YOLSUZLUK DOSYASI /// Murat AĞIREL : İnsanın aklına kuşku düşüyor!..


Murat AĞIREL : İnsanın aklına kuşku düşüyor !..

Bir süredir bankacılık sektöründe devleti nasıl zarara uğrattıklarına dair çalışmalar yürütüyorum. Hatta bununla ilgili de bir yazı yazmıştım.

Fakat Fatih’te 4 kardeş borçları yüzünden canına kıydığını görünce bir önceki yazım aklıma geldi. Böyle acı olaylar yaşadıkça daha da hırsla çalışıyorum.

İnsanların hak etmediği bir dünyada, bunca hırsızlık, haksızlık varken yaşamaları sinirlerimi bozuyor.

Daha iyisini yapabileceğimizi bile bile hala böylesine kötü bir düzende yaşıyor olmayı aklım almıyor. Üstelik ülke olarak bunu düzeltebilecek enerjimiz de bulunuyor.

Öyle ki bankacılık sektöründe yaşanan olaylarla ilgili yeni bilgilere de ulaşınca hırsım ve öfkem daha da arttı.

Öncelikle…

Okumayanlar için bir önceki yazımı kısaca hatırlatmak istiyorum.

Türkiye Finans Katılım Bankası, Ülker Grubu’nun Family Finans ve Boydak Grubu’nun Anadolu Finans şirketlerinin birleşmesi ile oluştu.

Bankada çalışan bir vatandaş bazı usulsüzlüklere şahit oluyor. Banka yetkililerine durumu bildiriyor ancak sonuçsuz kalıyor. Soluğu BBDK’da alıyor ve belgeleri sunuyor. BBDK inceleme neticesinde usulsüzlükleri tespit ediyor ve durumu hemen Maliye Bakanlığına yönlendiriyor.

Durum ise şu…

Türkiye’de kurulu bazı firmalar ve sahipleri ev almak istiyorlar. Bir kısmı kredi çekmek istiyorlar. Mesela 5 milyon TL’lik bir ev alacak, 3 milyonunu peşin veriyor. Diğer kısmını ise kredi çekiyor. Tam bu noktada tapudaki alım satımlarda iki taraf içinde düşük vergi ve alım satım çıkması için çekilen kredi miktarı emlak kredi için değil Londra Borsasından başka bir işlem yapmış gibi gösteriliyor. Bu durumda devlet vergi kaybına uğruyor.

Yeni ulaştığım bilgilerde ise daha ilginç detaylar ortaya çıktı.

Anlatayım…

Alanya’da AKP de yöneticilik yapmış olan döviz bürosu sahibi Adnan Yavuz adlı bir vatandaşımız 2016 yılında Kocaeli Karamürsel’de yatırım amaçlı arazi satın almak istiyor. Bunun için de Türkiye Finans Katılım Bankası’nın İstanbul Üsküdar şubesine başvuruyor. Arazinin piyasa bedeli 1 milyon 895 bin TL.

Arsalar İsmail Canan isimli vatandaşın. Arsaları 22 Nisan 2016 tarihinde almış olmasına rağmen 25 Mayıs 2016 tarihinde satmaya karar vermiş. Yani arsaları 1 ay gibi bir sürede aldığı fiyata elinden çıkarmaya karar vermiş. Satış bedeli olarak 1 milyon 600 bin TL’de anlaşılmış.

Ancak gayrimenkul kredisi olarak 105 bin TL kullandırılmış. 1 milyon 495 bin TL ise ihtiyaç kredisi olarak kullandırılmış. Maliyenin anlamaması için 1 milyon 495 bin TL İsmail Canan’a şubede müdüriyet odasında nakit olarak elden ödeniyor.

Banka şubesinin istihbarı notunda alıcının bu arsaları bu bölgede yapılacak yol, köprü, köprü bağlantıları ve diğer sosyal projeler ile daha da değerleneceği için yatırım amaçlı alındığı belirtilmiş.

Bu satışa referans olan kişi ise Eski Genel Müdür yardımcısı Mehmet Ali Gökçe. Bank Asya TMSF’ye geçtiğinde TMSF tarafından yönetime atanan Zülfükar Şükrü Kanberoğlu ve Mehmet Ali Gökçe KHK ile görevinden alındı.

15 Temmuzdan önce yeni aldığı arsayı acilen satan Tavuk Dünyasının ortağı olduğu iddia edilen İsmail Canan… FETÖ operasyonunda gözaltına alındı ve serbest bırakıldı. Referans olan kişi Mehmet Ali Gökçe KHK ile TMSF’den uzaklaştırılıyor.

İster istemez bir kuşku düşüyor insanın aklına.

Biz yine konumuzdan kopmayalım…

Bir kişi, bir gayrimenkulü alır 5 yıl içinde yüksek fiyata satarsa gelir vergisi ödemek zorunda, beyan etmek zorunda.

Bu işlem devlete gerçek şekli ile beyan edilseydi 511 bin TL gelir vergisi çıkacaktı. Buradaki asıl sorun faizi haram gören, fetva makamına sahip bir bankacılık sisteminin bu olaylara aracı olması, teşvik etmesi ve tarafları yönlendirmesi, tanıdık müşterilere bunu yapması.

Çünkü banka için verimli müşteri zengin, mevduatı olan müşteridir.

Ben neden ısrarla üzerine gidiyorum?

Ülkemizde varlıklı kişiler devlete ödemesi gereken vergileri ödememek için türlü dalavereler ile çeşitli yollara başvururken Fatih’te 4 kardeş borçları yüzünden canına kıyıyor.

Borçları bu işlemleri yapan kişiler için devede kulak kalacak kadar küçükken onlar gururlarına yediremediklerinden hayatlarını sonlandırıyor.

Yine unutacak mıyız?

Yoksa Ahmed Arif’in yazdığı gibi mi yaşayacağız:

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip…

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne – üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının…

ENGELLİLERİMİZ DOSYASI /// Murat AĞIREL : “Ben otizmi olan bir çocuğum”


Murat AĞIREL : "Ben otizmi olan bir çocuğum"

Aslında beni neden yuhaladığınızı ve bana neden ‘otistik’ dediğinizi anlamadım. Otizm benim karakterimin sadece bir parçası. Ben sadece arkadaşlarımla oynamak, iletişim kurmak, sosyalleşmek, öğrenmek istiyorum. Bazen bunları istemiyor gibi görünüyor olabilirim. Aslında sadece bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum. Arkadaşlarım beni oyun için davet edip teşvik ettiğinde ben de oyunlar oynayabiliyorum.

