NARKOTİK DOSYASI : TÜRKİYE’DE UYUŞTURUCU SORUNU NEDEN BÜYÜYOR ? NASIL ÖNLENECEK ?


TÜRKİYE’DE UYUŞTURUCU SORUNU NEDEN BÜYÜYOR ? NASIL ÖNLENECEK ?

Sinirsel Mekanizmalar ve Beyin, Toplum Sağlığını Geliştirme ve Koruma,

Kolektif Yaşamı Kurgulama Bilim Alanları Raporu

Uyuşturucu madde kullanımı dönem dönem kamuoyunun gündemine yeniden giriyor. Esrar, eroin, ekstazi, bali gibi maddelerin toplumda, özellikle de gençler arasında kullanımının artıp artmadığı tartışılıyor. Geçtiğimiz yıllarda ise Türkiye, “Bonzai, Jamaika” gibi adlarla bilinen sentetik kannabinoidsalgını ile karşı karşıya kaldı. Bu sentetik maddelerin kullanımına bağlı ortaya çıkan dramatik tablolar ise gerek medyanın gerekse geniş toplumsal kesimlerin konuya olan ilgisini artırdı.

Sağlık Bakanlığı verileri son 15 yıl içinde madde bağımlılığı ile ilgili tıbbi yardım arayışında bir artış olduğuna, özellikle 20-35 yaş arası genç nüfusta kullanımın dikkat çekici boyutlarda arttığına işaret ediyor. Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen denetimli serbestlik uygulaması gibi uygulamalarda ise dosya sayısı azalmak bir yana sürekli artıyor.

Tüm bu tartışmalar ve açıklamalar toplumda uyuşturucu madde kullanımının arttığına mı işaret ediyor? Eğer bir artış varsa tüm toplum eşit olarak mı etkileniyor yoksa Türkiye’de madde kullanımı sınıfsal bir görünüm mü sergiliyor? Kapitalizm ve kapitalist devletler neden uyuşturucu sorununu çözemiyor? Bilim ve Aydınlanma Akademisiçatısı altında faaliyet yürütenüç bilim alanı olarak konuyu Türkiye özelinde incelediğimiz ve güncel durumu ele aldığımız raporu kamuoyunun değerlendirmesine sunuyoruz.

İnsanlık tarihi boyunca madde kullanımı

Uyuşturucu madde kullanımı edebiyattan müziğe, siyasetten spora birçok alanda tartışılıyor. Ancak bu tartışmalar çoğunlukla tek boyutta, maddelerin “keyif verici” ya da “dramatik yıkıcı” etkilerine odaklanılarak yürütülüyor. Madde kullanımı ve ilişkili sorunlar, toplumsal koşullardan bağımsız, bireysel deneyimler olarak ele alınıyor. Oysa uyuşturucu madde kullanımı ve bugünkü anlamıyla bir sorun haline gelmesi, üretim biçimlerinin ve toplumların geçirdiği dönüşümlerle yakından ilişkili. Bu nedenle madde bağımlılığı sorununu anlamak için tarihsel materyalist bir perspektif gerekiyor.

Uyarıcı, yatıştırıcı ve keyif verici maddeler bin yıllardır insanlığın yaşamının kıyısında durmaktadır [1].Bu maddelerin üretilmesi ve kullanılması insanlık tarihinde sınıflı toplumların ortaya çıkışına kadar gitmektedir: Mezopotamya’nın kadim uygarlıklarında,Antik Yunan’dave Eski Mısır’da izleri sürülebilir. Antik dönemleringizemli ilaçlarından biri olan afyon, kralın amansız bir hastalığa yakalanmış kızını kurtaran şifacının eliyle tarlalardan saraylara taşınmış, takip eden çağlarda ise az sayıda imtiyazlının elinde bir keyif aracına dönüşmüştür. Bu zamanlarda bağımlılık yaygın bir hastalık, bir toplumsal sorun olarak kodlanmamıştır. Uyuşturucu madde bağımlılığı açık bir şekilde son yüzyıllara aittir.

Zira bu miras, yani krallara layık olan “keyif verici ot, bitki” kapitalizmle birlikteözenle ayrıştırılmış, yeniden üretilmiş ve tüketimi de kitleselleşmiştir. Gizemli ot, halkları uyuşturan bir silaha dönüşmüştür: Sömürgecilik döneminde halklara boyun eğdirmenin bir yolu bu “keyif verici, uyuşturucu” maddelerden geçmiştir. İngiltere’nin Çin’e karşı 19. yüzyılın ilk yarısında başlattığı Afyon Savaşlarıya da geçtiğimiz yüzyılda Latin Amerika’nın kokain, Afganistan’ın ise eroin üretim merkezine dönüştürülmesi hatırlanabilir[2].

Madde kullanımında kapitalizmle birlikte ortaya çıkan değişim çarpıcıdır: Madde kullanımı toplumun ayrıcalıklı kesimlerinden emekçi sınıflarayer değiştirmiş, saraylardaki afyon sokaklara inmiştir.

Alelade bir bitki olan ve 19. yüzyılsonunakadar özütü emekçi halk arasında ağrı kesici, bulantı giderici, sakinleştirici olarak kullanılan Papaver somniferum Linnaeusiçinden psikoaktif kısmı elde edilmiştir [2, 3]. Morfin, yani bu doğal opiyat hızlıca ilaç sanayisinin eline geçmiş ve erken kapitalizm içinde en yaygın kullanılan ilaçlardan biri haline gelmiştir. İşçi ailelerinin ağır çalışma koşulları altında yaşadıkları ağrılar, açlık, bitkinlik, çocuk hastalıkları afyon bitkisi yerine morfin ile giderilmeye çalışılan sorunlara dönüşmüştür [2]. Soylular, yöneticiler, zenginler için keyif baki kalırken kapitalizmin tam da ihtiyaç duyduğu şey, geniş emekçi sınıfları uyuşturacak, yatıştıracak yeni bir kalem daha ortaya çıkmıştır.

Kimyadaki gelişmeler uyarıcı, yatıştırıcı ve keyif verici maddelereyönelik ilginin artmasını da beraberinde getirmiştir. Kapitalist devletler sentetik maddelerin üretimi için dev laboratuarlar kurmuş, morfindenyarı-sentetik ve sentetik opiyatlar, kokadan da kokain üretilmiştir [2]. Bugün en büyük gazlı içecek tekeli olan Coca-Cola’nın kuruluş öyküsü bağımlılık yapıcı maddelerin ticari başarısının kapitalist sınıfın gözünü nasıl açtığına çarpıcı bir örnektir: başlangıçtaki kokain içeriği daha sonra kafeinle değiştirilmiştir [4]. Tüm dünyada uyuşturucu madde kullanımı arttığı Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Versailles Anlaşması emperyalist sistemde maddelerin oynayacağı yerin bir diğeripucudur: ABD tarafı, Alman laboratuvarlarındamadde üretimine yönelik çalışmaların durdurulması şartının eklenmesini sağlar [5]. 1900’lerin başında Bayer firması tarafından dünya ilaç pazarına sunulan eroinin ticari hakları anlaşma ile birlikte elinden alınmış ve pazarın kontrolü ABD’ye geçmiştir [6].

İlerleyen yıllarda, yeni geliştirilen maddelerin bağımlılık yapıcı etkisi ortaya çıkmıştır ve ilaç olarak üretilmelerine çeşitli sınırlamalar getirilmiştir. 1924’te ABD’de eroinin yasaklanması bunun bir örneğidir [6]. Eşzamanlı olarak“yasadışı uyuşturucu ticareti” dünyasının temelleriatılmıştır. Yasadışı uyuşturucu madde ticareti zaman zaman kapitalist ekonomiyi zorlayacak kadar büyümüştür. Latin Amerika örneğinde ise burjuvazinin birincil yatırım alanlarından birisi haline gelmiştir.

Bağımlılığın yaygın bir sorun olarak tanımlanması ile birlikte madde kullanımına karşı ABD öncülüğünde başlatılan ve yüzyılı aşkın zamandır polisiye yöntemlerle süren kirli “savaş” ise esasen paradoksaldır: Sorunun çözümü söz konusu olduğunda göstermelik olan bu savaş, ezilenlere, “siyah”lara, komünistlere ve her türden toplumsal muhalefete karşı yürütülen sınıfsal baskının araçlarından biri haline gelmiştir. Emekçi sınıfların düzene ideolojik olarak bağlanmasında uyuşturucu maddelerin etkili ve yaygın birer silah olarak kullanılması ise sürmektedir. Keza madde kullanımının son üç yüzyıllık tarihi, burjuvazi ve işçi sınıfı arasında her alanda süre giden mücadelenin tarihidir.

