TARİH : Türklerin MISIR daki Piramitlere karsi ilgisizligi.!


Türklerin MISIR daki Piramitlere karsi ilgisizligi…!

664 Yıl Mısır’da Hüküm Süren Türklerin Tarihinde Piramitler Neden Hiç İlgi Görmedi?

Türkler, yaklaşık 664 yıl boyunca Mısır’da hüküm sürmelerine rağmen Mısır piramitlerinin izine yazılı eserlerde pek rastlanmıyor.
Evet, dile kolay; 1250’de Mısır’da kurulan Türk devleti Memlükler’den Osmanlı’nın son dönemlerine kadar Türk’ün hüküm sürdüğü topraklarda, böylesi devasa büyüklükteki yapılar için “acaba bunlar nedir? Bir araştıralım.” denmemiştir. Belki ileride birisi bu piramitlerle ilgili bir şeyler bulacaktır lâkin şu anda elimizde çok az belge vardır Türk/Osmanlı – piramitler ilişkisine dair.

Bu kaynaklardan ikisi hoca Sâdeddin Efendi’nin tâcü’t – tevârîh adlı eseri ve Evliyâ Çelebi’nin seyahatnâme’sidir. tâcü’t – tevârîh’in de farklı farklı yazmaları var ve piramit meselesi hepsinde bulunmamaktadır. eser, Osmanlı’nın kuruluşundan Kanunî dönemine kadar bazı bilgiler içerir. tâcü’t – tevârîh’te selimnâme diye de bir bölüm vardır Yavuz Sultan Selim’in anlatıldığı.

Yavuz, Ridâniye muharebesi’yle Memlükler’e son verip Mısır’ı fethettikten sonra vilayeti dolaşırken piramitleri de görür ve hemen vezirlerine emir verir piramitler hakkında mâlumat toplamaları için, ancak oranın halkı dahi bu piramitler hakkında bilgi sahibi değildir. Sadece yaşlı birisi çıkıp ” bunları firavunlar yaptırmış ” der.

Gelelim Evliya çelebi’ye… “1083 safer’in 7. günü Mısır’a girip Mısır’ın içini dışını dikkatlice inceleyip hayretler içinde kalıp parmağımı ısırdım.” der, “bu yapıları Ay’a kim inşaa etti acep?” diye sorar. Onları devasa büyüklükteki dağlara benzetir, ayrıca firavunların buradaki hazinelerinden de bahseder ama çalındıklarını söyler. Buradan anlıyoruz ki çoktan soyulup soğana çevrilmiştir piramitler. Yüz kantar barut bu ihramların (piramitler) altında açılacak lağımlara atılsa ancak yıkılırlar diye ekler ve oranın halkının şuna inandığını söyler. Nil nehri taşıp da Mısır’ı sel basmasın diye tılsım olarak yapılmıştır piramitler.

Ali Mustafa Efendi’nin 1568’de kaleme almaya başladığı hâlâtü’l kahire adlı eserinde anlatılanlara göre halk, piramitlerden çekinmektedir.

Bin türlü efsanenin anlatıldığı bu yapıların içine girenlerin lanetlendiğine inanılır!

Doğu dünyası efsaneler üzerinden mısır piramitleri ile ilgilenirken batı dünyası ise işin ilmî ve tarihî kısmına yönelmiştir. Nitekim 1700’lü yılların sonuna doğru hazırlanıp 1829’da yayımlanmaya başlanan meşhur eser description de l’egypte, piramitlerin avrupalı araştırmacılar tarafından da dikkat çekmesini sağlamıştır. 1798’de Mısır’a sefer düzenleyen Napolyon’un, yanında götürdüğü yaklaşık 20 kişiden oluşan bilim adamı grubu hazırlamıştır bu eseri.
Bu konu bağlamında şu bilgiyi de vereyim. iddia, Talha Uğurluel’e aittir. Kendisi Osmanlı döneminde piramitlere “Yusuf ambarları” denildiğini söylemiştir. Mısır’da yedi yıllık kıtlık yaşanacağını bilen hz. Yusuf’un yedi yıllık bolluk zamanında buraları inşâ ettirdiğini ve bu piramitlere buğday depolattırdığını söylemiştir! ben ne arşivde ne de başka bir yerde Osmanlı döneminde piramitlere bu ismin verildiğini gördüm. iddianın doğru olabilecek tek tarafı hz. Yusuf döneminde zaten var olan piramitlerin buğday ambarı olarak kullanılmış olabilme ihtimalidir. yine de Osmanlı’nın bu piramitlere Yusuf ambarları dediğine dair hiçbir bilgi, belge yoktur.

