MİT DOSYASI : Avusturya’da ‘MİT itirafçısı’ olduğunu söyleyen kişinin ‘suikast talimatı aldığı’ iddialarıyla ilgili neler biliniyor ???


Avusturya’da ‘MİT itirafçısı’ olduğunu söyleyen kişinin ‘suikast talimatı aldığı’ iddialarıyla ilgili neler biliniyor ???

Avusturya’da Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile bağlantılı olduğunu öne sürüp ‘eski milletvekillerine suikast hazırlığında olduğu’ iddiasıyla Avusturya gizli istihbaratına teslim olan Feyyaz Ö. ile ilgili soruşturma sürerken, Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği ise iddiaların ‘saçma ve gülünç’ olduğunu söyledi ve Avusturya makamlarının kendilerini bilgilendirmediğini ifade etti.

Avusturya basınında yer alan iddialara göre İtalyan pasaportu taşıyan Türk vatandaşı Feyyaz Ö. Viyana’da Avusturya gizli istihbarat teşkilatı binasına teslim olup emekli MİT mensubu olduğunu söyledi ve ‘suikast talimatı verildiğini’ söylediği kişilerin Yeşiller Partisi eski milletvekili Berivan Aslan, eski milletvekili ve ZackZack adlı haber sitesi editörü Peter Pilz, Avusturya Halk Partisi eski milletvekili Efgani Dönmez ve Sosyal Demokrat Parti’den Avrupa Parlamentosu milletvekili Andreas Schieder olduğunu öne sürdü.

Olayda adı geçen isimler ve Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Ozan Ceyhun iddialarla ilgili BBC Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

İddiaları ZackZack adlı internet sitesinde yayınlayan Pilz, ‘tehlike altında olduğuyla ilgili’ Avusturya gizli istihbarat servisi tarafından doğrudan kişisel olarak uyarıldığını söyledi. Pilz, "İstihbarat servisimiz bu tehditleri çok ciddiye alır. Koruma teklifinde bulundular" dedi.

Feyyaz Ö. ile ilgili belgeleri gördüğünü söyleyen Pilz, "Durum çok net değil. Viyana’da yapmak istedikleriyle ilgili iddiaların doğru olup olmadığı da belli değil ama ayrıntılar bu kişinin MİT ile bağlantılı olduğunu, Türkiye’de Gülen yapılanmasıyla ilgili bir davada önemli bir rol oynadığını gösteriyor" diye konuştu.

Peter Pilz: Erdoğan’ın Avusturya ve dünya genelindeki ağını araştırıyorduk

Pilz, neden hedef alınmış olabileceği sorusuna şu yanıtı verdi: "Berivan Aslan ile Erdoğan’ın yalnızca Avusturya’da değil, tüm dünya genelindeki ağını araştırıyorduk, birçok bağlantı bulduk. Erdoğan’ın casuslarının Viyana’da, Berlin’de olduğunu gördük, gizli belgeler bulduk. Erdoğan’ın ve gizli istihbarat servisinin bizden çok hoşlanmadığından eminim."

Avrupa’nın merkezinde böyle bir suikast ihtimalinin ‘gerçekçi olmayacağına’ ilişkin soru işaretlerine dair de Pilz "Daha önce birçok defa oldu. Çok sayıda siyasi bağlantılı cinayet işlendi. Bu yeni değil. Ama yetkililerimizin doğrudan Türk hükümetiyle bağlantısını bulması önemli bir gelişme olurdu, buna bakılması gerekiyor. Bu kanıtlanmış bir şey değil, ama olasılık dışı olduğunu da düşünmüyorum" dedi.

Yeşiller Partisi eski milletvekili Berivan Aslan’ın adı da Feyyaz Ö.’nün hedef aldığı söylenen kişiler arasında geçiyor.

İddianame ve iddialarla ilgili Avusturya makamları tarafından bilgilendirildiğini belirten Berivan Aslan, Feyyaz Ö’ye dair "Feyyaz Ö. emekli MİT mensubu olduğunu iddia ediyor ama ellerinde kendisine karşı çok bilgi olduğundan dolayı ‘suikastı gerçekleştirseydi ona sahip çıkmayacaklarını, suçlu olarak damgalanacağını’ söylüyor. Bu sebepten dolayı itiraf etmesi gerektiğini, can güvenliğini ve ailesinin güvenliğini düşündüğü söylüyor" dedi.

Berivan Aslan: Muhalifler hedef alınıyor

Berivan Aslan, hedef alınmasının sebebinin de siyasi ve muhalif duruşu olduğunu söyledi:

"Ben her zaman Türkiye’deki demokrat kitlenin sesi olmaya çalıştım. Her kesimin, her ne olursa olsun kim mağdursa, zordaysa sesi olmaya çalıştım. Basın özgürlüğünden, insan haklarına, avukatlardan mağdur doktorlara kadar. Avrupa’da bu sıkıntıları dile getiriyorum, gerçekleri söylemek bizleri hedef noktası haline getirdi."

ZackZack editörü Pilz ile MİT’in Avrupa’daki ağını araştırdıkları için ‘hedef alınmış olabilecekleri’ iddiaları konusunda Berivan Aslan şunları söyledi:

"Bunların hepsi birbirine bağlı. Ama sadece o değildi. Burada demokratik kitleden gelen insanlar Türkiye’den giriş yaptıklarında tutuklanıyorlardı. Deşifre ediliyorlardı. Bu deşifrelerin nereden geldiğine ilişkin elbette araştırma yaptık. Ama olay sadece bu değil. Ses getirmek, Avrupa’da kamuoyu yaratmak, siyasette etki yapmak. Biz el etek öpenlerden olmadığımız için biraz daha hedef tahtasına yerleştirildik diye düşünüyorum."

Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Ceyhun: İddialar inandırıcı değil

BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Ozan Ceyhun ise, iddialarla ilgili kendilerine resmi makamlar tarafından bilgilendirme yapılmadığını söyledi ve öne sürülenlerin ‘saçma’ olduğunu ifade etti:

"Bu iddialarla ilgili olarak hiçbir bilgimiz yok. Eğer bu iddialar varsa ve bu kişi iddia edildiği gibi medyada çıktığı kadarıyla, bir şeyler açıkladıysa, birincisi bu kişiye yönelik, ikincisi söyledikleriyle ilgili bize Avusturya makamlarından iletilmiş, söylenmiş paylaşılmış bir bilgi yok.

"Avusturya makamlarını eleştirmek istemiyorum zaten eleştirim olacaksa bunu muhatap olduğum ortamlarda yaparım. Ancak medyada okuduğum kadarıyla ve iddiaları, isimleri okuduğum kadarıyla hepsini çok saçma sapan buluyorum. Hiçbir şekilde inandırıcı bulmuyorum. Pilz’in adı geçiyor. Pilz Avusturya politikasında en son ‘tacizci’ olarak partisinden ihraç edilmiş bir şahıs.

