MK ULTRA PROJESİ : ARAŞTIRMACI YAZAR Ali Selman Demirbağ ZİHİN KONTROLÜ PROJESİNİ ANLATIYOR !!


ARAŞTIRMACI YAZAR Ali Selman Demirbağ ZİHİN KONTROLÜ PROJESİNİ ANLATIYOR !!

Ali Selman Demirbağ kimdir, nerelidir, kaç yaşındadır, ne iş yapıyor, uzmanlık alanı nedir? İşte Ali Selman Demirbağ biyografisi:

Google Haberlere Abone ol

14 Mayıs 2020 00:48 Son Güncelleme: 14 Mayıs 2020 00:56

Ali Selman Demirbağ kimdir, nerelidir, kaç yaşındadır, uzmanlık alanı nedir, ne mezunudur? Son dönemlerde televizyon ekranlarında ve bazı dergilerde röportajları yayınlanan Ali Selman Demirbağ, merak edilen isimler arasında yer alıyor. İşte Ali Selman Demirbağ biyografisi:

39 yaşında olan Ali Selman Demirbağ, Kütahya’da dünyaya geldi. Biyomedikal uzmanıdır.

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde biyomedikal cihazlar üzerine eğitim gördü ve yine İzmir’de uzun yıllar biyomedikal cihaz teknikeri olarak çalıştı.

2012 yılı içerisinde (Hakan Yılmaz Çebi ile birlikte) Anatolia Yayınları arasından ilk eseri “BEYNİMDEKİ YABANCI –Kuantum Evreninde Elektromanyetik Beyin Kontrol-”, Profil Yayınları arasından ise bir grub yazarla birlikte hazırladığı “ZİHİN KONTROL OPERASYONLARI” adlı ikinci eseri çıktı.

Ali Selman Demirbağ’ın 15 Kasım 2012 tarihinde Baran Dergisi’ne verdiği bir röportajını sizler için paylaşıyoruz:

– İlk olarak, uzuvların beyin tarafından kontrol edilmesini sağlamakta aracı vazifesi gören sinir sisteminin çalışmasından bahsedelim ki, bundan sonra söyleyeceklerimiz havada kalmasın.

– Bizim vücud sistemimiz elektrikle çalışır. Kalbimizdeki kas hareketleri elektrikî uyarımlarla çalışır, kol kaslarımız elektirikî uyarımlarla çalışır… Beynimiz bu elektrik sinyallerini üretir ve sinir sistemi vasıtasıyla iletir. Bizim hücrelerimiz tıpkı pillerde olduğu gibi kimyevî enerjiyi elektrik enerjisine çevirir. Zihnin çalışması, kan deveranı, uzuvların hareketleri, kasların kontrolü hep bu elektrik sinyalleriyle gerçekleşir. Elektrikle çalışmamız ve elektriğin olduğu her yerde elektromanyetik bir alan olması hasebiyle aynı zamanda da elektromanyetik canlılarızdır. Bu sebeble elektrikle etkileşimimiz söz konusudur, meselâ elektriğe tutulduğumuzda kaslarımızın tamamı kasılır ve kendimizi kurtaramayız. Elektromanyetik alana gelecek olursak, bu da bizim auramızdır, bizim bedenimizin dışına kadar sarkan elektromanyetik alanımız, ezoterik tabirle auramızdır.

– Kirlian fotoğrafçılığında görülen o hâle, değil mi?

Aynen öyle, o hâle bizim elektromanyetik alanımızı ifade eder. Bütün canlı varlıklarda bu şekildedir; kiminde daha az, kiminde daha yüksek. Meselâ bitkilerde yapraklarının etrafında çok dar bir seviyededir, hemen sathında-yüzeyindedir. Çünkü bitkilerde hareket çok azdır… Zihnî ve fiilî hareket arttıkça bu hâle yâni manyetik alan genişlemekte, hareket azaldıkça daralmaktadır. Bu enerji türü, kötü düşünce sahiblerinde negatif, iyi düşünce sahiblerindeyse pozitif ve daha güçlü durumdadır.

– Peki, bu frekanslar ölçülerek insan beynine müdahale edilebilir mi? Edilebilirse hangi teknik kullanılarak nasıl müdahale edilir?

– Bizim her algımızın bir frekansı var, gözümüzün gördüğü ışığı algıladığı bir frekans aralığı var, kulağımızın işittiği bir frekans aralığı var.

– Bu idrak kuvvetlerinin, müşahede ettiklerini beyne iletmelerinin de ayrıca frekansları var değil mi?