İşte bildiğimiz kadarıyla bu kadardır Osmanlı’nın ve Türklerin piramitlere ilgisi. Muhtemelen çoğu padişahın haberi dahi yoktur bu yapılardan. Osmanlı devleti maalesef yeni dünyaya da ilgi duymamış, kibirden ve zenginlikten olsa gerek gelişimini kendi kendine durdurmuştur. Lâkin şöyle düşünüyorum. Osmanlı gerçekten her şeyi yazıya döken, kayda alan bir devlet anlayışına sahipti. Muhtemelen Yavuz Sultan Selim’in yanında da şehnâmenüvisler vardı. Böylesi muhteşem yapılarla ilgili bir şeyler yazmamaları neredeyse imkansız. Eğer kaybolup gitmedilerse bu piramitlerle ilgili kayıtların da bir gün arşivden çıkacağını umuyorum.

LİNK : https://www.turkishnews.com/tr/content/2020/09/07/turklerin-misir-daki-piramitlere-karsi-ilgisizligi/

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Yunanistan-Mısır MEB Anlaşması


YUNANİSTAN, TÜRK ADALARINI ÖNCE İŞGAL ETTİ, SONRA KITA SAHANLIĞINA KATTI !…

*Kamuoyuna zafer diye sunulan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası’nın artçı sarsıntıları devam ediyor.

*Muhtıra ile Girit Adası etrafındaki adalarımız ile birlikte 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı da Yunanistan’a terk edilmişti.

*Bu durumu değerlendiren Yunanistan, 06 Ağustos 2020’de Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşması imzaladı.

*Yunanistan’ın 06 Ağustos 2020’de belirlediği Münhasır Ekonomik Bölge Sınırları, Türk Kıta Sahanlığı içinde yer alıyor. Ayrıca Yunanistan, 2004 yılında işgal ettiği Dionisades ve Koufonisi adalarının kıta sahanlığını da kendi deniz sınırları içine kattı.

*Girit Adası’nın etrafında bulunan Dionisades ve Koufonisi adaları Yunanistan’ın işgal ettiği 18 Türk Adası arasında bulunuyor.

TÜRKİYE NE YAPMALI ?

*Yunanistan, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge tezlerini işgal ettiği Türk adaları ile Girit Adası ve Onikiada grubunda yer alan Çoban, Kerpe, Rodos ve Meis adalarına dayandırıyor.

*Türkiye, başta 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere taraf olduğu uluslararası antlaşmalardaki hak ve menfaatlerine sahip çıkarak bölgedeki egemenlik haklarını yeniden tesis etmelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Yunanistan-Mısır MEB Anlaşması


YUNANİSTAN, TÜRK ADALARINI ÖNCE İŞGAL ETTİ, SONRA KITA SAHANLIĞINA KATTI !…

*Kamuoyuna zafer diye sunulan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası’nın artçı sarsıntıları devam ediyor.

*Muhtıra ile Girit Adası etrafındaki adalarımız ile birlikte 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı da Yunanistan’a terk edilmişti.

*Bu durumu değerlendiren Yunanistan, 06 Ağustos 2020’de Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşması imzaladı.

*Yunanistan’ın 06 Ağustos 2020’de belirlediği Münhasır Ekonomik Bölge Sınırları, Türk Kıta Sahanlığı içinde yer alıyor. Ayrıca Yunanistan, 2004 yılında işgal ettiği Dionisades ve Koufonisi adalarının kıta sahanlığını da kendi deniz sınırları içine kattı.