Bir tarihin başlangıcı: Afyon Savaşları

Afyon Savaşları 19. yüzyılın ortalarına, burjuvazinin gericileşmeye başladığı döneme denk gelir. 1840’ta İngiltere’nin Çin’e karşı yürüttüğü, 1856-60 arasında ise İngiltere ve Fransa ile Çin arasında gerçekleşen iki büyük savaş, afyon ticaretinin burjuvazi için önemine dair önemli örnekledir. Dünya çapında nüfuzu genişleyen İngiltere, sömürgesi Hindistan’da üretilen afyonu 19. yüzyılın başından itibaren yoğun olarak Çin’e ihraç etmeye başlamış, bu sayede ithal ettiği Çin çayı ve diğer ürünler karşısında ticaret dengesini kendi lehine çevirmeye çalışmıştır. Kısa sürede İngiltere’nin Çin’e afyon ihracı onlarca kat artmıştır. Afyon bağımlılığının Çin toplumunda yarattığı yıkıcı etkiye karşı ithalatı yasaklanmaya çalışılmış, ancak kârından vazgeçmek istemeyen İngiltere bunu “serbest ticaret”e ve uluslararası ilişkilere aykırı bularak Çin’e karşı savaş açmıştır. Her iki savaşı da Çin kaybetmiş, Çin aleyhinde pek çok hüküm içeren anlaşmalar imzalanmış ve bunun sonucunda Hong-Kong İngiliz kontrolüne geçmiş, İngiltere “serbest ticaret” adı altında Çin’e büyük miktarlarda afyon ihraç etmeye devam etmiştir [7].

Madde kullanımı ve bağımlılık

Uyuşturucu her madde bağımlılık potansiyeline sahiptir [8]. Ancak maddelerin bağımlılık potansiyelleri birbirinden farklıdır. Bağımlılık, bazen tek bir kullanım bazen de uzun yıllar süren kullanım sonucu gelişir. Davranışlarda, duygu ve düşüncelerde, beden işlevlerinde, kişinin sosyal ilişkilerinde veüstlendiği sorumluluklarda bozulmalarla kendini gösterir. Madde kullanımı hayata dair bir repertuar daralmasıdır. Keyif verici diğer etkinliklere ayrılan zaman ve enerjinin giderek azalması, maddenin hayatın merkezine yerleşmesi, sorumlulukların ihmal edilmesi, tüm bunların sonucu olarak yalnızlaşma ve tekdüzeliğin yine maddeye başvurularak giderilmesi, bağımlılık hastalığının kısır döngüsüdür [8].

Öte yandanbağımlılık madde kullanımının yol açtığı tek sorundeğildir. Bağımlılığın yanı sıra yoksunluk,psikotik bozukluk, depresyon, anksiyete bozukluğu, dikkat, bellek gibi bilişsel işlevlerde bozulma ve deliryum gibi farklı psikiyatrik tablolar da ortaya çıkabilir. Her bir madde ayrıca kanserden astıma farklıbedensel hastalıklara da yol açar [8].

Uyuşturucu madde bağımlılığı bir beyin hastalığı mıdır?

Bağımlılık, maddelerin beyindeki etkilerinin bir sonucudur. Bu nedenle günümüzde bağımlılık, olumsuz sonuçlarına rağmen madde arayışının ve kullanımının sürdürüldüğü, alevlenme ve tekrarlamalarla seyredebilen kronik bir beyin hastalığı olarak tanımlanmaktadır.

Tanımdaki anahtar sözcüklerden biri olan beyin hastalığı, bağımlılık yapıcı maddelerin merkezi sinir sistemindeki, yani sinir hücrelerindeki (nöronlar) kalıcı ve yapısal etkilerine dayanmaktadır. Uyuşturucu maddeler beyinde kalıcı değişiklikler yaparak etkide bulunmaktadır.

Maddeler özgül nörokimyasal motifleri üzerinden beyinde farklı etkiler yaratmakla birlikte, madde kullanımının genel etkileri motivasyonel süreçleri, belleği, duygudurum düzenleyici devreleri, irade, karar verme ve davranış denetimi süreçlerini ilgilendirmektedir.

Klinikte bağımlılığı tanımlayabilmek için en önemli parametreler ise madde üzerine kontrol kaybı, aşırı meşguliyet, olumsuz sonuçlara rağmen devam etme olarak sıralanabilir.

Madde kullanımının bağımlılığa dönüşmesindebaşlangıç yaşı, cinsiyet, kullanılan miktar, kullanım yöntemi gibi etkenler rol oynar. Uyuşturucu kullanıcıları arasında çoklu uyuşturucu tüketiminin yaygın olduğu da gözden kaçmamalıdır [9].

Merkezi sinir sistemindeki özgül etkilerinden bağımsız, genel bir küme olarak ele alındığında uyuşturucuların psikolojik işlevleri keyif almak, rahatlamak, daha iyi hissetmek, daha yüksek performans göstermek, kilo vermek, uyuyabilmek gibi sıralanabilir [8]. Kaygı ve tedirginlik içindeki bireyler, bir kaçış uğrağı olarak maddeye yönelebilir. Sorunların giderilmesi için “kendi kendini tedavi (self-medikasyon)” amaçlı uyuşturucu ya da uyarıcı nitelikteki maddeler kullanılabilir [8]. Maddelerin “kullanım değeri” sayılabilecek tüm bu işlevler, varlığını bireyin toplumla etkileşiminde (dolayısıyla üretim süreçlerinde) gösteren sorunlardır. Bu etkileşimin sağlıklılığı, bireyle ilgili biyolojik belirleyiciler, mizaç ve kişilik gibi özelliklerden olduğu kadar, egemen ideoloji ve onun şekillendirdiği genel toplumsal doku, kişilerarası ilişkiler ve toplumsal bir norm olarak uyuşturucu kullanımından etkilenmektedir.

Türkiye’de uyuşturucu madde kullanımı

Tarihsel arka plan

Yaşadığımız coğrafya tarih boyunca uyuşturucu maddelerin üretildiği, kullanıldığı ve taşındığı bir coğrafya olmuştur. Türkiye’de “Afyon” isimli bir ilin bulunması boşuna değildir: Ege’den İç Anadolu’ya açılan bu yüksek rakımlı bölge, dünyanın opiyat içeriği en yüksek afyon tarımlarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Afyon tarımı yağıyla, tohumuyla, sapıyla, samanıyla İç Anadolu tarım emekçilerinin bukıraç topraklara tutunmasını sağlamıştır. 1970’li yıllara kadar geleneksel olarak sürdürülen afyon tarımının akıbetini, ABD emperyalizmi ile Türkiye kapitalizmi arasındaki pazarlık şekillendirmiştir [10]. 60’lı yılların sonu ve 70’li yılların başında ABD toplumunda önemli bir sorun haline gelen eroin bağımlılığı, başkanlık seçimlerinin temel konusu haline gelmiş, dönemin ABD Başkanı Nixon bu soruna karşı geliştirdiği popülist ve yüzeysel yaklaşımla dünya afyon üretiminde ilk sıralarda olan Türkiye’de afyon tarımının kısıtlanması talebinde bulunmuştur. Yapılan baskılar sonucunda ekim alanları kısıtlanmış ve hatta afyon tarımı bir süre yasaklanmıştır [10]. Daha sonra ise afyon üretimi, çiftçinin afyonu çizmesine olanak vermeyen ve sadece fabrikalarda tıbbi amaçlı işlenmesini öngören şekilde bir çerçeve ile yasallaştırılmıştır. Günümüzde halen afyon tarımı devlet kontrolü altında aynı bölgede yürütülmektedir.

Öte yandan Türkiye bir geçiş bölgesidir: Afganistan ve İran’da üretilen uyuşturucu maddelerin Avrupa’ya; Avrupa’da üretilen sentetik uyuşturucuların da Ortadoğu’ya transferinde bir geçiş noktasıdır [9]. Ancak uzun yıllar Türkiye’de uyuşturucu madde kullanım sorunu ve bu geçiş özelliği yeterince önemsenmemiştir. 90’lı yıllarla birlikte tüm dünyada yaşanan sosyopolitik değişimler ve neoliberal politikalar, Türkiye üzerinden gerçekleşen uyuşturucu trafiğini ve bu trafiğin öznelerini ciddi biçimde etkilemiştir. Kürt siyasi hareketi ile devlet arasında yaşanan ve zaman zaman iç savaş boyutlarına varan çatışmalar uyuşturucu madde kullanım ve dağıtım dinamiklerine ciddi biçimde yön vermiştir. Bu yıllarda basında sıklıkla yer almaya başlayan “uyuşturucu madde tuzağındaki gençler” teması Türkiye’yehâkim olan korku atmosferine yeni bir renk kattığından ve gericiliğin “manevi değerler elden gidiyor” retoriğine can verdiğinden yaygın biçimde kullanılmıştır.Benzer bir tema bugün sürdürülmeye çalışılmakta ancak günümüzün toplumsal gerçekleri çerçevesinde karşılık bulmakta zorlanmaktadır.

