MİLLİ SAVUNMA DOSYASI /// TÜRKER ERTÜRK : S-400’ÜN GELECEĞİ NE OLACAK ?????


TÜRKER ERTÜRK : S-400’ÜN GELECEĞİ NE OLACAK ?????

LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/s-400un-gelecegi-ne-olacak/

13 Kasım’ın öncesinde, iktidarın geçmişte yaptıkları nedeniyle ağır şantaj altında olduğunu, bu hali ile ülkemizin çıkarları ve güvenliği lehine kararlar alıp uygulayabilmesinin mümkün gözükmediğini ekranlarda söylemiş ve köşemizde yazmıştık. Ayrıca; 13 Kasım’da Trump’ın yanına gitmek zorunda olduğunu ve görüşme sonunda Türkiye’nin kaybedeceğini, ödün vereceğini ve iktidarın ise ömrünü bir süre daha uzatacağını, fakat nihai sonunu değiştiremeyeceğini de ilave etmiştik.

Aynen böyle de oldu! Amerika ziyareti için söylenilebilecek tek şey; iktidarın teslim ve başarısız olduğudur. Zaten pazarlık yapacak gücü ve kozları da yoktu. İktidarın tek derdi; kendini ve içeride aşınan ve yok olmaya yüz tutan itibarını kurtarmak için dışarıdan bir manivela yakalamaktı. Şimdi, bu başarısızlığı halka zafer gibi satmak için top iktidarın koltuk değneklerinde ve yandaşlarında. Allah için haklarını vermek lazım! İçlerine sinmese de söylediklerine ve yazdıklarına kendileri bile inanmasa da bayağı enerjik çalışıyorlar.

13 Kasım Gelmeden Türkiye Kaybetmişti!

ABD, 13 Kasım öncesi Türkiye’ye karşı hangi pozisyonda ise 13 Kasım sonrasında da aynı pozisyonunu koruyor. Zaten, ülkelerin pozisyon değişikliği birkaç saatlik bir görüşme ile değişmez. Öncesinde kurmaylar günlerce çalışır, pazarlıklar yapılır, başkentlerden talimatlar alınarak ileri veya geri manevralar geliştirilir, son pozisyon alınır ve liderler görüşmeye başladığında esasında her şey bitirilmiş olur. Onlar sadece nezaket konuşmaları yapar, dilek ve temennilerde bulunulur, son rötuşlar ve basın açıklaması beraberce yapılır. 13 Kasım’da görüşme başladığında Türkiye çoktan kaybetmişti bile! Sonrasındaki gelişmeler, anlayabilen için malumun ilanı oldu.

Görüşmenin ana konusu Suriye idi! Suriye konusunda elde ne var, sıfır! Hatta eksideyiz! Hangi konuda ilerleme sağlandı? FETÖ mü, Gülen’in iadesi mi, Halk Bankası mı, yaptırımlar mı, S-400 mü, F-35 mi? Ne yazık ki hiçbiri! Ayrıca; Suriye’de kim terörist, kim değil konusunda bile anlaşma olmadı.

Devletin Aklıyla Alınmayan Kararlar Duvara Toslar!

S-400 sorunu çözülemediği gibi, Türk-Amerikan ilişkilerinin önündeki en büyük engel ve sorun haline geldi. İktidar şu anda S-400’ü almış olmaktan dolayı o kadar pişman ki, sormayın! Ama iş işten geçti. Zamanında uyarmıştık. S-400 alınmasına karar verilişinin bir tehdit değerlendirmesi ve bu tehdide karşı bir harekât ihtiyacının karşılığı olarak gelişmediğini, içinde askerin kurumsal olarak yer almadığını, tek kişilik bir siyasi kararın sonucu olduğunu, devlet aklının dışlandığını ve başımıza ileride iş açacağını, doğrusunun ise milli proje kapsamında kendi hava savunma silahımızı üretmemiz olduğunu çeşitli mecralarda söylemiş ve yazmıştık.

S-400 gelince depoya kaldırdılar ama yeterli olmadı. Hani böyle bir silaha sahip olmak bizim için avantaj olacaktı? Normalde böyle bir silah envantere girince, ilk 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde Ankara’daki resmigeçitte yer alırdı. Ama almadı, aldırılmadı! Buna ilaveten en az bir ay içinde S-400’e fiili atış yaptırılır, dosta, düşmana ve halka silahın gücü gösterilirdi. Bu, caydırıcılığın da gereğiydi ama yapılmadı, çünkü depoya kaldırılmıştı ve unutturulmaya çalışılıyordu. Bu bile yetmedi! Beyaz Saray’da yapılan basın toplantısında Trump “Diğer konularda ilerleme sağlayabilmek için S-400 konusunu çözmemiz lazım” dedi ve Türk-Amerikan ilişkilerindeki her şeyi S-400 kilidine bağladı. Haydi, çözün bakalım!

Az Gelişmişlik Budur!

13 Kasım’da yapılan görüşmelerde alınan kararlar paralelinde, geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın “S-400 ve F-35 için ortak mekanizma bugün itibarıyla çalışmaya başladı” dedi. Bunun anlamı; konu komisyona (Türk-Amerikan) havale edildi, buradan S-400 ile olmuyor kararı çıkacak, aldatıldım denecek, bazı askerler suçlanacak ve S-400 Türkiye dışına çıkarılacak. Bu ekonomik krizde yandı bizim 2,5 milyar dolar. İşte, az gelişmişlik budur, kaynaklar kıttır ama israf da had safhadadır.

