ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI /// Ömür Çelikdönmez : MI6 – CIA / MOSSAD kapışması MI6 Başkanı Alex Younger’in oğlunun ölümüyle sonuçlandı !


Ömür Çelikdönmez : MI6 – CIA / MOSSAD kapışması MI6 Başkanı Alex Younger’in oğlunun ölümüyle sonuçlandı !

Kural bir: her ülkenin gizli servisi öncelikle kendi ülkesinin çıkarı için çalışır.

Kural iki: gizli servisler arasında dayanışma olduğu gibi rekabet de vardır. CIA, Mossad, MI6 gibi dünyanın en büyük istihbarat servisleri, zaman zaman gizli operasyonlarda birbirlerine taşeronluk yapar.

Kural üç: NATO veya AB üyesi olmalarına bakılarak CIA, MI6, BND ve Fransız DGSE (Direction Générale de la Sécurité Extérieure)’ın birlikte hareket ettiklerini sanmak gibi toptancı bir yaklaşımda bulunmayın.

Hele hele MOSSAD’ı VATİKAN izi taşıyan bu örgütlerle eşgüdümlü çalışıyor gibi bir kanıya asla kapılmayın. Bu saydığımız istihbarat teşkilatlarının her birinin ayrı bir gündemi ve gizli ajandası vardır.

Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmaz.

Rusya’nın dış istihbarat kuruluşu, Rusya Federasyonu Dış İstihbarat Servisi SVR tamamen bu döngünün dışındadır.

Olayları doğru okumak gerekir.

CIA – MI6 savaşının perde arkasındaki Rockefeller ve Rothschild çekişmesi…

Rockefeller, Rothshild aileleri arasındaki anlaşmazlık nerdeyse kan davasına dönüştü.

Rockefeller ABD yönetimi, Rothshild İngiltere yönetimi üzerinden kozlarını kapışıyor.

Hiç tartışmasız ABD’nin ve dünyanın en zengin birkaç ailesinden birisi de Rockefeller. Kontrol ettikleri para 5 trilyon dolarla 15 trilyon dolar arasında değişen aile şirketlerinin, sadece New York’ta 1 trilyon dolarlık gayrimenkulü var.

ABD’nin süper güç olarak dünyayı yönetmesinin arka planındaki organizasyonlarda onun ismi geçer.

Rockefeller ailesi ABD’de 20’yi aşkın çok uluslu şirketin koordinasyonunu yapar, yönlendirir.

Rothshild hanedanı; 18. yüzyılın sonlarından başlayarak Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde bankalar kuran Alman kökenli Yahudi bir aile.

Aile bireyleri İngiliz Kraliyet Saraylarında kralın-kraliçenin yaveridir.

Rothshild ailesi Londra borsasından tutun da “One Belt One Road/OBOR-Bir Kuşak Bir Yol” projesine kadar her türlü ekonomik yapılanmayı kontrol ediyor.

Bugün dünya genelinde elmas ticaretinin yüzde 90’ını, elmas üretiminin yüzde 40’ını, kömür-bakır-uranyum-alüminyum ticaretinin de yüzde 15’ini gerçekleştiren küresel güç, Rothschild Ailesidir.

Ailenin en ünlü şirketleri HSBC Bank, Royal Bank of Scotland, Banco Santander, De Beers, Rio Tinto, ING Group ve Aviva’dır. Aile ayrıca 2000 yılında Fransız devletine sattıkları BNP Baripas şirketi ile Somanh Bankası’nın da (kapanana kadar) kurucusu ve sahibi.

Son yıllarda şarap pazarına da giren aile, Fransa, Şili, Amerika ve Güney Afrika’da üretim yapmakta, Fransız şarap piyasasının yüzde 50’sini elinde bulunduruyor.

Ailenin serveti yaklaşık 2009 verilerine göre 4-5 trilyon dolar, kontrol ettiği para ise 15 trilyon dolar civarında.

Amerika Birleşik Devletleri’nde bağımsız bir kuruluş olan Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) yönetiminde hem Rothschild ailesi hem de Rockefeller ailesi etkin.

Bu bankanın tek bir açıklamayla tüm dünya ekonomisine yön verdiği düşünülürse, bu iki ailenin dünya ekonomisinde ne kadar söz sahibi olduğunu anlaşılabilir.

Trump, Rockefeller’ın adamı mı?

