MOSSAD DOSYASI /// İSMAİL GÜZEL : Mossad ajanı Kamil Amin….


İSMAİL GÜZEL : Mossad ajanı Kamil Amin….

Tutuklanmadan önce topladığı istihbaratın, İsrail’in Altı Gün Savaşı’ndaki başarısında önemli bir faktör olduğu söyleniyor.

Eli Kohen tartışmasız bir şekilde İsrail’in en başarılı ve en ünlü casuslarından biriydi. Takma adı Kamil Amin Tabet….

Zengin bir Arap işadamının kimliği altında, sonunda Suriye Savunma Bakan Yardımcılığı görevinde bulunduğu düşünüldüğünde, Suriye hükümetinin en üst kademelerine kadar girmiş biri!

Tutuklanmadan önce topladığı istihbaratın, İsrail’in Altı Gün Savaşı’ndaki başarısında önemli bir faktör olduğu söyleniyor.

Eli Kohen, İskenderiye’de 1924’te dindar bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ocak 1947’de, bütün genç Yahudilerin ödemesi gereken öngörülen tutarı ödemenin bir alternatifi olarak Mısır Ordusu’na kaydolmayı seçti.

O yılın ilerleyen zamanlarında üniversiteden ayrıldı. İsrail’in kurulmasını izleyen yıllarda, birçok Yahudi aile Mısır’dan ayrıldı. Ebeveynleri ve üç erkek kardeşi 1949’da İsrail’e gitmesine rağmen, Kohen elektronik alanında bir derece bitirmek ve Yahudi faaliyetlerini koordine etmek için Mısır’da kaldı.

Mossad…

1957’de Kohen, İsrail Savunma Kuvvetleri tarafından işe alındı ve karşı istihbarat analisti olduğu askeri istihbarata yerleştirildi. İlerleyen zamanlarda Mossad’a katılmaya çalıştı. Kohen, Mossad onu reddettiğinde hayal kırıklığına uğradı… Bunun üzerine karşı istihbarat analisti olduğu askeri istihbarattan istifa etti.

Sonraki iki yıl boyunca, Kudüs’te bir sigorta bürosunda dosyalama memuru olarak çalıştı. 1959’da Iraklı-Yahudi göçmen Nadia Majald ile evlendi. Üç çocuğu oldu…

Mossad, Suriye hükümetine sızmak için özel bir ajan arayan Genel Direktör Meir Amit’in, mevcut adayların hiçbiri iş için uygun görünmediğinden, ajansın reddedilen aday dosyalarına bakarken ismiyle karşılaştığında Kohen’i görevlendirdi.

İki hafta boyunca gözetim altına alındı. İşe alım ve eğitim için uygun olduğuna karar verildi. Kohen, Mossad’ın onu işe almaya karar verdiği ve Mossad eğitim okulunda altı aylık yoğun bir kurs geçireceği konusunda bilgilendirildi.

Mezuniyet raporunda saha ajanı olmak için gereken tüm özelliklere sahip olduğu belirtildi.

Sızma ve güven artırma adına 1961’de Arjantine taşındı. Ardından Arjantin’de yaşadıktan sonra ülkeye geri dönen Suriye’li bir işadamı olarak sahte bir kimlik verildi.

Kohen, Suriye’de de Arjantin’de olduğu gibi sosyal hayatını sürdürdü, kafelerde siyasi dedikodu dinleyerek zaman geçirdi. Ayrıca evinde, üst düzeydeki Suriye’li bakanları, iş adamları, üst düzey asker ve diğerleri için alem haline gelen partiler düzenledi. Bu partilerde, üst düzeydeki yetkililer işlerini ve ordu planlarını açıkça tartışacaklardı. Kohen, yakından ilgilendiği bu tür konuşmaları teşvik etmek için sarhoş gibi davranacaktı. Ayrıca hükümet yetkililerine borç para verecekti ve birçoğu tavsiye için ona gelecekti…

Kohen’in, Suriye’nin üst düzey politikacıları, askeri yetkilileri, etkili halk figürleri ve yerel yabancı diplomasi topluluğu ile ilişkileri kurma taktikleri, Mossad tarafından titizlikle ele alındı.

İstihbarat toplandı…

Kohen, İsrail Ordusuna dört yıl boyunca 1961-1965 yılları arasında inanılmaz miktarda istihbarat verisi sağladı.

