MİT DOSYASI : Alparslan Türkeş’in sağ kolu olan FETÖ tutuklusu eski MİT’çinin derin ilişkileri


Alparslan Türkeş’in sağ kolu olan FETÖ tutuklusu eski MİT’çinin derin ilişkileri

Enver Altaylı: Özbek kökenli istihbaratçı ve MHP yöneticisiydi. 1963 yılında Talat Aydernir önderliğindeki ihtilal girişimine katıldığı için Kara Harp Okulu’ndan atıldı.

Eski MİT’çi Enver Altaylı’ya FETÖ yöneticiliği ve casusluk davası açıldı. İddianamede, Altaylı’nın çok sayıda CIA çalışanı ile irtibatının bulunduğu, bunlarla Türkiye’deki sosyal ve siyasal gelişme hakkında yazışmalar yaptığı, kritik gelişmelere ilişkin raporlar hazırladığı aktarıldı.

Gelin şu Enver Altaylı’yı daha yakından tanıyalım.

Enver Altaylı: Özbek kökenli istihbaratçı ve MHP yöneticisiydi. 1963 yılında Talat Aydernir önderliğindeki ihtilal girişimine katıldığı için Kara Harp Okulu’ndan atıldı. Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra, Fuat Doğu’nun isteği ile MİT’te çalışmaya başladı. 1977 yılında MİT’ten ayrıldıktan sonra MHP’nin yayın organı Hergün gazetesinde yönetici oldu. MHP Almanya Genel Müfettişliğini yaptı. Alman İstihbaratı ve CIA ile yakın ilişki kurdu.Turgut Özal ve Süleyman Demirel’e danışmanlık yaptı.12 Eylül sonrasında başlayan MHP davasının sanıkları arasında yer aldı. Afganistan’da çarpışan Raşit Dostum’a yollanan yardımlar ve Özbekistan’da gerçekleştirilen darbe girişiminde adı geçti.

‘İSTASYON ŞEFİ’NE ÖVGÜLER DÜZDÜ

Düşünebiliyor musunuz, Ankara’da “istasyon şefi” olarak görev yapan bir CIA ajanına övgüler düzen kitaplar yazılıyor! Kitabın yazarı da eski bir MİT ajanı! Yani tam bir körlerle sağırlar durumu. Enver Altaylı’nın kitabının adı “Ruzi Nazar: CIA’nın ilk Türk Casusu.”Türkiye’nin haline bakar mısınız?

MİT’E TAVSİYE EDEN TÜRKEŞ

Şimdi biraz gerilere gidelim… 26 Nisan 1998 günü yapılan Büyük Birlik Partisi’nin (BBP) 3. büyük kurultayının onur konuğu, Almanya’dan gelen Enver Altaylı’ydı. 3 Mayıs 1998 tarihli Aydınlık’ta, BBP kurultayında alkışlarla karşılanan Altaylı hakkında “MİT’te çalıştım, CIA ile tanıştım” başlıklı bir haber çıkmıştı. Haberde Altaylı, Ruzi Nazar hakkında şunları söylüyordu: “Ben Ruzi Nazar’ı akıllı ve haysiyetli biri olarak tanıdım. Ben MİT’e girerken elbette MİT benim Ruzi Nazar ile olan dostluğumu biliyordu. Onun evinde bir yığın insan tanımışım. Mesela sayın Aclan Sayılgan, rahmetli Fethi Tevetoğlu hatırladıklarımdan bazıları. Ruzi Nazar merhum Türkeş’in dostu.”

Altaylı’nın bu kitabının yayımından bir süre sonra Milliyet gazetesinde Nuri Gündeş, Hiram Abas, Cevat Öneş, Mehmet Eymür, gibi eski MİT yöneticilerinin “efsanevi hocası” Fuat Doğu’nun 12 Mart anıları yayımlandı. (“12 Mart’ınGizli Tarihi”, Oktay Pirim- Süha Abacıoğlu, Milliyet, 3-9 Mart 2013) Enver Altaylı’ya 1967 yılında “teşkilat”a girmesini teklif eden dönemin MİT Müsteşarı Fuat Doğu’dur. Fuat Doğu’ya Altaylı’yı tavsiye eden ise Alparslan Türkeş!

‘AĞABEY- KARDEŞ İLİŞKİSİ’

Enver Altaylı, MİT okulunda istihbarat eğitimini tamamladıktan sonra Almanya’da “Sovyetolog” olarak görevebaşlarken, CIA’nın Ankara istasyon şefi de Ruzi Nazar’dır. Türkistan göçmeni Altaylı ile Özbek Türkü Ruzi Nazar’ın 40 yılı aşkın yakınlığını Altaylı kitabında “bir ağabey- küçük kardeş ilişkisi” olarak tarif ediyor. Ama aynı yıllarda CIA ile MİT ilişkilerinin de bir “ağabey- kardeş” ilişkisi olduğunu unutmayalım!

MÜCAHİT ARSLAN

Altaylı’nın ifadesi şöyleydi:

“15 Temmuz günü, 26 yıllık arkadaşım olan ve ailemden gördüğüm Nizamettin Afşar’ın Çankaya’daki evindeydim. Ben Ankara’ya sık sık gelir, dostlarımla buluşurum. Ben o gece Polis Akademisi’nde akademisyen Furkan Torlak, eşim ve Mücahit Arslan’la görüştüm. Önce Erol Olçok’u aradım. Ulaşamayınca Mücahit Aslan’ı aradım. İlerleyen saatlerde Olçok’un İstanbul’da darbe girişimi sırasında öldüğünü üzüntü ile öğrendim.”

Bu isimler arasında dikkat çeken isim Mücahit Arslan. Mücahit Arslan’ın babası 22. ve 23. dönem AKP Diyarbakır Milletvekili olan İhsan Arslan’dı. Arslan, Zaman gazetesi imtiyaz sahipliği yaptı. FETÖ’yle çok yakın ilişkiler kurdu. Mazlum-Der’in iki dönem Genel Başkanlığı’nı yaptı.