*Girit Adası’nın etrafında bulunan Dionisades ve Koufonisi adaları Yunanistan’ın işgal ettiği 18 Türk Adası arasında bulunuyor.

TÜRKİYE NE YAPMALI ?

*Yunanistan, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge tezlerini işgal ettiği Türk adaları ile Girit Adası ve Onikiada grubunda yer alan Çoban, Kerpe, Rodos ve Meis adalarına dayandırıyor.

*Türkiye, başta 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere taraf olduğu uluslararası antlaşmalardaki hak ve menfaatlerine sahip çıkarak bölgedeki egemenlik haklarını yeniden tesis etmelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

MOSSAD DOSYASI /// Mossad için çalışan Mısırlı casusun hikâyesi : HEBA SELİM


Mossad için çalışan Mısırlı casusun hikâyesi : HEBA SELİM

Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat İsrail ile olası barış anlaşması pazarlıklarında bir sonraki adımının ne olacağını düşünürken, Heba Selim adında bir casus, bir Mısır subayını baştan çıkarıp gizli bilgileri elde ederek İsrail’in Mısır’ı Yom Kipur Savaşında yenmesini sağlamaya çalışıyordu.

Heba Selim son sözlerinde Rifat Osman Gabriel adlı generale barış için çalıştığını söylüyordu: “Casus değilim, insan ırkını yıkımdan korumak için çalışıyorum.”

Heba Selim’in ilk yılları

İstihbarat hizmetlerinde çalışan çoğu insanda olduğu gibi Heba Selim’in de hayat hikâyesinde boşluklar veya uydurulmuş kısımlar bulunuyor. Yine de Kahire’de üst sınıf bir mahallede yaşadığına ve Ain Shams Üniversitesinde Fransızca okuduğuna inanılıyor.

Muhafazakâr yaşam biçiminden sıkılan Selim üniversitede Fransızca bölüm başkanının yardımı ile Paris’teki Sorbonne Üniversitesine geçiş yapar. Mısır İstihbarat Servisinde çalışan General Rifat Osman Gabriel’a göre, Selim bu esnada Polonyalı Yahudi bir kadının evindeki parti davetini kabul eder ve orada Mossad ile ilk kez temasta bulunur.

Partideyken Selim Yahudi arkadaşlarına savaştan nefret ettiğini ve bölgede barışın hakim olmasını dilediğini söyler. Bir arkadaş ziyaretinde ise demokratik bir şekilde yönetilen İsrail’in modern şehir hayatının gözler önüne serildiği bir video izler. Fransız Yahudi gençleriyle buluşmalarını sıklaştıran Selim sonunda Mossad için çalışarak İsrail’e hizmet etmeye karar verir.

Askeri sırlar sızmaya başlıyor

Mossad ajanı ile bir konuşmalarında Selim, Yarbay Faruk el-Feki ile tanışıklığından bahseder; yarbayın kendisine deli gibi aşık olduğundan emindir. Daha sonra Selim’in nişanlısı olacak el-Feki de bir zaman sonra Mossad tarafından işe alınır. İkili bundan böyle birlikte çalışacak; İsrail’e Mısır’ın askeri sırlarını sızdıracaktır.

Çift Mısır’ın Maadi şehrine yerleşir. Selim el-Feki’ye görünmez mürekkep ile mektup yazmayı öğretir. Paris üzerinden yapılan mektuplaşmalarda, el-Feki misil rampalarının yerini gösteren haritaları ve dokümanları paylaşır, Rusya’dan gelen yeni misil sistemlerinin önemini vurgular.

Yom Kipur Savaşında, Selim’in sağladığı istihbarat ile İsrail Mısır ordusuna büyük kayıplar verdirmiş, Mısır’ın füze uçaklarının üslerini bir bir bombalamıştı. İsrail’in bu üsleri vuruştaki hatasızlığı karşısında Mısır tarafı içlerinde muhbirler olabileceğinden neredeyse emin olur.

General Rifat Osman Gabriel bu muhbirleri bulmanın kolay olmadığını anlatır, fakat bilgi sızdıranların kurmay başkanları arasından ve tüm ordunun askeri operasyon toplantılarına katılanlar arasından olduğu bilinmektedir.

