MİT DOSYASI : MİT ESKİ KONTRTERÖR D. BŞK. MEHMET EYMÜR’ÜN ATİN (.) ORG SİTESİ YAZILARI /// 431 ADET İSTİHBARİ YAZI /// DOSYA HACMİ : 75,4 MB


MİT ESKİ KONTRTERÖR DAİRESİ BAŞKANI MEHMET EYMÜR’ün www.atin.org SİTESİNE AİT 431 ADET İSTİHBARİ YAZI

DOSYA HACMİ : 75,4 MB

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : Tırları durdurmak için MİT görevlilerini dinlemişler


Tırları durdurmak için MİT görevlilerini dinlemişler

Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü eski görevlisi FETÖ mensuplarının, MİT tırlarını durdurmak için yapılan operasyon öncesi 7 MİT görevlisini "uyuşturucu ticareti" yaptıkları bahanesiyle dinledikleri ortaya çıktı.

İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesince MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin 54 sanıklı davayla ilgili gerekçeli kararda, 1 Ocak 2014’te Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde, 19 Ocak 2014’te de Adana’nın Ceyhan ilçesinde MİT’e ait araçların durdurularak arama yapılmasıyla ilgili Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) organizasyonu gözler önüne serildi.

Gerekçeli karara göre, "doğrudan hükümeti ve MİT’i hedef alan, planlı bir örgütsel organizasyonu" hayata geçiren FETÖ, ilk olarak 1 Ocak 2014’te, Hatay Kırıkhan’da MİT’e ait, gizli görev kapsamında devlet sırrı niteliğinde malzeme taşıyan tırı uydurma bir ihbarla durdurup aramaya teşebbüs etti.

Bu eylemle "devletin, MİT aracılığıyla yürüttüğü, güvenliğiyle iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken faaliyetlerini açığa çıkarıp ifşa etme" amacına ulaşamayan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ve örgütün bu amacı doğrultusunda hareket eden üyeleri, bu kez amaca ulaşmak için daha kapsamlı bir çalışmayla hazırlık yaptı.

Sanıklardan dönemin Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Yarbay Erdal Turna ve bu birimde görevli bazı sanıklar, 19 Ocak 2014’te MİT tarafından yerine getirilecek gizli ve içeriği devlet sırrı olan faaliyette görev alacak 7 MİT görevlisinin telefonlarını bir şekilde tespit etti.

Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube’de görevli FETÖ mensupları, uyuşturucu madde ticareti ve kaçakçılık suçlarından yürüttükleri istihbari takibi bahane ederek, 7 Ocak 2014’te, 7 MİT görevlisi hakkında, uydurma araştırma raporlarıyla uyuşturucu madde ticareti ve kaçakçılık suçlarından Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nden iletişimin dinlenilmesi, kayda alınması ye sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi yönünde kararlar aldırdı. Telefonların dinlenmesi ve teknik takibine 10 gün süreyle devam edildi.

Böylelikle MİT mensuplarının görevlerini ifa ettikleri esnada iletişimlerini dinleyip, kayda alan, sinyal bilgilerini değerlendiren örgüt mensupları, bu şekilde yardım faaliyetiyle ilgili süreçten anbean haberdar oldu, faaliyetin tüm ayrıntısını öğrendi.

Bu yolla tırları ve MİT görevlilerini Ankara’dan yola çıktıklarında fiziki olarak takip eden, olay günü ihbarı yapmadan önce organizasyonun Adana ayağındaki unsurlarını öğrendikleri ayrıntılarla ilgili bilgilendiren örgüt mensupları, sonrasında da ihbar organizasyonunu gerçekleştirdi.

Gerekçeli karara göre, Ankara İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü olan sanık Erdal Turna, bu dinleme faaliyetlerinin ve ihbara kadarki takip işlemlerinin tüm organizasyonunu yaptı.

Bu kapsamda, 18 Ocak 2014’ü 19 Ocak’a bağlayan gece saatlerinden itibaren MİT’in gizli ve içeriği devlet sırrı faaliyetinde görevli tırlar, Ankara Esenboğa Havalimanından hareket etti. Tırları ve eskort araçları takibe başlayan iki örgüt mensubu, ertesi günün ilk saatlerinde, Gölbaşı ilçe çıkışında tırların ve refakatçi aracın plakalarını tespit ettikten sonra takibe son verdi.

Fiziki takip sırasında sanık Ahmet Yüksel de MİT personelinin baz istasyonu takibini yaparak yardımcı oldu. Bu aşamadan sonra İl Jandarma Komutanlığı’na geçen sanıklar, tırlara refakat eden MİT görevlilerini bir süre de sistem üzerinden takip etti.

Ankara’daki örgüt mensupları, 19 Ocak 2014 saat 03.57’de Adana Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü’ndeki örgüt mensuplarını arayarak, tırların Adana’ya doğru yola çıktığı bilgisini verdi, bir süre sonra da "kurguyu gizlemek ve gerçekleştirilecek eylemlere adli soruşturma görüntüsü vermek" amacıyla Ankara’nın Etlik semtindeki ankesörlü telefondan Adana Jandarma ihbar hattını arayarak gerçekleştirilecek eylemlerin dayanağı olarak gösterilen ihbarı yaptı.

Gerekçeli kararda tanık olarak beyanına yer verilen ve FETÖ mensuplarınca takiple dinlendiklerinden haberi olmayan bir MİT görevlisi ise tırların yola çıkışını ve güzergahta yaşananları şu sözlerle anlattı:

"18 Ocak 2014 günü Esenboğa Havaalanı’na insani yardım malzemesi geleceğini ve bunun Hatay’daki ünitemize götürüleceğini söylediler. Kurumdan talimatı alınca 19 Ocak 2014 günü Ankara’dan Hatay’a götürülmek üzere 6 tane kapalı çelik sandığı 3 adet tıra yükleyip yola çıktık. Yaptığımız iş gereği sandıkların içinde ne olduğunu bilmiyorduk. Tırlara eskortluk yapan araçta bulunuyordum. Gece saat 02.00 sularında Ankara’dan yola çıktık, kafilenin sorumlusu bendim. Adana doğu girişinde Ceyhan gişelerine vardığımız da gişelerin sağdan 5 şeridinin araçlarla ve askerle kapatıldığını, soldan iki şeridinin açık olduğunu gördük, gişeleri geçer geçmez arkada büyük bir askeri kalabalığın bulunduğunu fark ettik."