İhsan Arslan’ın adı Ergenekon ve Balyoz davalarında geçti. Bir dönem İhsan Arslan ile birlikte çalıştığını söyleyen Orhan Aykut, emniyet ve savcılığa yaptığı ihbarlarında Arslan’ın çete lideri olduğunu öne sürmüştü. Orhan Aykut, Ergenekon ve Balyoz’daki belgelerin İhsan Arslan’ın ofisinde hazırlandığını açıklamıştı.

Mücahit Arslan, o dönemde AKP Diyarbakır Milletvekili M. İhsan Arslan ve oğlu Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanıydı. Sonradan AKP Ankara Milletvekili de oldu. Odatv, “FETÖ’den tutuklanan MİT’çi Enver Altaylı’nın 15 Temmuz gecesi aradığı ismin bilinmeyenleri” başlıklı haberinde, Mücahit Arslan’ın önemine işaret etmişti. Haberde, Enver Altaylı ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “sır küpü” olarak tanınan Ali İhsan Arslan’ın nasıl yan yana geldiği soruluyordu.

SONER YALÇIN “KAVUNCULARI” YAZMIŞTI

FETÖ firarisi eski Eyüp Belediye Başkanı İsmail Kavuncu. Enver Altaylı’nın kuzeni. Bu isim üzerinden Arslan Ailesi’ne giden bir bağlantı dikkat çekiyor.Enver Altaylı’nın dayısı Selahattin Kavuncu; oğlu İsmail Kavuncu. İsmail Kavuncu’nun eşinin ağabeyi ise Muammer Çalışkan. FETÖ davasında Adana’da 2015’den beri yargılanıyor.

Gazeteci-Yazar Soner Yalçın, Sözcü gazetesindeki 8 Eylül 2016 tarihli “Asıl oyun kurucu” başlıklı yazısında Kavuncuların “şeceresini” kaleme almış, şunları yazmıştı:

“Kimi MHP’liler için Türk-İslam Sentezi’nin İslami yönü ağır basmaya başladı. Mamak Askeri Cezaevi B Blok’ta yatan Ülkücü Gençler Derneği Genel Başkan Yardımcısı Burhan Kavuncu, Türkeş’e isyan bayrağını açan ilk kişi oldu!

“Kavuncu, milliyetçi kimliğinin yerine ümmetçiliği koyarak şeriatı savunmaya başladı. Ve, ‘Yeryüzü’ adlı dergiyi çıkarak cihatçı gençlerin rol modeli oldu.

“Ve bunlar…

“CIA’nın birçok ülkeden devşirdiği cihatçılar ile birlikte Yugoslavya’ya, Çeçenistan’da savaşmaya gitti!”

Cihatçıların lideri Burhan Kavuncu, Enver Altaylı’nın dayısının oğluydu!

BAŞBUĞ’UN SAĞ KOLU HORTUMCU ÇIKTI

Enver Altaylı’nın İş Bankası’nın Almanya’daki şubesinden aldığı 150 bin mark krediyi geri ödemediğini Milliyet’ten Ersan Atar yazmıştı. Haberde Alparslan Türkeş’in sağ kolu ve Avrupa Türk Federasyonu Genel Müfettişi Enver Altaylı’nın İş Bankası’nı kredi yoluyla hortumladığı belirtiliyordu.

Avrupa’daki Türkleri ülkücü hareket içinde örgütlemek üzere, 1980 öncesinde MHP tarafından Almanya’ya gönderilen Altaylı’nın, Türkeş’in sağlığında Almanya’daki hesabından her ay 2 bin mark çektiğini belgeleyen Milliyet, Altaylı’nın İş Bankası’nın Almanya’daki şubesinden aldığı 150 bin mark krediyi geri ödemediğini yazdı.

Hikmet Çiçek

Odatv.com

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : MİT, FETÖ üyelerinin yeni taktiğini böyle ortaya çıkardı !!!! Minibüslerde toplantı…


MİT, FETÖ üyelerinin yeni taktiğini böyle ortaya çıkardı !!!! Minibüslerde toplantı…

İstanbul’da, FETÖ/PDY üyelerine mali destek sağladıkları iddiasıyla Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve polisin düzenlediği operasyonla yakalanan 13 sanık ile ilgili çarpıcı detaylara ulaşıldı. FETÖ’nün örgütsel kodlarını gözler önüne seren ve yıllar içinde oluşturduğu kapalı yapısını şekillendiren hücre evlerinin deşifre olduğunu düşünen FETÖ’nün, Silivri ve Çatalca’da yeni hücre evleri oluşturduğu, örgütsel toplantıları seyir halindeki minibüslerde yaptıkları ortaya çıktı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY‘ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında dün sabah yeni bir operasyon başlatılmıştı. MİT İstanbul Bölge Başkanlığı ile İstanbul Mali Suçlarla Mücadele polisince düzenlenen ortak operasyonda, örgüte aktif mali yardımda bulunan, yeni hücre evleri oluşturan ve bu evleri finanse eden aralarında daha önce kamudan ihraç edilmiş öğretmenler ile bazı iş adamlarının da olduğu 13 FETÖ üyesi yakalanmıştı.

ESNAFTAN PARA TOPLAYIP YENİ ‘HÜCRE EVLERİ’ AÇMIŞLAR

FETÖ/PDY’nin örgütsel kodlarını gözler önüne seren ve yıllar içinde oluşturduğu kapalı yapısını şekillendiren bazı hücre evlerinin deşifre olduğunu fark eden şüphelilerin, aldıkları talimatlar doğrultusunda kapı kapı dolaşarak kendilerine yakın gördükleri esnaftan para topladıkları, toplanan paralarla da deşifre olan evlerdeki örgüt üyelerine Çatalca ve Silivri gibi bölgelerde yeni ‘gaybubet’ evleri açtıkları tespit edildi. Farklı illerdeki örgüt mensuplarına ve İstanbul’da barınan FETÖ üyeleirne maddi yardımda bulunarak kopmaların önlenmesi için gayret gösterdikleri belirlenen şüphelilerin, yeniden örgütsel toplantılar düzenlemeye başladıkları ortaya çıkarıldı.

