ÇOCUK TACİZİ DOSYASI : ODATV ŞEYH NURULLAH’IN İTİRAFLARININ KAYITLARINI YAYIMLAMAYA DEVAM EDİYOR…


ODATV ŞEYH NURULLAH’IN İTİRAFLARININ KAYITLARINI YAYIMLAMAYA DEVAM EDİYOR…

"TÜH SENİN ALLAH BELANI VERSİN ULAN BİR DE PEŞİNDE 40 BİN TANE ADAM VAR"

03.09.2020

Odatv Uşşaki Tarikatı lideri Fatih Nurullah’ın 12 yaşında küçük bir kız çocuğuna yönelik cinsel istismarını ortaya çıkardı.

Sakarya’nın Akyazı ilçesi Kuzuluk mahallesinde bulunan dergâhta gerçekleşen olayın ortaya çıkmasının ardından Jandarma Perşembe akşamı dergâha giderek Fatih Nurullah’ı gözaltına aldı. Odatv’ye konuşan görgü tanıkları tarikat müritlerinin olay yerinde bulunan küçük kızın babasına saldırdığını söyledi.

12 yaşındaki küçük kızın ifadesinin alınmasının ardından Fatih Nurullah çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.

ODATV YENİ KAYDA ULAŞTI

https://odatv4.com/vid_video.php?id=9065C

Odatv’ye bilgi veren kaynaklar cinsel istismarın baba F. A. ile tutuklanan Fatih Nurullah arasında geçen bir konuşma sonrası ortaya çıktığını söylediler. Nurullah’ın tutuklanmasına giden sürecin başlangıcı olan konuşmanın kaydını Odatv yayımladı. Kayıtta Nurullah’ın kızın babasına istismarın bir bölümünü anlattığı anlar yer aldı.

Odatv skandal olayla ilgili yeni bir ses kaydına ulaştı. Yeni ses kaydında baba kızıyla konuştuktan sonra Fatih Nurullah’la konuşuyor. “Sen ne yaptın benim çocuğuma” diyen baba Nurullah’a tepki gösteriyor.

İsimleri ve küfürleri sansürlediğimiz konuşmada Nurullah babaya yanına bir ip almasını söyleyip “Arsaya gidelim sonra sen uzaklaş ben kendimi asmış olayım” diyor.

Konuşmada babanın olayın ayrıntılarını öğrendiğini belirtmesinin ardından Fatih Nurullah yaptığı istismarı kabul etmek zorunda kalıyor.

“SENİN ÇOCUĞUN BİZE 20 LİRALIK LOKUMU ÇOK GÖRDÜ SEN BENİM ÇOCUĞUMA NE YAPTIN”

Baba F. A. konuşmanın başında tepkisini şöyle dile getirdi:

“Sen benim çocuğuma ne yaptın? Ben onu merak ediyorum. Ya ben senin kapına geldim misafirine hizmet ettim. Ben senin kapında durdum ciğeri 5 para etmez Hasan ile Hüsrev’ine köpeklik yaptım köpeklik. Çoluğumla çocuğumla onların y. . yalayacak kadar köpeklik yaptım. Bir Ramazan boyunca annem babam ben A. F. E. kime hizmet ettik? 30 gün boyunca… Senin çocuğun bize 20 liralık lokumu çok gördü. Sen benim çocuğuma ne yaptın? Ben kendimden zaten geçmişim. Benim sebebim sen mi olacaksın?"

İSTİSMARI KABUL ETTİ

"Bana doğruca söyle Y. ‘ya ne yaptın" diyen babaya Nurullah "Vallahi billahi bir şey yapmadım Allahımın adıyla diyorum" diye yanıt verdi.

Kızın babasının istismarla ilgili yaşananları anlatması üzerine Nurullah yaşananları doğruladı ve küçük kızın iç çamaşırlarını çıkardığını vücuduna dokunduğunu kabul ederek “Hafif bir ağlama oldu. Ben bıraktım. O kadar yani" ifadelerini kullandı.

Babanın "Tüh senin Allah belanı versin. Ulan bir de peşinde 40 bin tane adam var. Sana yakışır mı" diye tepkisini dile getirdi.

Fatih Nurullah ise “Bana yakışmaz da bana nikah olarak verenlere de yakışmaz" ifadelerini kullandı.

Baba ise "Kim nikah olarak sana verdi çocuğu. 11 yaşındaki çocuğu. Sen bizim şeyhimizsin yetiştir diye dedi onu…" diye yanıt verdi.

Nurullah "Nefis var. Peygamberler bile bu imtihanlar geçmiş" dedi. Nurullah ayrıca “Rabbim inşallah beni kurtarsın çok yoruldum" diye konuştu.

“BURADA KİMSE SENİN GELİP GİTTİĞİNİ GÖRMESİN”

Baba Nurullah’ın yanına geleceğini yola çıktığını söyledikten sonra Nurullah "Yaklaştığın zaman söyle de burada kimse senin gelip gittiğini görmesin" dedi. Baba "Niye ki" diye sorduktan sonra Nurullah "Sana zarar olmasın" dedi. Fatih Nurullah dergaha giden babayı örtülü bir dille tehdit ediyor.

