AFRİKA DOSYASI /// Mali’deki Olayların Gelişimi : 18 Ağustos 2020 Mali’deki Askeri Darbe ve Arka Plana İlişkin Senaryolar


Mali’deki Olayların Gelişimi : 18 Ağustos 2020 Mali’deki Askeri Darbe ve Arka Plana İlişkin Senaryolar

19 Ağustos 2020

18 Ağustos Salı sabah saatlerinde Mali’nin başkenti Bamako’nun 15 km kuzeybatısındaki Kati askeri üssüne giren pick-uplar ve askerlerin silahlarını ateşlemesiyle başlayan hareketlilik kısa bir süre içerisinde uluslararası gündeme oturdu. DW ve Al Jazeera içlerinde Finans Bakanı ve önde gelen bazı siyasi ve askeri liderlerin darbe girişimcileri tarafından tutuklandığını iddia ederken, Malijet ve Jeune Afrique gibi Afrika merkezli haber organları Başkan İbrahim Boubacar Keita, oğlu Karim Kaite ve Başbakan Boubou Cisse’nin başkanın Sebenikoro’daki konutunda tutuklandığı haberlerini servis etmiştir. 19 Ağustos’da ise İbrahim Boubakar Keita başkanlık görevinden istifa ettiğini söylediği bir video yayınlandı. Yine aynı saatlerde “Halkın Kurtuluşu için Ulusal Komite”Sözcüsü Albay İsmael Wague’in okuduğu bildirinin yayınladığı videoda ise askeri yönetimin, ülkede barış ve istikrar ortamının sağlanması için el koyduğu yönetimi sivil bir iktidara devretmeyi hedeflediği belirtilmiştir.

Mali’deki askeri darbeye varan siyasi hoşnutsuzluk Mart ayındaki parlamento seçimleri sonrasında patlak vermiştir.İmam Mahmoud Dicko liderliğindeki “June 5 Movement”(M5-RFP) adlı muhalifler koalisyonunun öncülüğünde başlayan protestolarda Mali halkı Başkan Keita’nın istifasını talep etmiştir. Başkan Keita yüzbinlerce kişilik bu protestolara karşı geri adım atmamış ancak Marttan Temmuz ayı sonuna kadar da bir hükümet kuramamıştır. Temmuz ayı sonlarında ise ülkedeki krizi sonlandırmak için yeni bir kabine oluşturduysa da bu girişim sonuçsuz kalmıştır. Fransa ile yakın ilişkileri olan Keita yönetimine karşı hoşnutsuzluk giderek artmış, Mali halkı yönetim değişikliği için taleplerini ısrarla dile getirmeye devam etmiştir. Böyle bir atmosfer Kati’deki albayların Keita iktidarını devirip yönetimi devralarak halkın taleplerini yerine getireceğini vaat etmesi için oldukça elverişliydi.

Bilindiği üzere Mali, 1960 yılında Fransa’dan bağımsızlığını kazandıktan sonra 32 yıl diktatörlükle yönetilmiştir. 1992 ve 1997 yıllarındaki ilk iki demokratik seçimi kazanan Alpha Konare, 2002 yılına kadar devlet başkanlığı görevini yürütmüştür. 2002’de iktidara gelen Amadou Toumani Toure’nin görevi, 2011’de Libya’dan dönen Malililerin kuzey illerinde başlattığı huzursuzluk sonrasında Mart 2012’de bir darbeyle sonlandırılmıştır. Sonrasında ise ECOWAS gibi uluslararası girişimler sonucunda geçiş döneminde Diocounda Traore görevlendirilmiştir.

Ocak 2013’te eski kolonyal güç olan Fransa, Mali’deki istikrarsızlığı sonlandırmak ve El Kaide bağlantılı terör gruplarıyla mücadele etmek için çok sayıda askerini bölgeye göndererek Serval Operasyonunu başlatmıştır. 1 Temmuz 2013’te ise BM Barışgücü Misyonu Fransız güçlerinden görevi devralarak ülkedeki güvenliği sağlayıp demokratik seçimleri sağlamak için çalışmalara başlamıştır. 2013 başkanlık seçimlerinde %77’lik bir oy alan Ibrahima Boubacar Keita ikinci tura gerek kalmadan iktidara gelmiştir.

Keita iktidarı döneminde ülkedeki güvenlik sorunları ve ekonomik gelişme için sürdürülen çabaların başarıyla sonuçlandığını söylemek oldukça güçtür. Haziran 2015’te Kuzeydeki isyancılara merkezi hükümet arasında bir barış imzalanmışsa da ülkedeki gerginlikler henüz dindirilememiştir. Ekonomik açıdan ise Mali, dünyanın en fakir 25 ülkesinden biridir. Ülkenin 2017’deki gayrisafi milli hasılası yaklaşık olarak 40.98 milyar dolardır. Mali ekonomisinde %5’lik bir büyüme gözlemlendiyse de hızla artan nüfus gözönüne alındığında bu oldukça yetersiz kalmaktadır. BM raporlarına göre ülkede yaklaşık 4,5 milyon insan açlık tehlikesi ile karşı karşıyadır. 17,8 milyonluk nüfusun %36’sı yoksulluk sınırının altında yaşamını sürdürmektedir. Ülkenin başlıca geçim kaynağı olan altın madenciliği ve tarım yoğun genç nüfusa yeterince iş imkânı sağlayamamaktadır.

Peki Mali’deki bu darbe girişiminin arkasında kimler olabilir?
Bazı haber ajanları ve sosyal medyada konuyla ilgili çeşitli senaryolar ortaya atılmaktadır. Bu iddiaların arasında en çok vurgulanandan birisi Fransa destekli Keita yönetimine karşı Rusya destekli albayların darbe girişiminde bulunduğudur. Çünkü darbeci liderler arasında bulunan Malick Diaw kısa bir süre önce Rusya’daki eğitiminden geri gelmiştir. Ayrıca darbe girişimi öncesinde de gerçekleştirilen protestolarda bazı grupların “Mali’nin umudu Rusya, Çare Putin” yazılı dövizler taşıdığı görülmüştür.

Şekil 1 Kaynak: AL Jazeera ( Reuters’dan Rey Bhyre’nin çektiği fotoğraf)

Daha ilginç bir iddia ise darbe girişimcilerinin Türkiye tarafından desteklendiği yönündedir. Bilhassa sosyal medyada aşırı milliyetçilik vurgusu ile dile getirilen bu iddianın gerçeklik olasılığı son derece düşüktür. Bazı sosyal medya kullanıcılarının Mali’deki Kara Kurtlar adlı gençlik oluşumuyla Türkiye’deki ülkücüler arasındaki kurmaya çalıştığı ilişkinin sağlam bir temele dayandırılması imkansızdır. Keza Türkiye son yıllarda Afrika ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeye başladıysa da henüz Mali’de Türkiye yanlısı bir grubun oluşacağı seviyede bir diyalog iki ülke arasında mevcut değildir.

Şahsi kanaatim bu olaylardan sonra Mali’de Fransa’nın elinin güçlenebileceği yönündedir. Her ne kadar darbenin Fransa yanlısı bir yönetime yapıldığı vurgulansa da geçtiğimiz 7 yılda başarısız olarak değerlendirilen bir başkanlık rejimini ile ismi anılan Fransa içine düştüğü bu durumdan kurtulmak için Mali’de bir yönetim değişikliğini desteklemesi muhtemeldir. Bu değişiklik yaratılırken demokrasi ile bağdaşmayan bir yöntem olarak askeri darbenin ise bölgesel rekabete girdiği Rusya gibi aktörler tarafından desteklendiği algısının yaratılması yine Paris yönetiminin lehine olacaktır. Nitekim Rusya’nın 2000li yılların başından bu yana süregelen büyüyen ekonomisi ve imkanları dahilinde Afrika’da artan askeri varlığı ABD ve Fransa gibi Avrupalı eski kolonyal güçler tarafından endişe ile karşılanmaktadır. 2018 yılının sonlarında Ulusal Güvenlik Danışmanı olan John Bolton Afrika’ya yönelik yeni Amerikan stratejisinin Rusya ve Çin’e karşı buradaki mevcudiyeti arttırmak olduğunu açıklamıştır. Ancak bir süre sonra Trump yönetimin Afrika’daki Amerikan askeri unsurlarının azaltılacağı açıklaması üzerine Savunma Sektereri Mark T. Esper buradan gerçekleştirilecek bir çekilmenin Rusya ve Çin’in işine geleceğini vurgulamıştır. Aynı doğrultuda Fransız Savunma Bakanı Florence Parly de Esper ile gerçekleştirdiği toplantıda kıtada varolan 4500 Fransız askeri birliğine Amerikan desteğinin devamı için Pentagon’un ikna edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca Fransa’nın Orta Afrika Cumhuriyetindeki artan rus askeri varlığına karşı BM Güvenlik Konseyine bir öneri taslağı hazırlamıştı. Bu taslakta ülkedeki BM Barışı koruma misyonu arttırılması gerektiği üzerinde durulurken Rusya Fransa’nın bu girişiminden endişe duymuştur. Netice de tasarının onaylanmasında Rusya ve Çin çekimser oy kullanarak Fransa’nın bu hamlesini sonuçsuz bırakmıştır.

Fransa eski bir sömürgesi olan Mali üzerindeki etkinliğini kaybetmemek için 2012’den beri Serval Operasyonu ve Barkhane Operasyonu gibi askeri girişimlerle burada varlık göstermektedir. Ancak bu askeri girişimler ülkedeki ve çevresindeki istikrarsızlığı bertaraf etmede yetersiz kaldığı gibi hali hazırdaki radikalizm ve terörizm temelli sorunları daha da çetrefilli bir hale sokmuştur. Askeri alanda bu durum meydana gelmişken Bazı Batı ve Afrika ülkelerinin Fransız Milli Bankasına bağlı CFA Frank Bölgesinden ayrılma ve Eko para birimini devreye sokma niyetleri de Paris Hükümetini de tedirgin etmiştir. Bu ülkelerde EKO’nun tedavüle girmesiyle Fransız Milli Bankasının 2012’den bu yana %50 seviyesinde tutmaya devam ettiği döviz kaynakları serbest kalacak, Afrika Para Birliği idaresine Fransa bir temsilci gönderemeyecektir. Bu nedenlerle Fransa yerli halk üzerinde oluşan Fransa yanlısı yönetimlerin başarısızlığı algısını ortadan kaldırıp, diğer rakiplerinin yolunu kesecek stratejiler üzerinde durmaktadır. Bu stratejiler başta Doğu Akdeniz ve Libya’daki Fransız çıkarlarıyla doğrudan bağlantılı olmak yanında bölgede bolca bulunan uranyum kaynaklarıyla da ilişkilendirilebilinir. Keza bu hususlar Serval ve Barkhane Operasyonlarının başlatılmasında da etkili olmuştur. Bilindiği gibi Mali ve çevresindeki Cezayir, Niger, Fas, Gine, Moritanya gibi ülkelerde önemli miktarda uranyum rezervleri bulunmaktadır. Fransa ihtiyacı olan nükleer enerjinin hammaddesi olan uranyumun önemli bir kısmını Nijer,Orta Afrika Cumhuriyeti ve Gabon’dan ithal etmektedir. Mali bu uranyum kaynaklarının tedariği açısından çok önemli bir konumda bulunduğu için Fransa buradaki etkisini kaybetmemeye çalışmaktadır. Diğer yandan son yıllarda Rusya’nın da bilhassa Orta Afrika Cumhuriyeti, Nijerya gibi ülkelerle uranyum kaynaklarıyla ilgili kurduğu temaslar Fransa’nın çıkarlarını zedeleyebilecektir.

Huriye Yıldırım Çınar
Kafkassam Eş Başkanı ve Afrika Çalışmaları Başkanı

HAVACILIK DOSYASI /// Havacılık Tarihinin En Gizemli Olaylarından Birinin Başrolündeki Pilot : Frederick Valentich


Havacılık Tarihinin En Gizemli Olaylarından Birinin Başrolündeki Pilot : Frederick Valentich

21 Ekim 1978 tarihinde Avustralya civarlarında kaybolan bir pilotun hikayesini dinleyeceğiz Sözlük yazarı ”saintslayer”dan.

bu genç pilot arkadaşımız akşam saatlerinde uçağıyla avustralya’nın güneyinde bir adaya doğru yol alıyor. her şey yolunda giderken pilotumuz hava trafik kontrolörüne uçağının tepesinde gezen ne idüğü belirsiz bir cismin varlığını rapor ediyor. söylediğine göre bu cisim herhangi bir uçağa benzemiyor, yeşil ışıklara sahip, inanılmaz bir hızda hareket ediyor ve adeta taşak geçercesine pilotumuzun tepesinde geziniyor. birkaç dakika içerisinde pilotla iletişim kesiliyor. kendisinin son sözleri de şunlar:

"that strange aircraft is hovering on top of me again. it is hovering and it’s not an aircraft." (bu garip cisim tekrar tepemde gezinmeye başladı. tepemde uçuyor ve bu bir uçak değil)

bu olay haliyle ufo meraklılarının ilgisini çekmeyi başarmış. hatta olayın gerçekleştiği sıralarda karadaki bazı insanlar yeşil ışık saçan bir cismin gözlemlendiğini rapor etmişler o bölgede. işin ilginç yanı bu iddiaların pilotun telsiz konuşmasının yayınlanmasından daha önce öne sürülmesi.

gerçekte ne olup bittiği hakkında kesin bir kanıya varılamamış olsa da çeşitli teoriler ileriye sürülmüş. pilotun ortadan kaybolmak ya da intihar etmek adına böyle bir tezgah planlaması, pilotun uçağı tepetaklak kullanmakta olup kendi ışıklarının denizdeki yansımasını görmesi(oha) bunlardan birkaçı. yine de gizemini korumayı başaran bir olay olarak tarihte yerini aldığını söyleyebiliriz sanırım.

ayrıntılı bilgi için:

LİNK : http://en.wikipedia.org/…ki/valentich_disappearance

KORE SAVAŞI DOSYASI /// Kore Savaşı Esnasında Türklerin İnanılmaz Yalnız Bırakıldığı Olay : Kunuri Muharebesi


Kore Savaşı Esnasında Türklerin İnanılmaz Yalnız Bırakıldığı Olay : Kunu-ri Muharebesi

Kunu-ri Muharebesi ya da Kunu-ri Savaşı, Kore Savaşı’nda Türk Tugayı’nın Çin Halk Kurtuluş Ordusu birliklerine karşı direndiği muharebe. 27 – 29 Kasım 1950 tarihleri arasında gerçekleşen ve Türk Ordusu’nun büyük kayıplar verdiği bu muharebeye gidiyoruz.

wawon savaşı olarak da geçen kunuri savaşı, kutup yıldızı kod adıyla da geçen tahsin yazıcı komutasındaki türk tugayı’nın, çin 114. tümeni’ni durdurmaya yönelik olarak vermiş olduğu üst düzey savaş eforunun adıdır.