"Ben bu dünyada herhangi bir istihbarat teşkilatının, ciddi bir ülkenin ciddi bir istihbarat teşkilatının Sayın Pilz veya Sayın Aslan konusunda bir dakika bile ciddi anlamda vakit ayırabileceğine inanmıyorum.

"Şahısları tanıdığım için, iddiaları da gerçek dışı ve uyduruk, kötü amaçlı değerlendiriyorum. Söz konusu şahıslara yönelik iddiaların, şahısları tanıdığım ve anlatılan öyküyü gördüğümde Netflix’teki ucuz filmlere benzetiyorum. Netflix’te ucuz filmler olur, sinemada oynamazlar, sadece Netflix için çekilirler, bilinmeyen artistlerle, uyduruk hikayelerle, seyrettikten sonra dersiniz ki ‘Zamanıma yazık oldu, bu film neydi böyle’. Söz konusu olayı da bu şekilde değerlendiriyorum."

Büyükelçi Ceyhun, eski milletvekillerine polisin ne anlattığını bilmediğini söyledi ve "Ama birilerinin çıkıp da onlara yönelik ‘Türkiye için sorunlu, çok tehlikeli veya Türkiye’yi rahatsız eden isimler’ olarak tanımlanmasını gülünç buluyorum. Biz onları şahsen ciddiye almıyoruz" dedi.

‘Avusturya ile işbirliğini bekliyorum’

Büyükelçi Ceyhun, inandırıcı bulmadığını söylediği iddialarla ilgili "Neden MİT’in adının geçip hedef alındığı" sorusuna ise "Bunu ben de merak ediyorum. Bu nedenle de Avusturya tarafından bir an önce nedenlerini, mümkünse onlarla birlikte, bu saçmalıkları ortaya atanların gerçek nedenlerini ortaya çıkarmak için işbirliği yapmayı bekliyorum" yanıtını verdi.

Berivan Aslan Avrupa’daki Türkiyeli muhalifler üzerinde yıllar boyunca aşırı bir baskı olduğunu ve büyükelçiliğin de bu iddiaları ciddiye alması gerektiğini ifade ediyor:

"Soruşturma daha netleşmemiş, dalga geçer gibi olayı hafifletme çalışıyor. Bunun ciddiyetini sorgulamaktansa biraz daha diplomatik, biraz daha profesyonel bir yaklaşım beklerdim. Bu olay ister istemez birçok insanı can korkusuna düşürdü, basitleştirilebilecek bir durum değil. Büyükelçi daha duyarlı, daha işbirlikçi davranabilirdi."

Aslan, ‘geçmişte Gülen yapılanmasıyla bağlantılı kişileri hedef alan saldırıların yaşandığını’ belirterek şunları söyledi:

"Daha önce böyle bir boyut yoktu. Ama hepimiz zaten sürekli tehdit altındayız. Prof. Burak Çopur’un ailesi iki hafta önce tehdit edilmiş Erdoğan’a karşı bir şey söylememesi için. Ne tesadüftür ki iki hafta sonra benimle ilgili suikast planı ortaya çıkıyor. Bizler tamamen bağımsız, Avrupalı siyasetçiler, akademisyenler olarak sırf Türkiye’deki demokrasi eksikliklerini dile getirdiğimiz için bu şekilde hedef noktası haline getirilmemiz, vahşetin çok büyük olduğunu gösteriyor."

Avrupa genelinde MİT’in en faal olduğu öne sürülen ülke Almanya. Ülkede yaklaşık 6000 MİT muhbiri olduğu iddiaları vardı.

Almanya’da MİT faaliyetlerine ilişkin soru önergesi

Almanya Hür Demokrat Parti (FDP) milletvekili Benjamin Strasser de MİT’in Almanya’daki faaliyetlerine ilişkin hükümete soru önergesi vermişti.

Hükümetin Strasser’in soru önergesine verdiği 17 Eylül tarihli yanıtta şu ifadeler yer aldı:

"Son yıllarda diğer ülkelere ait istihbarat faaliyetlerinin, devlet etkisinin ve casusluğun Almanya’ya oluşturduğu tehdit sürekli şekilde artmıştır. Dünyanın diğer bölgelerindeki jeopolitik durumla ilgili çatışmalar Almanya’ya ve Avrupa’ya taşınıyor. Dolayısıyla, birçok devletin istihbarat servislerinin faaliyetleri Almanya’da giderek daha faal hale geliyor ve birçok farklı araç ile kendi ülkelerinin çıkarlarını destekliyorlar."

Avrupa’da ve dünyanın farklı bölgelerinde Gülen yapılanması mensuplarının MİT tarafından kaçırıldığı ve tehdit edildiğine ilişkin haberler çıkıyordu.

Alman milletvekili Strasser: Muhaliflere gözdağı ve MİT’in Alman kurumlarına sızma teşebbüslerinden haberdarız

Alman milletvekili Strasser, konuyla ilgili BBC Türkçe’ye yazılı açıklama yaptı:

"Almanya’da geniş bir Türk toplumu var ve Türklerin hepsi Erdoğan hükümeti destekçisi değil. Buna ek olarak, 2016’daki darbe girişiminden sonra birçok Türk vatandaşı siyasi zulümden kaçmak için Almanya’da koruma talep etti. 2019’da 11.423 Türk vatandaşı ülkemizde sığınma talebinde bulundu. Türk istihbarat servisi MİT bu nedenle Almanya’da aşırı faal. Ülkemiz, MİT’in öncelikli hedeflerinden biri ve istihbarat servisi bilgi edinmeyle kısıtlı değil. Muhalefet destekçilerine gözdağı verilmesi ve MİT’in Almanya güvenlik kurumlarına sızma teşebbüsleriyle ilgili haberlerin farkındayız.

"Bu saldırgan istihbarat faaliyeti NATO ortakları arasında yasaklanmalı ve Alman hükümeti bu faaliyetleri kesinlikle reddetmeli. Her şeyden önce, federal hükümet Almanya’daki Türk muhalefet üyelerine karşı tehditlerle ilgili şeffaflık yaratmalı. Almanya Federal Anayasa Koruma Teşkilatı’nın (BfV) yabancı muhalif hareketlere ilişkin risk analizine acilen ihtiyaç duyulmaktadır."

MİT DOSYASI : FETÖCÜ MEDYA YİNE MİT’İ HEDEF YAPTI /// İŞTE HABER : AHVAL NEWS : ‘Erdoğan’ın casus ağı’


AHVAL NEWS : ‘Erdoğan’ın casus ağı’

ZDF’in hazırladığı belgesel, MİT’in Almanya’daki örgütlenmesine ilişkin kapsamlı bilgiler sunuyor. Buna göre elçilikler veya konsolosluklarda bulunan gayri resmi istihbarat elemanları, dokunulmazlık zırhına kavuştukları için yürüttükleri faaliyetlerden dolayı, ajan olarak yargılanamıyor.

Gazeteci Susana Santina ve Simone Müller tarafından hazırlanan “Erdoğan’ın hizmetinde” ismini taşıyan ve ZDFzoom programında yayınlanan bir belgesel, MİT’in Almanya’daki faaliyetlerini ele aldı. 4 Haziran Perşembe gecesi Almanya’nın ikinci kanalı ZDF’te yayınlanan belgesel, kanalın internet sitesindeki “Mediathek” bölümünden izlenebiliyor.