Sami Menteş

Odatv.com

LİNK : https://odatv4.com/odatv-ussaki-seyhinin-cocuk-istismari-itirafini-yayinliyor-03092002.html

LİNK : https://odatv4.com/tuh-senin-allah-belani-versin-ulan-bir-de-pesinde-40-bin-tane-adam-var-03092028.html

SİYASİ DAVALAR DOSYASI /// Aytunç ERKİN : Kaşif Kozinoğlu ve Oda tv davası yeniden açılırsa taşlar yerinden oynar


Aytunç ERKİN : Kaşif Kozinoğlu ve Odatv davası yeniden açılırsa taşlar yerinden oynar

✔ Enver Altaylı’nın mektuplarında hedef aldığı Kaşif Koznoğlu, Fetullah Gülen karşıtıydı

✔ Gülen’in Orta Asya’daki okullarının ABD istihbaratına yani CIA’ya hizmet ettiğini yazmıştı

✔ Odatv davasından tutuklandı ve Silivri Cezaevi’nde ilk duruşmaya çıkmadan 9 gün önce öldü

✔ Şimdi… Odatv ve Kozinoğlu davası yeniden incelenirse, kimin kimle ortak olduğu ortaya çıkar

Tarih 13 Kasım 2011…

Selimiye Camii’sinin avlusunda kimler yoktu ki…

MİT eski Müsteşarı Şenkal Atasagun, MİT İstanbul Bölge Başkanı İsmail Nişancı, MİT İzmir Bölge Başkanı Özel Yılmaz, İstanbul Organize Suçlarla Mücadele ve Kaçakçılık eski Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, Balyoz davası tutuklusu eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın eşi Nilgün Doğan, oyuncu Perran Kutman……Cenaze törenine Genelkurmay Başkanlığı, MİT Müsteşarlığı ve çok sayıda üst düzey komutan da çelenk gönderdi. Türk Bayrağına sarılı tabut, Ümraniye Hekimbaşı’ndaki Kocatepe Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Kaşif Kozinoğlu

Kaşif Kozinoğlu…

1976 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun… 1980 yılında Özel Harp Dairesi’nde göreve başladı. 1995 yılında Eğitim Öğretim Grup Komutanlığı’ndan kendi isteğiyle emekli olup, Millî İstihbarat Teşkilatı’na girdi. Ordu’da özel harp dairesinde binbaşı rütbesiyle görev yaparken, Orta Asya’dan sorumluydu. Suriye, Bosna-Hersek ve Afganistan’da da görev yapan Kozinoğlu, Eylül 2010’da müsteşar Hakan Fidan’ın talimatıyla “Baş Müşavir” sıfatıyla Asya Bölgesi’ne atandı.

14 Şubat 2011…

Odatv’ye ilk polis operasyonu yapıldı. Yapılan operasyon sonucunda, polisler el koydukları 35 ayrı bilgisayar hard diski, 3095 arşiv kaseti, 1906 CD/DVD, 471 Mini DV kaset ve 21 VHS kasetten sözde suç delillerini hemen buldu! Soner Yalçın, Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu tutuklandı.

3 Mart 2011…

Odatv’ye ikinci polis operasyonu yapıldı. Dört Odatv çalışanıyla birlikte; Yalçın Küçük, Ahmet Şık ve Nedim Şener tutuklandı. O operasyonda şüphelilerden biri de Kaşif Kozinoğlu’ydu.

MİT mensubu Kozinoğlu 17 yıldır Afganistan’da görevliydi; ifade vermek için Türkiye’ye çağırıldı. İkiletmedi, geldi! Savcı Zekeriya Öz’e ifade verdi ve mahkeme tarafından 10 Mart 2011 tarihinde tutuklandı.

13 Kasım 2011’de kalp krizi geçirdi iddiasıyla Silivri Cezaevi’nde vefat etti.

Şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmeseydi, 22 Kasım 2011’de Odatv Davası’nın ilk duruşmasında hakim karşısına çıkacaktı.

FETÖ’nün CIA ile olan bağlantısını kurduğu öne sürülen eski MİT’çi Enver Altaylı’nın, “MİT Müsteşarı olmaya çalışıyor. Böyle bir şey olursa Allah Fethullah Hoca Efendi’yi, cemaatin önde gelenlerini korusun. Bu bir felaket olur” mektubuyla bir kez daha gündeme gelen MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinden yazdığı mektuplar tekrar gündeme gelmeli.

Devam edelim…

Kozinoğlu: Gülen okulları, ABD adına istihbari faaliyet yapıyor

“Kaşif Kozinoğlu’nun Mezara Götürmediği Sırlar – El yazıları tıpkı basım” adlı kitap 2012’de Aydınlık Yayınları’ndan çıktı.

Kozinoğlu’nun cezaevinde aldığı notlardan bazılarını okuyalım…

NOTLARDAN ÇIKAN ŞİFRELER

MİT’çi Kozinoğlu, ABD’nin Gülen okullarını nasıl kullandığını şöyle anlatıyor:

1) Özbekistan, Rusya Federasyonu ve en son Türkmenistan, Fethullah Gülen okullarını hangi gerekçe ile kapatıyorlar? “İrticai faaliyetler!” Görevlilerden bir kısmı da anılan ülkelerdeki bağımsız mahkemelerde yargılanıp hapis cezası alıyor. Diğer kısmı söz konusu ülkeden kovuluyor.