– Tabiî, göz, burun, kulak, dil ve derimiz aslında aynı zamanda birer transmitter yâni dönüştürücüdür. Müşahede ettiği imaj, ses, koku, tat ve dokunma duyularını beynin idrak edeceği cinsten elektrik sinyallerine dönüştürür. Ayrıca bizim beş duyu haricinde hissettiğimiz bazı şeyler vardır. Meselâ ardımızdan biri geçse, bir kedi geçse, duymasak da onun oradan geçtiğini hissederiz. Yani idrak kuvvetlerimizle direkt olarak müşahede edemesek de, tıpkı elektromanyetik bir yayınımız olduğu gibi, diğer canlıların elektromanyetik alanlarını da hissederiz. Beşerî sevgi ve aşk gibi hususlar da buna tâbidir. Bunu vücudumuz hormonlar vasıtasıyla kendisi üretir. Daha evvel de bahsettiğimiz üzere, kimyevî enerjilerden üretilen elektrik enerjisinin diğer insanlarla olan etkileşimi uyum ve uyumsuzluk gibi durumların temel kaynağı durumundadır. Aynı zamanda duygu, düşünce yâni ruh hâlimizi belirleyen temel faktör de bu enerjilerdir.

– Yâni bizim beş idrak kuvvetimizin idrak edemediklerini de müşahede ediyor ve buna göre davranıyoruz.

– Aynen bu şekilde ve bu bizlerin metafizik canlılar olduğumuzun da delilidir.

– Göz örneğinden gidecek olursak; göze gelen bir imaj, göz bu imajı beynin idrak edeceği bir sinyale çevirerek beyne iletiyor. Peki bu irtibata müdahale etmek, bu irtibatı manipüle etmek mümkün müdür?

– Müdahale edilebilir. Hattâ en basitinden başlayalım, meselâ gözün aldanması… Perspektif farkları sebebiyle aynı buudtaki cisimlerin buudlarının farklı gibi idrak edilmesi… Bundan başka gözün çevirerek beyne ilettiği sinyalin frekansını yakalayıp, o sinyalde frekans gönderdiğinizde beyin bunu direkt olarak bir görüntü olarak algılar ve bu frekansı beynin arka kısmında bulanan karanlık odada imaja çevirerek, kendisi için hakikat hâline getirir. Bu bahsettiğimiz manipülasyon aynı şekilde kulak, burun, dil ve deri için de geçerlidir. Görüntü, ses, tad, koku ve dokunma hissi oluşturup bu yöntemle beyne iletebilirsiniz. Beyne ilettiğiniz gibi aynı zamanda beyinden uzuvlara giden sinyallerin frekanslarını taklid ederek uzuvları da manipüle edebilirsiniz; dilediğiniz hareketleri yaptırtabilir, solunum, dolaşım ve boşaltımı düzenleyebilir, hormonları kontrol edebilirsiniz. Beynin sinyallerini taklid edebilir ve bunu hedefe iletebilirseniz, tüm bunları pekâlâ yapabilirsiniz.

– Telegram ile alâkalı olarak Salih Mirzabeyoğlu’nun “Ölüm Odası B-Yedi” adlı eserinde anlattıklarına bakacak olursak, karşılıklı diyalog, müdahale ve manipülasyonlar son derece ânlık olarak cereyan ediyor. Telegramcıların bir monitör ve klavye başında bu işi yapmadıkları aşikâr. Peki ne kullanıyorlar? Meselâ oyunlar için beyin aktivitelerini okuyan, problarla bezeli, tıpkı Roma İmparatorlarının başlarına taktıkları zeytin dallarının şeklini andıran cihazlar var, Telegram’da bunlar mı kullanılmaktadır? Yâni acaba cihaz, iki zihin arasında köprü vazifesinde midir?

– Şimdi Telegram gibi bir sürecin öncelikle başlangıcına bakmak lâzım. Başlangıcında hipnoz ve bu hipnozla beraber şartlandırma yapılması gerekmektedir. Bunun için de o kişiyi ya kaçırmak, yahud esaret altında tutmak gerekir.

– Kıstırılmış olması gerekiyor yani.

Evet, kıstırılmış olması gerekiyor. Telegram zaten bilindiği üzere ferdî bir zihin kontrol tekniğidir. Telegram’ın başlangıcında kontrol edilecek olan beynin hazırlanması süreci vardır. Sürekli bir video izlettirilerek, fasılalar hâlinde göz önünde flaş çakılarak, ısrarlı telkinlerle bu hazırlık yapılabilir.

– Yahud şok veyahut şiddetli bir travma üzerine de yapılabilir mi?