LİNK : (https://www.zdf.de/dokumentation/zdfzoom/zdfzoom-im-dienste-erdogans-100.html)

Belgesel, MİT’in çalışma sistemi ve casus ağı ile bunun arka planı ve Alman (güvenlik) makamlarının buna neden göz yumduğunu da ele alıyor.

MİT’e çalışan muhbirler ağırlıklı olarak diplomatlar, diplomasi çalışanları ve Almanya’daki 13 Türk konsolosluğunda kamufle edilmiş çalışanlardır. ”Yasal Temsilcilik” (Almanca: Legalresidenturen) -elçilikler veya konsolosluklarda bulunan gayri resmi istihbarat departmanlarına verilen isim- diplomasinin dokunulmazlıktan yararlanırlar ve ajan olarak faaliyet yürüttükleri için yargılanamazlar.

Almanya’da MİT’in ana çalışanlarının yanı sıra 8 bin MİT ajanı bulunuyor. Weilheim’da yaşayan tanınmış istihbarat uzmanı Erich Schmidt-Eenboom, bunu sayının diğer ülkelere kıyasla “devasa bir sayı” olduğunu belirtiyor.

Schmidt-Eenboom belgeselde Alman iç istihbarat çalışanları ile düzenli olarak bir araya geldiğini belirtirken, binlerce MİT ajanı olduğu görüşünü de destekliyor. Bu durumda Diyanet’e bağlı DİTİB’in 1000’e yakın camisi, merkezi bir rol oynuyor. DİTİB’e çalışan imamlar, Gülen Hareketi’ne bağlı çalışan, üye vb muhalifler hakkında bilgileri konsolosluklara sızdırıyor. Tüm bunlar Alman makamlarının da bilgisi dahilinde. 2017 yılında çok sayıda imama açılan casusluk davasının basına sızmasıyla Türk hükümeti imamları ülke dışına çıkardı ve davalar ancak imamların Türkiye’ye kaçışından sonra açıldı.

MİT’in faaliyetleri için DİTİB camilerinin görevlendirmesi yeni bir bilgi değil; FOCUS dergisi 18 Nisan 1994’teki sayısında Türk istihbaratının o dönem Almanya’daki mevcut 700 camisinde istihbarat çalışmaları yaptığı yazdı. FOCUS’un araştırmalarında şunlar belirtiliyor: “Manevi liderler olarak görülen ve konsoloslukların maaş bağladığı bu imamlar, dört ayda bir Almanya’daki Türk toplumu üzerine ayrıntılı bir rapor yazmakla yükümlü. Söz konusu istihbarat operasyonu, ’Refah’ kod adını taşıyor ve imamlara ‘iç güvenlik meseleleri’ söz konusu olduğunda konsolosluklara derhal bilgilendirilme yapması için talimat veriyor.” FOCUS’un araştırmalarına göre MİT’in Almanya merkezi, o dönem Köln Ehrenfeld’deki DİTİB camisiydi.

MİT’in casusları camilerin yanı sıra seyahat acenteleri ve Almanya’daki Türk bankalarında da bulunuyor. 2014’te Alman polisi Türk ajanları tutukladığından yana bu biliniyor. Erdoğan’ın eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu ile iki ajanın Kürt, Alevi ve Êzîdî aktivistler hakkında bilgi toplama ve casusluk faaliyeti yürütmekle yargılandığı dava, ajanların devlet hazinesine 70 bin euro kefalet ödemesi kararıyla Mayıs 2015’te apar topar kapatıldı.

Ancak dava iddianamesi Almanya’da seyahat acentesinin muhaliflerin seyahat planlarını MİT’e servis ettiği, Türkiye’ye girdiklerinde tutuklandıklarını ortaya koydu. Schmidt-Eenboom de buna dikkat çekerek, “Kamufle edilmiş casuslar bankada aktarılan paraları, seyahat acentelerinde de yolculuk bilgilerini aktarıyor” diyor.

ZDF’ye konuşan eski bir casus, kumar bağımlılığından dolayı borçlu olduğunu, bu nedenle MİT’in ajan faaliyetlerinde yer aldığını itiraf ediyor. İsmini vermeyen istemeyen casus, MİT’in kendisiyle irtibata geçtiğini ve muhalifler hakkında bilgi aktarması karşılığında para teklif ettiğini aktardı. Diğer casuslar ise gönüllü çalışanlardır; maaşlı ajan değil. Belgeselde, “Türk Cumhurbaşkanı’na tapanlar, Almanya’daki vatandaşları hakkında bilgi sızdırıp casusluk yapmayı kendilerine görev sayıyor” deniliyor.

Federal Dışişleri Bakanlığı, seyahat ve güvenlik uyarılarında ülkeye giriş ve çıkış yasağı ile tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya kalmalarının casusluk faaliyetlerle bağlantılı olabileceğini açık bir şekilde belirtiyor. Almanya’dan birilerini ihbar etmek, ücretsiz olan “EGM Mobil” uygulamasıyla bile mümkün. Erdoğan’a muhalif olanlar, Facebook paylaşımlarından dolayı haklarında soruşturma açıldığını, Türkiye’ye gittiklerinde havaalanında gözaltına alınırken öğreniyor. Sadece şanslı olanlar, işlem yapmak için Türk konsolosluklarına gittiklerinde haklarında soruşturma veya yakalama kararı olup olmadığını öğrenebiliyor.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABF) Onursal Başkanı Turgut Öker de Almanya’dan EGM uygulamasıyla şikayet edilen ve bu yüzden hakkında dava açılanlardan biri. Türkiye’de bulunan Öker’e sınır dışı yasağı getirildi. Nordrhein-Westfalen eyaletinde yaşayan casus, ZDF’nin belgeseline konuşarak, Öker’in ‘terörist’ olduğunu; PKK’yi desteklediğini; hatta bir mitingde Türk bayrağını yaktığını iddia ederek, EGM uygulaması üzerinden ihbar ettiğini anlatıyor. Öker’in avukatı Mahmut Erdem ise MİT’e çalışan casusu ajanlık faaliyetlerinden dolayı şikayet ettiğini belirtiyor.

Federal Meclisi Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen de MİT’e casusluk yapmanın bir suç olduğunu kaydediyor. Aslında Ceza Kanunu’nun 99’uncu maddesine göre, Almanya’da yabancı bir ülkenin istihbaratına bilgi sızdırmanın 5 ila 10 yıl arası hapis cezası var. Ancak üst düzey ajanlar diplomasinin dokunulmazlığının koruması altında.
Öte yandan EGM Mobil uygulaması ile ihbar edildiğini ispat etmek de mümkün değil; gizlilik kararı bulunan dava dosyalarından bunu öğrenmek mümkün değil; tabii bu tür soruşturmaların anonim ihbarlarla yapılması da mümkün.