2) Rusya Federasyonu anılan okulları kapatırken bir tespit yapıyor. Basına yansımıştır anılan tespit: “Okulların ABD adına istihbari faaliyet gerçekleştirdikleri ve anılan okulların ABD’li istihbaratçıların barınma yuvaları olduğu…”

3) Anılan okulların faaliyet göstermesi için çok büyük meblağlarda para gerekmektedir. Anılan para, Türkiye’deki bazı işverenlerin bağışlarından elde edilen paranın çok üzerindedir. Bu paraları ABD vermektedir. (N. Veren de benzeri şekilde ifade ediyor.)

4) ABD’nin esas amacı, “sOkullar sayesinde, İran’ın Asya’daki fundamentalist akımını engellemek”

5) Söz konusu okulların 1. düşmanı İran’dır. Fethullah Gülen hareketi, ABD İran’ı sevmediği için İran’ı düşman bellemiştir. Anılan ülkelerde belirttiğim şahıslar, özellikle okul müdürleri o ülkelere ilişkin raporlarını da belli periyotlarda anılan ülkelerdeki CIA temsilcileri ile paylaşmaktadır. Ayrıca o şahıslar o ülkelerden bayanlarla evlenip o ülkenin pasaportlarını da almaktadır…

‘İhanet’le suçlandı… ‘Tehlikeli biri’ denildi… MİT’çi nasıl ve neden öldü?

Kaşif Kozinoğlu’nun sadece bu mektubundan bile Fetullah Gülen yapılanmasına karşı olduğu çok net!

Enver Altaylı’nın, iddianamede yer alan mektubunda Kozinoğlu’yla ilgili tespitleri çok açık: “… Kaşif Kozinoğlu, terfi ettirilmiş ve merkezi Taşkent’de bulunan, Orta Asya istihbaratını koordine etmekle görevli büronun başına getirilmiştir. Okulların kapatılma sürecinde en büyük ihanet payı adı geçen bu şahsa aittir…”

Enver Altaylı

“… Başbakan, Müsteşar nezdinde teşebbüste bulunarak, Kaşif Kozinoğlu’nun etkisiz hale getirilmesini ve bu 20 görevli hakkındaki izlemenin durdurulmasını temin edebilir. Ancak Başbakan’ın böyle bir inisiyatif kullanacağı kanaatinde değilim…”

Enver Altaylı’nın, “En büyük ihanet payı bu şahsa ait” cümlesi ve… “Kozinoğlu’nun etkisiz hale getirilmesi” ifadelerinden sonra… Odatv ve Kozinoğlu dosyası yeniden açılmalı!

Peki Kaşif Kozinoğlu, Silivri Cezaevi’nden neden öldü?

YOLSUZLUK DOSYASI : Odatv AKP’nin büyük yalanını ortaya çıkarıyor… Erdoğan’ın çocukları hangi araziye göz dikti ve aldı


Odatv AKP’nin büyük yalanını ortaya çıkarıyor… Erdoğan’ın çocukları hangi araziye göz dikti ve aldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki KİPTAŞ bir süre önce imar hakkı da olan bazı arazilerini, gelir amaçlı satışa çıkarmıştı…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki KİPTAŞ bir süre önce imar hakkı da olan bazı arazilerini, gelir amaçlı satışa çıkarmıştı. Kurum amacının, dar gelirli aileler için sosyal konut üretme ve duran kentsel dönüşüm projelerine tekrar başlamak olduğunu belirtiyordu. Aynı günlerde İBB AKP Grubu meclisteki çoğunluğunu kullanarak bu arsaları yeşil alan ilan etti.

Ne güzel!

Bununla da kalınmadı; AKP’liler İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu “KİPTAŞ tarihinde hiç arazi satmadı” diyerek eleştirdi.

Ancak…

Gelin görün ki…

Odatv, AKP Grubu’nun iddiasını araştırdı ve ortaya çok çarpıcı gerçekler çıktı.

Evet, yalan söylüyordu yine AKP. KİPTAŞ meğer daha önce de arazi satmıştı. Üstelik satılan arazinin tüm taliplileri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çocuklarıydı!

İşte Odatv farkıyla, yılın en ilginç gayrimenkul öyküleri…

ERDOĞAN’IN ÇOCUKLARI TALİP OLDU VE ALDI

Tarih: Mayıs 2017.

Eyüp’te bulunan ve mülkiyeti İBB adına kayıtlı olan yapı ruhsatlı bir arsa, KİPTAŞ tarafından 28 milyon değer biçilen 35 daire karşılığında satın alındı.

Çok değil, 2 ay sonra Temmuz 2017’de…

KİPTAŞ bu arsa için satış kararı aldı.

Nasıl oluyorsa, alış fiyatına satışa çıkarılan bu arsaya alıcı çıkmıyordu.

Bırakın alıcıyı, almak için teklif bile gelmiyordu!

