ANALİZ /// Şarkulavsat : Fırat’ın doğusunda müthiş pazarlık


Şarkulavsat : Fırat’ın doğusunda müthiş pazarlık

13 Nisan 2020

Dünyanın koronavirüs salgını ile mücadelesi sürerken Libya, Somali ve Yemen’de yer yer çatışmalar sürse de son 10 yılın en şiddetli ve sonuçları bakımından oldukça derin etkilere sahip savaşında, Suriye’de, görece sükûnet hâkim.

İdlib’te Rusya ile Türkiye arasında varılan ateşkes zaman zaman iki taraftan kısmi ihlallerine rağmen genel olarak devam ederken Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) kontrolündeki bölgeler ile ABD destekli YPG/SDG bölgeleri arasında küçük çaplı çatışmalar ve karşılıklı topçu atışları yaşanıyor.

Koronavirüs salgını, ekonomik daralma ve salgına karşı uluslararası önlemlerin askeri hareketliliğin ve şiddetin azaldığı Suriye’de savaşan tarafların destekçileri ülkeler arasındaki görüşmeleri yavaşlatmadığı gündeme gelen iddialar ile anlaşılıyor.

İdlib krizinde tansiyonun Moskova’da imza edilen Soçi ek mutabakatı ile düşürülmesinin ardından Suriye’de stabilizasyon ve siyasi çözüm için görüşmeler sürüyor.

Krizde etkin ve garantör konumdaki taraf devletler olan Türkiye, Rusya ve ABD arasındaki görüşmelerde Fırat’ın doğusunun gündeme taşındığı ve üç ülke arasında bir pazarlık döndüğü iddia edildi.

Deyrizor için uzlaşma arayışı

Türkiye için PKK’nın Suriye kolu durumundaki YPG ve onun Arap aşiret savaşçılarından teşekkül edilen SDG ile kontrol altında tuttuğu Fırat’ın doğusundaki alanlar milli güvenlik sorunlarının başında geliyor.

Fırat Kalkanı ve ardından Zeytin Dalı harekatlarını gerçekleştirerek sınırının batı kesiminden önce terör örgütü DEAŞ, ardından da YPG/SDG’yi uzaklaştırıldı.

Geçen ekim ayında da YPG/SDG kontrolündeki Tel Abyad ile Resulayn arasında 30 kilometre derinlikte, M4 hattı derinliğinde, bir alanı kontrol altına alan Türkiye’nin bu hamlesi Rusya’nın Fırat’ın doğusunda etkinlik alanı bulmasını sağladı.

ABD’nin Türkiye’nin BPH’na onay vermesi ile YPG/SDG ile darbe alan ilişkisi Rusya’nın yeni bir aktör olarak bölgeye girmesinin önünü açtı.

Fırat’ın doğusundaki bu değişimin ardından ABD ile Rusya arasında devriye çekişmeleri ve engellemeleri yaşandı.

Aynı süreçte YPG/SDG ile Şam yönetimi arasında Rusya’nın arabuluculuğunda uzlaşma görüşmeleri başladı.

Bu gelişmelerin gelinen noktada bölgedeki üç devletin çekişmeyi terk ederek müzakere masasına geçtiği iddia edildi.

Xeber 24 adlı sitenin Avrupalı bir diplomata dayandırdığı haberde göre Türkiye ile Rusya, İdlib’te stabilizasyonu sağladığı ve Rusya’nın M4 otoyolunun açılması, M4 yolunun güneyinin boşaltılması ve terör örgütlerinin tasfiyesi gibi temel taleplerinin karşılanması ile Fırat’ın doğusunda Türkiye’nin Deyrizor’a yönelik operasyonuna yeşil ışık yakacağı iddia edildi.

Habere göre Türkiye’nin Deyrizor petrol bölgelerini ele geçirmesi için bölgedeki enerji sevkiyatının yönlendirilmesinde Rusya’nın rızası, petrolden elde edilen gelirin Suriye’nin yeniden inşası için ayrılması ve Rus güçlerinin Türkiye kontrolündeki bölgelerde konuşlanması gibi şartlar müzakere ediliyor.