Kohen radyo ile İsrail’e istihbarat gönderdi… En önemli başarısı Golan Tepeleri’ni gezip Suriye surları hakkında istihbarat toplamasıydı. Golan tepelerine mevzilenmiş ve güneşe maruz kalan Suriyeli askerler için üzüldüğünü söyleyen Kohen, o alana ağaçlar dikti. Ağaçlar, Altı Gün Savaşı sırasında İsrail ordusu tarafından hedef belirteç olarak kullanıldı ve İsrail’in Golan Tepelerini iki günde kolayca ele geçirilmesini sağladı.

Kohen, güney sınır bölgesini tekrar tekrar ziyaret ederek Suriye mevkilerinin fotoğraflarını ve eskizlerini çizdi.

Yeni atanan Suriye İstihbaratı Albay Ahmed Su’edani kimseye güvenmiyordu. Çok şüpheciydi. Kohen’i de sevmez ve güvenmezdi..

Bunu da bilen Kohen, 1964 Kasım’ında İsrail’e yaptığı son gizli ziyareti sırasında Suriye görevini sonlandırmak istediğini dile getirdi. Yine de, İsrail İstihbaratı ondan bir kez daha Suriye’ye dönmesini istedi.

Ocak 1965’te, Suriye’de üst düzey bir köstebek bulma çabaları hararetle hızlandırıldı. Sovyet yapımı izleme ekipmanlarını kullanarak ve Sovyet uzmanları tarafından desteklenen bir yasadışı radyo yayınların tespit edilebileceği umuldu. Ve sonun da büyük bir radyo yayını tespit edilip kaynağına kadar takip edildikten sonra, 24 Ocak’ta Suriye güvenlik görevlileri, Kohen’in İsrail’e bilgi gönderirken suç üstü yakalandığı dairesine girdi.

Mahkumiyet ve ölüm cezası…

Kohen’in defalarca sorgulandığı ve işkence gördüğü söylendi. İsrail, Suriyelileri onu idam etmemeye ikna etmeyi umarak uluslararası bir kampanya düzenledi. İsrail Dışişleri Bakanı Golda Meir, uluslararası toplumdan Şam’ı Kohen’i asmanın sonuçlarını düşünmeye zorlamalarını isteyen bir kampanya başlattı. Diplomatlar, Başbakanlar ve hatta Papa bile araya girmeye çalıştı.

Meir, Sovyetler Birliği’ne gerekçeli argümanlarla bile itiraz etti. Uluslararası itirazlara, Fransa, Belçika ve Kanada Suriye hükümetini ölüm cezasını kaldırması için baskı kurdu. Fakat hiç bir şey özellikle Arap kamuoyunda küçük düşürülmüş bir Suriye’yeyi caydıramadı ve sonuçta, Suriye hükümeti ölüm cezası kararını onayladı.

18 Mayıs 1965’te Kohen, Şam’daki Marjeh Meydanı’nda halka açık bir şekilde asıldı. İnfaz gününde, Kohen’in bir haham görmek için ‘son dileği’ cezaevi yetkilileri tarafından saygıyla karşılandı.

Cenazesi İsrail’e geri verilmedi. Suriye’de bilinmeyen bir yerde gömülü…

Kohen’in ailesinin kalıntılarının İsrail’e iade edilme talepleri Suriye makamları tarafından reddedildi. Ağustos 2008’de, Suriye’nin eski lideri Hafız Esad’ın eski istihbarat bürosu şefi Months Maosily, Suriyeli’lerin cenazesini ve geri kalanların geri alınmasını önlemek için idam edilen İsrail casusunu üç kez gömdüğünü iddia ederek Eli Kohen’in mezar alanının bilinmediğini söyledi..

Ulusal kahraman ilan edilen Kohen’nin adı İsrail’de birçok cadde ve mahalleye verildi…

The Impossible Spy filmi ve Netflix’de yayınlanan Spy dizisi hayatının bir tasviridir.