– Zaten bu yöntemlerle yapılmak istenen de bir nev’i travma… Travma şuuraltını savunmasız bir şekilde ortaya çıkartır. Bu esnada yapılacak telkinlerle beyin hazırlanır. Ferdî planda hadise böyle iken umumî planda da meselâ subliminal yâni şuuraltı mesajlar vasıtasıyla birçok şey insanlara kanıksatılıyor. Telegram’daysa bu uygulama ferdî olarak ve çok daha şiddetli bir şekilde yapılır ve bu sayede beyin Telegram’a açılmış hâle gelir.

– Her insanının tıpkı parmak izi gibi kendisine has bir beyin frekansı olduğunu söyleyebilir miyiz?

– Aslında bu frekanslar çok dar bir aralıkta çalışıyor olmalarına rağmen her insanda farklılık arz etmektedir. Bu frekansları belirleyen temel faktörleri sayacak olursak; DNA yapısı, çevre faktörleri ve kültür olarak ifade edebiliriz. Kültür, binlerce yıllık birikimin DNA’ya işlenmesidir aynı zamanda.

– Az önce söylemiş olduğunuz bir husus vardı, iki kişinin frekanslarının birbirini tutması, aynı kültürden insanların birbirlerine daha yakın hissetmeleri de bu sebeble midir?

– Aynı kültürden gelen insanların elektromanyetik alanları benzerlik gösterir. Hattâ kültür beynin kürelerinden hangisinin daha fazla çalışacağında bile belirleyici sebebtir. Mesele biz Türklerde beynin sağ yarım küresi daha fazla çalışır; daha hislidir, merhametlidir. Sol yarım küreyse daha akılcıdır. Bu daha çok Batılılarda görülür.

– Telegram yönteminde kullanılan tekniği biraz daha açacak olursak, bu cihazın menzili nedir, ne kullanılır, hangi cihazlar vasıtasıyla bu iş yapılır?

– Bu cihazın ilk olarak beyni taraması için aynı bina içinde veyahud hemen yakınında olması şartı vardır. Başlangıçta kıstırılmış hedefin beyni inanılmaz bir sinyal bombardımanına tutulur, beyin sun’i sinyalleri bu sâyede kanıksar. Bu şekilde düzenlenen beyin artık ne zaman frekanslar vasıtasıyla tetiklense, erişime açık hâle gelir.

– Bu bir görüntü, ses, koku, tad olabilir, aynı şekilde karşı taraftan da alınabilir…

– Her şey olabilir; duygu, düşünce ve fikir de olabilir, birden deride yanma hissi de olabilir, bunu sinyallerle iletilen telkinleri vasıtasıyla beyin oluşturur. Ama o sinyali yakalamanız ve beyni hazırlamanız buradaki en önemli kriterlerdir.

– Salih Mirzabeyoğlu’na uygulanan Telegram, cezaevinde başlıyor, mahkemede, hastahânede, yolda devam ediyor. Diğer kişilerdeki benzer Telegram uygulamalarına bakacak olursak uluslararası seyahatlerde bile devam ettiğini görüyoruz. Bu işin menzili ne kadardır?

– İlk olarak beynin hazırlanması hususunda yakında olmak şart, bu hazırlıktan sonra nerede olunursa olunsun, menzil diye bir durum yok.

Bugün meselâ diğer bir çalışmadan bahsedelim. Bu tekniği ferdî olmaktan çıkarıp umumî hâle getirmeleriyle alâkalı yaptıkları çalışmalara da bakalım. Bugün Amerika bütün dünyaya tek bir kültür empoze etmeye çalışıyor. Bir ortak kültür meydana getirebilirse, gerek subliminal yâni şuuraltı mesajlar, gerekse telkinle daha tesirli olmayı amaçlıyor. Mesela “oh my god” ifadesi; Hollywood sineması vasıtasıyla bütün bir dünyaya empoze edilmeye çalışılıyor. Bu ifadenin bir Çinli, Hindli, İngiliz ve Amerikalı tarafından aynı hâdiseye karşı telaffuz edilmesi hâlinde, bütün bu beyinlerde aynı bölgedeki aynı nöron, aynı şekilde ateşleniyor.

Bunu yalnız sinema vasıtasıyla da değil, gıdalarla da yapıyorlar. Organlarımızın frekansları arasındaki farklılıkları en aza indirmeyi plânlıyorlar ki, yapılacak telkinlere açık hâle global olarak gelinebilsin.

– Başta saymış olduğunuz DNA ve kültür gibi faktörleri de globalleştiriyorlar.

– Benzeştirme hâdisesi, artık zaten birbirimize benzemiş vaziyetteyiz. Dış görüntüden ziyâde tepkilerimiz de benzeşmeye başladı. Beyinlerimizin çalışmalarının benzeşmesi isteniyor ki frekans aralığı daralsın. Frekans aralığı daralırsa yollayacağınız frekansın aralığı daralır. Hatta bazı frekansları teke indirebilirlerse umumî mânâda işleri daha da kolaylaşacak.