1 Ekim 2017’de 50’den fazla ABD vatandaşının öldürüldüğü terör eyleminin asıl amacının Trump’la birlikte küresel sermayenin jandarmalığından çekilme kararlılığı gösteren Amerika Birleşik Devletleri’ni, yeniden dünya sahnesine çekme operasyonu olduğunu, 02 Ekim 2017 günlü analizimde belirtmiştim.

Küresel sermayenin konuşlandığı Britanya Krallığı’nın, ABD olmadan bu jandarmalığı tek başına yapması mümkün görülmediğine değinmiştim.

Las Vegas’daki kanlı eylem, kendi ülkesinde ve dünya genelinde Trump’a yaşatılan, itibarsızlaştırma operasyonunun kanlı versiyonundan başka bir şey değildi.

Bunun en önemli nedeni Trump’ın Amerikan devini küresel odakların oyun alanlarından çekip çıkarmak istemesi.

Çünkü o, partileri farklı olmasına rağmen John Fitzgerald Kennedy gibi bir Amerikan milliyetçisi. Henry Ford gibi yerli Amerikan sanayisinin başarısına inanıyor.

Trump’ın siyasi genleri, antibritanist.

Kraliçe’nin eteklerinin altına saklanan, finans yarasalarından nefeslenen politikacılardan değil.

Trump’ı indirmek isteyen küresel güç odağının en tepesinde, Londra’da konuşlanmış Rothschild gibi finans devleri var.

Trump’ın burnunu Kuzey Kore ile sürtmek istedikleri gibi Çin ile kapışmasını dört gözle bekleyen bu küresel ahtapot, Trump’ın Amerika’sının arasını stratejik müttefikleriyle açmakta beis görmüyor.

Ama Trump’ın da boş durduğunu sanmayın. Ajandasını parayla değil sırayla takip ediyor. ABD Başkanı Trump, seçim kampanyası sırasında Pasifik bölgesi ile yapılan serbest ticaret anlaşmasına karşı olduğunu duyurmuş, Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan çıkılmasını onaylayan bir kararname ile Londra merkezli küresel finans ahtapotunun hayati damarlarından birine neşter vurmuştu.

Rothshild ailesine suikast!

Rockefeller ve Rothschild şirketleri arasında finans, enerji ve sanayi sektörleri arasında bir paylaşım olduğu gibi zaman zaman rekabetten kaynaklanan anlaşmazlıklar yaşanabiliyor.

Nitekim 13 Aralık 2017’de “Rothschild ailesine suikastta Pentagon şüphesi?”, ABD ile İngiltere arasındaki anlaşmazlığın hedefindeki ismi Rothshild ailesine düzenlenen suikastı yazmıştım.

Trump’ı indirmek isteyen küresel güç odağının en tepesindeki, Londra’da konuşlanmış Rothshild gibi finans devine kesilen cezanın ne olduğu bu kaza görünümlü suikast ile ortaya çıkmıştı.

Olay neydi nasıl oldu?

Aralık 2017’de İngiltere’nin Aylesbury kentinde Rothshild Vakfı’nca idare edilen, aileye ait tarihi yazlık Waddeston Manor Şatosu yakınlarında Cessna 152 tipi uçak ile helikopter havada çarpıştı.

Bu kazayı daha da ilginç kılan kazadan önce, İngilizce dilini kullanan ve resim tabanlı forum özelliğindeki 4chan sitesinde “Q” rumuzlu kullanıcının Sir Evelyn Robert de Rothschild’in eşi 2 Temmuz 1954 doğumlu Lynn Forester de Rothschild’i ölümcül uçak kazası hakkında 3 gün önceden uyarmasıydı.

Bu kazanın rastlantı olmadığı Kasım ayı ortalarında Rothschild ailesine başka bir suikastın düzenlendiği ve aile fertlerinin yara almadan kurtuldukları da iddia ediliyor.

Lynn; aileye ait EL Rothschild şirketinin CEO’su.

Şirket, The Economist dergisinin sahibi olan The Economist Group, Congressional Quarterly’nin sahibi ve Economist Intelligence Unit, EL Rothschild LP, Birleşik Devletler’deki önde gelen bağımsız varlık yönetimi şirketlerinin yanı gayrimenkul, tarım ve gıda çıkarları için yatırımları yönetiyor.

Hillary Clinton da dahil olmak üzere birçok politikacıya destek veriyor. “The Coalition for Inclusive Capitalism/Kapsayıcı Kapitalizm Koalisyonu” oluşumunun mimarı.