çin ilerleyişini yavaşlatmak ve wawon/kunuri bölgesinde geri çekilme rotası içinde kalan stratejik noktayı elde tutmak için öne sürülen cesaret timsali türk birliklerinin bölgede 2 günü aşkın süre ile dayanması, tarihinin en uzun geri çekilme süresini yaşayan amerikan 8. ordusu kuvvetlerinin geri çekilmesini sağlayarak geri çekilme yolunda çinliler tarafından kıstırılmasını engellemiştir.

turcopolis

kunuri savaşı, türk askerlerinin inanılmaz yalnız bırakıldığı, adeta gözden çıkarıldığı bir savaştır. türkler, amerikalıların ve ingilizlerin hatasından dolayı 3 gün boyunca yüzlerce kilometre yolda hiçbir zırhlı desteği olmadan, yürüyerek çekilmek durumunda kalmışlardır.

yıllar sonra açıklanan ingiliz belgelerinde, ‘türkler onları orada yalnız ve teçhizatsız bırakmamızdan dolayı bize çok sinirlenecekler diye düşünmüştük ama hiçbir tepki vermediler’ şeklinde geçmiştir bu olay.

türkler ise bugün bile sözde müttefiklerinin kendilerini ortada bırakmış olmalarını tartışmazlar da nasıl kahramalık yaptık, çok kaybımız oldu ama tarih yazdık zihniyetindedirler.

zaten batı için türkler bu nedenle vardır; asker diye koy bi yere ölsün, sonra kendini kahraman sansın… biz kendi insanımıza ve hayatına değer vermedikçe kimse de bize vermeyecektir değer. ileri olmak ve geri kalmanın arasındaki ayrım burada sanırım.

dikakana bey

bu savaş esnasındaki muhabere ve koordinasyon konusundaki eksiklik, abd birliklerindeki türkçe bilen tercümanlardan kaynaklanmaktadır. yapılan yanlış tercümeler, türklerin kaybının fazla olmasında bir etkendir.

öyle olmuştur ki, türk birlikleri yazışmalarda takviye isterken, bu yazışmalar "iyiyiz, rahatız" vb. gibi anlamlara çevrilmiş ve türk askerleri bu hatalı tercümelerin kurbanı olmuştur.

amerikan ordusu, o kadar türkçe bilen personeli türklerden bulmamış, bilakis abd’deki türkçe bilen ermenilerden faydalandığı için bu aksilikler yaşanmıştır. hatta bizzat savaşı yaşayan canlı tanıklar yani türk askerleri, koreli askerler bile bu hatanın tercümanların eksik türkçe bilmesinden kaynaklanmadığını bilakis ermenilerin kasıtlı olarak tercümeleri hatalı şekilde yaptıklarını iddia etmektedirler.

Türkiye’nin de NATO’ya Girebilmek İçin Katıldığı Kore Savaşı’na Dair Her Şey

1950-1953 yılları arasında, Kuzey Kore ile Güney Kore arasında yaşanan ve daha birçok başka ülkenin de dahil olduğu Kore Savaşı’na dair bilinmesi gerekenler.

ön not: işbu entry kore savaşının gidişatını, kore’nin neden ve nasıl ikiye ayrıldığını ve bölgedeki diğer güçlerin bölgenin kaderini belirlemesini anlatmaktadır.

kore adasının bulunduğu bölgede 1392 yılında joseon krallığı kurulmuştu ve kore yarım adasının tamamında bu ülke hüküm sürmekteydi. joseon krallığı son zamanlarında çin’in etkisi altında kalmıştı ancak 1894-95 yıllarında yaşanan japonya ve çin arasındaki savaş sonrasında japonya iç işlerine karışabileceği bir kore imparatorluğu kurdu. 10 yıl sonrasında yaşanan japon-rus savaşı sonrasında japonya, kore ile bir anlaşma imzalayarak kore’yi sömürgesi yaptı.

japonya’nın kore’yi sömürge yapmasından sonra birçok milliyetçi vatandaş kore’yi terk etti. 1919 yılında çin’de geçici bir kore hükümeti kuruldu ancak diğer devletler tarafından tanınmada, ulusalcıları bir araya getirmede ve birçok konuda başarılı olamadı. 1919 yılından 1925 yılına kadar kore’li milliyetçiler japonlara karşı birçok savaşta rol aldı.

1943 kasımında düzenlenen kahire konferasında çin, birleşik krallıklar ve amerika aldıkları kararla "kore özgür ve bağımsız bir devlet olacaktır" kararını aldılar.

1943 kasımında düzenlenen tahran ve 1945 yılında düzenlenen yalta (kırım) konferanslarında sovyetler birliği avrupadaki galibiyetinden 3 ay sonra pasifikteki müttefiklerinin yardımına gideceğini belirtti. bunun neticesinde sovyetler birliği 9 ağustos 1945 tarihinde, yani hiroshima’ya atılan atom bombasından üç gün sonra japonya’ya savaş ilan etti. 10 ağustos günü kızıl ordu kore yarım adasının kuzey kısımlarını işgal etmeye başladı.

10 ağustos gecesi washington’da kore yarım adasının sovyet ve amerikan güçlerinin bulunduğu yerlere göre ikiye ayrılması kararlaştırıldı. bu karar neticesinde ikiye ayrılmanın en uygun görüldüğü bölge 38. paralel oldu. bu sınır amerikan güçlerinin ulaşabileceğinden daha kuzeyde kalmaktaydı ancak kore’nin başkentinin de bu sınırlar içinde kalması amerikan güçleri için önem taşımaktaydı. sovyet birliklerinin bölgeye girmesi amerikan birliklerine göre çok daha kısa sürede gerçekleşebilirdi ancak 16 ağustos gecesi stalin kızıl orduyu belirlenen sınıra getirdi ve 3 hafta boyunca amerikan birliklerinin güneyden gelişini bekledi.

8 eylül 1945 günü amerikan komutan john hodge, japonya’nın teslimiyetini kabul etmek üzere 38. paralelin güneyinde bulunan incheon’a gitti. hodge, burada ordunun idaresine atandı ve güney kore birliklerini komuta etti. hodge gittiği bölgede kontrolü sağlamak için bazı japon yetkilileri tekrar göreve getirmek istedi ancak karşılaştığı protestolar nedeniyle bu kararından vazgeçti. japon birliklerinin çekilmesinin ardından çin ve rusya destekli kurulan kore halk cumhuriyeti, komünist sempatisinden ötürü amerikan birlikleri tarafından tanınmadı

moskova konferansında daha önceden alınan karar doğrultusunda 1945 aralığında amerikan ve sovyet birlikleri kore’yi bir ortak bir komisyonla yönetmeye başladılar. 5 yıl sürecek ortak yönetim sonrasında iki ülkenin birlikleri ülkeden çekilecek ve yönetim tamamen kore halkına verilerek bağımsız ve özgür bir ülke hedefi gerçekleştirilecekti. ancak bu fikir kore halkı arasında hoş karşılanmadı ve bunun üzerine isyanlar patlak vermeye başladı. bu isyanları bastırmak için amerikan birlikleri 8 aralık günü eylem yapmayı, 12 aralık günü yasa dışı olarak tanımladığı kore devrim hükümetini ve kore halk komitesini yasakladı. olayların büyümemesi için amerikan hükümeti daha sonra sıkıyönetim ilan etti.

ortak komisyonun herhangi bir ilerleme gerçekleştiremediğini gören amerikan hükümeti, birleşmiş milletlerin gözetiminde bir seçim yaptırarak kore’de bağımsız bir hükümetin kurulmasına karar verdi. sovyet yetkililer ve koreli komünistler bu seçimin adil olmayacağını öne sürerek karara itiraz etti, birçok güney kore’li politikacı ise kuzeyden gelen tepkilere karşı boykot etti. 10 mayıs 1948 günü güneyde halk oylaması gerçekleştirildi. kuzey ise 3 ay sonra halk oylamasına giderek meclis seçimini gerçekleştirdi.

seçimlerin sonucunda güney kore hükümeti 17 temmuz 1948 günü ulusal bir anayasa yayınladı ve 20 temmuz 1948 günü syngman rhee’yi devlet başkanı seçti. güney kore cumhuriyeti 15 ağustos 1948 günü resmi olarak kurulmuş oldu. sovyetlerin bulunduğu kuzey kesimde ise sovyetler birliği kim il-sung tarafından yönetilen komünist bir hükümet kurdu.

1948 yılında sovyet birlikleri, 1949 yılında ise amerikan birlikleri kore yarım adasından çekildiler.

bu sırada japonya ile olan savaşını sona ermesinin ardından çin’de komünistler ve milliyetçiler arasında yaşanan iç savaş kaldığı yerden devam etmeye başlamıştı. çin’deki komünist yanlıları manchuria’nın egemenliğini istemekteydi ve kuzey kore hem insan gücü hem malzeme olarak kendilerine destek vermekteydi. savaş boyunca kuzey kore, çin’deki komünistlere 2000 tren vagonu malzeme yardımı gönderdi ve birçok kuzey kore’li savaşta yer aldı.

çin’deki savaşı komünistlerin kazanması neticesinde kuzey kore halkı unutulmadı. 1949 yılında kurulan çin halk cumhuriyeti sonrasında kuzey kore’li vatandaşlar silahlarıyla birlikte evlerine gönderildi, olası bir güney kore istilasında çin, kuzey kore’ye destek vereceğini belirtti.

1949 yılında, güney kore ülkelerinde bulunan komünist gerillalarının sayısını 5000’den 1000’e kadar düşürmüştü. ancak kuzey kore lideri kim-il sung gerillaların başarılı olduğunu düşünmekteydi ve kuzey tarafından yapılacak işgal harekatını güney halkının onaylayacağını sanıyordu. bunun üzerine kim moskova’ya giderek stalin’in desteğini istedi.

4 ağustos 1949 günü sınırda ciddi çatışmalar çıktı, kuzey koreli birlikler sınırın güneyindeki bölgeyi ele geçirdiler. ancak güney kore birlikleri, saldırı fazla ilerleyemeden kuzey kore’li birlikleri geri püskürttü.

stalin, kore’de yapılacak bir savaş için zamanın uygun olmadığını düşünüyordu. çin’li komünist birlikler ise kendi iç savaşlarından henüz toparlanamamıştı. bu sırada güney kore’de amerikan birlikleri bulunmaktaydı. 1950 baharında stalin durumun değiştiğini düşünmekteydi. komünist güçler mao zedong ile kesin zafere ulaşmış, sovyetler ilk nükleer bombalarını yaparak amerikanın elinden bu monopoliyi almış ve amerikan birlikleri kore’yi terk etmişlerdi. amerika çin’deki komünist zaferini durdurmak için doğrudan müdahalede bulunmamıştı. stalin, amerika için kore’nin çin’den daha az önemi olduğunu düşünmekte ve çin’e müdahale etmeyen amerika’nın kore için fazla bir şey yapmayacağını düşünmekteydi. aynı zamanda sovyet güçleri, moskova’da bulunan amerikan büyük elçiliğine gelen kodları çözmüşler ve amerika’nın kore’yi fazla önemsemediği sonucuna ulaşmışlardı. stalin, çin hükümetine vaatlerde bulunarak asya ülkelerine karşı daha agresif bir tutum sergilemeye başlamıştı.

1950 nisanında stalin, kim’e güney kore’yi işgal etme yetkisi verdi ancak bir şartla; eğer gerekirse mao, çin’den takviye destek gönderecekti. stalin, sovyet birliklerinin doğrudan savaşa girmeyeceğini, amerikan birlikleriyle savaştan kaçındıklarını belirtmişti. 1950 mayısında kim ve mao görüşmesi gerçekleşti. mao, amerikan birliklerinin müdahale edeceğinden endişe duyuyordu ancak yine de kim’e destek sözünü verdi. çin, sovyetlerden gelecek olan ekonomik ve askeri yardıma muhtaçtı ancak yine de kore’ye askeri destekte bulundu ve bir ordusunu kore sınırında konuşlandırdı. mao’nun sözleri yerine geldikten sonra savaş hazırlıkları hızlanmaya başladı.

ikinci dünya savaşındaki tecrübeleriyle öne çıkan sovyet generaller kuzey kore’ye giderek danışmanlık görevini üstlendiler. generallerin saldırı planları mayıs ayında sona ermişti. plana göre kore yarım adasının batısındaki kıyıda savaş başlayacak, kuzey koreliler karşı taarruza geçerek seul’u ele geçirecek ve güney kore ordusunu dağıtacaktı. son adım olarak güney kore hükümeti ortadan kaldırılacak ve kore yarım adasının tamamı ele geçirilecekti.