Basın toplantısında Trump’ın, PYD/YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmediğini, Suriyeli Kürtlerle aynı statüde gördüğünü, müttefik olarak değerlendirdiğini, iyi ilişkiler içinde olduğunu ifade etmesine rağmen anlamlı bir tepki verilemedi. Hatta Trump, “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Kobani ve Erdoğan ile aramız iyi” diyerek Türkiye’yi terör örgütü olarak gördüğümüz bir yapıyla aynı kefeye koydu ama itiraz bile edilemedi.

İktidar PYD’den Şikâyetçi, PYD İktidardan Değil!

Bazı konuları da anlamakta da zorluk çektik. İktidar PYD’den şikâyetçi, ateşkes ihlali yaptığını söylüyor ama operasyon yapmıyor, yapamıyor. Yine Trump’ın söylediğine göre; PYD ise Türkiye’den ve Güvenli Bölge’den şikâyetçi değil. Bu nasıl oluyor?

Esas sorun; iktidarın Barış Pınarı Harekâtı öncesinde ilan ettiği siyasi hedefi ve bunun gerektirdiği askeri hedefleri ele geçirmeden harekâtı durdurmak zorunda kalmasıydı. 13 Kasım’dan sonra da bu durum aynen devam ediyor.

AKP Bölünmeli, Yoksa Türkiye Bölünecek!

Daha da kötüsü; toplantıda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ayakta olmasına rağmen oturan senatörler vardı ve bir anlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sorguluyorlardı. Bu duruma anında tepki verilmesi lazımdı. Ama nerede! Yaklaşık 9 milyon nüfusu olan İsrail’in lideri Netanyahu bile ABD Kongresi’nde konuşturuluyor ve istediğini söylüyor ama 82 milyon nüfuslu Türkiye’nin lideri Kongre’den gelen üç senatöre sorgulatılıyor. İçlerinden biri (Senatör Graham), Erdoğan’a “Türk-Amerikan ilişkileri tarihinde bir ilki başardınız ve bütün ABD kamuoyunu Türkiye’ye karşı birleştirdiniz” diyor ve Erdoğan’ın “IŞİD’le mücadele ettik ve ediyoruz” sözlerine “Radikal unsurları desteklediğiniz konusunda veriler var” şeklinde cevap veriyor.

Ne yazık ki Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca bu kadar kötü bir duruma düşürülmemişti. Demem o ki; bu iktidarla Türkiye için çıkış yok! Muhalefet daha enerjik olmalı ve ülkemize sahip çıkmalı! Ayrıca; “AKP bölünür mü, bölünmez mi? Babacan ve Davutoğlu partilerini ne zaman kuracak? Bu partiler için AKP’den kopma olur ve Meclis aritmetiği değişir mi?” konuları üzerinden çok fazla spekülasyon yapılıyor! Bölünme de, kopma da olmalı! Yoksa Türkiye bölünecek, yaşamsal çıkarları, güvenliği ve iç barışı onanmaz biçimde yaralar alacak ve içinden çıkamayacağımız felaketlere gark olacağız.

Türker Ertürk

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI /// OĞUZ SOLAK : TÜRK SAVUNMA SANAYİ /// Mayıs 2011


OĞUZ SOLAK : TÜRK SAVUNMA SANAYİ /// Mayıs 2011

M.Ö. 209 da Motun tarafından kurulduğunu kabul ettiğimiz Türk ordusunun tarihini M.Ö. 3000-1000 yılları arasında varlıklarını sürdüren Ti-lere ( Türklerin atası) kadar indirmek mümkün. Eski Türklerde eli silah tutan herkes ordunun doğal bir parçası. Belki de bu yüzden binlerce yıllık kökleri olan Türk ordusuna genetik anlamda bağlılığımız, vefa borcumuz, sevgimiz var. Bu tarihsel gerçeklerin oluşturduğu eksende Güçlü bir ülke ve savunma sanayisi, Pentagon gibi yapılanmış bir ‘’Türk Savunma Bakanlığı +Türk Silahlı Kuvvetleri ‘’ gibi toplumsal beklentilerimizin olması kaçınılmaz bir süreç.

Bu İdealler, sanıldığının aksine bizi savaş makinesi olmaya değil sorumlu olmaya, güçlü ekonomiye, ileri teknoloji üretmeye sevk edebilir. Dünya tarihinde yaşanan değişimlere de bakarsanız ülkelerin savunma sanayileri evrensel teknolojinin ilerlemesine çok büyük ivmeler katmışlar, büyük buluşlar ortaya çıkartmışlardır. Savunma sanayiyi, ileri teknoloji üretebilen bir lokomotif olarak kullanabilmek bana göre akılcı bir yöntem olur.

Evrensel bilgi birikimi ve insanlığın geçirmiş olduğu evrimler, dünyanın ortak mirasıdır. Milattan binlerce yıl önce oluşan Mezopotamya kültürü ve bunu izleyen Mısır, Çin, Hint kültürleri Anadolu, Yunan yarımadası ve Batının kültürünü oluşturdu. Helenizm, Roma medeniyeti derken antik çağın birikimlerini kullanan İslam inancı, getirmiş olduğu akılcılık ile bilimi doruk noktasına ilerletti. Bu müthiş entelektüel birikimin üzerine katkıda bulunan Batı Dünyası aydınlanma dönemini ve sanayi çağını başlattı. Artan bir ivmeyle hareket eden bu ilerleme bilgi çağını ve ötesini zorlamaya başladı.

Batıda bu gelişmeler olurken bizim “ bilim” konusunu algılamamızda olumsuz yönde değişiklikler oluştu. İçtihat kapısının kapatılması ile bilimsel alanlarda donma ve gerileme başladı. Bilim adamı yetiştiren o toplumsal iklim kayboldu. İbni Haldun (1332-1406) ve Uluğ Bey gibi istisnaları saymazsak Türk-İslam dünyasında yetişen en son dahi bilim adamı İbnürrüşt’tür (1126-1198).