Güncel durum

Türkiye, özellikle BatıAvrupa ülkelerine kıyasla maddekullanım oranları açısından alt sıralarda bulunmaktadır [9]. Ancak bu durum Türkiye’de uyuşturucu sorununu küçümsemek için bir gerekçe olarak görülmemelidir. Kullanım oranları görecedüşük olsa da Türkiye’de uyuşturucu madde kullanımı son 30 yıldır artmaktadır ve bu artış son 10 yılda hızlanmıştır [9]. Ayrıca Türkiye dünyada en fazla uyuşturucu yakalanan ülkelerin başında gelmektedir ve bu trafiğin elbette toplumsal bir karşılığı da olmaktadır. Türkiye, üretim bölgeleri ve pazarlara yakınlığı ile yalnızca bir geçiş hattı olmayıp aynı zamanda bir tüketim bölgesidir [9].

2018 rakamlarına göre Türkiye’de en sık yakalanan madde türü esrar ürünleridir. Öte yandan Türkiye, Afganistan’dan Avrupa’ya Balkanlar üzerinden taşınan eroin ve diğer afyon türevleri için anahtar bir konumdabulunmaktadır. Güney Amerika’dan çıkarılankokain ürünleri de Akdeniz’deki limanlardan üzerinden Avrupa’ya, Azerbaycan ve Kuzey Irak’a Türkiye merkezli olarak yayılmaktadır. Kara, hava ve deniz gibi geleneksel taşınma yolları dışında, son yıllarda özellikle yeni psikoaktif maddeler için posta yolluyla gönderinin kullandığı da dikkat çekmektedir. Metamfetamin türevleri de İran üzerinden Türkiye’ye girerken, 2010’dan bu yana çok sayıda ani ölüm olgusunun nedeni olansentetik esrar ürünleri Çin, ABD ve Avrupa üzerinden Türkiye’ye girmektedir [9].

Türkiye’de madde kullanım yaygınlığı

Türkiye, madde kullanımı yaygınlığı açısından “Katolik” Avrupa ve “Müslüman” Ortadoğu ile benzerlikler göstermektedir. Bu benzerliğin en önemli nedeni ise madde kullanımına dair var olan tarihsel, toplumsal ve kültürel bariyerlerdir [11]. Yer yer koruyucu olabilen bu bariyerler diğer yandan madde kullanımı ile ilişkili sorunların üstünün örtülmesine neden olmaktadır.

Türkiye’de yapılan farklı araştırmaların sonuçlarına göre toplumda en fazla kullanılan uyuşturucu madde esrardır; esrarı ekstazi gibi uyarıcılar, bali gibi uçucular, eroin gibi opiyatlar ve kokain izlemektedir [11]. Grafik 1’de görüleceği gibi esrar ve diğer maddelerin kullanımı genç yaş grubunda ve erkeklerde daha yüksektir. Öte yandan on yıl aralıklarla büyükşehirlerde lise öğrencileri arasında yapılan çalışmalar madde kullanımının artma eğilimi gösterdiğine işaret etmektedir [11]. On yıl önce yaklaşık %5 olan uçucu madde kullanımının hızla yükseldiği görülmektedir: EMCDDA 2017 Raporu’nda 15-16 yaş aralığında esrar kullanımı %4, ekstazi %2, amfetamin %2 ve diğer madde kullanımı %1 olarak bildirilmektedir [9].

Grafik 1. Türkiye’de yaş ve cinsiyet gruplarına göre madde kullanım yaygınlığı

Madde kullanımı ile ilgili bir diğer gösterge de maddeye bağlı ölümlerdir (Grafik 2). Maddeye bağlı ölümler uzun yıllardır benzer bir düzeyde kaldıktan sonra son 10 yıl içinde hızla tırmanmıştır. Maddeye bağlı ölüm hızında neredeyse altı kat artışa yol açan en önemli uyuşturucu madde sentetik esrar ve eroindir.

Grafik 2. Türkiye’de maddeye bağlı ölüm hızı (Türkiye Uyuşturucu Raporu, 2014 ve 2018)

Grafik 3. Yatarak tedavi başvurusunda bulunan kişiler ve yataklı tedavi merkezlerinin sayısı (Türkiye Uyuşturucu Raporu, 2014 ve 2018)

Toplumdaki madde kullanım sorunlarının artmasının dolaylı bir göstergesi de sağlık kuruluşlarına yapılan başvurularda yaşanan artıştır (Grafik 3). Bu artışın en önemli nedeni ayaktan ve yatarak tedavi merkezi sayısının artması olsa da, Türkiye’de madde kullanımının artmakta olduğunun dolaylı bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Madde ve işçi sınıfının “uyuşturulması”

Türkiye’deki tedavi kurumlarında ya da genel toplumda yapılan araştırmaların tamamında uyuşturucu madde kullanan kişilerin kentlerde ve kentlerin yoksul bölgelerinde yaşadıkları, sosyoekonomik düzeylerinin düşük olduğu, eğitim düzeyleri ve gelir açısından kötü durumda oldukları ve işsizliğin daha yüksek olduğu bildirilmektedir [12]. İşçi sınıfının yoğun yaşadığı ve sınıf mücadelesinin de keskinleştiği toplumsal kesimlerde ve yaşam alanlarında uyuşturucu maddelerin yoğun olarak kullanılması tesadüf değildir. Üretim sürecinde özne olabilme olanağından uzaklaştırılan işçi sınıfı için uyuşturucu maddeler ile kurduğu ilişki kapitalizmde ona sunulan tüketici rolünün mantıksal uzantısıdır.

Bununla birlikte üretim sürecinden yayılan ve tüm emekçi sınıfları sarmalayan toplumsal ortam insanları madde kullanımına ve madde ile ilgili sorunlara yatkın hale getirmektedir. İşçi sınıfının geleneksel destekleyici sistemlerden kopartılarak sürüleştirildiği, derme çatma yaşam alanlarında güvencesiz ve sağlıksız biçimde yaşamak zorunda olduğu koşullarda uyuşturucu maddeler bu yaşama katlanabilmesini kolaylaştırmaktadır.

Madde kullanımı işçi sınıfı arasında neden yaygın?

Piyasa toplumu ve bağımlılık alanındaki araştırmaları ile tanınan Kanadalı psikoloji profesörü Bruce Alexander bu durumu yerinden edilme (dislokasyon) ile ilişkilendirmektedir [13]. Buna göre serbest piyasa ekonomisinin emeği “özgürleştirme” çabası ile tarihi bağlarından ve toplumsal örgütlenme biçimlerinden kitlesel olarak kopan işçi sınıfı yenidünya düzenine psikososyal açıdan entegre olamadığında -bağımlılık da dâhil olmak üzere- alternatif yaşam biçimleri geliştirme eğilimindedir. Bu durumda serbest piyasa ekonomisinin bağımlılık davranışının habercisi olduğu ve işçi sınıfının yerinden edilme ediminin kurbanı olduğu söylenebilir.

Burjuvazi açısından uyuşturucu maddeler ne ifade ediyor?

Uyuşturucu maddeler, burjuvazinin Truva atıdır. Burjuvazi madde kullanımına hem karşı çıkar görünmekte ve onu kriminalize etmekte, hem işçi sınıfı arasında yaygınlaşmasını seyretmekte, hem de devasa bir ekonomiyi yönetmektedir. Bugün burjuvazinin kirli işlerini yürütmek için ihtiyaç duyduğu kayıt dışı ekonominin ana sektörü uyuşturucu madde ticaretidir. Uyuşturucu tekelleri, kapitalist her tekelin sergilediği tipik eğilimleri sergilemektedir: Etki alanlarını büyütmek, daha fazla ticaret yolunu kontrolü altına almak, rakiplerini elemek ve birden çok sektörde varlığını sağlayacak ağlar kurmak.

Bununla birlikte uyuşturucu maddeler günümüzde uluslararası çapta dolaşımı ve mübadelesi olan bir meta niteliğine sahiptir vemadde bağımlılığının modern çağda artışı meta haline gelmesiyle bağlantılıdır. Sermaye bu metanın arzını arttırmaktadır ve işçi sınıfı içindeki talebin ise buna paralel yükseldiği görülmektedir. Bu metalaşma sürecinin yakın zamanlı ve çok hızlı bir biçimi reel sosyalizm sonrası Sovyet coğrafyasında yaşanmıştır: Ülkeekonomilerinin dünya piyasaları ile entegrasyonunun bir sonucu olarak küresel uyuşturucu ticaretinden bu ülkelere düşen payın artması da madde kullanım oranlarının yükselmesinde rol oynamıştır.

Uyuşturucu tekelleri tıpkı kapitalist dev şirketler gibi mal dolaşımı sırasında önlerineçıkan engelleri rüşvet, şantaj ya da cinayet gibi kriminal yöntemlerle aşmaktadır. Uyuşturucu tekellerininbaşındaki isimler en zenginler listesine girmekte, büyük bir ulaşım ağını kontrollerinde bulundurmaktadır. Buticaretin onlarca insanın canına mal olduğu, istihbarat teşkilatlarının, kolluk ve yargı makamlarının buna göz yumduğu çok defa basına yansımıştır. Burjuvazi açısından uyuşturucu maddeler yürüttükleri savaşların finansörü ve aynı zamanda bu kirli savaşı yürüttürdükleri insanların ruhsal gıdasıdır.