Sonuçta, bu milletin yüreğine ateş düşürenler, bir an bile göz kırpmadan can yakanlar, kötü izler bırakanlar, bizden gibi görünüp de bizden olmayanlar, adı, soyadı bizden ama ruhu, aklı bizden olmayan Türk ve İslam düşmanları, içimizde tam da yanı dibimizde her işimize vakıf Eli Kohen’ler nam-ı diğer Kamil Amin Tabet’ler var…

MOSSAD DOSYASI : Mossad ajanları RMMO’yu izledi


Mossad ajanları RMMO’yu izledi

Güney Kıbrıs, şu ana kadar 1 milyon telefon numarası kaydettiği saptanan “casus van” olayının şokunu yaşarken; yeni bir iddiayla sarsıldı

“Casus van” olayıyla çalkalanan Güney Kıbrıs’ın, 20 yıl önce de İsrailli ajanların hedefi olduğu bildirildi. Politis gazetesi, Mossad’ın iki ajanı olduğu iddia edilen Woody Hargov ile Igal Demary’nin, yanlarında gerekli tüm teçhizatla, 1998 yılında Güney Kıbrıs’a giderek “Nikiforos” tatbikatını izlediklerini yazdı. Aynı şahısların bir ay sonra “Kıbrıs Havayolları” uçağıyla ve şahsi pasaportlarını kullanarak Güney Kıbrıs’a gittikleri ve Rum Polisi ile Rum Milli Muhafız Ordusu’nun sinyallerini takip ettikleri de belirtildi. Gazete, iki ajanın kayıt cihazları aracılığıyla telefon görüşmelerini de kaydettiklerini ancak tutuklandıklarında, kayıt cihazında yalnızca Rum polisinin ceza tahsilatı yaptığı bir ses kaydı bulunduğunu belirtti. Hiçbir devlet makamının iki ajanın varlığından şüphelenmediğini ve lokanta sahibi bir Rumun, iki ajanın hareketlerinden ve cep telefonları olmasına rağmen sık sık telefon kulübesinden yaptıkları konuşmalardan şüphelenerek polise haber verdiğini kaydeden gazete, iki ajan aleyhinde tutuklama emri çıkarıldığını yazdı. İki ajanın tasarrufunda son model takip cihazları ve Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) kışlalarının işaretli bulunduğu haritalar tespit edildiğini belirten gazete, ajanların tutuklanmasının o dönemde Güney Kıbrıs ile İsrail arasındaki ilişkilerin gerilmesine yol açtığını anımsattı.


OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.kibrisgazetesi.com/kibris/mossad-ajanlari-rmmoyu-izledi-h78169.html

Kıbrıs Gazetesi

MİT DOSYASI /// Tunca Bengin : MİT’in MOSSAD’ı kıskandıran başarısı


Tunca Bengin : MİT’in MOSSAD’ı kıskandıran başarısı

E-POSTA : tunca.bengin

Günlerdir “Beşte-pe’ye giden CHP’li” iddiasıyla başlayan gazetecilik etiği dersleri ve karşılıklı siyasi kumpas senaryolarına odaklandık… Dün itibarıyla geldiğimiz noktada ise İnce’nin sert çıkışıyla kumpas açısından oklar CHP genel merkezine yönelmiş durumda… Dolayısıyla ülkede bir yanda nerede, nasıl sonlanacağı flu, dipsiz bir tartışma, diğer yanda da başta terörle mücadele olmak üzere sorunlar ve çözümlere dönük “gerçek” gündem gibi iki farklı görüntü söz konusu. Nitekim dün siyasi arenada “kumpas” tartışmaları sürerken Savunma ve İçişleri bakanlıklarından teröristlere yönelik operasyonlarla ilgili peş peşe gelen açıklamalarla da bunun en somut örneğini yaşadık. O nedenle de “gerçek” gündeme odaklanmak da yarar var. Öncelikle de terörle mücadeleye…

Şöyle ki;
PKK/PYD/YPG,DAEŞ ile FETÖ’ye peş peşe indirilen ağır darbeler Türkiye’nin terörle mücadeledeki kararlılığının yanı sıra imkân ve kabiliyetini de çok net ortaya koydu, koyuyor. Özellikle de istihbarat açısından. Çünkü terörle, teröristle mücadele başarı güvenlik güçlerinin donanımı ve kullanılan teknoloji kadar doğrudan istihbaratın etkinliğiyle de bağlantılı bir durum. Yani caydırıcılık açısından var olan vurucu güçle birlikte güvenilir, net bilgi elde etmek ve doğru ya da nokta hedeflere yönlendirmek de gerekiyor. Ki bu bağlamda hem teknik yetersizlik hem de teşkilat bünyesindeki FETÖ’cü hainlerden kaynaklanan geçmişte yaşanmış kötü örnekler de var. Dolayısıyla da son dönemlerde yakalanan, etkisiz hale getirilen terörist sayılarına baktığımızda şu anda istihbarat olarak Türkiye’nin çok önemli bir yerde olduğu çok açık.