7 haziran 1950 tarihinde kim-il sung kore genelinde bir seçim çağrısında bulundu. 11 haziran tarihinde kuzeyden üç diplomat barış görüşmeleri için güneye gitmişti ancak güney kore devlet başkanı bu görüşmeye katılmayı reddetti. 21 haziran tarihinde kim-il sung planlarda bir değişiklik yaparak batı kıyısından saldırmak yerine sınırda yekün bir taarruza geçme kararı almıştı. kim, planlarının güneyliler tarafından öğrenildiğinden şüphelenmekteydi. stalin, saldırı planındaki değişikliği kabul etti.

kuzeyde bu hazırlıklar devam ederken 38. paralelde birçok çatışma yaşanıyordu. güney kore ordusu, amerikan ordusu tarafından eğitilmekteydi ve amerikan teçhizatlarını kullanmaktaydı. güney kore başkanı rhee, bu saldırılar sonrasında kuzeye giderek işgali gerçekleştirmek istediğini belirtmişti.

ancak gerçekleşecek saldırı istihbaratı hem amerikalı birliklere hem de güney koreli yetkililere ulaşmıştı ve bu saldırıya göre önlem alınmıştı. her iki taraf da saldırı planından karşının haberi olduğunu düşünmüş ve neticesinde herhangi bir saldırı yaşanmamıştı. 23 haziran günü birleşmiş milletler gözlemcileri bölgede araştırma yapmışlar ve herhangi bir çatışma izine rastlamadıklarını belirtmişti.

25 haziran 1950 günü şafak saatlerinde kuzey kore birlikleri, destek ateşleriyle birlikte 38. paraleli geçti. kuzey kore birlikleri önce güney kore birliklerinin ateş açtığını ileri sürmüştü ve amaçlarının "vatan haini rhee’yi tutuklayıp idam etmek" olduklarını söylemişlerdi. savaş ilk etapta batıda bulunan ongjin yarımadasında başlamıştı. güney koreliler haeju şehrini ele geçirdiklerini belirtmişlerdi, bu sebeple ortak karar ilk ateş açanın güney kore olduğu yönünde çıktı.

ongjin’de ilk ateşi kimin açtığının netlik kazanması beklenmeden, kuzey kore birlikleri 1 saat içerisinde 38. paralel boyunca taarruza geçmişlerdi. kuzey kore birliklerinde tanklarla ilerliyor, aynı zamanda ağır top atışları destek oluyordu. güney kore’de tank, anti-tank veya ağır top atışlarını durdurabilecek teçhizat bulunmuyordu. ek olarak güney kore birlikleri o tarihlerde parça parça bölgeden çekilmekteydi.

28 haziran’da rhee bazı devlet yetkilileriyle birlikte seul’dan tahliye edilmişti. 28 haziran gecesi saat 2’de güney kore birlikleri hangang köprüsünü havaya uçurarak kuzey kore birliklerinin gelişini engellemeye çalışmışlardı. köprünün patlatıldığı sırada 4000 mülteci köprüden geçiyordu ve yüzlerce kişi burada hayatını kaybetti. ayrıca köprünün havaya uçurulması neticesinde birçok güney kore birlikleri han nehrinin kuzeyinde kapana kısıldı. güney kore için durum oldukça kötüydü ancak daha kötü bir şey gerçekleşti ve seul, kuzey kore güçleri tarafından ele geçirildi. seul’un düştüğü vakitlerde birçok güney kore birliği şehirde bulunmaktaydı.

28 haziran günü rhee olayları kendi ülkesindeki muhalif politikacılarla ilişkilendirdiğini açıkladı.

25 haziran günü 95,000 kişilik gücü bulunan güney kore ordusu 5 gün sonra 22,000 kişiye kadar gerilemişti. temmuz ayında amerikan birliklerinin ülkeye varmasının ardından kalan güney kore birlikleri amerikan ve birleşmiş milletler komutasına verildi

dönemin amerikan başkanı truman savaşa hazırlıksız yakalanmıştı. amerikan yetkililerinin oluşturduğu asya savunma planında kore bulunmuyordu. hatta savaşın patlak verdiği dönemde truman evinde dinlenmekteydi. amerikan yetkilileri o zamanlar sovyetlerin olası bir avrupa işgalini beklemekte, asya’da herhangi ciddi bir çatışma çıkacağını düşünmemekteydi. ayrıca yetkililer kore’de patlak veren savaşın kısa sürede yayılarak avrupa’ya da sıçrayacağını ve sovyetlerin veya çin’in içinde bulunacağı üçüncü bir dünya savaşına kadar gideceğini düşünmüşlerdi.

ilk etapta amerika bu savaşa müdahale etmekte tereddütteydi ancak japonya’nın oynadığı rolle birlikte amerika savaşta güney kore’nin yanında yer almaya karar verdi. özellikle çin komünist rejimin eline geçmişken, sovyetler birliğinin ve çin’in etkisinin arttığı doğu asya’da komünist rejime denge oluşturabilecek tek ülke japonya’ydı. amerika güney kore’ye doğrudan müdahale etmeyi düşünmüyordu ancak güney kore, japonya ile yakın ilişkiler kurmaya başlamıştı ve bu sebeple güney kore, amerika için önemli bir yer haline geliyordu.

diğer önemli bir etken ise amerika’nın müdahalesi karşısında sovyetlerin olası tepkisini görmekti. truman, kore’de patlak veren savaşın büyüyerek kısa sürede avrupa’ya kadar sıçrayacağından korkuyordu. aynı zamanda amerika’nın veya birleşmiş milletlerin savaştan geri durması gerektiğini savunan herhangi bir yetkili yoktu. stalin ve tito arasında yaşanan olaylar sebebiyle sovyetlerin olası hedefinde bulunan yugoslavya, yunanistan ve italya gibi ülkelerin savunması görevini görmekteydi ve yugoslavya, kuzey kore savaşından önce amerika’nın en çok riskte olarak gördüğü ülkeydi. truman, eğer saldırılara karşı gelinmezse zincirleme reaksiyonla birlikte komünist rejimin birçok yere sıçrayacağını düşünmekteydi. birleşmiş milletler, güney kore’de askeri birliklerin kullanılması onayını verdi ve hemen ardından amerika bölgede bulunan bütün hava ve deniz birliklerini kullanmaya başladı. truman, kara birliklerini harekete geçirmek istemiyordu çünkü kuzey kore birliklerinin hava ve deniz güçleriyle durdurulacağını düşünüyordu.

truman, bu saldırıların sovyetler birliğinin bir taktiği mi yoksa amerika’nın kararını sınamak mı olduğuna karar verememişti. 27 temmuz günü truman’a gelen bir bildiri sonrası amerikan kara birliklerinin de savaşta yer almasına karar verildi.

25 temmuz 1950 tarihinde birleşmiş milletler güvenlik konseyi, istiladan dolayı kuzey koreli yetkililere kınama gönderdi. konseyin kararına veto gücü elinde bulunan sovyetler birliği, tayvan’lı çin cumhuriyetinin birleşmiş milletlerde koltuğunun bulunmasını ancak çin halk cumhuriyeti’nin koltuğunun bulunmamasına karşı protesto etti. davalar görüşüldükten sonra güvenlik konseyi 27 temmuz 1950 tarihinde bir önerge yayınlayarak önergede önerilen ülkelerin güney kore’ye askeri yardım göndermesini talep etti. 27 temmuz günü amerikan başkanı truman, amerikan hava ve deniz güçlerine emir vererek güney rejimine yardım etmelerini söyledi. bunun üzerine sovyetler birliği açıklama yaparak amerika’nın güney kore tarafında askeri müdahaleye başladığını söyledi.

sovyetler birliği, birkaç geçerli sebeple bu savaşın meşru olmadığını öne sürdü. 25 temmuzda gerçekleştirilen birleşmiş milletler konseyinde kuzey kore hükümeti bulunmuyordu, bu da birleşmiş milletlerin yasalarına aykırıydı. ayrıca savaşa birleşmiş milletlerin müdahale etmesinin uygun olmadığını çünkü sınırda gerçekleşen savaşın bir iç savaş olduğunu öne sürmüştü. sovyetler birliği boykottan dolayı konsey toplantılarına katılmıyordu, bu sebeple konsey daha önce alınan kararın geçersiz olduğunu söyleyerek sovyetler birliğinin de aralarında bulunduğu 5 kalıcı ülkenin ortak bir kararda buluşmasını uygun gördü.

bu sırada kuzey kore birlikleri taarruza devam ediyor, güney kore birlikleri ise yekün halde güneye doğru geri çekiliyordu.

saldırı haberi gelir gelmez amerikalı yetkililer kuzey kore’nin, güney kore’yi işgal ettiği haberini başkan truman’a bildirdirdi. truman, diğer yetkililerle görüşerek amerika’nın müdahalesinin mecburi olduğu kararına vardılar ve kuzey kore’nin tavırlarını 1930’lu yıllardaki adolf hitler’in tavırlarına benzettiklerini, bu hatanın tekrar edilmemesi gerektiğini belirttiler. ardından birkaç amerikan firması kore savaşına destek vermek üzere harekete geçirildi. truman’ın bu savaştaki asıl hedefi komünizmin yayılmasını engellemekti ve daha sonra 1975 yılında kore savaşıyla ilgili şöyle bir açıklama yapmıştı ;

"tıpkı on, onbeş, yirmi sene önce almanya, italya ve japonya’da olduğu gibi kore’de komünizm hüküm sürmekteydi. eğer güney kore’nin düşmesine müsade edilseydi, komünist liderler bölgedeki diğer milletleri etkisi altına alacak ve bizim kıyılarımıza kadar yaklaşacaklardı. eğer komünistlere güney kore’nin anahtarı teslim edilseydi bölgedeki bütün küçük devletler komünist ülkelerin sömürgesi olacak ve hiçbir devletin komünist komşularına direnecek güçleri kalmayacaktı"

1950 ağustosunda truman yaptığı açıklamayla kore savaşı için 12 milyar dolar bütçe ayırdıklarını bildirmişti.

başkan truman’a kuzey kore askerlerini havadan bombalama fikri verilmişti ancak truman bu fikri kabul etmedi, yedinci amerikan donanmasına verdiği emirle daha önceden güney kore tarafında savaşa katılması istenen tayvan merkezli çin cumhuriyetinin korunmasını istedi. tayvan hükümeti savaşa katılmak istediyse de, amerika, yeni kurulan çin halk cumhuriyetinin intikam için tayvan’la savaşacağını ve savaşın genişleyeceğini düşündüğü için tayvan’ın talebini kabul etmedi. amerika’nın yedinci donanması tayvan’ı koruma amaçlı bölgedeki denizde bulunduğu için çin halk cumhuriyeti amerika’yı çin’in bölgesinde asker bulundurmakla suçladı.

amerika’nın kore ile ilk ciddi çatışmaları osan savaşı ile başlamış oldu. 5 temmuz 1950 tarihinde amerikan birlikleri osan’da kuzey kore birlikleriyle çatışmaya girdi ancak amerikan birliklerinde kore tanklarına karşı gelebilecek silah bulunmuyordu. bu sebeple 180 kişi öldü, yaralandı veya esir düştü. kuzey kore, güneye doğru ilerlemesini sürdürdü ve amerikan birliklerini pyongtaek, chonan ve chochiwon şehirlerinden geri püskürterek birliklerin taejeon şehrine kadar geri çekilmesini sağladı. daha sonra taejeon şehri de alınarak burada 3602 kişi öldü veya yaralandı, 2962 esir düştü. bu kişilerden birisi amerikan komutandı.

ağustos ayında kuzey kore, güney kore ve amerikan birliklerini güneye doğru püskürtmeye devam ediyordu. truman, kore savaşına ayırdığı bütçede kesintiye gitmişti ve bu kesintinin etkileri kendisini göstermeye başlamıştı. anti-tank, ağır silah ve savaş topu bakımından kuzeye göre yetersiz olan amerikan ordusu kore yarım adasının en güneyine kadar geri çekiliyordu. kuzey kore ilerlemesini sürdürürken güney kore’de bulunan üst kademe memurları ve aydınları öldürerek güney kore’de temizlik yapıyordu. 20 ağustos günü amerika, kuzey kore lideri kim il-sung’a uyarı göndererek kuzey kore ordusunun savaş suçu işlediğini belirtti. eylül ayında birleşmiş milletlere bağlı birlikler korenin güney doğusunda bulunan pusan şehrinin kıyısına ulaşmaya başladı. birlikler kore yarım adasının yaklaşık %10’luk bir alanında yer bulabilmişlerdi kendilerine.

kim il-sung savaşta başarılı olduğunu ve ağustos ayında savaşın sona ereceğini düşünüyordu ancak çinli liderler olaya aynı şekilde bakamıyordu. çin, amerikanın asker çıkarmasını engellemek için kore sınırına 260,000 asker göndermişti ve sovyetlerden bu askerlerin havadan korunmasını istemişti. çin, amerikan birliklerinin incheon şehrine çıkacağını düşünüyordu ve hem sovyetleri, hem kuzey koreyi bu şekilde bilgilendirmiş, kendilerinden bölgede bulunan birliklerin komutasını istemişti.

ağustos ve eylül aylarında süren savaşlarda amerikan ordusu pusan şehrinde direnç göstermiş ve kuzey kore birliklerini püskürterek naktong bulge, p’ohang-dong ve taegu şehirlerini ele geçirmişlerdi. amerikan hava kuvvetleri bölgede yaptıklarıyla kuzey kore birliklerinin lojistik desteğine engel olmuş ve birçok günlük araç ve tren trafiğini kontrolü altına almıştı. kuzey kore birlikleri, hava saldırılarından korunmak için gündüz vakti kapalı yerlerde saklanmaya ve sadece gece vaktinde ilerleme kat etmeye başlamışlardı. kuzey kore’nin lojistik desteğinin kesilmesi için amerikan hava kuvvetleri askeri depoları, petrol rafinerilerini ve limanları, amerikan deniz kuvvetleri ise nakliye noktalarını yok ediyordu. bunun neticesinde kuzey kore birlikleri güneyde yeterli miktarda lojistik destek göremediler. 27 ağustos günü amerikan birlikleri yanlışlıkla çin sınırında bulunan bir yere saldırıda bulundu ve sovyetler birliği, çin’in yapmış olduğu şikayet üzerine birleşmiş milletlerin derhal bölgeye gelmesini talep etti. amerika, bölgede oluşan hasarın tespiti için hint ve isveç yetkililerin bölgeye gelip araştırma yapmasını istedi ancak sovyetler birliği bu öneriye itiraz etti.

