MİT DOSYASI /// RAHMİ TURAN : Milli İstihbarat şehitlerine saygı


RAHMİ TURAN : Milli İstihbarat şehitlerine saygı

17 Mart 2020

MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) elemanları, ülke savunmasında istihbarat bilgileri toplamak için yurt dışında hayatlarını tehlikeye atıyor, bazıları şehit oluyor.

Bu uğurdaki çabalar şükranla anılır, hiçbiri ödenemez.

Ancak, MİT mensuplarının, ölümlerinden sonra bile isimlerinin açıklanmaması ve sanki hiç var olmamışçasına üzerlerinin örtülmesi, o kahramanlara haksızlık değil midir?

Toplumda şimdi bu tartışılıyor.

Gizli operasyonlarda yer almış yiğit insanlarımızın görev süresince güvenlikleri nedeniyle kimliklerinin gizli kalması çok önemlidir. Fakat “yüce ve milli bir görev yapan” o kahramanlara ölümlerinden sonra, hak ettikleri saygıyı esirgememek gerekmez mi?

★★★

Gazeteci Fatih Ametoğlu’ndan bir mektup aldım. Libya‘da şehit düşen MİT elemanının kimliğini açıkladığı iddiasıyla Odatv‘nin kapatılması olayını şöyle eleştiriyor:

“MİT mensuplarının cenaze töreninin haberleştirilmesinin ardından Odatv’ye yönelik operasyonun yankıları hâlâ devam ediyor.

Haber nedeniyle ‘erişim engellemesi’ getirilerek Odatv‘nin kapatılmasının yanı sıra, Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve muhabir Hülya Kılınç tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Odatv’den bir hafta önce söz konusu şehit MİT mensubunun ismi Meclis‘te İYİ Parti milletvekili Ümit Özdağ tarafından açıklanmıştı. Odatv ise haberi, şehidimizin soy ismini kapatarak okuyucularına aktarmıştı. Ayrıca şehidin fotoğrafları da sosyal medyada defalarca paylaşılmışken yalnızca Odatv‘ye kapatma, gazetecilere tutuklama kararı hukukla bağdaşmamış, bu nedenle kamuoyunda tepkilere yol açmıştır.

Birçok internet sitesi, PKK‘nın yürütme konseyi olarak bilinen KCK‘nın, MİT mensuplarının isimlerinin açıkça yer aldığı açıklamasını haber yaptı ama o sitelere herhangi bir yaptırım uygulanmadı. Kamuoyu, MİT şehidinin soy ismini dahi açıklamayan Odatv’ye operasyon yapılmasının amacının “Odatv’yi yaptığı muhalefet nedeniyle susturmak” olduğu görüşünde birleşiyor.”

Ahlâk ve ahlâksızlık!

Show TV ana haber sunucusu Ece Üner, tutucuların saldırılarına hedef oldu. Bu devirde doğru sözler nedense bazılarına diken gibi batıyor!

Ece Üner’in yalnızca fırsatçılar için söylediği sözleri kim anlamaz ya da anlamak istenmez? Aklı başında olan hangi insan buna itiraz edebilir?

Okuyun ve kararınızı siz verin:

“Şimdi namuslu esnafa hiçbir lâfımız, sözümüz yok ama virüs mü, fırsatçılar mı daha hızlı yayılıyor, bilemedik! Korona geliyor, maske fiyatı beş katına çıkıyor. Dezenfektan bilmem kaç katına çıkıyor. Makarna üç katı fiyatına satılıyor. Deprem oluyor, ev sahipleri kirayı üç katına çıkarıyor. Ramazan oluyor, yiyeceğe zam geliyor.

Sorsan hepimiz Müslümanız ama gel gör ki, namaz 5 vakit, ahlâk 24 saat farz. İhbar edin. İhbar edin, bu bizim vatandaşlık sorumluluğumuz aynı zamanda…”

Ece Üner’in bu sözlerinde alınacak, darılacak bir şey var mı? Bazılarına göre varmış! Ne yapalım? Memleketin hali bu işte!

TEBESSÜM

Kadın korkusu!

Komiser, yakalanıp karakola getirilen adama, kaşlarını çatarak sorar:

“Gece yarısı bu kadının evine neden girdin?”

“Çok sarhoştum komiser bey, orayı kendi evim sandım.”

“Öyleyse, kadını görünce neden arkana bakmadan kaçtın?”

“Eve çok geç kalmıştım. Neredeyse sabah olacaktı. Karım uyanmasın diye ayaklarımın ucuna basarak yürüyordum. Aniden onu karşımda görünce karım sandım vallahi! Karımın eli çok ağırdır hâkim bey!”

MİT DOSYASI : Hakan Fidan’ın sağ kolu yaptığı isim bakın kim çıktı ?????


Hakan Fidan’ın sağ kolu yaptığı isim bakın kim çıktı ?????