– O zaman subliminalden ve telkinden tasarruf etmiş olacaklar.

– Telegram’a dönecek olursak, bahsettiğimiz gibi düzenlenmiş bir beyne yakın mesafeden gönderilen tetikleyici sinyalle beyin sizin ileteceğiniz sinyalleri hakikat gibi kabullenmeye hazır hâle geliyor. Şimdi sizin benim sesimi işitmemeniz mümkün mü? Ancak sağır olmanız gerekir. Bu cihaz marifeti de böyle, tetiklenmesi ânından itibaren beynin gelen sinyalleri tanımaması mümkün değil…

– Telegram’da hattâ sağır olsa bile ses işitebilir değil mi?

– Aynen öyle, çünkü Telegram sinyalleri işitme organlarını değil, beynin ilgili alıcı mahâllini hedef alarak yayın yapar. Hatta bugün tıbbî bakımdan çalışmalar da var. Kulağı hiç duymayanlar için yapılmış bir cihaz vasıtasıyla algılanan sesler beyne iletiliyor. Bu kulağı az işitenlerin kullandıkları cihazlarla karıştırılmasın, hiç işitmeyen biri için, bant genişliğinde yapıştırılan bir cihaz bu… Aynı zamanda körler için de çeşitli cihazlar yapıldı, kamera görüntüsü yine bu teknikle beyne aktarılıyor ve görme organı olan göze sahib olmayan kimselerde bile görme kuvvesi çalıştırılabiliyor.

– Telegram işkencesinin birisine yapıldığı ve bu yayının nereden yaptığı isbat ve tesbit edilebilir mi?

– Telegram’ın isbat edilmesi için öncelikle bu çalışmayı yapan kişilerin bu teknikten haberdar olması gerekir. Bizim psikologlar veyahut psikiyatrlar inceleyecek olurlarsa Telegram’ın hedeflendiği kişiye “deli”, “şizofren” teşhisi koyacaklardır. Çünkü Telegram’ın hedefinde olan kişi diğerlerinin farkında olmadığı birisiyle konuşuyor, işitilmeyen sesler işitiyor, birileriyle tartışıyor vesaire. Bu teknolojiyi bilen birisi içinse, bir frekans ölçme cihazı gerekiyor ama insan beyninin çalışma frekanslarında ölçüm yapacak şekilde tasarlanmış bir ölçüm cihazı. Etrafımızda şu ânda bir çok frekans var; televizyon, radyo, wireless, gps sinyalleri vesaire. Bunun haricinde bir de otomobillerin çalışmasından kaynaklanan titreşimler, elektronik cihazların yaydığı sinyaller… Televizyon yayınını alıcı bir anten ve alıcı yaptığınızda bu kargaşa içerisinden yalnız televizyon yayınlarını alırsınız. Telegram’ın yayınını ölçebilecek kapasitedeki frekans ölçer yaptığınızda da bu yayını tesbit edersiniz.

– Peki Telegram yayınının hedefe ulaşmasına nasıl mâni olunabilir?

– Buna mâni olmak günümüz teknolojisiyle mümkün. Biz bunu zaten yapabiliyoruz. Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, özel kamu kuruluşları ve Genelkurmay binası etrafına yerleştirilmiş olan jammer cihazları vardır. Jammer cihazları sinyal kesici cihazlar.

– Umumî olarak bilinen cep telefonu sinyalleri haricinde de sinyal kesici olarak kullanılabilir, değil mi?

– Aynen öyle, bütün sinyaller için geçerli olabilir, çalışma aralığı farklılaştırılarak radyo sinyalleri de, cep telefonu sinyalleri de, ELF dediğimiz beyin sinyalleri aralığında çalıştırılarak Telegram sinyalleri de kesilebilir. Ayrıca Telegram’a benzer sinyaller için illâ ayrıca bir verici kullanılmasına da gerek yoktur. Genel olarak radyo dalgaları olarak ifade ettiğimiz tüm sinyallere bu kodlanabilir. Ayrıca meselâ radyo dalgalarıyla beraber yayınlanacak ELF frekans bandındaki Telegram sinyali içinden radyo cihazı yalnız radyo dalgalarını algılar, kişi Telegram dalgalarını algılar. Bu şekilde de kullanılabilir…

Sinyalin kaynağı yapılacak ölçümlerle rahatlıkla tesbit edilebilir. Bugün bu teknoloji mevcud…

– Rusya’da yapılmış bir deneyden bahsetmek istiyorum menzil ve mesafeyle alâkalı olarak, telepati yapabilen iki kişinin 2500 km’den ânlık olarak irtibat kurduklarına dair kayıtlar var.