Independent Türkçe’nin haberine göre, YPG/SDG bölgesindeki yerel kaynaklar Şam ile uzlaşma görüşmelerinin başarısızlığının ardından Rusya’nın Afrin’deki gibi bir tercihte bulunabileceğini ifade ediyor.

“Asıl odağı DEAŞ hücreleri ve petrol sahalarını İran destekli terör örgütlerinden korumak olan ABD, Türkiye ve Rusya ile belirli şartlarda uzlaşabilir” diyen bölge sakini, aktivist (38), yaşanacak yeni bir çatışma dönemi korkusunun bölgede her zaman kendisini hissettirdiğini vurguladı.

Sahada da konuşulan üçlü müzakere hakkında konuşan yerel aktivist ve sakinler, Rusya ve ABD’nin konumları ve giderek zor bir hal alan siyasi çözüm önündeki engelleri kaldırma isteği nedeniyle ortamın Türkiye’nin lehine bir portre çizdiğini ifade ediyor.

Rusya ile İran çekişmesi, ABD’nin İran karşıtı konumlanışı ve hedeflediği politikanın siyasi ve askeri maliyetleri ile YPG içindeki tartışmalar müzakere iddiası üzerinden göze çarpan ve Fırat’ın doğusunun kaderini belirleyecek faktörler olarak karşımıza çıkıyor.

Rusya-İran çekişmesi

Yıllardır süren savaşın yeniden imarı için 400 milyar dolarlık bir pazar haline getirdiği Suriye’de taraflar arasında olduğu kadar müttefikler arasında da bir ekonomik rekabet yaşanıyor.

Doğu Akdeniz limanları ile hinterlandı geniş bir meta ve enerji ağının taç noktası durumundaki Suriye’de Rusya ile İran arasındaki ekonomik rekabet son birkaç yılda açık şekilde görünür hale geldi.

Esed’i destekleyen iki ülke masrafların tahsili için Suriye’nin ekonomik kaynak ve sektörlerini kendi adlarına işletmek istiyor.

Humus vilayeti kırsalında fosfat il merkezinde inşaat, Şam’da hizmet ve enerji işletmeleri, ülke genelinde iletişim sektöründe birbirleri ile rekabet halindeki Rusya ve İran siyasi olarak da ayrılığın eşiğindeler.

Rusya’nın, İsrail’e verdiği garantiler ve İsrail’e karşı hava savunma sistemlerinin hareket geçmemesi ile İran destekli terör örgütlerine gerçekleştirilen hava saldırıları kuşkusuz İran’ın Suriye’deki elini zayıflatıyor ve objektiflerin Rusya’dan İran’a kaymasına neden oluyor.

Diğer yandan Rusya, İran’ın Esed yönetimindeki askeri etkinliğini kırmak için ordu içinde yeni birimler teşkil edip atamalar konusunda direk müdahil olarak İran’ın ülke genelindeki varlığını örgütlerle kısıtlamaya çalışıyor.

İran ise, Rusya’nın bu girişimlerine karşı Irak-Suriye sınırını ve Şam’ın Lübnan ve İsrail ile olan sınırını bu örgütler aracılığı ile kontrol etmeye çalışıyor.

Beşşar Esed’in mali kaynağı durumundaki Rami Makluf’a ait şirketlerle Lübnan üzerinden anlaşmalara yaparak finans varlıkları ele geçirmeyi sürdürüyor.

ABD ile Türkiye’nin İran pazarlığı

Fırat’ın doğusunda DEAŞ’a karşı YPG ve SDG ile mücadele veren ve ülkenin güneyinde Fırat’ın kuzey yakasını kontrol eden ABD, Türkiye’nin BPH sonrasında askeri varlığının büyük bölümünü Arap popülasyonunun yoğunlaştığı Deyrizor bölgesine taşıdı.

İran’ın, Irak üzerinden Suriye’ye ve oradan Lübnan’a uzanan askeri köprüsünde önemli bir durak olan Elbu Kemal sınır hattı ve Deyrizor alanlarını rasata önem veren ABD’nin Suriye’deki politikası İran’ı engellemeye yöneldi.