Evet, bazen sizin çocuklarınız ile göz göze gelemiyorum. Ama oyunlarda hile yapmıyorum, yalan söylemiyorum, kimseye ön yargılı yaklaşmıyorum, kimse ile dalga geçmiyorum. Sadece sosyalleşmem için bana yardımcı olabilirsiniz.

Bazen anlamadığımı düşünebilirsiniz.

Sadece ben somut düşünürüm. Okulda oynarken bazen hınzırlık yaptığım doğrudur. Koridorda koşarken ‘Arkandan atlı mı kovalıyor’ derseniz anlamıyorum. Ancak ‘Koşturmayı bırak’ derseniz, ‘Çantada keklik’ demek yerine ‘Bunu yapmak senin için çok kolay’ derseniz benim de aklım karışmaz ve sizi anlayabilirim.

Kelime dağarcığım ne yazık ki sınırlı.

Duygularımı sizlere anlatmak için bazen doğru kelimeleri bulamıyorum. Bu durumda çok zorlanıyorum. Ben çocuğum… Acıkmış, üzülmüş, korkmuş, aklım karışmış olabilir. Bunu da size anlatamıyor olabilirim. Siz benim vücut dilime bakın, tepkilerime bakın…

Bir de bunun tam tersini düşünelim. Yaşımın çok ilerisinde bir düzeyde adeta küçük bir profesör gibi konuşuyor olabilirim. Bu türde konuşmalar dildeki eksiğimi telafi edebilmek için çevremde yaşananlarda, izlediklerimden, okuduklarımdan ezberlediğim replikler olabilir. Buna "ekolali" denir. Kullandığım kelimeleri ya da içeriklerini anlamıyor olsam da size yanıt vermek zorunda olduğumda buna başvurabilirim.

Dil benim için çok zor olduğundan görsel odaklıyımdır. Bana söylemek yerine yapmam gereken bir şeyi bana gösterin. Ve bunu defalarca tekrarlamaya da hazırlıklı olun. Aynı şeyi sürekli tekrarlamak öğrenmemi sağlar.

Bazen beni çağırdığınızda sizi farklı şekilde duyuyor olabilirim. Bunun yerine yanıma gelin ve basit kelimelerle benimle doğrudan konuşun.

Öfke nöbetlerimi tetikleyen şeyleri bulmaya çalışın. Önceliği buna verin. Kriz, patlama, öfke nöbeti… Bunu nasıl adlandırırsanız adlandırın unutmayın ki bunu yaşamak benim için çok daha korkutucudur. Duyularımdan biri aşırı yüklendiğinde böyle durumlar ortaya çıkar. Eğer öfke nöbetlerimin sebebini bulursanız onları önleyebilirsiniz.

Çok şey istiyor gibi görünüyor olabilirim ancak lütfen beni koşulsuzca sevin. ‘Keşke şöyle olsaydı…’ ‘Keşke bunu yapabilseydi…’ türünde düşünceleri kafanızdan uzaklaştırın. Siz ailenizin tüm beklentilerini karşılayabildiniz mi? Otizm benim seçimim değil. Unutmayın bu durumu ben yaşıyorum, siz değil.

Otizme bir eksiklik olarak değil, farklı bir yetenek olarak bakmaya çalışın. Evet, belki bir sonraki Michael Jordan olamayabilirim ama detaycı bakış açım ve olağanüstü odaklanma kapasitemle bir sonraki Einstein, Mozart ya da Van Gogh olabilirim. Günümüzde bu kişilerin de otizmli olduğu düşünülüyor.

Siz dayanağım olmazsanız bunu başaramam. Benim arkadaşım, öğretmenim, avukatım olun. Ne kadar yol alabildiğimi göreceksiniz.

Sizin desteğiniz olmadan başarılı ve bağımsız bir hayat sürmem uzak bir ihtimal. Desteğiniz ve rehberliğinizle olasılık o kadar yüksek ki… Söz veriyorum, ben buna değerim!"

Bunları Otizm Vakfının sayfasından çok daha önceleri okumuştum.

Aksaray’da bulunan Merkez Mehmetçik İlkokulunda bazı veliler, otizmli çocukları yuhaladı haberini görünce ilk aklıma gelen şey bu yazı oldu.

İnanamadım.

Haberde, Mehmetçik İlkokulu’nda otizmli çocuklar ile aynı binada eğitim gören diğer çocukların velileri otizmli çocuklara karşı eylem yaptı Veliler, otizmli çocukların kendi çocukları ile aynı okulda eğitim görmesine karşı çıktı. İşin enteresanı okul müdürünün de bu eylemi desteklediği iddia edildi.

Halen algılayamıyorum.

Neden?

Anayasa ve kanunlar ile güvence altına alınan "Eğitim hakkı" nasıl ve neden engellenmek istenir? Biz bu kadar mı kötü olduk?

Bakın arkadaşlar;

İlaç tedavisi olmayan otizmin, tek tedavisi eğitim ve sevgidir. Otizmli çocuklar ne yazık ki yeterli eğitimi alamıyor, çalışabileceği, sosyalleşebileceği çok fazla yer de yok.

Otizmli çocuğu veyahut engelli çocuğu olan anneler kendilerinden fazla çocuklarını düşünüyorlar ve devamlı kaygılılar. Bizler hayatın tüm imkânlarından sınırsız şekilde ve plansızca yaşarken otizmli, engelli çocuklarımızın anneleri devamlı tüm ayrıntıları düşünmek zorundalar. Maddi olarak yükleri çok ağır. Daha fazla yük yüklemek yerine o ağır yüklerine destek olmaya çalışmak zorundayız.

Bunlar yetmezmiş gibi zaten çok çok az olan okullarda ve en temel hakları olan eğitimlerine mani olmak ne demek? Destek vermek yerine çocukların iyice içine kapanmasına neden olacak davranışlarda bulunmak ne demek?