Yüzyıllardır bilim dünyasına katkımız olmadığı gibi, bilimden hep uzaklaştık. Kabul edelim ki entelektüel birikimimiz olmadığı için her alanda bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Hani derler ya her şeyin başı eğitim diye, buna ben katılmıyorum. Herşeyin başı, entelektüel birikimlerin ve yaşam tecrübelerinin rehberliğinde ihtiyacımız olan yapılanmaları gerçekleştirebilmemizdir. Entelektüel birikimimiz yoksa, içtihat kapımız hala kapalı ise buna eğitim konuları da dahil olmak üzere köklü hiçbir fikir ve iş üretemeyiz, birilerini taklit etmekten öteye gidemeyiz.

Savunma sanayi konusunda;

1- Fikirlerin ve tasarıların gerçekleşmesi için çıtayı devamlı yükseltmemiz ve çok ciddi çalışmalar yapmamız gerekir. Ortak fikir birliktelikleri oluşturmak lazım. Ulaştığımız seviyeyi hep yetersiz görmek, her zaman daha mükemmeline ulaşmak gayretlerini ilerlemek için çok önemli bir motivasyon olarak görmek lazım.

2- Entelektüel bir birikim oluşturmak samimi olarak isteniyorsa her kurumdan ilgisiz bir temsilcinin geldiği komisyonlar oluşturarak, iş yapamamak yerine konunun İlgili emekçisinden, fikir üreteninden ve meraklısından bir konsey oluşturarak yararlanmak rasyonel bir yöntemdir ve birçok problemi milli olarak çözmemizi sağlayacaktır.

3- Üst seviyede yetenekleri olan teknik elemanların, yabancı dil seviyesine ve yaşına bakmadan değerlendirilmesi gerekir.

4- TÜBİTAK onlarca yıl öncesi savunma sanayi konusunda çalışmalar başlatsaydı ve özel sektöre gereken ilgi gösterilmiş olsaydı şimdi savunma sanayimiz çok farklı bir konumda olabilirdi.

5- Yönetimden yönetişim devrine geçiş hızlandırılmalıdır.

6- Bazı bürokratlar içtihat kapısını açmaya çalışan bizleri ( fikir işçilerini ) görmezden gelmeye devam ediyorlar. Kolektif bir zihin gücünü harekete geçirmenin ülkemiz için ne zararı olabilir ki.

Aşağıda; modern savunma sanayinin geliştirilmesi ve TSK nın modernizasyonunun sağlanması görevlerinin kanunla verildiği Savunma Sanayi Müsteşarlığının 2010 yılı faaliyet raporunun bazı kısımlarını sizlerin bilgisine sunuyorum.

Yetki, Görev ve Sorumluluklar:

1985 yılında 3238 sayılı Kanun’la “Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı” kurulmuş, daha sonra Başkanlık, 1989 yılında 390 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) olarak yeniden yapılandırılmıştır.

3238 sayılı Kanun, tamamıyla yeni bir savunma sanayii anlayışının yanı sıra, son derece esnek ve hızlı işleyen bir sistem getirmiştir. Tedarik ve savunma sanayiinin geliştirilmesi görevlerinin birleştirilmesini öngören gelişmiş ülke örneklerine benzer bu sistemin beş temel mekanizmasını; Savunma Sanayii Yüksek Koordinasyon Kurulu, Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK), SSM, Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF) ve Denetleme Kurulu oluşturmaktadır.

Savunma Sanayii Yüksek Koordinasyon Kurulu:

Başbakan’ın başkanlığında 13 üyenin iştirakiyle yılda en az iki kez toplanması öngörülen Kurulun görevleri;

Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan genel strateji doğrultusunda, planlama ve koordinasyonun sağlanmasını takip etmek, düzenleyici direktifler vermek ve Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan Stratejik Hedef Planına (SHP) uygun olarak SSDF ile tedariki öngörülen silah sistemleri ile araç ve gereçlerin tedarik şeklini tespit etmektir. Ancak günümüze kadar, sözkonusu kurulun toplanması pratikte mümkün olamamıştır.

Savunma Sanayii İcra Komitesi:

3238 sayılı Kanun çerçevesinde oluşturulan ve sistemin asıl karar mekanizması olan SSİK’in üyeleri; Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı’dır. İcra Komitesi’nin başlıca görevlerini; Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) için Stratejik Hedef Planına (SHP) göre temini gerekli olan modern silah, araç ve gereçlerin üretimi, yurt içinden gereği halinde yurt dışından tedariki hususunda karar almak, Sağlanacak modern silah, araç ve gereçlerin araştırılması, geliştirilmesi, prototip imali, avans verilmesi, uzun vadeli siparişler ile diğer mali ve ekonomik teşviklerin tespiti istikametinde SSM’ye talimat vermek, SSDF’nin kullanım esaslarını tespit etmek şeklinde özetlemek mümkündür.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı:

3238 sayılı Kanun ile oluşturulan sistemin yürütme mekanizması, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı, tüzel kişiliği haiz, özel bütçeli bir kuruluş olan SSM’dir.

3238 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile Müsteşarlığa tevdi edilen görevler aşağıda sıralanmıştır.