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın bizzat kendi yaptığı mülakatla özel kalem müdürlüğü koltuğuna oturttuğu MİT’çinin teşkilat kimliğine, Fetullah Gülen’in dua okuduğu ortaya çıktı…

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın bizzat kendi yaptığı mülakatla özel kalem müdürlüğü koltuğuna oturttuğu MİT’çinin teşkilat kimliğine, Fetullah Gülen’in dua okuduğu ortaya çıktı.

Deneyimli gazeteci Toygun Atilla’nın, “İFŞA” adlı kitabı Kırmızı Kedi Yayınevi’nden okurla buluştu. Kitapta çok ses getirecek bölümlerden biri de “MİT’teki Köstebekler” başlığını taşıyor. İsim isim Milli İstihbarat Teşkilatı’ndaki köstebekleri deşifre eden “İFŞA” kitabında, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın özel kalem müdürü İdris Karagöz’ün nasıl tutuklandığı da ayrıntılarıyla anlatılıyor.

İşte kitaptan ilgili bölümler:

“(…) 17 Nisan 2009’da Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşar Yardımcısı olarak atanan Hakan Fidan, 25 Mayıs 2010’da Emre Taner’in yerine 25 Mayıs 2010’da MİT Müsteşarı oldu. Fidan, göreve geldikten sonra Müsteşarlık özel kaleminde değişikliğe gitti. Bizzat yaptığı mülakatlarla özel kalemine teşkilat içinden yeni isimler getirmeyi tercih etti. Bunlardan biri de İdris Karagöz oldu.

Karagöz, bizzat Hakan Fidan’ın yaptığı mülakatla Aralık 2010’da MİT Müsteşarının özel kalem müdürlüğünde göreve başladı. 1 yıl burada aralıksız çalışan Karagöz, 2011 Ağustos’unda tekrar İstanbul’a MİT Bölge Başkanlığına Bölgeler Üstü Konular Şube Müdürlüğüne şube müdürü olarak döndü. 2012-2015 arası 3 yıl süre ile Tunus Büyükelçiliğinde yurt dışı görevindeydi. 2015 Ağustos’unda yurda döndüğünde ise yeni görev yeri MİT Sinyal İstihbarat Daire Başkanlığı Şube Müdürlüğüydü.

MİT’İN FETÖ TEDBİRİ: PASİF GÖREV

MİT Sinyal İstihbarat Daire Başkanlığı, teşkilat içinde pasif görev olarak nitelendirilen bir birim. Hatta, Milli İstihbarat Teşkilatında FETÖ’cü olduğundan şüphelenilen MİT mensuplarının pasifize edilmek için gönderildiği, görevlendirildiği bir yerdi.

Bütün bunlardan çıkan sonuç şu ki; MİT özellikle 2014’ten sonra kendi içinde FETÖ ile yaptığı mücadele, bu yapının üyesi olduğunu düşündüğü teşkilat mensuplarını pasif görevlere atamış, konuyu adli bir tahkikata dönüştürmemişti!

İdris Karagöz örneği de tam bunun sağlamasıydı. 15 Temmuz 2016’daki darbeden 2 gün sonra yani 17 Temmuz 2016’da açığa alınmış, 2 Ağustos 2016’da meslekten ihraç edilmişti. 24 Ağustos 2016’da ise sorgudaydı. Buradan da anlaşılıyor ki, MİT İdris Karagöz’ün FETÖ’cü olduğunu biliyordu ve sadece pasifize etmekle yetinmişti. (…)

(…) FETULLAH GÜLEN’DEN MİT KİMLİKLERİNE DUA SEANSI

O gün Çayyolu’ndaki Beğendik kafede buluşan MİT mensubu FETÖ’cülerden İdris Karagöz 1996’da, Günay Coşkun da 1997’de MİT’e girmişlerdi. Aralarında 6 ay vardı, devre sayılırlardı.

Selman F. ise 2011’de teşkilatta başlamıştı. Onlara göre hem yaşça genç hem de kıdem olarak çok yeniydi. Açığa alınma sürecinden sonra oluşan yeni durum ve şartları kendi aralarında bir süre değerlendirdiler. Sonrasında Günay Coşkun ve İdris Karagöz geçmiş günlere geri gitti, anılarını paylaşmaya başladı.

O anılardan biri de Selman F.’nin poliste verdiği ifadesine göre, Günay Coşkun ve İdris Karagöz’ün mesleğe ilk adım atıp, İstanbul Altunizade’deki FEM Dershanesinin en üst katında kendine ayrılan yerde hayatını sürdüren Fetullah Gülen’e ziyarete gittikleri gündü.

İkisi de ayrı ayrı zaman dilimleri içerisinde Fetullah Gülen’in yanına gitmiş, MİT kimlik kartlarını ona sunmuşlardı. Gülen, müritlerinin MİT kimliklerine dua okumuş, öpüp başına koymuş, sonra da onlara iade etmişti.