Deyrizor’un Baguz nahiyesindeki son DEAŞalanını da ele geçirip binlerce DEAŞ üyesini hapishanelere yerleştiren ABD bölgedeki örgüt hücrelerine yerel güçlerle operasyonlar düzenlerken Ömer petrol sahası ve Şedadi’deki üslerini İran destekli örgütlere karşı güçlendiriyor.

Rusya ile müzakerede İdlib ve Rusya’nın İran rekabeti Türkiye için Fırat’ın doğusunda elini güçlendiren kozlar olarak göze çarparken bölgenin geleceği ile ilgili müzakerelerin diğer tarafında ABD ile Türkiye arasında en büyük başlık İran.

İddialara göre Türkiye, ABD ile yürüttüğü müzakerelerde Deyrizor alanlarının kontrolüne geçmesi halinde Suriye muhalefeti ile Fırat’ın doğusundaki Sünni Arap güçlerin İran karşıtı ortak hareketlerini sağlayacak, İran’ın bölgedeki etkinliğine izin vermeyecek ve petrolden elde edilen gelirlerle yeniden inşa süreci başlatılarak mülteciler Avrupa üzerinde bir siyasi araç olmaktan çıkarılacak.

Türkiye, İran ile İdlib Bahar Kalkanı operasyonu sırasında aktif olarak karşı karşıya gelmiş, İran’ın desteklediği Hizbullah ve Rıdvan Tugayları TSK noktalarına saldırmıştı.

Bu gelişmelerden sonra ilk defa Türkiye, İran destekli terör örgütleri ibaresini açıklamalarda kullanmış ve Rusya ile uzlaşma arayan görüntüsüne rağmen İran’ı çizginin dışında bırakmıştı.

Trump’ın Ortadoğu ve Afganistan’da uzun yıllar süren ABD varlığının ekonomik maliyetine vurgu yaparak bu bölgelerden çekilmelere hız vermesi Türkiye’nin Fırat’ın doğusu konusunda elini güçlendiren diğer bir faktör.

Yıllık maliyeti 20 milyar doların üzerine çıkan Suriye ve Irak operasyonlarının maliyetlerini düşürmek ve siyasi olarak daha stabil bir çerçevede İran ile mücadele etme arayışı içindeki ABD’nin Fırat’ın doğusunda Türkiye ve dolayısıyla Rusya ile uzlaşması muhtemel görünüyor.

Diğer yandan Irak’taki gibi bir bölgesel yönetim konusunda Şam ve Moskova ile YPG/SDG’nin yürüttüğü görüşmelerin başarısızlığı ABD’nin yerel partnerlerini korumak için göze alabileceğinden büyük bir siyasi ve ekonomik riskin işaretleri olarak yorumlanıyor.

YPG bölünebilir

Yerel kaynaklar Türkiye, Rusya ve ABD arasındaki müzakere iddialarının Fırat’ın doğusunda konuşulduğunu, Afrin nedeniyle Rusya’ya Tel Abyad ve Resulayn nedeniyle ABD’ye karşı duyulan güvensizliğinin bu iddiaları güçlendirdiğini ifade ediyor.

SDG içindeki Arap aşiret savaşçıları ile ilişkilerin YPG tarafından yeniden ele alındığını ifade eden kaynaklar, YPG’nin Deyrizor ve Rakka vilayetlerinden potansiyel savaşçı Arap gençlerini DEAŞ şüphesi ile tutuklayarak aşiretleri sıkıştırdığını vurguluyor.

Kaynaklar, Şam rejimi ile Moskova sayesinde müzakereler açıp kapatan YPG’nin İran karşısındaki tavrının örgütü Irak’tan yönlendiren Kandil nedeniyle belirsiz bir çizgide tuttuğunu, aynı belirsizliğin Türkiye’ye karşı konumlanırken Şam ile şekillenen ilişkide de kendisini gösterdiğini söyledi.