İlk önce el-Feki görünmez mürekkeple yolladığı mektupların ortaya çıkmasından sonra tutuklanır. Sonrasında el-Feki onu Mossad’ın emriyle Heba Selim’in işe aldığını itiraf eder. Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat Selim’in derhal tutuklanıp idam edilmesini ister, ona göre Selim’in bu ihaneti ortaya çıkarılmasaydı Mısır güçleri henüz savaşın ilk saatlerinde İsrail tarafından bertaraf edilebilirdi.

Son günleri

General Gabriel Libya hükümeti ile işbirliği yapar. Selim’in babası Trablusgarp’tadır ve görünüşte hastadır. Selim babasını ziyarete gider. Orada hemen tutuklanan Selim Kahire’ye getirilir. Yolculuk sırasında öfke krizine giren Selim uluslararası kurumlar tarafından kollandığını ve Devlet Başkanı Sedat’a devlet başkanı affı için başvuracağını ve Enver Sedat’ın eşi Cihan Sedat’a Kadınlar Yüksek Şurası aracılığıyla mektup yazacağını söyledi. Hapishanedeyken Selim garip davranışlarda bulundu, dekorasyon işleriyle ilgilendi, peruklar giydi, odasına Paris’ten gelen parfümler sıktı; her an salıverileceğine inancı tamdı.

Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Sedat’tan onu ve el-Feki’yi affetmesini istedi, fakat yanıt olumsuzdu. El-Feki idam mangası tarafından vuruldu, Selim ise asılarak idam edildi.

İsrail Başbakanı Golda Meir’in, İsrail liderlerinden daha sadık olduğuna inandığı Selim’in ölümünün ardından ağladığı söylenir.

Heba Selim’in hikayesini anlatan Al sood ila al haweya- Uçuruma tırmanış filmden bir kare. Mısır sinema tarihinin en ünlü cümlelerinden ‘Ve burası da Mısır, Abla’ istihbarat memurunun Libya’dan uçağa bindirdiği Heba Selim’e Mısır piramitlerini ve Nil nehrini gösterirken söylediği sözler.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK’LILARA KUCAK AÇAN MISIR TEN TV TÜRKİYE’YE AÇIK DÜŞMANLIK GÖSTERMEKTEN ÇEKİNMİYOR /// İŞTE O HABER !!!!


O isimden çarpıcı sözler !!!!!

KAYNAK : http://www.samanyoluhaber.com/o-isimden-carpici-sozler-haberi/1343721/ (TÜRKİYE’DEN YASAKLI. TR’DEN GİRECEKLER VPN KULLANABİLİRLER)

"Türkiye, sınırlarını rahatça kullanabilmesi ve kendisine verdiği maddi destek karşılığında IŞİD’den ses getirecek intihar eylemlerini gerçekleştirmesini istiyordu. Yakaladığımız IŞİD üyelerini sorguladığımızda Türk istihbaratı ile aralarında doğrudan iletişimde olduklarını fark ettik. Buna dair delillerimiz de var. Bunu itiraf eden adamları elimizde." Bu çarpıcı sözler Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) lideri Mazlum Kobani’ye ait.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) lideri Mazlum Kobani, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın terör örgüte IŞİD’e destek verdiğini söyledi.

IŞİD’e katılmak için bölgeye açılan tek kapının Türkiye sınırları olduğuna işaret eden Kobani, Erdoğan rejiminin himayesinde farklı ülkelerden gelen binlerce IŞİD elemanının Suriye ve Irak’ta örgüt saflarında katliam yaptığının altını çizdi.

MAZLUM KOBANİ: MİT İLE IŞİD ARASINDA İRTİBAT VAR

Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri’nden hakkında kırmızı bülten çıkarmasını talep ettiği SDG’nin lideri Mazlum Kobani, Mısır’da TEN TV’den Neşet el-Dihi’ye mülakat verdi.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile IŞİD arasındaki irtibata dikkati çeken Kobani, Erdoğan’ın IŞİD’den ses getirecek intihar saldırıları gerçekleştirmesini istediğini iddia etti.