Törensel bir havada geçen bu seremoninin tüm ayrıntıları her ikisinin de hafızasında tüm canlılığını koruyordu. Çayyolu’ndaki kafede buluştukları gün, bu anılarını Selman F.’nin yanında anlatmaktan kaçınmamışlardı. Nasıl olsa o da örgüt mensubuydu.

Ancak, Selman F. sorguda çözüldü. İki kıdemli MİT mensubundan dinlediği o anıyı polislere anlattı… (…)

(…) DİPLOMAT KARDEŞTEN İSVİÇRE’YE SIĞINMA TALEBİ

İdris Karagöz, 24 Ağustos 2016’da şüpheli olarak ifade verirken kardeşi Volkan Karagöz İsviçre’nin Bern Büyükelçiliğinde geçici maslahatgüzar olarak halen Türkiye’yi temsil ediyordu.

Ağabeyinin gözaltına alınmasından 33 gün sonra 27 Eylül 2016’da FETÖ’nün darbe girişimindeki rolünü dünyaya anlatan Türkiye heyetinde yer aldı.

FETÖ ile mücadele eden kurumlar Volkan Karagöz’ün, ağabeyi İdris Karagöz gibi FETÖ mensubu olduğunu anlamamış, şüphe dahi etmemişlerdi. Öylesine şüphe etmemişlerdi ki, Türkiye’yi temsilen dünyaya FETÖ’nün darbe girişimindeki rolünü anlatacak ekipte yer almasına onay vermişlerdi.

Örgütle “inlerine gireceğiz, girdik” sloganları ile mücadele eden devlet, yanı başındaki FETÖ’cülerden habersizdi.

Bern Büyükelçiliği geçici Maslahatgüzarı Volkan Karagöz’ün FETÖ’cü olduğu fark edildiğinde ise iş işten geçmişti.

Şubat 2017’de Volkan Karagöz, iltica talebi için İsviçre makamlarına talepte bulunmuştu bile… (…)”

Odatv.com

MİT DOSYASI /// Eski MİT Müsteşarı Atasagun : ‘Gülen ABD’nin yeşil kuşak projesidir’


Eski MİT Müsteşarı Atasagun : ‘Gülen ABD’nin yeşil kuşak projesidir’

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’nün siyasi ayağı ile ilgili konuşmasını dinlerken, hafızam beni ‘Ergenekon Belgelerinde Fetullah Gülen ve Cemaat’ kitabını yazdığım 2009 yılına götürdü.

Kılıçdaroğlu konuşmasında şunu söyledi: “Bir MİT müsteşarının, Sayın Şenkal Atasagun’un bir gazeteciye 1 Ekim 1999’da yaptığı açıklamayı -FETÖ’yle ilgili olarak diyor ki- aynen okuyorum: ‘Milli Eğitim’le gençliği, İçişleri’yle devlet içinde kadrolaşmayı, Adalet’le kendilerine yönelik bir durum olursa bunu önlemeyi, Sanayi’de de parayı kontrol etmeyi hedefliyorlar.’ Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı’nın yaptığı açıklama. Bütün bunların sonunda devletin pek çok kademesinde yer almışlardır. Değerli arkadaşlarım, bu 1999’da yapılan açıklamadır.”

BALBAY’IN GÜNLÜKLERİNDEN

Dinleyenler fark etmemiş olabilir; konuşmada atıf yapılan ama adı söylenmeyen gazeteci, eski CHP milletvekili Mustafa Balbay’dır. Ergenekon operasyonları sırasında bilgisayarından çıkan ve ‘Balbay’ın günlükleri’ diye bilinen notlarda birçok görüşmeye ilişkin anılar yer alıyordu. Bunlardan birisi de Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında bahsettiği 1 Ekim 1999 tarihinde yapılan görüşmeye ilişkin notlardır. Ben bu notlardan FETÖ örgütü ile ilgili olanları 2009 yılında yazdığım kitabıma almıştım. O yüzden Kılıçdaroğlu’nu dinlerken günlükten yapılan alıntının kısaltılmış olması dikkatimi çekti. Oysa Balbay’ın günlüğüne yazdığı notun tamamı, FETÖ’nün iktidar hedefini, yöntemini çok net anlatıyordu. En iyisi ben tamamını aktarayım.

Balbay görüşmeyi bilgisayarına “1 Ekim 1999 Cuma akşamı MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile akşam yemeği” olarak kayıt etmiş. Saat 19.20’de MİT Müsteşarı’nın konutuna giden Balbay, saat 21.00’e kadar Atasagun’la eşinin de bulunduğu ortamda sohbet etmiş. Ardından MİT Müsteşar Yardımcısı Miktad Alpay ve Toplum ve Halkla İlişkiler Müdürü ile yemek yemiş. Balbay, Atasagun ve diğer MİT yöneticileri ile görüşmeyi konulara göre kayıt etmiş. Balbay’ın “Fetullah Gülen-irtica” başlığı ile günlüğüne kaydettiği 1 Ekim 1999 tarihli görüşmesinde Atasagun, FETÖ ile ilgili şunları söylemiş:

“Bizim tespitimiz şu: Gülen grubu bürokrasiyi kullanarak iktidara gelmek istiyor, Milli Görüşçüler sandıktan gelmek istiyor. Böyle bir yöntem farklılıkları var. Gülenciler başta 2000 yılını, 2005 yılını hedef seçmişlerdi. Şimdi 2025 diyorlar. Milli Görüşçüler biraz sabırsız. Bir an önce iktidara ulaşmak istiyorlar. Bu nedenle de hata yapıyorlar. Ama en örgütlü grup bunlar, Fetullahçılar ise daha uzun vadeye yaymış durumdalar ve bu yüzden de daha tehlikeliler. Maddi güçleri fazla. Yılda 60 trilyonluk bir parayı yönetiyorlar. Yurtdışındaki okul açma faaliyetleri çok iyi organize ediliyor. Bizim gözlemlerimize göre bu Gülen grubunun başarabileceği bir şey değil. Mutlaka başka bir destek söz konusu… Bazı yerlerde bizim de yardımcı olduğumuzu söylüyorlar… Örneğin Kuzey Irak’ta, Erbil’de ama aslı yok.

‘EN TEHLİKELİ GÜLEN’

İrticacı yayın organlarının çoğu abone usulü dağıtılıyor, bayi satışları çok az. İBDA-C gibi silahlı mücadeleyi hedef seçen gruplar da var. Ama bunlar o kadar tehlikeli değil. Biz Gülen olayını aynen size aktardığımız gibi Başbakan’a da söylüyoruz. Bizi dikkatle dinliyor. Ötesi bizim işimiz değil. Bütün mesele bu mütedeyyin insanlarla bunları ayırmak. Eğer mütedeyyin insanlar ürkütülürse bu çok tehlikeli olur. Bunu bildikleri için onlar da buna oynuyorlar. 28 Şubat’tan sonra belli bir mücadele başlatıldı. Devletin içinde oldukça örgütlüler. 28 Şubat’tan sonra sanırım devlet içindeki yüzde 20-30’luk bölümü temizlenebilmiştir. Çünkü çok zor. Taa MSP’den beri bunlar hükümet ortağı olduklarında üç bakanlık üzerinde çok ısrarlı oluyorlar. Milli Eğitim, İçişleri, Adalet… Bir de fırsat bulabilirlerse Sanayi Bakanlığı… Milli Eğitim’le gençliği, İçişleri’yle devlet içinde kadrolaşmayı, Adalet’le kendilerine yönelik bir durum olursa bunu önlemeyi, Sanayi’de de parayı kontrol etmeyi hedefliyorlar. Bütün bunların sonunda devletin pek çok kademesinde yer etmişler. Bu kişiler diyelim ki görevden alındı, yargıya gidiyorlar, kazanıyorlar… Şimdi belki size ters gelecek bu söylediğim ama şöyle yumruğu vurmadan bu temizlenmez.”

Şenkal Atasagun’un Mustafa Balbay’a 1999 yılında anlattıklarından “Bizim tespitimiz şu: Gülen grubu bürokrasiyi kullanarak iktidara gelmek istiyor, Milli Görüşçüler sandıktan gelmek istiyor. Böyle bir yöntem farklılıkları var. Gülenciler başta 2000 yılını, 2005 yılını hedef seçmişlerdi. Şimdi 2025 diyorlar” cümlesi üzerinde durmak gerekiyor. FETÖ açısından devleti ele geçirmek, Genelkurmay Başkanlığı’nı ele geçirmekle eşdeğerdi. Nitekim dershane krizi, 17-25 Aralık, 15 Temmuz olmasaydı, darbe girişiminde başı çeken tümgeneraller 2025 yılında orgeneral rütbesine yükselecek, FETÖ mensupları devleti tamamen ele geçirmiş olacaklardı.

KILIÇDAROĞLU’NUN ATLADIĞI BÖLÜM

MUSTAFA Balbay, günlüklerine MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile 2003 yılında yaptığı bir başka görüşmeyi de kaydetmiş. Ancak bu kayıt, FETÖ’nün siyasi ayağı ile ilgili konuşma yapan Kılıçdaroğlu’nun gözünden kaçmış olmalı. Oysa bu görüşme, konuşmasında değindiği konu kadar hatta bana göre ondan da önemli. Çünkü 30 Mayıs 2003 tarihindeki görüşmede MİT Müsteşarı Atasagun, Balbay’a FETÖ’nün ABD bağlantısını anlatmış. Balbay’ın 30 Mayıs 2003 tarihinde MİT Müsteşarı Atasagun ile yaptığı görüşmeye Cumhuriyet gazetesinden İlhan Selçuk ve İbrahim Yıldız da katılmış. Sohbet sırasında söz Gülen konusundan açıldığında Atasagun, “Gülen ABD’de… Emekli maaşıyla çiftlikte yaşıyor. ABD, tüm İslam kökenlilere kök söktürürken ona neden bir şey olmuyor?” şeklindeki soruya karşılık şöyle diyor: “Onu (Fetullah Gülen) biliyorsunuz, ABD’nin yeşil kuşak projesinin bir ayağıydı. Olay hâlâ odur. Bin Ladin’i de ABD yarattı, Afganistan’da Ruslara karşı besledi, sonucu gördünüz. Bu, terör örgütünü beslerseniz sonunda ne olacağının göstergesi.”