bu sırada japonya’da bulunan amerikan garnizonlarından pusan’a destek için sürekli asker ve mühimmat geliyordu. ayrıca san francisco’dan pusan limanına doğru yola çıkan tanklar da bölgeye ulaşmaya başlamıştı. ağustos ayının sonlarında pusan şehrinde 500 tank savaşa hazır bulunuyordu. 1950 eylülünün başlarında güney kore ve birleşmiş milletler komutasındaki birliklerin sayısı 180,000, kuzey kore birliğindeki asker sayısı ise 100,000 olmuştu.

pusan’da bulunan güney kore ve birleşmiş milletler birlikleri dinç ve mühimmat sorunu yaşamazken, kuzey kore birlikleri yorgun ve lojistik sorunu yaşamaya başlamışlardı, ayrıca güney kore birliklerine sağlanan hava ve deniz desteği kendilerinde bulunmuyordu. pusan’da bulunan orduların rahatlayabilmesi için amerikalı general seul’un 160 kilometre uzağında bulunan incheon şehrine bir çıkarma yapma önerisinde bulundu.

pusan savaşının başlangıcından hemen sonra amerikalı general, incheon şehrine çıkarma yapmanın planlarını kurmaya başladı ancak pentagon bu fikre karşı geldi ancak daha sonra onay verdi. 40,000 amerikan ve 8,600 güney koreli birliklerden oluşan bir ordu amerikalı bir komutanın emrine verilmişti. 15 eylül günü bu ordu incheon şehrine çıkarma yaptı ancak ordu incheon şehrinde kuzey kore birlikleriyle karşılaştı. incheon’da çok büyük bir savaş yaşanmamış olsa da, bombalamalardan ötürü şehrin büyük bölümü yok olmuştu.

incheon çıkarmasından sonra ordu pusan’dan kuzeye doğru ilerlemeye başladı. pusan’dan harekete geçen ordu 171 kilometre kuzeye doğru ilerledi ve osan şehrinde incheon ordusuyla bir araya geldi. incheon ordusu, seul şehrinin yakınlarında kuzey kore birliklerini hızlı bir şekilde yenerek ordunun güneyde kapana kısılmasını sağladı. 18 eylül günü stalin, kim-il sung’a bir öneride bulunarak pusan şehrindeki saldırılarını geri çekmesini ve bu orduyla seul’u savunmasını söyledi. bu sırada çin’e bölgede bulunan kuzey kore birliklerinin sayısından veya operasyon planlarından haber verilmemişti. çin, kuzey kore’ye öneride bulunarak eğer incheon yakınlarında en az 100,000 kişilik bir ordu bulunuyorsa düşmanla savaşmalarını, aksi durumda bu orduların kuzeye çekilmesini söylemişti.

25 eylül günü seul tekrar güney kore birlikleri tarafından ele geçirildi. amerikan hava birlikleri kuzey kore’ye ait birçok tankı ve savaş topunu yok etmiş, orduya ciddi hasar vermişti. güneyden kuzeye doğru çekilen kuzey kore birlikleri düzenli değil, dağınık halde çekiliyor ve pyongyang şehrini savunmasız halde bırakıyorlardı. bu geri çekilmeler sırasında sadece 25,000 ile 30,000 arasında kuzey kore askeri kuzey sınırına çekilmeyi başarmıştı. 27 eylül günü stalin komünist liderlerle bir toplantı düzenlemiş ve toplantıda yenilgiden ötürü kuzey kore birliklerinin başarısızlığını suçlamış, sovyet askeri danışmanlarını ise sorumlu tutmuştu.

27 eylül günü kore’de bulunan amerikan komutan başkan truman’dan bir haber almıştı. bu haberde birliklerin 38. paralelin kuzeyine ilerlemesi yetkisi veriliyor ancak sadece eğer orada sovyet veya çin birlikleriyle karşılaşılmazsa veya operasyonu genel itibariyle tehlikeye atacak bir durum olmazsa şartı koşuluyordu. 29 eylül günü güney kore hükümeti eski devlet başkanı syngman rhee tarafından tekrar göreve getirildi. bölgenin ele geçirilmesinin ardından güney kore polisleri, kuzey kore sempatizanı olduğundan şüphelendiği sivilleri idam etti

30 eylül günü çin, amerika’ya bir uyarı göndererek eğer amerikan birlikleri 38. paraleli geçerse çin’in savaşa müdahale edeceğini söyledi. bu sırada çin’li yetkililer, kuzey kore komutanlarını bilgilendirerek olası bir geri çekilme durumunda 1930’lu yıllarda çin’li komünistlerin taktiğini uygulamalarını söylediler ancak bu taktikler kuzey kore komutanları tarafından etkin şekilde kullanılamadı.

1 ekim 1950 tarihinde birleşmiş milletler ordusu kuzey kore birliklerini 38. paralelin kuzeyine kadar püskürtmüştü, güney kore birlikleri ise 38. paraleli geçerek kuzey kore birliklerinin peşine düşmüşlerdi. amerika bu durumda kuzey kore’den koşulsuz teslim talebinde bulunmuştu. altı gün sonra, birleşmiş milletler ordusu güney kore birliklerinin kuzeye doğru ilerlemesine izin verdi. wonsan ve riwon şehirlerine çıkarma yapan birlikler henüz ilerleme kaydedemeden güney kore birlikleri tarafından ele geçirilmişti. ilerlemelerini devam ettiren güney kore birlikleri, amerikan birlikleriyle güçlerini birleştirerek 19 ekim 1950 tarihinde kuzey kore’nin başkenti pyongyang’ı ele geçirmişlerdi. amerikan hava birlikleri kore’nin kuzeyinde bulunan yolu kapatarak kuzey kore liderlerinin çin’e kaçmasını engelliyor, aynı zamanda savaş esirlerini kurtarıyorlardı. ayın sonunda 135,000 kuzey koreli, birleşmiş milletlerin savaş esiri olmuştu.

birleşmiş milletlerin başarısını kullanmak isteyen amerikalı general, kore savaşının genişletilmesi gerektiğini ve çin’deki kuzey kore lojistik noktalarının vurulmasını önermişti ancak başkan truman bu öneriyi kabul etmedi ve çin sınırında dikkatli olmalarını söyledi.

20 ağustos 1950 tarihinde çin devlet başkanı zhou birleşmiş milletlere uyarıda bulunarak "kore çin’in komşusudur. kore’de yaşanan olaylardan ötürü çin halkı endişe duymaktadır." açıklamasını yapmıştı. yani çin kendi güvenliğini korumak için kore’de birleşmiş milletler ordusuna karşı savaşacağını söylüyordu. amerikan başkanı truman bu açıklamayı şantaj olarak değerlendirmiş ve ciddiye almamıştı.

1 ekim 1950 tarihinde, yani birleşmiş milletler birliklerinin 38. paralelin kuzeyine ilerlediği günde sovyet elçi stalin’den mao ve zhou’ya bir telgraf getirmişti. bu telgrafta çin’in kore’ye beş veya altı bölük asker gönderilmesi isteniyordu. bu sırada kim-il sung, çin’in savaşa müdahale etmesi talebinde bulunuyordu. stalin ise açık şekilde sovyetlerin doğrudan savaşta yer almayacağını söylüyordu.

2 ve 5 ekim tarihlerinde süren acil toplantılarda çinli liderler kore’ye asker gönderme konusunda tartışma yaşıyorlardı. mao, askeri müdahalenin gerekli olduğunu söylüyor, zhou ise bu fikri destekliyordu. alınan karar neticesinde çin kore’ye asker gönderecek ve peng dehuai kore’deki çin birliklerinin komutanı olacaktı. peng’den durum özeti istendiğinde söyledikleri "eğer amerika kore’yi fethederse sınırı geçip çin’e işgal girişiminde bulunabilirler" şeklinde olmuştu. 4 ağustos günü tayvan’ın kuşatması planlanıyordu ancak bölgede bulunan amerikan deniz kuvvetleri sebebiyle bu kuşatma beklemeye alınmıştı. bu ordu kore’ye gönderilmek üzere tekrar toparlandı.

stalin’in desteğini almak için zhou ve birkaç çin’li delege 10 ekim tarihinde moskova’ya gitmişlerdi. çin’li devlet adamları burada üst düzey sovyet yetkililerle görüştüler ve stalin askeri mühimmat ve ekipman göndereceği sözünü verdi ancak sovyet hava kuvvetlerinin iki veya üç ay daha süreye ihtiyaçları olduğunu söyledi. sonraki bir toplantıda stalin, zhou’ya sovyetlerin sadece malzeme desteği sağlayacağını, hava desteğini ise gizli bir tarihte sadece çin hava sahasında sağlayacağını söylemişti. çin, sovyetlerden gelecek olan hava desteğini pek kullanışlı bulmamıştı zira destek savaş alanında bulunmayacaktı. sovyetlerden gelen mühimmat desteği ise çin’li yetkililerin beklediğinden daha az sayıdaydı.

18 ekim 1950’de pekin’e geri dönen zhou hemen bir toplantı düzenleyerek mao, peng ve birkaç üst düzey yetkiliyle görüştü ve ardından 25 ekim tarihinde 200,000 çin’li asker kuzey kore’ye giriş yaptı. birleşmiş milletler birlikleri kamuflajlarından dolayı çin’li askerleri tespit etmekte zorlanıyorlardı. çin birlikleri sadece hava karanlıkken ilerliyor, gündüz vakti sadece gözetleme yapıyorlardı. gece ilerlerken veya gündüz herhangi bir durumda eğer uçakla karşılaşırlarsa kımıldamadan duruyorlar ve uçak gidene kadar öyle kalıyorlardı, bu da hava kuvvetlerinin kamuflajlı olan askerleri etkisiz hale getirmesini oldukça zorlaştırıyordu. çin’li birlikler herhangi bir güvenlik ihlalinde bulunanları vurma yetkisine sahiptiler. bu savaş disiplininde olan üç bölüğün an-tung’dan manchuria’ya 460 kilometre ilerlemesi 19 günde gerçekleşmişti. diğer bir bölük ise farklı bir rota izlemiş ve aynı yere 18 günde ulaşmıştı.

bu sırada 15 ekim 1950 tarihinde başkan truman ve kore’deki amerikalı komutan pasifik okyanusundaki bir adada buluşmuşlardı. amerikalı komutan bu toplantıda çin’in savaşa doğrudan müdahalesinin küçük bir ihtimal olduğunu ve lojistik destek fırsatlarının da kaçtığını söylemişti. düşüncelerine göre çin’in manchuria’da 300,000 yalu nehrinde ise 100,000 ile 125,000 arasında askeri bulunuyordu. amerikalı komutan bu askerlerin yarısı bile sınırı geçecek olursa herhangi bir hava desteğine ihtiyaç kalmadan hepsinin temizleneceğini söylemişti.

19 ekim’de yalu nehrini gizlice geçen çin birlikleri ilk saldırı harekatını 25 ekim tarihinde gerçekleştirerek çin-kore sınırında bulunan birleşmiş milletler birlikleriyle savaştılar. çin tarafından gerçekleştirilen bu askeri harekat, sovyetlerin tutumunun değişmesine sebep oldu. çin’li birliklerin savaşa girmesinden yirmi gün sonra stalin sovyet hava kuvvetlerinin hava desteği vereceğini söyledi ve çin’e daha büyük oranda mühimmat desteği gönderme kararı verdi. 1 kasım 1950 tarihinde yapılan onjong savaşında ilk kez çin ve amerikan birlikleri karşı karşıya gelmiş ve bu savaşta güney kore birlikleri ağır darbe almıştı. kore’nin en kuzey bölgelerinde çin birlikleri amerikan birliklerini kapana kıstırmış ve neticesinde birleşmiş milletler birliklerinin gerileyerek ch’ongh’on nehrine dönmesine sebep olmuşlardı. çin’li birlikler ise bu savaş sonrasında dağlardaki saklanma yerlerine geri dönmüş, kaçan orduyu kovalamamıştır. çin’li birliklerin geri çekilme sebebi bilinmemektedir.

birleşmiş milletler, çin’li birlikler geri çekildiği için çin’in doğrudan savaşa müdahil olmadıkların düşünmekteydiler. 24 kasım günü amerikan birliklerinin bir bölümü kore’nin kuzeybatısına, diğer bölümü ise doğusuna ilerliyordu ancak çin’li birlikler burada amerikan birliklerini pusuya düşürmek için bekiyorlardı.

25 kasım günü kore’nin batısında çin’li birlikler güney kore askerleriyle çatışmaya girdi ve ch’ongch’on nehrini ele geçirdi ancak hemen ardından gelen amerikan saldırısıyla ağır kayıplar yaşadılar. amerikan birlikleri geri çekiliyor ancak çin’li birlikler kovalamaya devam ediyordu. çin ve türk birlikleri kunuri nehrinin yakınlarında çatışmaya girdi ve iki gün süren çatışma sonrasında amerikan birlikleri geri çekilmeyi başardı. 30 kasım tarihinde çin’li birlikler kore’nin kuzeybatısındaki bütün amerikan birliklerini temizlemişlerdi. amerikan birlikleri kuzeye ilerlediğinden daha hızlı geri çekiliyordu ve aralığın ortasında 38. paralelin güneyine ulaşmışlardı. bu sırada birleşmiş milletler birliğinin komutanı araba kazasında ölmüş ve neticesinde birleşmiş milletler birliklerinin moralleri zayıflamıştı.

birleşmiş milletler birlikleri, kuzeybatıdan çekilen amerikan birlikleri gibi doğudaki birliklerin de beklenmeyen bir saldırıyla karşılaşmalarından ve çembere alınmalarından korkuyorlardı ancak doğudaki birlikler ağır kayıplar vermeden çin’li birliklerden kurtulmayı ve geri çekilmeyi başarmışlardı. doğudan gelen birlikler 11 aralık’ta hungnam şehrinde savunma hattı oluşturmuş ve 24 aralık tarihinde ağır zaiyat veren kuzeybatıdaki birliklerle buluşmak üzere güneye doğru yola çıkmışlardı. hungnam’dan geri çekilirken yaklaşık 105,000 asker 98,000 sivil, 17,500 araç ve 350,000 ton ağırlığında malzeme pusan’a gidiyordu. geri çekilme esnasında birleşmiş milletler birlikleri hungnam şehrini ve özellikle kalesini kullanılamayacak dereceye getirene kadar tahribat etti. 16 aralık tarihinde truman olağanüstü hal ilan etti ve bu olağanüstü hal 14 eylül 1978 tarihine kadar yürürlükte kaldı. 17 aralık 1950 günü çin, kim-il sung’u kuzey kore ordusunu komuta etme görevinden aldı.