Söz konusu EGM Mobil uygulamasına karşı 2018 baharında açılan inceleme süreci ise bir suç unsuru teşkil etmediği savunularak kapatıldı. Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi, Eylül 2018’de EGM Mobil uygulamasına ilişkin “Bir şikayet, ihbar veya şüphe sonucunda bir başkasını tehlikeye sokar ve siyasi kovuşturulmasına sebep olursa 5 ila 10 yıl hapis veya para cezası ile karşı karşıya gelebilir” uyarısında bulunurken, uygulamanın kullanımının önüne geçilemeyeceğini savundu.

MİT’e bağlı örgütlerden bir tanesi de 2018’de Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklanan “Osmanen Germania” adlı paramiliter örgüt. Belgeselde yurt dışındaki muhalif kişilere yönelik suikast planları da yer alıyor. Kürt devrimci kadınlar Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in 9 Ocak 2013’te katledildiklerine yer veriliyor.

İstihbarat uzmanı Schmidt-Eenboom, bu suikastin arkasında MİT’in olduğunun duruşma başlamadan önce cezaevinde ölen katil Ömer Güney hakkında hazırlanan iddianameden de anlaşıldığından bahsediyor. Belgeselde “Irak Kürdistan Özerk Bölgesinde Kürt özel kuvvetleri tarafından tutuklandığı” belirtilen iki MİT ajanının ifadelerine yer veriliyor. Ancak doğrusu, söz konusu iki MİT yetkilisi, PKK’nin emriyle ele geçirildi. Schmidt-Eenboom, Fırat Haber Haber Ajansı’nın (ANF) yayınladığı MİT ajanlarının ifadelerinin inandırıcı olduğunu söylüyor. Bu argümanını da ajanların komuta hiyerarşisi hakkında verdiği ayrıntılı bilgiye dayandırıyor.

Belgeselde Berlin’de sürgünde yaşayan gazeteci Hayko Bağdat da kendisine suikast hazırlığı yapıldığından bahsediyor. Bremen’de yaşayan KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç’a da suikast hazırlığı yapıldığı ve bu planın arkasında MİT ajanı Mehmet Fatih Sayan’ın olduğu, bu yüzden 2017’de yargılandığı ise belgeselde yok. Schmidt-Eenboom, federal hükümetinin Ankara’ya siyasi cinayetlerin kırmızı çizgileri olduğu, bunun aşılmaması gerektiğini açıkça belirttiği için MİT’in Almanya’da siyasi cinayetlerden kaçındığını söylüyor. Ancak bu MİT’in tek kırmızı çizgisi olmalı.

Aynı zamanda, on yıllardır Alman ve Türk istihbarat teşkilatları arasında çok yakın bir işbirliği söz konusu. Bu temelde cihatçı terör de özellikle son 20 yılda daha önemli hale geldi. Alman makamları, terör örgütü olarak gördüğü Suriye ve Libya’daki El Kaide ve DAİŞ’e yakın milislerin MİT tarafından desteklendiğinin de farkında. Bu da MİT’i daha güçlü bir pozisyona sokuyor. Böylece kontrol altına alabileceği yakınında olan bu örgütlerle, Alman partnerini de tehdit edebiliyor.

Bu nedenle Alman makamlarının, Almanya yasalarına aykırı olan Türk ajan faaliyetlerine karşı harekete geçme gayretleri de düşük. Daha çok ajanlık faaliyetlerine karşı sembolik uyarılarda bulunuyorlar.

Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (iç istihbarat) son raporunda, “Ajanlık ve diğer istihbarat faaliyetleri” bölümünde bu kez MİT’in faaliyetlerine de yer verildi. Oysa genelde Çin, Rus veya İran’ın istihbaratına yer veriliyor.

Türkiye’de “aşırılıkçı ya da terörist” olarak sınıflandırılan parti ve örgütler, Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Marksist-Leninist Komünist Partisi (MLKP), Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C) ve Fethullah Gülen’in hareketi MİT’in odağında.

Almanya’ya kaçan ve resmi makamların koruması altına alınan Gülen Hareketi’nin üyeleri dışında söz konusu örgütler, Federal Hükümet tarafından da aşırı solcu ve ‘terörist’ olarak görülüyor. Bu da; geleneksel, jeostratejik ve ekonomik çıkarların yanı sıra Alman hükümetinin MİT’in Almanya’daki devasa casus ağının sürgünde yaşayan muhalifleri izleme ve sindirmesine göz yummasının bir sebebi olmalı.

MİT DOSYASI : CIA ve MOSSAD ajanları gözünden Hakan Fidan tartışması


CIA ve MOSSAD ajanları gözünden Hakan Fidan tartışması

İlhan Tanır Gazeteci, Washington

25 Ekim 2013

Batılı basında Hakan Fidan ve MİT üzerindeki tartışmalar arttıkça, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Amerikan ve İsrail istihbarat kurumları ile olan ilişkileri de dikkat çekiyor.

BBC Türkçe’nin ulaştığı biri CIA, diğeri de MOSSAD’da uzun yıllar çalışmış iki istihbarat görevlisi, kendi çalıştıkları kurumların MİT ile ilişkileri ve Hakan Fidan olayını, yine kendi kurumları penceresinden aktardılar.

Eğer gerçekten MİT bu değerleri biliyor ise bu MOSSAD’ın laçkalığını gösterir, aslında. İsrail’in Türkiye’nin bir süredir onlar için bir düşman ortam olduğunu bilmesi gerekir. MOSSAD, bu tür faaliyetleri terketmeli ve Türkiye’yi ‘reddedilmiş operasyonlar toprağı’ olarak kabul etmeliydi.Reuel Marc Gerecht

Kariyerine CIA’in operasyonlar merkezi (Directorate of Operations) bölümünde başlamış olan Reuel Marc Gerecht, MİT’in gerçekten de basına yansıdığı gibi 10 İsrailli ajanı ele verdiği doğruysa, bundan MİT’den çok MOSSAD’ı sorumlu tutuyor.

CIA’in ”Gizli Servis” olarak anılan bölümünde uzun yıllar görev yapmış Gerecht’e göre, ”eğer gerçekten MİT bu değerleri biliyor ise bu MOSSAD’ın laçkalığını gösterir, aslında. İsrail’in Türkiye’nin bir süredir onlar için bir düşman ortam olduğunu bilmesi gerekir. MOSSAD, bu tür faaliyetleri terketmeli ve Türkiye’yi ‘reddedilmiş operasyonlar toprağı’ olarak kabul etmeliydi.”

Şu anda Demokrasileri Koruma Vakfı (the Foundation for Defense of Democracies) düşünce kuruluşunda İran, Irak, Afganistan, terörizm ve istihbarat konularında çalışmalar yapan Gerecht ayrıca, ele verildiği söylenen ajanların çok önemli ajanlar olmadığına inanıyor: ”Bunlar belki de bazı gizli faaliyet (covert action) ajanlarıydı.”