Fırat’ın doğusunda SDG içindeki kaynaklar Kandil ile Haseke arasındaki bir tartışma süreci yaşandığını ve YPG’nin bölünebileceğini iddia ediyor.

Terör örgütü PKK’nın İran ile ilişkisini bozmak istemediği için YPG’nin konumlanışına müdahale ettiğini iddia eden kaynaklar, Suriyeli örgüt yöneticileri ile Kandil arasında hem İran, hem Rusya desteğindeki Şam yönetimi hem de Türkiye ile aynı anda mücadele konusunda anlaşmazlık olduğunu savunuyor.

Bölgedeki Arap aşiretlerinin ABD ve DEAŞ karşıtı koalisyon üzerinden SDG’deki varlığını sürdürdüğünü ifade eden R. A. (31) adındaki Arap savaşçı, bölge Araplarının temel sorunlarının Esed rejimi, İran, El Kaide ve DEAŞ olduğunu ancak YPG’nin her fırsatta Şam ile müzakere yapmasının kendilerini rahatsız ettiğini belirtti

Şarkulavsat

FİLM TAVSİYESİ : MÜTHİŞ BİR CASUSLUK AKSİYONU – KIZIL SERÇE (2018 FİLMİ)


FİLMİ BURADAN SEYREDEBİLİRSİNİZ.

Kızıl Serçe / Red Sparrow

Hayatta annesinden ve baleden başka tutkusu olmayan Dominika, geçirdiği bir kaza sonucu baleye veda etmek zorunda kalmıştır. Gelecek planları bir anda tuzla buz olan genç kadın, onun gibi üstün yetenekli gençlere bedenlerini ve zihinlerini bir silah olarak kullanmayı öğreten gizli istihbarat örgütü Sparrow School’a katılır. Zorlu ve sadistik bir eğitimden geçen genç kadın, programın şimdiye kadarki en tehlikeli öğrencisi olur. Dominika şimdi sahip olduğu güçle geçmişiyle yüzleşmeli ve sevdiği herkesin hayatı tehlikedeyken, Dominika’nın güvenebileceği tek kişi olduğunu söyleyen Amerikalı CIA ajanı Nathaniel Nash’le uzlaşma sağlamalıdır…

Akademi ödüllü genç yıldız Jennifer Lawrence başrollü Kızıl Serçe, Amerikalı yazar Jason Matthews’un dünya çapında beğeni toplayan casusluk romanından aynı isimle beyaz perdeye uyarlandı. Başrolünde Lawrence’a CIA ajanı rolünde Joel Edgerton’ın eşlik ettiği filmin zengin kadrosunda aynı zamanda Jeremy Irons, Mary-Louise Parker, Douglas Hodge, Ciarán Hinds, Joely Richardson ve Matthias Schoenaerts de bulunuyor.

ÇOCUKLARIMIZ DOSYASI /// VİDEO : 10 HAFTADA HOLLANDACA ÖĞRENEN TÜRK KIZININ MÜTHİŞ SUNUMU


ÖZEL BÜRO NOTU : BU KIZIMIZI CANDAN TEBRİK EDİYORUZ. GEREK YURT İÇİNDE GEREKSE YURT DIŞINDA FIRSAT BEKLEYEN DAHA NİCE CEVHERİMİZ VAR VE EĞİTİM POLİTİKAMIZIN FAYDASIZLIĞI NEDENİYLE HEBA OLUP GİDİYORLAR. AMA HOLLANDA GİBİ YÜKSEK EĞİTİM KALİTESİNE VE STANDARTLARINA SAHİP ÜLKELERDE BU CEVHERLER ADETA GRİZU GİBİ FIŞKIRIP, KENDİNİ GÖSTERİYOR. ACİLEN BATI STANDARTI BİR EĞİTİM POLİTİKASI REFORMU GEREKİYOR.