Nedenlerini Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin, özetliyor:

“Bu işin iki, üç boyutu var. Birisi İHA, SİHA’lar başta olmak üzere teknolojiyi kullanıyoruz, ikincisi MİT bölgede insan istihbaratı olarak yerleşmiş vaziyette. Yani kurduğu teşkilat vasıtasıyla yerel unsurlardan haberler alıyor ve o haberleri size aktarıyor… Ya da bir başka yerden haber geldiği zaman da onlar teyit ediyorlar. Bu iki önemli gelişme Türkiye’nin önünü açtı. Bir de yurt dışı ve içinde çeşitli renklerdeki arananlar listelerinde yer alanların takibi var. Yani MİT belli hedefler üzerine de yoğunlaşmış vaziyette. O nedenle de hem insan istihbaratı hem teknoloji kritik önemde. Çünkü eskiden bir kaç tane olan İHA’lar şimdi çok sayıda, böyle olduğu için de 24 saat aralıksız gözetleme imkânı veriyor. Tabi bu arada Türkiye çok kısa zamanda profesyonel birlikler de oluşturdu. Ve bunların hepsi hibrit savaşa göre biçimlendirilmiş durumda. Yani hem özel harekât hem de klasik harekât yapabiliyorlar.”

Teknoloji açısından İsrail çok iyi bilinir?

“Doğru, bu konuda İsrail çok önemliydi. Şu an teknoloji konusunda İsrail’i yakaladık özellikle İHA’lar konusunda. İnsan istihbaratı konusunda da MOSSAD’ı falan yakaladığımızı hatta geçtiğimizi değerlendiriyorum. Yani insan istihbaratı konusunda da bölgede MİT en az MOSSAD kadar, İngiliz istihbaratı MI6 kadar iyi.”

MİT, MOSSAD kadar etkili anlamında mı?

“En az onun kadar etkili. Belki daha fazlası vardır eksiği yoktur. Son yaptıkları operasyonlara, elde edilen başarılara baktığımız zaman sadece PKK üzerinde değil, DAEŞ, El Kaide vs. radikal gruplara baktığımızda onlarla ilgili çalışmaları da var. Türkiye içerisinde de 4 milyon sığınmacıyı bir şekilde bazı istihbarat örgütleri yönlendirmesin diye kontrol ediyorlar. Türkiye dışındaki soydaşlarımızın ya da vatandaşlarımızın bulunduğu yerlerde yabancı istihbarat örgütleri tarafından etki altına alınmasını engellemeye dönük çalışmaları da var. Dolayısıyla istihbarat açısından çok önemli bir noktaya geldik diye değerlendiriyorum…”

Bu durum CIA ve MOSSAD’ı rahatsız etmiyor mu?

“Etmez olur mu? Ediyor tabi ama şu da var sahada her zaman istihbarat örgütleri arasında işbirliği olur. Tabi bu Türk istihbaratının başarısının MOSSAD ve CIA’yı rahatsız ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Onun için onlarda bizim bölgemizde adamlar kullanıyorlar. Mesela Suriye Milli Ordusu’nun arasında, İdlib’de El Nusra’nın içerisinde bunların kullandığı adamlar vardır. Zaman zaman provokasyon da yapıyorlar. Bu açık, bu konuyu tartışmak bile abes…”.

MOSSAD DOSYASI /// TAHA DAĞLI : Mossad PKK’ya bakın neler tavsiye etti ????


TAHA DAĞLI : Mossad PKK’ya bakın neler tavsiye etti

Tsuri Saguy.
İsrail ordusundan emekli bir tuğgeneral.
60’larda Mossad elemanı olarak Suriye ve Irak’ta görev aldı.
Moşe Dayan, Menachim Navot ve Arik Regev’le birlikte Irak’ın kuzeyinde Kürtleri silahlandıran İsrail gizli servisinin başındaydı.
Kuzey Irak yapılanmasının mimarı sayılır.
Öyle ki o dönemlerde kendisi “Kürt Genelkurmay Başkanı” olarak anılmaktaydı.

