözü geçen yapıtında, Filistin’deki askeri idareden yakınıyor; idarecilerin, Musevilerin Filistin’e yerleştirilmelerini kabullenen Balfour Deklarasyonu’nu sabote ettiklerini ve bir olup-bitti biçiminde kendi programlarını uyguladıklarını öne sürüyor, şöyle diyordu:

“Bu konuda, yüksek rütbeli yetkililer arasındaki Musevi düşmanlığının ve onların altındaki küçük rütbeli memurların bilgisizlik, ahmaklık ve yeteneksizliklerinin rolü büyük olmuştur. Balfour Deklarasyonu’nun varlığının onlara resmen bildirilmemiş olması buna yardımcı olmuştur, Albay Lawrence’ın Dr. Weizmann’a açıkladığı gibi, misyoner çıkarları bulunan Piskoposluk ilçesinin Musevilere karşı propaganda örgütlenmesi de buna yardımcı olmuştur“.

İngiliz piskoposu, 15 Aralık 1921’de Lawrence’a gönderdiği yazıda, ona (Lawrence’a) atfedilen demeci yalanlamaya çağırıyor ve aralarında yapılacak yazışmaları basında yayınlamak gereğini duyabileceğini bildiriyordu. Anlaşılan, Lawrence, piskoposa 2 Şubat 1922’de karşılık veriyor ve Filistin’deki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Herbert Samuel’e başvurmasını salık veriyordu. 10 Mayıs 1922’de bir açıklama yayınlayan Winston Churchill, “söz konusu yapıtın, Albay Lawrence Sömürgeler Bakanlığının bir üyesi olarak atanmadan önce yayınlanmış bulunduğunu ve dolayısıyla, yazarın ona atfetmiş olduğu görüşlerin bu Bakanlığı ilgilendirmediğini” bildiriyordu.

Piskopos, görüşünde direniyor ve 23 Haziranda Lawrence’a gönderdiği yeni bir mektupta, kendisine karşılık vermesini talep ediyor; yakında Londra’ya ulaşacağını açıklıyordu. Lawrence, piskoposa karşılık olarak iki yazı müsveddesi hazırlıyordu, ama bunlardan aşağıdaki mektup gönderilmiyordu:

“Benim Dr. Weizmann’a verdiğimi üçüncü bir kişinin iddia ettiği demeci yalanlamamı istiyorsunuz. Bunu asla yapmayacağım. Yayınlanmış bulunan ve bana atfedilen herhangi bir demeci hayatımda asla yalanlamadım; şimdi sizin bu üç köşeli sorununuzda bunu yapmaya başlamak için baştan çıkarılamam. Zaten, kuşkulandığım gibi, sayın Piskopos, yalanlamalarını hem kedinizi temin etmek ve hem de, çizmelerini sizin ve ne de benim, siyaha boyamaya yetenekli olduğumuz Dr. Weizmann gibi büyük bir adam üzerinde zafer kazanmak için istiyorsunuz…”40

Lawrence’ın Siyonistlerden yana ve Musevilerin Filistin’e göç ederek orada yerleşmelerini desteklediğini gösterecek pek az kanıt vardır, oysa ki, Süleyman Musa adlı Arap yazar, 1962 yılında Arapça yayınladığı T.E. Lawrence: Bir Arap Görüşü adlı yapıtında, Lawrence’ın Arap ayaklanmasındaki rolünü aşağılamakta ve onu, açıktan açığa bir Siyonist olarak nitelendirmektedir.

Lawrence, 1922 yılı yazında Sömürgeler Bakanlığından ayrılıyor ve savaş günlerindeki dostu, Hava Mareşali Sir Hugh Tranchard’ın gizli yardımıyla, 27 Ağustos 1922’de, her şeyden kaçıp uzaklaşmak amacıyla, John Hume Ross sahte adı altında İngiliz Kraliyet Hava Gücü (Royal Air Force)’ne kaydoluyordu. 18 Kasım 1924’de ise, Seven Pillars of Wisdom (Hikmetin Yedi Sütunu) adlı yapıtının Oxford metninin kısaltılmış nüshasına bir önsöz kaleme alıyor; bu önsözde, İngiltere’nin Arap sorunundan elleri temiz olarak çıktığını iddia ediyor; şöyle diyordu:

“Kimi Arap avukatları (en çığırtkanları bırakışmadan sonra aramıza katıldılar) bu noktaya ilişkin hükmümü reddettiler. Can sıkan bir emekli gibi onlara yaralarımı gösterdim (her yara izi, Arapların hizmetinde çektiğim bir sızıyı gösteren 60’dan çok yaram olmuştur); bunları, içtenlikle kendilerinden yana çalıştığımı kanıtlamak için gösterdim. Beni demode buldular ve ben hiçbir zaman hoş olmayan siyasi sahneden çekilmek mutluluğuna kavuştum’“41.

Lawrence’ın özgeçmişini yazanlardan biri olan David Garnett, onunla ilgili olarak şöyle der:

“Kendi kanaatimce, Lawrence’ın karakterinin en anormal özelliği, onun eza çekme iştiyakı, eza çekmeye hazır olmasıdır… Lawrence, birçok açılardan normal değildir ve onun için birşey yapmak oldukça güçtür! Basın mensupları, amatör gazeteciler ve fotoğrafçılar tarafından takibata uğruyordu… Lawrence’ın unutulmayı istemeyeceği hiç kuşkusuz bir gerçektir. Bunca İrlandalının sahip olduğu kendini beğenmişliğe sahipti. Ama Lawrence’ın kendini beğenmişliği ile zulme uğrama kompleksi arasındaki sınırı çizmek olanaksızdır çünkü bu büyük ölçüde değişiyordu… “42

Lawrence’ın daha sonra kaleme aldığı mektuplar oldukça aydınlatıcı ve ilginçtirler; örneğin, 1928 yılı Şubatında D.G. Pearman’a Karaçi’den şu yazıyı gönderiyordu:

” … Doğu’nun önemli ahengi daha da çabuklaştırılmazsa, herhangi iki Arap devletinin gönüllü olarak birleşmesi ancak birçok kuşaklar geçtikten sonra mümkün olacaktır. Onların gelecekteki tek ümitlerinin birleşmekle gerçekleşeceğini kabullenirim, ama bu birbirine yanaşma, olağan biçimde olmalıdır. Zoraki birleşmeler zarar getirir ve bu durumlarda politika; coğrafya ve iktisadiyattan önce gelmelidir. İller birleşmeden önce ulaştırma ve ticaret geliştirilmelidir. Şimdiki durumda bir Arap İmparatorluğuna en çok yanaşan, İbn-i Suud’un ülkesidir. Onun bu icadı, kum üzerine kurulmuştur. Çölde istikrarlı hiçbir şey doğmayacaktır; esasen çöl, onun istibdadı gibi belki daha az liberal ama kanla yoğrulmuş yüzlercesini görmüştür; ama çökecektir“43.

1 Mayıs 1928’de İngiliz Kraliyet Hava Gücü Mareşali Sir Hugh Trenchard’a Karaçi’den gönderdiği mektupta, Vahabi akımı hakkında şu görüşleri yansıtıyordu:

“Fanatikler tarafından yanlış yola götürülen cesur, cahil ve hayvan Bedevilere üzülürüm. Din nazariyeleri şiddetle öne sürüldüklerinde ve davranışlara dikte etmeye başladıklarında şeytan oluyorlar… İbn-i Suud, iyi bir bölük komutanı idi, ama bir tabura komuta etmeyi biraz güç buluyor. Çöl ve kentten oluşan iki dünyanın üzerinde oturmak istiyor. Bu, uzun devrelerden geçen olaylar dışında, şimdiye dek yapılmamıştır. Faysal, 1918’de bunu denemeye kalkışmıştı ve ben onu bu görüşten vazgeçirmiştim. Arapça konuşan iki ilçeyi bile henüz birleştirebileceğinize veya federal bir biçime getirebileceğinize, dahası, tek bir istibdat haline getirebileceğinize inanmıyorum; buna karşın, İbn-i Suud, kendi krallığında bizim için tek kıvançtır … Çölde ve Londra’da kararlı adamların sayısı pek azdır“44.

22 Ekim 1929’da Profesör Yale’e Londra’dan gönderdiği mektupta, şöyle diyordu:

“Benim de katıldığım ve sözde İngiliz nüfuz bölgelerine ilişkin 1921-2 Winston Churchill uzlaşmasının, Araplara verilmiş olan sözleri onurla yerine getirmiş olduğuna kesinlikle inanıyorum… Bunu 50 yıl kadar bırakınız. Irak üç kuşak boyunca terbiyeli bir gösteride bulunmayı sürdürürse, Arap ihtilâli, değerini kanıtlamış olacaktır. Hayatımızın süresi içinde ne itibar ne de yüzkarası biçebiliriz: ben öldükten sonra da kemiklerim umursamayacak…”45

15 Mayıs 1930’da Frederic Manning’e Plymouth’dan şöyle hitap ediyordu:

” … Sonuçta Arap akımına inanmadım; ama o günkü zaman ve mekân açılarından onun gerekli olduğunu düşündüm. Bu akım, savaştan bu yana da haklılığını büyük ölçüde kanıtlamış bulunuyordu… “46

28 Kasım 1934’de B. H. Liddell Hart’a York’tan gönderdiği yazıda şöyle diyordu:

” … Mustafa Kemal büyük bir vatanseverdi; 1931’den sonra ise yabancı aleyhtarı oldu. Onun ulusalcılığı, Enver’in Alman yanlısı meyline karşı mücadele etmek için kurulmuştu“47.

Öldüğü ay içinde (6 Mayıs 1935’de), Lawrence, Eric Kennington’a, Moreton, Dorset’ten şu yazıyı gönderiyordu:

” … Ne yaptığımı merak ediyorsunuz. Gerçekte ben de merak ediyorum. Görünürde günler doğuyor, güneşler parlıyor, akşamlar geliyor, sonra uykuya yatıyorum. Ne yaptığım, ne yapmakta olduğum, ne yapacağım beni merak ettiriyor, şaşırtıyor. Sonbaharda kendi ağacınızdan düşen bir yaprak oldunuz mu ve bu sizi şaşırttı mı? Beni işte bu duygular sarıyor“48.

1929 yılı Haziranında, adı bilinmeyen bir gazeteciye dertlerini şöyle yansıtmıştı:

” … Politikadan, Doğu’dan ve entelektüellikten usandım. Yarabbi, o kadar yorgunum! Ölmek en iyisidir, çünkü borazanın sesi duyulmaz. Kendi günahlarımı ve dünyanın yorgunluğunu unutmak isterim“49.

Lawrence’ın bu ölüm dileği, 19 Mayıs 1935’de gerçekleşiyordu. O gün, bir telyazısı göndermek amacıyla, Brough tipindeki motosikletiyle Bovington Camp’a gidiyor; kendi evi olan Clouds Hill’e dönerken, yolda bir kaza geçiriyor, motosikletinden fırlayarak beyninden ağır surette yaralanıyordu. Hastahaneye kaldırılan Lawrence, altı gün komada kalıyor ve 19 Mayıs Pazar sabahı, saat 8’de kalbi duruyordu. Dorset ilinin Moreton köyündeki bucak kilisesine bitişik mezarlıkta gömülüdür. Oldukça basit bir cenaze töreni yapılmış; buna en yakın dostları katılmıştı50. Onlar arasında, tabutu taşıyanların başında Sir Ronald Storrs bulunuyordu. Storrs, kaleme aldığı Orientations (Hedefler) adlı yapıtında51, 1919-20 kışında Lawrence’ı efsaneleştirmeye çalışan Amerikalı gazeteci Lowell Thomas gibi52 ebedileştirmeye çalışmıştır.