AYAKLANMALAR DOSYASI : MİT’İN 5 ŞÖVALYESİ VE 6-7 EYLÜL AYAKLANMALARINDAKİ CASUSLAR


Beş kişiydiler..

Beş farklı insan..

Biri öğrenci, biri patron, biri gazeteci, biri kaymakam, biri asker..

Oktay Engin, Mithat Perin, Gökşen Sipahioğlu, Hayretttin Nakipoğlu ve Sabri Yirmibeşoğlu..

61 yıl önce kaderleri ortak bir noktada buluştu.

1955 yılının 6-7 Eylül’ünden sonra hayatları birden bire değişti.

*. *. *

Yıl 1955 idi..

5 Eylül’ü 6 Eylül’e bağlayan gece..

Selanik’te Atatürk’ün evi bombalandı..

Türkiye olayı TRT Radyo’nun öğlen 13.00 haber bülteninden duydu..

Ardından İstanbul Ekspress Gazetesi "Yıldırım Baskı" yaptı..

Normalde 20 bin satan gazete o gün tam 290 bin adet basılmıştı.

Özellikle Rumlar’ın yoğun olduğu semtlerde dağıtıldı..

İstanbul Ekspress tam sayfa verdiği haberde "Atamızın evi bombayla hasara uğradı" başlığını kullandı..

Gazete bombayı Yunanlılar’ın attığını yazıyordu..

İşte ne olduysa bundan sonra oldu..

Ülkede "Rum Avı" başladı.

Başta İstanbul olmak ùzere sahil kentlerindeki Rumlar’ın işyerleri ve evleri talan edildi…

15 Rum öldürüldü, 300 kişi yaralandı..

30’dan fazla kadına tecavüz edildi..

4214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile fabrika, otel, bar gibi 5317 mekan talan edildi..

Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildi..

İstanbul’da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe verildi.

Rum ,Yahudi ve Ermeni mezarlıkları saldırıya uğradı..

İki gün süren yağma, talan ve linçten sonra sıkıyönetim ilan edildi..

Türkiye’deki tüm gazeteler olayda "Yunan kışkırtması" olduğunu ve Yunanlılar’ın Atatürk’ün evinin bombalayarak halkı tahrik ettiğini yazdı..

*. *. *

Yunanistan hükümeti olayın aydınlanması için hemen soruşturma başlattı..

Öncelikle Atatürk’ün evinde hiçbir hasar yoktu..

Atılan bir ses bombasıydı..

Üstelik görgü tanıkları vardı..

Yunan makamlarına göre Atatürk’ün evini iki Türk, konsolosluk görevlisi Hasan Uçar ile üniversite öğrencisi Oktay Engin bombalamıştı.

Hasan Uçar yardım etmiş, Oktay Engin bombayı atmıştı

İkisi de hemen tutuklandı..

Bombacı Oktay Engin 21 yaşında ve Batı Trakya Türklerindendi.

Türkiye’nin verdiği bursla Selanik’te hukuk fakültesinde okuyordu..

Bir süre sorgulandıktan sonra tutuksuz yargılanmak ùzere serbest bırakıldı..

Yunanistan dışına çıkması yasaktı ama nasıl olduysa Türkiye’ye kaçtı..

Yargılaması bittiğinde 3 yıl 6 ay hapis cezası aldı..

Yunanistan cezasını çekmesi için Oktay Engin’in hemen iadesini istedi..

Türkiye vermedi..

*. *. *

Oktay Engin Türkiye’ye geldikten sonra elini kolunu sallayarak dolaştı..

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ikinci sınıftan eğitimine devam etti..

Üniversiteye kayıt yaptırırken, Selanik’de eğitim gördüğüne dair geçerli belge getirmesi gerekiyordu..

Nedense ondan istenmedi.

Okurken İstanbul Belediyesi’nde maaşa bağlandı..

Mezun olunca kaymakamlık sınavını kazandı..

Çankaya kaymakamı oldu..

Ancak dönemin emniyet müdürü tarafından özel olarak istendi ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siyasi İşler Müdürlüğü’ne atandı..

Eşi benzeri görülmemiş, inanılmaz bir terfiydi bu..

Bu göreve gelmek için en az 15 yıllık bir tecrübe gerekiyordu..

Acemi kaymakam Oktay Engin basamakları ikişer üçer çıkıyordu..

Sanki birileri "Yürü ya Oktay" demişti..

Ardından vali oldu..

Nevşehir Valisi..

Atatürk’ün Selanik’teki evini bombalayan adam artık bir Türkiye Cumhuriyeti valisiydi..

*. *. *

Ya diğerleri..

Oktay Engin’i hiç bir tecrübesi olmamasına ragmen siyasi şubenin başına getiren kişi Emniyet Genel Müdürü Hayrettin Nakipoğlu idi..

İlginçtir..

Hayrettin Nakipoğlu 6-7 Eylül olaylarının olduğu gün Beyoğlu kaymakamıydı..

Emniyet Müdürlüğü’nün ardından Adalet Partisi Kayseri Milletvekili oldu ve 1970 yılında İmar İskan Bakanlığı yaptı..

*. *. *

O gün "Atamızın evi bombalandı" manşetiyle yıldırım baskı yapan ve Rumlar’ın yoğun olduğu semtlerde dağıtılan İstanbul Ekspress gazetesininin sahibi Mithat Perin’di.

Olaylardan kısa bir süre sonra Demokrat Partiden İstanbul Milletvekili oldu..

Daha sonra Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Üyeliği, İstanbul ve İzmir Gazeteciler Cemiyetlerinin başkanlığını yaptı..

*. *. *

İstanbul Ekspress Gazetesi’nin o dönem ki Genel Yayın Yönetmeni ise Gökşin Sipahioğlu’ydu..