Kobani’nin sorulara verdiği cevaplar:

IŞİD’den size kendilerine katılmanız ile alakalı bir talep geldi mi?

Bunu basında ilk defa burada sizinle paylaşıyorum.

IŞİD bize aracılarlarla (orada bulunan tanıdıklar var) mektup gönderdi. Başkalarına da gönderdikleri mektubun aynısı.

Bize dediler ki: Biz Kobani’ye girmek istiyoruz. Siz halifeye biat edin. Kara bayrağı dikin Kobani’ye. Kürtler olarak tüm haklarınız mahfuz olacak. Biz, Kürdistanı işgal eden hükümete benzemeyiz.

Kültürel haklarınız, siyasi haklarınız olacak. Sizden tek isteğimiz İslam hilafetine biat etmeniz, bayrağımızı dikip Ebu Bekir Bağdadi’ye biat etmeniz. Tüm haklarınızdan istifade edeceksiniz.

Tabi biz bunu düşünmeksizin reddettik.

Başka önemli bir konu da şu.

Türkiye, IŞİD’i destekliyordu. Türk güvenlik kuvvetleri IŞİD ile karşı karşıya gelmeyi kabul etmedi, savaşmak istemedi. Amerikan askerleri Kuveyt üzerinden gelerek Suriye ordusuna IŞİD’e karşı yardımcı oldu.

Türkiye, IŞİD ile savaşmak için "NATO üyesi" olmasına rağmen uluslararası koalisyon güçlerine destek vermeyi reddetti ve Kuveyt üzerinden destek sağlandı. Bu iddia doğru mu?

Aynen dediğiniz gibi oldu. Türk istihbarat kaynakları bize şu an IŞİD’e karşı bir mücadele içinde olmak istemediklerini ve kendileri ile olan savaşta bir destek sağlayamayacaklarını iletti.

Yani Türkiye, IŞİD ile savaşmak istemedi ve size IŞİD’e karşı bir şey yapamayacağını iletti. O zaman Türkiye, YPG’yi mi ortadan kaldırmak istedi?

Zaten asıl hedefi de o Türkiye’nin. IŞİD’in Kobani’ye saldırmasını destekleyen de Türkiye oldu.

Türkiye, IŞİD’e maddi ve manevi desteklemek ve sınırlarını kullanmasına izin vermek şartıyla Kobani’ye, Fırat bölgesine saldırmasına teşvikte bulundu.

Bütün yabancı IŞİD mensupları Türkiye üzerinden bölgeye geçiş sağlıyordu. Gelen yabancı IŞİD militanları gerek İstanbul havalimanına gerekse Türkiye’nin diğer havalimanlarına inip oradan da sınır kapılarından bölgeye geçişleri sağlanıyor.

Erdoğan’ın Amerika’dan iadesini istediği SDG’nin lideri Mazlum Kobani, Mısır’da TEN TV’den Neşet el-Dihi’ye mülakat verdi.

Tarihi açıdan önemine binaen bir daha sormak istiyorum. Yani IŞİD içinde savaşan yabancı bütün örgüt elemanları bölgeye geçişlerinin Türkiye üzerinden mi sağlıyorlar?

İstisnasız olarak hepsi bu şekilde geçişlerini sağlıyorlar. Türk topraklarını bu bölgeye geçiş için kullanıyorlar. Binlerce yabancı örgüt elemanı var savaşan.

Bölgeye geçmek için bu yolu kullanıyorlar. Aklınıza hangi ülke gelirse gelsin hatta Amerikalılar bile Türkiye üzerinden bölgeye geçiyorlar.

O zaman Türkiye’nin, bölgede IŞİD’in yerleşmesine ve büyümesine katkı sağladığını söyleyebilir miyiz?

Aynı dediğiniz şekilde oldu. Kimsenin, hatta Türkiye’nin bile bunu inkâr edeceğini de sanmıyorum. Bizim IŞİD’e karşı çok mücadelemiz oldu. Suriye ordusu da IŞİD ile ciddi mücadelede bulundu.

