MİT DOSYASI : FETÖCÜ MEDYA YİNE MİT’İ HEDEF YAPTI /// İŞTE HABER : AHVAL NEWS : ‘Erdoğan’ın casus ağı’


AHVAL NEWS : ‘Erdoğan’ın casus ağı’

ZDF’in hazırladığı belgesel, MİT’in Almanya’daki örgütlenmesine ilişkin kapsamlı bilgiler sunuyor. Buna göre elçilikler veya konsolosluklarda bulunan gayri resmi istihbarat elemanları, dokunulmazlık zırhına kavuştukları için yürüttükleri faaliyetlerden dolayı, ajan olarak yargılanamıyor.

Gazeteci Susana Santina ve Simone Müller tarafından hazırlanan “Erdoğan’ın hizmetinde” ismini taşıyan ve ZDFzoom programında yayınlanan bir belgesel, MİT’in Almanya’daki faaliyetlerini ele aldı. 4 Haziran Perşembe gecesi Almanya’nın ikinci kanalı ZDF’te yayınlanan belgesel, kanalın internet sitesindeki “Mediathek” bölümünden izlenebiliyor.

LİNK : (https://www.zdf.de/dokumentation/zdfzoom/zdfzoom-im-dienste-erdogans-100.html)

Belgesel, MİT’in çalışma sistemi ve casus ağı ile bunun arka planı ve Alman (güvenlik) makamlarının buna neden göz yumduğunu da ele alıyor.

MİT’e çalışan muhbirler ağırlıklı olarak diplomatlar, diplomasi çalışanları ve Almanya’daki 13 Türk konsolosluğunda kamufle edilmiş çalışanlardır. ”Yasal Temsilcilik” (Almanca: Legalresidenturen) -elçilikler veya konsolosluklarda bulunan gayri resmi istihbarat departmanlarına verilen isim- diplomasinin dokunulmazlıktan yararlanırlar ve ajan olarak faaliyet yürüttükleri için yargılanamazlar.

Almanya’da MİT’in ana çalışanlarının yanı sıra 8 bin MİT ajanı bulunuyor. Weilheim’da yaşayan tanınmış istihbarat uzmanı Erich Schmidt-Eenboom, bunu sayının diğer ülkelere kıyasla “devasa bir sayı” olduğunu belirtiyor.

Schmidt-Eenboom belgeselde Alman iç istihbarat çalışanları ile düzenli olarak bir araya geldiğini belirtirken, binlerce MİT ajanı olduğu görüşünü de destekliyor. Bu durumda Diyanet’e bağlı DİTİB’in 1000’e yakın camisi, merkezi bir rol oynuyor. DİTİB’e çalışan imamlar, Gülen Hareketi’ne bağlı çalışan, üye vb muhalifler hakkında bilgileri konsolosluklara sızdırıyor. Tüm bunlar Alman makamlarının da bilgisi dahilinde. 2017 yılında çok sayıda imama açılan casusluk davasının basına sızmasıyla Türk hükümeti imamları ülke dışına çıkardı ve davalar ancak imamların Türkiye’ye kaçışından sonra açıldı.

MİT’in faaliyetleri için DİTİB camilerinin görevlendirmesi yeni bir bilgi değil; FOCUS dergisi 18 Nisan 1994’teki sayısında Türk istihbaratının o dönem Almanya’daki mevcut 700 camisinde istihbarat çalışmaları yaptığı yazdı. FOCUS’un araştırmalarında şunlar belirtiliyor: “Manevi liderler olarak görülen ve konsoloslukların maaş bağladığı bu imamlar, dört ayda bir Almanya’daki Türk toplumu üzerine ayrıntılı bir rapor yazmakla yükümlü. Söz konusu istihbarat operasyonu, ’Refah’ kod adını taşıyor ve imamlara ‘iç güvenlik meseleleri’ söz konusu olduğunda konsolosluklara derhal bilgilendirilme yapması için talimat veriyor.” FOCUS’un araştırmalarına göre MİT’in Almanya merkezi, o dönem Köln Ehrenfeld’deki DİTİB camisiydi.

MİT’in casusları camilerin yanı sıra seyahat acenteleri ve Almanya’daki Türk bankalarında da bulunuyor. 2014’te Alman polisi Türk ajanları tutukladığından yana bu biliniyor. Erdoğan’ın eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu ile iki ajanın Kürt, Alevi ve Êzîdî aktivistler hakkında bilgi toplama ve casusluk faaliyeti yürütmekle yargılandığı dava, ajanların devlet hazinesine 70 bin euro kefalet ödemesi kararıyla Mayıs 2015’te apar topar kapatıldı.

Ancak dava iddianamesi Almanya’da seyahat acentesinin muhaliflerin seyahat planlarını MİT’e servis ettiği, Türkiye’ye girdiklerinde tutuklandıklarını ortaya koydu. Schmidt-Eenboom de buna dikkat çekerek, “Kamufle edilmiş casuslar bankada aktarılan paraları, seyahat acentelerinde de yolculuk bilgilerini aktarıyor” diyor.

ZDF’ye konuşan eski bir casus, kumar bağımlılığından dolayı borçlu olduğunu, bu nedenle MİT’in ajan faaliyetlerinde yer aldığını itiraf ediyor. İsmini vermeyen istemeyen casus, MİT’in kendisiyle irtibata geçtiğini ve muhalifler hakkında bilgi aktarması karşılığında para teklif ettiğini aktardı. Diğer casuslar ise gönüllü çalışanlardır; maaşlı ajan değil. Belgeselde, “Türk Cumhurbaşkanı’na tapanlar, Almanya’daki vatandaşları hakkında bilgi sızdırıp casusluk yapmayı kendilerine görev sayıyor” deniliyor.

Federal Dışişleri Bakanlığı, seyahat ve güvenlik uyarılarında ülkeye giriş ve çıkış yasağı ile tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya kalmalarının casusluk faaliyetlerle bağlantılı olabileceğini açık bir şekilde belirtiyor. Almanya’dan birilerini ihbar etmek, ücretsiz olan “EGM Mobil” uygulamasıyla bile mümkün. Erdoğan’a muhalif olanlar, Facebook paylaşımlarından dolayı haklarında soruşturma açıldığını, Türkiye’ye gittiklerinde havaalanında gözaltına alınırken öğreniyor. Sadece şanslı olanlar, işlem yapmak için Türk konsolosluklarına gittiklerinde haklarında soruşturma veya yakalama kararı olup olmadığını öğrenebiliyor.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABF) Onursal Başkanı Turgut Öker de Almanya’dan EGM uygulamasıyla şikayet edilen ve bu yüzden hakkında dava açılanlardan biri. Türkiye’de bulunan Öker’e sınır dışı yasağı getirildi. Nordrhein-Westfalen eyaletinde yaşayan casus, ZDF’nin belgeseline konuşarak, Öker’in ‘terörist’ olduğunu; PKK’yi desteklediğini; hatta bir mitingde Türk bayrağını yaktığını iddia ederek, EGM uygulaması üzerinden ihbar ettiğini anlatıyor. Öker’in avukatı Mahmut Erdem ise MİT’e çalışan casusu ajanlık faaliyetlerinden dolayı şikayet ettiğini belirtiyor.

