MİT DOSYASI /// Ali Eyce : Karabağlar’daki sahte MİT’çiye !!!!


Ali Eyce : Karabağlar’daki sahte MİT’çiye !!!!

Üç harfli MİT kelimesini, öyle ya da böyle duyanınız olmuştur. Göreniniz ise eminim hiç olmamıştır.

Kısa adı MİT olan, Millî İstihbarat Teşkilâtı, Türkiye Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olan, Türkiye’nin resmî istihbarat örgütü.

Devleti yönetenler için gerek ülke içinde, gerekse ülke dışında bilgi toplayan, bu bilgileri değerlendirmesi için ülkeyi yönetenlere ileten bir kurum.

Uzun süre operasyon yetkisi olmayan, sadece bilgi toplayıp, veren teşkilat yapısına sahipti ama artık operasyon yetkisine sahip, topladığı bilgiler ışığında devletin güvenlik güçleriyle beraber operasyonlara da katılma özelliğini aldı.

Şöyle küçük bir terzi dükkânınız olsa, içinde iki elemanınız çalışsa, onların ne yapıp, ne yapmadıklarını dahi gözlemlemek, öğrenmek ve ona göre dükkânın işleyişinin sağlıklı şekilde devam etmesi için bir takım kararlar alırsınız. Bu düzlemde baktığınızda, MİT Türkiye için gerçekten önemli bir kurum.

MİT ile ilgili her zaman efsanelere konu olacak şeyler anlatılır.

Bir de bu efsanelerden etkilenen, içinde olmak isteyen ama olamayan, kendini öyle görmek isteyen psikolojisini o derece bozmuş, kendini MİT elemanı gibi gösterenleri de görürsünüz, duyarsınız.

Şimdilerde yine ‘Ben MİT’im’ demek moda oldu sanırım.

Etrafında birilerinden bir tık fazla devletle, devletin işleyişiyle ilgili bilgiye öyle, ya da böyle bir sebeple sahip olmanız ‘Ben MİT’çiyim demek için yeterli.

Oysaki bilmezler, MİT elemanı gizlidir. Açığa çıktığında MİT olmaktan, MİT’in görev ve sorumluluklarını yapmaktan çıkar. Çünkü doğru bilgiye ulaşamaz, bilindiği için yönlendirilmiş bilgiye ulaşabilir.

Sözü nereye getireceğim!

Karabağlar’da geçtiğimiz günlerde bir kafeterya da oturuyorum. Bir arkadaşı bekliyorum. Kahve içip, televizyon için hazırladığım Hakkımız Hukukumuz programına konuk olabilir mi, olursa konu olarak neyi konuşuruz onu değerlendirecektik.

O gelene kadar karşımda duran bir masada, bir kadın, etrafından biri erkek, 5 kişi ile çok gizli ama çok sesli sohbet ediyorlardı.

Kendi konuştuklarını sadece kendilerinin duyacağını sanacak kadar da konuya dalmışlardı.

Beş kişiye etrafına toplayan kadın, AK Parti Karabağlar İlçe Teşkilatı’nın çalışmaları ve çalışamamasıyla ilgili olarak bir şeyler anlatıyor, bazen isim vererek, bazen isim vermeden ‘Kim olduğunu ben biliyorum’ diyerek bombardıman yapıyordu. Bombalarının etkisi biraz daha fazla olsun diye, ara da bir de Ankara’dan, Cumhurbaşkanlığı’ndan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden, bakanlıklardan yine sadece etrafındaki o beş kişinin şok içinde kalacağı bilgileri de araya serpiştiriyordu.

Dinleyen 5 kişi bilmediklerini bilen kadının konuşmalarını pür dikkat dinliyorlardı.

Konuşma sırasında birisi dayanamayıp, “Abla bu kadar bilgiyi nereden biliyorsun? Sen MİT misin? Senden korkulur’ cümlesini kullandı.

Kullanmaz olaydı!

Etrafına topladığı bilgisizlerden birisini bu sözünü anında kafasına sokan, beyin süzgecinden geçiren kadın, “Müsaade edin de MİT olduğumu da açık, açık söylememeyim” diyerek yalan özgüvenin de Nirvana yaptı.

‘Aaa Ali abim de buradaymış, nasılsın abi’ diyerek, kızarmış yüzüyle orada olduğumu fark edene kadar!

İnsana Dair:
– Yılandan korkmam, yalandan korktuğum kadar.

Kaynak: Karabağlar’daki sahte MİT’çiye!

MİT DOSYASI : MİT ESKİ KONTRTERÖR D. BŞK. MEHMET EYMÜR’ÜN ATİN (.) ORG SİTESİ YAZILARI /// 431 ADET İSTİHBARİ YAZI /// DOSYA HACMİ : 75,4 MB


MİT ESKİ KONTRTERÖR DAİRESİ BAŞKANI MEHMET EYMÜR’ün www.atin.org SİTESİNE AİT 431 ADET İSTİHBARİ YAZI

DOSYA HACMİ : 75,4 MB

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

MİT DOSYASI : Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti !!! MİT’çi Kozinoğlu ile ilgili dikkat çeken detay !!!


Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti !!! MİT‘çi Kozinoğlu ile ilgili dikkat çeken detay !!!

Ergenekon davası kapsamında tutuklanan ve cezaevinde hayatını kaybeden MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nu ‘Kamil Kozan’ takma adıyla dinleyen İstihbaratçı polisler hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü’nce suç duyurusunda bulunuldu.

Ergenekon kumpas soruşturması kapsamında tutuklanan ve 2011 yılında Silivri Cezaevi‘nde kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu‘nu ‘Kamil Kozan‘ takma adıyla dinleyen İstihbaratçı polisler hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü‘nce ‘usulsüz dinleme’ iddiaları kapsamında suç duyurusunda bulunuldu.