Sanırız; Yeni Şafak Gazetesi’ni kimse okumuyordu ki, bu gazetede verilen ilan görülmemişti!

Bunun üzerine…

Bugünün AKP’li Ümraniye Belediyesi Başkanı İsmet Yıldırım’ın başında bulunduğu o zamanki KİPTAŞ yönetimi, satış yöntemini Genel Müdürlük yetkisine aldı.

Bakın siz; bu defa teklifler yağmaya başladı!

İşte ilk başta nedense(!) alıcısı çıkmayan arsanın yeni taliplileri:

Sümeyye Erdoğan’ın yönetimindeki KADEM…

Bilal Erdoğan’ın yönetimindeki TÜRGEV…

Bilal Erdoğan’ın yönetimindeki TÜGVA…

Dönemin KİPTAŞ Genel Müdürlüğü, bu yeni alıcıları görünce hiçbir pazarlık dahi yapmadan uzun vadeli taksitle arsayı TÜGVA’ya sattı. Üstelik arsa devrinin yapıldığı gün 19 Nisan 2019’du.

Yani…

İstanbul’daki iki seçim arasında, 19 Nisan 2019 tarihinde, arsanın devri TÜGVA’ya yani dolaylı olarak Bilal Erdoğan’a yapıldı.

Ne diyordu AKP grubu?

“KİPTAŞ hiç arsa satmadı bugüne kadar!”

Ah, ne büyük yalancılar…

TARİH TARİH SATIŞLAR

Bitti mi?

Biter mi!

İşte tarihleri ile KİPTAŞ’ın diğer satışları:

1- 6 Ekim 2010 tarihinde İkitelli’de 5.447,56 metrekare arsa satıldı.

2 – 18 Şubat 2011 tarihli Sabah Gazetesi ilanında; KİPTAŞ’tan satılık Esenyurt İlçesinde 1780 ada 16 parselde 2.825,89 metrekare yüzölçümlü akaryakıt imarlı arsa vardı. Tabii ki satıldı!

3- 1 Haziran 2011 tarihinde İkitelli’de 18.032,67 metrekare arsa satıldı.

4- 12 Eylül 2014 tarihli Genel Müdür müzekkeresi ile satışına olur verilen, Süleymaniye’deki 20 adet parsel tek kalemde satıldı.

Kime mi? Tabii ki Katarlılara!

5- 14 Ekim 2014 tarihinde Fatih Mollahüsrev’de 102,00 metrekare arsa satıldı.

6- 21 Temmuz 2016 tarihinde İkitelli’de 2.204,44 metrekare arsa satıldı.

Ortaya çıkan tablo işte buydu.

İBB’deki AKP Grubu’nun “İstanbul’a yeşil alan kazandırdık” propagandası, tecrübeyle ve bu yukarıda yazdığımız olgularla biliyoruz ki, sahteydi.

Asıl amaç, İmamoğlu yönetimine gelir kapılarını kapatma çabasıydı.

GÖZDEN KAÇIRILAN EN ÖNEMLİ ARAZİ: ETİLER POLİS OKULU

Bakınız…

Gerçekten de, AKP Grubu’nun bu yeni yeşeren “yeşil alan sevdası” güzel.

Ama umut verici değil…

Zira, dedik ya, amaç farklı.

Keza, her nedense yeşil alana çevirmeyi “ihmal ettikleri” çok önemli bir arazi var. Öyle ya, kamuoyunda “Etiler Polis Okulu arazisi” olarak bilinen bölge de yeşil alana çevrilebilirdi!

Her ne kadar hem İBB, hem de iştirakleri bu arazi için mali yük altına girse de, yeşil alana dönüştürülmesi önünde engel yoktu.

Evet…

AKP Grubu, kamuya 318 milyon liraya mal olan, üstelik proje maketi bugün hala KİPTAŞ binasının girişinde sergilenen Başakşehir’deki araziyi bir kalemde sıfırladı ve yeşil alan yaptı.

Soruyla bitirelim:

İBB’deki AKP Grubu’nun, Etiler’deki Polis Okulu arazisini yeşile katmamasındaki neden, acaba o arsaya 3 gökdelen yapmaya çalışan firmaların arkasındaki yandaş medya patronu mu?

Odatv.com

İSTİHBARAT DOSYASI /// Osman Başıbüyük (Odatv) : Yeni Zelanda saldırısını Alman BND ve yeraltındaki NAZİ’ler mi yaptı ?!


Osman Başıbüyük (Odatv) : Yeni Zelanda saldırısını Alman BND ve yeraltındaki NAZİ’ler mi yaptı ?!

Brenton Tarrantadlı Avusturalyalı bir terörist, 15 Mart 2019 Cuma günü, Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde 2 camiye silahlı saldırı gerçekleştirdi. Müslümanları hedef alan bu acımasız terör saldırısında, 49 kişi hayatını kaybetti, onlarca yaralı var.

Geçmişte yaşanmış, çok daha fazla sayıda insanın öldüğü birçok terör saldırısı var. Hatta benzer örnekleri ülkemizde de pek çok defa yaşadık. Ama bu saldırı hepsinden başka. Münferit bir saldırı olmaktan ziyade “bir dönemin kapı aralayıcısı” gibi gözüküyor.