Lawrence, kişiliği, karakteri ve maceraları bakımlarından çok eleştirilmiştir. Arabistan’daki Haşimi ayaklanmasını küçümsememekle birlikte, Lawrence’ın yayınladığı Seven Pillars of Wisdom (Hikmetin Yedi Sütunu) adlı yapıtında, bu ayaklanmanın önemini, ayaklanmadaki kendi rol ve katkısını büyük ölçüde abartmış olduğu öne sürülmüştür. Richard Aldington, 1955’de Londra’da yayınlanan Lawrence of Arabia (Arabistan’ın Lawrence’ı) adlı yapıtında, Lawrence’ın dürüstlüğünü kuşkuyla karşılar ve onun anlatmış olduğu hikayelerin “sahte ve övüngen – kendi kendine önem vermiş bir egoistin megalomanisi” olduğunu öne sürer53.

Bu görüşü destekleyen çok kanıt vardır. Örneğin, Lawrence, İngiliz Kralı V. George’la görüşürken, “genellikle modern Türkiye’nin kurucusu sayılan meşhur Mustafa Kemal’e, bir zamanlar ateş ettiğini, ama kurşunun, onun yanında duran bir kurmay subayına isabet ettiğini54 söylüyordu. Öte yandan, 1926 yılı Nisanında İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden W. G. Childs’a yaptığı bildirilen açıklamada, “1918 yılı Eylülünde, acayip bir raslantı sonunda, Mustafa Kemal Paşa ile birkaç görüşme yapmış olduğunu ve Türk savaş amaçlarının, konuşulan konular arasında bulunduğunu” iddia ediyordu55. Bu iki hikaye, ne ilgililerce ve ne de resmen doğrulanmıştır.

Lawrence’la İngiliz yönetiminin Necd’de yükselmekte olan “daha sabit ve daha makul” önder olarak Abdül Aziz Bin Suud yerine, Arabistan’da Şerif Hüseyin İbn-i Ali’yi desteklemekle “yanlış ata bahis koydukları” da öne sürülmüştür56. Arap ayaklanması sırasında Mezopotamya (Irak)’da İngiliz siyasi memuru bulunan Sir Arnold Wilson, Hindistan Bakanlığına bağlı ötekilerle birlikte, Lawrence’ın ve Arap Bürosu’nun çalışmalarını çok eleştiriyordu. Wilson gibi siyasi memur olarak Mezopotamya’ da görev yapan St. John Philby da, onun bu görüşlerine katılıyor ve Lawrence’la Arap Bürosu’nun Hüseyin’i değil, Ibn-i Suud’u desteklemeleri gerektiğine inanıyordu. Philby’ın görüşünce, Lawrence’ın eserini gösteren tek abide, tahrip edilen Hicaz demiryolunun kalıntıları idi57.

Robert Lacey, 1981 yılında Londra’da yayınlanan The Kingdom (Krallık) başlıklı yapıtında, Lawrence’ın Arapları aldattığını iddia edecek kadar ileri gitmektedir. Kanıt olarak, Lawrence’in Seven Pillars of Wisdom (Hikmetin Yedi Sütunu) adlı yapıtının önsözünde yapmış olduğu şu açıklamayı öne sürer:

” … (İngiliz) Kabinesi, daha sonra Araplara özerklik verileceği kesin sözleriyle onları bizim için çarpışmaya ayaklandırdı. Araplar, kuruluşlara değil, kişilere inanırlar. Beni, İngiliz yönetiminin özgür bir ajanı olarak gördüler ve benden, o yönetimin yazılı vaadlerini onaylamamı talep ettiler. Böylece, bu komploya katılmak zorunda kaldım ve sözümün değeri ne ise, onlara, ödüllerini alacakları yolunda güvence verdim. Savaşı kazanırsak, bu sözlerin yerine getirilmeyeceği (kağıt üzerinde kalacağı) ta başlangıçtan belli idi ve ben, Arapların dürüst bir danışmanı olsaydım, onlara, bu gibi şeyler için çarpışarak hayatlarını tehlikeye sokmamaları; evlerine dönmeleri öğütünü verirdim . Doğu’da ucuz ve süratli bir zafer kazanmamız için Arap yardımının gerekli olduğuna ve kaybedeceğimize sözümüzde durmayarak kazanmamızın daha iyi olacağına inanarak, bu hilenin tehlikesini göze aldım”.

Lawrence, Arap halkını bu biçimde aldattığı için, aşağıdaki demecinde de yansıttığı gibi, daha sonra pişmanlık duymuştur:

“(Araplarla) ateş altında iki yıllık ortaklığımız sırasında bana inanmaya ve hükümetimin de, benim gibi, içten olduğunu sanmaya alıştılar. Bu ümitle kimi iyi işler başardılar, ama, pek tabii olarak birlikte başarmış olduğumuz işlerden gurur duyacağıma, sürekli ve acı biçimde utanç duyuyordum“58.

Belgeler


BelgeNo. 1 Lawrence Arap giysisi içinde


BelgeNo. 3 Arap ayaklanmasını saptayan İngiliz haritası


BelgeNo. 4 Lawrence’ın gerilla savaşlarını gösteren ve bizzat kendisi tarafından çizilen harita


BelgeNo. 5 3 Eylül 1919 tarihli özel ve gizli mektubun fotokopisi


BelgeNo. 6 ve 6A Lawrence’ın 1919 yılı Eylülünde İngiltere Dışişleri Bakanlığına gönderdiği ve Mustafa Kemal’den de söz eden yazısının fotokopisi