11 İSTİHBARATÇI POLİS
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen Tevdii Raporu’nda; eski 3. Sınıf Emniyet Müdürü Ali Fuat Yılmazer, eski 4. Sınıf Emniyet Müdürü Erol Demirhan, eski Başkomiser Hikmet Kopar, eski Komiser Tolga Güzeltaş, eski Polis Memuru Mehmet Koçak, eski Komiser Yücel Bilgiç, eski Başkomiser Muammer Acar, eski Emniyet Amiri Mesut Yılmaz, eski Komiser Hasan Hüseyin Danacı, eski 4. Sınıf Emniyet Müdürü Hayati Başdağ ve polis memuru Ömer Ayhan isimli 11 istihbaratçı ‘hakkında soruşturma yapılması gerekenler’ sıfatıyla yer aldı.

‘KAMİL KOZAN’I DİNLER GİBİ DİNLEMİŞLER
Raporun sonuç bölümünde, Ergenekon örgütü ile iltisaklandırılarak Kamil Kozan isimli şahıs tarafından kullanıldığından bahisle Necdet E. adına kayıtlı 0532 344 .. .. ve Ercan H. adına kayıtlı 0534 204 .. .. nolu GSM hatlarına ‘Kamil Kozan’ isimli şahıs tarafından kullanıldığı iddia edilerek 14 Şubat 2009 ile 17 Kasım 2009 tarihleri arasında Teknik Dinleme yapıldığı belirtildi. Bu iki telefonun Ergenekon terör örgütü ile iltisaklandırıldığı ve bu şekilde dinlendiği kaydedildi. Ancak iki numaranın asıl kullanıcısının Kaşif Kozinoğlu olduğu, Kozinoğlu’nu Kamil Kozan isimli şahsın üzerinde dinledikleri belirtildi.

ÖYLE BİR İSİM YOK
Raporda, gerek İstihbarat Dairesi Başkanlığı gerekse de İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü’nden elde edilen bilgilerde ‘Kamil Kozan’ isimli bir şahsın var olduğuna dair somu bir tespitin yapılamadığı ifade edildi. Usulsüz bir şekilde gerçekte olmayan bir kişi isminin uydurularak Kozinoğlu’nun teknik dinlemeye alındığı anlatıldı. Bu teknik dinleme faaliyetinin gerçekleşmesinde ise; bilgi notu, uzatma talep yazısı gibi evraklarda ismi, imzası veya parafı olan şahısların ise 11 Emniyet Teşkilatı polisinin isim, kod adı, aidiyet numarası, sicil ve imzalarının bulunduğu belirtildi.

Savcılıkça, FETÖ’cü İstanbul eski İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve Erol Demirhan’ın da aralarında bulunduğu 11 istihbaratçı hakkında ‘usulsüz dinleme’ iddiası kapsamında soruşturma başlatıldı. (Sabah)

MİT DOSYASI : IŞİD üyesi Balı-MİT ilişkisi iddiası Meclis’e taşındı


IŞİD üyesi Balı-MİT ilişkisi iddiası Meclis’e taşındı

Ankara katliamının planlayıcısı IŞİD üyesi İlhami Balı’nın kırmızı bültenle arandığı dönemde MİT tarafından Ankara’da bir otelde konakladığı iddiası CHP ve HDP tarafından Meclis gündemine taşındı.

ANKARA – Ankara Tren Garı’nda 103 kişinin ölümü ile sonuçlanan katliamın planlayıcısı, IŞİD’in Türkiye sorumlusu olarak bilinen İlhami Balı’nın kırmızı bültenle arandığı dönemde Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Ankara’da bir otelde ağırlandığına ilişkin iddialar HDP ve CHP tarafından Meclis gündemine taşındı. Balı’nın Suruç ve Ankara katliamları başta olmak üzere çok sayıda saldırının faili olduğu hatırlatıldı.

CHP’Lİ ŞEKER’DEN SOYLU’YA 6 SORU

CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, MİT’in İlhami Balı ile bağlantı iddialarını işaret ederek, “7 Haziran-1 Kasım arası karanlık dönemin kirli ilişkilerinin ortaya çıkarılarak tüm sorumluların yargı önünde hesap vermesi gerekiyor” dedi.

Meclis Başkanlığı’na, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle önerge veren Ali Şeker, kırmızı bültenle aranan İlhami Balı’nın 27-29 Mart 2016 tarihleri arasında Ankara’da lüks bir otelde konakladığı iddialarının gerçek olup olmadığını sordu. İlhami Balı’nın Ankara’da konaklatıldığı süreçte üst düzey MİT yetkilileri ile görüştüğü iddialarının da cevaplanmasını isteyen CHP’li Şeker, “İlhami Balı 27-29 Mart 2019 tarihi öncesinde de istihbarat yetkilileri ile iletişim halinde miydi?” diye sordu.

‘SALDIRILARA KARŞI NEDEN TEDBİR ALINMADI?’

CHP’li Ali Şeker, İlhami Balı’nın Suruç ve Ankara katliamları başta olmak üzere çok sayıda saldırının faili olduğunu hatırlatarak, Soylu’dan şu sorulara yanıt istedi:

-İlhami Balı’nın telefonları teknik takibe alınmış mıdır? Alındı ise İlhami Balı’nın telefonları dinlendiği halde organize ettiği katliamlar ve saldırılara ilişkin gerekli tedbirler neden alınmamıştır?

-İlhami Balı’nın ve Adıyaman Dokumacılar grubunun organize ettiği katliam ve saldırılara ilişkin gerekli tedbirleri almayan yetkililer hakkında herhangi bir idari ya da adli işlem başlatılmış mıdır?

-İlhami Balı’nın Ankara’da istihbarat yetkilileri ile görüştüğüne ilişkin iddialar doğru ise dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından değinilen 7 Haziran-1 Kasım arası karanlık dönemin kirli ilişkilerinin ortaya çıkarılması için bir adım atılması düşünülmekte midir?