– İnsan beyninin çalışmasındaki ELF dalgalarının boyları çok uzundur. Düşük güçte yapılacak bir yayın bile 3500-4000 km yarı çapında etkili olacaktır. İnsan beyninin 40 watt ile çalıştığını ve kayıtlarda 2500 km mesafede telepati yapıldığını düşünecek olursak 500 wattlık bir cihaz vasıtasıyla menzilin ne kadar olabileceğini düşününüz… Bizim beyin sinyallerimiz sadece dünyada değil, uzayda da yayılıyor aynı zamanda. Bugün bir proje var, bu projeye göre bu sinyalleri yakalayabilir ve okursak, geçmişte yaşanmış hâdiselerin hepsi açıklığa kavuşturulabilir. Konuşmalarla alâkalı bir çalışma vardı zaten, ses sinyalleri gök kubbeden dışarı çıkamıyor ama beyin dalgaları ELF dalgaları olması sebebiyle çıkabiliyor. Bu beyin dalgalarının uzayda hareketinin göktaşlarının periyodik olarak dünya etrafından geçişleri gibi dünya etrafından geçtiği düşünülüyor ve bunların yakalanması ve okunmasına çalışılıyor.

– Son olarak şunu sormak istiyoruz, birçok akademisyen Telegram teknolojisinden haberdarken, niçin bu konuda tek kelime etmiyorlar?

– Bunun iki sebebi var; birincisi, akademik kariyerlerinin muhafazası, “bizi hiçbir üniversite kabul etmez” diyorlar. İkincisi de dalga geçilmekten korkuyorlar. Kısaca, el âlem ne der korkusu. Ancak kapalı kapılar ardında bu konuyla alâkalı son derece bilgililer. Bir televizyon programından önce konuşuyoruz meselâ, onlar kendileri anlatıyorlar, iş ekrana gelince… Dünyevî kaygılar insanı bu hâle getiriyor.

MK ULTRA PROJESİ /// YAKUP KÖSE : Mirzabeyoğlu’nu hep 30 yıl geriden mi takip edeceğiz ?


YAKUP KÖSE : Mirzabeyoğlu’nu hep 30 yıl geriden mi takip edeceğiz ?

18 Mayıs 2020

Çin virüsü COVID-19’un dünyayı rehin almasıyla birlikte konuşulan mevzulardan biri de insan vücudunda yerleştirilecek çipler. İsveç’te deri altına yerleştirilen ve kişinin tüm bilgilerinin yer aldığı çiplerin bir ileri aşaması beyne çip yerleştirilmesi.

Dün Hürriyet Gazetesi’nde Umut Fırat Eroğlu “Kim beyninde ‘çip’ ister?” başlıklı yazısında sormuş: “Bilim dünyasının uzun zamandır gündeminde olan beyin implantları gerçek olmak üzere. Elon Musk, geçen hafta katıldığı bir yayında, kurucusu olduğu Neuralink şirketinin bir yıla kalmadan ilk beyin implantını gerçekleştireceğini duyurdu.

Beyin implantları, bilimkurgu dizilerinden bildiğimiz bir teknoloji. Tıp endüstrisi, mühendislik, bilgi işlem, teknoloji şirketleri, hatta savunma ve istihbarat teşkilatlarının ilgi alanına giriyor. Sahiden kim kafatasını deldirip beyninin içine elektronik bir devre taktırmak ister?”

Tabiî ki kimse durup dururken beynine çip taktırmak istemez ama bizler beynimize çip taktırmaya yönlendirileceğiz. Yani biz istemeyeceğiz bize istettirilecek. Ölümü gösterip sıtmaya razı olmamız sağlanacak.

Sanki dünyada ilk defa salgın oluyormuş gibi insanlığın sonu gelmiş psikolojisini yaymanın en mühim sebebi bu çiplere bizleri razı etmek olmasın?