Dipnotlar
1 Robert Lacey, TheKingdom (Krallık), Londra 1981, s. 119.
2 Ronald Storrs, Orientations (Hedefler), Londra 1945, ss. 152-6.
3 Lacey, op. cit., s. 182.
4 Impact International: “Can’t buy peace througy supplication. (Yalvarmalarla barış satın
alınamaz), 15:19, Londra, 11-24 Ekim 1985, s. 9.
5 David Holden ve Richard Jones, The House of Saud (Suud Hanedanı), Londra 1981, s.
53.
6 Bkz. Richard Aldington, Lawrence of Arabia: Biographical Enqui (Arabistan’ın Lawrence’ı: Bir Biyografik Araştırma), yeni baskı, Londra 1969.
7 Bkz. H. Montgomery Hyde, Solitary in the Ranks: Lawrence of Arabia as airman and private soldier (Rütbelerde Tek Başına: Arabistan’ın Lawrence’ı havacı ve alelade asker), Londra 1977, s. 37.
8 The Guardian, Londra, 20.5.1985.
9 David Garnet (ed.), The letters of T. E. Lawrence of Arabia (Arabistan’ın T. E. Lawrence’ının mektupları), Londra 1964, s. 40.
10 Ibid., s. 152.
11 Ibid. ,ss.163ve 181.
12 Belki, Osmanlı İmparatorluğunu bölmek amacı güden savaş sırası gizli anlaşmalarını
önceden sezmişti.
13 Garnett, op. cit . , ss. 185-6.
14 Ibid., ss. 181-2.
15 Ibid., s. ’94•
16 Ibid., s. 197.
17 Ibid., ss. 201-2.
18 Holden ve Jones, op. cit., ss. 33 ve 52.
19 Lacey, Op. cit., ss. 119-20.
20 İngiltere Dışişleri Bakanlığı belgeleri: FO 371/3384/183770, P. I. D. “Kral Hüscyin’le ilgili İngiliz üstlenmeleri hakkında andırı”, gizli, tahminen 5.11.1918: ayr. bkz. FO 371/22108/146/18; 153045/15, telyayazısı no. 623; 174974/17; ve George Antonius: The Arab Awakening: the story of the Arab national movement, (Arap Uyanması:Arap ulusal akımının hikayesi), Londra 1938.
21 Garnett, op. cit., s. 210.
22 Ibid., s. 265.
23 Ibid., s. 183 ; ayr. bkz.: Lawrence’ın Sewen Pillarss of Wisdom (Hikmetin Yedi Sütunu) adlı yapıtının önsözü.
24 Garnett, op. cit., s. 238.
25 Ibid . s. 244.
26 Ibid., s. 246.
l7 Ibid., s. 254.
28 Ibid., s. 256.
29 İngiltere Dışişleri Bakanlığı belgeleri : FO 371/3384″171983: Reginald Wingate’ten Arthur James Balfour’a gizli yazı no. 219, Ramleh, 21.9.1918, ilişikte, Hicaz Kralının Mekke’den gönderdiği 28.8.1918 tarihli mektubun İngilizce çevirisi.
30 Garnett, op. cit., s. :258.
31 Hyde, op. cit., s. 19.
32 Garnett, op. cit., ss. 261-3.
33 Ibid., s. :284.
34 İngiltere Dışişleri Bakanlığı belgeleri: FO 37/4236/E 129405.
35 Garnett, op. cit., ss. 294 ve 307-8.
36 Ibid., ss. 316-7.
37 Ibid., ss. 323, 328-9.
38 İngiltere Dışişleri Bakanlığı belgeleri: FO 371/6350/E 4509-
39 Garnett, op. cit., s. 332.
40 Ibid., ss. 342-3 .
41 Ibid., s. 346.
42 Ibid., ss. 351-3.
43 lbid., s. 577.
44 Ibid., s. 599.
45 Ibid., s. 671-2.
46 Ibid., s. 693.
47 Ibid., s. 831.
48 Ibid., s. 871.
49 Ibid., s. 351.
50 Ibid., ss. 8723.
51 Storrs, op. cit., ss. 453•4.
52 Hyde, op. cit., s. 24.
53 Lawrence of Arabia (Arabistan’ın Lawrerıce’ı), Londra 1955, s. 820.
54 Hyde, op. cit., s. 19.
55 İngiltere Dışişleri Bakanlığı belgeleri: FO 371/215/L 2540: W. G. Childs’ın kaleme aldığı
andırı, Londra, 20.4.1926.
56 Lacey, op. cit., s. 123.
57 Ibid., s. 144.
58 Ibid., s. 135. Orijinal pasajlar italik değildir.

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI /// ERGÜN DİLER : Havada savaş