Federal Meclisi Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen de MİT’e casusluk yapmanın bir suç olduğunu kaydediyor. Aslında Ceza Kanunu’nun 99’uncu maddesine göre, Almanya’da yabancı bir ülkenin istihbaratına bilgi sızdırmanın 5 ila 10 yıl arası hapis cezası var. Ancak üst düzey ajanlar diplomasinin dokunulmazlığının koruması altında.
Öte yandan EGM Mobil uygulaması ile ihbar edildiğini ispat etmek de mümkün değil; gizlilik kararı bulunan dava dosyalarından bunu öğrenmek mümkün değil; tabii bu tür soruşturmaların anonim ihbarlarla yapılması da mümkün.

Söz konusu EGM Mobil uygulamasına karşı 2018 baharında açılan inceleme süreci ise bir suç unsuru teşkil etmediği savunularak kapatıldı. Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi, Eylül 2018’de EGM Mobil uygulamasına ilişkin “Bir şikayet, ihbar veya şüphe sonucunda bir başkasını tehlikeye sokar ve siyasi kovuşturulmasına sebep olursa 5 ila 10 yıl hapis veya para cezası ile karşı karşıya gelebilir” uyarısında bulunurken, uygulamanın kullanımının önüne geçilemeyeceğini savundu.

MİT’e bağlı örgütlerden bir tanesi de 2018’de Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklanan “Osmanen Germania” adlı paramiliter örgüt. Belgeselde yurt dışındaki muhalif kişilere yönelik suikast planları da yer alıyor. Kürt devrimci kadınlar Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in 9 Ocak 2013’te katledildiklerine yer veriliyor.

İstihbarat uzmanı Schmidt-Eenboom, bu suikastin arkasında MİT’in olduğunun duruşma başlamadan önce cezaevinde ölen katil Ömer Güney hakkında hazırlanan iddianameden de anlaşıldığından bahsediyor. Belgeselde “Irak Kürdistan Özerk Bölgesinde Kürt özel kuvvetleri tarafından tutuklandığı” belirtilen iki MİT ajanının ifadelerine yer veriliyor. Ancak doğrusu, söz konusu iki MİT yetkilisi, PKK’nin emriyle ele geçirildi. Schmidt-Eenboom, Fırat Haber Haber Ajansı’nın (ANF) yayınladığı MİT ajanlarının ifadelerinin inandırıcı olduğunu söylüyor. Bu argümanını da ajanların komuta hiyerarşisi hakkında verdiği ayrıntılı bilgiye dayandırıyor.

Belgeselde Berlin’de sürgünde yaşayan gazeteci Hayko Bağdat da kendisine suikast hazırlığı yapıldığından bahsediyor. Bremen’de yaşayan KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç’a da suikast hazırlığı yapıldığı ve bu planın arkasında MİT ajanı Mehmet Fatih Sayan’ın olduğu, bu yüzden 2017’de yargılandığı ise belgeselde yok. Schmidt-Eenboom, federal hükümetinin Ankara’ya siyasi cinayetlerin kırmızı çizgileri olduğu, bunun aşılmaması gerektiğini açıkça belirttiği için MİT’in Almanya’da siyasi cinayetlerden kaçındığını söylüyor. Ancak bu MİT’in tek kırmızı çizgisi olmalı.

Aynı zamanda, on yıllardır Alman ve Türk istihbarat teşkilatları arasında çok yakın bir işbirliği söz konusu. Bu temelde cihatçı terör de özellikle son 20 yılda daha önemli hale geldi. Alman makamları, terör örgütü olarak gördüğü Suriye ve Libya’daki El Kaide ve DAİŞ’e yakın milislerin MİT tarafından desteklendiğinin de farkında. Bu da MİT’i daha güçlü bir pozisyona sokuyor. Böylece kontrol altına alabileceği yakınında olan bu örgütlerle, Alman partnerini de tehdit edebiliyor.

Bu nedenle Alman makamlarının, Almanya yasalarına aykırı olan Türk ajan faaliyetlerine karşı harekete geçme gayretleri de düşük. Daha çok ajanlık faaliyetlerine karşı sembolik uyarılarda bulunuyorlar.

Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (iç istihbarat) son raporunda, “Ajanlık ve diğer istihbarat faaliyetleri” bölümünde bu kez MİT’in faaliyetlerine de yer verildi. Oysa genelde Çin, Rus veya İran’ın istihbaratına yer veriliyor.

Türkiye’de “aşırılıkçı ya da terörist” olarak sınıflandırılan parti ve örgütler, Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Marksist-Leninist Komünist Partisi (MLKP), Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C) ve Fethullah Gülen’in hareketi MİT’in odağında.

Almanya’ya kaçan ve resmi makamların koruması altına alınan Gülen Hareketi’nin üyeleri dışında söz konusu örgütler, Federal Hükümet tarafından da aşırı solcu ve ‘terörist’ olarak görülüyor. Bu da; geleneksel, jeostratejik ve ekonomik çıkarların yanı sıra Alman hükümetinin MİT’in Almanya’daki devasa casus ağının sürgünde yaşayan muhalifleri izleme ve sindirmesine göz yummasının bir sebebi olmalı.

LİBYA SAVAŞI DOSYASI /// Libya’da gerilim tırmanırken yeni iddia : ‘MİT oğul Kaddafi’nin peşinde’


Libya’da gerilim tırmanırken yeni iddia : ‘MİT oğul Kaddafi’nin peşinde’

Uluslararası paylaşım savaşlarının merkezi haline gelen Libya’da çatışmalar sürerken, AKP’ye yakın kaynaklar MİT’in, Hafter güçlerine karşı Sarraj hükümetine destek vermesi için devrik lider Muammer Kaddafi’nin oğlunun peşinde olduğunu iddia etti. Hafter’e yakın kaynaklar ise MİT’in Kaddafi’nin oğluna suikast düzenlemek ya da onu tutuklama amacı güttüğünü savundu

Devrik Lider Muammer Kaddafi’nin bir NATO darbesiyle öldürülmesinin ardından uluslararası paylaşım savaşlarının merkezi haline gelen Libya’da tansiyon düşmek bilmiyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Rusya’nın desteklediği Libya Ulusal Ordusu’nun başında bulunan Halife Hafter güçleri ile Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in (BM) desteklediği Trablus merkezli Sarraj hükümeti arasında yaşanan çatışmalar sürerken, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin peşinde olduğu iddia edildi.

‘TÜRKİYE HAREKETE GEÇTİ’

AKP’ye yakın medya organlarından paylaşılan haberlerde, Türkiye’nin oğul Kaddafi’yi Hafter güçlerine karşı Sarraj hükümetine destek vermesi için bulmaya çalıştığı savunuldu. İtalya merkezli NOVA Haber Ajansı ise MİT’in Kaddafi’nin oğluna suikast düzenlemek ya da onu tutuklamak için harekete geçtiğini ileri sürerek Seyfülislam’ın güvenli bir yerde olduğunu yazdı.