IŞİD ÜYESİ BALI İLE MİT ARASINDAKİ BAĞLANTI İDDİALARI

CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in ardından HDP Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul da İlhami Balı’nın MİT tarafından yönlendirildiğine ilişkin iddiaları Meclis’e taşıdı. Toğrul’un verdiği soru önergesi ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a yönelttiği sorular şu şekilde:

-IŞİD terör örgütü üyesi Balı’nın, herhangi bir istihbarat örgütüyle bağlantısı bulunmakta mıdır? Balı ile MİT arasında bağlantı bulunmakta mıdır? IŞİD terör örgütü üyesi Balı ile MİT arasındaki bağlantı ne zaman başlamıştır?

-Suruç ve 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nı gerçekleştiren IŞİD terör örgütünün Türkiye sorumlusu İlhami Balı’nın MİT müsteşarının şahsına ait olan Anadolu Oteli’nde ağırlandığı iddiası doğru mudur? Bu bilgiler doğrultusunda herhangi bir araştırmanız mevcut mudur?

-IŞİD terör örgütü üyesi Balı, MİT’in bilgisi dâhilinde mi Anadolu Oteli’nde misafir edilmiştir? Bu otelde kalmasını sağlaya şahıslar hakkında herhangi bir idari soruşturma açılmış mıdır? Açılmışsa hangi aşamadadır? Bakanlığınızca, IŞİD terör örgütü ve MİT arasındaki bağlantı hakkında bir araştırmanız mevcut mudur?

MİT DOSYASI : MİLLİ İSTİHBARAT BAŞKANLIĞIMIZLA GURUR DUYUYORUZ, HER ZAMAN, DAİMA EMİRLERİNDEYİZ !!!


Değerli Yurtseverler,

Milli İstihbarat Başkanlığımızın başarılı operasyonları arttıkça gerek yurt içinde gerekse yurtdışında adından daha da söz edilir oldu. Zaten her zaman başarıları ile gurur duyduk ama son dönem ki başarıları ile daha da göğsümüz kabardı. Eskiden OPERASYON denince kamuoyunun aklına MOSSAD, CIA, MI5, MI6 gelirdi. Şimdi bu 4’lünün yanına MİT’te eklendi. Çünkü bir gizli servisin çalışma alanı tüm dünya coğrafyasıdır. Gücünüz sadece bölgenize yetiyorsa diğer servislerin ezici üstünlüğüne boyun eğersiniz. MİT şeytanın bacağını kırdı. Eski Teşkilatı Mahsusa gibi artık dünya sathında operasyon yapabiliyor. Neden yapamasın ? 8 milyonluk İsrail’in MOSSAD’ı yapabilirken bizim neyimiz eksik ? Nerede yanlış yaptık bugüne kadar onu düşünüp ders alalım. Şimdiki durum yeterli mi ? Elbette değil. Bosna’dan Kosova’dan, Somali’den FETÖCÜLERİ alıp getirmek bir başarıdır elbette. Ama asıl başarı aynı teröristleri Almanya’dan, İngiltere’den, Fransa’dan yada ABD’den alıp getirebilmektir. Bunu yapabildiği zaman KÜRESEL BİR SERVİS olabilmiş demektir. Yoksa 2. Lig’de top çevirmeye devam ederiz.

Şimdi bugün YENİBURSA sitesinde Sn. Hakkı Kavurmacı’nın MİT konulu yazısından bir bölümü dikkatinize sunuyoruz. Dileyenler yazının tamamını yazının altındaki linke tıklayarak okuyabilirler.

Cumhurbaşkanımızın; MİT’in başına, mayasını, Anadolu’nun, dini, milli, örfi değerlerinden almış, Vatan- Millet-Hak Sevdalısı ve kendini en iyi şekilde yetiştirmeyi başarmış, vicdanlı, merhametli, gözünü budaktan esirgemeyen bir Anadolu Yiğidi olan Hakan Fidan’ı getirmesinin ne kadar isabetli bir karar olduğunu şimdi bütün dünya anladı. Bu Yiğit Adamla beraber MİT, Ülkemizin güvenliğiyle ilgili daha önemli görevler üstlenmekle beraber, çok daha aktif bir hareket kabiliyetine kavuşarak kısa bir sürede dünyanın sayılı istihbarat kurumlarından birisi oldu. Bununla beraber, Vahşi Batının istihbarat kurumlarından ayıran ve onlardan üstün kılan çok önemli bir özelliği bulunmaktadır yeni MİT’in! Azılı bir terör örgütü gibi, birçok ülkede, acımasızca faaliyetlerde bulunarak masum insanların bile büyük acılar çekmesine sebep olan o karanlık yüzlü meşhur istihbarat kuruluşlarının aksine MİT, her zaman iyilikten yana olmakta ve iyilerin yanında yer alarak, zalimlere karşı cesurca mücadele vermektedir. Türkiye Cumhuriyeti Millî İstihbarat Teşkilatı, Mert bir Anadolu Yiğidi olan Başkanı Hakan Fidan yönetiminde, Aziz Milletimizin huzuru-güveni ve Şehit Kanlarıyla Mübarekleşmiş Vatanımızın selameti için hainlerle, kalleşlerle ve Vatanımızın birliğine göz dikmiş kahpe düşmanlarla kahramanca mücadele etmektedir.