ERGÜN DİLER : Havada savaş

İŞİNDE gücünde olan insanların derinlerde yaşananları anlaması kolay değil. Hiç değil. Gelin bugün size büyük savaşın dün başlayan ayrıntılarını aktaralım. Aslında kavga çok önce başladı da yeni yansımaları var! Dünya üzerinde İKİ BÜYÜK GÜÇ KAPIŞMAKTA… Biri Amerika Birleşik Devletleri diğeri ÇİN… İki gücün de arkasında önemli isimler, kurumlar ve devletler var. Çin’i düşünün! Son 25 yıla bakın!
İnanılmaz bir yükseliş içinde. Geldiler, ABD’yi sarstılar. Nasıl oldu?
Aklı ve parayı kim verdi?
Hammadde ve para ile kim buluşturdu? Pazar payını kim sundu? Hiç bunlara bakmayız.
Kör uçuşu yaparız. Ama gerçekler derinlerde! Çok derinlerde… İPEK YOLU’nu hayata geçirmek üzere olan bir ÇİN’den söz ediyoruz.
65 ülke operasyonun içinde!
Bunu hangi güç sağladı!
BİRİNCİ ve İKİNCİ DÜNYA SAVAŞLARINDAN sonra dünyada haritalar değişti.
Birlikler, ittifaklar kuruldu!
Ama arkada iki büyük savaş vardı. Peki Çin bunu nasıl başarıyordu? 65 ülkeyi yanına alacak gücü nereden buluyordu? Bilmiyoruz!
İlgilenmiyoruz da! Ama üzerinde durulması gereken nokta bu! Çin, Avrupa’da da Afrika’da da Ortadoğu’da da nasıl oyun kurabiliyordu!
Enerjiye hammaddeye bu kadar ihtiyacı olan bir DEV, nasıl emin adımlarla gidiyordu!
Açalım biraz…
Açalım ki güncel kapışmaya gelelim. Türkiye’yi de denklemin içinde görelim…
Şu aralar herkesin ismini duyduğu bir isim var! HUAWEİ…
Çinli telekom devi Huawei’nin üst düzey yöneticisi Meng Wanzhou’yu çok yazdım. CIA tarafından yapılan operasyonla KANADA’da gözaltına alındı.
Tutuklandı. Sonra da yine CIA’nın devreye girmesiyle ABD’ye nakil süreci başlatıldı. Babası yani Ren Zhengfei, şirketin sahibiydi. Rothschild Ailesi’nin güvendiği isimlerden biriydi!
Kızı Meng Wanzhou şirketin mali işlerini yürütüyordu. ABD, İRAN’a uygulanan ambargoyu deldiklerini ileri sürüyor ve yanına ciddi bir iddia daha ekliyordu:
ÇİN ADINA CASUSLUK YAPIYORSUNUZ… Çin ise olan bitene gülüyor ve "TAMAMEN SİYASİ BİR OPERASYON" açıklaması ile yetiniyordu… Gerçekten ABD ile ÇİN artık arkalarına aldıkları güçlerle birlikte dünyanın her noktasında mücadele ediyordu.
Bu daha da tırmanacaktı…
Zaten tırmanma sürüyordu ve havaya taşınmıştı… Açalım…
ABD’nin teknolojik üstünlüğüne son vermesi için yeşertilen Çin’in en büyük şirketi HUAWEI, patronun kızı üzerinden büyük yara aldı. Çin, eli kolu bağlı kalamazdı.
Bir cevap verilmeliydi.
Ama nasıl?
Kimse bilmiyordu.
Biz bile "Yakında Çin’den bir cevap gelir" diye yazıyorduk. Ama ne olurdu bilemezdik! Meraklı gözlerle gelecek cevabı beklerken Etiyopya Hava Yollarına ait "Boeing737 8 Max" tipi yolcu uçağı düştü. Etiyopya Havayolları’na ait olan uçakta 149 yolcu ve 8 kişilik mürettebat bulunuyordu! Kurtulan olmadı.
Nairobi seferini yapan uçağın düşme nedeni bilinmiyor!
Kara kutu da arızalı!
Bir başka "Boeing 737 8 Max" tipi uçak da geçtiğimiz yıl ENDONEZYA açıklarında düşmüş 189 kişi hayatını kaybetmişti. Sicil kötüydü yani!
Etiyopya’daki kaza haberinden sonra daha önce olmayan, yaşanmayan bir şey yaşanıyor, başta Çin olmak üzere 50’den fazla ülke, Boeing Model 737-8 Max ve 737-9 Max uçaklarının tüm uçuşlarını durduruyordu. İlk kez uçak düşmüyordu ama tepki bir bütün olarak veriliyordu! Avrupa Sivil Havacılık Emniyet Ajansı da vakit kaybetmeden bu tip uçakların uçmasını yasaklıyordu! Ayrıca GÜVENLİK DİREKTİFİ yayınlayıp, AVRUPA’ya bu uçaklarla gelinmesinin de önüne geçiliyordu! İngiltere, Almanya, Avusturya, Fransa ve Hollanda gibi ülkeler, bu karara imza atıyordu. Türkiye de havadaki Boeing 737 8 Max’leri yere indiriyor ve hava sahasını bu uçaklara kapatıyordu! Tabii bu gelişmeler yaşanırken doğal olarak UÇAK ŞİRKETİNE BAKMAK GEREKİYORDU.
Oradaki tabloya göz gezdirdiğinizde, BOEING’in iki işlem gününde YÜZDE 20 değer kaybettiği görülüyordu.
Kaybolan değer yaklaşık 70 milyar dolardı! Boeing ısrarla UÇAKLARDA bir teknik sorun olmadığını üretimden kaynaklanan bir hatanın söz konusu olamayacağını açıklıyordu. Ama yetmiyordu!
50’den fazla ülke BOEING üzerinden ABD’ye fatura kesiyordu. ABD’nin en büyük firmalarından olan hatta milli gururları olan şirket, bir uçağın düşmesinden sonra TEST ediliyordu. Sarsılan ise ‘DERİN ABD’ydi!
"Boeing 737 8 Max" tipi uçakların düşmesi belki kaza belki operasyondu! Bunu hiçbir zaman öğrenme şansımız yok.
Ama Çin’in gözü gibi büyüttüğü Huawei’nin patronunun kızının rehin alınması, hala canlı bir meseleydi. Hala kimse iki ülke arasında ne olup bittiğini anlamıyordu! Ama kız, CIA’da rehin kalmıştı. ABD Dışişleri Bakanı ısrarla Huawei’nin CASUSLUK YAPTIĞINI söylüyor ve hedeflerinde olduğunu sık sık vurguluyordu!
Bir de ÇİN’e enerji koridoru açan İRAN’ı tehdit ediyordu!
DERİN ABD kendi içinde, kendi başkanıyla, başkanının ailesiyle, onların ilişkileriyle ve dünya ile mücadele etmekte…
Çin ile karşı karşıya gelseler de bunu sertleştirmediler! Ama İPEK YOLU’nun her noktasında kapışmaktalar. Çin, BÜYÜK SAVAŞ olmadan dünyayı değiştirmek istiyor. Ve çok hızlı da gidiyor. SİLAH SANAYİNİ elinde tutan vurucu gücü yüksek olan ABD de hangi rakiple kaçıyla birlikte mücadele edeceğini iyi hesap etmiş gibi görünmüyor!
Savaş yakında başlayacak.
Herkesin gördüğü bir kıvama gelecek. Zaten uçaklar bile düşmeye başladı! Yenileri düşer mi? Kim "düşmez" diyebilir ki!
Savaş elbette başka alanlarda başka coğrafyalarda da olacak…
Kaçış yok! Terör örgütleri de istihbarat teşkilatları da tabelası farklı işlevi farklı kurumlar da herkes kavganın içinde olacak… Afrika bu kavganın ilk cephesi gibi. Venezuela bugün yarın karışır ve sonuçlanır! Ne olacağını görürüz. İran unutuldu mu? Karadeniz ya da Akdeniz?
Hepsi kavganın merkezlerinden.
Ama önce hangileri sahne alacak! Bilmiyoruz. Ama BOEING üzerinden DERİN ABD’ye verilen mesaj şimdiye kadar yaşananlar arasında en önemlisi ve büyüğüydü!
Suudi Arabistan’a, Türkiye’ye, İran’a, Fransa’ya, Almanya’ya, Rusya’ya, Hindistan’a, Çin’e ve 65 ülkeye ABD’nin gücü yetecek mi? Tarihin en büyük savaşı yaşanmakta, gözler bunu görmemekte! Güncel ve kısır tartışmalarla gidilmekte! Konu hiç anlamadığımız kadar keskin ve önemli… Dünya, tarihte hiç olmayan bir türbülansta.
Kimse dışında kalamaz. Akıllı ülkeler uçağı yere sağ salim indirecek olanlar. Türkiye gibi…
Kavga havaya taşındı. Sonraki ne olur? Bilinmez ama şiddetli olacağı kesin! Savaşın içeriğini ve taraflarını bilmeyen masum insanlar ölecek. Maalesef!