ANKARA METROSUNDA FETÖ PROPAGANDASI: BELEDİYEDEN İZİN ALDIK DİYEREK…

SEYİR HALİNDEKİ KAPALI MİNİBÜSTE ‘MOTİVASYON’ TOPLANTILARI

Zaman zaman kapalı kasa minibüslerde bir araya gelip seyir halindeki araçlarda gizli toplantılar gerçekleştirdikleri ortaya çıkan FETÖ üyelerinin, örgütteki kopmaların önüne geçebilmek için minibüslerde motivasyon konuşmaları yaptıkları ortaya çıktı. İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şubesinde sorguları devam eden 13 şüpheliden 2’sinde, FETÖ üyelerince kullanılan ByLock isimli şifreli haberleşme programı tespit edildi.
İstanbul’da ve farklı illerdeki örgüt mensuplarına maddi yardımda bulunarak kopmaların önlenmesi için gayret gösterdiği belirlenen şüphelilerin, minibüslerde örgütsel toplantılar düzenledikleri kaydedildi. Şüphelilerin emniyetteki işlemlerinin sürdüğü bildirildi.

MİT DOSYASI : MİT arşivinden çıkan belge


mit-arsivinden-cikan-belge-15012000_m2.jpg?v=1579078828

MİT arşivinden çıkan belge

LİNK : https://odatv.com/mit-arsivinden-cikan-belge-15012000.html

MİT’in 1991’de "Fethullah Gülen yapılanması" ile CIA arasındaki bağlantıyı tespit ettiği rapor ortaya çıktı.

Hükümete yakın Yeni Şafak gazetesi bugün “FETÖ CIA’ya yardım ediyor” sürmanşetiyle çıktı.

Yeni Şafak, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), 1991 yılında FETÖ hakkında hazırladığı raporu yayımladı.

“BAZI YABANCILARIN CIA ADINA FAALİYETLER YÜRÜTTÜĞÜNÜ, FETULLAH GÜLEN VE ÖRGÜTÜNÜN DE BU AJANLARA YARDIM ETTİĞİNİ BELİRLEYEN MİT’İN…”

Haberde şu ifadeler kullanıldı:

“MİT’in ‘Fetullah Gülen’ dosyasından çıkan bir belge FETÖ’nün CIA bağlantısı ve ilişkilerini ortaya koyuyor. Körfez Savaşı’nda istihbarat örgütleri Türkiye’de faaliyetlerini artırınca MİT takibi yoğunlaştırıyor. CIA üyelerini izleyen MİT, Fetullah Gülen ve örgütünün bu ajanlara yardım ettiğini belirledi. Bu bilgi ABD, Alman, Yunan, İngiliz, İtalyan ve Japon ajanların listesiyle birlikte Genelkurmay’a iletildi.

Terör örgütü FETÖ’nün CIA ile bağları, MİT’in arşivinden çıkan belge ile bir kez daha tescillendi. 1991 yılında Türkiye’ye gelen bazı yabancıların CIA adına faaliyetler yürüttüğünü, Fetullah Gülen ve örgütünün de bu ajanlara yardım ettiğini belirleyen MİT’in, durumu resmi yazı ile Genelkurmay Başkanlığı’na bildirdiği ortaya çıktı. Resmi yazıda doğrudan CIA’ya çalışan ajanların listesi de Genelkurmay’a iletildi.”

Bugün Pensilvanya’da yaşayan terörist Fetullah Gülen’in, Türkiye’de faaliyet gösteren Amerikan ajanlarını himaye ettiği ve çalışmalarında yardımcı olduğu ortaya çıktı. Devlet arşivlerindeki 3 Nisan 1991 tarihli, 41 04 000/…. esas nolu, ‘F.Gülen, CIA Bağlantıları’ başlıklı dosyaya giren bir belgeye göre, Körfez Savaşı sonrasında ABD ajanları Türkiye’ye yoğun bir faaliyete başladı. Türkiye’nin dört bir yanında temaslarda bulunan ajanların vatandaşları kışkırtmak için çalıştığı belirlendi.”

TSK YAZI İLE UYARILDI

İsim isim deşifre edilen ajanlara o dönem “cemaat” olarak bilinen Fetullah Gülen yapılanmasının da yardım ettiği tespit edildi. Örgütün CIA ajanlarının işini kolaylaştırmak için dönemin Emniyet Genel Müdürü Yılmaz Ergun’u kullandığı belirlendi. Bu istihbari bilgileri kayda geçen MİT, bu konuda Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’nı da bir yazı ile uyardı. Yazıda ayrıca bazı “Gülen örgütü” mensuplarının doğrudan İngiliz ve ABD gizli servislerine çalıştığı, topladıkları bilgileri gizli buluşmalarla ilettiklerine dikkat çekildi.

İŞTE MİT’İN YAZISI

MİT’in 1991’de yazdığı rapor şöyle:

“Körfez savaşından sonra çeşitli ülkelerden Türkiye’ye gelen kişilerin özel temaslarla, maksatlı araştırma yaptıkları tespit edilmiştir. Ülkemizin birlik ve beraberliğini bozucu faaliyetleri gerçekleştiren ve buna yönelik olarak vatandaşlarımıza sorular soran bu şahısların, yurt içi bağlantıları, çalıştıkları istihbarat kanalları tespit edilmiş, bir üst yazı ile bakanlığımıza iletilmiştir. Söz konusu şahısların, ABD, CIA bağlantıları tespit edilmiş Türkiye’de kendi amaçları doğrultusunda kullandıkları Fetullah Gülen ve cemaat bağlantıları ortaya çıkmıştır. CIA bağlantılı çalışan cemaat mensupları Türkiye’de araştırma adı altında, istihbarat bilgisi toplayan şahıs ve kurumlara maddi, lojistik destek sağlamış ve rahat bir ortamda çalışmaları için Emniyet Müdürü Yılmaz Ergün vasıtası ile gerekli izinler alınmış, sorunsuz çalışmalar yapmasına olanak sağlamıştır.