Sayın Milli Eğitim Bakanı, lütfen Sivil Toplum Kuruluşları ile iş birliği halinde otizmli eylem planını artık aktifleştirin. Bu bir lütuf değil Anayasal haklarıdır.

Otizm Gönüllüleri Derneğinin ve Dernek Başkanı Av. Sedef Erken’in çağrısı çok önemli:

"Bugün özel eğitime ihtiyaç duyan bir otizmli bir çocuğunuz olmayabilir ama yarın olmayacağı anlamına gelmez. Hepinizi insanlığa davet ediyoruz."

"İnsanlığa" davet ediyoruz!

MADENLERİMİZ DOSYASI /// Murat AĞIREL : Sıra şimdi bor karbüründe mi ???


Murat AĞIREL : Sıra şimdi bor karbüründe mi ???

Değerli okuyucularım, aylarca tartıştığımız tank paleti sattıkları Katar ortaklı BMC’ye şimdi de savunma sanayinin en kritik üretim malzemesi olan Bor Karbür tesislerini veriyorlar. Ama önce bor madeninin, dünya üzerindeki tüm rezervlerinin yüzde 73’üne sahip Türkiye için nasıl bir tarihsel önemi var onu anlatayım. Sonra bor madeni üzerinden dönen, "sen, ben bizim oğlan" ilişkilerini anlatacağım.

Aslında, bor yeni bulunan bir element değil. Dünya’da birçok ülke bor elementi kullanmış. Ancak, ülkemizde 1861 yılında yani Sultan Abdülaziz zamanında ilk "Maadin Nizamnamesi" çıkarıldı. Sinan Meydan’ın Sözcü’deki yazısında şu şekilde belirtiliyor:

"Bu nizamnameye göre, her vilayette bir mühendis bulundurulacaktı. Ancak Osmanlı’da o dönemde bırakın her ile bir mühendisi sadece bir tane mühendis vardı! Bu nedenle yabancı mühendislerden yararlanıldı. 1861 Maden Nizamnamesi ile yabancılara ‘hissedar’ olarak maden imtiyazı elde etme hakkı verildi. Neticesinde de bir Fransız Mühendis’e ve ortağına bu doğrultuda işletme hakkı tanındı. İki ortak, 1865 yılında Sultan Abdülaziz’den bu yetkiyi alınca Balıkesir’deki ilk bor işletmesi olan ‘Desmazures’ şirketini kurarak bor üretmeye başladı. Bu şirket elindeki imtiyazı 1887 yılında II. Abdülhamit döneminde Boraks Consolidated Ltd. adlı şirketine devretti."

Atatürk, 1925 İzmir iktisat kongresinde "yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarımızı kendimiz işleyeceğiz" ilkesine istinaden 1935’te Etibank’ı kurdurdu. Etibank çok sonraları bor elementi ile ilgili ciddi yatırımlar yaptı. 1960 yılında da bor üretimi başladı. 1964 yılında Bandırma Boraks ve Asit Borik fabrikalarının temeli atıldı. 1983 yılında yayınlanan 2840 sayılı Kanun ile birlikte Türkiye’de bor ve bor ürünlerinin üretilmesi, işletilmesi ve pazarlanması faaliyetlerini gerçekleştirme görevi Eti Maden’e verildi.

Amacım bor elementinin tarihçesini anlatmak değil tabi. Son günlerde meydana gelen gelişmeleri aslında ilk duyduğumda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak çok sevindim. Öyle ya madenlerimiz işletilecekti. Ancak, heyecanımız, CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin’in verdiği soru önergesi ile yerini endişeye bıraktı. Konu tam olarak şu;

Milli Savunma için hayati önem arz eden Bor Karbürü için Bandırma’da fabrikanın temelleri törenle atıldı. Savunma sanayinin hammaddelerinden belki de en önemlisi olan Bor’un türevi bu fabrikada üretilecek. Kanuna göre, işletmenin tamamı için tek yetkili devlet kurumu olan Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü olması bekleniyor. Ancak bakılıyor ki, bu fabrika ve işletme için TRBOR Teknolojileri A.Ş. adında bir iştirak oluşturulmuş ve sadece yüzde 33’ü Eti Maden’e ait. Firmanın diğer ortakları SSTEK yüzde 5, Türk Havacılık Uzay Sanayi yüzde 25 ve Bor Savunma Teknolojileri A.Ş. yüzde 37 hisse sahibi olarak gözüküyor. İştirakin sitesinde ise "Paydaş" olarak Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, Savunma Sanayi Başkanlığı, Boren ve BMC gözüküyor. TRBOR Teknolojileri A.Ş. adlı firmanın Yönetim Kurulu Başkanlığına 21 Aralık 2019 tarihine kadar Serkan Keleşer seçilmiş. Ancak yetki sadece kendisinde değil. Diğer yönetim kurulu üyeleri Osman Dur (BMC Genel Müdürü) ve Talip Öztürk ile müştereken temsile yetkili kılınmış. Aslında TRBOR Teknolojileri A.Ş. yeni kurulmamış sadece isim değiştirmiş. 20 Mart 2018 tarihli 9540 sayılı Ticaret Sicil gazetesindeki bilgilere göre, TR USAT Hava Savunma Sistemleri Sanayi ve Tic.A.Ş adındaki firma isim değiştirmiş ve TRBOR Teknolojileri A.Ş. adını almış. TRBOR Teknolojileri A.Ş., Ankara’da kurulmasına rağmen İstanbul’a taşınmış. Ne tesadüf ki bu adreste BMC Power Motor ve Kontrol Teknolojileri A.Ş. de var.

Hatırlayın; Tank palet fabrikası da yine aynı ortaklara verilmişti. TRBOR Teknolojileri adlı firmanın yönetiminde de BMC Genel Müdürü var. TRBOR Teknolojileri aynı zamanda BMC Power Motor’un adresine taşınmış.

Yani… Sen ben bizim oğlaaan!

Bakın TRBOR teknolojilerinin en büyük ortağı yüzde 37 hisseye sahip Bor Savunma Teknolojileri adlı bu firma kamu kurumu değil. Firma, 2018 Nisan’da 50 bin TL sermaye ile Talip Öztürk tarafından kurulmuş.

Dipnot; Talip Öztürk, Metro Turizm’in sahibi Galip Öztürk’ün kardeşi.