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI : CIA’NIN MAYMUNCUĞU FETÖ ÖRGÜTÜNÜN KEMALİSTLERE KARŞI YÜRÜTTÜĞÜ ÖRTÜLÜ OPERASYONLARDAN 2 ÖRNEĞİ ARZ EDERİZ.


Değerli Yurtseverler,

CIA’nin Ortadoğu için kullandığı maymuncuk anahtarı olan FETÖ ÖRGÜTÜ Ergenekon operasyonu öncesinde kendi ayağına dolanan subay, astsubay, istihbaratçı, gazeteci, akademisyen, milletvekili, siyasetçi, belediye başkanı, iş adamı, yurtsever, her kim varsa önce listesini çıkardı. Daha sonra her biri için ayrı planlar uyguladı. Kimisi için ortam dinlemeleri ile delil toplanıp muhbirlerinin gönderdiği isimsiz ihbar mektupları ile tutuklanması sağlandı, kimisi için obzerver araçları kullanılarak TELEGRAM PROJESİ ile akli melekeleri hedef alındı, kimisi için yandaş FETÖCÜ yayın organları ile düzmece yolsuzluk haberleri yayınlanarak itibar suikastine uğratıldı, kimisi için ise HASSAS TAKİP prosedürüne sokularak 7/24 attığı her adım izlendi ve kaçırılarak işkence edildi ve tetikçi yapılmaya çalışıldı.

Bu mağdurların her birinin tek bir ortak özelliği vardı. Hepsi işinde başarılıydı ve dolayısiyle CIA’nin bölgedeki planlarının önünü tıkıyordu ve hepsi de katıksız KEMALİST’ti. Durum böyle olunca operasyon öncesi kuluçka döneminde FETÖCÜ’lerin, hala deşifre edilemeyen ancak Zincirlikuyu mevkiinde bulunan bir Plaza’da olduğu düşünülen gizli bir merkezinde dava için kullanılmak üzere delil üretiliyordu. Tüm ortam dinlemeleri, fiziki takip notları, e-posta yazışmaları ve senaryolar burada imal edildi. İtibar suikastleri, sahte ihbar mektupları, davada ifade vermesi temin edilen gizli tanıklar ile görüşmeler bu merkezde yürütüldü.

Ergenekon Davası mağdurların anlatımlarını incelediğinizde başlarından geçen olayların çoğunun benzerlik taşıdığını görebilirsiniz. Bu konuda açık kaynaklarda çok bilgi bulunuyor. Bu bile bu olayların tek bir merkezin tasarrufu ile yapıldığını çok net ortaya koyuyor. Biz ise şimdi size benzerlik gösteren 2 örnek sunmak istiyoruz. İlk örnekte Ergenekon Sanığı İstihbarat Uzmanı Erkut Ersoy’un FETÖ ÖRGÜTÜ ile ilgili mağduriyetini anlatan dokumanı dikkatinize sunuyoruz. Sonra yine aynı kaderi paylaşan yine İstihbaratçı başka bir mağdur olan Albay Tarık Akça’nın şehadete nasıl yürüdüğüne dair trajik şeyler okuyacaksınız.

Şehadet mertebesine ermiş kıymetli Komutanımızı saygı, minnet ve sevgi ile anıyor, tekrar tüm sevenlerine, değerli eşine ve ailesine, TSK personeline ve tüm ulusumuza baş sağlığı diliyoruz. Nur içinde yatsın.

Savaş Kırçovalı

ÖZEL BÜRO GRUBU

Yönetici

savas.kircovali

ERGENEKON DAVASI SANIĞI İSTİHBARATÇI ERKUT ERSOY’UN FETÖ ÖRGÜTÜ MAĞDURİYETİ İLE İLGİLİ DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

BU DA BALYOZ SANIĞI ALBAY TARIK AKÇA’NIN BAŞINA GELENLER

MİT MENSUBU EMEKLİ HAVA İSTİHBARAT ALBAY TARIK AKÇA’NIN KATİLLERİ YARGILANACAK MI ?

İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmiş; TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirname almış bir Türk subayı. ‘İntihar etti’ dediler. Ailesi ise ‘İntihar etmedi susturuldu’ diyor.

Balyoz davası sanığı emekli hava istihbarat kurmay kıdemli Albay Ali Tarık Akça 9 Nisan 2012 günü öğle saatlerinde Ankara’da Fevzi Çakmak 2 Sokak’taki ofisinde ölü bulundu. Henüz 50 yaşındaydı. 2005’te emekli olmuştu. Kurduğu bir şirketle askeri ihalelere giriyordu. Akça’nın yüklü miktarda borcu olduğu ve bu nedenle intihar ettiği açıklandı.