Rockefeller ve Rothshild kavgası Ortadoğu kaynaklarının talanında anlaşmazlıktan çıkıyor!

Pentagon-Rockefeller ve Rothschild ailesinin son ortak operasyonu Arap Baharı’ydı.

Operasyon öncesinde taraflar Arap Baharı’nın en önemli oyuncuları Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih (95 milyar dolar), Libya lideri Kaddafi (153 milyar dolar), Tunus lideri Zeynel Abidin bin Ali (103 milyar dolar) ile Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in (145 milyar dolar) tutarındaki kişisel servetlerinin pay edilmesini kararlaştırmıştı.

Evdeki pazarlık çarşıya uymadı!

Bu 4 lider yaşarken paraları İngiliz fonlarında kullanıldı.

Anlaşma gereği, bu paraların yarısı Amerikan silah şirketlerine devrolacaktı, petrol sahaları da iki güç arasında paylaştırılacaktı.

Ancak operasyon bittiğinde ABD ve Rockefeller ailesinin tetikçi kurumu Pentagon avucunu yaladı.

Bazı ülkelerdeki petrol rafinerileri Rothschild ailesine geçti. Pentagon’a büyük kazık atıldı.

Deyim yerindeyse hem paraların hem de petrol sahalarının üstüne bir bardak soğuk su içti. 496 milyar dolar tutarındaki meblağ, “allem-kallem" edilip Rothschild ailesinin hissesine geçmişti.

Rothschild ailesi, Arap Baharı’nda tek mermi atmadan, tek dolar kullanmadan trilyonlarca doların sahibi oldu. Petrol rafinerilerinden günlük kazançları 200 milyon dolar civarında.

Trump yönetimi bunun hesabını sormak istiyor. Çünkü Pentagon tarihinde ilk kez bu kadar güçlü aldatıldı.

Arap Baharı, Yeni İpek Yolu’nun da güzergâhının temizlenmesi anlamına geliyordu. Arap Baharı’ndan sonra 7 ülkenin hazine, çevre ve maliye bakanlıklarına, Rothschild ailesinin bursu ile okuyan isimler geçti.

Görev değişikliği ve istihdam, Arap Baharı’ndan önce planlanmıştı ve başarılı şekilde uygulandı. Buna itirazı eden, etmesi gereken tek güç vardı, o da Rockefeller ailesinin tetikçi kurumu PENTAGON’du!

Rothschild ailesinin çok önemli şirketlerine çok büyük terör saldırıları düzenleyebilecek güç erki de Pentagon’da mevcut.

İki gücün savaşı en üst boyuta taşındı.

Her yerde kavga ediyorlar.

En çok da ABD’nin içinde!

Bir adım ötesi, Pentagon’un Rothschild ailesinin önemli isimlerine suikast düzenlemesiydi.

Bir adım daha attılar.

MI6 Başkanı Alex Younger’in oğlunu öldürdüler…

CIA, MOSSAD’ı yanına çekti, MI6’ya savaş açtı!

Rockefeller ve Rothschild şirketleri arasında finans, enerji ve sanayi sektörleri arasında bir paylaşım olduğu gibi zaman zaman rekabetten kaynaklanan anlaşmazlıklar yaşanabiliyor.

Trump’ın Kudüs ve Golan açılımı, Londra’ya karşı Washington ve Tel Aviv yönetimlerinin siyasi işbirliği hakkında yeterli ipucu. İngiltere’nin, Arap davasına sözde sahip çıkışı da önemli bir parametre.

Trump’ın Netanyahu hükümetine verdiği Kudüs ve Golan desteği, iki ülke askeri kurumları ve gizli servislerinin işbirliğini güçlendirdi.

İngilizler’in Arap seviciliği, Trump’ın İsrail’e yaklaşma hamlesinin önündeki diplomatik molozları kaldırmasında önemli katkı sundu. Türkiye, bu süreçte “Arap sevici İngilizler”le saf tuttu.

ABD, bölgeyi nasıl şekillendiriyor?

ABD bölgeyi yeni baştan Suudiler üzerinden, Suudiler aracılığı ile kendi küresel çıkarlarına göre düzenlemeye uğraşıyor.

ABD’nin yanında saf tutanlar kimler?

Tabii ki baş aktör ABD. Yardımcı oyuncular İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri.

NATO üzerinden ABD’nin bölgedeki en büyük müttefiki Türkiye nedense bu projenin dışında? Çünkü İngiliz kraliçesi ile aynı yastığa baş koyduğu için olabilir mi?