MİT DOSYASI : MİT’İN BELGELERİ UZAN’IN KASASINDA


MİT’İN BELGELERİ UZAN’IN KASASINDA

Mali Polis ekiplerinin, TMSF uzmanları ile birlikte Uzan ailesi bireylerine ait villa ve çiftlik evlerinde yaptığı baskınlarda, devlete ait "Kozmik kasalar"da saklanan belgeler bulundu.

TMSF tarafından, Uzan Grubu’na ait 219 şirkete el konulmasının ardından Uzan ailesi bireylerinin evlerine yapılan baskınlarda, "devletin kozmik" belgeleri bulundu. Mali Polis ve TMSF uzmanlarını şok eden "kozmik belgeler" arasında, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’in yazışmaları ve raporları da bulunuyor.

TMSF tarafından Uzan Grubu’nun 219 şirketine el konulmasının ardından, Mali Polis TMSF uzmanlarıyla birlikte, baba Kemal Uzan, Cem Uzan ve Hakan Uzan tarafından kullanılan evlere ardı ardına baskın düzenlemişti. Baskınlarda, Kemal Uzan ve Hakan Uzan tarafından kullanılan evlerde üç adet çelik kasa bulunmuştu. Çelik kasalar, uzmanlar tarafından açılarak içindeki evraklara el konulmuştu.

Yeni Şafak’ın edindiği bilgiye göre, çelik kasalarda şirketlerin bilançolarının yanısıra, devletin kozmik kasalarda saklanan ya da ilgili kişiye ulaştıktan sonra imha edilen, çok gizli belgeler çıktı. Belgeler arasında, MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na yazdığı yazılar ve Cumhurbaşkanlığı’na gönderdiği raporlar da bulunuyor. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan raporlar, çeşitli dönemlere ait Uzan Grubu’na ait şirketlerde yapılan incemelerle ilgili yazışmalarda çelik kasalarda çıkan belgeler arasında yer aldı. Ayrıca, Uzan Grubu’nun el konulan ÇEAŞ ve Kepez Elektrik ile ilgili çok sayıda rapor ve yazışma da çelik kasalardan çıktı. Tüm bu belgelerin üzerinde, "gizli" ibaresinin bulunması dikkat çekti. TMSF tarafından el konulan İmarbank ve Adabank ile ilgili de, murakıp raporların Uzanlar’ın elinde olması dikkat çekti.

MİT raporları nasıl sızdı?

Uzanlar’ın evlerinde ele geçirilen kozmik belgeler, TMSF uzmanlarını şok etti. Yeni Şafak’a bilgi veren üst düzey bir emniyet yetkilisi, Uzanlar’ın evlerinde çıkan MİT’e ait rapor ve yazışmaların, üçüncü bir kişinin eline geçmesinin mümkün olmadığını belirterek, bu belgelerin ancak özel kuryelerle ilgili kişilere ulaştırıldığını ve şifreli olduğunu vurguladı. Yetkili, "Bu belgeler, ilgili kişiye ulaştıktan sonra ya imha edilir ya da kozmik kasalarda saklanır. Çok özel yöntemlerle bu evraklar korunur. Bu belgelerin Bu belgelere, biz bile ulaşamayız" şeklinde konuştu.

Villalarda elegeçirilen kozmik raporlar

 Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun raporları

 Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nin, Uzan Grubu firmalarla ilgili çeşitli kurumlara gönderdiği yazılar.

 Başta Uzanlar’la ilgili olmak üzere MİT raporları.

 MİT’ten devletin üst düzey birimlere gönderilen yazışmalar.

 Murakıplar tarafından, İmar Bankası ve Adabank ile ilgili hazırlanan raporlar.

 Yine bu bankalarla ilgili, gizli yazışmalar.

 Çeşitli ülkelerin emniyet birimlerinden gelen, Uzan Grubu’na ait gizli yazı ve raporlar.

MİT DOSYASI /// Eski MİT’çinin FETÖ itirafı Kod adı : Mustafa


Eski MİT’çinin FETÖ itirafı Kod adı : Mustafa

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede Enver Altaylı’nın yurtdışına kaçırmaya çalışırken yakalanan eski MİT’çi Mehmet Barıner’in itirafları da yer aldı: Maaşımın yüzde 10’unu himmet olarak verdim.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından, Ağustos 2017’de saklandığı köyde yakalanarak tutuklanan eski MİT’çi Enver Altaylı hakkında hazırlanan iddianamede Mehmet Barıner’in itiraflarına yer verildi. İddianamede, MİT’in İran masasında çalışan Mehmet Barıner’in, şüpheli Enver Altaylı tarafından ülke dışına kaçırıldıktan sonra ABD’nin New York kentinde sürdürülen Halkbank davasına yabancı istihbarat servislerinin yardımıyla müdahil olacağı belirtiliyordu.