Hatta yeryüzünde ezilen bütün mazlumların umut bağladığı Cumhurbaşkanımızın, başta Ülkemize ve bütün yeryüzüne huzurun, güvenin hâkim olması yönündeki arzusunu gerçekleştirmek içinde canla başla çalışmalar yapmaktadır. Kamuoyuna pek yansıtılmayan, Vatanımızın selameti ve Milletimizin huzuru için, çok önemli çalışmalar ve başarılı operasyonlar gerçekleştiren MİT’in, son zamanlarda haberlerde yer alan ve göğsümüzü kabartan birkaç başarılı operasyonlarından kısaca söz etmek istiyorum. Bunun içinde yazımızın en başına atıfta bulunacağım; ne demiştik burada, ““MİT artık o eski MİT değildir!” MİT, güneydoğuda, terörle mücadelede ve sınır ötesi askeri hareketlerde aktif olarak rol almakta ve çok başarılı hizmetler sunmaktadır. Bununla beraber, yurtdışına kaçan FETÖCÜ hainlere ve PKK’lılara, özellikle şu son dönemlerde, sınırlarımızın dışında, başka ülkelerde de operasyonlar düzenleyerek Ülkemize getirip yargı önüne çıkarmaktadır! Geçtiğimiz aylarda, “Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 2013’te gerçekleştirilen ve 53 vatandaşımızın hayatını kaybettiği bombalı saldırıda failleri yönlendiren ve Suriye istihbaratıyla irtibatı sağlayan azılı terörist Yusuf Nazik, bulunduğu Suriye’nin Lazkiye kentinde, MİT tarafından nokta operasyonuyla yakalanarak yurdumuza getirilmiştir.” Yabancı herhangi bir devletten istihbarı ya da lojistik desteğin alınmadığı operasyonda, tespit, izleme, operasyon ve nakil aşamaları tamamen MİT Başkanlığı unsurlarınca gerçekleştirilmiştir ki, buda ayrı bir gurur vesilesidir!

Çünkü biliyoruz ki eskiden MİT’in, bilinen yabancı istihbarat kuruluşlarının izni ve katkısı olmadan yurtdışında böyle bir operasyon yapması pek mümkün değildi! 17 Temmuz 2019’da, Erbil’de, Türk konsolosluk çalışanlarının olduğu restorana silahlı saldırı düzenlenmiş ve saldırıda Türkiye’nin Erbil Başkonsolosluk görevlisi şehit olmuştu. Bu saldırının ardından harekete geçen MİT, saldırının hemen ertesi günü, 18 Temmuz’da, korumalarıyla birlikte bir araçla Erbil’den ayrılan, terör örgütünün üst düzey yöneticilerinden ve saldırının da planlayıcılarından birisi olan teröristi, TSK’nın da desteğiyle hem havadan İHA’larla hem de karadan adım adım takip ederek, araç yerleşim birimlerinden uzaklaştıktan sonra teröristi korumalarıyla birlikte imha etmiştir! Suikastın planlama aşamasında yer alan ve terör örgütü PKK elebaşı Cemil Bayık’a doğrudan bağlı istihbarat konseyinin beş üyesinden biri olduğu da tespit edilen ikinci teröristin izi de, saldırıdan yaklaşık bir hafta sonra, 24 Temmuz’da MİT tarafından bulundu ve aynı gün PKK’nın sözde ana karargâhının bulunduğu Kandil bölgesinde, teröristin içinde bulunduğu beyaz renkli arazi aracı Dohuk kırsalında seyir halindeyken kıstırıldı ve çıkan çatışmada terörist korumalarıyla birlikte öldürüldü. Şimdi artık biliyoruz ki, Ülkemiz dışına kaçan vatan hainleri, kalleşler, maşalar ve Vatanımıza yan gözle bakan kahpeler, bulundukları ülkelerde hiçte rahat değiller! “Korkak sıçanlar” durumundadırlar! Her an, Hakan Fidan’ın nefesini enselerinde hissetmenin korku ve ürpertisi içerisinde, Kuran-ı Kerimde bir Ayeti Kerimede geçtiği gibi “Sonunda, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmeye başlamıştır!”

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.yenibursa.com/milli-istihbarat-teskilatimizla-gurur-duyuyoruz-makale,153405.html

Yenibursa İnternet Gazetesi

MİT DOSYASI /// Mahmut Nedim Suiçmez : MİT’in Efsane Operasyonları


ÖZEL BÜRO GRUBU EKİBİ olarak şu ana kadar tüm terörle mücadele ve istihbarat operasyonlarında Şehit olmuş tüm isimsiz Kahraman İstihbarat Şehitlerimizi şükran, saygı ve rahmet ile anıyoruz.

Mahmut Nedim Suiçmez : MİT’in Efsane Operasyonları

Daha önceki yazılarımda istihbarat teşkilatımızın operasyonel yetkisinin hukuki ve fiili boyutunu incelemiş ve operasyonel kabiliyetin ne kadar önemli olduğu izah etmeye çalışmıştım. Milli İstihbarat Teşkilatı bugüne kadar operasyon yetkisini gizli yönetmeliklerden alarak faaliyet icra etmişti.

Korkut Eken liderliğinde bir ekip, eski MİT müsteşar yardımcımız Hiram Abas’ın gayretleriyle teşkilata operasyonel kabiliyet kazandırma çalışmalarına 1987 yılı sonrası başlamıştı. Hiram Abas’ın ricaları üzerine TSK’dan ayrılan Eken, MİT transfer olmuş ve MİT personelini askeri anlamda eğitmeye (motosiklet üzerinde ateş etme, bomba imha, yakın dövüş vb.) başlamıştır. Özellikle son 3 yılda teşkilatımız, yurtdışında operasyon yapma kapasitesi bakımından önemli ilerlemeler sağlamıştır.

Bir ön alma cümlesi olarak; tüm yazılarımda olduğu gibi bu yazımda da tamamen açık kaynaklar kullanılmıştır. Devlet güvenliğini tehlikeye düşürecek yahut gizli hiçbir bilgi yer almamaktadır. Yazımda çeşitli kaynaklarda dile getirilen, MİT’in bugüne kadar yaptığı “iddia edilen” operasyonlardan önemli olduğunu düşündüğüm birkaçını sizlere aktarmaya çalışacağım. İyi okumalar…

“Çay Bardağı Operasyonu”

Birinci körfez savaşında Saddam’ı deviremeyen ABD, bu kez kaleyi içten fethetmeye kararlıdır. 1996 yılında ABD’li yetkililer Türk hükümetine bir ricada bulunurlar. CIA kontrolündeki 2500 seçilmiş Kürt, pasaportsuz olarak Türkiye’ye sokulur. Türk yetkililer pasaportsuz olarak bu kişileri yurda kabul ederler ancak bir şartları vardır. En azından bu kişilerin parmak izlerini alalım derler. Bu 2500 kişinin parmak izleri alınır ve Emniyet arşivlerine kaldırılır. Daha sonra CIA, bu insanları Guam Adası’na götürerek orada askeri ve siyasi eğitime tabi tutarlar.