Birkaç kez yazılarımda 2018 yılındaki Davos toplantısında duyduklarını heyecanla canlı yayında anlatan, Ak Parti kurucularından Cüneyt Zapsu’nun toplantı notlarından bahsetmiştim. Zapsu Davos’ta 15-20 yıl sonra insanların bambaşka bir cins haline getirileceğinin konuşulduğunu söylüyordu: “Dünya Ekonomik Forum siyasi bir sirk değil sadece. 90’ların başında ilk geldiğimde kök hücre konuşuluyordu, 15 sene sonra dünya konuşulmaya başlandı… Bu sene dikkatimi çeken, beni de rahatsız eden bir konu… Prof. Harari’nin oturumuna girdim, bazı notlar aldım… Çok değil, 15-20 yıl sonra insanların bambaşka bir cins haline gelme durumu var. Şu an son insan jenerasyonu… Bizden sonraki jenerasyon bağımsız olarak yaşayamayacaklar… Küçük bir elit grup idare edecek insanlığı, sadece memleketleri değil… Bağımsız düşüncelerini kaybetmiş bir insanlıktan bahsediyoruz… Beynimiz hacklenmeye başlandı bile. Beyin dalgaları bir takım biyometrik sensörlerle ölçülmeye başlandı. Bunlar elektrik akımına çevrilerek analiz edilmeye başlandı. Sizin ne düşüneceğinizi, birini gördüğünüz an nasıl reaksiyon vereceğinizi anlamaya başladılar… Kurtulmanın imkânı yok. Siz akıllı telefon kullanmasanız bile yanınızdaki kullanıyor. Veriler ışık hızıyla depolanıyor… Bundan sonra, bu biyoteknolojinin sahipleri bizi yönlendirecekler. Ne yiyeceksin, ne içeceksin… Prof. Harari Kudüs’te Hebrew Üniversitesi’nde. Buna rağmen enteresan bir şey söyledi. Şu anda İsrail hükümeti, her canlıyı, sadece insanlar değil, 24 saat 365 gün kontrol altında tutuyor. Bunu İsrail dışında, bu işin ne kadar önemli olduğunu anlayıp bir kontrol hâline getiren bir de Çin var… Batı’da bunu belki devletler yapmıyor ama şirketlere hiç bakan yok…”

Zapsu’nun şu sözlerine dikkatinizi çekmek isterim: “Şu an son insan jenerasyonu… Bizden sonraki jenerasyon bağımsız olarak yaşayamayacaklar… Küçük bir elit grup idare edecek insanlığı, sadece memleketleri değil… Bağımsız düşüncelerini kaybetmiş bir insanlıktan bahsediyoruz…”

Son insan jenerasyonunun asil temsilcisi Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun perde arkasına geçişinin 2. sene-i devriyesi. Mirzabeyoğlu geçirdiği beyin kanaması neticesi vefat etmişti. Peki Salih Mirzabeyoğlu’nun beyin kanaması geçirmesine sebep olan neydi? 2000 yılında cezaevinde başlayıp tahliyesi sonrası da devam eden zihin kontrolü işkencesi. O’nun isimlendirmesiyle Telegram!

Mirzabeyoğlu, sadece kendinin değil insanlığın başına örülmek isteneni görmüş ve 18 yıl boyunca da ikâzını yapmıştı. Sesine ses bulabildi mi, hayır; hatta kendisiyle “Beyne çip takılacakmış” diye dalga geçildi. Tıpkı FETÖ hakkında 30 yıl önce uyardığında mâruz kaldığı tavır gibi.

FETÖ’de olduğu gibi Mirzabeyoğlu’nu 30 yıl geriden takip etmeyelim (Bu mevzuda da 20 yıl gerisindeyiz!) ve insanlığın sonunu getirecek beyne çip projesine karşı tedbirimizi alalım. İşe de, Mirzabeyoğlu’na 18 yıl boyunca Telegram işkencesi yapan şebekeyi bulmakla başlayalım!

MK ULTRA PROJESİ /// UMUT FIRAR EROĞLU : Kim beyninde ‘çip’ iste r ???


UMUT FIRAR EROĞLU : Kim beyninde ‘çip’ ister ???

17 Mayıs 2020

Bilim dünyasının uzun zamandır gündeminde olan beyin implantları gerçek olmak üzere. Elon Musk, geçen hafta katıldığı bir yayında, kurucusu olduğu Neuralink şirketinin bir yıla kalmadan ilk beyin implantını gerçekleştireceğini duyurdu.

Beyin implantları, bilimkurgu dizilerinden bildiğimiz bir teknoloji. Tıp endüstrisi, mühendislik, bilgi işlem, teknoloji şirketleri, hatta savunma ve istihbarat teşkilatlarının ilgi alanına giriyor. Sahiden kim kafatasını deldirip beyninin içine elektronik bir devre taktırmak ister?

Bu sorunun tıp dünyasında makul yanıtları var. Beyin hücreleri olan nöronlar arasında veriler, ‘ateşleme’ tabir edilen yolla iletilir.