Barıner iddianameye yansıyan ifadelerinde bazı itiraflarda bulundu. Ortaokul dönemlerinde okurken FETÖ’ye ait Denizli’de bulunan dershanenin seviye belirleme sınavına girdiğini kaydeden Barıner, örgüte giriş sürecini anlattı: “2002 yılında Liselere Giriş Sınavında başarı göstererek Denizli Özel Servergazi Fen Lisesine kayıt yaptırmaya hak kazandım. 2005 yılında mezun olarak girmiş olduğum ÖSS sonucunda İstanbul Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi bölümünü tam burslu olarak kazandım. Lise döneminde Rehber Öğretmenim olan Atilla Yaşar isimli öğretmenin yönlendirmesiyle Yeditepe Üniversitesi Mühendislik Bölümünde okuyan Fatih İlhan isimli şahısla terminalde buluştuk. Bu kişi beni FETÖ’ye ait Sadık Kenan Özel Erkek Yurduna götürdü. 2011 yılında üniversiteden mezun oldum. 2012 yılı Temmuz ayında MİT Teşkilatında Eğitim Akademisinde kursiyer olarak göreve başladım. 2013 yılı Şubat içerisinde İstihbarat Karşı Koyma Başkanlığı Ortadoğu Dairesi İran Şubesinde göreve başladım. 2016 yılı Kasım ayı içerisinde açığa alındım. 1 Aralık 2016 tarihinde ihraç edildim.”

‘ÖRGÜT İLE TANIŞMAM LİSE YILLARINDA BAŞLADI’

FETÖ ile asıl tanışmasının lise döneminde olduğunu bildiren Barıner, “20 kişilik sınıfımızın rehber ve fizik öğretmeni Atilla Yaşar tarafından ilk defa yapı ve yapıyı oluşturan konular hakkında bilgilendirildim. Tabi bu safhada bir cemaat üyesi veya asıl eleman gibi bir öğrenci olmadım. Babamın basın mensubu olması nedeniyle bana karşı başından itibaren temkinle yaklaşılmış, Fetullah Gülen veya Said Nursi kitapları lise son sınıfa gelene kadar hiçbir şekilde önerilmemiştir. Ancak lise son sınıfta ÖSS’ye de girmenin etkisiyle şahsımda manevi bir arayış olmuştur. Örgütsel kitapları okumam rehber hocamın tavsiyesiyle bu dönemde gerçekleşmiştir” beyanlarında bulundu.

‘MUSTAFA KOD ADINI VERDİLER’

MİT Teşkilatı Eğitim Akademisine girdikten sonra yaklaşık olarak 2 hafta sonra kendisini arayan Selim kod adlı kişinin Yenimahalle civarında buluşmalarını söylediğini aktaran Barıner, “Ben buluşma yerine gittiğimde 159. dönemden kurs arkadaşım olan Fatih Okan ile tanıştırdı. Tanıştıktan 1 veya 2 hafta sonra Fatih Okan benim yanıma taşındı. Daha sonra Selim isimli kişi bizim evimize gelerek dini sohbetler yapıp, Fetullah Gülen kitabı okuyordu. Bize eğitim akademisinde bulunan arkadaşlarımızı soruyordu. Genellikle de ben arkadaşlarım hakkında bilgi vermiyordum. Selim’e aylığımızın yüzde 10 civarında himmet parası vermeye başladık. Selim; Fatih Okan’a ‘Furkan’ bana da ‘Mustafa’ kod adını verdi” şeklinde ifadelerde bulundu.

MALEZYA İMAMI KONYA’DA YAKALANDI

Konya’da düzenlenen operasyonda FETÖ’nün 2011-2013 yıllarında sözde “Malezya ülke imamı” olan Ahmet K. ile eşi yakalandı.

Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca, yürütülen soruşturma kapsamında İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Terörle Mücadele Şubesi (TEM) ekipleri, örgütün 2011-2013 yıllarında sözde “Malezya ülke imamı” olan Ahmet K. ile eşi Betül K’nin saklandığı evi tespit etti. Adrese düzenlenen operasyonda Ahmet K. ve eşi gözaltına alındı. Zanlılar, Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki sağlık kontrolünün ardından emniyete götürüldü. Ahmet K’nin, örgütün sözde “Malezya ülke imamlığı”ndan önce Hindistan, Singapur, Tayland ve Filipinler’de de sözde “ülke imamlığı” yaptığı, zanlı ve eşi hakkında Gaziantep 5. Sulh Ceza Hakimliğince yakalama kararı çıkarıldığı öğrenildi.