  • İcra Komitesi’nin aldığı kararları uygulamak,
  • Proje bazında yıllar itibariyle verilecek olan alımların programlarını sipariş sözleşmesine bağlamak,
  • Mevcut milli sanayii, savunma sanayii ihtiyaçlarına göre reorganize ve entegre etmek, yeni teşebbüsleri teşvik ve bu entegrasyona ve ihtiyaçlara göre yönlendirmek, yabancı sermaye ve teknoloji katkısı imkanlarını araştırmak, teşebbüsleri yönlendirmek, bu konudaki Devlet katılımını planlamak,
  • Fon kaynaklarını dikkate alarak alım programlarını ve finansman modellerini belirlemek,
  • İhtiyaç duyulan modern silah, araç ve gereçlerin özel veya kamu kuruluşlarında imalatını planlamak,
  • Gerektiğinde özel, kamu veya karma nitelikli yeni yatırımları dışa açık olmak kaydıyla desteklemek,
  • Modern silah, araç ve gereçleri araştırmak, geliştirmek, prototiplerin imalini sağlamak, avans vermek, uzun vadeli siparişler ve diğer mali ve ekonomik teşvikleri tespit etmek,
  • İşin özelliğine göre yıllar içinde yapılacak alımın şartlarını, MSB tarafından belirlenecek şartname ve standartları dikkate alarak teknik ve mali konuları kapsayan kontratları yapmak,
  • Savunma sanayii ürünleri ihracatı ve offset ticareti konularını koordine etmek,
  • Fondan kredi vermek veya yurt içinden ve yurt dışından kredi almak ve gerektiğinde yerli ve yabancı sermayeli şirketler kurmak ve iştirak etmek,
  • Üretilen malın sözleşme muhteviyatına uyup uymadığını, kalite kontrolleri ile sözleşme şartlarının yerine getirilip getirilmediğini takip etmek ve
  • Uygulama aksaklıklarının ilgili kurum ve kuruluşlar nezdinde çözümlenmesini temin etmek.

Bu çerçevede, SSM tarafından gerçekleştirilen görevlerin ana eksenini, TSK’nın modernizasyonuna yönelik projelerin yürütülmesi ile sanayileşme faaliyetleri teşkil etmektedir.

Savunma Sanayii Destekleme Fonu:

3238 sayılı Kanunun 12. maddesi ile TSK’nın modernizasyonunun sağlanması ve Türkiye’de modern savunma sanayiinin kurulması için gerekli kaynağın, genel bütçe dışında devamlı ve istikrarlı bir şekilde temini amacıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde ve Müsteşarlık emrinde Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF) kurulmuştur.

SSDF’den yapılan harcamalar, SSİK kararları doğrultusunda; sanayinin teşviki, kredi, sermaye iştiraki ve proje bedellerinden oluşmaktadır. Her ne kadar, SSM sorumluluğunda yürütülen projelerin finansmanın esas itibariyle SSDF’den karşılanması amaçlanmışsa da 3238 sayılı Kanunla, büyük ölçüde finansman gerektiren projeler için yurt dışından devlet destekli kredi temini imkanı da getirilmiştir.

Savunma Sanayii Denetleme Kurulu :

Savunma Sanayii Denetleme Kurulu, Müsteşarlık ve Fon’un her türlü işlemini denetlemek üzere Başbakanlık, Milli Savunma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı’nca iki yıllığına görevlendirilen birer temsilciden oluşmaktadır.

Teşkilat Yapısı:SSM; kendine tevdi edilmiş bulunan görevleri Müsteşar’a bağlı Kurumsal Yönetim Hizmetleri, Savunma Hizmetleri ve Sanayi Hizmetleri Müsteşar Yardımcılıkları ile bunlara bağlı 14 Daire Başkanlığı ve Hukuk Müşavirliği vasıtasıyla ihtisas birimleri ve proje yönetimine dayalı bir organizasyonel yapı içerisinde yerine getirmektedir.

Bu yapı içerisinde, Müsteşarlığın kurumsal yapısının geliştirilmesine yönelik hizmetler Personel ve Eğitim, Strateji Geliştirme, Tedarik Yönetimi ve İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. TSK ve diğer güvenlik kurumlarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik tedarik faaliyetleri Kara Araçları, Hava Araçları, Deniz Araçları, Elektronik Harp, Muhabere, Elektronik ve Bilgi 12 Sistemleri ve Roket-Füze ve Mühimmat Daire Başkanlıkları tarafından yürütülmektedir. Sanayileşme faaliyetleri ise Sanayileşme, Ar-Ge ve Teknoloji Yönetimi, Uluslararası İşbirliği ve Kalite-Test ve Sertifikasyon Daire Başkanlıkları tarafından gerçekleştirilmektedir.

Hizmet binası Ankara’da olan SSM’nin taşra teşkilatı bulunmamaktadır.

Bilgi ve Teknolojik Kaynaklar :

Müsteşarlığımız bilişim altyapısı değişen ihtiyaçlar çerçevesinde geliştirilmekte olup tüm kurum çalışanlarının kişisel bilgisayarı, e-posta adresi ve internet erişimi mevcuttur. Portal yazılımı üzerinden kurum içinde bir bilgi paylaşım platformu oluşturulmuştur. Bunlara ilaveten e-Dönüşüm Türkiye Projesi kapsamında e-Savunma Sanayii Projesi başlatılmış olup halihazırda kurum içi tüm yazışma ve onaylar elektronik imza ile kağıtsız ortamda gerçekleştirilmektedir. İş akış/süreç yönetimi ve kurumsal kaynak yönetim sistemlerinin kurulmasına yönelik faaliyetler halen devam etmektedir.