Yıldırım baskıyı hazırlayan kişiydi..

1960’larda SIPA Press’i kurdu..

Askeri kriz yaşanan ve kimsenin girmeyi cesaret edemediği ülkelere girdi..

Bu ülkelerden dünya medyasına fotoğraflar geçerek tanındı..

1969’da SIPA Press dünyanın en büyük fotoğraf ajansı seçildi.

SIPA Press olay çıkacak ülkelere daha önceden muhabir göndermesiyle ünlendi..

O dönem Sipahioğlu’nun MİT’in Avrupa’daki önemli kaynaklarından birisi olduğu iddia edildi.

Yıllar sonra patronu Mithat Perin, 6-7 Eylül’de Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Gökşin Sipahioğlu’nu kullandığını itiraf etti..

*. *. *

Beşinci kişi Sabri Yirmibeşoğlu..

6-7 Eylül’de Özel Harp Dairesi’nde (Seferberlik Tetkik Kurulu) görevliydi..

Sonra Özel Harp Dairesi’nin Başkanı oldu..

1974 yılında Kıbrıs’ta Özel Harp Dairesi’nin sivil direnişi örgütleyen lideri olarak nam saldı..

Sabri Yirmibeşoğlu’nun yıllar sonra "6-7 Eylül bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı." demişti.

23 Eylül 2010 tarihinde Habertürk gazetesine ise şunları söylemişti.

"Eğer bir yerde halkın galeyana gelmesini bir mukavemet hareketini göstermesini arzu ederseniz sizin saygın değerlerinize düşmanın, karşı tarafın bir şey yaptığını, küçültücü hareket yaptığını gösterirseniz, halkı galeyana getirirsiniz. Özel Harp’te bir kural vardır; halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır. Kıbrıs’ta cami yaktık biz. Cami yakılır mesela."

*. *. *

Beş kişiydiler..

Beş farklı insan..

Biri öğrenci, biri patron, biri gazeteci, biri kaymakam, biri asker..

Oktay Engin, Mithat Perin, Gökşen Sipahioğlu, Hayretttin Nakipoğlu ve Sabri Yirmibeşoğlu..

61 yıl önce kaderleri ortak bir noktada buluştu.

1955 yılının 6-7 Eylül’ünden sonra hayatları birden bire değişti..

Sanki Allah hepsine "yürü ya kulum" demişti..

Casus filmi senaryosu gibi değil mi?.

Casus filmi demişken..

6-7 Eylül olaylarının olduğu günler İngiliz Sunday Times Gazetesi’nin muhabiri de İstanbul’daydı..

Hem de İstiklal Caddesi’nde..

Olayların tam ortasında..

Üstelik Atatürk’ün evinin bombalandığı Selanik’ten yeni gelmişti..

Kimdi o biliyor musunuz?..

Ian Fleming..

"007 James Bond" karakterini yaratan dünyaca ünlü yazar..

Ve İngiliz istihbarat örgütü MI6’ın ajanı..

Herkese iyi haftalar dilerim..

(Sedat Kaya, Datça)

MİT DOSYASI : IŞİD üyesi Balı-MİT ilişkisi iddiası Meclis’e taşındı


IŞİD üyesi Balı-MİT ilişkisi iddiası Meclis’e taşındı

Ankara katliamının planlayıcısı IŞİD üyesi İlhami Balı’nın kırmızı bültenle arandığı dönemde MİT tarafından Ankara’da bir otelde konakladığı iddiası CHP ve HDP tarafından Meclis gündemine taşındı.

ANKARA – Ankara Tren Garı’nda 103 kişinin ölümü ile sonuçlanan katliamın planlayıcısı, IŞİD’in Türkiye sorumlusu olarak bilinen İlhami Balı’nın kırmızı bültenle arandığı dönemde Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Ankara’da bir otelde ağırlandığına ilişkin iddialar HDP ve CHP tarafından Meclis gündemine taşındı. Balı’nın Suruç ve Ankara katliamları başta olmak üzere çok sayıda saldırının faili olduğu hatırlatıldı.

CHP’Lİ ŞEKER’DEN SOYLU’YA 6 SORU

CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, MİT’in İlhami Balı ile bağlantı iddialarını işaret ederek, “7 Haziran-1 Kasım arası karanlık dönemin kirli ilişkilerinin ortaya çıkarılarak tüm sorumluların yargı önünde hesap vermesi gerekiyor” dedi.

Meclis Başkanlığı’na, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle önerge veren Ali Şeker, kırmızı bültenle aranan İlhami Balı’nın 27-29 Mart 2016 tarihleri arasında Ankara’da lüks bir otelde konakladığı iddialarının gerçek olup olmadığını sordu. İlhami Balı’nın Ankara’da konaklatıldığı süreçte üst düzey MİT yetkilileri ile görüştüğü iddialarının da cevaplanmasını isteyen CHP’li Şeker, “İlhami Balı 27-29 Mart 2019 tarihi öncesinde de istihbarat yetkilileri ile iletişim halinde miydi?” diye sordu.

‘SALDIRILARA KARŞI NEDEN TEDBİR ALINMADI?’

CHP’li Ali Şeker, İlhami Balı’nın Suruç ve Ankara katliamları başta olmak üzere çok sayıda saldırının faili olduğunu hatırlatarak, Soylu’dan şu sorulara yanıt istedi:

-İlhami Balı’nın telefonları teknik takibe alınmış mıdır? Alındı ise İlhami Balı’nın telefonları dinlendiği halde organize ettiği katliamlar ve saldırılara ilişkin gerekli tedbirler neden alınmamıştır?

-İlhami Balı’nın ve Adıyaman Dokumacılar grubunun organize ettiği katliam ve saldırılara ilişkin gerekli tedbirleri almayan yetkililer hakkında herhangi bir idari ya da adli işlem başlatılmış mıdır?