Birçok ülke IŞİD ile savaştı. Ancak Türkiye, IŞİD’in hep ayakta kalmasını sağladı ve bu yönde destekledi. 2016 yılında bölgedeki IŞİD ile mücadelemiz arttıkça sınırlar da IŞİD’den temizlendi.

"TÜRKİYE İKİ ŞEKİLDE IŞİD’İ KULLANDI"

Ras el ayn gibi, Münbiç’te de başarılı olduğumuz ve bu konuda ısrarımızı gören Türkiye’nin sınırlarının IŞİD ile alakası kesildi. Türkiye, IŞİD’in askeri olarak da zayıfladığının farkına vardı.

2016 yılının yaz aylarında Suriye’ye saldırma kararı aldı. Sebep olarak da IŞİD ile mücadeleyi bahane etti.

Türkiye iki şekilde IŞİD’i kullanmış oldu. Birincisinde YPG’yi ortadan kaldırmak isterken IŞİD’i kullandı. İkincisinde ise Suriye topraklarına saldırmak için IŞİD’i bahane etti.

Birçok Suriye toprağını bu şekilde ele geçirdi.

O zaman Türkiye kendi çıkarları için yani YPG’yi ortadan kaldırmak ve Suriye topraklarına saldırmak için IŞİD’i kullanmış oldu. IŞİD, Türkiye’nin hedeflerine ulaşması için kullandığı başka argümanlardan biri.

Gerçekten de öyle oldu. DAEŞ’in gelişmesinde Türkiye’nin desteği oldu.

Türkiye ve Bağdadi yönetimi arasında veya IŞİD ve Türk istihbaratı arasında direkt bir bağ var mıydı? Yoksa aralarındaki alaka sadece bilgi paylaşımından mı ibaretti?

Elimizde yakalamış olduğumuz IŞİD üyelerini sorguladığımızda Türk istihbaratı ile aralarında doğrudan iletişimde olduklarını fark ettik. Sınırdaki Türk görevlileriyle IŞİD’liler anlaşma yapmışlardı.

Örgüte katılmak isteyen herkes sınırdaki Türk görevliler tarafından sınırı geçmelerine izin veriliyordu.

Türklerin yönetimde olan sınır boyu bütün kapılardan IŞİD’e katılmak isteyenlere kolaylık sağlanmaktaydı.

ÇARPICI İDDİA: TÜRKİYE, IŞİD’DEN SES GETİRECEK İNTİHAR EYLEMLERİ İSTEDİ

Örnek verecek olursak Suriye’nin doğusunda IŞİD yenilgiye uğradıktan sonra bize istihbarat kaynaklarımızdan bilgi ulaştı. Bunu ikisi arasındaki alakanın ve irtibatın ne kadar ileri seviyede olduğunu göstermek için anlatıyorum.

Burada Bağuz’da IŞİD’in yenilgiye uğramadan iki ay öncesiydi ve daha sonra da bu şekilde devam etti.

Türkiye, sınırlarını rahatça kullanabilmesi ve kendisine verdiği maddi destek karşılığında IŞİD’den bölgede ses getirecek intihar eylemlerini gerçekleştirmesini istiyordu.

Burada çok önemli ve tehlikeli bir nokta söz konusu. Siz bu bölgeye girerek Türkiye ve IŞİD arasındaki bağı da kesmiş oldunuz. Aralarındaki ilişkiyi ortaya çıkardınız. Yani Türk istihbaratı IŞİD’den belli yerlerde ve belli bölgelerde intihar saldırıları düzenlemesini mi istiyordu?

Evet, buna dair delillerimiz de var. Bunu itiraf eden adamları elimizde. Biz bunu uluslararası arenada da paylaştık. Ancak her ülkenin kendine göre çıkarları olduğu için istenilen şekilde ses çıkaran olmadı.

Yani dünyanın kendisine savaş açtığı IŞİD’den Türk istihbaratı intihar saldırıları düzenlemesini istiyor! Bu aynı zamanda da savaş suçu sayılır!