İnsan Kaynakları :

SSM personeli, 3238 sayılı Kanunun 8. maddesine göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabidir. Müsteşarlığa ayrıca, 3238 sayılı Kanunun 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, 657 sayılı Kanun ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılmasına dair hükümlerine bağlı kalmaksızın, özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda “Sözleşmeli Personel” çalıştırabilme imkanı verilmiştir. Bununla birlikte, 3238 sayılı Kanun, diğer kamu kurum ve kuruluşları personelinin de maaşsız izinli ve sözleşmeli olarak SSM’de çalıştırılabilmesine imkan sağlamaktadır.

Bu esaslar çerçevesinde, 31 Aralık 2010 tarihi itibariyle SSM’de istihdam edilen personel mevcudu, 292’i kadrolu ve 69 kadrosuz sözleşmeli personel olmak üzere toplam 361 kişidir.

Sunulan Hizmetler :

SSM tarafından yürütülen faaliyetlerin ana amacı, ülkemizde modern bir savunma sanayii altyapısının oluşturulması ve TSK’nın modernizasyon ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu çerçevede, SSM tarafından sunulan hizmetleri özetle; savunma sistemleri tedariki ve tedarik yönetimi, savunma sanayiinin yönlendirilmesi, teknoloji yönetimi, sanayi katılımı ve offset faaliyetlerinin yürütülmesi, uluslararası işbirliği, ihracatın koordinasyonu ile kalite, test ve sertifikasyon hizmetleri olarak sıralamak mümkündür.

Söz konusu hizmetlere ilişkin bilgiler, Müsteşar Yardımcılıkları ve bağlı Daire Başkanlıkları bazında aşağıda özetlenmiştir.

Müsteşar Kurumsal Yönetim Hizmetleri Yardımcılığı

Personel ve Eğitim Dairesi Başkanlığı :

İnsan kaynakları planlaması, işe alma, eğitim ve geliştirme, uygun kurum kültürü oluşturma, kariyer planlama, başarı değerlendirme ve ödüllendirme süreçlerinin tümünü kapsayan İnsan Kaynakları yönetimi faaliyetlerini yürütmek dairenin başlıca görevlerini teşkil etmektedir.

İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı:

Ana faaliyetlerin aksamadan yerine getirilmesi için ihtiyaç duyulan araç, gereç, kırtasiye ve her türlü sarf malzemelerinin temin edilmesi, korunması ve hizmete sunulmasını sağlamak, Musteşarlığın güvenlik, ulaştırma ve temizlik hizmetlerini ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak yerine getirmektedir.

Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı :

5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 60. maddesi ve 5436 sayılı Kanunun 15. maddesi uyarınca 2006 yılında kurulmuştur. Daire bünyesinde, stratejik yönetim ve planlama, performans ve kalite ölçütleri geliştirme ve malî hizmetler fonksiyonları çerçevesindeki görevler yerine getirilmektedir.

Tedarik Yönetimi Daire Başkanlığı :

Daire Başkanlığının görevi Müsteşarlığın yönetim ve işleyişinin geliştirilmesi ve savunma sanayii ve ihtiyaç sahibi makamlar nezdinde etkinliğinin artırılmasıdır.

Müsteşar Sanayi Hizmetleri Yardımcılığı

Sanayileşme Daire Başkanlığı:

Sanayileşme Daire Başkanlığı, SSM tarafından yürütülmekte olan projeler çerçevesinde gerçekleştirilen sanayi katılımı/offset (SK/O) faaliyetlerinin koordine edilmesini, bu konuda meydana gelen gelişmeleri dikkate alarak yeni politikalar oluşturulmasını, imzalanmış SK/O sözleşmelerinin takip edilmesini, SK/O düzenlemeleriyle ilgili olarak teklife çağrı dosyalarında ve sözleşmelerde yer alacak bölümlerin hazırlanmasını, sözleşmelerin imzalanmasını ve yürütülmesini sağlamaktadır.

Ayrıca, sektör stratejileri ve yan sanayi entegrasyon prosedürünün koordinasyonu ve takibi yapılmaktadır. Küçük ve orta ölçekli firmalar ile sanayi kuruluşları arasında karşılıklı iş birliği ve iş paylaşımının sağlanması için savunma sanayii alanında, sempozyum, seminer veya toplantılar organize edilmesi ve aktif olarak desteklenmesi görevleri de gerçekleştirilmektedir.

Ar-Ge ve Teknoloji Yönetimi Daire Başkanlığı:

Savunma Sanayii Müsteşarlığı 3238 Sayılı kuruluş kanunuyla kendisine verilen araştırma-geliştirme görev ve sorumluluğu çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik teknoloji yönetim planlamasının yapılması; bu doğrultuda tedarik projelerinin gereksinim duyduğu alt sistem/bileşen/teknoloji alt yapısı yol haritasının oluşturulması ve belirlenen öncelikli Ar-Ge projelerinin tanımlanması, desteklenmesi ve yürütülmesi faaliyetlerini gerçekleştirmektedir.

Kalite-Test ve Sertifikasyon Daire Başkanlığı:

Tedarik faaliyetleri kapsamında, ürüne ve sisteme yönelik kalite, sanayi güvenliği, kalifikasyon ve sertifikasyon ile ilgili strateji ve politikaları oluşturmak, bu faaliyetleri yürütmek, ilgili konularda ulusal ve uluslararası organizasyonlara katılım sağlamak ve SSM’yi bu organizasyonlarda temsil etmek görevleri KTS Daire Başkanlığı tarafından gerçekleştirilmektedir. Projelere yönelik kalite, test, sertifikasyon faaliyetleri projelerin konsept safhasından başlayarak ürünlerin ihtiyaç makamına teslim edilmesine kadar olan süreç içerisinde yürütülmektedir.