‘2000’lere dek mükemmel ilişkiler’

BBC Türkçe, eski bir CIA çalışanının yanı sıra, İsrail’in MOSSAD istihbarat kurumunda 1988 ile 2001 yılları arasında çalışmış olan Michael Ross’la da görüştü. Ross, çokça konuşulan MOSSAD ile MİT kurumları arasındaki ilişkilerin gerçekten de çok iyi olduğunu teyit ederek, 2000’li yılların başına kadar bu ilişkileri ”mükemmel” olarak tanımladı:

”13 yıllık MOSSAD çalışma hayatımın bir bölümünde, özel protokol bölümünde, MOSSAD’ın diğer ülkelerin istihbarat kurumları ile ilişkilerini yönettim -ki Türkiye’nin MİT’i de bunun içinde idi. Bu konuda, yetkin bir isim olarak söyleyebilirim ki, o yıllardaki MOSSAD ile MİT arasındaki ilişkiler çok yakın ve mükemmel olarak tanımlanabilir.”

Telif hakkın

Ross aslen Kanadalı ve 2001 yılında, 11 Eylül olayları sonrası kendine kendine ‘yeter’ diyerek kurumdan emekliye ayrılmış, Kanada’ya dönerek burada kendi özel işini kurmuş.

İstihbarat dünyasında, ülkelerin müttefikleriyle sık sık beraber çalıştığını ve bunun yapılacak operasyonlar açısından önemli olduğunu ifade eden Ross, coğrafyasının Türkiye’yi, Avrupa ve Ortadoğu’ya olan sınırlarıyla, bölgesel ulaşım olarak istihbarat kurumları için çok daha stratejik bir pozisyon haline getirdiğini ifade etti.

MOSSAD ile MİT’in ilişkisini açmasını istediğimizde ise şöyle anlattı: ”Birbirlerine güvenir ve saygı gösterirlerdi. Bu tabii ki ayrıca Türkiye ve İsrail’in güçlü askeri geleneklerinin olmasından da kaynaklanıyordu ki, herkesin bildiği gibi iki ülke arasındaki askeri ortaklık da kusursuzdu. Genel olarak da askeri ilişkileri iyi olan ülkelerin istihbarat ilişkilerinin de iyi olduğu görülür.”

‘MİT’in saygınlığına ve imajına darbe vurur’

Hem Gerecht hem de Ross, iki farklı görüşmede, MİT hakkındaki ifşaatların, MİT’in imajı ve saygınlığına çok ciddi bir darbe vuracağına inanıyor.

Gerecht’e göre, ”eğer olay gerçekse, bundan sonra kimse MİT ile bilgi paylaşmaz. Bundan sonra bir ‘parya’ (dışlanmış) kurum olarak görülür. Kimse güvenmez ve MİT’e mesafeli yaklaşılır.”

"Ayrıca, tedbir olarak da İsrail, MİT ile yaşadığı bu olayı çoktan Avrupalı ve Amerikan müttefiklerine ulaştırmış ve ‘Türkiye’ye ona göre davranın’ demiştir."

Ross ise ”İkili istihbarat ilişkilerinin bazı yazılmamış kuralları vardır ki bunlardan biri, birbirinin ajanını ele vermemektir. Ele verme doğruysa bundan sonra insanların sizinle istihbarat paylaşımı yapmayacaklarından emin olabilirsiniz” diyor.

13 yıllık MOSSAD kariyerinde önemli görevler yapmış Ross’un MOSSAD ile MİT ilişkilerini kusursuz olarak tanımlamasına karşın Gerecht, CIA ile MİT için aynı şeylerin söylenemeyeceğini savunuyor:

”CIA’in en yakın ilişki kurduğu istihbarat kurumları İngiltere, Yeni Zelanda, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerin servisleridir. İkinci olarak ise İsrail, Fransa ve Almanya gibi ülkeler gelir. Türkler ise bu iki grubun yanına bile yaklaşamazlar.”

‘MİT’e karşı komplo teorisi değil’

Türkiye’de hemen her kesimin MİT ve Hakan Fidan ile ilgili yazılanları bir kampanyanın parçası olarak görmesine karşılık, bu iki eski MOSSAD ve CIA çalışanı, komplo teorilerine inanmadıklarını söylüyor.

Gerecht daha da ileri giderek, bu söylemleri ‘aptalca” buluyor ve bu savların ”Türkiye’deki siyasi kültürün ne kadar az gelişmiş olduğunu gösterdiğini” ileri sürüyor.

Gerecht’e göre, tam tersine Amerika ve Avrupa hükümetleri bir İslamcı hükümet ile yakın ilişkiler içinde olabileceklerini kanıtlamaya çalıştılar, ama son gelişmeler, bunda başarısız olduklarının kanıtı.

Gerecht’in en yoğun itirazı ise MİT’in, Hakan Fidan ile birlikte, ilk kez Türkiye’nin kendi çıkarlarını korumaya yönelmiş olduğu savına.

‘Hiç bir ülke, bedavaya ayrıcalıkları başka bir ülkeye sunmaz. Yani, MOSSAD bazı ayrıcalıklarını Türkiye’de kaybediyorsa, emin olunuz MİT de kayıplar yaşayacaktır, bunun karşısında.Michael Ross

Bu açıklamayı anlamsız bulduğunu söyleyen Gerecht, ”istihbarat kurumları kendi ülkelerinin menfaatleri için çalışır zaten” diyor. ”Farklı bir durum olması varsayımdan ibarettir. AKP hükümetinden önce Türk milliyetçiliğini Batı’nın esiri olarak görmek aptalca. Örneğin 90’larda, Avrupa hükümetlerinin MİT’in, kendi menfaati için değil de başka ülkeler için çalıştığını düşünmeleri imkansız.”

Michael Ross, Türkiye’de son günlerde gündeme getirilen ve MİT’in MOSSAD’a sağlanan bazı ayrıcalıkları iptal ettiğine dair haberlerin hatırlatılması üzerine, şunları söylüyor:

”Hiç bir ülke, bedavaya ayrıcalıkları başka bir ülkeye sunmaz. Yani, MOSSAD bazı ayrıcalıklarını Türkiye’de kaybediyorsa, emin olunuz MİT de kayıplar yaşayacaktır, bunun karşısında.”

Özellikle askeri istihbarat tekniklerinde MOSSAD’ın en ileri teknolojilere sahip olduğunu ve bunların Türkiye tarafından isteneceğini hatırlatan Ross, ülke istihbarat ilişkileri hakkında şunları söyledi:

”Unutmayın ki, istihbarat çift şeritli, gidiş-gelişli, karşılıklı çıkara bağlı bir otoyoldur.”

Ross ayrıca, son haftalarca çok sıkça konuşulan MİT’in Suriye’nin kuzeyindeki el Kaide yakını gruplara farklı şekillerde yardım ettiği konusundaki haberlerden de İsrail’in rahatsız olduğunu ileri sürdü.

”İsrail, bir başka Afganistan’ın ama bu kez hemen İsrail’in yanı başında oluştuğunu düşünüyor. Bu da, bölgesel istikrara yardım olarak görülmüyor.”