BMC’nin başındaki Ethem Sancak ise 1. Türk Savunma Sanayii Zirvesinde şunları söylüyordu:

"Liderimiz bana, ‘ne yaparız’ dedi. Sizin büyük ferasetinizle Arapların onurlu bir bölümünü kendine getirttiniz. Katar’la neredeyse tek millet iki devlet haline geldik. Allah da gani gani para vermiş Katar’a. Emir de sizi kırmaz. Katar devletini ve silahlı kuvvetlerini bana ortak ederseniz bu işin altından kalkarız. Sağ olsun sayın Emir’i aradı o da kırmadı. BMC’nin yüzde 50 eksi birini Katar ordusuna sattım. Tek başıma yapmak istemiyordum. Benim gibi bir deli bir Laz ortak dönerdi Sayın Cumhurbaşkanım. Onu da yanıma aldım. Talip Öztürk, eşit bölüştük."

CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin de haklı olarak soru önergesinde, "Şimdi bu konuşmada adı geçen BMC, Katar, Talip Öztürk, Savunma Sanayi ve ülkemiz için hayati önem arz eden bir yatırımda niye varlar? Hangi sıfatla ve hangi görevle dâhil edildiler" diye soruyor. Aytekin şöyle diyor:

"Tank Palet yetmedi, BorKarbür’ü de Katarlılara veriyorlar."

Ben de soruyorum o zaman; Savunma sanayimiz için hayati önem arz eden bu yatırıma devlet kurumlarımız var iken neden özel şirketler bu yatırma dahil ediliyor? Bugün kazanacağımız 3 kuruş için yine gelecekte kazanacağımız 50 kuruştan vazgeçiyoruz.

HASTANELER DOSYASI /// MURAT AĞIREL : BİTMEYEN HASTANE YAPMIŞLAR : GÜMÜŞHANE DEVLET HASTANESİ


MURAT AĞIREL : BİTMEYEN HASTANE YAPMIŞLAR: GÜMÜŞHANE DEVLET HASTANESİ

E-POSTA : murat.agirel

Türkiye’de az sayıdaki yatırımlar plansız programsız bir şekilde yapılıyor.

Yapılan yatırımların çoğu da ne yazık ki betona gömülüyor.

Bu programsız yapılan yatırımlarda kamunun uğradığı veya uğratıldığı zararlar var mı yok mu araştırıp yazıyorum.

Liyakatsiz şekilde sadece "benden-bizden" mantığı ile devlet kadrolarına yerleştirilen kişilerin yine aynı zihniyet ile iş yaptırdığı kişiler firmalar sayesinde kamunun kaynakları düpedüz yağmalanıyor.

Çocuğuna pantolon alamayan bir babanın intihar ettiği soğuktan ve açlıktan donarak ölen bebeklerin olduğu canım ülkemde özel sektörde şirket kapısından giremeyecek düzeyde olan kişilerin plansız programsız devlet adına iş yaptırdığı bir dönem yaşıyoruz.

Bu kadar kızgın iç karartıcı bir girizgâh yapmak istemezdim.

Ama bu anlattıklarıma uyan canlı bir örnekle karşılaştım.

Olay Gümüşhane Devlet Hastanesi projesi kapsamında yaşanıyor.

Anlatayım…Gümüşhane Devlet Hastanesi yapılması kararı alınıyor ve önce proje hazırlanması isteniyor.

Gümüşhane Bağlarbaşı mevkisi belirleniyor.

Hastane projesi çizim işi için Sağlık Bakanlığı (2011/44503 ihale kayıt numarası ile) ihaleye çıkıyor.

İhale pazarlık usulüyle yapılıyor.

Proje çizim işini AC PROJE Mimarlık firması 43 bin TL bedel ile alıyor ve 31 Mart 2011 tarihinde sözleşme düzenleniyor.

İş bitim tarihi olarak 11 Temmuz 2011 belirleniyor.

Proje çizildikten sonra yapım işine geçiliyor.

Hesap kitap yapılıyor ve yaklaşık maliyet olarak da 42 milyon TL belirleniyor.

2012 yılında ihale düzenleniyor.

(İhale kayıt numarası 2012/38685).

Açık ihale usulüyle 9 firma ihaleye katılıyor ama 4 firmanın teklifi geçerli sayılıyor.

38 milyon 872 bin TL teklif veren Aras İnşaat yarışı kazanıyor.

Aynı firma devletten çok sayıda ihale almış.

TFF Riva Projesi Zonguldak Devlet Hastanesi Etimesgut Hastanesi Bilecik Devlet Hastanesi Sincan Devlet Hastanesi gibi birçok projede firmanın ismi var.

Hastane 8 katlı 200 yataklı 10 ameliyathane 30 yoğun bakım ünitesi olacak şekilde projelendiriliyor.

Fakat proje 38 milyon TL yerine 51 milyon TL’ye mal oluyor.

İhale şartnamesindeki süreye göre de yapım işi 11 Ekim 2014 tarihinde bitmesi gerekirken inşaat 2015 yılında bitiyor.

İnşaata taşınma işlemi başlaması gerekirken bir sorun fark ediliyor.

İnşa edilen hastane binasında ve zemininde çatlaklar oluştuğu gözleniyor.

Çünkü hastane yapılan arazi heyelan bölgesinde!

İnşaatı yapan firma ve yetkililer heyelan bölgesinde olan hastanenin kaymaması için çözüm üretmeye çalışıyorlar.

Hastanenin kaymaması için fore kazık uygulaması yapmayı düşünüyorlar.

Olaya Gümüşhane Valiliği el atıyor tabi.

Gümüşhane Üniversitesi’nden jeoloji inşaat ve harita mühendisliği bölümlerinde görevli akademisyenlerle görüşüyor ortak çalışma başlatıyor.

Çalışma sonucunda hastane yapılan arazinin heyelan bölgesinde olduğu ve hastanenin hizmete girebilmesi için zemin güçlendirme ve heyelan önleme çalışmasının yapılması gerektiği sonucuna varılıyor.

Hesaplamalar yapılıyor "ekstra" tam 40 milyon TL gerekiyor bu çalışma için.

Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü Sağlık Bakanlığı Bakan Yardımcıları heyelan önleme yapım işi için 18 Ekim 2018 tarihinde ihale düzenliyor tekrar.