Mustafa Barzani, Mesut Barzani’nin babası.
Tsuri Saguy’un direk irtibat halinde olduğu Kürt liderdi.
Saguy, Mustafa Barzani’nin dışında kardeşi yani Mesut Barzani’nin abisi İdris Barzani’yle de çok yakındı.
İdris Barzani yani Mesut Barzani’nin abisi, bugün bölgesel yönetimin başkanı olan Neçirvan Barzani’nin babasıdır, aynı zamanda.

Barzani ailesinin Yahudi asıllı olduğuna yönelik rivayetlerin de Mossad’la bu yakın ilişkiden dolayı çıktığı da sanılmaktadır.

Gerçi İsrail’in tüm çabalarına rağmen Mustafa Barzani, o dönemlerde umduğunu bulamadı.
Amerikalılar tarafından terk edildi.

Gelelim bugüne.

Mustafa Barzani bugün yaşamıyor.
60’lı yıllarda kendisini Irak’taki Kürtlerin silahlı lideri yapan Mossad ajanı ise hala hayatta.

Tsuri Saguy’un bugünlerdeki gündemi PKK.
İsrail Maariv gazetesine bir röportaj verdi.
PKK’ya seslendi.
“Türklere karşı koymaya kalkmayın çünkü yok olursunuz” mesajı verdi.
“Türkler ile Esed arasında sıkıştınız ama ikisinden de uzak durun” tavsiyesinde bulundu.
“Eğer Esed rejimiyle işbirliği yaparsanız onlar da en nihayetinde kendi topraklarını korumak adına sizi satabilirler” dedi.

PKK’nın Amerika tarafından resmen ortada bırakıldığını vurguladı.
“Bu durumda Avrupalılar da onlara yardım edemez” diye konuştu.

Şu an PKK’nın önünde iki seçenek olduğunu söyledi.
“Ya Suriye’nin güneyine kaçacaklar ya da Irak’a gidecekler” ifadesini kullandı.

Bu seçeneklerden makul olan adresin ise Irak olacağı yorumunda bulundu.
Irak’ta Kandil’le birlikte Sincar’da da PKK yapılanması mevcut.

PKK terör örgütünün Irak’taki tüm yapılanmasını da organize eden isimlerden olan Tsuri Saguy, PKK’nın bugün içerisinde bulunduğu durumdan dolayı üzgün olduğunu söyledi.

“Biz İran devrimi öncesi Irak’ta onlara 3 topçu taburu askerle eğitim vermiştik” diye konuştu.

Tsuri Saguy bugün için de PKK’ya en kritik zamanlarda dahi yardımda bulunduklarını ve ellerinden geldiği kadar bulunacaklarını söyledi.
Ama şu an ne kadar yardım etseler de Türkiye karşısında PKK’nın hiçbir şansı olmadığının gerçekliliğine de dikkat çekti.
O nedenle terör örgütüne çatışmaya girmeden kaçmaları tavsiyesini ısrarla tekrarladı. Bu sayede yok olmaktan kurtulacaklarını söyledi.

MOSSAD DOSYASI : MOSSAD’IN YETİŞTİRDİĞİ YPG/PKK İSTİHBARATINA NE OLDU ???


MOSSAD’IN YETİŞTİRDİĞİ YPG/PKK İSTİHBARATINA NE OLDU ???

Dünyada kendi reklamını en çok yapan istihbarat örgütü şüphesiz MOSSAD’dır. Öyle ki “İsrail kazanıyorsa MOSSAD haklıdır” felsefesiyle hareket ederler.

İşgal rejiminin stratejilerine bakıldığında neredeyse tümünde istihbaratın etkisi ve yol göstericiliği fark ediliyor. Belki bunun sebebi bu rejimin askeri nitelik taşımasıdır. Ancak ne olursa olsun Mossad yönetimin ortağıdır diyebiliriz.

Mossad’ın en önemli görevlerinden biri de “İşgalci İsrail’e tehdit oluşturabilecek potansiyel unsurların tespit edilmesi ve gereğinin yapılmasıdır”

Mossad bu göreve binaen başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada olup bitenleri ince eleyip sık dokuyarak ele alır, kendine göre dost- düşman tarifi yapar. Mossad, örneğin “Suriye İç Savaşıyla” birlikte fırsatı değerlendirmek isteyen YPG Pkk yapılanmasını “değerlendirilmesi gereken dost!” olarak ele aldı.