MİT DOSYASI : Alparslan Türkeş’in sağ kolu olan FETÖ tutuklusu eski MİT’çinin derin ilişkileri


Alparslan Türkeş’in sağ kolu olan FETÖ tutuklusu eski MİT’çinin derin ilişkileri

Enver Altaylı: Özbek kökenli istihbaratçı ve MHP yöneticisiydi. 1963 yılında Talat Aydernir önderliğindeki ihtilal girişimine katıldığı için Kara Harp Okulu’ndan atıldı.

Eski MİT’çi Enver Altaylı’ya FETÖ yöneticiliği ve casusluk davası açıldı. İddianamede, Altaylı’nın çok sayıda CIA çalışanı ile irtibatının bulunduğu, bunlarla Türkiye’deki sosyal ve siyasal gelişme hakkında yazışmalar yaptığı, kritik gelişmelere ilişkin raporlar hazırladığı aktarıldı.

Gelin şu Enver Altaylı’yı daha yakından tanıyalım.

Enver Altaylı: Özbek kökenli istihbaratçı ve MHP yöneticisiydi. 1963 yılında Talat Aydernir önderliğindeki ihtilal girişimine katıldığı için Kara Harp Okulu’ndan atıldı. Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra, Fuat Doğu’nun isteği ile MİT’te çalışmaya başladı. 1977 yılında MİT’ten ayrıldıktan sonra MHP’nin yayın organı Hergün gazetesinde yönetici oldu. MHP Almanya Genel Müfettişliğini yaptı. Alman İstihbaratı ve CIA ile yakın ilişki kurdu.Turgut Özal ve Süleyman Demirel’e danışmanlık yaptı.12 Eylül sonrasında başlayan MHP davasının sanıkları arasında yer aldı. Afganistan’da çarpışan Raşit Dostum’a yollanan yardımlar ve Özbekistan’da gerçekleştirilen darbe girişiminde adı geçti.

‘İSTASYON ŞEFİ’NE ÖVGÜLER DÜZDÜ

Düşünebiliyor musunuz, Ankara’da “istasyon şefi” olarak görev yapan bir CIA ajanına övgüler düzen kitaplar yazılıyor! Kitabın yazarı da eski bir MİT ajanı! Yani tam bir körlerle sağırlar durumu. Enver Altaylı’nın kitabının adı “Ruzi Nazar: CIA’nın ilk Türk Casusu.”Türkiye’nin haline bakar mısınız?

MİT’E TAVSİYE EDEN TÜRKEŞ

Şimdi biraz gerilere gidelim… 26 Nisan 1998 günü yapılan Büyük Birlik Partisi’nin (BBP) 3. büyük kurultayının onur konuğu, Almanya’dan gelen Enver Altaylı’ydı. 3 Mayıs 1998 tarihli Aydınlık’ta, BBP kurultayında alkışlarla karşılanan Altaylı hakkında “MİT’te çalıştım, CIA ile tanıştım” başlıklı bir haber çıkmıştı. Haberde Altaylı, Ruzi Nazar hakkında şunları söylüyordu: “Ben Ruzi Nazar’ı akıllı ve haysiyetli biri olarak tanıdım. Ben MİT’e girerken elbette MİT benim Ruzi Nazar ile olan dostluğumu biliyordu. Onun evinde bir yığın insan tanımışım. Mesela sayın Aclan Sayılgan, rahmetli Fethi Tevetoğlu hatırladıklarımdan bazıları. Ruzi Nazar merhum Türkeş’in dostu.”

Altaylı’nın bu kitabının yayımından bir süre sonra Milliyet gazetesinde Nuri Gündeş, Hiram Abas, Cevat Öneş, Mehmet Eymür, gibi eski MİT yöneticilerinin “efsanevi hocası” Fuat Doğu’nun 12 Mart anıları yayımlandı. (“12 Mart’ınGizli Tarihi”, Oktay Pirim- Süha Abacıoğlu, Milliyet, 3-9 Mart 2013) Enver Altaylı’ya 1967 yılında “teşkilat”a girmesini teklif eden dönemin MİT Müsteşarı Fuat Doğu’dur. Fuat Doğu’ya Altaylı’yı tavsiye eden ise Alparslan Türkeş!

‘AĞABEY- KARDEŞ İLİŞKİSİ’

Enver Altaylı, MİT okulunda istihbarat eğitimini tamamladıktan sonra Almanya’da “Sovyetolog” olarak görevebaşlarken, CIA’nın Ankara istasyon şefi de Ruzi Nazar’dır. Türkistan göçmeni Altaylı ile Özbek Türkü Ruzi Nazar’ın 40 yılı aşkın yakınlığını Altaylı kitabında “bir ağabey- küçük kardeş ilişkisi” olarak tarif ediyor. Ama aynı yıllarda CIA ile MİT ilişkilerinin de bir “ağabey- kardeş” ilişkisi olduğunu unutmayalım!