‘YERİNİ ÇOK AZ KİŞİ BİLİYOR’

Hafter güçlerine yakın kaynaklar, MİT’in Kaddafi’ye suikast düzenlemek ya da tutuklamak üzere oğul Kaddafi’nin peşinde olduğunu, İtalya merkezli NOVA Haber Ajansı da Libya’nın Zintan şehrinden bir askeri komutana dayandırdığı haberinde oğul Kaddafi’nin güvenli bir yerde olduğunu ve Türk istihbaratının onu bulamayacağını savundu. Haberde Zintan’da askeri bir lider olarak nitelenen Mohamed Boukra’a’nın açıklamalarına yer verildi. Buna göre Boukra’a, MİT’in ülkenin batısındaki dağlık bölgede Seyfülislam Kaddafi’yi bulmak için çalışma başlattığı haberlerine ilişkin olarak, Kaddafi’nin yerini çok az kişinin bildiğini ve onun güvende olduğunu kaydetti.

Geçen günlerde El Masdar’ın Afrika haber portalından alıntıladığı haberde “Türk istihbaratı Trablus’taki Hadaba hapishanesinin eski yöneticisi Halid El Şerif’in ve Abdülhakim El Hac’ın başında olduğu bir operasyon odası kurdu. Hedefleri arasında suikast düzenlemek, tutuklamak ya da siyasi rolünü bitirmek üzere Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim etmek üzere Seyfülislam Kaddafi’yi bulmak var” denilmişti.

MİT DOSYASI /// ASIM ÖCAL : MİT İN TARİHİ VE İSTİHBARAT HİKÂYELERİ – BÖLÜM 4-


ASIM ÖCAL : MİT İN TARİHİ VE İSTİHBARAT HİKÂYELERİ – BÖLÜM 4-

E-POSTA : gazeteciasim

08 Mayıs 2020

Bugün yaşanan MİT mücadelesine baktığımızda aslında geçmişten bir fark gözükmüyor. Her gelen iktidar ya MİT i kendi çıkarları için kullanmış ya da bu birimin dışında kendine hizmet edecek bir servis ağı kurmaya çalışmıştır. Amaç kendi iktidarlarını sağlama almaya çalışmaktır. Menderes, Özal, Çiller, Erdoğan hep aynı yolu izlemişlerdir.

Örneğin Adnan Menderes in teşkilatı kendi muhalifleri için bilgi toplamada kullandığı hatta bunun için özel büro kurduğu bilinmektedir.

O dönem gazinoculuğa yeni başlayan Fahrettin Aslan milletvekillerinin gece hayatlarını dosya halinde toplar dönemin İstanbul valisi Fahrettin Kerim Gökay aracılığıyla MENDERES’e ulaştırırdı. MENDERES bu dosyaları muhaliflerine şantaj olarak kullanırdı.

Ancak daha sonra fark edildi ki birileri de MENDERES i dinliyor.( bu gün de benzer şeyler yaşanıyor ) Menderes in gönül ilişkileri ile ilgili dedikodular çoğalınca, Menderes Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur’a araştırmasını ister. Bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkar ki, dinleme servisi çalışanları Amerikalıların eline geçmiştir. Dinleme istasyonlarını kuran Amerikalılar, burada çalışanları, özellikle de telefon dinlemesinde görev yapan memurları maaşa bağlamışlardır.

Müsteşar KORUR, raporunda, Amerikalıların MAH a hâkim olduklarını, İstanbul’daki MAH okulunun, servisin İstanbul örgütünün ve Yeşilköy’deki soruşturma teşkilatının Amerikalılardan alınan paralarla döndürüldüğünü belirtir. Amerikalılar paraları doğrudan ilgili servis amirine ve çalışanlarına, zarf içinde vermektedir. Para karşılığında iş isterler.

1956 da yapılan bu soruşturma sırasında ortaya çıkar ki, MAH a, Amerikalılar – belirlenebildiği kadarıyla – ayda 100 bin, İngiliz gizli servisi 30 bin, Fransızlar 7-8 bin, İtalyanlar da 4 bin lira vermektedirler. MENDERES Müsteşarına şu talimatı verir: ‘ keselim ilişkiyi. Yalnız, Amerikalıları darıltma yalım. Bize yapacakları para yardımını malzeme olarak yapsınlar.’

Bunun üzerine Amerikalılardan para alımını destekleyen ve uygulamayı başlatan MAH başkanı Behçet Türkmen, Bağdata elçi olarak atanır. Yıllar sonra da Coca Cola şirketinin Türkiye Temsilcisi olarak görev yapar. Oğlu İlter Türkmen de 12 Eylül döneminde Dış işleri bakanlığı görevinde bulunmuştur.

Çok eleştirilen CIA ile ilişkiler ilk 1950 den sonra başlamıştır. Bu işbirliği Türkiye’nin istihbarat faaliyetlerini zayıflatmıştır. Önemli istihbaratlar CIA tarafından Türkiye ye ikram edildiği için, ne sunulmuşsa onu yemişiz. Bu da Türkiye’nin kendi bünyesinde yapmış olduğu istihbarat faaliyetlerini zayıflatmıştır. Yani bize hazır sunulduğundan bu alanlarda gelişememiş iz.

1970 den sonra Almanlarla ilişkiler ilerletilmiş MİT e bilgisayar ağının kurulması sırasında Almanlar yardımcı olmuşlardır. Sistem ihraç eden ülke olarak Almanların bu yolla MİT i dinlediği ve izlediği zaman zaman iddia edilmiştir. Aslında Almanlar veya Amerikalılar aktardıkları teknik malzeme açısından hiçbir zaman birinci sınıf, kontrol edemeyecekleri ekipmanı kimseye vermezler. Bütün gizli servisler bir diğerine aktardıkları teknik malzeme açısından karşı tarafı denetleye bilecekleri araçları yeğlerler. Verilen teknik yardım son teknolojiyi kapsamaz demode olmuş aletler teknik yardım ve pazarlama kapsamında hibe edilmekte veya satılmaktadır.

Türkiye dış istihbarat açısından başka ülkelere hep bağımlı kalmıştır. Bu bağımlılık Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve İsrail gizli servislerine karşı olmuştur. Onlardan gelen dış istihbarat çoğunlukla kontrol edilmemiş ve doğru kabul edilmiştir. Oysa bu pek çok alanda hatalı bilgilenmenin ötesinde, yanlış yönlendirmelere açık olunmasını ortaya çıkarmıştır.

ASIM ÖCAL

MİT DOSYASI /// MÜYESSER YILDIZ : MİT’çiyi adıyla sanıyla canlı yayına çıkaranlara ne oldu ???


MÜYESSER YILDIZ : MİT’çiyi adıyla sanıyla canlı yayına çıkaranlara ne oldu ???

Yıl 2015… Yani MİT Kanunu’nun o maddesi yürürlükte… Daha önce ismi deşifre edilen kişi televizyona çıkarılıp konuşturulmuş…

27.04.2020 15:35

Barış’lar, Hülya Kılınç ve Murat Ağırel, Libya’da şehit edilen MİT personelini “deşifre” ettikleri iddiasıyla tutuklandı.

Tutuklama gerekçesi, MİT Kanunu’na muhalefetti. Henüz tutuklu arkadaşların ve avukatların göremediği, ama iktidar medyasına sızdırılan iddianameyle bir suç daha yüklendi; “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıkladıkları, istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa ettikleri” öne sürülerek, hapis istemiyle dava açıldı.

Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç 5 Mart günü sabaha karşı tutuklandığında, “MİT üyelerini deşifre eden Odatv Haber Müdürü ve muhabiri tutuklandı” başlığını kullanan bir gazete, “MİT mensubunu deşifre etmenin” yanlışlığını anlatabilmek için deşifre olmuş bir MİT’çinin görüşüne başvurmuş ve onun adını, soyadını açıkça vermişti.

Kimdi o kişi? “FETÖ”nün, 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile yardımcılarına düzenlenecek operasyon öncesinde deşifre ettiği foto muhabiri ve MİT irtibat görevlisi M.Ö.

20 Aralık 2011’de evinde arama yapılarak gözaltına alınan Ö.’in polisteki ifadesi, gizlilik kararı olduğu halde medyaya sızdırıldı. Türkiye ve Sabah gazeteleri bunu Ö.’in adını kullanmadan yayınladı; daha sonra Taraf Gazetesi adıyla, sanıyla, resmiyle Ö.’i deşifre etti.

Bakmayın Odatv operasyonunu destekleyenlerin, “MİT personeli ve ailesinin deşifre edilmesini yasaklayan MİT Kanunu’nun 27’inci maddesi 2014 yılında çıkarıldı” demelerine. O madde 1983’ten beri yürürlükte.

Peki, M. Ö.’in ifadesini yayınlayan ve deşifre eden o gazeteler hakkında bir işlem yapıldı mı? Hayır.

Ö.’in adını başka kimler deşifre etti?

Bizzat savcılar.

Örneğin, 7 Şubat 2012’deki MİT operasyonuna teşebbüs eden dönemin savcıları Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya hakkında Ocak 2019’da iddianame hazırlayan Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı. İddianamede; Bayraktar ve Sarıkaya’nın, Ö.’in ifadesini basına sızdırarak, şu suçları işlediği vurgulandı:

“Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama, gizliliğin ihlali, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, görevi kötüye kullanma, terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme.”

Bunlar yazılırken, M. Ö.’in adı ve yaptıkları da açık açık aktarıldı!..

Keza Barış’ların, Hülya Kılınç’ın ve Murat Ağırel’in tutuklanmasından sadece 1 ay önce, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “7 Şubat MİT kumpası” ile ilgili olarak hazırlanan iddianame. Burada da M. Ö.’in ifadesine, adıyla sanıyla yer verildi.

Sadece iktidar yazarları ve milletvekilleri değil, savcılar bile, “Daha önce deşifre edilmiş olsa bile tekrarı da suçtur” görüşünde ya, o yüzde bu örnekleri hatırlattık.

“MİT KANUNU ÇERÇEVESİNDE”ÖYLE GİZLEDİLER Kİ

Şimdi çok çarpıcı bir başka ayrıntıyı aktaralım.

Tarih, 2 Mart 2015.

VİDEO LİNK : https://odatv4.com/vid_video.php?id=8HFDB

A Haber’de Sevilay Yükselir ve Abdurrahman Şimşek’in hazırlayıp, sunduğu “Yüzdeyüz Siyaset” programına kim çıkarıldı? M. Ö.

Adıyla, sanıyla, sesiyle ve de görüntüsüyle, tamı tamına 1 saat 38 dakika…

“7 Şubat’ın kara kutusu… MİT irtibat görevlisi veya MİT casusu veya MİT muhbiri” ifadeleriyle…

“MİT casusu Ö. çözüm süreci desteklenmeli… M. Ö. gerçekleri ilk kez açıklıyor… MİT casusunun dehşet itirafları” alt yazılarıyla…

Programın başlangıcında Sevilay Yükselir, Ö.’in yaşadıklarını ilk kez anlatacağını duyurdu, “İnanıyorum ki, arşiv değerinde bir program olacak” dedi.

Sözü stüdyoda bulunan M. Ö.’e vermeden önce, onun hakkında bir VTR izletti. VTR’de M. Ö. açık kimliği ve görüntüsüyle tanıtılırken, onu deşifre eden Taraf Gazetesi’ne dava açılmadığı vurgulandı.

Sonra Sevilay Yükselir, “Biraz gizlemek zorundayız. Gerçi VTR’de görüntü verdik; ama MİT Kanunu çerçevesinde bunu yapmak zorundayız” diyerek, M. Ö.’e döndü.

Sadece görüntüsü flulaştırılan Ö.’den, “Kendisini anlatması” istendi… Bir MİT muhbirinin nasıl çalıştığı, “çözüm süreci”nde neler yaptığı ve bu konudaki görüşleri soruldu.

O program yapıldığında MİT Müsteşarı Hakan Fidan, AKP’den milletvekili adayı olmak için görevinden istifa etmişti.

Sevilay Yükselir, “Eski MİT Müsteşarına kelepçe takmak isteyenler kimdi?” sorusunu da yöneltti.

Abdurrahman Şimşek, Zaman muhabirinin Hakan Fidan’ın özel kalem müdürü olmasına dikkat çekti.

M. Ö., “PKK’lılar oraya piknik için çıkmadı ki!.. Kendi ailemden çok iyi biliyorum. Türkiye’ye özgü barış modeli çıkacak, tüm dünyaya örnek olacak. Çözüm süreci desteklenmeli” gibi açıklamalar yaptı.

Sevilay Yükselir, M. Ö.’in bütün öyküsünü belki kitap veya film yapabileceğini belirtti. Programı da şu sözlerle bitirdi:

“Ağzına ayağına sağlık. İlk kez Türk televizyonlarından Yüzdeyüzü tercih ettiğin için teşekkürler. Bunun da bir anlamı var… Tarihi bir program oldu düşüncesindeyim…”

Yıl 2015… Yani MİT Kanunu’nun o maddesi yürürlükte… Daha önce ismi deşifre edilen M. Ö. televizyona çıkarılıp konuşturulmuş…

Ama kimsenin aklına Sevilay Yükselir ile Abdurrahman Şimşek’in tutuklanması, A Haber’in kapatılması gelmemiş!..

Son söz: Hukukun kemikleri sızım sızım sızlatılıyor da bari Libya şehidimizin ruhu daha fazla incitilmese!..

Silivri’deki Barış’lara, Hülya Kılınç’a ve Murat Ağırel’e kucak dolusu sevgiler.

NOT: A Haber yayınında ismi açıkça yayımlanan MİT’çinin adı, Odatv tarafından kısaltılarak verilmiştir.

Müyesser Yıldız

Odatv.com

MİT DOSYASI : MİT şehidinin kimliğini ifşa eden fotoğrafları çeken isim bulundu !!!! “Oda TV muhabiri Hülya Kılınç benimle çay içmek istedi”


MİT şehidinin kimliğini ifşa eden fotoğrafları çeken isim bulundu !!!! “Oda TV muhabiri Hülya Kılınç benimle çay içmek istedi”

Libya’da görev esnasında şehit edilen MİT mensubunun kimliğini deşifre etme alçaklığını gösteren karanlık Oda TV’ye cenaze fotoğraflarını servis eden kişinin Akhisar Belediyesi Basın Biriminde görevli E.E. olduğu öğrenildi. E.E., fotoğraflarından kendisinden haber yapılma amaçlı olarak alındığından haberi olmadığını belirtirken; Oda TV muhabiri Hülya Kılınç’ın da kendisini telefonla aradığını, kendisiyle çay içmek istediğini ve fotoğraflarla ilgili konuştuğunu söyledi.