AJANLAR TEK TEK SAYILDI

Cemaatin ön ayak olduğu ve CIA kanalıyla yardım ettiği tespit edilen başlıca şahıslar:

1. Barbara Harnhanner (Alman uyruklu)

2. Valter Fritz Walker (Alman uyruklu)

3. Evanelis Kairetzi (Yunan uyruklu)

4.Timothy Bruce Mittard (İngiliz uyruklu)

5.David Rasolt (ABD uyruklu)

6. David Hudson (ABD uyruklu)

7. Claude Serge Dutbuit (ABD uyruklu)

8. Zichando Mialo (İtalyan uyruklu)

9. Dolchl Kojima (Japon uyruklu)

Başlıca araştırma adı altında istihbarat çalışması yaptığı tespit edilen şahıslar hakkında gerekli bilgi ve belgeler, temin edilerek bakanlığımıza iletilmiştir. Ayrıca ABD, CIA ve İngiliz haber alma ajanı olduğu tespit edilen, cemaat mensuplarının isim listeleri iletilmiştir. İrtibatlandırdıkları İngiliz haber alma ajansı Jahn Noyan, Amerikan haber alma ajansı Nick Biliy, Coal John ile belli bir sistem ve disiplin içinde çalışma yaparak kararlaştırdıkları yer ve zamanlarda, önce sözlü sonra rapor halinde bilgiler teslim ettikleri tespit edilmiştir.”

“FETÖ’NÜN CIA İLE BAĞLANTILARI MAHKEME KARARLARINA DA GİRDİ”

Yeni Şafak haberinde ayrıca şunları kaydetti:

“ABD gizli servisi CIA, terörist Fetullah Gülen’in biyografisinde önemli bir yer tutuyor. Gülen-CIA ilişkisi 1960’lı yıllarda başlıyor. O yıllarda CIA tarafından kurulan Özel Harp Dairesi’ne giren Gülen, ömrü boyunca ABD gizli servisine hizmet etti. Gülen’in bağları, CIA Türkiye Masası Şefi Graham Fuller’le olan ilişkileriyle iyice ortalara saçıldı. Batılı düşünce kuruluşların hazırladığı raporlarda bile Fetullah Gülen’in CIA namına çalıştığı açık açık yazıldı. Örneğin Kanada Merkezli Global Research’in hazırladığı raporda CIA ile Gülen cemaatinin 12 Eylül darbesi, Orta Asya’daki eski Sovyet cumhuriyetlerinin istikrarsızlaştırılması, CIA ajanlarının Avrasya’da Gülen okulları aracılığıyla kimliklerini gizlemesi dahil olmak üzere yaklaşık 40 yıldır birlikte çalıştıklarına dikkat çekildi.

Raporda, örgütün, tek başına Kırgızistan ve Özbekistan’da 130 CIA ajanına barınak sağladığı bile ifade edildi. FETÖ’nün CIA ile bağlantıları mahkeme kararlarına da girdi. İstanbul 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin bir gerekçele kararında FETÖ yapılanması ile ilgili şu bilgilere yer verdi: 21 Mart 1999’da sağlık sorunlarını gerekçe göstererek ABD’ye giden Gülen aralarında eski CIA Yöneticisi George Fidas, eski CIA Ajanı Graham Fuller, eski CIA Ajanı ve eski ABD’nin Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz’in de bulunduğu 27 kişinin referans mektupları sayesinde burada oturma izni aldı.”

Odatv.com

MİT DOSYASI /// Arslan BULUT : MİT’in yeni yapısı ve şehir güvenliği !!!


Arslan BULUT : MİT’in yeni yapısı ve şehir güvenliği !!!

E-POSTA : arslanbulut

13 Ocak 2020

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın "KALE" adı verilen yeni binasının açılışında Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak önemli bilgiler verdi.

Erdoğan, "Özellikle Suriye krizinin başladığı ilk günden itibaren sahada aktif rol oynayan teşkilatımızın sınır ötesi harekâtlarımızın başarıya ulaşmasında çok büyük emeği bulunuyor. Şimdi de Libya’da üzerine düşen görevleri hakkıyla yerine getiriyor." dedikten sonra "Devlete ait verilerin tek yerde toplanmasını sağlamak durumundayız. Bunun için Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu’nu oluşturduk. MİT’in ülke içindeki görevlerini azaltarak yurt dışı operasyon kabiliyetini artırmaya devam edeceğiz." dedi.

***

Erdoğan, bu konuşmasından önce de "Artık şehirlerimizin dış güvenliğini surlar ve hendeklerle koruyamayacağımız, içerideki düzeni de sadece kolluk gücüyle sağlayamayacağımız bir yere gelmiş durumdayız. Öyleyse bu yeni duruma karşı yeni yaklaşımlar, yeni fikirler, yeni yöntemler geliştirmemiz gerekiyor. Her alanda olduğu gibi şehirlerimizin güvenliği konusunda da dünyadaki tüm örnekleri inceleyecek, ama sonuçta kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz." diye başka bir hazırlıktan söz etmişti.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politika Kurulu üyesi, eyalet modeli istemesiyle bilinen Adnan Tanrıverdi’nin bu görevlerinden istifa etmesini, Erdoğan’ın ülkenin ve şehirlerin iç ve dış güvenliği ile ilgili yeni bir yapılanmaya gidildiğine dair açıklamaları ile birlikte değerlendirmek gerekiyor.

"Mehdi gelecek" inancıyla ilgili sözlerinin çarpıtıldığını belirten Tanrıverdi, "Nihayetinde Cumhurbaşkanının elini rahatlatmak üzere ‘Bu görevlerden affımızı istiyoruz.’ dedim. Sonra istişare ettik. ‘Evet’ dedi, ‘Bu hücumlar artarak devam ediyor, sizi rahatsız edecekler’ dedi. Onun üzerine benim teklifimi onayladı." dedi.

Bu açıklamaya göre aralarında bir görüş ayrılığı söz konusu değil…

Bilindiği Tanrıverdi’nin kurduğu SADAT kendi İnternet sayfasından misyonunu ve vizyonunu şöyle açıklamıştı:

"SADAT A.Ş.’nin misyonu, uluslararası alanda Silahlı Kuvvetlerin ve İç Güvenlik Güçlerinin organizasyonu, iç güvenlik ve savunma alanında stratejik danışmanlık, iç güvenlik ve askeri eğitim ile donatım alanlarında hizmet vererek, İslam Ülkeleri arasında savunma ve savunma sanayi işbirliği ortamı oluşturmayı ve İslam Dünyasının kendine yeterli bir askeri güç olarak da Dünya Süper Güçleri arasındaki hak ettiği yerini almasına yardımcı olmaktır.