PROFESYONEL BİR OYUNU ANCAK İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ KURGULAYABİLİR

Bu manada Yeni Zelanda saldırısı,bir meczubun veya bir şizofrenin yaptığı bir iş değil. Kesinlikle profesyonel. Profesyonellikten kastım; saldırının profesyonelce planlanıp, profesyonelce icra edilmiş olması değil. Orası zaten öyle.

Asıl profesyonellik, saldırı bildirisinde (manifestosu) gizli. Saldırının asli amaçlarından birisinin de o bildiriyi bütün dünyaya okutmak olduğu anlaşılıyor. İşte o bildiriyi uzman birileri kaleme almış.

Böyle bir saldırıyı istihbarat örgütlerinden başkası tezgahlayamaz. Siz Suudilere bakmayın, iyi bir istihbarat örgütü geride iz bırakmaz. Dolayısıyla eldeki tetikçiden yola çıkarak biryerlere ulaşılabileceğini umut etmek beyhudedir. Ama, akıl yürüterek, bu saldırıyla nasıl bir oyunun,kim veya kimler tarafından kurgulandığını tahmin edebiliriz.Kimin yaptığını öğrenip de ne yapacağız demeyin. Kimin tezgâhı ne amaçla kurduğunu keşfederseniz ya oyunu bozar ya da en az zararla bu tuzaktan çıkmayı başarırsınız.

Bu tür terör olayları etki-tepki mekanizması üzerinden fay hatlarını tetiklemek için kullanılır. Fay hatlarında yaşanacak sürtüşme ve çatışmalar ise istenilen nihai hedefe ulaşılmasını sağlar. Fakat harekete geçen fay hatlarını kontrol etmek ve arzu edilen istikamete yönlendirmek her istihbarat örgütünün harcı değildir.

Örneğin bizimkiler, 1970’lerde Kürt Sol hareketini kontrol etmek için Apocuları kurdular. Başkaları yaratılan bu aracı ellerinden aldı, PKK’ya dönüştürüp silah olarak bize geri çevirdi. Aynı şekilde, Hizmet Hareketini (FETÖ) hem ülke içinde hem ülke dışında siyasi manivela olarak kullanmayı tasarladılar; CIA geldi hareketin sözde peygamberini Amerika’ya götürdü, sonra da örgütü Gladyo’ya çevirip bize karşı kullandı. Demek istediğim, niyet önemli değildir. Bir aracı/maşayı“gücü” olan kullanır. Gücünüz yoksa oyunu siz kurgulamış olsanız dahi sonuç sizin arzu ettiğiniz gibi olmaya bilir. Burada bahsedilen gücün en önemli unsuru, hiç şüphesiz istihbarat örgütünün entelektüel (intelligence-zekâ/akıl) kapasitesidir.

Yukarıda bahse konu saldırıyı tanımlarken, “bir dönemin kapı aralayıcısı” olarak tarif etmiştik. Yani bir süreçten bahsediyoruz. Bu süreci tezgahlayıp yönetebilecek bir istihbarat örgütünün kabaca aşağıdaki yeteneklere sahip olması gerekir:

1) Entelektüel kapasitesi çok yüksek olmalıdır,

2) Arkasında güçlü bir politik, diplomatik, ekonomik, teknolojik ve askeri desteği olmalıdır,

3) Uzun soluklu bir süreci kendi planları doğrultusunda, müdahalelerle yönetebilecek güce sahip olmalıdır,

4) Müdahaleler için ellinde kullanıma hazır çok çeşitli aktörler bulunmalıdır,

5) Kurguyu öyle yapabilmeli ki, perde arkasında kendisinin olduğu kesinlikle anlaşılmamalıdır. Böylece,

a) Kurulan mekanizma bozulmadan işlemeye devam eder,

b) Kendi devletine bir zarar gelmez,

Sonuçta belli bir müddet sonra planlanan nihai hedefe ulaşılır.

Bu tür bir planlamayı yapabilecek yukarıda kabaca sıralanan yeteneklere sahip dünyada aşağı yukarı 4 istihbarat örgütü vardır: 1) MI6 (İngiliz), 2) BND (Alman), 3) CIA (Amerikan), 4) MOSSAD (İsrail). Fransız, Rus ve Çin istihbarat örgütleri bu kapasitede görülmemektedir. Böylece şüpheli sayısını kolayca 4’e indirmiş oluyoruz.

OPERASYONUN NİHAİ HEDEFİ NE OLABİLİR?

Kurgulanan operasyonun mutlaka nihai bir hedefi olmalıdır.Ayrıca operasyonun icra edileceği belli bir coğrafya, bir bölge veya bir ülke olmalıdır. Nihayetinde aktörler olmadan oyun oynanmaz. Bu 3 unsura yönelik ip uçları, teröristin yayınladığı, ama aslında ilgili istihbarat örgütü tarafından kaleme alınan bildirinin içerinde mevcut. Şimdibu 3 unsur üzerinden olayı değerlendirelim.