Uluslararası İşbirliği Daire Başkanlığı:

Daire, yürütülmekte olan proje faaliyetleri ile savunma sanayiinin geliştirilmesine yönelik diğer tüm faaliyetler esnasında ihtiyaç duyulan uluslararası savunma sanayii işbirliği imkanlarını araştırmak ve dış politika hedefleri ile uyumlu bir şekilde hayata geçirmek görevlerini üstlenmiştir.

Müsteşar Savunma Hizmetleri Yardımcılığı

Kara Araçları Daire Başkanlığı:

ülkemizin savunma ve güvenliğine yönelik TSK ve kamu kuruluşlarının kara konuşlu sistem ihtiyaçlarını öncelikle yerli sanayide mevcut yeteneklerin azami ölçüde kullanılması ve/veya geliştirilmesi, yurtiçinden tedariki mümkün olmayan sistemlerin ise en yüksek yerli katkı düzeyi ve mümkünse teknoloji transferi yoluyla ülkemiz savunma sanayii altyapısına kazandırılması suretiyle zamanında ve maliyet etkin bir şekilde karşılama görevini yerine getirir. Bu görevlerin yanı sıra ulusal savunma sanayii altyapısının güçlendirilmesi amacıyla tedarik faaliyetlerinde her türlü planlama, koordinasyon, yönlendirme, yürütme ve denetim faaliyetlerini yerine getirme ve yerli sanayii organize etme görevlerini de bünyesinde bulunan; Araç ve Özel Projeler Grubu, Tank ve Paletli Araçlar Grubu olmak üzere iki proje grubu ile yerine getirmektedir.

Deniz Araçları Daire Başkanlığı :

Temel görevi, ülkemizin güvenliğine ilişkin deniz platformu ihtiyaçlarını, zamanında ve maliyet etkin bir şekilde karşılamak ve ulusal savunma sanayii altyapısının güçlendirilmesi amacıyla tedarik faaliyetlerinde her türlü planlama, koordinasyon, yönlendirme, yürütme ve denetim faaliyetlerini yerine getirmek ve yerli sanayiyi organize etmektir.

Daire Başkanlığı, mevcut gemi inşa ve yan sanayinin; ülkemizin güvenlik ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde geliştirilmesi ve ihracat potansiyeline sahip, yüksek teknoloji ürünü denizaltı, bot, muharip ve yardımcı sınıf gemileri yurt içi tasarım yoluyla inşa edebilecek düzeye ulaşabilmesine yönelik çalışmalar da yürütmektedir. Bu çerçevede, Deniz Araçları Daire Başkanlığı; Amfibi Gemi, Bot, Harp Gemisi ve Destek Gemisi olmak üzere dört grup bünyesinde proje yürütmektedir.

Hava Araçları Daire Başkanlığı :

TSK ve diğer kamu kurumlarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak SSM tarafından yürütülmekte olan tüm havacılık projeleri, Hava Araçları Daire Başkanlığı’nın sorumluluğunda bulunmaktadır. Daire bünyesinde;

  • uçak, helikopter ve insansız hava aracı gibi hava platformlarının tedarik ve modernizasyonu,
  • hava araçları için bakım-onarım altyapısı kurulmasına

yönelik projeler hayata geçirilmektedir. Bu projelerde, yurtiçi geliştirme, konsorsiyum yoluyla geliştirme, ortak üretim, doğrudan alım gibi yöntemler kullanılmakta ve her bir projede, kullanıcı ihtiyaçlarının maliyet-etkinlik çerçevesinde karşılanması hedefinin yanı sıra, ulusal havacılık sanayiinin teknolojik altyapısının geliştirilmesi ve yeteneklerinin artırılması da amaçlanmaktadır.

Hava Araçları Daire Başkanlığı’nda; Helikopter, İnsansız Hava Aracı, Modernizasyon/Entegrasyon ve Uçak olmak üzere dört grup bünyesinde proje yürütülmektedir.

Muhabere Elektronik ve Bilgi Sistemleri (MEBS) Daire Başkanlığı :

TSK’nın modernizasyonunun sağlanabilmesi amacıyla, yerli sanayi imkan ve kabiliyetlerinden azami ölçüde yararlanmak suretiyle, kullanıcı ihtiyaçlarına ve endüstriyel hedeflere uygun olarak komuta kontrol, atış kontrol, muhabere, uydu, ağ destekli yetenek, simülatör vb. sistem ya da yazılım projeleri MEBS Daire Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. Bu çerçevede Daire’de; Komuta Kontrol Haberleşme (C3), Uydu Radar ve İstihbarat ve Uygulama Yazılımı ve Simülatörler olmak üzere üç grupta proje yürütülmektedir.

Elektronik Harp ve Algılayıcılar Daire Başkanlığı :

Ülkemizin savunma ve güvenliğine yönelik olarak, TSK ve diğer kamu kuruluşlarının elektronik harp ve algılayıcılar alanındaki ihtiyaçlarının azami yurt içi imkân ve kabiliyetler kullanılarak karşılanması amacıyla tedarik projeleri Daire Başkanlığı tarafından yürütmektedir. Elektronik harbin ana unsurlarını oluşturan elektronik destek, elektronik taarruz, kendini koruma ve eğitim alanlarındaki ihtiyaçların karşılanması amacıyla Türkiye’de tasarım, geliştirme, üretim, bakım ve idame altyapısının oluşturulması yönünde çalışmalar Daire Başkanlığı görevlerinin ana unsurlarını oluşturmaktadır.

Bu çerçevede; Elektronik Harp ve Algılayıcılar Daire Başkanlığı bünyesinde Helikopter Elektronik Harp, Kara Konuşlu ve Deniz Elektronik Harp, Muharip Uçak Elektronik Harp ve El Yapımı Patlayıcılar olmak üzere dört grupta proje yürütülmektedir.