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=zZwM-u2SKh0&feature=youtu.be

LİNK : https://www.linkedin.com/in/burcu-keskin-%F0%9F%91%A0%F0%9F%93%8A%F0%9F%93%B2%F0%9F%8E%AC%F0%9F%A7%98%E2%80%8D%E2%99%80%EF%B8%8F-50330320/

Nil 9 yaşında Hollanda ya geldi ve 10 haftada hollandaca öğrendi, şimdi hollanda devlet okuluna gidiyor ve ödev yok ama bo bol sunumlar hazırlıyorlar, o da tabi ki türkiye yi arkadaşlarına anlatmak için türkiye ile ilgili harika bir sunum hazırladı, onlara nazar boncuğu taktı, türk kahvesi koklattı, fincanla kahve içmeyi anlattı, pişmaniye ve türk lokumu dağıttı, masmavi denizlerimizi ve altın rengi kumsallarımızı gösterdi, hepsi çok heyecanlanmış ve tabi ki en yüksek teşekkür ödülünü aldı çünkü not vermek yok burada. koyu yeşil ile ödüllendirildi, bu inanılmaz deneyim oldu Nil için. Hollandaca sınavı idi onun. Herkes bu kadar kısa sürede öğrenmesine şaşırdı ama bu Hollanda eğitim sisteminin başarısı tabi ki, buradaki fedakar öğretmenlerin Nil ile özel ilgilenmesi, ona destek olması ve türkiye yi tanıtmalarını istemeleri gurur verici benim için, Nil ise hazırlıkta sınız tanımadı, nazar boncuklarına kadar herşeyi organize etti, herkesin türk kültürüne bayılmalarını sağladı, çoğu hayatında hiç nazar boncuğu görmemiş, kahve koklamamış, aralarında hiç lokum tatmamış olanlar vardı. Sunumu sizin için videoya çektim, lütfen izleyin ve türkiyenin tanıtımı için sizde paylaşın, türkiyemiz çok güzel ve hollandalılara bunu anlatmak nil in yeni misyonu oldu. Sizleri çok ama çok seviyoruz. #burcukeskinyoutube #burcukeskinhollanda #yurtdışıhayat #hollanda #youtube #bestcountryforkids #türkiye

Videomun linki: https://youtu.be/zZwM-u2SKh0

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI : MÜTHİŞ BİR İDDİA !.. Girit Adası’nın dörtte üçü Türkiye’ye aittir !


MÜTHİŞ BİR İDDİA !.. Girit Adası’nın dörtte üçü Türkiye’ye aittir !

Türkiye Cumhuriyetinin tapusu olan ve bütün hükümleri mutlaka uygulanması zorunluluk arz eden 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile başta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere toplam sekiz devlet tarafından, Girit Adası’nın sadece dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu teyit edilmiştir.


HABER.MAKALE: Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri (7.12.2018 02:00)

Girit Adası üzerinde Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ olmak üzere toplam dört devletin paylı mülkiyet hakkının olduğu bir kez daha kayıt altına alınmıştır


Girit Adası’nın hukuki statüsü hakkında tarihçiler tarafından kullanılan iki tez vardır. Birinci tez, “Girit Adası’nın 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ile hukuken Yunanistan’a terk edildiği ve 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ile de kesin olarak Yunanistan’a verildiği” tezidir. İkinci tez ise, “Girit Adası’nın, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ve 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile kesin olarak Yunanistan’a bağlandığı” tezidir. Ancak tarihçiler tarafından kullanılan her iki tez de tarihi, coğrafi ve hukuki gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Girit Adası’nın hukuki statüsü, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması, 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere toplam dört antlaşma ile belirlenmiştir. Anılan antlaşmalara göre Girit Adası’nın sadece dörtte biri Yunanistan’a aittir.


30 MAYIS 1913 LONDRA ANTLAŞMASI


Birinci Balkan Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti ile Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan arasında 30 Mayıs 1913’te Londra Antlaşması imzalandı. Girit Adası, 1913 Londra Antlaşması’nın 4. Maddesi ile Müttefik Devletlere (Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan) verildi. Antlaşmaya göre Girit Adası üzerinde dört devletin paylı mülkiyeti vardır. Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyeti yoktur. 1913 Londra Antlaşması ile Yunanistan’a Girit Adası’nın dörtte biri verilmiştir. Girit Adası’nın sadece dörtte biri Yunanistan’a aittir. Girit Adası’nın etrafındaki 14 ada ile adacık ve kayalıklar Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde kalmıştır.