Kim olduğunu keşfetmeye çalıştığımız istihbarat örgütünün yazdığı bildiride özetle; “Avrupalı “beyaz” insanın doğurganlık oranının çok düştüğü; nüfusun giderek yaşlandığı;beyaz insanın sistemin devamı için ülke ve şirketlerin ihtiyaç duyduğu ucuz işgücü, yeni tüketici ve vergi ödeyecek nüfusu yaratamadığı; bu sebeple siyasilerin ve şirketlerin dış göçü desteklediği; göçün devam ediyor olması ve göçmenlerin doğurganlık oranının yüksekliği sebebiyle, Avrupa’nın tarihte görülmediği ölçüde bir istila yaşadığı, “istilacıların” beyaz insanın yerini aldığı; istilanın tüm Avrupa’da bir etnik değişim, bir kültürel değişim, bir ırksal değişim yaratarak aslında bir beyaz soykırımı yaptığı, bu değişimi durdurmak için Avrupa’da yaşayan göçmenlerin ezilmesi ve Avrupa topraklarından atılması gerektiği; bunun barışçıl yollarla olamayacağı, Yeni Zelanda örneğinde olduğu gibi akla gelebilecek her türlü şiddet eylemi ile ancak başarılabileceği” söyleniyor. Bu değerlendirme ışığında nihai amaç; “Avrupa’ya yönelen göçü durdurmak”olabilir.

Aynı zamanda bildiride; “Büyük değişimler ve ihtiyaç duyulan değişimin ancak büyük bir kriz sonrasında gerçekleşebileceği; kademeli ve yavaş bir değişimin asla zaferle sonuçlanmayacağı; bu sebeple her yerde ve her fırsatta toplumun rahatsız edilerek, istikrarsızlaştırılması gerektiği”söyleniyor. Bu bilgilere göre ise nihai amacın; “bir toplumu, bir ülkeyi veya bir bölgeyi istikrarsızlaştırmak”olduğu kanaatine varılabilir.

Yani nihai amaç için 2 seçeneğimiz var: 1) Avrupa’ya yönelen dış göçü durdurmak, 2) Avrupa’da istikrarsızlık yaratmak. Acaba hangisi? Tahmin yürütebilmek için diğer 2 unsura, aktörlerin kim olduğuna ve operasyon bölgesinin neresi olduğuna bakmamız gerekiyor.

OYUNUN AKTÖRLERİ

Şimdi oyunun aktörlerini tahmin etmeye çalışalım. Aslında bu hiç de zor değil. Saldırıda Müslüman göçmenler hedef alınmıştı; çarpıştırılacak taraflardan birinin Müslüman kökenli göçmenler olduğu çok açık.Genelden daha özele inmek için yine İstihbarat örgütünün yayınladığı bildiri ve saldırıda verilen mesajlara bakmak gerekiyor.

Bildiride;”Boğaz’ın doğu tarafında barış içinde yaşayabilirsiniz. Fakat Avrupa topraklarında, Boğaz’ın batısındaki herhangi bir yerde yaşayamazsınız. Sizi öldürür ve topraklarımızdan süreriz. “Konstantinopolis’e gelecek ve bütün camiler ile minareleri yıkacağız. Ayasofya’yı minarelerden kurtaracağız. İstanbul bir kez daha Hristiyan toprağı olacak.”ifadeleri yer alıyor. Bildirinin bir başka yerinde; “Türkiye’yi bir Avrupa örgütü olan NATO’dan koparmalı ve Türkiye’yi yeniden gerçek pozisyonu olan düşman konumuna itmeliyiz.” diyor. Bir örnek daha verelim; “Avrupa topraklarına yönelen yabancı istilasının gelecekte, Çin, Türkiye, Hindistan veya üçünün karışımından kaynaklanacağı” iddia ediliyor.

Saldırı icra edilirken verilen mesajlara bakacak olursak; örneğin, kullanılan silahların birinde Kosova Savaşı’nda Osmanlı Padişahı 1. Murad’ı sırtından bıçaklayarak şehit eden Sırp MiloşObiliç’in adı yazılı. Yine silahlardan birinde 1683 tarihi ile 2. Viyana Kuşatmasına atıfta bulunuluyor. Türklerle ilgili daha bir sürü örnek saymak mümkün. Uzatmayalım, ana aktörlerden birisi Avrupa’da yaşayan Müslüman kökenli Türkler yapılmak isteniyor. Bir başka deyişle Türkler hedef tahtasına oturtulmuş durumda.

Karşı tarafta kimler var dersiniz? Almanya’dan örnek verelim; Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütü, Ölümsüzler (DieUnsterblichen) gibi Neonazi gruplar ile güvenlik kuvvetleri, istihbarata bağlı özel yetiştirilmiş provokatörler, ajanlar, tetikçiler vb. açık-örtülü bir sürü aktör olabilir.

BU OYUN NEREDE OYNANILACAK?

Bildiride,“Avrupa’nın göçmenlerden kurtarılacağı” söyleniyor. Anlayacağınız harekât alanı tüm Avrupa. Ancak biraz detaya girecek olursak yine bildiriye bakmamız gerekecek. Öldürülecekler listesinin başında Merkel var. Merkel, “beyaz ve Alman aleyhtarı her şeyin anası” olarak görülüyor. Hiç kimsenin etnik olarakAvrupa’ya onun kadar zarar vermediği söylenerek, Merkel’in göçmen politikası eleştiriliyor. Merkel’in azalan ve yaşlanan Alman nüfusun yerini dolduracak göçmenlerin ucuz işgücü olarak kullanılması fikri, Almanya’ya bir ihanet olarak gösteriliyor.