Şehit MİT mensubunun ve cenazesine katılan meslektaşlarının kimliklerinin ifşa edilmesiyle ilgili soruşturmada, görüntülerin kaynağına ulaşıldı. Fotoğrafların, Akhisar Belediyesi Basın Biriminde görevli E.E. tarafından çekildiği ortaya çıktı. Görevli E.E., fotoğraflarından kendisinden haber yapılma amaçlı olarak alındığından haberi olmadığını belirtirken; şehidin MİT mensubu olduğunu haber Oda TV’de yayınlandıktan sonra öğrendiğini ileri sürdü.

“Hülya Kılınç benimle çay içmek istedi”

Görevli E.E., fotoğrafları kendisinden isteyen kişinin Oda TV muhabiri Hülya Kılınç olduğunu belirtirken, “Hülya Kılınç’ı Manisa’da gazetecilik yaptığımdan dolayı 3 yıldır tanıyorum. Cenaze töreninin üzerinden yaklaşık 10 gün geçtikten sonra beni arayıp ‘çay içmek istediğini’ söyledi. Ben kendisine çalıştığımı ve yoğun olduğumu söyleyerek görüşemeyeceğimizi belirttim. Aynı gün akşam bir kez daha aradı. Bu görüşme sırasında katıldığım şehit cenazesiyle ilgili elimde fotoğraf olup olmadığını sordu. Haber yapmayı düşündüğünü, incelemek üzere fotoğraf istediğini söyledi. Ancak haber yapıp yapmayacağını söylemedi.” dedi.

“Fotoğrafları benden Hülya Kılınç istedi”

Libya’da görev yaparken şehit olan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubu ve cenazesine katılan meslektaşları ile ailesinin ifşa edilmesiyle ilgili soruşturmada önemli bir tespit yapıldı. Şehidin cenaze töreninde fotoğrafları çeken ve Oda TV muhabiri şüpheli Hülya Kılınç’a ulaştıran kişinin Akhisar Belediyesi Basın Biriminde görevli E.E. olduğu belirlendi. Şüpheli E.E. ifadesinde MİT şehidinin cenaze töreninin fotoğraflarını şüpheli Hülya Kılınç’ın kendisinden istediğini, sadece inceleyeceğini düşündüğü için gönderdiğini ileri sürdü.

"Şehidin ailesi ‘konu hassas, fotoğraf çekip yayınlamayın’ dedi"

Şüpheli Hülya Kılınç’ın telefon kayıtlarından ulaşılan şüpheli E.E’nin, haberin Oda TV’de yayınlanmasından bir gün önce 3 kez, haber yayınlandıktan sonra ise 2 kez iletişime geçtiği belirlendi.

E.E. ifadesinde şunları anlattı:

"19 Şubat tarihinde belediyeye şehit cenazesi olduğuna ilişkin bilgi gelmesi üzerine, cenazenin bulunduğu yere gittik. Buraya giderken biz şehidin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu olduğunu düşünüyorduk. Aklımıza da başka herhangi bir şey gelmedi. Cenazede Akhisar Kaymakamı, bir milletvekili ve yine protokolden bazı kişiler ve vatandaşlar mevcuttu. Ben belediye başkanı başta olmak üzere protokolün fotoğraflarını çektim. Yine cenazeye ilişkin birkaç görüntü daha çektim ancak şehidin ailesi bana konunun hassas olduğunu, ‘Fotoğraf çekip yayınlamazsanız seviniriz, lütfen anlayış gösterin’ diye söyleyince fotoğraf çekmeyi bıraktım. Bu söylemden sonra da hiçbir fotoğraf çekmedim ve yayınlamadım. Bu cenaze esnasında ve sonrasında da benim şehidin MİT mensubu olduğuna ilişkin herhangi bir bilgim olmadı. Aynı cenaze töreninde bulunan belediye başkanı ve milletvekilinin de bilgileri olmadığını düşünüyorum. Cenaze töreninde de herhangi bir bilgi konuşulmadı."

"Bana haber yapıp yapmayacağını söylemedi"

Törenden 10 gün sonra Oda TV muhabiri şüpheli Hülya Kılınç’ın kendisini aradığını söyleyen E.E., şöyle devam etti:

"Hülya Kılınç’ı Manisa’da gazetecilik yaptığımdan dolayı 3 yıldır tanıyorum. Cenaze töreninin üzerinden yaklaşık 10 gün geçtikten sonra beni arayıp ‘çay içmek istediğini’ söyledi. Ben kendisine çalıştığımı ve yoğun olduğumu söyleyerek görüşemeyeceğimizi belirttim. Aynı gün akşam bir kez daha aradı. Bu görüşme sırasında katıldığım şehit cenazesiyle ilgili elimde fotoğraf olup olmadığını sordu. Haber yapmayı düşündüğünü, incelemek üzere fotoğraf istediğini söyledi. Ancak haber yapıp yapmayacağını söylemedi. Bu görüşmede bana şehidin MİT mensubu olduğuna ilişkin bir şey söylemedi. Ben şehidin TSK mensubu olduğunu düşünüyordum. Bunun üzerine Hülya Kılınç’a WhatsApp üzerinden 2 fotoğraf gönderdim. Gönderdiğim fotoğraflardan birinde şehidin cenazesinin vatandaşlar tarafından taşınırken bir fotoğraf, diğerinde ise şehidin naaşı ve protokol vardı. Ancak Hülya Kılınç yalnızca vatandaşlar tabutu taşırken çektiğim fotoğrafları kullanmış. Milletvekili ve protokolün olduğu fotoğrafı ise kullanmamış. Haber içeriğinde kullanılan diğer fotoğrafları nereden temin ettiğini ilişkin bilgim yok."

Hülya Kılınç "Sosyal medyadan aldım" demişti

E.E, fotoğrafları Hülya Kılınç’a verdiğini söylerken Hülya Kılınç ise ifadesinde "Libya’da medyana gelen olayda şehit haberi olarak haber yaptım. Haber içeriğinde yayınlanan görüntü içeriklerini sosyal medyadan buldum. Bu görüntüleri cenaze töreninde ben çekmedim. Haber şehit haberidir ancak, şehidin MİT mensubu olduğunu sonradan fark ettim" demişti.

"İncelemek istediğini söylediği için gönderdim"

Şehidin MİT mensubu olduğunu haber Oda TV’de yayınlandıktan sonra öğrendiğini ileri süren E.E., "Şehidin MİT mensubu olduğunu bilseydim fotoğrafları kesinlikle göndermezdim. Şehidi TSK mensubu olarak bildiğim ve sadece incelemek için istediği için 2 fotoğrafı Hülya Kılınç’a gönderdim." ifadelerini kullandı.

MİT mensupları deşifre edildi, devletin gizli bilgileri hedef alındı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, FETÖ’nün MİT TIR’ları kumpasında olduğu gibi "organize şekilde gerçekleştirilen eylem" tespiti yapılan soruşturma, TCK’nun 329’ncu ve MİT Kanunu 27’nci maddesi 2’inci fıkrasında düzenlenen suçlamalarla yürütülüyor.