-İlhami Balı’nın Ankara’da istihbarat yetkilileri ile görüştüğüne ilişkin iddialar doğru ise dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından değinilen 7 Haziran-1 Kasım arası karanlık dönemin kirli ilişkilerinin ortaya çıkarılması için bir adım atılması düşünülmekte midir?

IŞİD ÜYESİ BALI İLE MİT ARASINDAKİ BAĞLANTI İDDİALARI

CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in ardından HDP Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul da İlhami Balı’nın MİT tarafından yönlendirildiğine ilişkin iddiaları Meclis’e taşıdı. Toğrul’un verdiği soru önergesi ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a yönelttiği sorular şu şekilde:

-IŞİD terör örgütü üyesi Balı’nın, herhangi bir istihbarat örgütüyle bağlantısı bulunmakta mıdır? Balı ile MİT arasında bağlantı bulunmakta mıdır? IŞİD terör örgütü üyesi Balı ile MİT arasındaki bağlantı ne zaman başlamıştır?

-Suruç ve 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nı gerçekleştiren IŞİD terör örgütünün Türkiye sorumlusu İlhami Balı’nın MİT müsteşarının şahsına ait olan Anadolu Oteli’nde ağırlandığı iddiası doğru mudur? Bu bilgiler doğrultusunda herhangi bir araştırmanız mevcut mudur?

-IŞİD terör örgütü üyesi Balı, MİT’in bilgisi dâhilinde mi Anadolu Oteli’nde misafir edilmiştir? Bu otelde kalmasını sağlaya şahıslar hakkında herhangi bir idari soruşturma açılmış mıdır? Açılmışsa hangi aşamadadır? Bakanlığınızca, IŞİD terör örgütü ve MİT arasındaki bağlantı hakkında bir araştırmanız mevcut mudur?

MİT DOSYASI /// Mahmut Nedim Suiçmez : MİT’in Efsane Operasyonları


ÖZEL BÜRO GRUBU EKİBİ olarak şu ana kadar tüm terörle mücadele ve istihbarat operasyonlarında Şehit olmuş tüm isimsiz Kahraman İstihbarat Şehitlerimizi şükran, saygı ve rahmet ile anıyoruz.

Mahmut Nedim Suiçmez : MİT’in Efsane Operasyonları

Daha önceki yazılarımda istihbarat teşkilatımızın operasyonel yetkisinin hukuki ve fiili boyutunu incelemiş ve operasyonel kabiliyetin ne kadar önemli olduğu izah etmeye çalışmıştım. Milli İstihbarat Teşkilatı bugüne kadar operasyon yetkisini gizli yönetmeliklerden alarak faaliyet icra etmişti.

Korkut Eken liderliğinde bir ekip, eski MİT müsteşar yardımcımız Hiram Abas’ın gayretleriyle teşkilata operasyonel kabiliyet kazandırma çalışmalarına 1987 yılı sonrası başlamıştı. Hiram Abas’ın ricaları üzerine TSK’dan ayrılan Eken, MİT transfer olmuş ve MİT personelini askeri anlamda eğitmeye (motosiklet üzerinde ateş etme, bomba imha, yakın dövüş vb.) başlamıştır. Özellikle son 3 yılda teşkilatımız, yurtdışında operasyon yapma kapasitesi bakımından önemli ilerlemeler sağlamıştır.

Bir ön alma cümlesi olarak; tüm yazılarımda olduğu gibi bu yazımda da tamamen açık kaynaklar kullanılmıştır. Devlet güvenliğini tehlikeye düşürecek yahut gizli hiçbir bilgi yer almamaktadır. Yazımda çeşitli kaynaklarda dile getirilen, MİT’in bugüne kadar yaptığı “iddia edilen” operasyonlardan önemli olduğunu düşündüğüm birkaçını sizlere aktarmaya çalışacağım. İyi okumalar…

“Çay Bardağı Operasyonu”

Birinci körfez savaşında Saddam’ı deviremeyen ABD, bu kez kaleyi içten fethetmeye kararlıdır. 1996 yılında ABD’li yetkililer Türk hükümetine bir ricada bulunurlar. CIA kontrolündeki 2500 seçilmiş Kürt, pasaportsuz olarak Türkiye’ye sokulur. Türk yetkililer pasaportsuz olarak bu kişileri yurda kabul ederler ancak bir şartları vardır. En azından bu kişilerin parmak izlerini alalım derler. Bu 2500 kişinin parmak izleri alınır ve Emniyet arşivlerine kaldırılır. Daha sonra CIA, bu insanları Guam Adası’na götürerek orada askeri ve siyasi eğitime tabi tutarlar.

Yıllar sonra MİT yetkilileri, Barzani’den Kuzey Irak’taki aşiret reisleri için bir yemek tertip etmesini isterler. Barzani bunu kabul eder. Düzenlenen yemekte garsonluk yapmak için 3 araçlık bir MİT ekibi Ankara’dan yola çıkar. Önce Diyarbakır’a uğrar, oradan da Irak’a geçerler. MİT ajanlarımız, aşiret reisleri yemek yedikten sonra onlara çay ikram ederler. Çay içtikleri bardakları ise çok dikkatli bir şekilde, isim isim etiketleyerek kutulara koyarlar ve Ankara’ya getirirler. Bu bardaklar kriminal incelemeye alınır ve üzerlerindeki parmak izleri, Guam Adası’na götürülen 2500 kişinin Emniyet arşivinde saklanan parmak izleri ile karşılaştırılır. Sonuç ise şaşırtıcıdır. Aşiret reislerinden 17’si yıllar önce CIA’nın Türkiye’ye sokup oradan da Guam Adası’na götürüp eğittiği insanlardandır. MİT’in yaptığı iddia edilen bu operasyon da istihbarat tarihimizde “Çay Bardağı Operasyonu” olarak yerini alır.

“Erbil Valisi Suikasti”

2001 yılında Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan hain bir pusuda şehit edildi. Daha önceki bir yazımda bundan kısaca bahsetmiştim. Hain suikastı yaptığı iddia edilen örgütler böyle bir saldırı planı yapabilecek ve icra edebilecek askeri kapasiteden uzaktır. Suikastla alakalı en çok konuşulan iddia ise CIA’nın fail olduğudur. Bu iddiayı destekler nitelikte bir operasyondur Erbil valisi operasyonu.