Bildiride; “Beyaz karşıtı CEO’lara ölüm” sloganı ile biten bölümde şu tehditler savruluyor: “Ucuz iş gücünden yıllarca kâr edenler hiç cezalandırılmadılar. Cebini düşünen bu ekonomik elit, işgücü olarak beyazlar yerine göçmenleri çalıştırmayı tercih ediyor. Onlara karşı tepkimiz çok sert ve acımasız olacak. Avrupalılar yerine göçmenleri tercih eden şahıs, şirket sahibi, şirket yöneticisi, kamu görevlisi, kim olursa olsun bu hainleri yok edeceğiz”.

Bildiride “şehirlerimizi geri alın” sloganıyla biten bir bölüm var. Bu bölümde; “kırsal alanların ve köylerin herzaman onların olduğu ve öyle kalacağı, ancak şehirlerin yabancı istilası altında olduğu” söyleniyor. Avrupa ülkelerine baktığımız zaman en çok göçmenin %25 ile Almanya’da olduğunu görüyoruz. Onu %19 oranıyla Fransa takip ediyor[1]. İlk 10’daki Alman şehrinde ise göçmen oranı %30’ları geçiyor[2].

Avrupa’da en çok yabancı işçinin çalıştığı ülke hangisi diye bakacak olursanız, karşınıza Almanya çıkar. Oyunun aktörlerinden en önemlisinin Türkler olduğu tespitini yukarıda yapmıştık. Türklerin Avrupa’da en yoğun yaşadığı ülke hangisi diye soracak olursanız yine karşınıza Almanya cevabı çıkar. Bütün bu değerlendirmeler ışığında harekât alanının genelde Avrupa, özelde ise Almanya olacağı anlaşılıyor.

ÇIKARIM VE 2 İHTİMAL

O zaman şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz. Bir veya birkaç istihbarat örgütü, dünyada yükselen göçmen karşıtlığı akımının yarattığı fay hatlarını terörist saldırılar ve çeşitli provokasyonlarla tetikleyerek 2 şeyden birini yapmak istiyor; 1. Genelde Avrupa’ya, özelde Almanya’ya yönelen dış göçü durdurmak istiyor veya 2. Göçmen karşıtlığı temelinde çıkartacağı çatışmalar ile genelde Avrupa’yı, özelde Almanya’yı istikrarsızlaştırmak istiyor.

1. İhtimal: Birinci ihtimali ele alacak olursak, Almanların ırkçılık konusunda sicillerinin hiç de temiz olmadığını görürüz. 2’nci Dünya Savaşı’nda Yahudilere yaptıkları ortada. Almanların bilinç altında halen “üstün ırk” oldukları fikri yerini koruyor. Bu günlerde, Alman sosyal medyasında 2. Dünya Savaşı döneminde yapıldığı iddia edilen “Alman ırkını yok etme planları” tartışılıyor. Bu planlardan birine göre, Almanların kalıtımsal üstün özellikleri, başka ırklarla karıştırılarak yok edilecekmiş[3].Bu tartışmaların Almanların milliyetçilik duygularını körüklemeye yönelik olduğu anlaşılıyor.

Diğer yandan Almanlar, Müslümanları manipüle etme konusunda belki de İngilizlerden daha mahirdir. Bütün bu bilgiler ışığında, Yeni Zelanda katliamının arkasında Alman istihbaratının parmağı olabileceği değerlendirmesini yapabiliriz.

Ancak Alman istihbaratının bütün Avrupa’yı sarma tehlikesi olan bir anti göçmen terör dalgasını kontrol etmesi hiç de kolay olmaz. Mutlaka Fransız, Avusturya ve İtalyan istihbarat örgütleriyle birlikte hareket etmesi gerekir. Bu çapta büyük bir operasyon planlamak, farklı ülke ve çeşitli siyasi partiler sebebiyle kolay değildir.

Eğer Alman istihbaratı, göçmen karşıtlığı üzerinden bir operasyon yapmak istiyorsa, bu operasyon mevcut göçmenleri ülkeden atacak istikamette değil de ülkeye yeni gelebilecek göçmenleri korkutarak durdurmaya yönelik olmalıdır. Örneğin, Türkiye’de yaşanması kaçınılmaz olan ağır ekonomik krizin sonuçlarının nereye varacağı belli değildir. Ciddi bir istikrarsızlık durumunda herkesin Almanya’da bir akrabası olduğu için göçün ilk yöneleceği adres Almanya olacaktır. Belki de Alman istihbaratı bu ihtimale karşı şimdiden önlem almaya çalışmaktadırlar.