Roket-Füze ve Mühimmat Daire Başkanlığı:

TSK’nın roket, füze, mühimmat ve silah ihtiyaçlarını, kullanıcının performans ve takvim beklentilerini dikkate alarak öncelikle yurt içi geliştirme yoluyla karşılamak temel hedefi doğrultusunda; ilgili firma, kurum ve kuruluşları teknolojik gelişmeler doğrultusunda yurt içi çözümler sunabilen, uluslararası iş birliğine açık ve rekabetçi bir yapıya kavuşturmak amacıyla gerekli faaliyetler yürütülmektedir. Bu çerçevede, Roket-Füze ve Mühimmat Daire Başkanlığı bünyesinde, Hava Savunma, Güdümlü Füze, Silah ve Mühimmat olmak üzere üç grup tarafından proje yürütülmektedir.

Öneri ve tedbirler: Artan iş yüküne paralel olarak personel sayısında yıllar içerisinde arzu edilen artışın sağlanamaması sebebiyle bugün gelinen noktada, yaklaşık maliyeti 25 milyar dolara ulaşan proje portföyü, son dönemdeki personel artışına rağmen, hala sınırlı sayıda personel ile yürütülmektedir. Bu çerçevede, nitelikli personel sayısının artırılması amacıyla düzenli olarak personel alımını sağlayacak önlemlerin alınması elzemdir.

Kurumun geleceğinin inşası adına nitelikli personelin işe alınması, bu kişilerin gerekli donanıma kavuşturulması, üretkenliklerinin sağlanması ve elde tutulması için gerekli stratejik insan kaynakları yönetimi çabalarının sürdürülmesi ve bunun bilimsel temellere dayandırılması büyük önem taşımaktadır. 2007 yılından itibaren gerçekleştirilen uzman yardımcısı istihdamında hedeflenen niteliklerde personelin işe alımı sağlanmış olmakla birlikte, bunların önemli bir bölümü henüz üç yılını doldurmadan işten ayrılmış, diğer kamu kurumlarında göreve başlamıştır. Bu durumun, SSM’nin sağladığı özlük hakları ile ilişkisi olduğu değerlendirilmektedir.

3238 sayılı Kanun, ülkemizde özel sektör ve teknoloji katkısını da sağlayarak bir savunma sanayii kurulmasını hedeflemiş ve bu görevi Müsteşarlığımıza tevdi etmiştir. Söz konusu Kanun, savunma sanayiimizin kuruluş dönemine yönelik olarak vizyoner ve günümüzde dahi geçerli olan hükümler getirmiştir. Bununla birlikte, TSK ihtiyaçlarının daha iyi karşılanabilmesi ve bugün tasarım ve ihracat yapabilecek yeteneği haiz savunma sanayimizin gelişmişlik seviyesine uygun olarak yeniden kaleme alınması hem sektör hem de Silahlı Kuvvetlerimiz açısından kritik değer taşımaktadır.

Sözkonusu değerlendirmeler ışığında, 3238 sayılı Kanun’un içeriğinin güncellenmesine ve çalışanların özlük haklarının benzeri seviyedeki kurumlar ile eşit hale getirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Sonuç olarak; savunma endüstrisini sadece silah üretimi olarak algılamak dar görüşlülük olur. Güvenliğimizi sağlamaya yönelik çalışmalar aslında bizim ekonomik açıdan güçlenmemize, sanayi ve teknoloji alanında kalkınmamıza ivme kazandıracaktır. Olağanüstü durumların, hızlı değişimlerin, büyük ikilemlerin, insan yaşamını ve doğal hayatı tehlikeye atan gelişmelerin yaşandığı yirminci yüzyılın devamında “yeryüzünde yaşam” belirsizliğe ve riske girmiş durumdadır. Artık evrensel düşünmek ve hareket etmek zorundayız. Dünya ile ilgili politikaları etkilemek ve söz sahibi olmak durumundayız. Mevcut entelektüel sermayemizi güçlendirerek, maddesel ve zihinsel anlamda sanayileşme aşamasını tamamlayarak bilgi üretenler ve satanlar sınıfına dahil olmalıyız. Hedefimiz çok bilerek, çok çalışarak, çok emek vererek Türk Devletini dünyanın zirvesine taşımaktır.

Oguz Solak- Makine Mühendisi 1-mayıs-2011

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI /// Ekonomik Kriz Senaryoları ve S-400’ler : Türkiye Boyun Eğmemeli !!!!


Ekonomik Kriz Senaryoları ve S-400’ler : Türkiye Boyun Eğmemeli !!!!

ABD’nin Türkiye’ye yönelik S-400 tehditlerine rağmen, hava savunma sistemlerinin teslimatına hızla yaklaşılıyor. Süreci Sputnik’e değerlendiren TÜRKSAM Ekonomi Uzmanı Şevket Apuhan, Türkiye’nin S-400 alımının önemine işaret ederek, ABD’nin tehditlerine boyun eğilmemesi gerektiğine vurgu yaptı.