(Tıklayın) Devlet Güvenliğinde İstihbarat Neden Önemli?

İddialara göre Gaffar Okkan suikastı yapılmadan önce ABD’de Başkana düzenlenecek olası bir suikast için CIA ve FBI ortaklaşa bir tatbikat yaparlar. Tatbikat için iki ekibe ayrılırlar. İlk ekip saldırgan rolünde, ikinci ekip koruma rolündedir. Mizansene göre başkan arabasıyla ilerlerken onu motorize ekipler koruyacaktır. Başkanın arabasının önünde ve arkasında ilerleyen motorlu ekiplere el bombalı ve çapraz ateşli bir saldırı yapılacaktır. Daha sonra doğrudan başkan hedef alınacaktır. Koruma rolündeki CIA ajanları ise bunu engelleyecektir. CIA tam bir gövde gösterisi ile bu tatbikatı yapar ve operasyonun artı ve eksi yanlarını analiz ederek dosyayı arşive kaldırırlar. İşte o tatbikatın yapılma şeklinin aynısını Gaffar Okkan suikastında da görüyoruz.

İddiaya göre Gaffar Okkan’a suikast yapıldıktan 36 saat sonra Ankara’dan bir MİT ekibi yola çıkar. Diyarbakır’da Özel Kuvvetlerden bir subayın da katılımıyla ikinci bir toplantı yapılır ve ardından tam teçhizatlı şekilde Irak’a hareket edilir. Gaffar Okkan nasıl şehit edildiyse aynı şekilde CIA bölge sorumlusu olduğu iddia edilen, Irak Kürdistan Demokrat Partisi merkez komite üyesi ve Erbil valisi Franso Hariri’ye suikast yapılır. Arabasında kafasına sıkarlar. Yani ABD tarafından yollanan mektup iadeli taahhütlü adresine geri postalanmış olur. Bu operasyon da istihbarat tarihimizde “Erbil Valisi Operasyonu” olarak yerini alır.

“Bahoz Erdal Operasyonu”

08.07.2016 Cuma günü saat 20:25’te içinde bulunduğu araç havaya uçurularak öldürülen PKK’lı hain Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin operasyonunda da MİT parmağı olduğu iddia edilmektedir. Operasyonu o güne kadar bölgeyi yakından takip etmeyenlerin ismini hiç duymadığı “Tel Hamis Tugayları” üstlenmiştir.

Örgütün “Hasekavi” kod adını kullanan sözcüsü Bahoz Erdal ile birlikte 8 teröristin de öldürüldüğünü açıkladı. Açıklama şu şekildeydi;

“Gerçekleştirdiğimiz başarılı suikast eylemi neticesinde Bahoz Erdal ve yanındakilerin eylem sonucu hayatlarını kaybettikleri kesinleşmiştir. Olayı müteakip PKK’nın Suriye kolu olan işgalci PYD/YPG örgütünün Kamışlı şehrinde geniş kapsamlı gözaltı faaliyetlerine başladığı ve şehrin önemli noktalarına keskin nişancılar yerleştirdiği, şehrin giriş-çıkışlarını tamamen kapattığı, Suriye asıllı terör örgütü yöneticisinin kaybının örgüt mensuplarının morali üzerinde olumsuz etki yaratmasını engellemek amacıyla haberi gizlemeye çalıştığı öğrenilmiştir.
Bu gelişmeyi Suriye ve Türkiye halklarının şehitlerine armağan ederiz.
Yaşasın Özgür ve Demokratik Suriye, Şehitlerimize rahmet, yaralılarımıza şifa ve tutsaklarımıza özgürlük diliyoruz.”

Tel Hamis’in Türkçe karşılığı “Beş Tepe”dir. Bu ismin Cumhurbaşkanlığını işaret ettiği iddialar arasında. Ayrıca yayınladıkları mesajda eylemi Suriye ve Türkiye halklarının şehitlerine armağan etmeleri bu örgütün MİT tarafından Suriye’de operasyon yapmak amacıyla kurulduğu iddialarının gündeme gelmesine neden oldu. İşin aslını vatandaş olarak bilmemiz imkânsız ancak bu olay da istihbarat tarihimizde “Bahoz Erdal Operasyonu” olarak yerini alıyor.

(Tıklayın) Kuzey Irak ve Birleşik Kantonlar: IKBY’nin Geleceği

“Sabahattin Savaşman Olayı”

Geçenlerde “Karşı Casusluk ve İstihbarata Karşı Koyma Farklı Şeylerdir” başlıklı bir yazı yayınlayarak kontrespiyonajın ne olduğunu kabaca açıklamaya çalışmıştım. İşte sizlere istihbarat tarihimizin en çok bilinen kontrespiyonaj operasyonun hikayesi…

Eski bir albay ve MİT mensubu olan Sabahattin Savaşman, 1977 yılında MİT’in 3.adamı pozisyonundadır. Bir gün Hiram Abas ve Mehmet Eymür tarafından bir CIA ajanına bilgi satarken yakalanmıştır. CIA ajanı ile takasın yapılacağı daireyi ellerinde silahlarla basan Hiram Abas ve Mehmet Eymür, dosyaları CIA ajanına teslim edemeden Savaşman’ı yakalamıştır. İddialara göre Savaşman, oğlunun okul parası karşılığında MİT’in önemli belgelerini satmak konusunda CIA ile anlaşmıştır.

Daha sonra yargılanan Savaşman 17 yıl hapse mahkûm edilmiştir ancak 1984 yılında tahliye olmuştur. 1994’te de hayatını kaybetmiştir. Bu çok meşhur kontrespiyonaj operasyonu ile alakalı önemli bir iddia ise operasyonun bir kumpas olduğudur. O yıllarda MİT İstanbul Bölge Başkanlığı yapan Nuri Gündeş ve Hiram Abas arasında teşkilat içinde “kendi ekiplerini kurmak” konusunda bir istihbarat savaşı olduğu iddia edilir. Ve Hiram Abas ile Mehmet Eymür’ün, Nuri Gündeş’in ekibini tasfiye etmek amacıyla böyle bir operasyon düzenledikleri de iddialar arasındadır. İşin aslını bilemeyiz ancak, bu olay istihbarat tarihimize “Sabahattin Savaşman Operasyonu” olarak geçmiştir.