Yıllar sonra MİT yetkilileri, Barzani’den Kuzey Irak’taki aşiret reisleri için bir yemek tertip etmesini isterler. Barzani bunu kabul eder. Düzenlenen yemekte garsonluk yapmak için 3 araçlık bir MİT ekibi Ankara’dan yola çıkar. Önce Diyarbakır’a uğrar, oradan da Irak’a geçerler. MİT ajanlarımız, aşiret reisleri yemek yedikten sonra onlara çay ikram ederler. Çay içtikleri bardakları ise çok dikkatli bir şekilde, isim isim etiketleyerek kutulara koyarlar ve Ankara’ya getirirler. Bu bardaklar kriminal incelemeye alınır ve üzerlerindeki parmak izleri, Guam Adası’na götürülen 2500 kişinin Emniyet arşivinde saklanan parmak izleri ile karşılaştırılır. Sonuç ise şaşırtıcıdır. Aşiret reislerinden 17’si yıllar önce CIA’nın Türkiye’ye sokup oradan da Guam Adası’na götürüp eğittiği insanlardandır. MİT’in yaptığı iddia edilen bu operasyon da istihbarat tarihimizde “Çay Bardağı Operasyonu” olarak yerini alır.

“Erbil Valisi Suikasti”

2001 yılında Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan hain bir pusuda şehit edildi. Daha önceki bir yazımda bundan kısaca bahsetmiştim. Hain suikastı yaptığı iddia edilen örgütler böyle bir saldırı planı yapabilecek ve icra edebilecek askeri kapasiteden uzaktır. Suikastla alakalı en çok konuşulan iddia ise CIA’nın fail olduğudur. Bu iddiayı destekler nitelikte bir operasyondur Erbil valisi operasyonu.

(Tıklayın) Devlet Güvenliğinde İstihbarat Neden Önemli?

İddialara göre Gaffar Okkan suikastı yapılmadan önce ABD’de Başkana düzenlenecek olası bir suikast için CIA ve FBI ortaklaşa bir tatbikat yaparlar. Tatbikat için iki ekibe ayrılırlar. İlk ekip saldırgan rolünde, ikinci ekip koruma rolündedir. Mizansene göre başkan arabasıyla ilerlerken onu motorize ekipler koruyacaktır. Başkanın arabasının önünde ve arkasında ilerleyen motorlu ekiplere el bombalı ve çapraz ateşli bir saldırı yapılacaktır. Daha sonra doğrudan başkan hedef alınacaktır. Koruma rolündeki CIA ajanları ise bunu engelleyecektir. CIA tam bir gövde gösterisi ile bu tatbikatı yapar ve operasyonun artı ve eksi yanlarını analiz ederek dosyayı arşive kaldırırlar. İşte o tatbikatın yapılma şeklinin aynısını Gaffar Okkan suikastında da görüyoruz.

İddiaya göre Gaffar Okkan’a suikast yapıldıktan 36 saat sonra Ankara’dan bir MİT ekibi yola çıkar. Diyarbakır’da Özel Kuvvetlerden bir subayın da katılımıyla ikinci bir toplantı yapılır ve ardından tam teçhizatlı şekilde Irak’a hareket edilir. Gaffar Okkan nasıl şehit edildiyse aynı şekilde CIA bölge sorumlusu olduğu iddia edilen, Irak Kürdistan Demokrat Partisi merkez komite üyesi ve Erbil valisi Franso Hariri’ye suikast yapılır. Arabasında kafasına sıkarlar. Yani ABD tarafından yollanan mektup iadeli taahhütlü adresine geri postalanmış olur. Bu operasyon da istihbarat tarihimizde “Erbil Valisi Operasyonu” olarak yerini alır.

“Bahoz Erdal Operasyonu”

08.07.2016 Cuma günü saat 20:25’te içinde bulunduğu araç havaya uçurularak öldürülen PKK’lı hain Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin operasyonunda da MİT parmağı olduğu iddia edilmektedir. Operasyonu o güne kadar bölgeyi yakından takip etmeyenlerin ismini hiç duymadığı “Tel Hamis Tugayları” üstlenmiştir.

Örgütün “Hasekavi” kod adını kullanan sözcüsü Bahoz Erdal ile birlikte 8 teröristin de öldürüldüğünü açıkladı. Açıklama şu şekildeydi;

“Gerçekleştirdiğimiz başarılı suikast eylemi neticesinde Bahoz Erdal ve yanındakilerin eylem sonucu hayatlarını kaybettikleri kesinleşmiştir. Olayı müteakip PKK’nın Suriye kolu olan işgalci PYD/YPG örgütünün Kamışlı şehrinde geniş kapsamlı gözaltı faaliyetlerine başladığı ve şehrin önemli noktalarına keskin nişancılar yerleştirdiği, şehrin giriş-çıkışlarını tamamen kapattığı, Suriye asıllı terör örgütü yöneticisinin kaybının örgüt mensuplarının morali üzerinde olumsuz etki yaratmasını engellemek amacıyla haberi gizlemeye çalıştığı öğrenilmiştir.
Bu gelişmeyi Suriye ve Türkiye halklarının şehitlerine armağan ederiz.
Yaşasın Özgür ve Demokratik Suriye, Şehitlerimize rahmet, yaralılarımıza şifa ve tutsaklarımıza özgürlük diliyoruz.”

Tel Hamis’in Türkçe karşılığı “Beş Tepe”dir. Bu ismin Cumhurbaşkanlığını işaret ettiği iddialar arasında. Ayrıca yayınladıkları mesajda eylemi Suriye ve Türkiye halklarının şehitlerine armağan etmeleri bu örgütün MİT tarafından Suriye’de operasyon yapmak amacıyla kurulduğu iddialarının gündeme gelmesine neden oldu. İşin aslını vatandaş olarak bilmemiz imkânsız ancak bu olay da istihbarat tarihimizde “Bahoz Erdal Operasyonu” olarak yerini alıyor.