SADAT A.Ş.’nin vizyonu, hizmet verdiği ülkelere yönelik, jeopolitik durumuna uygun, tehdit değerlendirmeleri yaparak, bu değerlendirmelere uygun, ülke savunmasının ve iç güvenliğinin temini için en etkin ve modern ihtiyaçları karşılayacak şekilde Silahlı Kuvvetlerinin ve İç Güvenlik Güçlerinin organizasyonunu sağlamaktır."

***

Şimdi bu misyon ve vizyonla hareket eden kuruluşun başkanının, Cumhurbaşkanı başdanışmanlığından istifa etmesiyle Tayyip Erdoğan’ın "MİT’in ülke içindeki görevlerini azaltarak yurt dışı operasyon kabiliyetini artırmaya devam edeceğiz" demesinin birbirini takip eden günlere denk gelmesi tesadüf olmasa gerek.

Yurt dışı operasyonlar MİT’e bırakılırken, şehirlerin iç ve dış güvenliğinin polis, jandarma ve sahil güvenlik dışındaki yeni kuvvetlere verilmesinin plânlandığı anlaşılıyor.

Artık Amerikan modeli mi, Rusya’nın eski modeli mi, "Putin modeli" mi, Almanya’nın "Gestapo modeli" mi yoksa İran’ın "devrim muhafızları modeli" mi olacak, o konuda açıklama yok ama 15 Temmuz sırasında, "Halk Özel Harekât" diye silahlı bir grubun ortaya çıktığını biliyoruz. 15 Temmuz’da "kaybedilen" 100 bin silâhtan da haber yoktur!

***

MİT’in yurt dışı operasyon yeteneklerinin geliştirilmesine kimse itiraz etmez ama bu işler, İhvancılık ekseninde sürdürülmezse… İç güvenlikle ilgili hazırlıklar ise tek kelimeyle vahimdir.

Kaynak Yeniçağ: ​​​​​​​MİT’in yeni yapısı ve şehir güvenliği! – Arslan BULUT

MİT DOSYASI /// FETÖ’nün teşkilat oyunları : Adil Öksüz’ü ‘MİT ajanı’ yapmışlar !


FETÖ’nün teşkilat oyunları : Adil Öksüz’ü ‘MİT ajanı’ yapmışlar !

İtirafçı olan MİT mahrem imamı S.Z, Adil Öksüz’e ‘Timsah’ kod adıyla sahte ‘ajan belgesi’ hazırladıklarını söyledi. S.Z, bu belgeyi de örgüt hesaplarından yayarak 15 Temmuz’un ‘tiyatro’ olduğu algısını yaratmaya çalıştıklarını söyledi. MİT içinden PKK’ya da bilgi sızdırdıklarını itiraf etti.

İstihbari çalışmada FETÖ’nün MİT, emniyet istihbarat ve askeri istihbarattan sorumlu mahrem imamlarının isimlerine ulaşıldı. Bu kapsamda gözaltına alınan mahrem imamlar E.İ., Y.U., S.Z. ve Ö.K. itirafçı oldu. Mahrem imamlar, FETÖ’nün MİT, TSK ve emniyette yaptıkları casusluk faaliyetleri, devlete ait “çok gizli” bilgilerini nasıl elde ettiklerini, bu bilgileri nasıl FETÖ’nün üst düzey yöneticilerine aktardıklarını tek tek anlattılar.

Hürriyet’ten Fevzi Kızılkoyun’un haberine göre, MİT mahrem imamı S.Z., 15 Temmuz darbe girişiminin kritik ismi olan firari Adil Öksüz ile ilgili sahte angaje formunu nasıl hazırladıklarını itiraf ederken özetle şunları anlattı:

“MİT mahrem yapılanmasında görevliydim. Benim bir üstüm B.B. (şu an firarda olan mahrem imam) MİT’ten sızdırdıkları angaje formunu bana göndererek Adil Öksüz’ün MİT elemanı olarak gösterecek sahte belge hazırlamamı istedi. Bana gönderilen angaje formunun paraf ve imza kısımları boştu. Buraları uygun bir şekilde doldurmam için talimat verdi. MİT’te bize bağlı (FETÖ’cü) öğrenciler aracılığıyla temin ettiğim dökümanlar arasından seçtiğim isim ve imza bilgileri angaje formunun boş kısımlarına yapıştırarak Adil Öksüz’ü MİT elemanı olarak gösteren sahte belgeyi hazırladım. Adil Öksüz adına hazırladığım sahte angaje formunu B.B.’ye gönderdim. Gönderdikten kısa bir süre sonra angaje formu @denizbayrak rumuzlu Twitter hesabından paylaşıldı. Bu hesap örgüt tarafından yönetiliyordu. Daha sonra sahte belge bu hesap üzerinden yayılmaya başladı.

15 TEMMUZ TALİMATI

15 Temmuz darbe girişimi başarısız olunca algı operasyonlarına ağırlık vermemiz istendi. Tüm mahrem imamlara ‘kontrollü darbe’, ‘tiyatro’ gibi kavramları kullanarak, bu durumu destekleyecek materyaller toplamaları talimatı verildi. Örgütün üst yönetimi tüm mensuplarına bu yönde talimat verdi. Herkesin bu konuda sahte hesaplar üzerinde paylaşımlarda bulunması, bu konuların işlenmesi istendi.”

PKK’YA BİLGİ SIZDIRDIK

“Mahrem imamlar, “devletin ‘çok gizli’ bilgi ve belgeleri belirli periyotlarla bize gelirdi” itirafında da bulundu.

Mahrem imam Y.U., şu bilgileri verdi: “Bizden özelikle PKK ile ilgili gizli bilgi ve belgeleri temin etmemiz istenirdi. İstihbarat ve devletin önemli kurumlarındaki örgüt mensupları aracılığıyla bu bilgi-belgeleri alıyorduk. FETÖ çözüm sürecinin sekteye uğraması, çözüm sürecinin bitmesini istiyordu, bunun için çalışma yürütüyordu. Devlete ait çok gizli bilgi-belgeler PKK’ya sızdırıldı. PKK’ya sızdırılan bilgiler nedeniyle o dönem Doğu ve Güneydoğu’da görev yapan çok sayıda asker, polis ve köy korucusu şehit oldu. O şehitler nedeniyle vicdan azabı çekiyorum.”