“Madanaloğlu Cuntasına Sızma”

Ayrıntılarını yaşayan kişinin ağzından bizzat dinleme imkânımızın olduğu nadir hikâyelerdendir. Mahir Kaynak , Madanoğlu Cuntası olarak bilinen hareketin içine “Fakülteli” kod adıyla bir MİT ajanı olarak sızar ve topladığı delillerle cuntacıların yargılanmalarını sağlar. Öncelikle işin resmi boyutunu açıklayan 15.01.197214073 tarih ve sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 197141 Esas ve 197167 karar sayılı Anayasa Mahkemesi kararının küçük bir kısmına göz atalım;

“1967 yılında Devrim Ocaklarında tanıdığı Hıfzı Kaçar’ın bir ihtilâl örgütü kurduklarını, kendisini de buna dâhil etmek istediklerini söylemesi üzerine teklifi kabul ettiğini ve durumu Millî İstihbarat Teşkilâtına bildirdiğini, bundan sonra teşkilâtın direktifi ile hareket ederek gelişmeleri rapor ettiğini; ihtilâlci teşkilâtın zaman zaman toplanarak, hükümeti devirmek için hazırlıklar yaptığını; bu toplantıların büyük bir çoğunluğunda bulunduğunu, oradaki konuşmaları da kimi kez kendisine özgü usullerle teyple tespit ettiğini; dosyadaki 41 sayfalık raporun daha önce, yine dosyada bulunan çeşitli tarihlerde (Fakülteli) rumuzu ile verdiği raporların teşkilâtça çıkartılmış özeti olduğunu; dosyadaki belgeleri de kendisinin verdiğini; ihtilâlci teşkilât gizli servisçe bilindiği için faaliyetleri önleme yönünden alınan tertibat sayesinde bunların faaliyetlerini fiiliyata dökemediklerini; olayların raporlarda açıklandığı gibi olduğunu; bantla konuşmaları saptarken önleme tedbiri olarak ortada radyo, teyp, pikap gibi müzik aletleri bulunduğunu söylemektedir.”

(Tıklayın) Türkiye’nin eğittiği Ninova Muhafızları neden Haşdi Şabi’ye katıldı?

Gelelim hikâyenin ilginç kısmına. Mahir Kaynak’ın anlattıklarına göre Cemal Madanoğlu ile aralarında çok ilginç bir hatıra geçmiş. Madanoğlu cuntası açığa çıkmamak için her seferinde farklı bir subayın annesinin evinde, buluşma yeri ve saati kısa bir süre önceden belirlenmek suretiyle toplantı yaparmış. Bir gün bir Rus yetkili Madanoğlu’nun avucuna bir kâğıt sıkıştırır. Kâğıtta cuntanın açığa çıkmak üzere olduğu, istihbaratın içlerine sızdığı yazmaktadır. Bunun üzerine bir toplantıda Cemal Madanoğlu, toplantıya başlamadan önce bu durumu cuntacılara izah eder ve herkesin üzerinin aranacağını söyler. Tabi Mahir Kaynak’ın üzeri her toplantıda olduğu gibi ses kayıt düzenekleri ile doludur. O an başından kaynar sular dökülür gibi hisseder Mahir Kaynak. Artık sona gelmiştir. Ölümü kaçınılmazdır.

Arama yapılacağını söyleyen Madanoğlu Mahir Kaynak’a döner ve “Evlat ara bakalım herkesi” der. Mahir Kaynak bu duyduğuna inanamaz. Hemen kendini toplar ve aramaya başlar herkesi. Hatta Madanoğlu, Mahir Kaynak’a kendini bile aratır. Peki, onu kim arayacaktır? Mahir Kaynak hayatının kumarını oynar ve kollarını iki yana açarak “Beni de siz arayın Paşam.” der. Madanoğlu, Mahir Kaynak’ın yanaklarını sıkar ve “Senden hiç şüphelenir miyim evlat, geç otur yerine.” der. Bu toplantılardan elde edilen kayıtlar da yargılamada delil olarak kullanılır ve Madanoğlu’nun sonu olur. Bu olay da istihbarat tarihimize “Madanoğlu Cuntası Operasyonu” olarak geçer.

“Öldürülmesinden 7 ay önce Turgut Özal’a bir mektup yazarak mektubun ilk bölümünde ABD tarafından bölgede konuşlu Çekiç Güç’teki bazı komutanların terör örgütü PKK’ya yardım ettiğini ayrıntıları ile açıklayan ve 17 Şubat 1993 tarihinde içinde bulunduğu Beechcraft B200 King Air tipi uçağın henüz aydınlanamayan nedenlerle(!) düşmesi sonucu hayatını kaybeden büyük komutan Eşref Bitlis’in aziz hatırasına… Ruhu şad olsun…” Saygılarımla…