İngilizler zaten bu işin dışında; çünkü operasyon onlara çekiliyor!

İngiliz gizli servisi MI6 öncelikle kendi kadroları ve imkânları ile diğer dost ülkelerin istihbarat örgütleriyle anlaşmalı olarak özellikle Suudi Muhaberatı, CIA ve MOSSAD’a yönelik bir karşı harekât planlıyor, gerçekleştiriyor.

MI6 Başkanı Alex Younger’in oğlunu öldürdüler

Arap sevici İngiliz istihbaratı MI6 Başkanı Alex Younger.

Bu kavgayı o yönetiyor.

4 Temmuz 1963 Westminster doğumlu.

Marlborough College, Saint Andrews Üniversitesi, Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi mezunu. Sarah Hopkins ile evli. Üç çocuğu var.

30 Mart 2019’da, oğlu Sam, Stirlingshire‘daki trafik kazasında öldü.

Ülkenin gizli servisine 1991’de giren Younger, Avrupa‘da ve Ortadoğu‘da çeşitli yerlerde görevlendirildi ve Afganistan‘da üst düzey istihbarat yetkilisi olarak çalıştı. Younger, Londra‘da 2012 yılında yapılan olimpiyat oyunları öncesi terörle mücadele çalışmaları da yürüttü.

Genel merkezi Londra‘da bulunan ve İngiliz hükümetine yabancı kaynaklı istihbarat sağlayan MI6‘nın, 3 binden fazla çalışanı bulunuyor.

MI6 başkanlığına 2014’te atanan Alex Younger kamuoyuna açık ilk konuşmalarından birinde MI6 için “Gerçek anlamda global bir istihbarat örgütü bizimki” demişti.

Uzun kulaklar örgütü denilebilecek GCHQ ile ve ülkenin iç istihbaratından sorumlu MI5 ile işbirliğinin mükemmel olduğunu anlatmış, “Mükemmelliği günümüzün teknolojik imkânları sayesinde sağlayabiliyoruz” açıklamasını yapmıştı.

Alex Younger’ın oğlu Sam, Londra‘nın güneyinde 70 hektar yeşil alan üzerine 1619’da kurulan Londra’nın en prestijli yatılı erkek okullarından Dulwich Kolejinden mezun olduktan sonraİskoçya‘nın başkenti, Edinburgh‘da bulunan ve 14 Nisan 1582’de Kral VI. James tarafından yasalaştırılan Edinburgh Üniversitesi’nde okuyordu.

Edinburgh Üniversitesi mezunları arasında Charles Darwin, David Hume, Alexander Graham Bell gibi isimler bulunuyor ve, Adam Smith, Max Born, Peter Higgs de ders verdiği biliniyor.

Edinburgh Üniversitesinde 22 yaşındaki bir öğrenci olan Sam Younger; 30 Mart 2019 Cumartesi günü sabahın köründe Stirlingshire‘daki özel bir mülk üzerindeki bir motorlu taşıt aracını kullanırken kaza sonucu ölmüştü.

Alex Younger’ın oğlu Sam, motor tutkunluğuyla tanınıyor. Sam, 1996 yılında Viyana‘da doğmuştu. O tarihte babası MI6’da çalışıyordu.

Alex Younger, Edinburgh biralarının kurucusu William Younger‘in soyundan geliyor.

Alex Younger’ın büyükbabası, 12 Haziran 1940‘ta St Valery-en-Caux‘da öldürülen Henry Johnston Younger‘dı.

1940’ta 54 bin kişiden oluşan İngiliz ve Fransız birlikleri, Manş Denizi sınırında St. Valery-en-Caux’da, Alman Feld Mareşal Erwin Rommel’in ordularına teslim olmuştu.

Kaza sonrası ölüm olayı ile ilgili soruşturma başlatılması bunun kaza görünümlü suikast olabileceğini gösteriyor. Polis yetkilileri yaptıkları incelemeler sonucu Procurator Fiscal‘a sundukları raporda ölüm nedeninin şüpheli görünmediğini açıklasalar da olay halen gizemini koruyor.

Dediğim o ki, MI6CIA / MOSSAD kapışması kanlı bir sürece evrildi.

MI6 Başkanı Younger; “Revenge is a cold eaten meal/ intikam soğuk yenen bir yemektir” kültüründen geliyor.

Yakın zamanda İsrail’de patlayan bombalar, Amerika’da kanlı otel ve okul baskın haberleri ajanslara patır patır düşmeye başlar.