(İhale kayıt numarası 2018/411508) Yaklaşık maliyet 50 milyon 952 bin TL belirleniyor.

Açık usul ihaleye 11 firma katılıyor.

İhaleyi 39 milyon TL teklif veren Raymak Yapı İnşaat ve M. Y. S. Yol Yapım Madencilik adlı ortak girişim kazanıyor.

İhale şartnamesinde süre olarak 14 ay yazıyor.

18 Ekim 2018 tarihinde sözleşme imzalanıyor.

Yani sözleşmeye göre işin 03 Aralık 2019 tarihinde bitmesi gerekiyor.

Hadi diyelim onay süreci itiraz süreci uzun sürdü ve projeye 3 ay daha geç başladı.

O zaman heyelan önleme işinin bitmesi için daha 4 ay var.

Gümüşhane’de yaşayan kişilerle konuşmam sonucunda çalışmaların 2020 yılının son aylarına kadar bitmeyeceğini söylediler.

Zaten projeyi yapan firma MYS Yol Yapım adlı firmanın internet adresinde de projenin 2020 Haziran ayında biteceği yazıyor.

Garip ama burası Türkiye…Yani anlayacağınız bu inşaat daha çok su kaldırır.

Olan vatandaşa oluyor.

Kamunun kaynakları işte bu şekilde heba edilmiş oluyor.

Projeyi yapan firma AC Proje.

Sahipleri Mimar Umut Arda Öngören ile İç Mimar Gani Cihangir Gültaşlı.

Bu firma arazinin zemin etüdünü neden yapmıyor?

Gerçi projeyi çizen firmanın sahibi galiba işinden çok bitcoin ile kitap satma peşinde.

Kamunun uğradığı zararı kim ödeyecek?

Sen ben bizim oğlan.

Çocuğuna okul pantolonu alamadığı için intihar eden vatandaşların olduğu açlıktan 40 günlük bebeğin öldüğü canım ülkemde bu da mı geçiştirilecek?

Bu olay da mı görmezlikten gelinecek?

Bu kadar kolay mı bir avuç insanın paramızı cebine atması?

Bu yapılan masrafların tamamı kusuru olan kişilerden tanzim edilmelidir.

Hukuk önünde de hesap vermelidirler.

Vermeliler ki kamunun 1 kuruşunun kutsal olduğunu anlasınlar vermeliler ki bundan sonra kimse cesaret edemesin…Olur mu?

Vicdanınız yanıt versin.

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bitmeyen-hastane-yapmislar-gumushane-devlet-hastanesi-53760yy.htm

USULSÜZLÜK DOSYASI /// Murat AĞIREL : Devlet adamları…


Murat AĞIREL : Devlet adamları…

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/devlet-adamlari-53330yy.htm

E-POSTA : murat.agirel

23 Eylül 2019

Yazılarımı takip eden değerli okuyucular bilirler ki kulaktan dolma bilgiler ile veyahut "mış-muş" tarzında yazılar yazmam. Bilginin ve belgenin gücünü alıp yazılarımı kaleme dökerim. Bazı durumlarda ise öğrendiklerim kulis dedikodularının da ilerisine geçip aktarılması gereken bilgi hüviyetine bürünüyor.

Neredeyse 20 dakikada bir, gündemin belirlendiği inanılmaz bir dönemden geçiyoruz. Her gün inanılmaz olaylar ve bu olayların perde arkaları basın camiasında dolaşıyor.

Herkes gibi bana da tuhaf gelen büyükelçi atamaları hakkında bir süredir araştırma yapmaktaydım. Öyle ya, büyükelçi atamaları genelde Dışişleri Bakanlığı mensubu kişilerden gerçekleştiriliyordu. Ancak son dönemdeki atamalar tüm kamuoyunda eleştiri konusu oldu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bu durumu "Eleştirilerin aksine dışarıdan atanan kişilerin son derece başarılı olduğunu, dışarıdan atama yaparken atama yapacağımız ülkeye en uygun ismi seçiyoruz. Öyle kafamıza göre isim seçmiyoruz. Ben ekipçilik yapmıyorum" diyordu.

Sayın Bakan ekipçilik yapmıyorum diyor ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında tutuklanan Mehmet Dişli’nin ağabeyi Şaban Dişli Lahey (Hollanda) Büyükelçiliği’ne, Merve Kavakçı Kuala Lumpur Büyükelçiliği’ne, 22 ve 23. dönem AKP Milletvekili olan Murat Mercan Tokyo Büyükelçiliği’ne, 2007-2011 yılları arası AKP Şanlıurfa Milletvekili ve 2016-2017 arasında da Cumhurbaşkanlığı Danışmanlığı yapan Abdülkadir Emin Önen Pekin Büyükelçiliği’ne ve en son Egemen Bağış Prag büyükelçiliğine atandı…

Egemen Bağış’ın büyükelçi olarak atanması başlı başına bir çok soru sormamıza neden oluyor. Siyasete girmeden önce Bağış, New York’ta bulunan Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu’nun başkanlığını yaparken, bir devlet birimi olan Yurt Dışındaki Türkler Danışma Kurulu’nda da üye olarak hizmet verdi.

Halil Bezmen davasını bilinirsiniz…

Türk kamuoyunda "Rahşan Affı" olarak bilinen ve 22 Aralık 2000 tarihinde TBMM tarafından çıkartılan yasa ile cezaevinden salıverilmesi, İSKİ dolandırıcılığının ardından tarihi eser kaçakçılığı ve vergi kaçırmak suçlarından yargılandığı esnada yurt dışına kaçmasıyla tanınan bir isim.

Egemen Bağış siyasete atılmaya karar verdiği o dönemde de Uğur Dündar’a gidiyor. Dündar da Bezmenlerin izini sürerken kendisine yapılan saldırıya karşı meşru savunma hakkını kullanan ve bu nedenle ABD’de yargılanıyordu. Egemen Bağış da o dönemde ustam Uğur Dündar’a Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu adına kamuoyu desteği vermişti ve davalar bittikten sonra özgeçmişini Uğur abiye vererek "Bir siyasi partiye verebilir misin" diye rica etmişti.

İşte böyle birinden bahsediyorum…

AKP, DYP, ANAVATAN, MHP, CHP fark etmezdi o zaman.