MİT DOSYASI : HAVUZ MEDYASINDAN ODA TV ANALİZİ /// Yıldız Lokantası’nın seçkin müşterileri !


Yıldız Lokantası’nın seçkin müşterileri !

26 Mayıs 2020

Son günlerde yazdığı her satır ile gündem olmayı başaran Hakan Soylu, bu kez yine herkesin merakla okuyacağı bir analiz kaleme aldı.

İŞTE O ANALİZ

“Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı (MİT) personellerini ve operasyonlarını deşifre eden ve bundan dolayı iki personeli tutuklu bulunan ODA TV hakkında birçok analiz kaleme aldık. Bu analizimizde ODA TV’nin bilgi akışı ve akışı sağlayan politikacı, danışman, teknokrat, bürokrat, asker, polis ve avukatları incelemeye alacağız.

O konuya girmeden önce ODA TV’nin ters operasyonların merkez üssü olduğu tezimizi önceki günlerde medyaya yansıyan haberler doğruladı. Medyaya yansıyan haberlerden biri Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı (MİT) görevlileri ve ailelerinin ifşa edilmesiyle ilgili soruşturma kapsamında tutuklanan Oda TV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan’ı cezaevinde FETÖ’den hakkında işlem yapılan Avukat Akelke Abdykalyova Onat’ın ziyaret ettiği haberiydi.

Medyaya yansıyan ikinci haber ise yine aynı şekilde ODA TV’de köşe yazıları yazan ve söz konusu MİT davasından dolayı haklarında soruşturma olan ODA TV’nin iki personelinin avukatlarının FETÖ’nün finans ayağının çok kritik isimleri olan işadamlarını da savunduğu yönündeki haberlerdi. Hüseyin Ersöz, Serkan Günel ve Kâzım Yiğit Akalan isimli bu avukatların savundukları kişiler arasında TUSKON sanıkları ile ünlü FETÖ sanıkları Kavurmacı ve Kavuk ailelerinin bulunduğu da medyadaki haberlere yansımıştı. Söz konusu avukatların ODA TV’de FETÖ ile mücadele adı altında kamuoyu oluşturup arka planda FETÖ’nün finans ayağının çok kritik isimlerinin avukatlığını üstlenmesi olayı incelemeyi ve araştırmayı hak eden bir konu olarak karşımıza çıkıyor.

Gelelim asıl konuya: Peki “Yıkıcı Ve Bölücü Medya Faaliyetleri” kapsamında ODA TV’ye söz konusu bilgilerin akışını kimler sağlıyor? Kısaca buna da değinelim. Öngörülerimize göre bu yapılanmanın birden fazla kolu olduğu görülüyor. Söz konusu akışı sağlayan politikacı, danışman, teknokrat, bürokrat, asker, polis ve avukatların kimler olduğu, casusluk suçu kapsamında hangi bilgi ve belgeleri sızdırdıkları, bu bilgiler karşılığında hangi operasyonları icra ettikleri, örtülü olarak kimlerin ne kadar kayıt dışı ve kayıtlı ödeme yaptıkları hususunda öyle tahmin ediyoruz ki devlet kayda almış ve arşivlemiştir.

Her analizimizde alışkanlık haline getirdiğimiz tamamen karakterler ve olayları hayal ürünü olarak kaleme aldığımız sürükleyici yeni bir hikaye ile analizimizi sonlandıralım.

Yıldız Lokantası

Her olayda kolaylıkla ortaya çıkan Dolunay isminde bir gazeteci hayat hikayesini değiştirecek bir telefon alır. Telefonun başucunda Taner isminde başka bir meslektaşı vardır. Taner, her olayda kolaylıkla ortaya çıkan Dolunay ismindeki bu gazeteciye bir teklifte bulunur. Konunun detaylarını görüşmek üzere Dolunay, Taner ile buluşmaya karar verir. Taner ile Dolunay alkollü bir ortamda buluşur. Yemekler yenir, içkiler içilir. Dolunay, Taner’e işi sorar. Taner ise bir lokanta açtığını, isminin Yıldız Lokantası olduğunu, yemeklerin taze ve güzel olduğunu, lokantanın ise tuttuğunu söyler. Dolunay, Taner’in neden bahsettiğini anlamaz. Taner’e sorar:

-Taner hayırdır, sen ne anlarsın lokanta işinden. Ne zaman açtın?

Taner cevap verir:

– Çok oldu açalı. Lokantanın ismi de tuttu. Yıldız Lokantası. Burada özel yemekler pişiriyoruz. Bir gelenin tadı damağında kalıyor. Tekrar geliyor. Çok para kazanıyoruz. Burada sana ihtiyacımız var.

Dolunay, Taner’in neden bahsettiğini anlamaz ve tekrar sorar:

– Taner, sen iki viski içtin, kafan güzel oldu. Şu olayı net bir şekilde anlatır mısın? Ben hiçbir şey anlamadım.

Bunun üzerine Taner konuyu açar ve Dolunay’a şunu söyler:

– Biliyorsun benim bir sitem var. Burasını bir lokanta olarak düşün. Bu lokantaya parası olmayan giremez. Karnı aç olan gelir. Parasını ödemeden de yemek yiyemez. Lokantamın müşterileri üst segment. Polis, savcı, bürokrat, teknokrat, hakim, siyasetçi ve hatta yabancı misyonlar. Burada özel yemekler pişirdiğimizi, bir tadanın bir daha o yemekleri tatmak için geldiğini ve devamlı müşteri olduğunu düşün. Bu lokantada yapılacak yemeklerin malzemesini oluşturacak senin gibi birine ihtiyacımız var. Sadece yapman gereken güzel yemeklerin servis edilmesi için malzemeleri getirip aşçıya vermen. Senin getirdiğin malzemeler ile özel yemekler pişirilecek, o yemeği yemek isteyen ise parasını ödeyip o yemeği yiyecek.

Dolunay, Taner’e konuyu anladığını söyler ve teklifi kabul eder. Aralarında söz konusu site Yıldız Lokantası olarak kalır. Bunun üzerine Dolunay, ilk olarak bir strateji üzerine çalışır. Uzun yıllardır tuttuğu ve o aşamada belirli görevlerde olan isimlerin listesini çıkarır. Bu listede savcısından tutun da askerine, polisinden tutun da üst düzey emniyet amirine, hakimden tutun da savcıya, üst düzey görevde ve emekli olan yabancı dış misyon görevlilerinden tutun da yabancı diplomatlara kadar listesini hazırlar. Ertesi gün Lokanta’ya gider ve listeyi Taner ile paylaşır. Taner söz konusu listenin üzerinden geçerken Dolunay’a bir strateji belirler. Söz konusu isimler ile her gün görüşmesini elde ettiği bilgileri kendisine aktarmasını ve hatta köşe yazısında yazması talimatı verir. Taner, üst düzey güvenlik güçlerinin dikkatini çekmemek için bütün görüşmeleri normal telefon hattı üzerinde yapmasını, sade bilgiye erişimi olan bir gazeteci olarak görünmesini ve bütün irtibatlarının açık olması talimatını verir.