Kapitalizmde uyuşturucu sorununun çözümü var mı?

Kapitalist düzenin üstyapısal unsurlarının uyuşturucu sorununun çözümüne yönelik ürettiği çözümlerde çok sayıda çelişki bulunmaktadır. Özellikle yoksul ve toplum dışına itilmiş kesimlerde görülen bu sorunun çözümü, günümüz kapitalist sağlık sisteminde koruma, bilinçlenme ve tedavi olanaklarının bu kesimlerin aleyhine eşitsiz dağılımı nedeniyle iki kat zorlaşmaktadır. İkinci bir çelişki kapitalist sistemin doğasına ilişkindir. Kapitalist sınıfların kısa dönemde artan oranlarda kâr beklentisi ile uyuşturucu pazarına yüklenmesi ile uzun vadede emek gücünün yeniden üretim süreçlerinde uyuşturucu kullanımının sağlığa olumsuz etkileri nedeniyle artacak maliyetler arasında bir çelişki bulunmaktadır. Toplum sağlığı perspektifini bir kenara bırakarak varılan bu sonuç dahi kapitalist düzenin kaçınılmaz krizine, çıkmazlarına başka bir işarettir.

Kapitalist sağlık sisteminde hemen tüm hastalıklarda olduğu gibi bireysel tedaviyi merkeze alan yaklaşımı, sorunun ancak küçük bir bölümünü ve geçici olarak çözebilmektedir. Kişilerarası bağların sürekli ve kuvvetli olduğu, dayanışma ve paylaşmanın, aidiyet ve korunaklılık hissinin yaygın olduğu bir toplumsal dokunun yokluğunda, uyuşturucunun doldurduğu boşluğun tek boyutlu tedaviilişkileriyle ikame edilmesinin bir sınırı vardır.

Ayrıca madde kullanımının bireysel bir sorun olarak tanımlanması beraberinde damgalama ve ayrımcılığı getirmektedir. Damgalanma ise sorunun toplumsal nedenlerinin gizlenmesine yaramaktadır. Suçluluk ve engellenmişlik hisleriyle dolan bireylerde madde kullanımına eğilim artmakta, kendini gerçekleştiren bir kehanet olarak bu durum burjuvaziyi sorumluluğundan kurtarmaktadır.

Madde kullanım sorununun bir de kapitalist hukuk yönünden ele alınması gerekmektedir. Öyle ki hukuk, özellikle de ceza hukuku, uyuşturucu ile mücadelenin temel araçlarından birisi olarak görülmektedir. Ceza hukuku, belirli fiillerin suç olarak tanımlanması ve bu fiillerin failleri için belirli yaptırımlar öngören kurallar bütünüdür. Bir fiilin suç olarak tanımlanıp tanımlanmayacağı ise temelde bir suç politikası sorunudur. Daha açık bir ifadeyle, bir fiilin suç olarak tanımlanmasında ve dolayısıyla suç politikasının belirlenmesinde iktidar ile iktidarın temsil ettiği sınıfın çıkarları etkindir. Günümüz toplumlarında iktidar tarafından temsil edilen burjuvazidir ve suç politikasının belirlenmesinde de bu sınıfın çıkarlarından hareket edilmektedir. Ne var ki, tüm gelişkinliğine, onca yasa ve kurumlarına rağmen burjuva devletler uyuşturucu ile mücadelede beklenen başarıyı sağlamaktan uzaktır. Madde kullanımının yasalarca yasaklanması görünürde kullanımı sınırlama amacı taşımakta iken aynı zamanda çok geniş ve kontrolsüz büyüyen bir kayıt dışı madde pazarı yaratmaya engel olamamıştır.

Tersinden bir örnek olarak, batı ülkelerinde rahatlıkla gözlenen bir eğilim olarak esrar türü uyuşturucuların kullanımının yasallaştırılması ele alınabilir. Bahse konu uyuşturucular, diğer uyuşturuculardan insan sağlığına negatif etkilerinin görece daha sınırlı olmasıyla ayrılmaktadır. Bu örnek için, suç politikasının belirlenmesinde, esas alınan hareket noktasının toplum sağlığından ziyade, işgücüne yönelik somut tehditlerin bertaraf edilmesi olduğu açıktır. Bir başka ifadeyle, bir işçiyi çalışamaz hale getirmeyen uyuşturucuların ne kadar ve ne şekilde kullanıldığının bir önemi yoktur.

Kapitalist bir devletin ceza hukukunda uyuşturucu üretimi, ticareti, kullanımı ve diğer benzeri fiilleri suç olarak tanımlaması, kendi başına uyuşturucu ile etkin bir mücadele anlamına gelmemektedir. Tıpkı suç politikasının belirlenmesi gibi, mevcut yasaların ne kadar ve nasıl uygulanacağı da iktidar açısından bir tercih meselesidir. Örneğin bugün için kolluk kuvvetlerinin uyuşturucu ile alakalı bir ihbardan ziyade, Cumhurbaşkanına hakaret suçuna ilişkin bir ihbarı daha büyük bir özenle değerlendiriyor olması bir tercihin yansımasıdır. Tekil fakat sansasyonel yakalama öyküleri yanında kilolarca, hatta tonlarca eroinle yakalandıktan sonra serbest bırakılan uyuşturucu baronları öyküleri Türkiye kamuoyu için tanıdıktır [14].

Ceza hukuku dışında uyuşturucu madde kullanımını önlemek için gerekli bir diğer önlem seti de kent yaşamı ile ilgilidir. Tüm dünyada kentli nüfus oranı yükselmekte ve Türkiye nüfusunun %80’i kentlerde yaşamaktadır. Bu başlığa çevre düzenlemesi, kamusal alanlarda güvenliğin sağlanması, şiddet kültürünün ortadan kaldırılması için etkin önlemler alınması dâhildir. Bu perspektifle, okulların içinde ve çevresinde “güvenlik”sağlanamamışken, “uyuşturucu satıcılarının bacaklarını kırmak” ne yerlerine yeni satıcıların yerleşmesini ne de uyuşturucu ile ilişkili şiddet kültürünün yayılmasını önler.

Sömürü düzeni sürdükçe, bunu kolaylaştıran araçların, yasal ya da yasa dışı yollarla, işlevlendirilmesi de sürecektir. “Emekçi sınıfların kurtuluşunun emekçi sınıfların kendileri tarafından elde edilmesi gerektiği… Her çeşit köleliğin, tüm sosyal sefaletin, manevi alçalmanın ve siyasal bağımlılığın temelinde, emekçinin, üretim araçlarını yani geçim kaynaklarını tekelinde tutan kimseye olan ekonomik bağlılığının yattığı…”150 yıldır bilinmektedir [15]. Toplumlarınuyuşturucu sorununa bugünün kapitalist düzeninin sunacağı ancak “semptomatik tedaviler” olabilir.

Madde sorununun panzehiri: Sosyalist bir topluma doğru örgütlenmek

Marx’ın lümpenliğin bir biçimi olarak değerlendirdiği madde bağımlılığı insanın emeğine yabancılaşmasının en uç örneklerinden ve yaşamını değiştirme mücadelesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Kapitalist toplum insanı üretim gücünü çok dar bir alana sıkıştırarak yaşamın tüm diğer alanlarında salt bir tüketici kimliği inşa etmeye zorlar. Bu, insanın üretici ve tüketici kimliklerini yararak bütünlüklü bir benlik ve dünya algısı oluşturabilmesinin engellenmesine neden olur. Sömürü düzeninin sınırları içinde başka bir çıkış yolu bulunmadığından, kapitalizm işçiyi kendine “bağımlı” hale getirir.

Öznel yapıcılığından kopan insan, mikro alanda uyuşturucu madde bağımlılığının, makro anlamda ise kapitalist ekonomik ilişkilerin belirlediği toplumsal yaşantının nesnesi haline gelir. Nesneleşme süreci insanı yoğun bir çaresizliğe, bunun sonucu olarak da boşvermişliğe itebilir ve bir kısır döngü yaratır. Bu kısır döngünün kırılması kişinin kendisi ve sınıfı üzerindeki tahakkümün farkına varması ve bunu ortadan kaldırmak üzere nesnel koşullara müdahale etmesi ile mümkün olabilir. Özne kimliği dayanışmacı bir ortamda yeniden inşa edilebilir.

Bu dayanışmacı ortam insan onuruna yakışır sağlıklı bağların kurulduğu bir örgütlenmedir. Uyuşturucu maddeler ile günlük yaşamını ancak sürdüren insanın yaşama yeniden ve bütün çeşitliliğiyle örgütlenmesi gerekir. Kendi yaşamına ve onu hastalandıran ortama müdahale etmeye başlaması sonuçtan bağımsız biçimde insanı yeniden ayakları üzerine dikebilir, kendi varlığını savunma şansı sağlayabilir.