Bu yeni bir dostluk değildi elbette. Daha önce Kuzey Irak’ta yoğun bir saha çalışması yapmış olan Mossad, çevre ülkelerin Kürd’lere negatif yaklaşımlarını fırsat bilerek bu kozdan istifade etmenin yollarını aradı durdu. Bir dönem Türkiye ile sıkı ilişkileri olsa da ülkelerin ulusal çıkarları söz konusu olduğunda “Dostluklar değil çıkarlar önce gelir!” ilkesine binaen Mossad daima çevre ülkelerin( ve tabii Türkiye’nin) başını ağrıtacak alternatif güçler hazırlamaktan geri durmadı hiçbir zaman.

Daha önce Pkk ile teması bulunan Mossad SDG(YPG/Pkk) ile de temaslarını artırmış ve-n nihaye EL Habur’un haberinde belirttiğine göre (27-06-2019) kanlı bir tarihe sahip MOSSAD, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ni eğitmeye hazırlanıyor.

“MOSSAD’ın eğiteceği PYD/YPG’liler ilk önce bazı testlerden geçiriliyor ve daha sonra İsrail’e ‘eğitim kampına’ gönderiliyor. Bu eğitimde psikolojik savaş yöntemleri, sabotajlar, istihbarat toplama gibi pek çok dalda eğitim görüyorlar. Testten geçirilenler gruplar halinde götürülecek!” deniyor. Ayrıca

“El Habur, bölgedeki yerel bir kaynağa dayanarak, “20 personel (esasını PYD/YPG oluşturuyor) işgal altındaki Filistin’e transfer için hazırlık amacıyla Erbil şehrine transfer edildi” diyerek MOSSAD’ın girişimini ifşa etti.” Diye ekleniyor.

İnternete yayılan haberin devamında “"İsrail’in YPG’nin kontrolü altında bulunan bölgelerde dostane bir istihbarat servisi kurmak isteği olduğu.

İsrail-YPG İstihbarat Servisi’nin Mossad’a eleman toplayacağı ve İsrail’e Suriye ile ilgili konular hakkında bilgi vereceği” ileri sürülüyor.

Mossad’ın YPG/Pkk için gösterdiği bu yoğun çabalarını Mossad’ın anlattığı şekilde değil de farklı yorumlamak gerekir.

Öncelikle Mossad’ın bu örgütle dialog ve işbirliğinin çok eskilere dayandığı bilinmektedir. Ayrıca Mossad’ın YPG/Pkk ile 2014 yılı başından başlayarak samimi temaslar kurduğu biliniyor. Yani Mossad, bu örgütle karşılıklı istihbarat paylaşımını çok önceden başlatmıştı.

Peki neden 2019’da bu işbirliğini açıklıyor? Çünkü İstihbarat örgütleri bir haberi sızdırıyorlarsa ya o haberin bir önemi kalmamıştır ( yani o işi çoktan halletmişlerdir) ya da sızdırdıkları haberin sahiplerine zarar vermek istiyorlardır.

Mossad’ın yetiştirmek için 20 kişi değil çok daha fazla YPG /Pkk’liyi Tel Aviv’e götürdüğü de biliniyor. Buna rağmen Mossad “20 kişi götürdüğünü” belirtiyor. Mossad’ın bu iddiasını kabul etsek bile aslında istihbarat için nitelikli 20 kişinin hiç te küçük bir rakam olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Birçok istihbarat örgütünün bu sayıdan daha az bir rakamla işe başladığı bilinen bir gerçek.

Türkiye’nin 9 Ekim’de Fırat’ın Doğusuna başlattığı operasyondan en çok rahatsızlık duyan ve bunu gizlemeyen ilk ülke Siyonist Rejim(İsrail) oldu. Hatta öyle ki “İşgalci Rejimin yedek subaytları Netanyahu’ya ve Genelkurmay Başkanı Aviv Koçavi’ye çağrıda bulunarak YPG/Pkk’ye lojistik ve istihbarat desteği verilmesini istediler

İşgalci rejim yönetiminin bu çağrıya ne cevap verdiği şimdilik bilinmiyor ancak Mossad’ın “ulusal çıkarları gerekçe göstererek YPG/Pkk’yi bundan sonra koşulsuz ve SINIRSIZ destekleyeceğinden şüphe yok.

Tüm bunların yanında cevabı merak edilen temel soru şu:

“Mossad’ın özene bezene besleyip eğittiği, onunla ilgili gelecek projeksiyonları kurguladığı YPG/PKK’nin “İstihbarat Timi’ne” ne oldu?