Dolunay bu talimat doğrultusunda yıllarca çoğu üst düzey yönetici ile telefon görüşmesi ve randevu sistemi ile normal hatlardan arayarak iz bırakır. Telefonda hal hatır ve gündeme dair gazetecilerin soracağı soruları sorarken, arka planda devletin gizli bilgi ve belgelerini, operasyonlarını öğrenir. Bunları Taner ile başka iletişim kanalı kullanarak paylaşır. Taner ise bu bilgi ve belgeleri lokantanın özel müşterilerine servis eder. Dolunay bilgi getirdikçe, lokantanın müşterileri her geçen gün artar. Müşterilerin kimisi bavul dolusu para verip lokantayı o gün yemek servis edilmemesi için kapatır, kimisi ise lokantanın menüsüne yeni yemeklerin pişirilmesini ister.

Dolunay’ın bu sistemi yıllarca işler. Sistem işledikçe bilgi ve belgeler akmaya devam eder. Dolunay bir hafta sonu gezerken bir kitapçıya uğrar. Bu kitapçıda Muharrem KARABAY’ın yazdığı Aşkı Üveysi isminde üç ciltlik bir kitap alır. Sonrasında eski bir plakçıya girer. Mualla Şentop’un “Seni gönlüme yazdım” kaset çalarını alır. Muharrem Karabay’In Aşk-ı Üveysi kitabından çıkardığı notları Taner ile paylaşırken, Mualla Şentop’un kaset çalarını da dinlemeye devam eder.

Hakan SOYLU

MİT DOSYASI /// ASIM ÖCAL : MİT İN TARİHİ VE İSTİHBARAT HİKÂYELERİ – BÖLÜM 4-


ASIM ÖCAL : MİT İN TARİHİ VE İSTİHBARAT HİKÂYELERİ – BÖLÜM 4-

E-POSTA : gazeteciasim

08 Mayıs 2020

Bugün yaşanan MİT mücadelesine baktığımızda aslında geçmişten bir fark gözükmüyor. Her gelen iktidar ya MİT i kendi çıkarları için kullanmış ya da bu birimin dışında kendine hizmet edecek bir servis ağı kurmaya çalışmıştır. Amaç kendi iktidarlarını sağlama almaya çalışmaktır. Menderes, Özal, Çiller, Erdoğan hep aynı yolu izlemişlerdir.

Örneğin Adnan Menderes in teşkilatı kendi muhalifleri için bilgi toplamada kullandığı hatta bunun için özel büro kurduğu bilinmektedir.

O dönem gazinoculuğa yeni başlayan Fahrettin Aslan milletvekillerinin gece hayatlarını dosya halinde toplar dönemin İstanbul valisi Fahrettin Kerim Gökay aracılığıyla MENDERES’e ulaştırırdı. MENDERES bu dosyaları muhaliflerine şantaj olarak kullanırdı.

Ancak daha sonra fark edildi ki birileri de MENDERES i dinliyor.( bu gün de benzer şeyler yaşanıyor ) Menderes in gönül ilişkileri ile ilgili dedikodular çoğalınca, Menderes Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur’a araştırmasını ister. Bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkar ki, dinleme servisi çalışanları Amerikalıların eline geçmiştir. Dinleme istasyonlarını kuran Amerikalılar, burada çalışanları, özellikle de telefon dinlemesinde görev yapan memurları maaşa bağlamışlardır.

Müsteşar KORUR, raporunda, Amerikalıların MAH a hâkim olduklarını, İstanbul’daki MAH okulunun, servisin İstanbul örgütünün ve Yeşilköy’deki soruşturma teşkilatının Amerikalılardan alınan paralarla döndürüldüğünü belirtir. Amerikalılar paraları doğrudan ilgili servis amirine ve çalışanlarına, zarf içinde vermektedir. Para karşılığında iş isterler.

1956 da yapılan bu soruşturma sırasında ortaya çıkar ki, MAH a, Amerikalılar – belirlenebildiği kadarıyla – ayda 100 bin, İngiliz gizli servisi 30 bin, Fransızlar 7-8 bin, İtalyanlar da 4 bin lira vermektedirler. MENDERES Müsteşarına şu talimatı verir: ‘ keselim ilişkiyi. Yalnız, Amerikalıları darıltma yalım. Bize yapacakları para yardımını malzeme olarak yapsınlar.’

Bunun üzerine Amerikalılardan para alımını destekleyen ve uygulamayı başlatan MAH başkanı Behçet Türkmen, Bağdata elçi olarak atanır. Yıllar sonra da Coca Cola şirketinin Türkiye Temsilcisi olarak görev yapar. Oğlu İlter Türkmen de 12 Eylül döneminde Dış işleri bakanlığı görevinde bulunmuştur.

Çok eleştirilen CIA ile ilişkiler ilk 1950 den sonra başlamıştır. Bu işbirliği Türkiye’nin istihbarat faaliyetlerini zayıflatmıştır. Önemli istihbaratlar CIA tarafından Türkiye ye ikram edildiği için, ne sunulmuşsa onu yemişiz. Bu da Türkiye’nin kendi bünyesinde yapmış olduğu istihbarat faaliyetlerini zayıflatmıştır. Yani bize hazır sunulduğundan bu alanlarda gelişememiş iz.

1970 den sonra Almanlarla ilişkiler ilerletilmiş MİT e bilgisayar ağının kurulması sırasında Almanlar yardımcı olmuşlardır. Sistem ihraç eden ülke olarak Almanların bu yolla MİT i dinlediği ve izlediği zaman zaman iddia edilmiştir. Aslında Almanlar veya Amerikalılar aktardıkları teknik malzeme açısından hiçbir zaman birinci sınıf, kontrol edemeyecekleri ekipmanı kimseye vermezler. Bütün gizli servisler bir diğerine aktardıkları teknik malzeme açısından karşı tarafı denetleye bilecekleri araçları yeğlerler. Verilen teknik yardım son teknolojiyi kapsamaz demode olmuş aletler teknik yardım ve pazarlama kapsamında hibe edilmekte veya satılmaktadır.

Türkiye dış istihbarat açısından başka ülkelere hep bağımlı kalmıştır. Bu bağımlılık Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve İsrail gizli servislerine karşı olmuştur. Onlardan gelen dış istihbarat çoğunlukla kontrol edilmemiş ve doğru kabul edilmiştir. Oysa bu pek çok alanda hatalı bilgilenmenin ötesinde, yanlış yönlendirmelere açık olunmasını ortaya çıkarmıştır.

ASIM ÖCAL

MİT DOSYASI /// MÜYESSER YILDIZ : MİT’çiyi adıyla sanıyla canlı yayına çıkaranlara ne oldu ???


MÜYESSER YILDIZ : MİT’çiyi adıyla sanıyla canlı yayına çıkaranlara ne oldu ???