çin savaşa girmesinin haklı sebeplere dayandığını söyledi ve birleşmiş milletler görünümündeki amerikan saldırganlığını buna sebep gösterdi. daha sonra çin, savaşa müdahil olmadan önce amerika’nın çin sınırlarında bulunan hedefleri bombaladığını ve üç kez çin hava sahasını ihlal ettiğini söylemişti.

26 aralık günü çin ve kuzey kore birlikleri üçüncü taarruzlarını gerçekleştirdiler. gece yaptıkları saldırılarda birleşmiş milletler birliklerini çembere alarak saldırılarını gerçekleştirdiler. bu saldırılarda çin’li birlikler doğrudan silah yerine gece vakti beklenmeyen zamanda borazan ve davul gibi yüksek ses çıkaran aletleri kullandılar, bu seslerden korkan askerler silahlarını geride bırakarak güneye doğru kaçmaya başladı. bu sayede çin’li birlikler hem askerlerin bölgeyi terk etmesini sağladı, hem de mühimmat ele geçirmiş oldu. çin’li birliklerin yaptığı bu saldırı neticesinde 4 ocak 1951 tarihinde seul üçüncü kez kuzey kore’ye geçmiş oldu.

bu geri çekilmeler amerikan komutanının nükleer silah kullanmayı düşünmesine sebep olmuştu. nükleer silah kullanarak radyoaktif bölge yaratabilir ve böylece çin’in lojistik desteğini kesebilirdi. ancak nükleer silah kullanmaya başkan truman izin vermedi.

birleşmiş milletler birlikleri batıda suwon’a, ortada wonju’ya, doğuda samcheok’un kuzeyine kadar geri çekilmişlerdi. savaşın büyük oranda yaşandığı ve dengelendiği bölgeler buralardı. çin birlikleri ilerledikçe lojistik imkanları zorlaşıyordu, bu sebeple seul bölgesine yeterli miktarda malzeme ulaşamıyordu. ocak ayının sonlarında amerikan birlikleri çinli birliklerin bölgeyi terk ettiğini görünce bölgede keşif yapmaya başladılar. amerikan birlikleri ve birleşmiş milletler birlikleri bir araya gelerek han nehrini geçtiler ve wonju şehrini tekrar ele geçirdiler.

ocak ayındaki ateşkes görüşmeleri başarısız olunca birleşmiş milletler çin halk cumhuriyetini bölgede saldırgan olarak nitelendirdi ve çin’li birliklerin kore’den geri çekilmesini talep etti.

şubat ayının başlarında güney kore birlikleri ele geçirilen bölgelerdeki gerillaları ve sempatizanları etkisiz hale getirmeye başladılar. operasyon sırasında geochang katliamı ve sancheong-hamyang katliamları gerçekleşti. şubat ayının ortalarında çin’li birlikler karşı taarruza geçti ve hoengseong’da zafere ulaştılar ancak bu zafer daha sonra chipyong-ni’nin merkezinde baskılandı. ardından amerikan ve fransız birlikleri kısa süren bir savaşa girdiler ve bu savaşta 5600 güney kore, amerikan ve fransız birliği 25,000 çin’li birlik tarafından çevrelendi. birleşmiş milletler birlikleri bölgeye yardıma geldi ve bu yardım sayesinde çemberde kalan askerler kurtarıldı.

1951 şubatının ayının ikinci yarısında amerikan birlikleri toparlanmış ve güçlenmiş, han nehrinin güney bölgesini ve hoengseong şehirlerini tekrar ele geçirmişlerdi. 7 mart 1951 tarihinde amerikan birlikleri düzenledikleri bir harekatla seul’daki çin ve kuzey kore birliklerini püskürtmeyi başarmışlar ve seul’u tekrar ele geçirmişlerdi. bu harekat ile birlikte son bir yıl içinde seul dördüncü kez el değiştiriyordu ve şehir harap haldeydi, savaş öncesinde 1.5 milyon olan nüfus 200,000 kişiye kadar gerilemişti ve halk kıtlıkla mücadele ediyordu.

1 mart 1951 tarihinde mao gönderdiği bir bildiriyle stalin’e çin’li birliklerin yaşadığı sorunlardan bahsediyor, hava desteğine ihtiyaçlarını dile getiriyor ve mühimmat sorunu yaşadıklarını söylüyordu. çin’in savaştaki başarısından etkilenen stalin, hava desteği sağlayacak iki bölük, üç uçak savar bölüğü ve altı bin mühimmat göndermeye karar vermişti. nisan ayının sonunda kuzey kore yetkilileri pekin’e giderek çin devlet görevlileriyle görüşmüşlerdi. çin’li birliklerin korkuları düşmanlar değil, yiyecek, mermi veya yaralanma durumunda nakil işlevini görecek araç yokluğuydu. çin, bu sorunları çözmek için üretim miktarını artırma taktiğini uygulamaya çalıştıysa da asla yeterli miktara ulaşamadı. aynı zamanda çin hava kuvvetleri planlaması yapılıyordu ve üretimin büyük miktarının buraya da ayrılması gerekiyordu.

11 nisan 1951 tarihinde truman amerikada bulunan komutan macarthur’u görevinden uzaklaştırmıştı. bu görevden almanın birkaç sebebi vardı, macarthur 38. paraleli geçerken çin’in savaşa katılmayacağını düşünüyordu ancak beklediği gibi olmadı. ayrıca nükleer silahların kullanılmasının kararını başkanın değil, kendisinin vermesi gerektiğini düşünüyordu. macarthur, çin’i eğer teslim olmazsa yok etmekle tehdit etmişti. macarthur kore’den çıkmanın tek saygın yönteminin savaşı kazanmak olduğunu düşünürken, başkan truman ateşkes yapıp kuralına uygun şekilde çekilmenin daha doğru olduğunu düşünmekteydi. macarthur, 1951 mayıs ve haziran aylarında mahkemeye çıkarılarak yargılandı. aynı zamanda yargılandığı sırada kore’de tek gece bile geçirmediği, bütün savaşı tokyo’dan güvenli şekilde yönettiği ortaya çıktı.

macarthur savaşın yayılarak çin’e sıçramasına sebep olduğu ve çin birliklerinin bölgeye girmesi sebebiyle hesaplanandan daha fazla mühimmat ziyan ettiği için görevden alındı. macarthur savunmasında daima sınırlı mühimmatla savaşı yönettiğini söylüyordu. kore’de savaşmak amerikan hava kuvvetlerinin %80 ile %85’ini ve yurt genelinde savunma kuvvetlerinin %20’sini tek bir ülkeye bağlamalarına sebep olmuştu. ayrıca çin sınırını geçince sovyetlerin savaşa müdahil olma durumu amerika’yı korkutuyordu. amerika’nın yaptığı hesaplamaya göre sovyetlerin doğusunda 500,000 asker bulunuyordu ve savaşa girmeleri durumunda amerikan birliklerini kısa sürede yener ve çin’in kore bölgesinin tamamını ele geçirmesine yardım edebilirlerdi.

macarthur’dan sonra ridgway kore’de amerikan birliklerinin başına getirildi ve karşı taarruzlara geçerek birleşmiş milletler birlikleriyle bir araya geldi. devam eden saldırılarda seul ve kaesong yakınlarındaki kuzey kore ve çin birlikleri etkisiz hale getirildi. birleşmiş milletler birlikleri 38. paralelin kuzeyine doğru ilerledi. bu sırada başlatılan bir operasyonda amerika çin birliklerinin arkasına geçmeyi ve kuzeye ilerleyişlerini engellemek istiyordu.

1951 nisanında çin birliklerinden karşı taarruz geldi. 700.000 kişilik birlikle gelen çin birlikleriyle amerikan birlikleri arasında uzun süren bir savaş yaşandı.

kore savaşının geri kalan sürecinde birleşmiş milletler birlikleri ve çin birlikleri arasında çatışma yaşandı ancak küçük oranda bölge değişimleri yaşandı. kuzey kore’yi büyük oranda bombalama saldırıları devam etti, uzun süreli silahsızlanma görüşmeleri 10 haziran 1951 tarihinde kaesong şehrinde başladı. çin tarafında zhou enlai barış görüşmelerini yöneten isimdi. barış görüşmeleri devam ediyorken savaş dışarıda etkisini göstermekteydi, birleşmiş milletlerin ana hedefi güney kore’yi geri almak ve toprak kaybını engellemekti. kuzey kore ve çin de görüşmelerden benzer sonucun alınması için uğraşıyordu.

çin’li birlikler askeri mühimmat, lojistik, iletişim sorunları yaşamakta, aynı zamanda birleşmiş milletlerin bombalarından korkmaktaydılar. bütün bu unsurlar bir araya gelince çin’in yaşadığı kayıp birleşmiş milletlerin yaşadığı kayba göre daha fazlaydı. 1951 kasımında zhou, shenyang şehrinde bir toplantı ayarlayarak çin’li birliklerin lojistik sorunlarından bahsetti ve çözüm arayışına girdi. çözüm olarak demir yollarının ve hava alanlarının inşaatının hızlanması, orduya verilecek motorlu araç sayısının artırılması ve maliyeti ne olursa olsun savunmalarının artırılmasıydı. çözüm arayışları sahaya gerektiği gibi yansımadı ve çin’li birlikler aynı sorunlarla karşılaşmaya devam ettiler.

shenyang toplantısından birkaç ay sonra çin’li birliklerin komutanı peng birkaç kez pekin’e giderek mao ve zhou ile görüştü ve ağır kayıplardan, çin’li birliklerin gün geçtikçe artan sorunlarından ve temel ihtiyaçlarını karşılayamamalarından bahsetti. peng savaşın uzun süreceğini ve iki tarafın da yakın zamanda galibiyete ulaşamayacağını düşünüyordu. 24 şubat 1952 tarihinde zhou, devlet yetkilileriyle bir toplantı düzenleyerek çin’li birliklerin sorunlarına çözüm arayışına girdi. bu toplantıda yine askerlerin talepleri için uygun bir çözüm bulunamayacağını gören peng, toplantı esnasında bağırarak "bunların hepsi sizin sorununuz… hepinizin savaşın ön cephesine giderek oradaki askerlerin elbiselerini ve yiyeceklerini görmeniz gerekiyor. yaralanmalar bir tarafta kalsın! canlarını ne için veriyorlar ? bizim uçak savarımız yok. biz sadece birkaç silahtan ibaretiz. ulaşımlarımıza koruma desteği sağlanmıyor. askerler her gün açlıktan ölüyor. sorunları çözmek için biraz da siz uğraşsanız" diye tepki gösterdi. ortamın gerginliğinden dolayı zhou toplantıyı bitirmek zorunda kaldı. daha sonra zhou yaptığı toplantılarda çin’li birliklerin üçe ayrılmasına ve kore’ye vardiyalı olarak gitmelerine karar verdi, böylece hava birlikleri için pilot eğitimi hızlanmış olacak, mühimmat eksiği eskisine göre daha az hissedilecek ve sovyetlerden daha az ekipman ve mermi almak gerekecekti.

silahsızlanma görüşmeleri iki yıl daha devam etti, öncelikle kuzey kore ve güney kore sınırında bulunan kaesong bölgesinde, sonrasında ise panmunjom bölgesinde. görüşmelerde en büyük sorun savaş esirlerinin tekrar ülkesine dönme işlemiydi. güneyde kalan birçok çin ve kuzey kore askeri ülkesine geri dönmek istemiyordu ki bu duruma hem kuzey kore hem çin karşı geliyor, vatandaşlarının ülkeye dönmelerini talep ediyordu. 27 temmuz 1953 tarihinde imzalanan son silahsızlanma anlaşmasında tarafsız bir komisyon kurularak esirlerin ülkeye dönme işlemleri mevzusuyla ilgileneceği kararlaştırıldı.

1952 yılında amerika’da yeni bir başkan seçilmişti ve 29 kasım 1952 tarihinde yeni seçilen başkan dwight eisenhower kore’deki savaşı neyin bitireceğini görmek üzere kore’ye bizzat kendisi gitti. amerikan başkanının bölgede olduğu sürede ateşkes yapıldı ve başkan bizzat 38. paralele gitti. silahsızlanmanın kabulünün ardından kore’de askerden arındırılmış bir bölge kuruldu ve bölgenin kontrolü kuzeyde kuzey kore’ye, güneyde güney kore ve amerika-birleşmiş milletler birliklerine verildi.

38. paralelde bulunan ve kore ayrılmadan önce başkent görevini üstlenen kaesong şehri savaştan önce güney kore’deydi ancak savaş sonrasında kuzey kore’ye geçti. birleşmiş milletler, amerika, güney kore, kuzey kore ve çin yetkililerinin arasında yapılan ve 27 temmuz 1953 tarihinde imzalanan anlaşmayla savaş sona erdi. silahsızlanma anlaşmasıyla birlikte kuzey kore, güney kore, çin ve amerikan hükümetlerinin bir araya gelerek barış görüşmelerini konuşmaya devam etmesi kararlaştırıldı. ateşkes anlaşması yapılmış olmasa da savaş bitmiş olarak sayıldı. savaşın sonucunu kuzey kore galibiyet olarak bildirmekte.

kore silahsızlanma anlaşması uluslararası bir komisyon tarafından gözetlenmekte. 1953 yılından itibaren bölgede isviçre ve isveç asıllı askerler bulunmakta ve bölgeyi tarafsız olarak gözetlemekteler.