SON OPERASYONLAR

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) “para kasası” olduğu belirtilen iş adamı Memduh Çıkmaz’ın, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) operasyonuyla Sudan’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi, yakın dönemdeki önemli
MİT operasyonlarının hatırlanmasına neden oldu.
MİT, son yıllarda değişen şartlar çerçevesinde yeniden yapılandırıldı. MİT Müsteşarlığı bünyesinde Stratejik Analiz Başkanlığı, İstihbarata Karşı Koyma Başkanlığı, Dış Operasyonlar Başkanlığı, Güvenlik İstihbaratı Başkanlığı, Elektronik ve Teknik İstihbarat Başkanlığı, Sinyal İstihbaratı Başkanlığı olmak üzere 6 ana başkanlık birimi oluşturuldu. Yeni yapılanma ile MİT’in teknik istihbarat olanakları geliştirildi, operasyon gücü de yükseltildi. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından MİT içinde yurtdışına kaçan FETÖ mensuplarıyla ilgili bir ekip oluşturuldu. Bu ekibin çalışmaları sonucunda Memduh Çıkmaz’ın Sudan’da kaldığı yer 2 ay önce tespit edildi. Çıkmaz, MİT ile Sudan istihbarat biriminin ortak operasyonu ile bu ülkede gizlendiği evde yakalandı ve Türkiye’ye getirildi.
Öcalan Kenya’da
MİT’in, resmi olarak açıklanmayan çok sayıda operasyona imza attığı yönünde iddialar sürekli gündemde yer aldı. Ancak bunlar resmi doğrulama olmadığı için sürekli iddia düzeyinde kaldı. 16 Şubat 1999’da Abdullah Öcalan, MİT operasyonu ile Kenya’dan Türkiye’ye getirildi. Öcalan, Kenya’da Yunanistan Büyükelçiliği’ne sığınmıştı.
MİT’e, Yunanistan’ın Öcalan’ı Kenya’dan Hollanda’ya Falcon 900B tipi bir uçakla götüreceği istihbaratı geldi. Bu uçaktan Türkiye’de sadece bir tane vardı, o da eski bakanlardan Cavit Çağlar’a aitti. İçinde bordo berelilerinin de bulunduğu ekip, uçakla Hollanda’dan kalkan aynı tip uçaktan önce Kenya’ya gitti. Havalimanında derdest edilen Öcalan, özel uçak ile Bandırma’daki askeri havaalanına getirildi.
Cunta deşifre edildi
9 Mart Cuntası da MİT tarafından deşifre edilmişti. Milli Demokratik Devrimciler, Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Devrim gazetesi etrafında birleşmişti. Bu hareketin lideri emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu idi. Bu hareket, darbe yapmak ve Türkiye’de sosyalist bir yönetim kurmak istiyordu. 9 Mart 1971’deki darbe girişimi başarılı olamadı. Darbe içlerinde Mahir Kaynak ve Mehmet Eymür’ün de bulunduğu MİT mensuplarının durumu ve o dönemde ilgili toplantılara sızmış olan Korgeneral Atıf Erçıkan’ın toplantılarda aldığı kaset kayıtları sayesinde deşifre edildi.
Rehineler kurtarıldı
Terör örgütü DAEŞ, 11 Haziran 2014’te Türkiye’nin Musul başkonsolosluğuna baskın düzenledi. Baskında Türkiye’nin Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz’ın da dahil olduğu 49 kişi rehin alındı. Yılmaz ve 49 konsolosluk çalışanını serbest bırakılarak 20 Eylül 2014 sabaha karşı saat 05.00’te Türkiye’ye getirildi. Rehineleri kurtarma süreci MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanlığı’nca tamamen yerli bir operasyon olarak yürütüldü. MİT, Musul’daki rehin alınma olayının ardından DAEŞ’in bölgede daha önce gerçekleştirdiği tüm rehin alma operasyonlarını analiz ederek bir strateji geliştirdi ve bu çerçevede sonuca ulaştı.

SDG sözcüsü getirildi

MİT’in yakın tarihteki operasyonlarından biri Suriye Demokratik Güçleri (SDG) sözcüsü Talal Silo’nun Türkiye’ye getirilmesi. Suriye’de ABD’nin desteklediği PKK’nın uzantısı niteliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) sözcülerinden Talal Silo, kasım ayında saf değiştirip terör örgütünden ayrıldı. Silo, MİT tarafından teslim alınarak Fırat Kalkanı Harekat bölgesi içinde yer alan Türkiye ve ÖSO’nun kontrolündeki Cerablus’a getirildi. Silo buradan Türkiye’ye getirilerek MİT tarafından sorgulandı.

MİT BAŞKANI Hakan Fidan aslen nerelidir, kaç yaşındadır ???

Türkiye tarihinin en çalkantılı dönenmelirnden birinde en hassas kurumun başında bulunan isim olan Hakan Fidan doğal olarak nereli olduğu merak ediliyor. Peki Hakan Fidan aslen nerelidir, kaç yaşındadır, daha önce hangi kurumlarda çalıştı?

Türkiye’nin en hassas kurumlarının başında uzun yıllardır devlet büyüklerinin güvenini kazanarak, kalmaya devam eden Hakan Fidan aslen nerelidir, kaç yaşındadır, daha önce hangi kurumlarda çalıştı? İşte Hakan Fidan hakkında çok merak edilen bilgilerden bazıları:

Hakan Fidan Ankara doğumlu olmasına karşın aslen Vanlı olduğu biliniyor. Ancak aslen Denizlili olduğu iddiaları da mevcuttur.

Kimlik bilgilerine göre Doğum yeri Ankara ‘dır.

Aslen nereli olduğuna dair en yakın iddia Denizli’de bir yerel gazetenin Hakan fidan hemşerimiz manşetine göre Denizli ‘dir.

Kendisi bu bilgiyi doğrulamamıştır.

Hakan Fidan’ın Van’lı olduğu belirtiliyor.

Hakan Fidan, 1968 yılında Ankara’da dünyaya geldi.

1986’da Kara Kuvvetleri Muhabere Okulu’ndan mezun olduktan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Astsubay rütbesiyle görev yapmaya başladı.

Fidan, TSK’da bilgisayar teknisyenliği görevinde de bulundu.

Fidan, NATO bünyesinde Almanya’da görev yaptı, bu görevi sırasında University of Maryland University College’dan (UMUC) mezun oldu.

Fidan, Türkiye’ye döndükten sonra da kariyer eğitimine devam etti. Bilkent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü yüksek lisansla bitirdi.

Yüksek lisans tezi ise Intelligence and Foreign Policy: A Comparasion of British, American and Turkish Intelligence Systems başlığını taşıyordu.

Hakan Fidan bu tezinde Türkiye’nin dış istihbarat alanında güçlü bir sisteme ihtiyaç duyduğunu belirterek önerilerde bulunuyordu.