Sağlıklı bağlarla bir araya gelebilme yani örgütlenme insanoğlunun çok eski zamanlardan beri geliştirdiği ve doğadaki tüm diğer yaşam formları arasından sıyrılarak doğaya yön verebilme becerisine katkıda bulunan belki de en önemli özelliğidir. Uyuşturucu madde bağımlılığı insanın bu yanını yadsıması, toplumsal işbirliğinin her düzeyinden kendini soyutlaması olarak da okunabilir. Bu aynı zamanda yaşama yön verme çabasından zımni bir vazgeçiştir.

Sosyalist toplum tanımı gereği örgütlü, gerçek anlamıyla “katılımcı”, dayanışma içinde ve yüzü ileriye dönük bir işçi sınıfının ürünüdür. Toplumsal yaşam tüketim ve kâra değil ihtiyaçlara göre üretim ve planlama esasına dayalıdır. Eğitimin, sağlığın, bilimin ve hukukun insan yaşamının iyileştirilmesinin hizmetine verilmesi, bunun için planlanması ve geliştirilmesi söz konusudur.

Çözüm öfkeyi kendine yöneltmek yerine zihni ve bedeniyle barışık yaşayan kuşakların yetişebileceği bir toplumsal hayatı örgütlemeye çalışmaktadır.Dünyayı değiştirme iddiasından vazgeçmeyen bir sosyalist toplum düzeni uyuşturucu madde bağımlılığının da panzehiridir. Bu açıdan insanlık kendi emeği üzerinde kolektif olarak kontrol sağlayabildiğinde, maddeler üzerinde de kontrolün sağlanması mümkün olacaktır.

Kaynaklar:

[1] Murray R, Morrison P, Henquet C, Di Forti M (2007) Cannabis, the mind and society: the hash realities. Nat Rev Neurosci, 12: 885-895.

[2] Brook KA, Benne J, Desai SP (2017) The Chemical History of Morphine: An 8000-year Journey, from Resin to de-novo Synthesis. J Anesth Hist, 3 (2): 50-55.

[3] Michael-Titus A, Revest P, Shortland P (2010) Addcition, Nervous Systemiçinde. Londo:, Churcwill Livingstone, ss. 301-313.

[4] Bellum S (2010) Coca-Cola’s Scandalous Past – National Institute on Drug Abuse for Teens. https://teens.drugabuse.gov/blog/post/coca-colas-scandalous-past.[Erişim tarihi: 21.4.2019].

[5] UNOCD (2008) Chronology: 100 Years of Drug Control – United Nations Office on Drug Control.https://www.unodc.org/documents/wdr/WDR_2008/timeline_E_PRINT.pdf. [Erişim tarihi: 21.4.2019].

[6] Smithfield B (2016) Heroin was a trademarked medicine by the Bayer company in the early 1900s.https://www.thevintagenews.com/2016/10/10/heroin-was-a-trademarked-medicine-by-the-bayer-company-in-the-early-1900s/. [Erişim tarihi: 21.4.2019].

[7] Hayes JP (2014) The Opium Wars in China – Asia Pasific Curriculum. https://asiapacificcurriculum.ca/learning-module/opium-wars-china. [Erişim tarihi: 21.4.2019]

[8] Volkow ND, Morales M (2015) The Brain on Drugs: From Reward to Addiction.,» Cell, 162: 712-25.

[9] EMCDDA (2017) Avrupa Uyuşturucu Raporu 2017: Trendler ve Gelişmeler | Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi. Avrupa Toplulukları Resmi Yayınlar Bürosu, Lüksemburg.

[10] Robins P (2007) The Opium Crisis and the Iraq War: Historical Parallels in Turkey-US Relations. Mediterranean Politics, 12: 17-38.

[11]

Binbay T, Direk N, Aker T, Akvardar Y, Alptekin K, Cimilli C, Çam B, Deveci A, Gültekin BK, Şar V, Taycan O, Ulaş H (2014). Psychiatric epidemiology in Turkey: main advances in recent studies and future directions. Turk Psikiyatri Derg, 25: 264-81.

[12] Karriker-Jaffe KJ (2011) Areas of disadvantage: a systematic review of effects of area-level socioeconomic status on substance use outcomes.Drug Alcohol Rev, 30: 84-95.

[13] Alexander B (2008) The Globalization of Addiction: A Study in Poverty of the Spirit. Oxford University Press.

[14] soL Portal (2019) Zindaşti davasının firari sanığı Kadıköy’de öldürüldü. http://haber.sol.org.tr/turkiye/zindasti-davasinin-firari-sanigi-kadikoyde-olduruldu-260345. [Erişim tarihi: 21.4.2019]

[15] Marx K, Engels F (1975) Birinci Enternasyonal’de Örgütlenme Meselesi. Çev.Cenap Öktener. Ankara: Ser Yayınları.

NARKOTİK DOSYASI : Ajan cinayetinde Zindaşti sorgusu


Ajan cinayetinde Zindaşti sorgusu

Eski İranlı istihbaratçı Mevlevi cinayeti şüphelilerinden Birol Ö.’nün uyuşturucu baronu Zindaşti’yle bağlantısı tespit edildi. Telefonunda “Ata-2” ismiyle kayıtlı kişinin Zindaşti olduğunu doğrulayan zanlı “İş konuştuk” dedi

İranlı eski istihbarat görevlisi Mesut Mevlevi, Şişli’de 14 Kasım’da silahla öldürüldü. Gözaltına alınan 11 kişiden 7’si tutuklandı. Hâkimin, Naci Zindaşti sorusuyla karşı karşıya kalan şüpheli Birol Ö., uyuşturucu baronuyla irtibatını kabul etti ancak cinayet iddiasını reddetti. Şüphelilerden Abdulvahhab K. ise ifadesinde, "25 Kasım’da gözaltına alındım ve iki gün boyunca karanlık bir yerde gözlerim kapalı bir şekilde tutuldum ve bana ajan olduğum söylendi. ‘Kime çalışıyorsun’ diye sordular. Metrobüsle eve giderken koluma girdiler ve üstüme çullandılar. ‘Sen kaç para karşılığı neden öldürdün’ dediler. Ben öleni tanımıyorum. 2009’dan beri İstanbul’dayım ve günlük işlerde çalışırım" dedi. Şüpheli Amın P. de iki yıldır bulunduğu Türkiye’de turizm ve emlak acentası, İran’da holdingi olduğunu, ölen Mevlevi’yi tanımadığını belirtti. Amın P.’nin avukatı da Mehti Şahin Tekin, müvekkilinin olaydan 12 gün sonra gözaltına alındığına dikkat çekerek, "Azmettiren olsaydı başka ülkeye kaçardı. Durumu çok iyi olan birisinin böyle bir suçun içinde olması mümkün değildir" diye konuştu.

ALİ ASFENJANİ VE ZİNDAŞTİ
Tutuklu Aşkın B. de maktulü tanımadığını iddia etti. Sına F. ile Veli S. de suçlamaları reddetti. Houtan K. ise sorgusunda Ali Asfenjani’yi tanıdığı anlattı. Houtan K. "Ali ile bir yıl önce aynı şirkette farklı mağazalarda çalıştık. Ali olayın olduğu gün bana bin lirayı İran’da bir şahsa göndermemi istedi. Biz de Sına ile o gün yemek yedik. Ali de yanımızdaydı. Davranışlarında bir anormallik yoktu. Ali’yi de alacağımdan dolayı aramıştım" şeklinde konuştu. Tutuklanan şüpheliler, hakimin Zindaşti sorusuyla karşı karşıya kaldı. Birol Ö., "Döviz bürosunda çalışırım. Zindaşti 20 yıla yakın arkadaşımdır. Altın işi yaptığını biliyorum. Zindaşti ile en son tam hatırlamamakla birlikte olaydan 3-4 gün önce görüştüm. Onun Bursa’da dairesi vardı. Dairenin işleriyle ilgili görüştüm. Yardımcı olmamı istedi. İlk ifademdeki Süheyl ismi uydurmadır. Ata-2 olarak kayıtlı olan şahıs Zindaşti’dir. Abdulvahhab benim eski patronumdur" dedi. Birol Ö.’nün avukatı da "Müvekkilimin Abdulvahhab ile arkadaş ilişkisi vardır. Zindaşti isimli yapılan mesajlaşmalar ise tamamen işine ilişkindir" ifadesini kullandı.

NARKOTİK DOSYASI : Meksika’da 52 çantadan 25 ceset çıktı


Meksika’da 52 çantadan 25 ceset çıktı

Meksika’da polis ekiplerince bir çiftliğe düzenlenen baskında bulunan 52 çantanın içerisinde bulunan 25 cesede dair savcılığın yürüttüğü soruşturma sürüyor.

Meksika’da bir çiftlikte arama yapan polis ekipleri, çantaların içerisine saklanmış 25 ceset buldu. Cestlerden 5’inin kadın cesedi olduğu bildirildi.