Bu kanlı savaşın bilançosunu infazlardan öğreniriz.

Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com

MOSSAD DOSYASI : ‘Holokost’un mimarı’ Eichmann’ı yakalayan Mossad ajanı öldü


‘Holokost’un mimarı’ Eichmann’ı yakalayan Mossad ajanı öldü

Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ı yakalayan eski Mossad ajanı Rafi Eytan öldü. Eytan, İsrail tarihinin en önemli casuslardan biri sayılıyordu.

DUVAR – Yahudi soykırımının mimarı sayılan ve ‘Nihai Çözüm’ adıyla insanlık tarihinin tanıklık ettiği en büyük suçlardan birini sistematik biçimde hayata geçiren Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ı yakalamış eski Mossad ajanı Rafi Eytan öldü. ‘İsrail istihbaratının babası’ sayılan Eytan’ın 92 yaşında Tel Aviv’de bir hastanede yaşamını yitirdiği açıklandı.

Eytan, 1960 yılında Eichmann’ı gizli bir görevle Arjantin’den İsrail’e getiren sekiz kişilik Mossad ekibinin lideriydi. Mossad’ın Batı Almanya’da bir savcıdan ‘Eichmann’ın hayatta olduğu ve Arjantin’de saklandığı’ yönünde bir ihbar almasının ardından, Eytan ve ekibi Arjantin’e gitmiş, Eichmann’ı yakalayıp yargılanmak üzere İsrail’e getirmişti. Eytan 2011 yılında BBC ile söyleşisinde Eichmann’ı ‘tamamen sıradan’ diye nitelemişti.

Ünlü casusun, Irak’taki Osirak nükleer reaktörüne 1981’de düzenlenen saldırıda rol oynadığı biliniyor. Eytan sonrasında, İsrail’e gizli bilgi sızdırmaktan ve İsrail adına casusluk yapmaktan müebbet hapis cezası alan Ameriklaı yetkili Jonathan Pollard ile ilgili skandal nedeniyle istifa etmiş, kısa süreliğine siyasete atılmıştı.

İsrail tarihinde en önemli casuslardan biri sayılan Eytan için devlet töreni düzenlenmesi bekleniyor.

MOSSAD FILES : Mossad spy ring ‘unearthed because of Christchurch earthquake’


Mossad spy ring ‘unearthed because of Christchurch earthquake’

The Israeli secret service Mossad has been accused of conducting an intelligence-gathering operation in New Zealand which was unearthed because of February’s Christchurch earthquake.

Cars lie under rubble in the central business district in Christchurch Photo: AFP/GETTY IMAGES

By Paul Chapman in Wellington

The operation was interrupted when a van used by a spy cell was crushed by masonry falling from a damaged building, killing one man, it is claimed.

Benyamin Mizrahi, 23, the Israeli man who died in the damaged van, was found to have five passports on his person, the Southland Times newspaper reported.

Three surviving Israelis who were in the van with Mr Mizrahi fled New Zealand within 12 hours, making their way back to Israel.

They reportedly paused only to take photographs of the crushed van and return the dead man’s Israeli passport to officials from their embassy.

The Southland Times also said the police national computer was being audited because of concerns it had been hacked into.

There were fears that other Israeli operatives, in the city after the February 22 quake which killed 181 people, could have embedded malicious software to access intelligence information.

John Key, the New Zealand prime minister, on Thursday confirmed that the government’s Security Intelligence Service had carried out an investigation but he dismissed the concerns.

Speaking during a visit to the United States, Mr Key said the unusual circumstances of the incident were fully investigated and no evidence was found that the people involved were anything other than backpackers.

He said his advice was that the man had only two passports, one of European origin which was found on his body, and the other which his friends had handed in to Israeli officials.

Mr Key said the government took the security of New Zealand and New Zealanders “very seriously”.

“The unusual circumstances which triggered the investigation was the rapid departure from the country of the three surviving members of the group of Israelis in question,” he said.

“Security agencies conducted the investigation and found no evidence that the people were anything other than backpackers,” Mr Key said.

In all, three Israelis died in the magnitude 6.3 earthquake.

Security experts suggested agents for Mossad may have been on an identity theft “trawling” mission for information, so that the passports of unwitting citizens could be cloned.

The false passports would then be used as cover during espionage activities in other parts of the world by Israeli secret agents.