Herhangi bir parti kabuldü.

Hakkında yolsuzluk iddiaları bulunan, Kuran-ı Kerim’in ayetleri ile alay eden toplumda karşılığı olmayan aksine öfke ve eleştirilerin odağında bulunan birinden bahsediyorum…

Neden atanıyor peki?

Atamasında acaba eşi Sayın Beyhan Hanımın "Söyleyecek çok söz var ama bir kerede söylersem yer yerinden oynar. Kullanandan, kullandırtandan çok yoruldum" sözleri mi etkili oldu?

Öğrendiğim ve çeşitli kaynaklardan da doğrulattığım bir olayı sizlere aktarmak istiyorum. Çünkü Büyükelçi atamalarında ki özverili çalışmaları(!), devlet adamı kimliği taşıyan kişilerin bir bir nasıl harcandığını bilmemiz gerekiyor.

Adı Mustafa Pulat.

Dış İşleri Bakanlığı’nda çeşitli görevlerde bulunmuş, 2008-2012 yılları arasında Berlin Başkonsolusu ve 2013-2015 tarihleri arasında Abuja Büyükelçisi oldu. 2017 yılı itibariyle Dışişleri Bakanlığı İnsan Kaynakları Daire Başkanı. Mustafa Pulat 2018 yılında Agreman mektubu Prag’a gönderilmiş ve kabul edilmiştir. Valizleri hazır gitmeyi bekliyordu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bir gün arıyor ve birinin görevden alınıp başka yere görevlendirmesini söylüyor. Bu isteği yapılıyor. Ancak görevden alınan kişinin yerine atanan kişiyi beğenmiyor ve tekrar Mustafa Pulat’a telefon açarak bağırmaya, küfür etmeye başlıyor. Mustafa Pulat kendisi ile bu şekilde konuşulamayacağını belirtmesine rağmen Bakan aynı tavrını devam ettiriyor. Telefon karşılıklı kapanıyor.

Ne oldu dersiniz?

Mustafa Pulat açığa alınıyor.

Yani demem o ki Sayın Bakan "Ben Ekipçilik yapmıyorum" diye dursun. Bu devletin yıllarca büyük emek vererek yetiştirdiği devlet adamları mevcut.

Ne yazık ki siyasi ve kişisel menfaatler neticesinde bin bir emek ile yetiştirilen bu kişiler bu şekilde tasfiye ediliyor.

YOLSUZLUK DOSYASI /// Murat AĞIREL : Ne yazıyorsa doğru !!!!


Murat AĞIREL : Ne yazıyorsa doğru !!!!

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/ne-yaziyorsa-dogru-53308yy.htm

E-POSTA : murat.agirel

21 Eylül 2019

Daha önce Arnavutköy Belediyesi’nde olan ve Sayıştay raporlarına yansıyan usulsüzlükleri sizlere anlatmış ve "ŞAKİ" adlı kitabımda da uzun uzun bahsetmiştim.

Sayıştay’ın bulgularından sadece biri olan organizasyon firmasını sizlere tekrar hatırlatmak ve yaşanan gelişmeleri aktarmak istiyorum.

Bunun sebebi şu; yazdığım hiçbir konunun peşini bırakmıyorum.

Tüm yaşanan yeni gelişmeleri takip edip, araştırıp sizlere aktarmaya çalışıyorum. Bugün sizlere aktaracağım hususta tam da budur.

Arnavutköy Belediye Başkanlığı, 2017 yılı Sayıştay raporunda organizasyon işlerinde yaşanan akıl almaz olayları bizlere aktarmıştı.

Neydi bunlar…

Birincisi ihale dokümanında belirtilen hususlara riayet edilmemesine rağmen hakediş ödemelerinin tam olarak yapılması.

Mesela Arnavutköy Belediyesi, Anneler Günü etkinliği düzenliyor.

Anneler Günü etkinlikleri kapsamında teknik şartnamede isimleri yazılı Türkiye çapında herkes tarafından tanınan ünlü sanatçılardan veya bu sanatçıların dengi olarak kabul edilecek sanatçılardan birinin belediye tarafından belirlenecek bir spor salonunda konser vermesi isteniyor.

Bu etkinliğin yapılıp yapılmadığına dair Sayıştay da etkinlik ile ilgili foto ve video kayıtlarını istiyor. Belediye iki ünlü sanatçı tarafından TOKİ ilkokulunun spor salonunda konser verildiğini belirtmiş. Fotoğraf video ise sunulmamış.

Sayıştay şüphelenmiş tabii araştırmış.

Arnavutköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne sormuş. Gelen yanıt böyle bir organizasyon yapılmadı. Yani yapılmamış organizasyon yapılmış gibi gösterilmiş ve parası ödenmiş.

Bir diğeri…

Toplu sünnet töreni yapılmış.

Alınan işe göre 501 çocuk sünnet edilecek ve konser olacak.

Ferhat Göçer, Murat Dalkılıç, Alişan, Kutsi, Yusuf Güney gibi sanatçılar konser verecek denilmiş. Sayıştay yine video ve fotoğraf istiyor. Sünnet edilen çocukların resmi geliyor. Konser resimleri geliyor. İnceleniyor. Sünnet edilen çocuk sayısı 476 olduğu, konser diye sunulan resimlerin ise 2013 yılında yapılan Uluslararası Kültür Sanat Festivali’ne ait olduğu ortaya çıkmış.

Öğretmenler Günü etkinlikleri kapsamında en az 4 yıldızlı bir otelde veya dengi bir yerde 1500 kişilik yemek, Türkiye çapında tanınmış 2 ünlü sanatçı isteniyor. Etkinlik yapılıyor. Sayıştay yine fotoğraf ve video istiyor. Verilen yanıtta etkinlik 4 yıldızlı otel yerine belediyenin hizmet binasındaki Kültür Merkezi’nde yapılıyor ünlü sanatçı diye de ilçe de görevli iki öğretmen konser vermiş.

Toplu Nikâh Etkinlikleri… 30 çiftin nikâhlarının kıyılması öngörülmüş. 1950-1970 model klasik otomobil, yine Türkiye çapında tanınmış ünlü sanatçı istenmiş. Etkinlik yapılmış ve Sayıştay videoları ve fotoğrafları istemiş. Belediye 50 çiftin nikâhının kıyıldığını ve iki ünlü sanatçının konser verdiğini belirtmiş.