MİT şehidinin cenaze törenine katılan MİT mensupları da basın yoluyla gösterilerek, Türkiye’nin dış ve iç güvenliği için büyük önem taşıyan, devletin gizli bilgilerinin ifşa edildiği belirlenen soruşturmada, olayın bir plan dahilinde gerçekleştirildiğinin tespit edildiği öğrenildi. TCK 329’ncu maddesinde, "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası verilir"; MİT Kanunu 27’nci maddesinde ise "MİT mensupları ve ailelerinin kimliklerini herhangi bir yolla ifşa edenler ile MİT mensuplarının kimliklerini sahte olarak düzenleyen veya değiştiren ya da bu sahte belgeleri kullananlara 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası verilir." düzenlemesi yer alıyor.

MEDYA DOSYASI : “MİT şehidini deşifre” yalanına komutanlar ne diyor ???


“MİT şehidini deşifre” yalanına komutanlar ne diyor ???

FETÖ’nün Balyoz kumpasında mağdur edilen komutanlar, Odatv’ye yönelik operasyonu eleştirip destek mesajlarında bulundu.

Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Odatv Haber Müdürü ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu ile gazeteci Hülya Kılınç, daha önce İYİ Parti Milletvekili Ümit Özdağ tarafından açıklanan MİT mensubu şehidimizin cenaze törenine ilişkin yayımlanan haber gerekçesiyle tutuklandı.

Odatv, şehit MİT mensubunun kimliğini ifşa etmedi.

Odatv haberinden bir hafta önce, TBMM’de basın toplantısında; şehidimizin adı-soyadı, görevi, nasıl şehit olduğu açıkça söylendi, yazıldı.

Buna rağmen, algı operasyonu yürütüldü.

“MİT şehidini deşifre” yalanına komutanlar karşı çıktı.

FETÖ’nün Balyoz kumpasında mağdur edilen komutanlar, Odatv’ye yönelik operasyonu eleştirip destek mesajlarında bulundu.

İşte o mesajlar…

Emekli Oramiral Nusret Güner:

Maalesef sayıları çok az olan güvenilir medya organlarından biri belki de birincisi Oda TV’nin Çalışanlarının tutuklanmasını protesto ediyorum.

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz:

Barış Terkoğlu’nu tutuklamak, Odatv’ye erişim engeli getirmek, Barış Pehlivan’ı ifadeye çağırmak… Yolculuk nereye acaba? Kısa aralıklarla aynı filmi görmenin dayanılmaz hafifliği…

Emekli Koramiral Atilla Kezek:

Gazeteci Barış Terkoğlu gözaltına alınmış. Kriptolar iş başında

Emekli Tuğamiral Türker Ertürk:

Barış Terkoğlu ülkemizin az sayıda ve kalemini satmayan onurlu ve yurtsever bir gazetecisidir. Tutuklanması bir susturma girişimidir! 1 Eylül 2013’de ABD’de New Jersey’de Cemaatin ülkemiz için ne kadar büyük tehdit olduğunu beraber anlatırken iktidar yardım ve yataklık yapıyordu!

Emekli Tuğamiral Mustafa Özbey:

Geçmişinde FETO ile "gerçek anlamda" mücadele etmiş kim varsa, hesap soruluyor. Sözcü Davası, Barış’lar, Hülya, Murat Ağırel, ODATV. Sonuç: Bu ülkede FETO ölmedi. Ölü taklidi yaptı. Şimdi uyuyan hücreler YENIDEN görevde. Ey İktidar, FETO ile mücadelede samimi isen bu nedir?

Emekli Kurmay Albay Mustafa Önsel:

#BarısTerkoğluYalnızDeğildir . Şu an için kararı değiştirecek gücüm yok! Ama itiraz ediyorum. @baristerkoglu ndan ziyade ülkem adına üzülüyorum. FETÖ ile mücadele mi? Zaten kör topaldı. Bittiğinin resmen ilanıdır bu tutuklama. İsterseniz FETÖ hesaplarına bakın!

Emekli Albay Alican Türk:

Yetmez! Bence HALK TV, TELE1, KRT, Sözcü, Cumhuriyet, Yeniçağ… Bunların da kapatılması lazım. Hatta ardından CHP, İYİP, SP… Bunlar işlerine gelmeyen ne varsa yok edebilirler, ama gerçekten tarihi bilmiyorlar; tarihe nasıl geçeceklerinin farkında değiller. Acıyorum!

Emekli Kurmay Albay Bora Serdar:

Hasdal’da bizleri ziyaret eden birkaç gazeteciden biri olan kardeşimiz @baristerkoglu bir kitap yazacaktı.Ama emin olun şimdi bir başka kitap daha yazacak… Bir gazeteciyi saat 4’te karanlıkta evinden alıp bir gün sonra saat 4’te karanlıkta tutuklamak ne hukukidir ne de vicdani.

Emekli Kurmay Albay Ali Türkşen:

Bu işin çivisi ne zaman çıktı diye sorarsanız bir gün; “evlatlarımız şehit olurken şakalar, espriler yapıyor, muhalefete söylediklerimiz karşıdan tekrarlanınca 1 milyonluk dava açıyor, FETÖ’nün bıraktığı yerden hukuksuzluğa devam ediyorduk” dersiniz.

Odatv.com.tr

LİBYA SAVAŞI DOSYASI /// ERGÜN DİLER : :LİBYA’DA İSTİHBARAT SAVAŞLARI – CIA-PENTAGON-MİT-DGSE-MOSSAD ORADA !!!!!