Ankara Emniyeti’nin olay yerinde yaptığı ilk incelemede Akça’nın kendisine ait beylik tabancasından çıkan ve ‘sol’ şakağından giren kurşunla hayatını kaybettiği belirtildi. Silahtan çıkan kurşun ofisin duvarına saplanmış halde bulundu. Akça’nın sağ elinde de bu silahın durduğu kayıtlara geçti.

Akça kimdir?

Albay Akça Hava Harp Okulu 82 devresinden evli ve 2 çocuk babasıydı. Emekli olduktan sonra “Oraj Havacılık Teknoloji” isimli bir firma kurarak ticaret yapmaya başlamıştı. Balyoz davasında tutuksuz olarak yargılanan sanıklardan biriydi. Kararla birlikte 18 yıl hapse mahkûm edilmişti.

Albay Akça İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmişti. TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirnamesi olan bir Türk subayıydı. Deneyimli bir istihbaratçıydı. 2003’te 1. Ordu Komutanlığı’nda yapılan plan seminerinde Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı Cari İstihbarat Şube Müdürü olarak katılmıştı.

Akça ayrıca ABD ile Irak konusunda yapılan müzakerelerde “istihbarat koordinatörlüğü” gö-revinde bulunmuştu. Balyoz iddianamesinde Akça’nın “Oraj Hava Harekâtı Planı” kapsamında kurulacak sıkıyönetim komutanlıklarında kullanılacak personeli belirlemekle görevli olduğu iddia edilmişti. Akça’nın emekli olduktan sonra kurduğu firmaya “Oraj” adını vermesi Balyoz’un akıldışı iddialarına bir yanıt mıydı? Akça’nın eşi Funda Akça bu yorumumuzu doğruluyor. “Tarık şirketine bu adı inadına koyduğunu söylemişti” diyor.

‘Atatürkçü subay’ın ihbar mektubu

Ali Tarık Akça Balyoz tutuklamaları başlayınca tedirgin oluyor. O günlerde çocuklarının yanında tutuklanmak istemediği için orduevinde kalıyor. Eşine “Bu bir savaş biz kaybettik” diyor.

Akça 3. Balyoz davasının 10 numaralı sanığı idi. 3. Balyoz iddianamesinin 159. sayfasında kendisiyle ilgili olarak “Oraj Hava Harekât planı kapsamında Sıkıyönetim Görevlerinde Kullanılacak Personel olarak belirlendiği anlaşılmıştır” deniliyordu.

Akit gazetesi 21 Mayıs 2013 tarihinde “Bu mektup darbecileri yakar!” başlıklı bir haber yayımladı. “Atatürkçü bir subay” tarafından Ağustos 2004 tarihinde Genelkurmay’a gönderildiği öne sürülen mektup Ergenekon Balyoz ve benzeri tertiplerde yüzlercesine rastladığımız Cemaat’in bilinen psikolojik savaş imalatı ürünlerinden biriydi. Mektupta eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Org. İbrahim Fırtına Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve Ali Tarık Tarık Akça hakkında çeşitli iddialar yer alıyor Akça’nın “darbe planlarında” kilit konumda olduğu öne sürülüyor ve şöyle deniyordu:

“Albay Tarık Akça Fırtına paşanın darbe hazırlığını koordine etmektedir.

Kendisi darbenin en ince ayrıntılarıyla uğraşmaktadır. Generaller arasında kuryelik yapmaktadır. Telefonu kontrollü kullanarak açık vermemektedir. ”

Akça’nın savunması

Ali Tarık Akça Balyoz davasında 2 Şubat 2012 günü savunmasını yaptı. Akça darbe teşebbüsü suçlamasının yapıldığı 2002-2003 tarihinde ABD’nin Irak operasyonunun gündemde olduğuna dikkat çekerek “O dönemde Türkiye Cumhuriyeti harbin kıyısına kadar gelmiştir.

Benim komuta kademesinin birlikte harbe girmekte olduğu hükümete karşı darbe hazırlığı içinde olmam mümkün müdür?” diye konuştu.

Hilmi Özkök Akça’yı neden ordudan atmak istedi?

13 Mayıs 2012 günlü Aydınlık’ta “Silivri Notları”nda “Hilmi Özkök Albay Akça’yı neden ordudan atmak istedi?” başlıklı haberimizde şöyle yazmışız:

“Kurmay Albay Akça uzun yıllar MİT’te de çalışıyor. Herkesçe çok sevilen parlak bir subay.

Görev döneminin son yıllarında Hava Kuvvetleri Komutanı Org. İbrahim Fırtına’nın özel danışmanlığını yapıyor.

O günlerde bilindiği üzere Kıbrıs’ta ‘Annan Planı’ diye anılan KKTC Devleti’ni ortadan kaldırmayı hedefleyen bir referandum var. Bu referandumda Türkiye Hükümeti Batı’yla anlaşarak ‘Kıbrıs’ı ver kurtul’ politikasını benimsemişti. İşte o koşullarda Genelkurmay Başkanı’nın bir açıklama yapması bekleniyor.

Org. İbrahim Fırtına makam aracından emir subayı aracılığıyla Albay Akça’yı aratıyor ve Genelkurmay açıklamasının nasıl olduğunu soruyor. Albay Akça telefonda ‘Kıbrıs’ı sattılar’ diyor. Bu konuşma yasadışı dinleniyor ve Hilmi Özkök’ün önüne konuyor.

Bunun üzerine Kur. Albay Ali Tarık Akça ve Org. Fırtına’nın emir subayı Genelkurmay’a çağrılıyor. Telefon konuşması soruluyor. Albay Akça Hilmi Özkök’e ‘Lafımın arkasındayım’ diyor. Tartışma yaratan bu olayın ardından Hilmi Özkök kuvvet komutanı Org. Fırtına’dan Albay Akça’yı atmasını istiyor. Fırtına direniyor ve ‘Atmam’ cevabını veriyor. Daha sonra Akça İzmir NATO Karargâhında görevlendiriliyor. ”

Ali Tarık Akça’nın eşi Funda Akça “Tarık Balyoz iddiaları nedeniyle ve üst düzey bir komutanın tutumu nedeniyle oradan ayrıldı” diyor ve devam ediyor:

“Şimdi ben de soruyorum. Bir Türk subayı telefon dinlemesine takılacak üst düzey komutanı için ‘Irak’ı da Kıbrıs’ı da sattı’ dediği için zorla emekli edilecek. TSK içerisinde telefon dinlemesini kim yapıp servis etmiştir? Hava Kuvvetleri karargâhındaki bu paralel yapı herkesi dinlemekte midir?”