Fred Tulett, editor of the Southland Times, said an “extraordinary” reaction by the Israeli government in the hours after the earthquake had heightened the suspicions of New Zealand’s Security Intelligence Service.

They included the fact that Benjamin Netanyahu, the Israeli Prime Minister, made four calls to John Key, his New Zealand counterpart, on the day of the earthquake.

Shemi Tzur, Israel’s ambassador to Australia and New Zealand, travelled from his base in Australia to Christchurch, where he visited the temporary morgue set up to cope with earthquake victims.

Meanwhile, Israel’s defence chief also flew to the earthquake-ravaged city.

In a further move, a search and rescue team arrived in Christchurch from Israel, but the squad’s offer of help was rejected by New Zealand authorities because it did not have the necessary United Nations accreditation.

Despite that rejection, members of the Israeli team were confronted by armed New Zealand officers after being discovered in the badly damaged sealed off “red zone” of the city centre, the Southland Times said.

The Israeli government later sent a forensic team to help authorities identify the dead.

The paper said New Zealand officials became alarmed when intelligence information was collated and it was realised that the Israeli forensic team had been given access to the police national database to help with identification work.

The paper quoted an unnamed intelligence officer as saying it would take only moments for a USB drive to be inserted into a police computer terminal and loaded with a program allowing remote backdoor access to the database.

A police spokesman later said: “We are confident that our data and network were not compromised during the Christchurch Earthquake response or subsequently.”

Mr Tzur, the Israeli ambassador, said it was “science fiction” to believe that any Mossad agents had been involved.

MOSSAD DOSYASI /// Nevşin Mengü : Yeni Zelanda’daki terör saldırısının arkasında Mossad mı var ?


Nevşin Mengü : Yeni Zelanda’daki terör saldırısının arkasında Mossad mı var ?

Yeni Zelanda’da camiyi tarayan terörist ne yapmak istedi?

Aleksandar Kokotovic genç bir analist. Gençler meseleye daha hâkim. İnternet ile beraber dünyada bir iletişim devrimi oldu. Ve yaşlılar bu devrimle büyüyenlerin ne dediğini ve ne yaptıklarını zinhar anlamıyor.

Hiç fikirleri olmadığı için gençlerin eylemlerini değerlendirirken de alakasız analizler ortaya çıkıyor. Saldırıyı CIA’ye bağlayan da var, arkasında yeni bir haçlı seferi arayan da. Sanırım internetteki tek faaliyeti WhatsApp grubunda komik kedi videosu paylaşmak olanlar için dünyayı anlamak çok zor. Aleksandar Kokotovic Twitter’da bir floodda, saldırganın eylemini farklı bir açıdan analiz etmiş. Saldırgan bizim bilmediğimiz bir dünyada, bilmediğimiz ve dillerini de çok tanımadığımız bir komüniteye mesaj yolluyor.

Kokotovic, saldırganın 4chan, 8chan gibi beyaz ırkçılığı yapan siteleri okuduğunu ve oradaki mesajlara manifestosunda yer verdiğini söylüyor. Anlaşılan bu sitelerde paylaşılan bir takım capsler var. (biz caps diyoruz ingilizcede meme diyorlar) saldırgan manifestosunu bu capslerden oluşturmuş. Bu capsler o dünyada kullanıcılar arasında yeni bir dili, yeni anlatır biçimlerini oluşturuyor.

İnternette birçok kez paylaşılan ve copy-paste edilen şeylere Copypasta deniyor. Saldırganın manifestosunda internet dünyasında çok meşhur Navy Seal Copypasta’sı var. Bu copy-pastada, özetle, “sen kim olduğunu sanıyorsun. Ben yıllarca en sert askeri eğitimden geçtim. El Kaideye karşı savaştım. 300’ün üzerinde kişi öldürdüm…vb vb deniyor. Bu aynı paragraf Reddit’inden tutun da, pek çok başkaca sayfada defalarca kullanılmış ve copy-paste edilmiş. Saldırgan bu paragrafa manifesto dediği saçmalıkta olduğu gibi yer vermiş. Internet dünyasında bu copy-pastayı kullanmak bir tür dayılanmak, bıçkın davranmak anlamına geliyor.

Güçlü Sırbistan şarkısını niye kullandı?