Fütüristik planlar�

Hasar gören nöronlar yanlış ateşlemeler yapıp ortalığı karıştırabiliyorlar. Kaza sonucu oluşan beyin hasarlarının, alzheimer, parkinson gibi hastalıkların ve depresyon, travma, felç türevi sendromların implantlarla tedavileri araştırılıyor. İmplantlar çok ince tel şeklinde mikro elektrotlar ve devrelerden oluşuyor. Nöronların etrafına yerleştirilen elektrotların, ateşlemeleri yeniden düzenleyerek beyni doğal işleyişine kavuşturması amaçlanıyor. Buraya kadar her şey normal… Ama Musk, sadece beyin hastalıkları için cebinden 100 milyon dolar yatırıp bir şirket kurar mıydı? Elbette hayır. Teknoloji şirketlerinin beyin-bilgisayar arayüzüyle ilgili farklı bir ajandası var. Nihai amaç, insan beynini üstün özelliklere kavuşturmak. Hafızayı geliştirmek, hesaplama gücünü arttırmak, beyin gücüyle bilgisayarları, ağları ve cihazları yönetebilmek gibi fütüristik planlar yapılıyor.

Elon Musk, şirketi Neuralink’in uzun vadede ‘yapay zekâyla simbiyoz’ hedeflediğini söylüyor. Bu, beyinle yapay zekâyı ortak yaşam formu haline dönüştürmek demek. Üstelik böylece yapay zekânın insanlığı yok etme tehdidine karşı güvende olacağımızı ima ediyor.

Süper insan olma düşüncesi ilk bakışta cazip. Ancak beynin kimyası nedeniyle incecik elektrotların daima sağlam kalabileceğinin garantisi yok. Enfeksiyon kapma ve bünyenin reddetme ihtimali var.

Bağlanmak ya da bağlanamamak…

İşin etik boyutu da ayrı bir tartışma konusu. Teknoloji filozoflarına göre hepimiz çoktan ‘cyborg’ olduk bile! Cep telefonsuz yaşamayı hayal dahi edemiyoruz. Bluetooth, akıllı saatler… Tek fark bedenimize monte olmaması. Mesela internete bağlanamamak, insanda kısmi felç hissi yaratıyor!

Beyni ve bilinci en yüksek potansiyeline ulaştırma yöntemlerini araştıran ünlü yazar Gregg Braden’a göre beyne çip takmak bir insanlık trajedisine yol açabilir. Çiplerin beyni tembelleştirerek insanın bilişsel kapasitesini zayıflatabileceğine işaret eden Braden, gençlerin artık basit matematik işlemlerini bile hesap makinesiz yapamadığını hatırlatıyor. Düşünün, geçmişte ne kadar çok telefon numarasını aklımızda tutardık.

Olayın bir başka boyutuysa bilinç muamması. Bilincin beyinde yer aldığına dair bilimsel bir kanıt yok. Ayrıca kalp, beyindeki gibi nöron hücreleri taşıyor. Deneyimleri sadece beyin değil, kalp de kaydediyor. Hakikati gören akıl değil kalp gözü denir hani… Beyin kararsız kalabilir ancak kalp bilir. Öyleyse yüksek bilince erişmek isteyenler için beyne değil kalbe yönelmek çok daha kısa bir yol olabilir.

‘Black Mirror’ için yeni sezona gerek kalmadı

Distopik gelecek senaryolarıyla dikkat çeken ünlü ‘Black Mirror’ dizisinin yaratıcısı Charlie Brooker, 6’ncı sezonu yazmayı düşünmediğini açıkladı. Brooker, dünya zaten sıradışı bir süreçten geçtiği için kimseyi daha fazla bunaltmaya gerek olmadığını belirtti. Dizide beyin implantlarıyla insanların her yaptığının takip edildiği ve anıların kontrol edilebildiği karanlık senaryolar da yer alıyordu.

MK ULTRA PROJESİ : VÜCUDUNUZA MİKROÇİP YERLEŞTİRİLMESİNİ KABUL EDER MİSİNİZ ?? ??


VÜCUDUNUZA MİKROÇİP YERLEŞTİRİLMESİNİ KABUL EDER MİSİNİZ ????

22 Mart 2020

Yeni geniştirilen aşı sisteminde, vücuda yerleştirilebilinir dijital kimlik kartı sözkonusu;
Microsoft, ilaç şirketleri ve birtakım vakıfların destelediği grupların oluşturduğu birliğin sordukları soru şu. Vücudunuza mikroçip yerleştirilmesini kabul eder misiniz?
Microsoft şirketinin inisiyatif alarak liderlik yaptığı “ID2020” isimli programda hedef gezegendeki her bir insana dijital kimlik vermek. Bu kimlik programı ile tıpkı parmak izi gibi herkesin kendisine ulaşılabilen bir kimlik kaydı olacak.

ID2020 nedir?
ID2020 birliği emsalsiz olarak nitelendirdiği bir felsefe ve şeffaf yönetime sahip olduklarını iddia etmektedirler. Id2020 dijital kimliğin hedefi, çözümlerin ve teknolojilerin uygulanması, finansmanı ve dizaynı için yeni bir küresel model inşa etmektir. Diğer birçok ortaklık çabaları kullanıcı yöneticisi, özel korumalı ve portatif dijital kimlik konusuna odaklanmamıştır.