IŞİD zaman zaman ufak da olsa az ses getirecek intihar saldırıları gerçekleştiriyordu. Ancak Türkiye bundan memnun kalmıyor, aksine daha çok ses getirecek devasa saldırılar istiyordu.

2015’te onlarca kişinin öldüğü Kamışlı saldırısında Türk istihbaratı IŞİD’den bu tür saldırıların sayısını artırmasını istedi.

"SALDIRIYA YARDIMCI OLANLAR İTİRAF ETTİ, DÜNYA ORALI OLMADI"

Türk yetkililerle örgüt arasındaki irtibat Bağuz düştükten sonra da devam etti. Örnek olarak yaklaşık bundan bir sene önce 2018’in sonuna doğru Münbiç’te intihar saldırı meydana gelmişti.

Bu olayı gerçekleştirenleri yakaladık. Bizzat yardımcı olanları ele geçirdik. Bunu herkes biliyor normalde. Soruşturma esnasında bir çok ülkeden Amerika’dan yetkililer vardı.

Şunu gördük ki patlamanın hazırlığı Türkiye’nin elindeki El Bab’da gerçekleşmiş. Patlamayı gerçekleştiren teörist ve IŞİD’den sorumlu kişi oradan Münbiç’e gelmiş.

Terörist patlamayı gerçekleştirdikten sonra IŞİD üyesi aynı geldiği yerden dönüş yapmış. Yani tekrar El Bab’a dönmüş. Operasyona katılan herkes de bunu itiraf etti. Bu anlattığımı da çoğu devlet bilmekte.

Herkesin kendi çıkarı olduğu için gerektiği şekilde tepki verilmiyor.

Maalesef!

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri Recep Tayyip Erdoğan ne istiyor?

Erdoğan, İhvan’ın resmi olmasa da fiili temsilcisi. Resmi temsilcileri başka tabi ki. Pratikte bu işi kendi üstlenmiş durumda. Kendini İhvan’ın bütün yapılanmasından sorumlu kişi olarak görüyor.

Sadece fikri olarak da değil. Bunu bölgeyi kendi kontrolü altına alarak yapmak istiyor. Bunu Mısır’da denedi başarısız oldu, Suriye’de denedi ve başaramadı. Şimdi de Libya’da deniyor. Dini kullanarak bunu gerçekleştirmeye çalışıyor.

"ERDOĞAN KENDİ PROJESİ ADINA HER ÖRGÜTÜ KULLANIYOR"

Bunun içinde IŞİD gibi Nusra gibi bir çok argümanları kullanıyor. Kendi projesini gerçekleştirme adına bu bölgede her şeyi kullanıyor.

Maalesef uluslararası arenanın Erdoğan’ın bu girişimlerine, saldırılarına sessiz kalması kendisinin daha rahat hareket etmesini sağlıyor.

İhvanı da kullanarak tekrar Osmanlı’yı geri getirmeye çalışıyor. Bu amaçla bazen Kürtleri kullanıyor, bazen de Libya’da olduğu gibi kendi çıkarına ne uygunsa onu kullanıyor.

Malesef eğer Erdoğan’ın Libya’yı işgaline ses çıkartılmazsa bu sefer de kendine başka hedefler koyup başka ülkelerin içişlerine karışacaktır.

Bundan dolayı Erdoğan’ın düşünce ve fikirleri bölge adına tehlike oluşturmakta.

TARİH /// Rabia KÖSE /// Güç ve Diplomasi : Mısır Meselesi ve Sultan II. Abdülhamid


Rabia KÖSE [1] /// Güç ve Diplomasi : Mısır Meselesi ve Sultan II. Abdülhamid

Musa Gümüş’ün kaleminden çıkan ‘’Güç ve Diplomasi- Mısır Meselesi ve Sultan II. Abdülhamid’’, adlı kitap, 19. Asır boyunca diplomatik arenada güncel bir konu ve Şark Meselesinin en önemli ayaklarından biri olan Mısır Meselesini konu alan bir eserdir. Bizde bu eseri yazımızda irdeleyeceğiz.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.