Saldırgan saldırıyı gerçekleştirmeden önce Güçlü Sırbistan parçasını çalıyor. Bu saldırganın soykırım suçlusu Radovan Karadic’e selam çakması olarak anlaşıldı. Güçlü Sırbistan, eski Yugoslavya’da iç savaş döneminde Bosnalı Sırplar tarafından çalınan ırkçı bir parça. 2010 yılından itibaren ise şarkının pek çok parodi versiyonu yapılagelmiş. Bu parçayı dünyanın dört bir yanında anlamaya internet kullanıcıları aslında parçayla dalga geçiyor. Malum her ırkçı ürün gibi, bu şarkı da epeyce kötü. 2000’lerin başından beri çeşitli videolarda parça kullanılıyor ve espri konusu yapılıyor. Parçaya dair en çok espri konusu gönderme yapılan şey de şarkının orijinal klibinde bomboş bir ifadeyle akordeon çalan asker. Şarkının kullanıldığı online bir oyun var. Oyunun adı Team Fortress 2. Oyun bir savaş oyunu.

Manifestoda saldırganın gönderme yaptığı bir diğer unsur PewDiePie. PewDiePew dünyanın en çok izlenen, tık alan youtuber’ı. Ancak 2018’de, Bollywood videolarından oluşan br kanal PewDiePie’ı geçmek üzereymiş, bunun üzerine PewDiePie’ın en çok izlenen Youtuber olarak kalmasını sağlamak için kampanya başlatılmış. Saldırgan bu kampanyaya selam çakıyor.

Saldırgan, muhtemelen aslında internet dünyasında kendiyle aynı sitelerde gezinenlere bir takım mesajlar yolladı. Bu mesajlar tam anlamıyla saldırganla aynı dili konuşan, aynı oyunları oynayan, aynı capsleri paylaşanlar tarafından algılandı. Bizim burada saldırı popülizme kurban oldu ve olan bitenin arkasındaki yeni dinamikler elbette hiç kimsenin ne umuru değil.

Not: Saldırganın adını bilerek kullanmadım. Çünkü bu saldırganların dünyasında isimlerinin tekrarlanması ve tarihe anti kahraman olarak geçmek de bir değer ifade ediyor.

MOSSAD DOSYASI /// Gerilimi artıracak iddia : 300 MOSSAD ajanı Venezuela’ya gönderildi


Gerilimi artıracak iddia : 300 MOSSAD ajanı Venezuela’ya gönderildi

Amerika Birleşik Devletleri merkezli TruNews’in kurucusu Rick Welles, Venezuela’da yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi. Welles, İsrail’in 300 MOSSAD ajanının ülkeye gönderdiğini söyledi.

ABD’de Venezuela ile ilgili çok çarpıcı bir iddia ortaya atıldı. ABD’nin ünlü radyo programcılarından ve TruNews’in kurucusu olan Rick Welles, İsrail tarafından 300 MOSSAD ajanının uçakla Venezuela’ya gönderildiğini öne sürdü.

300 MOSSAD ajanı Venezuela’ya…

Süper Haber’e göre; Welles, "Venezuela’da yaşayan bir arkadaşım, ülkede yaşamını sürdüren Yahudi bir tanıdığıyla konuştuklarını aktardı. Söylediğine göre bir uçağı dolduran 300 MOSSAD ajanı Venezuela’ya doğru yola çıktılar. Bilginin kaynağı ise bu Yahudi ama aynı zamanda Venezuela vatandaşı olan kişinin emekli general amcasından aldığı mesaj. Büyük endişe yaşıyor şu anda. Büyük bir katliam olmasından korkuyor" dedi.

Venezuela krizi

Venezuela’da, çoğunluğu muhalefetin elindeki Ulusal Meclisin Başkanı Juan Guaido, muhaliflerin mitinginde kendini "geçici devlet başkanı" ilan etmiş ve başta ABD olmak üzere Avustralya, Kanada, Kolombiya, Peru, Ekvador, Paraguay, Brezilya, Şili, Panama, Arjantin, Kosta Rika ve Guatemala gibi ülkeler tarafından tanınmıştı. Son olarak Avrupa Parlamentosu aynı yönde adım atmıştı.

Meksika, Türkiye, Rusya, İran, Küba, Çin ve Bolivya ise Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro hükümetine desteklerini yinelemiş, Maduro da gelişmeler üzerine ABD ile diplomatik ve politik ilişkileri kestiğini ancak ticari ilişkilerinin süreceğini açıklamıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela‘ya asker göndermeyi seçeneklerden biri olarak göstermişti.