Birliğin ortakları fonları bir havuzda toplayarak farklı faydalar, hizmetler ve kişinin hayatı boyunca karşılaşacağı değişik problemler için bir platform olması düşünülen holistik dijital kimlik programına yatırım yapmaktadır.

Birlik ortakları olan şirketler dâhil olmak üzere toplam milyarlık kapsamları hedeflemekte ve dijital kimlik kararlarında ittifakın fonları nasıl idare edeceği hangi programı destekleyecekleri ve hangi teknik standartların destekleneceği ittifak ortakları tarafından şeffaf yönetim sürecinde herhangi bir kurumun veya sektörün baskın olmasını önleyerek etik yaklaşım taahhütlerini paylaşmışlardır.
ID2020 birliği, Bill Gates tarafından öncelik alarak liderlik ettiği bir “ dijital kimlik haklarını alma” projesidir. Resmi ID2020 sitesine göre şu anki resmi kimlik tanımlama metotlarının “antik” olarak tanımlanmakta ve herkes tarafından ulaşılamadığı iddia edilmektedir. Bu birliğin iddiasına göre mevcut dijital kimlik tanımlama metotlarıyla gerçek kimlik bilgilerine ulaşılmanın kolayca engellenmekte ve uygun çevrimiçi tasdik gerçekleşmemektedir.
ID2020 birliği sadece uygun resmi çevrimiçi ID (Kimlik) nasıl olabileceği konusunda yeni tanımları nitelendirmekte ve ID2020 “iyi” dijital kimliğin nasıl olacağının tarifinin geliştirilmesi için araştırmalar yapmaktadır. Gates ve ittifak kurulu “iyi” dijital Kimlik teknolojisine kıstaslarına ulaşan şirketlere ve teknolojilere verilen “ onay işareti ”ne sahiplerdir. ID2020 birliği holistik bir yaklaşımla, market piyasa tabanlı ve sorunlara tam kapsamlı ve tam ölçekli yaklaşım yapmaktır.
Hiçbir devlet, şirket veya ajans bu sorunları tek başına çözemez. Geleceğin dijital kimliğin gelecekteki yolu ve karşılaşabileceği riskler dayanıklı bir işbirliği ve küresel ortaklık gerektirmektedir.
Grubun başlıca ortakları Accenture, Gavi aşı birliği, the Rockefeller vakfı, Mikrosoft ve ideo.org kuruluşlarıdır.
AŞIYLA BAĞLANTISI NE?
Bu konuda ihtilaflı olan konu ise ID2020 grubunun arkasında ki fikir olan yaptıkları dijital kimlik tanımlanması için kişiye çip (yonga) formunda kimlik tanımlama cihazını implant etme teknolojisidir.
Bu kimlikle Evsiz insanlara veya gelişmekte olan ülkelerdeki insanlara holistik destekli Blok zincire (Blockchain) erişimine yardım etmektir.
Bu Teoride Bill Gates vakfı tarafından insanların ücretsiz aşılanma imkânına sahip olabilecekleri bir uygulamadır.
Böylece, bu implantlar şifreli, kimlik olmadan normalde alamayacağınız hizmetlere kolayca erişim imkânı sağlayan blok zincir destekli veriler taşıyacaktır.
Aynı zamanda hizmet görevlileri ve araştırmacılar kimlerin aşılarını güncelleneceğini bu kimlik tanımlama sistemi ile takip edebileceklerdir.
BU NİÇİN BAZILARINI TEDİRGİN EDİYOR?
Bu konuda bazıları dünyanın en zengini olan Bill Gates’in özel şirket ittifaklarıyla beraber yeni bir dijital kimlik standardı yaratmaya çalışmasından endişelenmektedir.
Gates finans kaynağı olarak kullandığı Microsoft ve politik olarak da kullandığı hayırsever örgütlerinin kanalıyla ve bunun yanında finansal olarak idare ettiği güçleri de kullanarak, insanlara mikroçip takmak fikri kamuoyu tarafından biraz sinir bozucu bulunmaktadır.
Fakat uygulama ilk başta gözüktüğü gibi ürkütücü değildir. Blok zincir kimlik uygulaması ile holistik olarak çok fakirleşmişlere ve evsizlere erişim yetkisi vermeye hedeflenmesi kulağa kötü bir şey olarak gelmiyor.
Diğerlerinin genel olarak söylediği ise takip edilme fikri. Bu sizin hiç kabul edebileceğiniz bir şey mi?
Mehmet Doruk