Yıl 2015… Yani MİT Kanunu’nun o maddesi yürürlükte… Daha önce ismi deşifre edilen kişi televizyona çıkarılıp konuşturulmuş…

27.04.2020 15:35

Barış’lar, Hülya Kılınç ve Murat Ağırel, Libya’da şehit edilen MİT personelini “deşifre” ettikleri iddiasıyla tutuklandı.

Tutuklama gerekçesi, MİT Kanunu’na muhalefetti. Henüz tutuklu arkadaşların ve avukatların göremediği, ama iktidar medyasına sızdırılan iddianameyle bir suç daha yüklendi; “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıkladıkları, istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa ettikleri” öne sürülerek, hapis istemiyle dava açıldı.

Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç 5 Mart günü sabaha karşı tutuklandığında, “MİT üyelerini deşifre eden Odatv Haber Müdürü ve muhabiri tutuklandı” başlığını kullanan bir gazete, “MİT mensubunu deşifre etmenin” yanlışlığını anlatabilmek için deşifre olmuş bir MİT’çinin görüşüne başvurmuş ve onun adını, soyadını açıkça vermişti.

Kimdi o kişi? “FETÖ”nün, 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile yardımcılarına düzenlenecek operasyon öncesinde deşifre ettiği foto muhabiri ve MİT irtibat görevlisi M.Ö.

20 Aralık 2011’de evinde arama yapılarak gözaltına alınan Ö.’in polisteki ifadesi, gizlilik kararı olduğu halde medyaya sızdırıldı. Türkiye ve Sabah gazeteleri bunu Ö.’in adını kullanmadan yayınladı; daha sonra Taraf Gazetesi adıyla, sanıyla, resmiyle Ö.’i deşifre etti.

Bakmayın Odatv operasyonunu destekleyenlerin, “MİT personeli ve ailesinin deşifre edilmesini yasaklayan MİT Kanunu’nun 27’inci maddesi 2014 yılında çıkarıldı” demelerine. O madde 1983’ten beri yürürlükte.

Peki, M. Ö.’in ifadesini yayınlayan ve deşifre eden o gazeteler hakkında bir işlem yapıldı mı? Hayır.

Ö.’in adını başka kimler deşifre etti?

Bizzat savcılar.

Örneğin, 7 Şubat 2012’deki MİT operasyonuna teşebbüs eden dönemin savcıları Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya hakkında Ocak 2019’da iddianame hazırlayan Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı. İddianamede; Bayraktar ve Sarıkaya’nın, Ö.’in ifadesini basına sızdırarak, şu suçları işlediği vurgulandı:

“Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama, gizliliğin ihlali, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, görevi kötüye kullanma, terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme.”

Bunlar yazılırken, M. Ö.’in adı ve yaptıkları da açık açık aktarıldı!..

Keza Barış’ların, Hülya Kılınç’ın ve Murat Ağırel’in tutuklanmasından sadece 1 ay önce, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “7 Şubat MİT kumpası” ile ilgili olarak hazırlanan iddianame. Burada da M. Ö.’in ifadesine, adıyla sanıyla yer verildi.

Sadece iktidar yazarları ve milletvekilleri değil, savcılar bile, “Daha önce deşifre edilmiş olsa bile tekrarı da suçtur” görüşünde ya, o yüzde bu örnekleri hatırlattık.

“MİT KANUNU ÇERÇEVESİNDE”ÖYLE GİZLEDİLER Kİ

Şimdi çok çarpıcı bir başka ayrıntıyı aktaralım.

Tarih, 2 Mart 2015.

VİDEO LİNK : https://odatv4.com/vid_video.php?id=8HFDB

A Haber’de Sevilay Yükselir ve Abdurrahman Şimşek’in hazırlayıp, sunduğu “Yüzdeyüz Siyaset” programına kim çıkarıldı? M. Ö.

Adıyla, sanıyla, sesiyle ve de görüntüsüyle, tamı tamına 1 saat 38 dakika…

“7 Şubat’ın kara kutusu… MİT irtibat görevlisi veya MİT casusu veya MİT muhbiri” ifadeleriyle…

“MİT casusu Ö. çözüm süreci desteklenmeli… M. Ö. gerçekleri ilk kez açıklıyor… MİT casusunun dehşet itirafları” alt yazılarıyla…

Programın başlangıcında Sevilay Yükselir, Ö.’in yaşadıklarını ilk kez anlatacağını duyurdu, “İnanıyorum ki, arşiv değerinde bir program olacak” dedi.

Sözü stüdyoda bulunan M. Ö.’e vermeden önce, onun hakkında bir VTR izletti. VTR’de M. Ö. açık kimliği ve görüntüsüyle tanıtılırken, onu deşifre eden Taraf Gazetesi’ne dava açılmadığı vurgulandı.

Sonra Sevilay Yükselir, “Biraz gizlemek zorundayız. Gerçi VTR’de görüntü verdik; ama MİT Kanunu çerçevesinde bunu yapmak zorundayız” diyerek, M. Ö.’e döndü.

Sadece görüntüsü flulaştırılan Ö.’den, “Kendisini anlatması” istendi… Bir MİT muhbirinin nasıl çalıştığı, “çözüm süreci”nde neler yaptığı ve bu konudaki görüşleri soruldu.

O program yapıldığında MİT Müsteşarı Hakan Fidan, AKP’den milletvekili adayı olmak için görevinden istifa etmişti.

Sevilay Yükselir, “Eski MİT Müsteşarına kelepçe takmak isteyenler kimdi?” sorusunu da yöneltti.

Abdurrahman Şimşek, Zaman muhabirinin Hakan Fidan’ın özel kalem müdürü olmasına dikkat çekti.

M. Ö., “PKK’lılar oraya piknik için çıkmadı ki!.. Kendi ailemden çok iyi biliyorum. Türkiye’ye özgü barış modeli çıkacak, tüm dünyaya örnek olacak. Çözüm süreci desteklenmeli” gibi açıklamalar yaptı.

Sevilay Yükselir, M. Ö.’in bütün öyküsünü belki kitap veya film yapabileceğini belirtti. Programı da şu sözlerle bitirdi:

“Ağzına ayağına sağlık. İlk kez Türk televizyonlarından Yüzdeyüzü tercih ettiğin için teşekkürler. Bunun da bir anlamı var… Tarihi bir program oldu düşüncesindeyim…”

Yıl 2015… Yani MİT Kanunu’nun o maddesi yürürlükte… Daha önce ismi deşifre edilen M. Ö. televizyona çıkarılıp konuşturulmuş…

Ama kimsenin aklına Sevilay Yükselir ile Abdurrahman Şimşek’in tutuklanması, A Haber’in kapatılması gelmemiş!..

Son söz: Hukukun kemikleri sızım sızım sızlatılıyor da bari Libya şehidimizin ruhu daha fazla incitilmese!..

Silivri’deki Barış’lara, Hülya Kılınç’a ve Murat Ağırel’e kucak dolusu sevgiler.

NOT: A Haber yayınında ismi açıkça yayımlanan MİT’çinin adı, Odatv tarafından kısaltılarak verilmiştir.

Müyesser Yıldız

Odatv.com