1975 nisanında güney vietnam’ın başkenti kuzey vietnam tarafından ele geçirildi. komünist devrimin başarısını görev kim il-sung güney kore’yi işgal etme fırsatı yakaladı. çin ziyaretinde planlarını mao ve zhou’ya açıklayan kim’e çin’in destek vermeyeceğini söylemesi üzerine herhangi bir şey olmadı.

silahsızlanmadan sonra kuzey kore birkaç saldırı girişiminde bulundu. 1976 yılında yaşanan balta katliamı basında oldukça tartışılmıştı. 2010 yılında kuzey kore’ye ait bir denizaltı güney kore’ye saldırıda bulunmuş ve 46 denizcinin ölümüne sebep olmuştu. yine 2010 yılında kuzey kore yeonpyeong adasına savaş güllesi atmış ve ikisi asker dört kişinin ölümüne sebep olmuştu.

birleşmiş milletlerden gelen yaptırımların ardından 11 mart 2013 tarihinde kuzey kore silahsızlanma anlaşmasının geçersiz olduğunu söylemişti. 13 mart 2013 tarihinde kuzey kore artık silahsızlanma anlaşmasına uymayacağını ve saldırı gerçekleştirebileceklerini söylemişlerdi. 30 mart 2013 tarihinde ise kuzey kore savaş haline geçtiğini belirtmiş ve kore yarım adasında uzun süredir devam eden "ne savaş, ne barış" durumunun sona erdiğini söylemişti.

27 nisan 2018 tarihinde kuzey kore ve güney kore 65 yıllık anlaşmazlıklarını bitirmek üzere barış görüşmelerine başlamayı kabul ettiklerini söylemişlerdi.

Türk Askerinin Ne Denli Güçlü Olabildiğine Dair Kore Savaşı Yıllarına Uzanan Nefis Bir Hikaye

Sözlük yazarı "anglachelm", bizi 1953’te Kore savaşı esnasında, bir esir kampındaki mehmetçiklere dair harika bir savaş hikayesine davet ediyor.

Kore Savaşı sırasında Türk birliği

mehmetçiğin buraya yazmak istediğim yüzlerce tanımı var, ama aralarından seçim yapmak da zor. tanım yapmak yerine ilginç dayanıklılığına dair bir hikayesini anlatayım.

tarih 1953 nisanı, yalu nehrinin batısı.

kore savaşında esir olmuş müttefik askerlerinin tutulduğu bir komünist çin esir kampı.

komünist çin cenevre anlaşmasının esir askerlere davranışları düzenleyen üçüncü bölümünü komple yok saydığı için kampta koşullar korkunç. çin bunun yerine esirlere konfüçyan bazı temellere dayanan bir "tolerans rejimi" uyguladığını yazıyor. ama aslında ortada belli bir organizasyon var gibi de durmuyor. esir edilenlerle teslim olanlar aynı yerde tutuluyor. subay astsubay rütbeleri sökülüyor. esirler sıfır hijyen koşullarında, tıkış tıkış barakalarda, açlıkla terbiye ediliyorlar. dayak ve rastgele idamlar artık vaka’yı adliyeden sayılıyor. esirler ağır işlerde çalışmaya zorlanıyor.

açlıkla terbiye etmekten kastım da çinliler bunu literal (kasıtlı) olarak yapıyorlar. ülkede aslında yiyecek bol. ancak zannedersem bir türlü üstesinden gelemedikleri bir lojistik sıkıntıları var. gelen yiyeceği de esirlere vermek istemiyorlar. esirlerin her kabahatine bambu sopalarla ağır bir dayaktan sonra kamp genelinde bir öğün yarılama uygulanıyor. mesela o gün biri kamptan kaçmaya çalışırken vuruldu mu? kamptaki herkes ertesi üç gün boyunca yarım öğün yemek yiyor. bu süre içinde bir olay daha mı oldu, öğün çeyreğe iniyor. kore savaşında katılan yirmi beş kadar ülke olduğu için, çinliler de bunu bildiği için bu kampta esir olan ve birbiriyle anlaşmakta zaten yeterince zorluk çeken müttefikleri de birbirine karşı iyice gaza getirmiş oluyorlar. yine yunanlılar kaçmış, yine falanca olaya karışmış diye kampta laf çıktı mı millet birbirine düşmanlık besliyor. bunun da yanında yetersiz beslenme, aşırı kalabalık yatakhaneler ve sıfır hijyen esirleri dizanteriden kırıyor. ancak çinlilere bu yetmiyor. esarette ölen her müttefik askeri onlar için beslemekten kurtulacakları bir emperyalist düşman olduğu için müttefiklerin açlıktan hastalıktan ölüyor olmalarını hiç de iplemiyorlar.

gelen esir sayısı düzenli olarak artış trendinde olduğu için çin ordusu esirlerden kurtulmanın çin usulü bir metoduna başvuruyor ve tüm kampı iki haftalık çok ağır bir perhize sokuyorlar. yiyecek genel günlük kalorinin %12 seviyesine kadar düşüyor. kişi başı 200-250 kalori arasına iniyor. bu da kampta yaşamı çok zorlaştırıyor. ağır işte çalıştırmalar falan hiç azalmadığı için esirlerde dizanterinin de etkisiyle epey ölüm de vuku buluyor.

ikinci haftanın sonunda çinliler hiç beklenmedik bir şey yapıyorlar ve bir pazar akşamı kazanlarla yemek getiriyorlar. sütsüz pişmiş pirinç lapası. kişi başı iki tabak kadar yemek geliyor. tüm kampta bir bayram havası esiyor. yiyen bir daha yiyor. bitiren bir daha alıyor. sonraya saklamak için torbalarına yemek koyan askerler falan peyda oluyor. o gece herkes yatağa mutlu giriyor.

ama gece büyük acılarla uyanıyorlar. uzun süre açlıktan sonra sindirilmesi en zor besinlerden birini böyle birdne deli gibi yiyince esir askerler hayatlarında gördükleri en büyük karın ağrılarıyla karşılaşıyorlar. bağırsakları çatlıyor. çoğu iç kanamadan kıvrılarak korkunç acılarla inleyerek yataklarında ölüyor. kampta revir zaten yok. amerikalılar, yunanlılar, ingilizler, hollandalılar, avustralyalılar, filipinliler hepsi mide kanamasından bağırsak çatlamasından sapır sapır ölüyorlar.

ama türkler ölmüyor.

cesetlerin kamptan çıkarılması sırasında çinli kamp muhafızları ölenin ismi, yaşı ve milliyetini kaydederken bu hayatını kaybedenlerin sayılarındaki garip milli disparite (uyumsuzluk) muhafız komutanının ilgisini çekiyor. karın ağrısı çekip ölen türk askeri var mı diye diğer ceset toplama istasyonlarına kapılara gidip bakıyor ama orada da listelerde ölen türk göremiyor.

muhafız komutanı kamp komutanına gidiyor ve esirleri yiyecekle kırma planının işe yaradığını ve kampta yüzlerce kişinin öldüğünü sayılarla birlikte raporluyor. "ama" diyor. "hiç türk askeri ölmedi, nedendir biz de anlayamadık"

daha sonra belki ölürler diye düşünüp bekliyorlar ama bakıyorlar ki ölmek bir yana türk askeri pirinci yiyince sanki daha bir kuvvet gelmiş, siperleri daha bir şevkle kazıyorlar. koskoca ağaç kütüklerini taşırken türkü söylüyorlar. hiç ölecek gibi bir halleri yok. çinli komutanlar da bu ne lan diye birbirlerine bakıyor.

kamp komutanı o haftasonuna kadar hiç türk askeri ölmeyince içtimada türk esirlerin grubuna gidip bir süre duruyor. öğrenmenin başka yolu olmadığından esir türk komutanı olan yüzbaşıyı parmağıyla çağırıp tercüman vasıtasıyla ingilizce soruyor.

-"siz nasıl böyle herkes ölürken hayatta kalıyorsunuz?"
-"allah’ın hikmeti işte kumandan bey"

çinli komünist komutan cevaptan hiç hoşlanmıyor. hışımla dönüp türk esirlerin 7/24 kuleden gözetlenmesi, neyi farklı yaptıklarının hemen bulunmasını istiyor. gözetleme kulelerinde çinli gözetçiler dürbünlerle türk esirleri bir bir izlemeye başlıyor.

çinliler bakıyorlar ki türk esirler ikili üçlü gruplar halinde dikenli tellerin hizasında kamp boyunca volta atarken habire eğilip kalka kalka yürüyorlar. yerden bir şey alıp kalkıp yürümeye devam ediyorlar. özellikle yeşil otluk çimenlik olan yerlerde daha bir eğilip kalkıyorlar. çinliler hemen alarm verip diz boyunda otların olduğu yere süngü takmış vaziyette koşup türklere yetişiyor ve hepsini yere yatırıyorlar. don gömlek soyup ceplerini arıyorlar ve ot buluyorlar. ot!! ebegümeci, yılanyastığı, kuzukulağı, ısırgan.

1950’lerde türk tugayındaki askerlerin çoğu çiftçi olduğundan ve köyden geldiğinden ne otu yenir ne otu yenmez manhattan new york’tan gelen bir amerikalıya göre çok daha iyi biliyorlar. zaten hepsi gariban olduğundan açlık bunları bir kere kolay kolay vurmuyor. adamlar gezinirken boş gezmeyelim diye yerde yenebilir ot buldukça alıp koparıp arkadaşlarına veriyorlar. sebzeler ve otlar çok lifli olduğundan mide ve bağırsağı sürekli faal tutarak tembelleşmesine asla izin vermiyor. dolayısıyla mehmetçiği aç bırakarak öldürmek öyle kolay değil. adam zaten açlıktan gelmiş, bulgura talim bir hayat yaşamış. conilerin tomilerin sapır sapır öldüğü bir ortamda pirinç görünce oh be doyacağız seviniyor mehmetçik.

çinli kamp komutanı bunu duyunca hiç bir şey dememiş. gülümseyip türklerin rahat bırakılmasını emretmiş.

işte maoist köylü devrimi yapmış bir ülkeye esir düşüp orada da garibanlığı sayesinde düşman subayının kafasında oluşturduğu emperyalist stereotip çerçeveden bir anda çıkabilen bir anti kahramandır mehmetçik. tarihi boyunca düşmanının üzerinde bıraktığı bu rustik delikanlı etkisi de kendisine duyulan saygının ana kaynaklarından birini oluşturur. bir taşralının olması gerektiği gibi dayanıklıdır, saftır ve dürüsttür. kötü koşullar altında 1870’lerden beri pek çok batılı gözlemcinin de raporladığı üzere hesapta olmayan zorluklara beklenenin ve batılı akranlarının çok üstünde bir bir katlanma gücü vardır.

sayılara vurursak 7 bin amerikalı esirin katastrofik (feci) sayılacak 2800’ü kore savaşında esir kamplarında bu şekilde yöntemlerle ölmüştür. esarette %40 zayi de auschwitzden biraz daha hallice koşullara işaret eder. buna nazaran türk tugayı 217 esir verip amerikalıların %40 öldüğü kamplarda kimseyi geride ölü bırakmamıştır.

RUSYA DOSYASI /// Yakın Tarihimize Dair Pek Bilinmeyen Bir Olay : Stalin’in Kars ve Ardahan Şehirlerini İstemesi


Yakın Tarihimize Dair Pek Bilinmeyen Bir Olay : Stalin’in Kars ve Ardahan Şehirlerini İstemesi

Açalım: II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin karşısında duran ABD, İngiltere ve Sovyetler arasında Aralık 1945’te Moskova’da düzenlenen dışişleri bakanları konferansının tutanaklarında o dönemki Rus lideri Stalin’in Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı talep ettiği ve Boğazlar’da üs istediği bir süredir bilinen bir gerçek.

Bu şehirlerin o dönemki durumu

93 harbinde (1878) ruslara yaklaşık 40 yıl kadar verdiğimiz yerlerdir kars ile ardahan. 2. abdülhamid dönemine denk gelir. bolşevik devriminden sonra osmanlı’ya hediye edilmiştir. kurtuluş savaşı’nda ermenilerden geri alınmıştır.

kısaca 2. abdülhamid’in 40 yıl boyunca verdiği verler kurtuluş savaşı’nda (bolşeviklerin de katkısı ile) geri alınmıştır. bizim elimizde tutmamız biraz şanstır. atatürk ve inönü’nün askeri ve diplomatik başarısıdır.

Josef Stalin

beehorf

Neye yol açtı?

stalin’in kars ve ardahan’ı istemesi, bir ülkenin belasını vermiştir.

stalin, ikinci dünya savaşı’nda avrupa’da tampon bölgesini kurduktan sonra, ermenistan ssc için türkiye’den kars, ardahan ve olası bir savaş durumu için boğazlar’da üs istedikten sonra, türkiye amerika’dan yardım istiyor. amerika ise bunun karşılığında ‘demokratik seçimler’ ve çok partili hayata geçiş talep ediyor. o dönem tabii yönetimin eli mahkum ve başta vizyoner bir adam yok, kabul ediyor. ve türkiye cumhuriyeti, prematüre bir şekilde çok partili hayata geçiş yapıyor.

stalin’in bu hareketi, o dönemki iç politikaları sosyalizme yakın, dış politikası ise tarafsızlık olan bir ülkeyi, bugün islamcıların esir aldığı bir ülkeye dönüştürüyor. bu bile stalin’in politika okuma kabiliyetinin olmadığının bir göstergesi. zira dediğim gibi, o dönemki özellikle ekonomik ve eğitimsel politikalarda beş yıllık kalkınma planları ve köy enstitüleri gibi sosyalizm esintileri sunan şeyler var. amına koyayım stalin senin.

elrondanc

21 ocak 2017’de, sevil atasoy ve ilber ortaylı’nın programında ilber hoca stalin’in boğazlardan üs istemesi ile kars ve ardahan’ı istemesi ile ilgili diyor ki; rusların kendi tarihinde de vardır ve kabul etmişlerdir bu olayın ne kadar büyük bir ahmaklık olduğunu. bu ahmaklık sonuca ulaşacak kadar ciddi değildi ama sonuçları çok ciddi oldu. türkiye gibi bir ülkeyi abd’ye sundu ruslar.