(Tıklayın) Kuzey Irak ve Birleşik Kantonlar: IKBY’nin Geleceği

“Sabahattin Savaşman Olayı”

Geçenlerde “Karşı Casusluk ve İstihbarata Karşı Koyma Farklı Şeylerdir” başlıklı bir yazı yayınlayarak kontrespiyonajın ne olduğunu kabaca açıklamaya çalışmıştım. İşte sizlere istihbarat tarihimizin en çok bilinen kontrespiyonaj operasyonun hikayesi…

Eski bir albay ve MİT mensubu olan Sabahattin Savaşman, 1977 yılında MİT’in 3.adamı pozisyonundadır. Bir gün Hiram Abas ve Mehmet Eymür tarafından bir CIA ajanına bilgi satarken yakalanmıştır. CIA ajanı ile takasın yapılacağı daireyi ellerinde silahlarla basan Hiram Abas ve Mehmet Eymür, dosyaları CIA ajanına teslim edemeden Savaşman’ı yakalamıştır. İddialara göre Savaşman, oğlunun okul parası karşılığında MİT’in önemli belgelerini satmak konusunda CIA ile anlaşmıştır.

Daha sonra yargılanan Savaşman 17 yıl hapse mahkûm edilmiştir ancak 1984 yılında tahliye olmuştur. 1994’te de hayatını kaybetmiştir. Bu çok meşhur kontrespiyonaj operasyonu ile alakalı önemli bir iddia ise operasyonun bir kumpas olduğudur. O yıllarda MİT İstanbul Bölge Başkanlığı yapan Nuri Gündeş ve Hiram Abas arasında teşkilat içinde “kendi ekiplerini kurmak” konusunda bir istihbarat savaşı olduğu iddia edilir. Ve Hiram Abas ile Mehmet Eymür’ün, Nuri Gündeş’in ekibini tasfiye etmek amacıyla böyle bir operasyon düzenledikleri de iddialar arasındadır. İşin aslını bilemeyiz ancak, bu olay istihbarat tarihimize “Sabahattin Savaşman Operasyonu” olarak geçmiştir.

“Madanaloğlu Cuntasına Sızma”

Ayrıntılarını yaşayan kişinin ağzından bizzat dinleme imkânımızın olduğu nadir hikâyelerdendir. Mahir Kaynak , Madanoğlu Cuntası olarak bilinen hareketin içine “Fakülteli” kod adıyla bir MİT ajanı olarak sızar ve topladığı delillerle cuntacıların yargılanmalarını sağlar. Öncelikle işin resmi boyutunu açıklayan 15.01.197214073 tarih ve sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 197141 Esas ve 197167 karar sayılı Anayasa Mahkemesi kararının küçük bir kısmına göz atalım;

“1967 yılında Devrim Ocaklarında tanıdığı Hıfzı Kaçar’ın bir ihtilâl örgütü kurduklarını, kendisini de buna dâhil etmek istediklerini söylemesi üzerine teklifi kabul ettiğini ve durumu Millî İstihbarat Teşkilâtına bildirdiğini, bundan sonra teşkilâtın direktifi ile hareket ederek gelişmeleri rapor ettiğini; ihtilâlci teşkilâtın zaman zaman toplanarak, hükümeti devirmek için hazırlıklar yaptığını; bu toplantıların büyük bir çoğunluğunda bulunduğunu, oradaki konuşmaları da kimi kez kendisine özgü usullerle teyple tespit ettiğini; dosyadaki 41 sayfalık raporun daha önce, yine dosyada bulunan çeşitli tarihlerde (Fakülteli) rumuzu ile verdiği raporların teşkilâtça çıkartılmış özeti olduğunu; dosyadaki belgeleri de kendisinin verdiğini; ihtilâlci teşkilât gizli servisçe bilindiği için faaliyetleri önleme yönünden alınan tertibat sayesinde bunların faaliyetlerini fiiliyata dökemediklerini; olayların raporlarda açıklandığı gibi olduğunu; bantla konuşmaları saptarken önleme tedbiri olarak ortada radyo, teyp, pikap gibi müzik aletleri bulunduğunu söylemektedir.”

(Tıklayın) Türkiye’nin eğittiği Ninova Muhafızları neden Haşdi Şabi’ye katıldı?

Gelelim hikâyenin ilginç kısmına. Mahir Kaynak’ın anlattıklarına göre Cemal Madanoğlu ile aralarında çok ilginç bir hatıra geçmiş. Madanoğlu cuntası açığa çıkmamak için her seferinde farklı bir subayın annesinin evinde, buluşma yeri ve saati kısa bir süre önceden belirlenmek suretiyle toplantı yaparmış. Bir gün bir Rus yetkili Madanoğlu’nun avucuna bir kâğıt sıkıştırır. Kâğıtta cuntanın açığa çıkmak üzere olduğu, istihbaratın içlerine sızdığı yazmaktadır. Bunun üzerine bir toplantıda Cemal Madanoğlu, toplantıya başlamadan önce bu durumu cuntacılara izah eder ve herkesin üzerinin aranacağını söyler. Tabi Mahir Kaynak’ın üzeri her toplantıda olduğu gibi ses kayıt düzenekleri ile doludur. O an başından kaynar sular dökülür gibi hisseder Mahir Kaynak. Artık sona gelmiştir. Ölümü kaçınılmazdır.

Arama yapılacağını söyleyen Madanoğlu Mahir Kaynak’a döner ve “Evlat ara bakalım herkesi” der. Mahir Kaynak bu duyduğuna inanamaz. Hemen kendini toplar ve aramaya başlar herkesi. Hatta Madanoğlu, Mahir Kaynak’a kendini bile aratır. Peki, onu kim arayacaktır? Mahir Kaynak hayatının kumarını oynar ve kollarını iki yana açarak “Beni de siz arayın Paşam.” der. Madanoğlu, Mahir Kaynak’ın yanaklarını sıkar ve “Senden hiç şüphelenir miyim evlat, geç otur yerine.” der. Bu toplantılardan elde edilen kayıtlar da yargılamada delil olarak kullanılır ve Madanoğlu’nun sonu olur. Bu olay da istihbarat tarihimize “Madanoğlu Cuntası Operasyonu” olarak geçer.