MOSSAD DOSYASI /// ABD basınında Suudi Bakan Adil el Cubeyr iddiası : Mossad’a çalışıyor


ABD basınında Suudi Bakan Adil el Cubeyr iddiası : Mossad’a çalışıyor

Amerika’da bir internet sitesinde gündeme gelen iddiaya göre Suudi Arabistan’ın eski Dışişleri Bakanı Adil el Cubeyr, 90’lı yıllarda Mossad’a çalışıyordu ve bu ilişki halen sürüyor.

Amerika’da yayın yapan "Odyssey Online" isimli sitede Jemma Buckley imzasıyla yayınlanan bir haberde Suudi Bakan Adil el Cubeyr ile ilgili bir iddia gündeme geldi. Bu iddiaya göre Adil el Cubeyr, 1990’lı yıllarda İsrail istihbarat servisi ile gizli bir ilişki içerisindeydi ve bu ilişki halen sürüyor.

BU İDDİA NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Jemma Buckley, İsrail’in eski Dışişleri Bakanı Tzipi Livni’nin Adil el Cubeyr’in 2018’in Aralık ayında görevden alınmasından dolayı Mossad’ı azarlamasının kendisini bu konuyu araştırmaya sevk ettiğini söyledi. Buckley, daha geniş bilgi için eski CIA görevlisi Philip Giraldi ile temas kurduğunu ifade ediyor.

"İLK İLİŞKİSİNİ TEKSAS ÜNİVERSİTESİ’NDE OKURKEN KURDU"

Eski CIA görevlisi Giraldi’nin verdiği bilgiye göre FBI, 1990’da Adil Cubeyr’i izlemeye başladı. Cubeyr, o dönemde Suudi Arabistan’ın Washington konsolosluğunun sözcülüğünü yapıyordu. Mossad’ın Adil el Cubeyr’i işe almış olabileceği yönündeki birkaç yıllık şüphenin ardından araştırma derinleştirilince ip uçları bulundu.

Adil el Cubeyr, 1981’de Teksas Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler fakültesi öğrencisiyken Kay Ann Mathew adlı bir öğrenciyle yakınlaştı. Amerika’da İsrailli ünlü elmas tüccarlarıyla güçlü ilişkileri bulunan Mathew, Adil Cubeyr’i Yahudi tüccarları ve şahsiyetleriyle tanıştırdı.

"MOSSAD İLE İLK GÖRÜŞME: 19915"

Mathew, FBI’ın ağustos 1998’de kendisine yaptığı dostça bir sorgulamada Adil el Cubeyr ile bir Mossad ajanı arasındaki ilk toplantının 1995 Ekiminde yapıldığını açıkladı.

Habere göre bu ilişki ağı sonrasında Adil el Cubeyr, Yahudi iş adamlarına aşırı derece borçlandı ve Mathew’e göre "Cubeyr’in Mossad’la işbirliği yapmaktan başka çaresi yoktu."

Ancak daha sonra Mossad Mathew’den Adil el Cubeyr’le ilişkisine son vermesini istedi.

Haberde "eldeki kanıtlar, o dönemde Suudi elçiliğindeki tüm faaliyetlerin Mossad ajanı tarafından kontrol altında tutulduğunu gösteriyor" ifadesi kullanıldı.

YAZAR: BU KONUYU KİTAPLAŞTIRACAĞIM

Adil Cubeyr’in işi gereği Amerikalı ajanslarla elçilik aracılığıyla ilişkide olduğunu bundan dolayı FBI’ın da ciddi bir şüphe kaynağı olduğu için onu izlediğini belirten yazar, araştırmasını tamamladıktan ayrıntıları kitap halinde yayımlayacağını belirtti.

DIŞİŞLERİNDEN SORUMLU DEVLET BAKANI: ADİL EL CUBEYR

2007-2011 yılları arasından Suudi Arabistan ABD Büyükelçiliği görevini yürüten Adil el Cubeyr, Nisan 2015’te dışişleri bakanlığı görevine başlamıştı.

Görevi boyunca, Suriye krizi, Yemen savaşı ve en önemlisi de Cemal Kaşıkçı cinayetiyle baş etmek zorunda kalan Cubeyr, iddialara göre Kaşıkçı cinayetinen sorumlu tutulan Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı "yeterince savunmadığı" için 2018’in Aralık ayında rütbe tenziline uğradı.

Veliaht Prens Selman’a yakınlığıyla tanınan İbrahim el Assaf, Adil el Cubeyr’in yerine getirilirken; Cubeyr Dışişleri Bakanlığı’ndaki ikinci koltuğa getirildi.