MÜCAHİT ARSLAN

Altaylı’nın ifadesi şöyleydi:

“15 Temmuz günü, 26 yıllık arkadaşım olan ve ailemden gördüğüm Nizamettin Afşar’ın Çankaya’daki evindeydim. Ben Ankara’ya sık sık gelir, dostlarımla buluşurum. Ben o gece Polis Akademisi’nde akademisyen Furkan Torlak, eşim ve Mücahit Arslan’la görüştüm. Önce Erol Olçok’u aradım. Ulaşamayınca Mücahit Aslan’ı aradım. İlerleyen saatlerde Olçok’un İstanbul’da darbe girişimi sırasında öldüğünü üzüntü ile öğrendim.”

Bu isimler arasında dikkat çeken isim Mücahit Arslan. Mücahit Arslan’ın babası 22. ve 23. dönem AKP Diyarbakır Milletvekili olan İhsan Arslan’dı. Arslan, Zaman gazetesi imtiyaz sahipliği yaptı. FETÖ’yle çok yakın ilişkiler kurdu. Mazlum-Der’in iki dönem Genel Başkanlığı’nı yaptı.

İhsan Arslan’ın adı Ergenekon ve Balyoz davalarında geçti. Bir dönem İhsan Arslan ile birlikte çalıştığını söyleyen Orhan Aykut, emniyet ve savcılığa yaptığı ihbarlarında Arslan’ın çete lideri olduğunu öne sürmüştü. Orhan Aykut, Ergenekon ve Balyoz’daki belgelerin İhsan Arslan’ın ofisinde hazırlandığını açıklamıştı.

Mücahit Arslan, o dönemde AKP Diyarbakır Milletvekili M. İhsan Arslan ve oğlu Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanıydı. Sonradan AKP Ankara Milletvekili de oldu. Odatv, “FETÖ’den tutuklanan MİT’çi Enver Altaylı’nın 15 Temmuz gecesi aradığı ismin bilinmeyenleri” başlıklı haberinde, Mücahit Arslan’ın önemine işaret etmişti. Haberde, Enver Altaylı ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “sır küpü” olarak tanınan Ali İhsan Arslan’ın nasıl yan yana geldiği soruluyordu.

SONER YALÇIN “KAVUNCULARI” YAZMIŞTI

FETÖ firarisi eski Eyüp Belediye Başkanı İsmail Kavuncu. Enver Altaylı’nın kuzeni. Bu isim üzerinden Arslan Ailesi’ne giden bir bağlantı dikkat çekiyor.Enver Altaylı’nın dayısı Selahattin Kavuncu; oğlu İsmail Kavuncu. İsmail Kavuncu’nun eşinin ağabeyi ise Muammer Çalışkan. FETÖ davasında Adana’da 2015’den beri yargılanıyor.

Gazeteci-Yazar Soner Yalçın, Sözcü gazetesindeki 8 Eylül 2016 tarihli “Asıl oyun kurucu” başlıklı yazısında Kavuncuların “şeceresini” kaleme almış, şunları yazmıştı:

“Kimi MHP’liler için Türk-İslam Sentezi’nin İslami yönü ağır basmaya başladı. Mamak Askeri Cezaevi B Blok’ta yatan Ülkücü Gençler Derneği Genel Başkan Yardımcısı Burhan Kavuncu, Türkeş’e isyan bayrağını açan ilk kişi oldu!

“Kavuncu, milliyetçi kimliğinin yerine ümmetçiliği koyarak şeriatı savunmaya başladı. Ve, ‘Yeryüzü’ adlı dergiyi çıkarak cihatçı gençlerin rol modeli oldu.

“Ve bunlar…

“CIA’nın birçok ülkeden devşirdiği cihatçılar ile birlikte Yugoslavya’ya, Çeçenistan’da savaşmaya gitti!”

Cihatçıların lideri Burhan Kavuncu, Enver Altaylı’nın dayısının oğluydu!

BAŞBUĞ’UN SAĞ KOLU HORTUMCU ÇIKTI

Enver Altaylı’nın İş Bankası’nın Almanya’daki şubesinden aldığı 150 bin mark krediyi geri ödemediğini Milliyet’ten Ersan Atar yazmıştı. Haberde Alparslan Türkeş’in sağ kolu ve Avrupa Türk Federasyonu Genel Müfettişi Enver Altaylı’nın İş Bankası’nı kredi yoluyla hortumladığı belirtiliyordu.

Avrupa’daki Türkleri ülkücü hareket içinde örgütlemek üzere, 1980 öncesinde MHP tarafından Almanya’ya gönderilen Altaylı’nın, Türkeş’in sağlığında Almanya’daki hesabından her ay 2 bin mark çektiğini belgeleyen Milliyet, Altaylı’nın İş Bankası’nın Almanya’daki şubesinden aldığı 150 bin mark krediyi geri ödemediğini yazdı.

Hikmet Çiçek

Odatv.com