ERGÜN DİLER : Savaş masası

MICHAEL D’Andrea…
Geçtiğimiz günlerde yazdım. AFGANİSTAN’da düşürülen uçakta can verdiği notunu da ekledim. CIA için son derece önemli bir isimdi.
Yaklaşık 40 yıl CIA’nın İslam coğrafyasındaki planlarını hazırladı, uyguladı. Kısa bir süre önce de İran Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani’yi infaz etti. Bu operasyon onun son göreviydi.
Çünkü 27 Ocak’ta Afganistan’da vurulan uçakta Michael D’Andrea da vardı. Şimdi aktif kişi Faridah Currimjee D’Andrea oldu.
Buraya kadar olan kısmı zaten bir şekilde paylaştım.
Şimdi biraz daha genişletelim.
AJANLAR dünyasında neler olduğunu anlamaya çalışalım.
Geçtiğimiz gün de altını çizdiğim gibi CIA bilerek bazı yerlere bazı önemli noktaları sızdırıyor. Oraya bakarak ilerleyelim… Çünkü çarşı karışmış durumda. Herkes sahada. Müthiş bir kapışma var…Michael D’Andrea’nın eşi, istihbarat partneri Faridah Currimjee yeni bir dönem başlattı. Libya’dan start verdi.
Michael D’Andrea’nın 1990’lı yıllarda CIA’ye devşirdiği Muhammed Dahlan da yeni patronu Faridah Currimjee ile çalışmaya başladı. Dahlan’a bakacak olursanız son yıllarda her taşın altından çıktığını görürsünüz… Faridah Currimjee, Dahlan’a çok güveniyor. Libya’da etkin gücün Washington olması için Dahlan’ın yetkileri arttırıldı. Yani Libya’da vites yükseltildi… Beklenmeyen gelişme de değildi…
Dikkatle incelediğimiz zaman, Muhammed Dahlan Ortadoğu’da çok aktif. Filistin’e gitmesi riskli olarak görülse de birkaç haftada bir İsrail’in korumasıyla Gazze’de toplantı yapmakta. O gün Michael D’Andrea’nın uçağı vuruldu. Donald Trump da Michael D’Andrea’nın vurulduğu günden sadece 18 saat sonra İsrail için çok önemli olan anlaşmayı açıkladı.
Gazze’de iki grup, bu karara karşı eylem yapmaktan vazgeçti. İşte bu eylemi engelleyen kişi Muhammed Dahlan’dı.
Dahlan, Michael D’Andrea’nın ölümüne bile üzülemeden, GAZZE-Birleşik Arap Emirlikleri arasında mekik dokudu! Ardından Malta’ya, sonra da deniz uçağıyla Sirte Limanı’nın 45 mil açığında bekleyen bir yata gitti.
Kritik nokta zaten YAT’tı…
Gösterişli olan YAT’ın sahibi CIA’ydı. İçinde Michael D’Andrea’nın eşi Faridah Currimjee D’Andrea, 2 Türk general, yine Türkiye’de hakkında tutuklama kararı olan ve kırmızı bültenle aranan Türk işadamı ve New York’ta yaşayan etkili bir Türk bulunuyordu.
Konu elbette Libya oldu.
Yata son katılan isim de Libya’da Amerikan planlarını hayata geçirmek isteyen Halife Hafter oldu. Hafter’in yanında Afganistan ve Irak’ta görev yapmış emekli Amerikalı generaller de vardı.
Yatta kurulan "Savaş Masası" 2020’nin nasıl şekilleneceğini planlıyordu. İKİ TÜRK GENERAL, ARANAN İŞADAMI ve ABD’de etkili bir TÜRK, LİBYA’nın açıklarında TÜRKİYE’ye karşı oluşturulan blokta yer alıyordu… ŞAKA GİBİ DEĞİL Mİ!
Aynı toplantıya 1 Fransız generalin de katılması beklenirken, mazeret bildirmeden gelmedi. ABD tarafı neden gelmediğini hala bilmiyor.
O generalin 1 yıl önce emekli olduğu sanılıyor.
Toplantıya katılmaması, Fransa’nın da bu toplantının ana unsurlarından olduğunu ortaya koymakta. Fransa HAFTER’le görüşse de tam destek vermiyor.
Fransız askeri birlikleri, Sirte’nin doğusundaki Sidra Limanı’ndan sorumlu.
Hafter’e yaklaşık 9 aydır destek veren Fransız birlikleri, şimdi geri adım attı.
Hafter’in tamamen Washington’ın planıyla hareket ettiği gizli değildi.
Ancak Trablus konusunda Fransa’nın desteği önemliydi.
Şimdi Fransa, Hafter konusunda ağır davranmayı seçti. Yattaki toplantıda elbette Fransa’nın desteği de konuşuldu. Burada Faridah Currimjee’nin tavrı belirleyici olacaktı. Faridah Currimjee, Fransa’dan çok Türkiye’ye odaklanılmasını istedi.
Masadaki Türk generaller de Hafter’e her konuda yardımcı olacaklarını söyledi.
Libya’nın önemi her geçen gün daha da artıyor. Sadece ABD değil, Türkiye, Fransa, İngiltere, Rusya, İtalya gibi 30’a yakın ülke Libya’da olmak istiyor. Her ülkenin farklı düşünceleri var. Bu da son derece doğal. Mısır bile Libya’da etkin olmak istiyor.
Ancak Mısır tehlikeli bir oyun içinde. Hem Washington’la karar alacağını açıklıyor hem de Londra ile anlaşmalar yapıyor. Bu nedenle de Trump’ın hışmına uğruyor…
Sisi’nin göreve geldiği günlerde bu durum doğal karşılanabilirdi. Ancak günümüzde bu pek mümkün görünmüyor. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri hiçbir konuda ortaklık istemiyor. Tek kutuplu bir dünyanın büyük zararlar vereceğini bilmesine rağmen Pentagon’da alınan bu karar hala geçerli. ABD DERİN DEVLETİ bildiği yoldan ilerliyor. Masada kimseyi görmek de istemiyor…
Amerika Birleşik Devletleri, karşı kutup olarak ÇİN konusunda anlaşmıştı. Ancak bu anlaşma da Coronavirüs’le bitti. İKİ KUTUPTAN GERİYE ABD kaldı…
Yeni bir anlaşma da yakın zamanda mümkün değil. Çin’e yapılan virüs operasyonu Washington’ın tek kutuplu bir dünya kararının da ilanıydı. Çin’in yerine bir ülke şu an için yok. İngiltere’yi ayrı tutsak da gelecekte de bir rakip olması pek muhtemel görünmüyor. En azından durum şimdilik bu… Rusya elbette güçlü bir ülke. Ancak hiçbir zaman, Sovyetler Birliği döneminde bile, iki taraflı kutbun bir parçası değildi.
Sadece öyle lanse edilmişlerdi.
ÇİN Devlet Başkanı Cinping TİME’a kapak oldu. Maskeli bir fotoğrafla… Gideceği söylenmekte. 2020’nin ilk 30 gününde neler oldu neler… "Çin ABD’yi yıkar mı?" sorusuna cevap ararken ‘Çin ne zaman teslim bayrağı çekecek’e geldik… İdlib de Libya da ÇİN’e yapılan saldırıdan ayrı konular değil. Çin, HAFTER’le yakınlaşmasaydı belki CORONAVİRÜS’ü görmeyecektik bile… Kartlar yeniden dağıtılıyor… Bakalım bölgemizde neler değişecek…

MİT DOSYASI /// Eski MİT Müsteşarı Atasagun : ‘Gülen ABD’nin yeşil kuşak projesidir’


Eski MİT Müsteşarı Atasagun : ‘Gülen ABD’nin yeşil kuşak projesidir’

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’nün siyasi ayağı ile ilgili konuşmasını dinlerken, hafızam beni ‘Ergenekon Belgelerinde Fetullah Gülen ve Cemaat’ kitabını yazdığım 2009 yılına götürdü.

Kılıçdaroğlu konuşmasında şunu söyledi: “Bir MİT müsteşarının, Sayın Şenkal Atasagun’un bir gazeteciye 1 Ekim 1999’da yaptığı açıklamayı -FETÖ’yle ilgili olarak diyor ki- aynen okuyorum: ‘Milli Eğitim’le gençliği, İçişleri’yle devlet içinde kadrolaşmayı, Adalet’le kendilerine yönelik bir durum olursa bunu önlemeyi, Sanayi’de de parayı kontrol etmeyi hedefliyorlar.’ Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı’nın yaptığı açıklama. Bütün bunların sonunda devletin pek çok kademesinde yer almışlardır. Değerli arkadaşlarım, bu 1999’da yapılan açıklamadır.”