Mesela önceden kendi yönetimlerini uyarıp “Bakın Türkiye geliyor, silahlı gücü şöyle şöyle…” diye rapor verdiler mi?

Türkiye’nin operasyonda kullanacağı A_B_C planlarını önceden masaya yatırabildiler mi?

YPG/Pkk’nin oldukça amatörce sayılabilecek sözde savunma hattının yanlışlığı konusundaa uyarıda bulundular mı?

Yoksa bunların hiçbirini yapmayıp tüm dünyaya ve özelde ezilmiş mazlum Kürd Halkına yalan yanlış propaganda yapmayı mı tercih ettiler?

(Her yenilgilerinde olduğu gibi) Kürd Halkına kahramanca direniş gösterdiklerini tarih yazdıklarını mı anlattılar?

Kısacası Mossad’ın yıllardır üzerinde hassasiyetle çalıştığı bu istihbarat ekibi Türkiye’nin operasyonu esnasında ne ile meşgul idi? Sorusunun cevabı hala bilinmiyor. Pkk’nin 40 yıldır takip ettiği siyasete bakılırsa “bizim istihbaratımız büyük bir zafer kazandı!” derlerse şaşırmamak gerekir.

MOSSAD DOSYASI /// Cem Küçük : Jeffrey Epstein, Ehud Barak, MOSSAD ve tuhaf bağlantılar


Cem Küçük : Jeffrey Epstein, Ehud Barak, MOSSAD ve tuhaf bağlantılar

E-POSTA : cemkucuk

Türkiye’de en ciddi konular saçma sapan komplo teorileriyle işlendiği için yeteri kadar irdelenmiyor. Yurt dışındaki meseleler de aynı şekilde akıl süzgeciyle değil genelgeçer laflarla izah ediliyor ya da sloganlarla anlamı öldürülüyor. İngiltere, MOSSAD, İsrail, Amerika yaptı deyip işin özüne inilmiyor. Böyle yazılar ne okunuyor ne de itibar görüyor.

Son 1 haftadır Amerika’da patlak veren çocuk pedofili Jeffrey Epstein ve onun tuhaf bağlantılarını okuyorum. Burada şu an okuduklarınız Amerikan ve İngiliz medyasından derlediklerimin çok kısa bir özeti. Derinlere indikçe öyle bağlantılar ortaya çıkıyor ki, insan küçük dilini yutuyor.

Epstein’in cezaevinde intihar süsü verilen ölümü ve garip bağlantıları aslında işin içinde başka şeyler olduğunu ortaya çıkarıyor. Nasıl mı? Tek tek anlatalım…

Jeffrey Epstein Silikon Vadisi’ndeki teknoloji devlerinin sahipleri ve tepe yöneticilerine yakın biri. Hedonist ve haz delisi olmuş tipler Epstein’in Latin Amerika, Afrika, Ukrayna, Belarus, Avrupa’dan getirdiği yaşı reşit olmayan küçük kızları istismar ediyordu. MOSSAD’la bağlantısı bariz Epstein küçük kızları kullanan bu devasa isimleri belli ki videoya çekiyordu. Onlardan karşılığında büyük paralar alıyordu. Sadece para alsa iyi. Aynı zamanda ağa düşen bu kişilere şantaj yaparak onların teknoloji şirketlerine de istediklerini yaptırıyorlardı.

Epstein’in yakın bağlantılı olduğu isimler kimlerdi dersiniz? Google kurucularından Sergey Brin, Facebook’un sahibi Mark Zuckerberg, Tesla CEO’su, Microsoft’un sahibi Bill Gates ve LinkedIn kurucularından Reid Hoffman.

İşte bu isimlerle yakın bağlantısı olan Epstein’in halkasına bir bakmak lazım. Epstein’in en yakın arkadaşlarından biri eski İsrail Başbakanı Ehud Barak. Barak geçmişte İsrail askerî istihbaratının da başkanıydı. Peki Ehud Barak şu an ne iş yapıyor? Carbyne911 ya da kısa adıyla Carbyne teknoloji şirketinin Başkanı. Bu şirket özellikle Amerika’da kitle saldırılarının önüne geçmek için acil arama ve bireysel tanıma programları geliştiriyor. Amerikan medyasında yazılanlara göre Carbyne sosyal medyayı da sıkı takip edip Filistinlileri izleyerek yapılacak bireysel eylemlerin önüne geçiyormuş.