Böyle intihar mı olur?

Albay Akça’nın ölümüne ilişkin soruşturmada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 22 Şubat 2013 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi. Akça’nın eşi Funda Akça çocukları Arda Bahadır Akça ve Zeynep Gülşah Akça’nın avukatları Teoman Salgırtay ve Duygu Berber bu karara 5 Nisan 2013 tarihinde Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz ettiler. Salgırtay ve Berber’e göre soruşturma eksik yapılmış ailenin talep ve beyanları değerlendirilmemişti. Dolayısıyla karar yerinde değildi.

Avukatlara göre soruşturma dosyası kapsamında dinlenen tanıkların anlatımları yeterince dikkate alınmamıştı. Akça’nın masasında bulunan “Çok yoruldum hoşça kalın” yazılı notta yazı kıyaslaması resmi evraklarla karşılaştırılmamıştı. En önemlisi avukatların Balyoz davasını da ilgilendirebilecek CD hakkındaki açıklamaları dikkate alınmamıştı. Avukatların soruşturmanın seyrini değiştirecek nitelikte taleplerine karar gerekçesinde yer bile verilmemişti.

Albay Akça’nın kızı Zeynep Gülşah Akça’nın 19 Kasım 2012 tarihinde savcılıkça alınan ifadesinden aynen aktaralım:

“… vefat etmeden önceki üç günü birlikte geçirdiklerini cumartesi dersinin erken bitmesi nedeniyle müteveffayı aradığı bunun üzerine ofise gittiğini ancak kapıyı 5 sefer çalmasına karşılık açmadığını telefonuna da cevap vermediğini baba diye seslenince kapıyı açtığını ve içeriye girdiğini yarım saat sonra kapının tekrar çaldığını kendisine sesini çıkarma nefes dahi alma uyu dediğini ışığı söndürmesini istediğini ışığı söndürdüğünü son bir aydır silah taşıdığını sürekli hızlı hareket ettiğini davranışlarından korktuğunun açık olduğunu…

Son zamanlarda kendisini de takip eden insanlar olduğunu babasına anlattığında babasının korktuğunu en küçük seste irkildiğini etkilendiğini borcu nedeniyle intihar ettiğini sanmadığını zira yeterince parasının olduğunu öldüğü gün bile kendisini arayıp planlar yaptıklarını kendisine tenis kortu ayarladığını Bodrum’a gitmek üzere plan yaptıklarını babasının güçlü biri olduğunu…” beyan etmiştir.

Sesini duymadan kızına bile kapıyı açmayan bir baba var karşımızda. Arkasından kapıyı kilitlemediğini için kızan ve en ufak bir seste ürperen kızı yanındayken bile kapı çaldığında irkilen ve kapıyı açmadan ışıkları söndürüp ses çıkarmadan bekleyen bir baba. Salgırtay ve Berber’in itiraz dilekçesinde buna dikkat çekiliyor. Bu durumun “hayatın olağan akışına aykırı olup şüphe uyandırmaktadır” deniliyor.

Albay Akça’nın son zamanlarda birilerinden korkar tavırlar sergilediği ve en ufak seste irkildiği ve etkilendiği oğlu ve eşi tarafından da defalarca dile getiriliyor. Akça kimlerden ve neden bu kadar korkuyordu?

Avukatlar Albay Akça’nın “ekonomik sorunlar” nedeniyle intihar ettiği iddiasına da karşı çıkıyorlar. “Öldüğü gün dahi kızıyla geleceğe yönelik planlar yapan bir insanın kendi iradesiyle hayatını sonlandırması ne kadar düşünülebilir?” diye soruyorlar.

Bu CD nerede?

Ali Tarık Akça eşi ve çocuklarına defalarca kendisinde son derece gizli bir CD olduğunu bu CD içinde Türkiye’yi yerinden oynatacak bilgiler bulunduğunu ve bu CD hakkında konuşursa ülkede deprem etkisi yaratacağını söylüyor. Ancak ölümünden sonra Akça’nın eşyaları arasında ve ofisinde bu CD’ye rastlanılmıyor. Savcılık dosyasında da bu CD’den bahsedilmiyor. Bu CD üçüncü kişilerce ele geçirilmiş olabilir mi? Akça’nın ölümüne bu CD’yi ele geçirmek için intihar süsü verilmiş olabilir mi? Bu sorunun yanıtı da verilmiş değil.

Kim bu polisler?

Funda Akça 13 Mart 2012’de eşine gün boyu ulaşamadıklarını telefonlarının sürekli kapalı olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Gece 11’de ulaşabildik. Oğlum kendisiyle buluştu. Tarık’ın gerçekten çökmüş ve korkmuş bir şekilde olduğunu söyledi. K. Irak ve Saraybosna dahil bir ok tehlikeli görev icra etmiş bir istihbaratçı subayın böyle korkması ve sarsılması bizi gerçekten şüphelendirdi. İki polis memurunun ofisine geldiğini ve 13 saat boyunca sorguya aldığını söyledi fakat emniyet kayıtlarında böyle bir bilgiye rastlamadık. Tarık polislere ‘Davet etseydiniz gelirdim zahmet etmişsiniz’ diyebilmiş sadece. Zaten yargılandığı davalara katılmaktaydı. Bir ekstra sorgunun ne olduğu belli değil hâlâ. ”

Kim bu sorgucu polis adını öğrenebildiniz mi sorumuza Funda Akça “Kendini ‘Kemal Komiser‘ olarak tanıtan bir polis memurunun olduğunu belirtmişti onun haricinde başka bir detay bilmiyoruz” yanıtını veriyor.