Aynı üniversiteden doktora tezi de hazırlayan Fidan’ın doktora tezinin konusu da yine bilgi çağına uygun bir başlığı taşıyordu. Diplomacy in the Information Age: The Use of Information Technologies in Verification başlığını taşıyan Fidan, bilgi teknolojilerini irdeliyordu.

Fidan OYAK üyeliğinin ardından 2001 TSK’dan ayrıldı. Ankara’da Avustralya Büyükelçiliği’ne danışmanlık yaptı.

Viyana’daki Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve Cenevre’deki BM Silahsızlanma Enstitüsü ile Londra merkezli Verification Research, Training and Information Center’da çalışmalara imza attı.

Hakan Fidan, AK Parti’nin iktidara gelmesinden sonra 2003-2007 yıllarında Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanlığı’na getirildi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na danışmanlık yapan Hakan Fidan, Kasım 2007’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Dış Politika Ve Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görevlendirildi.

17 Nisan 2009’da, dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner’in yardımcılığına getirildi.

27 Mayıs 2010 tarihinde, MİT Müsteşarı olarak atandı.

Son olarak MİT’in müsteşarlıktan "Başkanlık"a dönüştürülmesi ve direkt Cumhurbaşkanlığına bağlanmasıyla Hakan Fidan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ilk "başkanı" olarak tarihe geçti.

SUÇ DOSYASI : Sahte MİT’çiye 30 yıl hapis


Sahte MİT‘çiye 30 yıl hapis

SAMSUN’da kendini ‘Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) personeli’ olarak tanıtarak, dolandırıcılık yaptığı iddiasıyla tutuklanan Volkan Savaş’a (35), yargılandığı davada, 30 yıl hapis ve 868 bin TL para cezasına çarptırıldı.

Samsun’da, kendini ‘MİT personeli Tibet Demir’, olarak tanıtıp 2’si kadın 6 kişiyle yakınlık kuran Volkan Savaş, İngiltere’den geçici görevle geldiğini, yakın bir zamanda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ‘Başdanışman’ olarak göreve atanacağını belirterek bakanlar ve kamu görevlileri ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu söyledi. Bu yolla 6 kişiyi toplam 328 bin 394 TL ve 5 bin Euro dolandıran Volkan Savaş, kayıplara karıştı.

Şikayet üzerine, 26 Temmuz 2018’de, İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından yakalanan Volkan Savaş, tutuklanarak Samsun T Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. Savaş hakkında ‘kişinin kendisini kamu görevlisi olarak tanıtma ve bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemek suretiyle dolandırıcılık, kamu görevlileri ile ilişkisi olduğundan onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin görüleceği vaadiyle aldatarak dolandırıcılık’ suçlarından dava açıldı.

Samsun 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Volkan Savaş, "Suçlamaları kabul etmiyorum. Benim hakkımda daha önce uğradığım silahlı saldırı nedeniyle koruma tedbir kararı mevcuttur. Bu yüzden kimliğimi saklamam mevcuttur. Ben kendimi MİT personeli olarak tanıtmadım. Suçlamaları kabul etmiyorum. Ailem Ankara’da onlarla bile görüşmüyorum. Çünkü devamlı takip ediliyorum" dedi.

MİT DOSYASI : MİT’ten çok özel VIP yakın koruma eğitimi !!!


MİT’ten çok özel VIP yakın koruma eğitimi !!!

Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı tarafından devlet büyüklerine yönelik olası tehditlere karşı yakın korumaları özel eğitimden geçiriyor. "VIP Yakın Koruma Eğitimi" özel tasarım ve donanıma sahip tesislerde uzman personeller tarafından gerçekleştiriliyor.

Başta terörizm olmak üzere tüm güvenlik tehditlerine karşı etkin ve rasyonel mücadele yöntemlerinden biri olan koruma faaliyetlerine, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de büyük gereklilik duyuluyor.

Devlet kademesindeki önemli kişilerin olası tehditlere karşı korunması da önemli bir güvenlik gündemi oluşturuyor.

Koruma faaliyetinden sorumlu güvenlik birimlerinin bilgi, teknik ve kabiliyetlerini süreklilik arz edecek şekilde geliştirmesi ve sürekli üretken bir yapıya sahip olması vazgeçilmez bir unsur olarak öne çıkıyor.

Devletin tüm güvenlik kurumları gibi Milli İstihbarat Teşkilatı bünyesinde de kurumun korumakla görevi olduğu devlet büyüklerine yönelik, özel eğitim ve donanıma sahip uzman personel tarafından "VIP Yakın Koruma Eğitimi" faaliyeti yürütülüyor.

ÖZEL TESİSLERDE ÖZEL EĞİTİM
Koruma eğitimi alanında sayılı güvenlik servislerinin sahip olduğu özel eğitim imkanlarını bünyesinde barındıran MİT‘in özel tasarım ve donanıma sahip eğitim tesislerinde yürütülen çalışmalar neticesinde VİP koruma hizmetleri sahaya taşınıyor.

MİT’in yakın koruma ve savunma alanında düzenlediği eğitim programlarının içeriğinde, "VIP Yakın Koruma Organizasyonlar Eğitimi, VIP Yakın Koruma Organizasyonları nazari ve uygulamalı eğitimleri, VIP güvenliğine yönelik keşif çalışmaları, VIP güvenliğine yönelik uzman koruma personelinin bilmesi gereken ilk yardım metotları, VIP güvenliğine yönelik uzman koruma personelinin arama metotları, uzman koruma personelince kullanılan silahlar ve mekanik nişancılık eğitimi, günlük koordinasyon sağlayıcı spor aktiviteleri, VIP’lere yönelik gerçekleşebilecek saldırı senaryolarına söre özel atış eğitimlerinin yanı sıra suikast ve sabotajlarda karşı koymak üzere oluşturulan unsurlar olan CAT (Karşı Saldırı- Atak Timi) ve keskin nişancılık eğitimleri" yer alıyor.

Teşkilat ulusal güvenlik birimlerinin yanı sıra çeşitli dost ve müttefik ülkelerin güvenlik birimlerine de VIP Koruma alanında eğitimleri sunuyor.