“Öldürülmesinden 7 ay önce Turgut Özal’a bir mektup yazarak mektubun ilk bölümünde ABD tarafından bölgede konuşlu Çekiç Güç’teki bazı komutanların terör örgütü PKK’ya yardım ettiğini ayrıntıları ile açıklayan ve 17 Şubat 1993 tarihinde içinde bulunduğu Beechcraft B200 King Air tipi uçağın henüz aydınlanamayan nedenlerle(!) düşmesi sonucu hayatını kaybeden büyük komutan Eşref Bitlis’in aziz hatırasına… Ruhu şad olsun…” Saygılarımla…

SON OPERASYONLAR

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) “para kasası” olduğu belirtilen iş adamı Memduh Çıkmaz’ın, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) operasyonuyla Sudan’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi, yakın dönemdeki önemli
MİT operasyonlarının hatırlanmasına neden oldu.
MİT, son yıllarda değişen şartlar çerçevesinde yeniden yapılandırıldı. MİT Müsteşarlığı bünyesinde Stratejik Analiz Başkanlığı, İstihbarata Karşı Koyma Başkanlığı, Dış Operasyonlar Başkanlığı, Güvenlik İstihbaratı Başkanlığı, Elektronik ve Teknik İstihbarat Başkanlığı, Sinyal İstihbaratı Başkanlığı olmak üzere 6 ana başkanlık birimi oluşturuldu. Yeni yapılanma ile MİT’in teknik istihbarat olanakları geliştirildi, operasyon gücü de yükseltildi. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından MİT içinde yurtdışına kaçan FETÖ mensuplarıyla ilgili bir ekip oluşturuldu. Bu ekibin çalışmaları sonucunda Memduh Çıkmaz’ın Sudan’da kaldığı yer 2 ay önce tespit edildi. Çıkmaz, MİT ile Sudan istihbarat biriminin ortak operasyonu ile bu ülkede gizlendiği evde yakalandı ve Türkiye’ye getirildi.
Öcalan Kenya’da
MİT’in, resmi olarak açıklanmayan çok sayıda operasyona imza attığı yönünde iddialar sürekli gündemde yer aldı. Ancak bunlar resmi doğrulama olmadığı için sürekli iddia düzeyinde kaldı. 16 Şubat 1999’da Abdullah Öcalan, MİT operasyonu ile Kenya’dan Türkiye’ye getirildi. Öcalan, Kenya’da Yunanistan Büyükelçiliği’ne sığınmıştı.
MİT’e, Yunanistan’ın Öcalan’ı Kenya’dan Hollanda’ya Falcon 900B tipi bir uçakla götüreceği istihbaratı geldi. Bu uçaktan Türkiye’de sadece bir tane vardı, o da eski bakanlardan Cavit Çağlar’a aitti. İçinde bordo berelilerinin de bulunduğu ekip, uçakla Hollanda’dan kalkan aynı tip uçaktan önce Kenya’ya gitti. Havalimanında derdest edilen Öcalan, özel uçak ile Bandırma’daki askeri havaalanına getirildi.
Cunta deşifre edildi
9 Mart Cuntası da MİT tarafından deşifre edilmişti. Milli Demokratik Devrimciler, Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Devrim gazetesi etrafında birleşmişti. Bu hareketin lideri emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu idi. Bu hareket, darbe yapmak ve Türkiye’de sosyalist bir yönetim kurmak istiyordu. 9 Mart 1971’deki darbe girişimi başarılı olamadı. Darbe içlerinde Mahir Kaynak ve Mehmet Eymür’ün de bulunduğu MİT mensuplarının durumu ve o dönemde ilgili toplantılara sızmış olan Korgeneral Atıf Erçıkan’ın toplantılarda aldığı kaset kayıtları sayesinde deşifre edildi.
Rehineler kurtarıldı
Terör örgütü DAEŞ, 11 Haziran 2014’te Türkiye’nin Musul başkonsolosluğuna baskın düzenledi. Baskında Türkiye’nin Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz’ın da dahil olduğu 49 kişi rehin alındı. Yılmaz ve 49 konsolosluk çalışanını serbest bırakılarak 20 Eylül 2014 sabaha karşı saat 05.00’te Türkiye’ye getirildi. Rehineleri kurtarma süreci MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanlığı’nca tamamen yerli bir operasyon olarak yürütüldü. MİT, Musul’daki rehin alınma olayının ardından DAEŞ’in bölgede daha önce gerçekleştirdiği tüm rehin alma operasyonlarını analiz ederek bir strateji geliştirdi ve bu çerçevede sonuca ulaştı.

SDG sözcüsü getirildi

MİT’in yakın tarihteki operasyonlarından biri Suriye Demokratik Güçleri (SDG) sözcüsü Talal Silo’nun Türkiye’ye getirilmesi. Suriye’de ABD’nin desteklediği PKK’nın uzantısı niteliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) sözcülerinden Talal Silo, kasım ayında saf değiştirip terör örgütünden ayrıldı. Silo, MİT tarafından teslim alınarak Fırat Kalkanı Harekat bölgesi içinde yer alan Türkiye ve ÖSO’nun kontrolündeki Cerablus’a getirildi. Silo buradan Türkiye’ye getirilerek MİT tarafından sorgulandı.

MİT BAŞKANI Hakan Fidan aslen nerelidir, kaç yaşındadır ???

Türkiye tarihinin en çalkantılı dönenmelirnden birinde en hassas kurumun başında bulunan isim olan Hakan Fidan doğal olarak nereli olduğu merak ediliyor. Peki Hakan Fidan aslen nerelidir, kaç yaşındadır, daha önce hangi kurumlarda çalıştı?