10 AĞUSTOS 1913 BÜKREŞ ANTLAŞMASI


İkinci Balkan Savaşı’ndan sonra Romanya, Yunanistan, Karadağ, Sırbistan ve Bulgaristan arasında 10 Ağustos 1913’te Bükreş Antlaşması imzalandı. Bulgaristan, 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından feragat etti. Bu antlaşma, Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyetinin olmadığını gösteren somut bir belgedir. Bulgaristan, Antlaşmanın 5. Maddesi ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından feragat etmiştir. Yani Bulgaristan, Girit Adası üzerindeki hakkından vazgeçmiştir. Ancak bu feragat Yunanistan lehine yapılmamıştır. Üstelik bu antlaşma Yunan Başbakanı Venizelos tarafından da bizzat imzalanmıştır. Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için, Bulgaristan’ın Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payı aslına rücu olmuştur. Yani anılan pay Osmanlı Devleti’ne geri dönmüştür.


14 KASIM 1913 ATİNA ANTLAŞMASI


Bükreş Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 14 Kasım 1913’te Atina Antlaşması imzalandı. 1913 Atina Antlaşması’nın 15. Maddesi ile Osmanlı Devleti ve Yunanistan, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması hükümlerini 5. Maddesi de dâhil olmak üzere uygulayacakları konusunda anlaştı. Bu antlaşma ile Girit Adası’nın dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra Türkiye ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat-Sloven Devleti arasında 24 Temmuz 1923’de Lozan Antlaşması imzalandı. 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile antlaşmaya taraf olan toplam sekiz ülke tarafından, 1-14 Kasım 1913 Atina Antlaşması’nın 15. Maddesinin uygulanacağı teyit edildi. Anılan teyit ile 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşmasının uygulanacağı kayıt altına alınmıştır. 1913 Londra Antlaşması ile Yunanistan’a Girit Adası’nın dörtte biri verilmişti. 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile başta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere toplam sekiz devlet tarafından, Girit Adası’nın sadece dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu teyit edilmiştir. Girit Adası üzerinde Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ olmak üzere toplam dört devletin paylı mülkiyet hakkının olduğu bir kez daha kayıt altına alınmıştır.


LOZAN ANTLAŞMASI


Bulgaristan, Lozan Antlaşması’na taraf değildir. Ancak, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından yazılı olarak feragat eden Bulgaristan, Lozan Antlaşması sonrasında da Girit Adası üzerindeki hakkından fiili olarak feragat etmiştir. Sırbistan ve Karadağ da, Lozan Antlaşmasından sonraki süreçte Girit Adası üzerindeki dörtte birlik haklarından fiili olarak feragat etmişlerdir. Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ tarafından yapılan feragat (vazgeçme), Yunanistan lehine yapılmamıştır. Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ’ın Girit Adası üzerindeki toplam dörtte üçlük payı aslına rücu olarak Türk toprağı olmuştur. Girit Adasının hukuki statüsünü belirleyen uluslararası antlaşmalar ve uluslararası hukuka göre Girit Adası’nın dörtte üçü ve adanın etrafındaki 14 ada ile adacık ve kayalıklar, Osmanlı Devleti’nin küllî halefi olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir.


ADALAR DERHAL BOŞALTILMALI


Yunanistan, Girit Adası’nın dörtte üçü ile hâlihazırda Adanın etrafında işgal altında tuttuğu Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi olmak üzere toplam 5 Türk Adasını derhal boşaltarak Türkiye’ye teslim etmelidir. Ayrıca yine Ege Denizi’nde işgal ettiği diğer 13 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını da derhal boşaltarak Türkiye’ye teslim etmelidir.


Yunanistan, Girit Adası’nın Türk bölgesinde kalan Heraklion Hava Üssü dahil olmak üzere bütün askeri birliklerini ve 1999 yılında Adanın Türk bölgesine yerleştirdiği S-300 hava savunma füze bataryalarını da derhal tahliye etmelidir.