Carbyne sadece bir teknoloji firması değil. İsrail askerî istihbarat birimi Unit 8200’le yakın teması var. Bu birimde yetişen çoğu eleman teknolojiyi iyi bildiği için belli yaşlara geldikten sonra ayrılıp Microsoft, Google, Facebook’ta çalışmaya başlıyorlar. İzleme yapan Unit 8200 ve Carbyne şirketleri, teknoloji devlerine geçen eski elemanlar sayesinde bu devasa sosyal medya araçlarının yazılımlarına bir "back door (arka kapı)" açıyorlar.

Açtıkları bu arka kapılarla Facebook, Twitter, Instagram gibi yerlerde İsrail’i boykot eden ya da eleştiren kim varsa adım adım izliyorlar (tracking). Benjamin Netanyahu bir söyleşisinde Unit 8200’ün bu yaptığını açıklayarak sır olmaktan çıkarmıştı.

Şimdi Epstein burada ne yapıyordu? Carbyne ve onun sıkı bağlantılı olduğu İsrail askerî istihbarat birimi Unit 8200’ü fonluyordu. Epstein paraları da uçağına alıp küçük çocukları istismar eden dünya çapındaki şöhretlere ya da zenginlere şantaj yaparak elde ediyordu.

Carbyne’i fonlayanlardan biri Epstein’in yakın arkadaşı Peter Thiel. Peki Thiel kim? 2016 Başkanlık seçimlerinde Trump için en büyük bağışı yapan kişi. Ayrıca aynı Carbyne gibi kitle katliamı yapacak kişileri eyleme geçmeden önce tespit edecek sistemler geliştiren Palantir şirketinin sahibi. Thiel’in şirketi Palantir "suç öncesi yazılımı (pre crime software)" geliştirdi ve bunu birçok Amerikan eyaletinde uyguluyor. Kiminle? Bingo, bildiniz, Carbyne şirketiyle. Palantir şirketinin bir merkezi de Tel Aviv’de. Peter Thiel, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile de yakın arkadaş.

Peter Thiel-Benjamin Netenyahu

Suç öncesi kavramı bizde pek bilinmiyor ama yakın zamanda adı daha çok duyulacak. Daha önce Carbyne’de Trae Stephens şimdi Palantir şirketinde çalışıyor. Stephens Trump’ın kampanyasında çalışmış. Ama daha önemlisi İç Güvenlik (Homeland Security) Başkanı Michael Chertoff’un emrinde hizmet vermiş.

Jeffrey Epstein’in tuhaf bağlantıları bunlarla bitmiyor. Epstein’in kız arkadaşı ve uçakla küçük kız taşıma hizmetini beraber yaptığı kişi Ghislaine Maxwell. Epstein’in sır küplerinden biri olan Ghislane Maxwell’in babası Robert Maxwell İngiltere’de bir medya imparatoruydu. İsrail istihbaratı MOSSAD ve CIA’le yakın iş birliği yapmış biri. Robert Maxwell 1991’de Atlantik Okyanusu’nda lüks bir yattan düşüp ölmüş ve ölümü gizemini hâlâ koruyor. Ghislane Maxwell Tesla CEO’su Elan Musk’a yakın biriydi.

Ghislane Maxwell-Elan Musk

Epstein’in yakın ilişki içinde olduklarından biri de iş adamı Leslie Wexner. Victoria’s Secret iç çamaşırlarının sahibi. Milyarder Wexner Carbyne şirketine ciddi miktarda bağış yapmış biri. Pedofili işine bulaşmış ve Epstein’in uçağıyla adalara seyahatin müptelası kişi…

Daha yazacak çok şey var ama özetle denilen şu: Epstein, Ehud Barak ve kız arkadaşı Ghislane Maxwell üzerinden MOSSAD’a çalışıyordu. Teknoloji devlerini küçük kız istismarları üzerinden İsrail’e mahkûm etti. Carbyne ve Unit 8200’e ağına düşürdükleri üzerinden büyük bağışlar yaptırdı. Amerikan şirketlerine yazılımlar üzerinden "back door (arka kap)" açtırdı ve İsrail hepsini izledi.

Bazı Amerikan sırları İsrail’e geçince CIA devreye girdi ve Epstein cezaevinde öldürüldü. Çok daha girift ve tuhaf ilişkiler söz konusu. Onları da ilerleyen zamanlarda yazarız…