Meksika’da en güçlü uyuşturucu kartellerinin yaşadığı Jalisco eyaletine bağlı Tlajomulco şehrindeki bir çiftlikte arama yapan polis ekiplerinin 52 çantanın içerisine gizlenmiş 25 ceset bulduğu Meksika basınındaki haberlerde de yer aldı.

Cesetleri Aileler Teşhis Ediyor

Jalisco eyalet savcılığı tarafından olayla ilgili yapılan açıklamada, 6 cesedin ailelerince teşhis edildiği ve cesetlerin teşhis edilme sürecinin sürdüğü bilgisine yer verildi. Ayrıca kimlikleri tespit edilen cesetlerin sabıka kaydının olduğu ve olayla ilgili soruşturmanın sürdüğüde savcılık açıklamasında yer aldı.

Uyuşturucu Karteli Bölgede Güçlü

Savcılık, Ulusal Muhafız Birlikleri tarafından 15 gün önce Jalisco eyaletindeki Toluquilla semtinde bulunan depoya düzenlenen baskında tutuklanan 15 kişinin ifadeleri doğrultusunda çiftliğe ulaşıldığı bilgisine de yer verdi. ‘Jalisco Yeni Nesil’ adıyla bilinen uyuşturucu kartelinin cinayetleri işlemiş olabileceği düşünülüyor.

Meksika’nın Uyuşturucu Karteliyle Savaşı Sürüyor

Meksika, Eylül ayında da Guadalajara civarındaki bir kuyuda bulunan cesetlerle sarsılmıştı. Kuyudaki 119 poşetin içerisinde bulunan vücut parçaları üzerinde yapılan incelemeler neticesinde cesetlerin 41 kişiye ait olduğu belirlenmişti.

Meksika’nın uyuşturucu kartellerine karşı başlattığı savaş halen sürüyor. Tam bir şiddet sarmalının yaşandığı savaşta yaşamını yitirenlerin sayısı 300 bini geçti. 340 binden fazla Meksikalı ise yerinden yurdundan oldu. 40 bini aşkın kişinin ise kaybolduğu biliniyor.

Meksika’da 2018 yılında işlenen 35 bin 964 cinayetin bir çoğunda uyuşturucu kartelinin parmağı var. Meksika’da 2017 yılı içerisinde işlenen cinayet sayısı 32 bin 79 iken, 2019 yılında ise bugüne kadar 26 bin cinayet işlendi.

NARKOTİK DOSYASI /// Ramazan Narin : Uyuşturucu Cehennemi


Ramazan Narin : Uyuşturucu Cehennemi

Türkiye ve Türk Milletinin en büyük düşmanı ne Amerika, ne Rusya, ne de Başkanlık Sistemi veya irticadır.

Yanıyoruz ey halkım ! En sinsi ve acımasız düşman ;

U Y U Ş T U R U C U ‘ dur..!

Bu konuda, neden hiç yazmadığımı sorguladım ve kendime çok kızdım çok !
Bandırma Açık Ceza ve İnfaz Kurumunda C.İ.K, yani Cezaevinde bulunduğum sürede, her tarafına dövme yaptırmış, kolları ve vücudu jiletlenmiş gençleri görünce, tahliyemden sonra sokaklarda yatanları ve gözleri kaymış gezen çocukları görünce ancak, bu düşmanın farkındalığına vardım…

Sivil hayatımda ne yalan… farkında değildim veya bu konunun ciddiyetini kavramamıştım. Şimdi ise ; gazete ve tvlerdeki uyuşturucu operasyon haberlerini, daha dikkatli izliyorum nedense… İnternet ortamında uyuşturu dosyalarının ve faillerinin sayısını, uyuşturucudan mahkum olanların sayısını, hele uyuşturucu yüzünden ölen ve istikbalini kaybetmişlerin sayısını öğrendim de, zehrin derecesinden dehşete düştüm arkadaş, dehşete !

Açık olmasına rağmen (kapalıda yatıp cezası azalanlar da, açık a geliyor.), uyuşturucunun Baronları orda, Torbacı dedikleri satıcıları orda, içici Keşler de orda…Adeta pazar orda ! Bir kilo toz, bir otobos sistemi… sadece dışarıda kurgulanmıyor. Açık cezaevlerinde telefon serbestimiz var, izin gibi de bir lüksümüz var… Cezaevindeki tecrübelileri tarafından, maalesef ; cezaevlerinde de mahkum sistem maalesef yürürlükte..!
Uyuşturucu muhtevasını, ben içeride öğrendim. Tekel ürünleri ve alkol ve sigaranın da, bu kategoride olduğunu anlayınca da… şimdi… sigarayı bırakma kararı da verdim.
UYUŞTURUCU KATEGORİSİ : Sentetik, Kimyasal ve Doğal olarak ana çeşitleniyor da, hapçısı ve gazcısı ile, kuru ve ıslakçısı gibi türevleri ile çok zengin bir kategori…

Ben dışarıda çok az çeşidini duymuşum, içeride aynı koğuşlarda yatınca diğer çeşitlerini de öğrendim ve dehşete düştüm…
Parası az olanlar, kola-biradan, limona karanfil ve tarım ilacı v.s ler katarak, eczanede satılan AFERİN gripal hap-SİKLOPEJE göz damlası, MORFİN gibi, pek çok ilaçlardan da, Baly-Selülozik Tiner, Derby gibi yapıştırıcılar da, hatta çakmak gazı ve kolonya bile…kafa bulma ve uyuşma seansları yapılabiliyormuş ki ; Cezaevindeki revirde doktora çıkan müptelalara, günlük tüketecekleri ilaçlar, İnfaz Koruma Memurlarınca torbada verilip, göz önünde içiriliyor ! Bunları orda, DEVLET Mamülü uyuşturulanlar olarak görüyorduk…
Esrar, Kubar, Afyon sakızı, Kenevir, Eroin, Selfi, Met,, Extasy, Skank, Roch, Bonzai, Elesti, Marok, Kokain, Line, Taş, Captagon, Jamaike, Apalgan, Coink, Zombi Hapı, Mariuana, Maraş Otu gibi onlarcası var…Bunlar ; Türk Ceza Kanunundaki cezaları göze alınarak, satılıp-içilebiliyor.
Devlet eliyle eczane ve bakkalda, İLAÇ namıyla satılan, yeşil veya beyaz reçeteli hap ve şuruplar da cabası…Nerudan, Lilika, Nevrotin, Tegratur, Triptol, Karazeplin, Muskopon, Modifike, Lavaiki, Serigual, Dolfen, Drofilopol, Gomofilin, Gomoflak, Kongest, Kenzi gibi gibi…Mercimek, Ferari, Dizel, Gülenadam, Kiraz, Dolar, Mercedes, Lacost gibi türevleri de üretilmiş ki, bu isimlerle uçtuklarını düşünüyorlar içicileri…
ARZ ve Talep meselesi diyorlar…Uyuşmak isteyen beyinler ve bedenler için, alternatif çok ve müthiş bir ekonomik pazarı var. Kazananları var, kaybedenleri var !
UYUŞTURULAN GENÇLER !
KOLTUK DEĞNEKLİ, BACAĞI KESİK İÇİCİ ;

Cezaevinde, yemekhane bölümü kapalı, sigara içemiyorsunuz. Bahçeye çıkınca oturma alanları çok az ve çok kısıtlı. Sundurmada 30 kişinin oturabileceği üçlüler, bahçede ise topu topu 10 tane BANK var…Yere oturmamak için koğuşlardan plastik tabureler getiriliyor. Böylesi bir ortamda otururken, sol bacağı diz kapağından aşağısı kesik, koltuk değnekli bir genç yanımıza geldi…Yakışıklı da… Geçmiş olsun dedim. Bacağını askerde mi, kazada mı kaybettin diye sordum.

YANDI ! dedi.
Anlamamıştım tabii, ama anısı kötüdür diye… üzerine gidip sormadım nasıl yandığını. Ertesi gün, onun koğuşundan bir arkadaşı geldi yanıma ve o bacağın nasıl yandığını anlattı.

İRKİLDİM !

Gerçekten, yanıyormuşuz arkadaş !
Bursa, ULUDAĞ yolunda bir piknik yapmışlar ve ateş yakarak, köfte ve etlerini de pişiriyorlarmış. BONZAİ falan içmişler. Bu genç, ateşin yanına kurdukları masada, ateşin yanında oturuyormuş. Sol ayağını, bilinç dışı ateşin içine atmış, bacak yanıyormuş ama o dirseklerini masaya koymuş, arkadaşlarıyla sohbete devam ediyormuş. Ta ki arkadaşlarından biri, et kokusunu duyuncaya kadar. İnsan eti pis kokar ! Arkadaşı müdahale ettiğinde, bacak gerçekten yanmış, pişmişmiş ! Tıbbi müdahalede, bacak kesilmiş tabii ki.
Bacağınız ateşte yanıyor ve pişiyor kömür oluyor, siz muhabbete devam ediyorsunuz !
Offff dedim…Arkadaş bu nasıl BONZAİ dir arkadaş !