BALBAY’IN GÜNLÜKLERİNDEN

Dinleyenler fark etmemiş olabilir; konuşmada atıf yapılan ama adı söylenmeyen gazeteci, eski CHP milletvekili Mustafa Balbay’dır. Ergenekon operasyonları sırasında bilgisayarından çıkan ve ‘Balbay’ın günlükleri’ diye bilinen notlarda birçok görüşmeye ilişkin anılar yer alıyordu. Bunlardan birisi de Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında bahsettiği 1 Ekim 1999 tarihinde yapılan görüşmeye ilişkin notlardır. Ben bu notlardan FETÖ örgütü ile ilgili olanları 2009 yılında yazdığım kitabıma almıştım. O yüzden Kılıçdaroğlu’nu dinlerken günlükten yapılan alıntının kısaltılmış olması dikkatimi çekti. Oysa Balbay’ın günlüğüne yazdığı notun tamamı, FETÖ’nün iktidar hedefini, yöntemini çok net anlatıyordu. En iyisi ben tamamını aktarayım.

Balbay görüşmeyi bilgisayarına “1 Ekim 1999 Cuma akşamı MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile akşam yemeği” olarak kayıt etmiş. Saat 19.20’de MİT Müsteşarı’nın konutuna giden Balbay, saat 21.00’e kadar Atasagun’la eşinin de bulunduğu ortamda sohbet etmiş. Ardından MİT Müsteşar Yardımcısı Miktad Alpay ve Toplum ve Halkla İlişkiler Müdürü ile yemek yemiş. Balbay, Atasagun ve diğer MİT yöneticileri ile görüşmeyi konulara göre kayıt etmiş. Balbay’ın “Fetullah Gülen-irtica” başlığı ile günlüğüne kaydettiği 1 Ekim 1999 tarihli görüşmesinde Atasagun, FETÖ ile ilgili şunları söylemiş:

“Bizim tespitimiz şu: Gülen grubu bürokrasiyi kullanarak iktidara gelmek istiyor, Milli Görüşçüler sandıktan gelmek istiyor. Böyle bir yöntem farklılıkları var. Gülenciler başta 2000 yılını, 2005 yılını hedef seçmişlerdi. Şimdi 2025 diyorlar. Milli Görüşçüler biraz sabırsız. Bir an önce iktidara ulaşmak istiyorlar. Bu nedenle de hata yapıyorlar. Ama en örgütlü grup bunlar, Fetullahçılar ise daha uzun vadeye yaymış durumdalar ve bu yüzden de daha tehlikeliler. Maddi güçleri fazla. Yılda 60 trilyonluk bir parayı yönetiyorlar. Yurtdışındaki okul açma faaliyetleri çok iyi organize ediliyor. Bizim gözlemlerimize göre bu Gülen grubunun başarabileceği bir şey değil. Mutlaka başka bir destek söz konusu… Bazı yerlerde bizim de yardımcı olduğumuzu söylüyorlar… Örneğin Kuzey Irak’ta, Erbil’de ama aslı yok.

‘EN TEHLİKELİ GÜLEN’

İrticacı yayın organlarının çoğu abone usulü dağıtılıyor, bayi satışları çok az. İBDA-C gibi silahlı mücadeleyi hedef seçen gruplar da var. Ama bunlar o kadar tehlikeli değil. Biz Gülen olayını aynen size aktardığımız gibi Başbakan’a da söylüyoruz. Bizi dikkatle dinliyor. Ötesi bizim işimiz değil. Bütün mesele bu mütedeyyin insanlarla bunları ayırmak. Eğer mütedeyyin insanlar ürkütülürse bu çok tehlikeli olur. Bunu bildikleri için onlar da buna oynuyorlar. 28 Şubat’tan sonra belli bir mücadele başlatıldı. Devletin içinde oldukça örgütlüler. 28 Şubat’tan sonra sanırım devlet içindeki yüzde 20-30’luk bölümü temizlenebilmiştir. Çünkü çok zor. Taa MSP’den beri bunlar hükümet ortağı olduklarında üç bakanlık üzerinde çok ısrarlı oluyorlar. Milli Eğitim, İçişleri, Adalet… Bir de fırsat bulabilirlerse Sanayi Bakanlığı… Milli Eğitim’le gençliği, İçişleri’yle devlet içinde kadrolaşmayı, Adalet’le kendilerine yönelik bir durum olursa bunu önlemeyi, Sanayi’de de parayı kontrol etmeyi hedefliyorlar. Bütün bunların sonunda devletin pek çok kademesinde yer etmişler. Bu kişiler diyelim ki görevden alındı, yargıya gidiyorlar, kazanıyorlar… Şimdi belki size ters gelecek bu söylediğim ama şöyle yumruğu vurmadan bu temizlenmez.”

Şenkal Atasagun’un Mustafa Balbay’a 1999 yılında anlattıklarından “Bizim tespitimiz şu: Gülen grubu bürokrasiyi kullanarak iktidara gelmek istiyor, Milli Görüşçüler sandıktan gelmek istiyor. Böyle bir yöntem farklılıkları var. Gülenciler başta 2000 yılını, 2005 yılını hedef seçmişlerdi. Şimdi 2025 diyorlar” cümlesi üzerinde durmak gerekiyor. FETÖ açısından devleti ele geçirmek, Genelkurmay Başkanlığı’nı ele geçirmekle eşdeğerdi. Nitekim dershane krizi, 17-25 Aralık, 15 Temmuz olmasaydı, darbe girişiminde başı çeken tümgeneraller 2025 yılında orgeneral rütbesine yükselecek, FETÖ mensupları devleti tamamen ele geçirmiş olacaklardı.

KILIÇDAROĞLU’NUN ATLADIĞI BÖLÜM

MUSTAFA Balbay, günlüklerine MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile 2003 yılında yaptığı bir başka görüşmeyi de kaydetmiş. Ancak bu kayıt, FETÖ’nün siyasi ayağı ile ilgili konuşma yapan Kılıçdaroğlu’nun gözünden kaçmış olmalı. Oysa bu görüşme, konuşmasında değindiği konu kadar hatta bana göre ondan da önemli. Çünkü 30 Mayıs 2003 tarihindeki görüşmede MİT Müsteşarı Atasagun, Balbay’a FETÖ’nün ABD bağlantısını anlatmış. Balbay’ın 30 Mayıs 2003 tarihinde MİT Müsteşarı Atasagun ile yaptığı görüşmeye Cumhuriyet gazetesinden İlhan Selçuk ve İbrahim Yıldız da katılmış. Sohbet sırasında söz Gülen konusundan açıldığında Atasagun, “Gülen ABD’de… Emekli maaşıyla çiftlikte yaşıyor. ABD, tüm İslam kökenlilere kök söktürürken ona neden bir şey olmuyor?” şeklindeki soruya karşılık şöyle diyor: “Onu (Fetullah Gülen) biliyorsunuz, ABD’nin yeşil kuşak projesinin bir ayağıydı. Olay hâlâ odur. Bin Ladin’i de ABD yarattı, Afganistan’da Ruslara karşı besledi, sonucu gördünüz. Bu, terör örgütünü beslerseniz sonunda ne olacağının göstergesi.”