MİT DOSYASI /// BARIŞ TERKOĞLU : MİT ajanından aldığım mektup


BARIŞ TERKOĞLU : MİT ajanından aldığım mektup

Her pazartesi başladığımız rejimleri her salı bırakırız ya. Yine öyle oldu. Hapiste saatlerce mektup okur, mektup yazardım. Açtığım zarflardan çıkan kâğıtları önce koklardım. Betonun ve demirin ortasında insan izi taşırlardı. Diyordum ki, bu alışkanlığı bırakmam. Ama öyle olmadı. E-postalar ya da telefon mesajları, verdiğim sözleri unutturdu.

Geçen hafta uzun sürenin ardından gazeteye gidince posta kutum mektupla dolmuştu. Tahmin ettiğim gibi neredeyse tamamı hapishanelerden geliyordu. İçinde “bilmeseniz olmaz” dediklerim de vardı.

Bir MİT’çinin ‘yazamadığı’ çok şey

İlk mektubun sahibi G.B’ydi. Kendi ifadesine göre bir MİT mensubu. 1986 doğumlu. 2011 yılında Teşkilat’a girmiş ve İstanbul Bölge Başkanlığı’nda görevlendirilmiş. Sizin gibi ben de “herhalde FETÖ’den girdi” diye düşündüm. Ancak mektubun devamında MİT’çi G.B. içeri düşüş hikâyesini şöyle anlatıyor:

Türlü türlü usulsüzlüklerle ülkeyi soyan (somut belgelerle tespit ettiğimiz 1.3 milyar dolar) bir grubu ihbar etmek üzereyken, bir şekilde bu eylemlerimizden haberdar olan grubun karşı hamle yaparak, Emniyet ve siyasi tüm üst düzey iltisaklarını kullanarak, mesnetsiz, soyut, saçma sapan gerekçelerle, insanlık dışı bir muameleyle bizi tutukladılar. Tutuklanma gerekçemiz bu şahısların mal varlıklarının dörtte birini istememizmiş. Yani ‘yağmaya teşebbüs’.”

G.B. 23 aydır tutukluydu. Anlattığına göre cezası kesinleşse ancak bu kadar içeride kalacaktı. Geçen yıl Metris’te yatan G.B., ardından bugün kaldığı Paşakapısı Cezaevi’ne sevk edilmişti. Adli suçlardan hapsedilen memurların olduğu yerde kalıyordu.

Ancak en ilginci, G.B’ye yapılan operasyonun olduğu yer:

Dönemin İstanbul İl Jandarma Komutanı’yla, Maslak’taki konutunda akşam yemek yerken gözaltına alındık. Dosyadaki sanıklar ise emekli albay, emniyet müdürü, işadamı toplamda 5 kişiyiz.”

G.B’nin anlattığına göre polis, İstanbul İl Jandarma Komutanı’nın konutunu basarak asker, polis ve MİT mensubunu gözaltına almıştı. Beraat edip göreve dönme hayali kuran G.B., ardından kimi siyasilerin de olduğu kumpasın kurbanı olduklarını anlatıyordu. G.B., Paşakapısı Cezaevi’nin “görüldü” damgalı mektubunda, “yazamadığım o kadar çok şey var ki” notunu da düşmüştü.

Bir bölümünü aktardığım mektubun ardından MİT Basın Müşaviri Temel Yücel Öztürk’ün makamını aradım. Mektupta anlatılanlar hakkında bilgi istedim. Ancak bu yazı hazırlanana kadar geri dönüş olmadı. MİT’ten yanıt gelirse bu ilginç olayın bir diğer yüzünü belki de okuyacaksınız.

Grup Yorum yazarken de sansürlendi

Bir kısım mektup ise hapisteki Grup Yorum üyelerinindi. Müzisyenler Bahar Kurt, Helin Bölek, İbrahim Gökçek ve Barış Yüksel ve Ali Aracı’nın süresiz açlık grevinde olduklarını haber veriyordu. Burhaniye Cezaevi’nden yazan Bahar Kurt, “Son 3 yıl içerisinde kültür merkezimiz 9 kez basıldı, 20’den fazla arkadaşımız tutuklandı, tüm konserlerimiz yasaklandı” dedikten sonra, “Bedenimizi ortaya koymaktan başka çaremiz kalmadı” diye devam ediyordu.

Silivri Cezaevi’nden yazan grup üyesi İbrahim Gökçek’in mektubu “ne rahatsız ettiyse”, cezaevi tarafından sansürlenmişti. Kısacık mektubun en önemli, çekici görünen yeri silinmişti. Zaten cezaevinde olan biri, hâlâ “okunması sakıncalı” ne yazmış olabilir? Yanıtını bilmiyorum ama silinen kısmın devamı “bu kısa fasılda size yaşadıklarımızı anlatmak istedim” diye sürüyordu.

Ak damatların günahını ödeyen damat

Bir başkasını, eski İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı olarak tanıdığımız, Ömer Faruk Kavurmacı yazmıştı. Tek sayfalık duygusal mektubuna 63 sayfalık mahkeme evrakını eklemişti. Kamuoyu baskısıyla yeniden tutuklandığını anlatıyor, “çoğu insan 41 ay, yani 3 yıl 9 aydır tutuklu olduğumun farkında bile değildir” diye devam ediyordu.

Kavurmacı’nın mektubunda son dönemin “damat”ları üzerine düşündüren şu ifadeler dikkat çekiciydi:

Kayınpederimin Kadir Topbaş olması nedeniyle günah keçisi ilan edildim. Başka siyasilerin damatları ile karşılaştırıldım. Adeta kategorize edildim.”

Kavurmacı’nın sözlerinden Bülent Arınç ya da İsmail Kahraman’ın damatlarına gönderme yaptığı anlaşılıyordu. Ona göre “ak damatlar”ın günahlarının kefaretini, tasfiye edilmiş Topbaş’ın damadı olması sebebiyle kendisi çekiyordu.

Hakkımdaki ezberlerin kamuoyu algısına dönüştüğünü ortaya koyacak” dediği 63 sayfada ise; mahkemeye gelen 30 tanığın lehine beyanları, Bank Asya’ya para yatırmadığını gösteren evraklar, epilepsi nöbetleri yaşadığını söyleyen raporlar, 24 Haziran 2014’te TUSKON’dan istifa ettiğini anlatan noter kaydı vardı.