2. İhtimal: Gelelim ikinci ihtimale. Birileri göçmen karşıtlığı üzerinden çıkacak çatışma ve sabotajlarla Avrupa ve özelinde Almanya’yı istikrarsızlaştırmayı planlamış olabilir.Mesela Fransa’da başlayan ekonomik şartları protesto eden “sarı yelekliler” eylemi, “göçmen karşıtlığı” eylemlerine dönüştürülebilir. Büyük çapta bir istikrarsızlık dalgasını yaratabilmek için birçok ülkede birbirini takip eden ve tamamlayan çok sayıda provokasyon yapılması gerekmektedir. Ancak bu sayede fitil ateşlenebilir. Fitil ateşlendiğinde, her ülke kendi başının çaresine bakmaya çalışırken kabuğuna çekilecek, böylece Avrupa Birliği projesi büyük bir darbe almış olacaktır.

Bunu kim ister diye soracak olursanız, akla ilk gelen Almanların ezeli düşmanı, Brexit ile AB’den çıkan İngilizler olabilir. İngiltere hiçbir zaman serbest dolaşıma katılmadığı için toprakları diğer AB ülkelerine göre daha güvenlidir. Sınırların kalkmış olduğu AB’de, her ülkenin birbirinden bağımsız çalışan güvenlik teşkilatlarının teröristleri takip etmesi çok daha zordur. Diğer yandan İngiltere, 2000’li yıllarda yaşadığı metro ve otobüs durağı gibi insanların yoğun olduğu noktalara yapılan bombalı saldırılar sebebiyle, gözetleme ve kontrol mekanizmalarını oldukça geliştirmiş ve kendisini terör saldırılarına karşı hazırlamıştır. Pek çok AB ülkesibu yeteneklerden yoksundur. Anlaşılacağı üzere Yeni Zelanda saldırısının arkasında İngiliz istihbaratı olabilir.

Amerikan dış istihbaratı CIA’ya gelince. Meksika sınırına duvar örme projesi Trump’ın göçmen politikasını tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Son yıllarda Almanya’nın Rusya Federasyonu (RF) ile yakınlaşması, ABD’yi korkutmaktadır. Almanya, Kuzey Akım-1 boru hattıyla halen RF’den yüklü miktarda doğalgaz satın almakta, Washington’un tüm baskılarına rağmen Kuzey Akım-2 projesinden vazgeçmemektedir. Ukrayna ve Baltık ülkelerini bypass eden bu proje, olası bir Alman-Rus ittifakının bir adımı gibi görülmektedir. Böylesi bir ittifak, bütün dünya dengelerini kökünden değiştirir. Bu değerlendirme,CIA’nın Yeni Zelanda saldırısının arkasında olma ihtimalini güçlendirmektedir. Hatta MI6 ile beraber hareket ediyor da olabilirler.

Peki bu işte MOSSAD’ın parmağı var mıdır? Göçmen karşıtlığı dalgası, bir yerde Yahudi düşmanlığına da dönüşür. Avrupalı birçok zengin ve işveren Yahudi kökenlidir. MOSSAD’ın göçmen karşıtlığı üzerinden operasyon yapması kendi soydaşlarını tehlikeye atacağı için pek ihtimal dahilinde görülmemelidir.

SONUÇ

Avrupa’daki göçmen karşıtı hareketlerde yavaş yavaş kontrollü bir tırmanma varsa ve tırmanmaya paralel olarak hükümetler göçü azaltmaya yönelik ve göçmenlerin yaşam şartlarını zorlaştıracak tedbirleri kademe kademe alıyorlarsa,bu işin arkasında göçü durdurmak amacıyla Alman istihbaratının olduğu kanaatine varabiliriz.

Ama göçmen karşıtı hareketlerde, kontrolsüz, çok şiddetli, can ve mal kayıplarına sebep olacak şekilde hızlı bir tırmanma söz konusu olursa, o zaman şüphelileri MI6 ve/veya CIA olarak düşünmek gerekir.

Avrupa’da yaşayan soydaşlarımıza bir tavsiye ile bitirelim. Bu yeni oyunda soydaşlarımız bir piyon olarak kullanılmak isteniyorlar. Yeni Zelanda katliamı ile dünyaya duyurulan bildiride, Neonazilere kışkırtma yapmaları çağırısında bulunularak, “kamuya açık alanlara önce şeriat hukuku çağrısı yapan afişleri asın, bir hafta sonra o afişlerin üzerine tüm göçmenlerin ülkeden kovulması çağrısında bulunan yeniafişler yapıştırın, bu işi kriz çıkartana kadar tekrarlayın” talimatı veriliyor. Bu kapsamda önümüzdeki günlerde Avrupa’da Hz. Muhammed ve Kuran-ı Kerim’e saldırı veya bir başka yöntemle provokasyonlar olacaktır. Siz siz olun evinizde oturun, dolduruşa gelmeyin. Kendinizi koruyacak tedbirleri mutlaka alın ama asla şiddete bulaşarak istihbarat örgütlerinin piyonu olmayın.

[1] http://worldpopulationreview.com/countries/france-population/

[2] http://www.spiegel.de/international/germany/germany-and-immigration-the-changing-face-of-the-country-a-1203143.html

[3] https://sunsavunma.net/alman-irkini-yok-etme-planlari-mi/

LİNK : https://odatv.com/5-maddede-yeni-zelanda-saldirisinin-perde-arkasi-18031913.html