Ben, çay bardağı sıcak ise elimi anında çekiyorum da, sen ayağını ateşte pişiriyorsun ve gıkın çıkmıyor !

‘ Abi, içtiğimiz kaliteliydi ! ‘ dedi çocuk…!

Evet kaliteli imiş !
Bir örnek daha anlattı. Bu sefer bir evde içmişler 3 kişi. MET içtik dedi. Ama bonzaide vardır belki. Sızmak üzereydik. Bir arkadaşımız kendisine kahve yapmak için mutfağa gitti. Arkadaşları, kahve yapmak için doğalgazlı ocağı yakmış ama bu arada başı ocağın üzerine düşmüş…! Ne mi olmuş ? Bunlar içeride sızmışlar, kahveci arkadaşları mutfakta sabaha kadar kafasını pişirmiş ve başı kömür olmuş ama o kafasını ateşten kaçırmamış veya kaçıramamış ve ocak da sönmemiş ! Diğerleri zaten uçmuşlar ! Burda da, kullandıkları madde bayağı kaliteli imiş. 600 er liraya aldıkları 1 er gramlık kokainle başlamışlar partiye, kafayı bulmuşlar, sabahında bir kafayı da… yakmışlar !
Birkaç gün sonra ; dinlediklerimin dehşeti bitmemişken, sundurmada bir genç, sırtüstü kendini yere attı… Sara zannettim, ağzından köpükler falan geliyor, bacakları tir tir titriyordu. Müdahale etmediler de, sadece bacaklarını yukarı kaldırıp beklediler. O bacakların, o ayakların titremesini… ben sadece kurban keserken, can çekişen koyunların bacaklarında görmüştüm ki, aslında korktum ! Gidiyor, ölüyor sandım. Bilenler geldi. Bişey yapmayın, 5 dakka sonra geçer dediler ki, hakikatten 5-10 dakka sonra, bu kriz geçirme bitti ve çocuk, kalkıp yürüdü, gitti. Kullandığı madde… kalitesiz dediler, ordaki uyuşturudan anlayanlar !

Haaa.. Bir genç daha vardı. Bahçedeki sundurma altında bir karo taşını belirliyor kendisine… Sayım saatine kadar belki 3, belki 4 saat, hiç kıpırdamadan o noktada dikiliyor heykel gibi ! Sadece, benim gibi istediğinde kendisine sigara verenlerden biri yanından geçerken, ‘DAYI Bİ SİGARA’ diyor. Dalcılık yapıyor garibim. Belli ki, cezaevine para da gelmiyor onun adına. Veriyorum sigarayı, hatta yakıyorum da ve DİKİLME NÖBETİNE sigarasını içerek yine devam ediyor çocuk ! Bu çocuğun içtiği herneyse veya içmediği…bence kaliteli imiş ki, bu çocuk artık toplumda, GEREKSİZ konumuna düşmüş, az zararlı !
Cezaevinden izine çıkmış, izin dönüşünde ayakta duramayacak ölçüde uyuşturucu ve madde alarak, cezaevine geri gelmiş ve arkasından gelen bir acılı babanın, bu oğlunu idareye ihbar ederek, oğlunun açıktan kapalıya gönderilmesini, hakkında ek cezalar almasını sağlamış ortamları da gördüm ya…o babanın çaresizliği karşısında çok üzüldüm çok… Düşünseniz ya, BABA, oğlunun cezaevinden tahliye olmasını arzular değil mi ? Yoksa, birkaç sene fazla yatmasını arzulamaz ! Bunu yapanlar, bu sistem ve bu düzen, kahrolsun..!
Tuvaletlerde, banyolarda kapısını kapatıp içeride kendisinden saatlerce geçmiş kişileri de unutmayalım tabii. Siz şimdi soruyorsunuz ! Kardeşim, orası cezaevi, orda uyuşturucunun ne işi var ? Bence sormayın !

Çünkü başta dedim ya, baronlar orda, torbacılar orda, içiciler orda…Onların olduğu yerde, uyuşturucu olmaz mı ?
Uyuşturucu parası için ailesini mahf etmiş, annesini babasını dövüyormuş ve bu olayların içinde babasını (öğretmen) katil etmiş bir müptelanın, babasını da tanıdım cezaevinde. Evlat katili olarak yatıyordu biliyor musunuz ? O acıyı, anlamaya bile çalışmaya cesaret edemedim.
Cezaevindeki, katillerle de çok muhabbetlerim oldu. Onlardaki öldürme güdülerini, şimdiki vicdan azaplarını ölçmeye ve anlamaya çalıştım da, onlar bana masum geldi biliyor musunuz ? Katiller, bir kişiyi öldürüp oraya gelmişler de, peki uyuşturucuya alıştırılan gençlerin sayısı ve o gençlerin ailelerini neden öldürülmüş kabul etmiyorsunuz mesela ? Uyuşturucuya alıştırılmış bir genci ve ailesini de öldürüyorsunuz aslında, çünkü o aile ve o genç, artık GEREKSİZ konumuna düşüyor ve canlı cenaze haline haline dönüşüyor öyle değil mi ? Yani uyuşturucu sektöründeki göz yumanlar, satıcılar… sizler cinayet değil katliam yapıyorsunuz arkadaş, katliammm !
Haa diyeceksiniz ki, cezaevi idaresi göz mü yumuyor içeriye sokulan uyuşturucuya diyeceksiniz şimdi. Vallahi ben bilemem de, bildiğim ; hemen hergün koğuş aramalarımız yapılıyordu, arada bir, sayımlarda da ( günde 5 defa, firar olmuşsa 6-7 defa sayılıyorduk.) NE VARSA ÜZERİNİZDE ÇIKARIN YERE KOYUN deniliyor ve bahçede de, ayakta memurlar tarafından aranıyorduk. Yakalananlar olmuyor muydu… ?

Tahliyeme 15 gün kala idarenin yaptığı operasyonlar sonucu, ama içeri sokarken, ama içeri sokulan uyuşturucular yüzünden 5-10 kişi, TUTANAK tutularak kapalıya gönderilmişti. Yani, İdare de uyuşturucuyla mücadele ediyordu ! Mükemmeliyetini bilemem sadece !
UYUŞTURUCU Sektörünün içindekilere GEREKSİZLER diyorum da…Allah aşkına, siz uyuşturucu kullanan birine o halinde ev, iş, kız v.s verir misiniz ? Derneğiniz de, partinizde görev verir misiniz ? Uyuşturucu satan-içen birine, herhangi bir şeyinizi verir misiniz ? Ama bunların hepsi toplumda ve içimizdeler ve ama farkında olarak, ama farkına varmadan, hepimiz onlara bir şeylerimizi veriyoriz ki, devlette onlara AMATEMLERİ veriyor, Cezaevlerindeki HÜKÜMLÜ kadrolarını veriyor falan…
Uyuşturucu sektöründekilerle, bana herşeylerini anlatmasalar da… konuşmaya çalıştım içeride… Pekçoğunda pişmanlık, hiç görmedim. Çıkınca hepsi, hırsızlık yapmaya, gasp yapmaya, tecavüzcülük yapmaya ve cinayet-yaralama bütün katolog suçları işlemeye devam edecekler. Kararları bu. “ DAYI ; düşünsene 1 gram kokain alacam, 600 lira lazım ve bende yok. Ama karşınızda oturan veya ordan geçen birinin cebinde var. Onu almayacak mıyım diyor ! Hiçbirşey yapamazsam, 1 saat içinde 5 tane LCD TV indirirm dükkan ve kahvelerden, gider satar ve maddemi alırım diyor. Onlar için, uyuşturucuya ulaşmak, bizim sigaraya ulaşmamısdan daha kolay yani…Girdiğim mahalledeki bütün satıcıları bilirim diyor, her sokakta 5-10 kişi bunun içinde diyor. Bunun esiri olanlar da, ister istemez artık suç makinesi ve potansiyel suç işleyecek insanlar. Ben de yok, onda nasıl var ? Diyebiliyorlar yani ! Korktum, ne yalan ! Onlarla, aynı koğuşta yattım. Düşünsenize çevrenizde uyuşturucu krizi tutmuş biri var ve parasızlık yüzünden çaresiz !

Çare mi ? Çare sizin cebiniz, sizin malınız, sizin canınız !
Haaa, İdareden heryerde kamera olduğu için izleniyoruz sürekli. Ben kimsenin niçin cezaevinde yattığını bilemem ama suçum uyuşturucu diyenlerle arada volta da atmışımdır, oturup konuşmuşumdur da…Uyuşturucu takibinde, bu temaslar yüzümden başım belaya girecek, senin onla ne işin var diye sorgulanmaktan arada korkmadım değil. Ama orası cezaevi. Herkesin bir suçu var ki orda yatıyor. Suçsuzlar ve iyiler diye bir koğuş yok ki ! İdareciler, uyuşturucu ile mücadele adına ve başedebilmek için, bizi ispiyonculuğa teşvik eden söylemler yapıyorlar da, aynı koğuşta yattığınız birini ihbar ettiğinizi düşünün, yarın ortaya çıkınca da aynı koğuştasınız !