Hesap hareketlerinin anlatıldığı bölümde şu kısım özel olarak dikkatimi çekti:

Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’na (TÜRGEV) 18 Ocak 2015 tarihinde 1 milyon USD (2.448.200.00 TL) tutarında bağışta bulunulmuştur.”

Mektuplar uzayıp gidiyor.

Sanki birlikte doğmuşlar gibi. Oysa mektup yazmanın geçmişi, hapishaneden çok daha eskiye dayanıyor. Bir “hürriyetsizleştirme cezası” olarak hapishanenin tarihini, çok zorlarsanız ancak 16. yüzyıldan başlatabiliyorsunuz. Yine de bugün en düzenli mektuplar hapishanelerde yazılıyor.

Sanki duvarları yıksak tüm mektuplar altında kalacakmış gibi. Buna rağmen inanıyorum, insanlığın bütün suçlarından arındığı gün birbirimize yine mektuplar yazacağız ve o gün duvarlar olmayacak.

MİT DOSYASI : Kısa bir süre önce MİT’çi Enver Altaylı FETÖ davasından tutuklandı


Kısa bir süre önce MİT’çi Enver Altaylı FETÖ davasından tutuklandı

Altaylı, siyaset sahasının bilinen isimlerinden biri. Bir MİT’çi olarak 1977-1980 arasında MHP’nin Hergün gazetesinin başyazarı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Altaylı, Orta Asya cumhuriyetlerini Türkçülük ideolojisi ve Türkiye etkisi doğrultusunda yapılandırmaya çalışan kadronun önde gelen isimlerinden biri.

Yeri gelmişken belirteyim ki, bu dönemi fırsat bilerek Türki cumhuriyetlere abilik rolünü üstlenen Türkiye Cumhuriyeti’nin somut siyaseti, Antalya’da mitolojiden kaynaklı demir dövme ritüelinden öteye gidemedi. Görüldü ki Türkiye resmi siyasetinin milliyetçik tasavvuru ile Orta Asya devletlerinin siyaseti pek örtüşmüyor.

MİT’çi Altaylı, FETÖ bağlamında tutuklanınca, 2013 tarihinde Doğan Kitap tarafından yayınlanmış olan “Ruzi Nazar: CIA’nın Türk Casusu” adındaki biyografi kitabı üzerinden bazı konulara değinme gereği duydum.

Ruzi Nazar, 1917 yılında Özbekistan’ın Fergana Vadisinin Margilan şehrinde doğan biri. İkinci Dünya Savaşı’nda teğmen rütbesiyle Kızıl Ordu’ya katılıyor ve kısa bir süre sonra cephede yaralanıyor. Yaralı olarak Ukraynalı bir köylü ailesinin yanına sığınıyor. Almanlar hızla Rusya içlerine ilerliyorlar ve Nazar da Alman kuvvetlerine teslim oluyor.

Naziler, teslim aldıkları Kızıl Ordu askerlerinden özellikle Özbek, Tacik, Kırgız, Kazak, Kırım Tatarı, Azeri ve Ukrayna kökenli olanlarından kendi saflarında savaşacak ordu kuruyor. Kaldı ki savaş sırasında Kızıl Ordu’dan kaçıp gönüllü olarak Alman cephesine geçen bu halklardan bir miktar asker de var.

Bu askerlerin çok büyük bir kısmı (kitapta 100 binin üzerinde bir sayı veriliyor), Rus egemenliğine karşı savaşarak kendi bağımsız devletlerini ilan edecekleri umudu ve Sovyet sistemine düşmanlıkları nedeniyle Nazi üniforması giyerek Kızıl Ordu’ya karşı savaşıyorlar.

İşte Ruzi Nazar da bunlardan biri. 1941’in sonlarında Almanlara teslim olan Nazar, kısa bir süre sonra Nazilerce keşfedilerek öğretmen subay yapılıyor. Kimi zaman cephede de bulunuyor. Savaş bittiğinde ise bu kez Amerikalılara teslim oluyor ve Amerikalılar adına çalışmaya başlıyor. 1947 yılında kurulan CIA’in içinde yükselerek ABD’nin 1979 yılı Tahran Elçiliği baskını da dahil, Afganistan’da ve birçok yerde görev yapıyor.

Ruzi Nazar’ı bizim için önemli kılan temel etmen, 11 yıl Türkiye’de görev yapmış olması.

Biyografi kitabının yazarı 1944 doğumlu Enver Altay’lı. Bursa Askeri Işıklar Lisesi öğrencisiyken 1963 yılındaki Talat Aydemir darbe girişimi nedeniyle bin 439 harp okulu öğrencisiyle birlikte tutuklanıyor. Kısa bir süre sonra serbest bırakılıyor ama orduyla ilişiği de kesiliyor. Sonra Ankara Hukuk Fakültesi’ne giriyor. 1968 yılında ise, MİT’in Başkanı General Fuat Doğu tarafından MİT’e alınıyor.

Burada iki önemli noktanın altını çizelim. Enver Altaylı’nın MİT’e girişini sağlayan kişi, CIA ajanı Ruzi Nazar. Enver Altaylı ailesi de Özbek ve çok önceleri Fergana Vadisi’nden Adana’ya göç etmişler.

İkinci nokta ise, Talat Aydemir’in darbe girişimi ile orduyla ilişiği kesilenlerin çok büyük bir kısmı Türkeş’in etrafında toplanıyorlar. Bu kesim, CIA ve MİT için sola karşı mücadele mümbit bir toprak.

Kitapta Fethullah Gülen’den bahis yok, neden?

Altaylı’nın FETÖ’den tutuklanması bir rastlantı olmasa gerek. Eğer varsa bunun arka planını yazdığı kitapta, yazmadıkları üzerinden görebilir veya en azından tahmin edebiliriz.

Büyük boy ve 530 sayfalık kitabın hiçbir yerinde Fethullah Gülen ismi geçmiyor. Böylesine hacimli ve Nazar’ın yediği yemeklere kadar detaylı bir biyografi kitabının hiçbir yerinde ne “Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri”nden ne de Sovyetler dağıldıktan sonra Gülen Cemaati’nin Türki cumhuriyetlerde açtığı okullardan bir cümlecik dahi söz edilmemesini nasıl yorumlamalı?