şahsen ben de o dönemki sovyet rusya’nın türkiye’yle iyi ilişkiler kurduğu durumu düşünüyorum da, sovyet rusya avrupa’nın ve asya’nın sik sok ülkelerine yayılmaktansa türkiye’de daha başarılı olurdu, türkiye’yi çok iyi kullanırdı. tabi bunu tamamen sovyet rusya bakış açısıyla söylüyorum, türk insanının devlet bağlılığını esas alarak. kapitalist propagandaların türkiye’de, avrupa’ya nazaran daha başarısız olacağını düşünüyorum.

Stalin ve diğer II. Dünya Savaşı devletlerinden kurmaylar.

patapatataptap

Alternatif bir yorum

stalin’in bu isteği, o dönemde türkiye’nin kafkas ülkelerine yönelik olarak yürüttüğü pantürkizm siyasetine karşı hamle olarak ortaya atılmış bir öneridir. sscb gerçekten isteseydi kars ve ardahan’ı alırdı. sscb’nin meselesi, türkiye’nin kafkaslarda yürüttüğü politikadan vazgeçmesi için gözdağı vermek istemesi ile ilgiliydi.

öte yandan bunun ermenistan milliyetçilerinin emelleriyle de ilgisi yoktur. zira, taşnak partisi’nin büyük ermenistan hayalleri, ermenistan ssc’nin kurulması ve türkiye ile sovyet rusya arasında yapılan anlaşmalar çerçevesinde olanak dışı hale gelmiştir. eğer bolşeviklerin, gerçekten böyle bir amaçları olsaydı, ekim sosyalist devrimi’ni takip eden süreçte, söz konusu olan topraklardan çekilirken buraları ermenilere bırakırlardı ve gümrü anlaşması ile sonuçlanan görüşmelerde türkiye’den yana tavır almazlardı.

krasnoya

Toparlarsak

ikinci dünya savaşı sonrasında yapılan konferanslar sonucu galip devletler pastayı bölüşmeye başlamıştı. stalin de boğazlarda hak talep edip doğudaki 6 ili işgal etmek istedi. ingilizler rusların boğazlardaki taleplerine karşı çıktı fakat türkiye’nin doğusundaki iller meselesine karışmadı. doğuda bir rus işgali tehlikesi gören türkiye çareyi kore’ye asker gönderip nato’ya girmekte gördü. bence o zamanlar yapılabilecek tek seçenek buydu.

1951: Türkiye ve Yunanistan, NATO’ya katılıyor.

sanyu mete

Bu talep nasıl nihayete erdi?

a calendar of soviet treaties, 1917-1957 sf. 298

exchanges of notes between the ussr and turkey concerning soviet claims on turkish territory and the regulation of black sea straits on may 30, 1953 the ussr sent turkey a declaration renouncing claims made by the armenian and georgian ssr’s in 1945 to turkish territory and stating that the ussr considered it possible to reach a settlement on the problem of the straits which would be acceptable to both states.

1953 tarihli sscb’nin türkiye’ye gönderdiği notada 1945’de türkiye’ye yapmış olduğu toprak talebinden vazgeçtiğini ilan ediyor. yani khrusçev stalin’in ölümünden sonra onun yaptığı toprak talebinden resmen vazgeçtiğini duyurmuştur.

TARİH /// İzlanda’nın Bir Zamanlar Türk Öldürmeyi Suç Saymadığı Olayın Perde Arkası : Korsan Murat Reis


Küçük Murat Reis

İzlanda’nın Bir Zamanlar Türk Öldürmeyi Suç Saymadığı Olayın Perde Arkası : Korsan Murat Reis

1627 yılında İzlanda halkı, aslen Hollandalı olan kötü niyetli bir korsanın sahile yaptığı çıkarma ile çok ciddi acılar yaşamış. Cariye ve köle olarak satmak için kaçırılarak teknelere doldurulan masum insanlara Murat Reis’in başka ne acılar yaşattığına bakalım.

izlanda ve irlanda kıyılarına baskınlar yapıp yüzlerce esir almış barbar bir korsandır. asıl adı jan janzsoon olan haarlem’li bir hollandalıdır. akdeniz’de korsanlık ederken osmanlı tebaı olan cezayir korsanları tarafından esir alınıp cezayir’e götürülmüş, burada müslüman olup murat ismini almıştır. kendi isteğiyle mi, zorla mı olduğu tartışmalıdır ama her ne ise müslüman olup osmanlı vatandaşlığına geçince cezayir’de tezgah açıp eylemlerine buradan devam etmiştir. saz arkadaşlarından biri, yine kendi gibi müslüman olmuş bir hollandalı olan süleyman reis’tir.

murat reis ya da gerçek adıyla jan janzsoon, akdeniz’de dolanmaktan sıkılıp gözünü kuzeye dikmiş ve bir danimarkalı esirle faroe adaları yakınında ele geçirdiği bir balıkçı teknesinin kaptanının ‘yardımıyla’ izlanda’ya gidip baskın yapmıştır. izlandalılar bunu ‘türk baskınları’ olarak bilir. baskını planlayan ele başı hollandalı, fikrin sahibi hollandalı, ama gemi osmanlı bandıralı olduğundan bu barbarlık türklerin üzerine kalmış ve izlandalıların yüzlerce yıldır türklerden nefret etmesine vesile olmuştur. hiçbirinin murat reis’in aslen hollandalı olduğundan bile haberi yoktur, ya neyse.

murat reis ve şürekası birçoğu kadın ve çocuk olan esirleri gemiye doldurup zincirlemiş, kadınları osmanlılara, cezayirlilere ve bilumum zengin araplara cariye (seks kölesi) olarak satmışlar, erkekleri kürek mahkumu ve amele yapmışlar. bu esirlerden çok azı, savaşlar yüzünden neredeyse iflas eden danimarka kralı’nın yıllar sonra anca fidye parasını denkleştirebilmesiyle ülkelerine geri dönmüş. bazı sözlükçülerin iddia ettiği gibi çoğunluğu değil, ufak bir azınlığı. bunlardan en çok bilineni gudrídur símonardóttir isimli bir hatundur. izlandalılar ve danimarkalılar ona geri döndüğünde tyrk-gudda ismini takmışlar.

kendisi bir balıkçının karısıymış ve bir de çocuğu varmış, kadıncağızı ailesinden ayırıp esir etmiş, cezayir’de pis kokuşmuş arabın tekine seks kölesi olarak satmışlar. kadıncağız ancak 10 yıl sonra danimarka kralı fidyeyi zar zor denkleştirince memleketine geri dönebilmiş. işte vay aslanlar kaplanlar hatunları almışlar hede hödö diye geyiğini yaptığınız olay bu. ailesinden, kocasından, çocuklarından ayrılıp pis, kokuşmuş, barbar heriflerin altına seks kölesi olarak atılan, yıllarca haremlerde hapis olarak çile dolduran kadınlar, ufak bir balıkçı kasabasında sessiz sakin bir hayat sürerken denizden peyda olan yabancılar tarafından zincirlere vurulup ölene kadar gemilerin dibinde kürek çekmeye zorlanan, karısını, çocuğunu bir daha göremeyen erkekler.

gudda’nın temcit pilavı gibi tiyatro oyunu, belgesel, vs yapılan hikayesi 2001 yılında izlanda’da kim bilir kaçıncı kez kitap olarak çıkmış ve aylarca best seller listelerinde kalmış (bu izlandalılar niye bilmem kaç yüzyıl önceki olayı unutmuyor da bize hala gıcık kapıyor diye merak edenler not alsın).

murat reis’in baskınları izlanda ile bitmiyor, bir de türkiye’de fazla bilinmeyen baltimore baskını vardır.

burada da murat reis, namı diğer janszoon, irlandalı bir balıkçıyı esir alıp ondan rotayı öğreniyor ve irlanda’nın baltimore kıyılarından 108 kişiyi esir alıyor. bunlardan da sadece 2 tanesi memleketine geri dönebilmiş.

o yol gösteren balıkçıyı da ingilizler bu hıyanetinden dolayı idam etmişler sonradan.

bizim(!) murat reis ve korsanları iyi para edecek sarışın, kızıl saçlı güzel kadınları ve ağır iş yapacak güçlü kuvvetli erkekleri alıp gemiye dolduruyor, aynen izlandalılara yaptıkları gibi bunları da araplara seks kölesi ve amele olarak satıyorlar. bir ara kitapçıda gezinirken sack of baltimore konulu (ismi bu olabilir, aklımda değil şimdi) yeni çıkmış bir kitaba rastladımdı, epey bir kısmını okudum, bu kitapta ailesinden, vatanından koparılan, sevdiklerini bir daha göremeyecek olan zavallı bedbaht esirlerin çektiği onlarca cefa, bazılarının hatıra defterlerinden alıntılarla anlatılıyordu.

zavallı kadınlar zorla müslüman yapılmış, ülkesindeki eşini, sevdiğini unutmak istemeyenler öldüresiye dövülüp falakaya yatırılmış, sindirene kadar tecavüz mü ararsınız işkence mi, ne bok ararsanız var. şanslı bir azınlık (böyle şansı da sikeyim yani) sayılı zenginlerin haremlerine düştükleri için şükretmiş, bunlar da elmaslar, yakutlar, ipek kaftanlar içinde ancak kafes arkasında hapis gibi yaşamışlar.

erkeklerin birçoğunun durumu vahim, onlar da her tür eziyet altında yaşlanıp elden ayaktan düşene kadar ağır işlere koşulmuş, bir kısmı yıllarca korsan gemilerinde zincirlere vurulup kürek çekmeye zorlanmış. kitapta anlatılanları insan olanın insanlığından utanmadan okuması mümkün değil -ki ben hepsini okuyamadım, midem kaldırmadı .

bu barbarlığı yapanlar türk bile olmadığı halde osmanlı vatandaşı oldukları, osmanlı bandırasıyla hareket ettikleri için yedikleri bok türklerin üzerine kaldı, türklerin en medenisi en aşmışı bile hala barbar türk yaftasını yiyor, adamlar izlanda’ya gidenlere vize vermemek için işi her türlü yokuşa sürüyorlar. allah’ın hollandalıları yüzünden türklerin imajı yüzlerce yıldır çamura batmış, düzelten de yok. kaç kişiyle konuştumsa (izlandalı ve türk) murat reis ve mürettebatının türk olmadığını bilmiyordu.

sorg

kaynak

kaynak

kaynak

MOSSAD DOSYASI : Mossad eski ajanı, Nisman’ın ölümüne sebep olan olayları açıkladı


Alberto Nisman

Mossad eski ajanı, Nisman’ın ölümüne sebep olan olayları açıkladı

Bir İsrail televizyonu belgeselinin iddiasına göre, Arjantinli Savcı Alberto Nisman, Buenos Aires’te 85 kişinin öldürüldüğü 1994 AMIA terör saldırısının sorumlusunun İran olduğunu İsrail gizli servisi Mossad’ın sağladığı bilgiler sayesinde kanıtlayabilmiş.

İsrail Kanal 12’de yayınlanan ‘Uvda (Gerçek)’ belgeselinde eski bir Mossad ajanı olan Uzi Shaya ile uzun bir söyleşi yer aldı. Uzi Shaya, Nisman ile birçok görüşme yaptığını ve iddiaya göre Arjantin Devlet Başkanı Kirchner’i suçlayarak Nisman’a ilettiği belgelerin “ölümüne sebep olmuş olabileceğini” düşündüğünü dile getirdi.

Arjantin savcısı Alberto Nisman, AMIA Yahudi merkezini patlatan intihar bombacısını Hizbullah teröristi İbrahim Berro olarak belirlemiş ve 2006’daki suçlamasında, saldırının düzenlenmesine 1993 yılında İran’ın başkanlığında yapılan ‘Özel Operasyonlar Komitesi’ toplantısında karar verildiğini söylemişti. Bir sonraki yıl Nisman’ın iddiaları sonucunda, hâlâ Arjantin tarihindeki en kötü terör saldırısı olan bombalama için bazı İranlılar adına uluslararası tutuklama emirleri çıkartılmıştı.

‘Uvda’nın iddiasına göre saldırıyı organize edenleri ve suçluları Mossad ortaya çıkarmış ve bu bilgiyi Nisman’a iletmişti.

Nisman Ocak 2015’te, Arjantin Meclis panelinde dönemin Devlet Başkanı Kirchner’in İran’ın saldırıdaki rolünü örtbas etmeye çalışması hakkında ifade vermesinden bir gün önce, Buenos Aires’teki evinde ölü bulunmuştu. Başta, yakın mesafeden başına ateş edilen tek bir kurşun ile ölen Nisman’ın intihar ettiği iddia edilmiş, fakat daha sonra bunun bir cinayet olduğu kabul edilmişti.

AMIA saldırısını ele alışında ve İran ile ilişkilerinde yasadışı herhangi bir durum olduğunu hep inkâr etmiş olan Kirchner, bugün Arjantin’de başkan yardımcısı olarak görev yapıyor.

DARBELER DOSYASI /// Murat Tulga : 27 MAYIS 1960’A NASIL GELİNDİ ? OLAYLAR, ETKENLER, NEDENLER.


Murat Tulga : 27 MAYIS 1960’A NASIL GELİNDİ ? OLAYLAR, ETKENLER, NEDENLER…

E-POSTA : m.tulga

Veli Murat TULGA, Emekli bir kurmay subaydır. Galeati Yayınevi’nin sahibidir.