Türkiye’nin en hassas kurumlarının başında uzun yıllardır devlet büyüklerinin güvenini kazanarak, kalmaya devam eden Hakan Fidan aslen nerelidir, kaç yaşındadır, daha önce hangi kurumlarda çalıştı? İşte Hakan Fidan hakkında çok merak edilen bilgilerden bazıları:

Hakan Fidan Ankara doğumlu olmasına karşın aslen Vanlı olduğu biliniyor. Ancak aslen Denizlili olduğu iddiaları da mevcuttur.

Kimlik bilgilerine göre Doğum yeri Ankara ‘dır.

Aslen nereli olduğuna dair en yakın iddia Denizli’de bir yerel gazetenin Hakan fidan hemşerimiz manşetine göre Denizli ‘dir.

Kendisi bu bilgiyi doğrulamamıştır.

Hakan Fidan’ın Van’lı olduğu belirtiliyor.

Hakan Fidan, 1968 yılında Ankara’da dünyaya geldi.

1986’da Kara Kuvvetleri Muhabere Okulu’ndan mezun olduktan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Astsubay rütbesiyle görev yapmaya başladı.

Fidan, TSK’da bilgisayar teknisyenliği görevinde de bulundu.

Fidan, NATO bünyesinde Almanya’da görev yaptı, bu görevi sırasında University of Maryland University College’dan (UMUC) mezun oldu.

Fidan, Türkiye’ye döndükten sonra da kariyer eğitimine devam etti. Bilkent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü yüksek lisansla bitirdi.

Yüksek lisans tezi ise Intelligence and Foreign Policy: A Comparasion of British, American and Turkish Intelligence Systems başlığını taşıyordu.

Hakan Fidan bu tezinde Türkiye’nin dış istihbarat alanında güçlü bir sisteme ihtiyaç duyduğunu belirterek önerilerde bulunuyordu.

Aynı üniversiteden doktora tezi de hazırlayan Fidan’ın doktora tezinin konusu da yine bilgi çağına uygun bir başlığı taşıyordu. Diplomacy in the Information Age: The Use of Information Technologies in Verification başlığını taşıyan Fidan, bilgi teknolojilerini irdeliyordu.

Fidan OYAK üyeliğinin ardından 2001 TSK’dan ayrıldı. Ankara’da Avustralya Büyükelçiliği’ne danışmanlık yaptı.

Viyana’daki Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve Cenevre’deki BM Silahsızlanma Enstitüsü ile Londra merkezli Verification Research, Training and Information Center’da çalışmalara imza attı.

Hakan Fidan, AK Parti’nin iktidara gelmesinden sonra 2003-2007 yıllarında Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanlığı’na getirildi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na danışmanlık yapan Hakan Fidan, Kasım 2007’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Dış Politika Ve Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görevlendirildi.

17 Nisan 2009’da, dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner’in yardımcılığına getirildi.

27 Mayıs 2010 tarihinde, MİT Müsteşarı olarak atandı.

Son olarak MİT’in müsteşarlıktan "Başkanlık"a dönüştürülmesi ve direkt Cumhurbaşkanlığına bağlanmasıyla Hakan Fidan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ilk "başkanı" olarak tarihe geçti.

MİT DOSYASI : MİT’ten çok özel VIP yakın koruma eğitimi !!!


MİT’ten çok özel VIP yakın koruma eğitimi !!!

Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı tarafından devlet büyüklerine yönelik olası tehditlere karşı yakın korumaları özel eğitimden geçiriyor. "VIP Yakın Koruma Eğitimi" özel tasarım ve donanıma sahip tesislerde uzman personeller tarafından gerçekleştiriliyor.

Başta terörizm olmak üzere tüm güvenlik tehditlerine karşı etkin ve rasyonel mücadele yöntemlerinden biri olan koruma faaliyetlerine, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de büyük gereklilik duyuluyor.

Devlet kademesindeki önemli kişilerin olası tehditlere karşı korunması da önemli bir güvenlik gündemi oluşturuyor.

Koruma faaliyetinden sorumlu güvenlik birimlerinin bilgi, teknik ve kabiliyetlerini süreklilik arz edecek şekilde geliştirmesi ve sürekli üretken bir yapıya sahip olması vazgeçilmez bir unsur olarak öne çıkıyor.

Devletin tüm güvenlik kurumları gibi Milli İstihbarat Teşkilatı bünyesinde de kurumun korumakla görevi olduğu devlet büyüklerine yönelik, özel eğitim ve donanıma sahip uzman personel tarafından "VIP Yakın Koruma Eğitimi" faaliyeti yürütülüyor.

ÖZEL TESİSLERDE ÖZEL EĞİTİM
Koruma eğitimi alanında sayılı güvenlik servislerinin sahip olduğu özel eğitim imkanlarını bünyesinde barındıran MİT‘in özel tasarım ve donanıma sahip eğitim tesislerinde yürütülen çalışmalar neticesinde VİP koruma hizmetleri sahaya taşınıyor.

MİT’in yakın koruma ve savunma alanında düzenlediği eğitim programlarının içeriğinde, "VIP Yakın Koruma Organizasyonlar Eğitimi, VIP Yakın Koruma Organizasyonları nazari ve uygulamalı eğitimleri, VIP güvenliğine yönelik keşif çalışmaları, VIP güvenliğine yönelik uzman koruma personelinin bilmesi gereken ilk yardım metotları, VIP güvenliğine yönelik uzman koruma personelinin arama metotları, uzman koruma personelince kullanılan silahlar ve mekanik nişancılık eğitimi, günlük koordinasyon sağlayıcı spor aktiviteleri, VIP’lere yönelik gerçekleşebilecek saldırı senaryolarına söre özel atış eğitimlerinin yanı sıra suikast ve sabotajlarda karşı koymak üzere oluşturulan unsurlar olan CAT (Karşı Saldırı- Atak Timi) ve keskin nişancılık eğitimleri" yer alıyor.

Teşkilat ulusal güvenlik birimlerinin yanı sıra çeşitli dost ve müttefik ülkelerin güvenlik birimlerine de VIP Koruma alanında eğitimleri sunuyor.