Sayıştay’ın yaptığı araştırmada 1950-1970 model klasik arabaların törende Renault Seymbol ve Hyundai Accent olduğu camlarında da Arnavutköy Belediyesi görevli araç kartı olduğu tespit edilmiş. Konser ile ilgili de fotoğraf ve video bulunamamış.

Camiler ve Din Görevlileri haftası etkinlikleri…5000 kişilik köpüklü tabakta etli pilav, tatlı içecek, canlı yayın araçları, sinevizyon gösterimi istenilmiş. Etkinlik yapılmış. Sayıştay yine video ve fotoğrafları istemiş. Gelen videoları ve fotoğrafları incelemiş. Köpüklü tabakta etli pilav olması gerekirken açık büfe kahvaltı yapıldığı ve sayınında 8 kişilik 60 masada oturan 160 kişiden oluştuğu tespit edilmiş.

Bursa ve Çanakkale gezileri, bahse konu etkinlikler kapsamında Çanakkale gezileri için 5000, Bursa gezileri için 10.000 kişi olacak şekilde geziye katılanlara iki öğün verileceği ihale şartnamesinde belirtilmiş. Yapılan denetimlerde Bursa gezilerine 648 kişi, Çanakkale gezilerine ise 117 kişinin götürüldüğü ancak ödemelerin tam sayılar üzerinden yapıldığı tespit edilmiş.

Bunun gibi daha çok örnek var.

Yapılmamış ama yapılmış gibi gösterilen birçok örnek mevcut. Bazı yapılan sonra geri alınmış ancak geri alınırken dahi akıl almaz bir şekilde değerlendirmeler yapılmış.

Bunları neden tekrar hatırlattım biliyor musunuz?

Bu işleri yapan firma Emin Atalay’ın sahibi olduğu Atalay Organizasyon. Cevap hakkı için aradım. "Sayıştay raporunda ne yazıyor ise doğru" dedi kendisi.

Peki, ne oldu?

CHP ve İYİ Parti İstanbul İl Başkanlıkları suç duyurusunda bulundu. Bir sonuç çıkmadı.

Emin Atalay ise yine Arnavutköy Belediyesinin (2018/108354 ihale kayıt no) ile 3.3 milyon TL değerinde 2018 yılı Organizasyon Hizmet Alım İşini, (2018/688873 ihale kayıt no ile) 6.8 milyon TL değerinde 2019 yılı organizasyon işlerini almaya devam etti.

O dönemdeki Belediye Başkanı da tekrar Belediye Başkanı seçildi!

Şayet bu ortaya çıkanlar bir muhalefet partisinin belediye başkanlığında yaşanmış olsaydı hemen kayyum atanır kişiler jet hızı ile ceza alırdı.

Türkiye’nin geldiği nokta tam olarak budur.

YOLSUZLUK DOSYASI /// Murat AĞIREL : Tüyü bitmemiş yetim hakkı yiyenlerin peşinde olacağım !!!


Murat AĞIREL : Tüyü bitmemiş yetim hakkı yiyenlerin peşinde olacağım !!!

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/tuyu-bitmemis-yetim-hakki-yiyenlerin-pesinde-olacagim-52913yy.htm

E-POSTA : murat.agirel

14 Ağustos 2019

Bu ülkede yolsuzluk yazıları yazmak veya genel anlamda eleştirel yazı yazmak artık çok zor bir hal almaya başladı. Günlerce araştırıp belgelere dayandırıp yazı yazıyorum sonra içerisinde bulunan birkaç kelime hakaret içermediği halde yazınızın içeriğinin engellenmesine sebebiyet veriyor. Sizlere aktardığım yazılarım günlerce yaptığım araştırmalar neticesinde ulaştığım bilgilerdir. Tamamı belgelere dayanıyor ve çok ciddi emek barındırıyor.

Bir hukuk devletinde bu tür yolsuzluk haberleri sonrasında Cumhuriyet Savcısı yazıyı ihbar kabul eder soruşturma başlatır, yazandan bilgileri ister. Ne yazık ki ülkemizde ise durum çok enteresan bir hal almış durumda.

Neden bunları anlatıyorum?

Sizlere daha önce aktardığım dört yazım hakkında iki tekzip ve iki erişime engellenme kararı gönderildi gazeteye.. Tekzip metinleri yazdığım yazı ile alakalı bile değil. Mesela Platform adlı firma hakkında yazdığım yazı.

2011-2018 yılları arasında İBB tam 2.3 milyar TL ilk araç kiralama işi yapmış. Bu kiralama işleminin 1 milyar TL tutarındaki kısmını Platform adlı firma gerçekleştirmiş. Ticaret sicil gazetesindeki sahipleri Adem Altunsoy, Mehmet Altunsoy ve Yılmaz Aytaş gözüküyor.

Adem Altunsoy kim?

Yeni Şafak gazetesi, Kanal24 gibi kurumların sahibi olan Nuri Albayrak’ın damadı. Hatta çiftin nikah şahitliğini Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Numan Kurtulmuş yapmıştı.

Şimdi ben bu yazının içinde kamuoyuna şahsi kanaatim olarak yapılan, fuzuli olduğunu düşündüğüm harcamaları anlatıyorum. Tüm ihalelerin yüzde 50’sini bir firmanın almasını da haliyle sorguluyorum.

Söz konusu firmadan bir açıklama var mı?

Yok!

Tekzip var mı?

Yok!

Yalanlama var mı?

Yok!

Gazeteye tekzibi gönderen kim?

Albayrak grubu…

Saygın bir firma olduklarından bahsediyor. Amacım firmalara zarar vermek değil kişilerin siyasi yakınlarını kullanarak ayrıcalık veya haksız kazanç var mı yok mu sorgulamaktır. Bir gazetecinin başka ne gibi bir görevi olabilir ki?

Gelelim erişime engelleme kararına.

İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği, 09 Ağustos 2019 tarihli "internet erişim engelleme" kararı göndermiş gazeteye. Erişim engelini isteyen kişi Sayın Cumhurbaşkanı’nın oğlu Necmeddin Bilal Erdoğan. Erişime engelleme nedeni "kişilik haklarının engellenmesi."