12 Haziran 2020

YAZI DİZİSİ – 1

Yazan: V. Murat Tulga, Sunsavunma.Net

1950 yılına doğru gelindiğinde her bakımdan tükenmiş, yorgun ve kısır bir Cumhuriyet Halk Partisi bulunmaktaydı. Halk Partisinde artık, görüş, hareket ve cephe birliği yoktu. Denilebilir ki, partide bir tarafta son gücünü harcayan, son çabalarını veren ama çevresinden ve arkadaşlarından dahi destek görmeyen bir İnönü vardı. Diğer tarafta ise hiçbiri diğerleriyle aynı görüşte ve davranışta olmayan birtakım insanlar, klikler ve grupçuklar…[1]

Bunun yanında, halk içerisinde CHP’nin uzun süren iktidar tekeline kızgınlık duyan geniş bir kesim de bulunmaktaydı. Bu kapsamda, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun tetiklediği muhalefet girişimi ile ortaya çıkan Demokrat Parti içerisinde;

  • Sanayi üzerinde yoğunlaşan rejimin kendilerini ihmal ettiğini düşünen köylü kesim,
  • Sanayi alanında devletin hâkim rolünün son bulmasını talep eden iş adamları,
  • Savaş zamanının enflasyonundan ezilen ve zarar gören işçi ve memurlar,
  • Laiklik üzerindeki resmi vurgunun yumuşatılmasını arzu eden ve laiklik uygulamalarından rahatsız muhafazakârlar, kendine kolayca yer buldu[2].

Bu muhalif grubun seçim vaatleri de sistemsiz ve sınırsız olunca Demokrat Partinin seçim zaferi kaçınılmaz hale geldi. Demokrat Parti’nin 1950 seçimlerinden önce duvarlara yapıştırttığı seçim afişlerinden birisi bir elin beş parmağı ile havaya kaldırılıp üzerinde “Artık Yeter” afişiydi. Bu afiş aslında, Türkiye’de artık istenmeyen, yorgun bir CHP iktidarına karşı bir protesto ve isyan bayrağının sembolik haliydi. Halk bu isyana sandıkta da sahip çıktı ve 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde, Demokrat Parti, Meclis’te 487 sandalyenin 408’ni alarak tek başına iktidar oldu.

Bu zafer ile devlet ya alındığı yerden daha da ilerilere götürülecekti, ya da bu tarihi miras şahıs kaprisleri, geleceği görüş yetersizlikleri, hınçlar, düşmanlıklar ve milli kuruluş liderlerinden ve davadan genel kopuş ile yok edilecekti. Ne yazık ki Demokrat Parti ikinci hâl tarzı ile yol aldı ve kolay kazanılan zafer sarhoşluğu iktidarın kısa zamanda başını döndürdü. Kuruluş felsefesinde; “adli teminat”, “antidemokratik kanunların tasfiyesi”, “grev hakkı”, “Anayasa teminatı”, “Basın Hürriyeti”, Dini Siyasete alet etmemek”, “İktidarla muhalefet arasında normal parlamento münasebetlerinin kurulması…” gibi ilerici, demokrat fikirleri olan Demokrat Parti, iktidara geldikten sonra bu temel sloganlarını unutarak tam tersi kural ve uygulamalara kucak açtı, Türk Halkını kutuplaştırdı ve demokrasiden uzaklaştırdı.

Şimdi 1950 ve 60 arası bir zaman yolculuğuna çıkalım, neler olmuş, bellekleri tazeleyelim…

20 Mayıs 1950, seçim zaferinden tam altı gün sonra Başbakan Menderes, Mecliste Hükümet Programını okuyor, programda Mustafa Kemal Atatürk’ün bir defa olsun adı geçmiyordu. Değişen sadece siyasi iktidar değildi, geçmişin millî gururu besleyen hatıralarından da bir kopuş vardı. Demokrat Parti iktidarı daha ilk günden millî ruhun değerleri ve inkılâplara karşı bir inkâr jesti ile başlıyordu.

13 Haziran 1950, Demokrat Parti grubunda Menderes konuşuyordu; “ … Size esefle haber vermek isterim ki Cumhuriyet Halk Partisi, orduyu aleyhimize tahrik etme yoluna sapmıştır… CHP, eğer başarılı bir çalışmaya girmek istiyorsa başlarındaki iktidar hastalarını atmalıdır. Bu iktidar hastaları havayı karıştırmak istemektedirler…” İktidar hastası olarak anılan, İsmet İnönü’dür… Menderes’in bu çıkışları iktidarının sonuna kadar sürdü. CHP ve İnönü fobisi!!! Bu siyasi anlayış, Demokrat Parti ve Menderes’i, İsmet İnönü ve CHP ile resmî ve özel her türlü selam sabahı kesmeye, böylece Meclis’te ve dışında liderler ve partiler arası temas ve görüş alışverişinin kesilmesiyle sonuçlandı.

17 Haziran 1950 tarihinde Türkçe ezan bırakıldı, ezan tekrar Arapça okunmaya başlandı.

Halkevleri’nin kapatılmasını öngören 5830 sayılı Yasa, Demokrat Parti oylarıyla kabul edildi, 11 Ağustos 1951 tarihli Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi ve böylece Halkevleri kapandı.

Demokrat Parti, 14 Aralık 1953 tarihli 6195 Sayılı kanunla Atatürk’ün vasiyetini hiçe sayarak CHP’nin tüm mallarına el koyup Hazine’ye devretti.[3]

27 Ocak 1954 tarihinde çıkarılan 6234 sayılı yasa ile Köy Enstitüleri, Öğretmen Okullarıyla birleştirilerek temelli kapatıldı.

1954-1957 arası Demokrat Partinin sadece tarafsız kamuoyunda değil, kendi taraftarları arasında da güven ve itibar kaybediş devridir. 1957 sonrası ise hırçınlığın son haddine varışı, ekonomik sıkıntı ve sorunların artması, enflasyon ve iktisadi dar boğaza giriş ile adlandırılabilir.

Şimdi bu döneme ait kritik olayları irdeleyelim:

06 Eylül 1955, İstanbul’da bir gazetenin şişirme haber haberi üzerine Türkiye’nin büyük şehirlerinde Hıristiyan vatandaşların mülklerine zarar verilmesi, kanlı olayların meydana gelmesi. Meclis tartışmaları ve ortaya çıkan akıllara zarar sonuç: “…Bu karışıklıkları komünistlerin çıkardığı anlaşılmıştır…” Konu kapatıldı fakat olayın yankıları kolay atlatılamadı.

03 Mayıs 1956, “Adli Teminat” sloganı ile iktidar olan DP hükümeti, bir skandala imza attı. Adalet Bakanlığının bir tasarruf kararı ile 16 Hâkim bir gecede emekli edildi. Bunlardan üçü Yargıtay üyesiydi. Hâlbuki altı ay önce Menderes, bu tür tasfiyeleri kınamış, bu tür tasfiyelerden vazgeçileceğini açıklamıştı. CHP, zoraki emekli edilenler için Meclis araştırması istedi. Ankara Barosu da bir toplantı düzenlemek istedi ancak hükümet bu toplantıyı yasakladı. 12 Haziran 1956’da 7 Hâkim daha emekli edildi. Bunlar arasında Yargıtay Başkanı, Yargıtay Daire Başkanları ve Cumhuriyet Başsavcısı da bulunuyordu. Karar tamamen siyasi ve keyfiydi.

“Basın Özgürlüğü” kavramı, Hükümet programı içerisinde önemli bir yer buluyordu. Gerçekten de bu yönde geçmişten kalan bazı olumsuz hükümler vardı. DP, bu hükümleri kaldırmadığı gibi, basına yeni kısıtlamalar, engeller getirdi. 6732 ve 6733 sayılı kanunlarla basın daha da ağır baskı altına alındı. Gazeteci, tutuklama ve hapisleri olağanlaştı ve çoğaldı.

Üniversiteler de nasibini aldı. Rektör Feyzioğlu’nun, Üniversite açılışında öğrencilere yaptığı ders yılı açılış konuşmasını iktidar affetmedi, Feyzioğlu’nu Bakanlık emrine aldı. Bunu gören birçok üniversite hocası görevlerinden istifa ettiler. Üniversiteler huzursuzdu.

Demokrat iktidar, sendikalara da taarruza geçti. 20 Nisan 1957’de İşçi Sendikaları Konfederasyonu kapatıldı. Ankara, İstanbul gibi şehirlerde bulunan 5 Sendika Birliği de aynı akıbete uğradı.

27 Haziran 1956’da bir kanunla Siyasi Partilerin seçim propagandası hariç açık hava toplantıları yapması yasaklandı. Kanunun 13’üncü maddesi, suç sayılan toplantının dağıtılması için “Hedef göstermeksizin ateş açma yetkisi” veriyordu. Kapalı toplantı izni, en büyük Mülki Amirin iznine bağlandı.

Temmuz 1956’de CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek’in Karadeniz gezisi önlendi. Gülek’in, Rize’de bazı partililerin elini sıkması suç sayıldı, 6 aya mahkûm edildi.

7 Ağustos 1956’da Hürriyet Partisi Başkanı ve il başkanlarının Anıtkabir’e çiçek koyması ve aynı gece Parti Başkanının evinde vereceği ziyafet Vali tarafından yasaklandı.

Başka partiye oy verdi diye Kırşehir kaza yapıldı, daha sonra 12 Haziran 1957’de tekrar il yapıldı.

27 Aralık 1957, Meclis iç tüzüğü iktidar tarafından değiştirildi. Milletvekilleri tarafından Bakanlara sözlü sorulara Bakanların cevap verme zorunluluğu kaldırıldı. Kürsüde konuşulan sözlerden beğenilmeyenlerin tutanaklardan çıkarılabilmesine olanak sağlandı. Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması bahsinde yeni düzenlemeler getirildi. Meclis Başkanına bir milletvekilini Meclis’ten çıkarma hakkı, 3 oturumdan 12 oturuma çıkarıldı. İnönü’ye bu düzenleme sonrası 12 oturum uzaklaştırma cezası verildi.

4 Ağustos 1958’de devalüasyon yapıldı. Ekonomi tepe taklak oldu.

Kasım 1958… Halk Partisi, Hürriyet Partisi ve diğer Meclis Grupları ile işbirliği teşebbüsüne girişti. Seçimlerde birlikte hareket edilecekti. Fakat Menderes, bu Birliği “Haçlılar Cephesi- Ehlisalip” olarak vasıflandırdı. Bunu engellemek üzere kanuni engellemelere başvurdu. Muhalefetin bu güç birliğine karşı bir “Vatan Cephesi” kurdu. Yaygın bir propaganda başladı, Radyo Menderes’in elindeydi. Radyoda, gece gündüz “Vatan Cephesi”ne katıldıkları söylenen vatandaşların, ailelerinin sıra sıra isimleri yayınlandı.

İnönü’ye saldırı niteliğinde olaylar ardı ardına geldi. İnönü’nün Uşak gezisinde başına taş isabet etti, Manisa ve İzmir gezileri benzer kışkırtmalar altında yapıldı. İnönü’nün demeçlerinin yayımı yasaklandı, CHP İzmir İl Kongresi önlendi. 3 Mayıs 1959’da gazeteler protesto olarak yazısız bembeyaz çıktılar. İzmir dönüşü, eve giderken İstanbul Topkapı’da İnönü’nün arabası durduruldu, linç edilmek istendi. Zor kurtuldu.

3 Nisan 1960’ta, Kayseri Gezisinde İnönü’nün treni Vali tarafından Kayseri il sınırında durduruldu. İnönü direndi, Kayseri’ye girdi. Daha sonra Kayseri Yeşilhisar’da İnönü’nün arabasının önü Jandarmalar tarafından kesildi. İnönü barikatı arabasından inerek yaya olarak yardı. İnönü’yü burada durdurmayan subaylar, önce Ordudan istifa ettiler ve daha sonra haklarında dava açıldı ve tutuklandılar. Bu tutuklamaları protesto için 21 Mayıs 1960’da Harp Okulu öğrencileri ve subaylar Cumhurbaşkanlığı Köşküne yürüdüler…

27 Nisan 1960 Meclis Tahkikat Komisyonu kuruldu, komisyona olağanüstü antidemokratik yetkiler verildi. İnönü bu yasanın görüşmelerinde tarihe geçen şu konuşmayı yaptı: “ …Bu baskı rejimini kuranlar, bu tedbirlere teşebbüs edenler baskı tertipçileri zannediyorlar ki Türk Milleti Kore milleti kadar haysiyetli değildir… Artık sizi ben bile kurtaramam…”

28-29 Nisan 1960, Üniversite öğrencileri İstanbul, Beyazıt Meydanı’nda toplandılar, Öğrencilerin üzerine ateş açıldı…

28 Nisan 1960, olaylar üzerine Hükümet Sıkıyönetim ilan etti…

02 Mayıs 1960, İstanbul’da NATO Konseyi toplantısı öğrenci gösterilerinin gölgesi altında yapıldı. Öğrenciler, NATO Bakanlarının önüne İngilizce ve Fransızca “Kahrolsun Diktatörler” dövizleriyle çıktılar.

2-26 Mayıs 1960, genç subaylar ihtilale lider arayışını hızlandırdılar… Lider bulundu; Cemal Gürsel…

27 Mayıs 1960’a adım adım geliniyordu. İhtilalin ayak sesleri duyulur olmuştu…

Kaynaklar:

[1] İhtilalin Mantığı, Şevket Süreyya Aydemir

[2] 1789’dan Günümüze Türkiye’de Ordu ve Siyaset, William Hale

[3] “…Anayasa Mahkemesi 11 Ekim 1963 tarihli ve 963/124 sayılı kararla 14 Aralık 1953 tarihli ve 6195 sayılı kanunu iptal etti. Anayasa Mahkemesi yukarıdaki gerekçeli kararında Atatürk’ün vasiyetiyle CHP’ye bıraktığı malların CHP’den alınıp Hazine’ye devredilmesinin “mülkiyet haklarına”, “miras hukukuna” ve “anayasaya” aykırı olduğunu belirtmiştir…” Bkz. Atatürk’ün Vasiyeti ve İş Bankası’ndaki CHP Hisseleri, Sinan Meydan, Sözcü Gazetesi, 17 Şubat 2020…