Yahuuu KETİL gibi aletler de var koğuşta. Siz uyurken, ketil’de kaynatılan suyu üzerinize boca ederse birisi, napacaksınız mesela ?

Ki ; bu şekilde kaynar suyla haşlanan mahkumlar da oldu o süreçte !

Yani, ispiyonculuğu tavsiye etmem kimseye ! Herkes görevini yapmalı.
Uyuşturucu ile mücadele mi ? Mücadelede önce hepimiz nefer ve gönüllü olmalıyız. Devletin verdiği 3 yıl – 5 yıl cezalar, onlara vız gelip tırıs gidiyor. Bu konuda bütün kamu kurum ve kuruluşları, Belediyeler dahil, derhal önleyici tedbirleri eğitimle halkımıza öğretmeli ve bu uyuşturucu yüzünden bir neslin, bir devletin pekala yıkılabileceği, mutlaka kavratılmalı. Koskoca bir millet, koskoca bir devlet… uyuşturucu ile pekala çökertilebilir ve yok edilebilir. Uyuşturduğunuz bir millete de, herşeyi yaptırabilirsiniz yani…
Devleti yöneten siyaset..! Sizler, asıl sorumlusunuz arkadaş ! Benim burda yazıp-çizdiğimden, anında haberdar olup, beni maddesine uydurup hapse atabiliyorsunuz yaaa, peki işbu uyuşturucu cenneti haline getirilen, cennet denilerek cehenneme çevrilen ülkemizdeki uyuşturucu baronlarını, siz bilmiyor musunuz ? Torbacılarını bilmiyor musunuz…İçicilere verilen cezalarla, müşteriyi yok mu ettiğinizi sanıyorsunuz ?
Ülkemizde, hızla ve feci şekilde artan suç oranlarının, farkında değil misiniz ? Daha bu sabah, TV de izledim çocuk istismarına dair açılan dava sayısını ve fail sayısını da, artan hırsızlık, gasp, cinayet, tecavüz gibi, diğer suçları düşünemiyorum, ne kadar arttı ! Rakamsal olarak vermeyeceğim bu fecaati, isteyen araştırır ve bulur. Suç ve suçlu sayısındaki müthiş artışı siyaset çözümleyemiyorsa, lütfen yaşadığınız yerdeki emniyet birimlerine gidiniz ve akseden sonuçları bi alınız ! Alın ve görünüz ! Arkadaş, beni dövdüler diye karakola gidebilirsiniz de, benim çocuğuma istismar var diye kaç baba, kaç anne karakola gidebilir ? Bu dehşeti yaşatan ekonomik olumsuzluklar kadar, uyuşturucu fail değil midir ? Hani o kafa kesen, adam yakan IŞİD görüntüleri vardı ya, o sahnelerdeki katiller, bunu normal kafayla mı yapıyordu sanıyorsunuz! TERÖR ve TERÖRİSTİ de besleyen asıl kaynağın dahi, uyuşturucu olduğunu nasıl görmezsiniz ! Uyuşturucu sektöründe dönen trilyonlarla, sistemini sürdürenleri, artık hepimiz görmeli ve bilmeliyiz !
Türkiye’deki cezaevlerindeki doluluk oranları fecaat, millet yerlerde yatıyor. Yeni yapılan cezaevi haberlerini de duyuyorsunuz da, çözüm bu mu sizce ? Amerika da ilk başkan zamanında 30.000 olan mahkum sayısı, OBAMA döneminde 3,5 milyona çıkmış da, Amerika suçu mu önlemiş sanıyorsunuz ? Uyuşturucu sektörü her şekilde kazandırıyor. Mahkum ettiklerinizde, günlüğü 8-9 liraya size hizmet ediyorlar cezaevlerinde…
UYUŞTURUCU ; düşünemeyen, sorgulamayan ve irdelemeyen bir toplum yaratır ki, uyuşturucudan memnun olan tek kesim, yönetici kesimdir. Çünkü yöneticiler, tepkisiz bir toplum yarattıklarını düşünerek, politikalarını daha rahat uygularlar ve vahşi kapitalizm de böyle devirlerde, vücut bulur. Dini, AFYON niyetine kullanarak bu dehşeti ve bu gidişatı asla durduramayız. Önceliğimiz, FARKINDALIK ve EĞİTİM olmalıdır arkadaş ! Uyuşturucu, milletimiz için bir risk olmaktan çıkmış, artık bariz ve açık bir tehlikedir…BİLİNE !
Bandırma Belediye Başkanımız, Üniversite Rektörümüz, Milli Eğitim Müdürü, Emniyet Müdürü, Başsavcımız, Cezaevi müdürlerimiz…Baromuz, Hastane Başhekimlerimiz ve bütün STK lar, bir an önce bu konuda bir araya gelmeli ve planlı programlı bir şekilde, UYUŞTURUCU MÜCADELESİNİN, gereğini yapmalıdırlar. Türkiye ve şehrimiz uyuşturucu cenneti olmaktan çıkarılıp, gençlerimiz ve milletimiz bu illetten kurtarılmalı… sektör için cehenneme çevrilmelidir. Yoksa ; göz göre göre bir gençlik, bir nesil öldürülüyor, millet yok ediliyor !

Biliniz !

TTK. 02/11/2019 NOGAYTÜRK/BANDIRMA

NARKOTİK DOSYASI : Brezilya Cumhurbaşkanı Bolsonaro’nun filosunda görevli askerde 39 kg kokain bulundu


bolsonaro

Brezilya Cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro’yu Japonya’da yapılan G-20 Zirvesi’ne götüren uçak filosundaki askeri uçağın bir mürettebatı, uçağın duraklama yaptığı İspanya’nın Sevilla kentinde 39 kilo kokainle yakalandı.

Uyuşturucu kaçakçılarıyla mücadele sözü vermiş olan Bolsonaro, olayı "kabul edilemez" olarak niteledi.

İspanyol polisi, Bolsonaro’yu taşıyan uçağının Sevilla’da duraklamasından saatler önce Sevilla Havalimanı’na iniş yapan Brezilya Hava Kuvvetlerine ait uçakta görevli Manoel Silva Rodrigues’in çantalarında 39 kilo kokain bulunduğunu açıkladı. Plana göre Rodrigues’in bulunduğu askeri uçak Bolsonaro’nun uçağına Japonya’ya kadar eşlik edecekti.

Olay üzerine Bolsonaro’nun uçağının duraklama noktası Lizbon olarak değiştirildi.

Brezilya Hava Kuvvetleri, Rodrigues’in uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle gözaltına alındığını ve olayın ordu tarafından da araştırıldığını belirtti.

Brezilya Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hamilton Mourao da "Taşıdığı uyuşturucunun miktarına baktığınızda bunu köşe başından almadığını anlayabilirsiniz. Açık kı uyuşturucu kuryeliği yapıyordu" dedi.

LİNK : https://twitter.com/jairbolsonaro/status/1143981109908254720

Brezilya Cumhurbaşkanı Bolsonaro da Twitter’da yaptığı açıklamada olayın kabul edilemez olduğunu ve söz konusu askerin en sert şekilde cezalandırılması emrini verdiğini belirtti. Bolsonaro "Hiç kimsenin ülkemize bu saygısızlığı yapmasına göz yumamayız" yazdı.

Brezilya dünyanın en büyük kokain pazarlarından ve Avrupa ile Afrika’ya gönderilen kokaininin duraklarından biri.

Bolsonaro son olarak uyuşturucu bağlantılı suçlara daha ağır cezalar getirilmesini desteklemişti.

NARKOTİK DOSYASI : DERİN İNTERNET (DEEP WEB) ÜZERİNDEN UYUŞTURUCU SATIŞI TAM GAZ DEVAM EDİYOR !!!!


ÖZEL BÜRO NOTU : ÇEVRENİZDE, İŞYERİNİZDE, OKULUNUZDA, MAHALLENİZDE YADA İNTERNETTE, SOSYAL MEDYADA BU TÜRDEN UYUŞTURUCU MADDE SATAN YADA SATIŞINA İMKAN VEREN KİŞİ YADA KİŞİLERİ GÖRMENİZ YADA DUYUM ALMANIZ HALİNDE LÜTFEN TARAFIMIZA BİLDİRİN. KİMLİĞİNİZ GİZLİ TUTULACAK VE İHBARINIZ SONUÇ VERENE KADAR YAKINDAN İLGİLENİLECEKTİR. ANCAK EMİN OLMADIĞINIZ İHBARLARI YAPMMANIZ HAKKINIZDA YASAL İŞLEMLERİN BAŞLAMASINA NEDEN OLABİLİR. İLANEN DUYURURUZ.

DOSYAYI HAZIRLAYAN : EREN TALHA ALTUN (ÖZEL BÜRO EKİBİ ARAŞTIRMACISI)

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.