Kararı okuduğumda "hadi canım" dedim. Çünkü ben ne yazdığımı biliyorum. Bilal Erdoğan ile ilgili olan kısım ihaleleri alan M. Raif İnan isimli şahsın Kartal İmam Hatip Lisesinde Bilal Erdoğan ile birlikte okuması aynı zamanda yine Erdoğan’ın kurucusu olduğu Kartal İmam Hatip Mezunları Derneği’nde yönetici pozisyonunda bulunmasıdır.

Evet, Necmeddin Bilal Erdoğan ile ilgili kısım sadece bu kadar. Bu satırlarda nasıl oluyor da kişilik hakları engellenmiş oluyor?

Gazetecinin, kamuoyunu ilgilendiren konularda bilgi verme ve aydınlatma görevi vardır. Bu görevi yerine getirirken bilgi edinme, yayma eleştirme, yorumlama haklarını kullandığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi, Anayasanın 28. maddesi ve 5651 sayılı yasa hükümleri ile güvence altına alınmıştır.

Yazı içerisinde sadece Bilal Erdoğan için değil hiç kimse için aşağılayıcı ve küçük düşürücü bir yazım dili kullanmadım, kullanmam da .

Bu erişim engeli kararına saygı duyuyorum ancak kararın doğru olmadığını düşünüyorum. Yazımın asıl içeriği İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirakinin bir iş insanına sağladığı ayrıcalıklar ve verdiği işlerdeki şaibeli durumlardır.Yazıda ismi geçen M. Raif İnan telefonlar edip yazımı engellemeye çalışacağına bana dava açsın. Tek tek bütün ihaleleri ve hatta tespit edemediğim ihaleleri de mahkeme kanalı ile tüm Türk halkı ile birlikte öğrenmiş oluruz.

Aslında mesele yazıda yazılanların okunmasını, o bilgilerin yayılmasını engellemek.

Yazıda…

PlanB organizasyon ve sahibi M. Raif İnan. Kendisi Cumhurbaşkanının oğlu Necmeddin Bilal Erdoğan ile birlikte okudu. Kartal İmam Hatip Mezunu. Yine Bilal Erdoğan’ın kurduğu şu anda da Mütevelli Heyetinde bulunduğu Kartal Eğitim Vakfı Mütevelli heyetinde de yer alıyor. Vakfın Yönetim Kurulu Başkanlığını ise yine Bilal Erdoğan’ın Kartal İmam Hatip okulundan arkadaşı TRT Genel Müdürü İbrahim Eren yapıyor…

Bunlardan bahsediyordum.

"Ne var bunda" diyebilirsiniz!

Açıklayayım hemen.

M. Raif İnan’ın sahibi olduğu A23 Medya ve Yapım Hizm. A.Ş. Bu ismi nereden tanıyoruz? Hani TRT de yayınlanan Vuslat dizisi var. Hah işte onun yapımcısı.

Tabii ki bu kadar değil. M. Raif İnan mutlaka başarılı bir iş adamıdır. Ancak bu şekilde bağlantıları olan kişilerin devlet kurumlarından aldıkları ihaleleri araştırınca hiç şaşmıyor. Hepsi illaki birçok ihaleyi almış oluyor. Daha önce M. Raif İnan’ın almış olduğu bir ihaleyi yazmıştım hatırlayalım.

İBB Destek Hizmetleri Şube Müdürlüğü (2018/562797 ihale kayıt numarası ile) "İstanbul Geneli Muhtelif Organizasyonlar ile tanıtım duyuru çalışmaları ve baskılı işlerin hizmet alım işi"ni (13.12.2018 tarihinde) ihale etti. İşin içeriği; tanıtım ve promosyon hizmetleri ile sergi, fuar ve kongre organizasyon hizmetleri…

Bedeli tam 181 milyon TL. Belediyenin ihalelerini Belediye iştirakleri alıyor ve alt taşeron firmalara dağıtıyor. Bizler iş alan o firma isimlerini görmek için resmen dedektif gibi çalışmak zorunda kalıyoruz. Çünkü yetkililer bu konuda bilgi vermiyorlar. Raif İnan’ın sahibi olduğu PlanB Organizasyon da bu iş için Kültür A.Ş. Bin taşeronu konumunda. İhale detaylarında da bu bilgiler yok.

Mesela "Kadın ve Adalet Zirvesi Organizasyon" işi, ihalesi yapılmış. İhaleyi yine pazarlık usulü almış firma. Aslında organizasyonu KADEM yapıyor. İhaleyi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yapıyor.

KADEM?

Sayın Cumhurbaşkanının kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı Kadın ve Demokrasi Derneği.

Sonuç olarak…

PlanB’nin sahibi M. Raif İnan, Cumhurbaşkanının oğlu ile aynı İmam Hatipten mezun, aynı vakıfta çalışıyorlar ve işlerin tamamı da İBB’den alınıyor.

Ne güzel "tesadüf" değil mi?

Tabii ki her iş insanı, sahibi olduğu firması ile ihaleye girer ve işi alıp yapabilir. Buna sözüm yok. Ancak benim sizlere aktarmak istediğim durum farklı. Anlatmak istediğim Kültür A.Ş.’nin adrese teslim ihaleleri ve bu beş firmaya tanınan ayrıcalıklar.

Ama PlanB organizasyon, -alt taşeron olarak aldığı ihaleler hariç- yüzde 98’i İBB iştiraki Kültür A.Ş. olmak üzere toplamda 60’tan fazla ihale almış ve tamamının toplamı 300 milyon TL’den fazla!

Sonuç olarak…

Kim rahatsız olur ise olsun.

Ben yazmaya, sorgulamaya, sorgulatmaya devam edeceğim.

Seçim zamanlarında "tüyü bitmemiş yetim hakkı" her siyasetçinin diline pelesenk oluyor ya hani ben de tam onu sorguluyorum işte.

Nüfus ticareti yapan, siyasi bağlantıları ya da cemaat, tarikat bağlantıları ile yurttaşların alın teri ile kazandıkları vergileri, nerelere ve kimlere harcandığını sorguluyorum. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen her kim var ise ortaya çıkarmaya devam edeceğim.