Türkiye, Sovyetlerin güney komşusu olması itibariyle ve jeopolitiği gereği Soğuk Savaş’ın merkezi bir yerinde bulunmakta idi. CIA’in Türkiye üzerindeki asıl çalışması, Sovyetlere karşı aktif bir blok oluşumudur ki, bunun için de Türkiye’deki sol hareketin ezilmesi esas hedefti. “Komünizme Karşı Mücadele Derneği” bu projenin bir parçası olup İslami lafızlar üzerinden yapılandırıldı.

1965 yılında Erzurum’da Fethullah Gülen, Komünizme Karşı Mücadele Derneği’ni kuracak, 1969 Kanlı Pazar yaşanacak ve üstelik tüm bu çalkantılı yıllar boyunca CIA’in ajanı Ruzi Nazar Türkiye’de görev yapacak ama, biyografi kitabında ne bu dernekten ne de Gülen’den tek satır bahsedilmeyecek!

1959 yılından 1971 yılına kadar CIA’in Türkiye’deki üst düzey ajanı olarak çalışan, 1960 ve 1971 darbelerini yaşayan, birçok general, siyasetçi ve bürokrat tanıyan ve Türkeş ile yakın ilişkiler kuran bir ajanın biyografisini yazacaksınız…

Bütün amacı sol hareketleri etkisiz kılmak için her türlü yolu (öldürme, şiddet, cezaevi, kitlesel çatışmalar, içine ajan sızdırma, yönlendirme vb.) deneyen CIA’in Türkiye’de 11 yıl, hem de Türkiye’de siyasal çatışmaların en yüksek düzeyde yaşandığı dönemin bir ajanının biyografisini yazacaksınız…

Bütün bu yaşanmışlıklara rağmen kitabın hiçbir yerinde, Türkiye siyasal sürecinin perde gerisindeki önemli aktörlerinden (aslında piyon mu demek gerekiyor?) olan Gülen’den söz etmeyeceksiniz.

CIA, Türkçüleri gerek Sovyet/komünist düşmanlığından, gerekse milliyetçilikten ırkçılığa uzanan hat üzerinden yararlanacağı potansiyel güç olarak görüyor. Bu anlamda Türkiye’de CIA ile MİT’in bağlaşık operasyonları bir soru işaretidir.

1970’lere döndüm.

Sivas, Maraş, Malatya, Çorum, Erzincan gibi kitlesel çatışmaların yaşandığı olaylar…

Bahçelievler’de

Türkiye İşçi Partili yedi öğrenci Serdar Alten, Hürcan Gürses, Efraim Ezgin, Latif Can, Osman Nuri Uzunlar’ın vahşice katledilmesi…

İstanbul Üniversitesi önündeki bombalı saldırı…

Abdi İpekçi dahil onlarca gazetecinin, akademisyenin, sanatçının katledilmesi…

1 Mayıs 1977 Taksim katliamı…

Ve daha niceleri.

Burası Türkiye.

Çatışmaların, katliamların, darbelerin ülkesi.

Yok edilen, iğdiş edilen gençlik.

Irkçı ve dinci naralar eşliğinde hüküm süren egemenler.

Ve Kürtlerin üzerinden eksik edilmeyen sopa.

Biyografi kitabındaki bariz saptırmalardan biri de Kürt meselesidir. Ruzi Nazar’ın hayatı, seçimleri ve ajanlığının gerekçeleri Sovyetlerdeki Türki ulusların bağımsızlık mücadelesi üzerine bina edilerek Nazar haklı çıkarılmaya çalışılırken, Türkiye’deki Kürtlerin haklarından bir iki kelimenin ötesinde söz edilmemesi, tam bir çifte standarttır. Elbette Altaylı’dan gerçekleri yazması beklenemez.

Yukarıda kısaca bahsettiğimiz olayların hangi birisinde CIA’in doğrudan ya da dolaylı parmağı yoktur diyebiliriz?

CIA’in şu meşhur Yeşil Kuşak Projesi’nin Türkiye ayağını kimler oluşturdu? Kitapta Taliban’ın, El-Kaide’nin kuruluşunun arkasındaki gücün ABD olduğu açıkça yazılıyor. Bunun sürpriz tarafı yok, zaten biliniyor. Ancak bugün İslam coğrafyasında CIA, İslamcılık üzerinden hangi siyasal operasyonları çekiyor, bilemiyoruz!

Hani sıkça deniliyor ya, Gülen hareketi devlete sızdı!

Sahi, Gülen devlete sızdı mı, yoksa devlet Gülen’e kontrollü bir alan mı açtı? Sonra AKP iktidarıyla nitelik bir büyümeye ulaşan Gülen hareketi, iktidarı talep edecek hale gelince mi köprüler atıldı?

Ülkücü harekete devlette alan açıldığı ve 12 Eylül faşist darbesiyle birlikte yumruğu yemesi gibi, Gülen hareketi için de benzer bir durumdan söz edilebilir mi?

Enver Altaylı’nın “Ruzi Nazar: CIA’nın Türk Casusu” kitabı, her ne kadar kontrollü ve ilgili merkezden (CIA’in bir departmanı olabilir) izinli olarak yayınlanmış olsa bile, siyasal tarihle ve Türkiye’nin yakın geçmişiyle ilgilenenlerce mutlaka okunması gerek bir kitap. (HŞ/EA)

* Fotoğraflar: Milliyet ve Habertürk‘teki röportajlar, Nacikaptan.com, ve Enver Altaylı arşivinden.

Hüseyin Şengül

Gazeteci, yazar. 1957 Sivas Akpınar köyü doğumlu. “Sivas Akpınar’ın Yazısız Tarihi”, “Bir Gezi Bin Renk”, “Narın ve Şarabın Harında” (şiir), “Sisyphos’un Kaderi”, “Sovyet Deneyimi ve Arayış” adlı kitapları var. Bir dönem ‘Bizimkenthaber’ adı site dergisinde yayın yönetmenliği, Gerçek Gazetesi ve Gazetemistanbul’da köşe yazarlığı yaptı. bianet’in yanı sıra Gazete Damga’da yazıyor.