Daha önce Rusya’nın Amerikan baskısına rağmen Türkiye’ye S-400 satışından geri adım atılmayacağını açıklayan Rus devlet silah ihracat şirketi Rosoboroneksport, son açıklamasında, Ankara ve Moskova’nın 5. nesil savaş uçakları için Türkiye ile görüşme yaptıklarını aktardı. Ankara-Moskova hattında bu somut gelişmeler yaşanırken, Washington ise Türkiye’yi S-400’leri teslim almaması konusunda tehdit etmeye devam ediyor. Bu tehditlerin son örneği ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Robert Palladino’nun açıklaması oldu. Palladino “Potansiyel S-400 alımının, F-35 programının yeniden değerlendirilmesine yol açacağı konusunda Türkiye’yi net bir şekilde uyardık. Ayrıca bu alımın, ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımla Karşı Koyma Yasası’na (CAATSA) uygun olarak potansiyel eylem riskini artırdığını sıkça söyledik” diye konuştu. Peki, ABD’nin bu tehditleri Türkiye’nin hava savunma stratejisini belirleme sürecine ne kadar etki eder? Türkiye, ABD’nin bu tehditlerine boyun eğer mi? Konuyu Türkiye Stratejik Analizler Merkezi (TÜRKSAM) Ekonomi Uzmanı Şevket Apuhan, Sputnik’e değerlendirdi.

“Türkiye, Ege Denizi ve Suriye’de ABD’nin Hedefi Konumunda, Hava Savunma Sistemi Şart”

Türkiye’nin Suriye ve Ege Denizi’nde ABD’nin hedefi konumunda olduğuna işaret eden Apuhan “Türkiye’nin bugün, bir hava savunma sistemi yok. Biz bugün adeta çatısız bir evde oturuyoruz. ABD’nin ortaklık anlayışı, öyle bir ortaklık anlayışı ki, ABD bizi çatısız eve layık görüyor. Biz ortaksak veya müttefiksek o zaman ABD’nin Türkiye’nin hava savunma sistemi olmadan çatısız bir evde oturmasına razı olmaması gerekiyordu. Üstelik de Türkiye, kaosa doğru sürüklenen bir bölgede bulunuyor ve Türkiye’nin açık bir şekilde gerek Ege Denizi’nde gerekse Suriye’de ABD’nin hedefi konumundayken… ABD, Türkiye için böyle bir tehdit arz ederken, Türkiye’nin hava savunma sistemsiz kalması kabul edilemez. Bu iş NATO’nun Türkiye topraklarına hava savunma sistemi konuşlandırmasıyla olmaz. Türkiye kendi ayakları üzerinde durmalı ve kendi hava savunma sistemini üretebilir duruma gelmelidir. O tarihe kadar da Rusya’dan S-400 alınması şarttır. Çünkü ABD, Türkiye için birinci derecede tehdit teşkil ediyor ” dedi.

“Türkiye Korkutulurak S-400’lerden Vazgeçirilmeye Çalışılıyor, Boyun Eğilmemeli”

ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’yi ‘ekonomisini mahvetmekle’ tehdit ettiğini hatırlatan Apuhan, Türkiye’nin bu tehditlere boyun eğmemesi gerektiğini hatırlatarak “Trump’a, Türkiye’nin Twitter’dan tehditlerle ekonomisi mahvolacak bir ülke olmadığını hatırlatmak gerekir. Ancak bazı emekli askerler, gazeteciler ve emekli büyükelçiler vasıtasıyla Türkiye’ye ‘S-400 alırsak ekonomimiz çökecek, Türkiye krize girecek’ gibi fikirler pompalanmaya çalışılıyor. Bu korkuyu yayıyorlar. Hâlbuki Türkiye’nin ekonomik sıkıntıları S-400 alımıyla ilgili değildir. Türkiye, 15-16 yıldır neoliberalizmin elinde esir düşmüş ekonomisiyle kapıyı zaten açık bırakmıştır. Biz bugün ABD’nin tehditlerine boyun eğip S-400 alımından vazgeçersek Trump yarın bir gün ‘Türkiye, Suriye’de PKK’ya dokunursa ekonominizi mahvederim’ veya ‘Türkiye, Ege ve Akdeniz’de petrol aramalarını durdurmazsa ekonominizi mahvederim’ gibi tehditler savurmaya devam edecek. Bunlara boyun eğmek, işi ABD’nin Türkiye’yi ‘Güneydoğu Anadolu bölgesinden askerini çek’ diye tehdit etmeye kadar götürür. Brunson sürecinde yaşananlar bunun örneği” değerlendirmesinde bulundu.

“ABD, Bölünmüş Bir Türkiye, İran ve Nihayetinde Kaosa Sürüklenmiş Bir Avrasya İstiyor”

Türkiye’nin ‘ABD tehditlerine boyun eğmek yerine neoliberal ekonomiden sıyrılması gerektiğine’ işaret eden Apuhan “Türkiye ekonomisi planlarsa, neoliberalizmden sıyrılıp devleti de işin içine sokarsanız Amerika bize hiçbir şey yapamaz. Tehditlere boyun eğdikçe devamı gelecek. Amerika’nın planlarında bölünmüş bir Türkiye, bölünmüş bir Rusya, bölünmüş bir İran ve kaosa sürüklenmiş Ortadoğu ve nihayetinde Avrasya var. Bu çok açık. CIA raporlarına, Amerika’daki fikir enstitülerinin raporlarına bakıldığında bu açık. Bu gündem, 2012-13 yılından beri masalarında duruyor. Bu yüzden bizim ABD’yle yol yürümemiz anlamsız ve ihtimal dışı. Biz yeni alternatif yollar ve ekonomi politikalarının peşinden gitmeli, hava savunma sistemimizi almalı ve bize vermeye niyetli oldukları zararı en aza indirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

“ABD’nin Türk Ekonomisine Saldırması Türkiye İçin Kazançtır”

Apuhan “ABD’nin Türk ekonomisine var gücüyle saldırması Türkiye için bir kazançtır. Çünkü Türkiye arafta kaldıkça, biz kendi ayaklarımız üzerinde hiçbir zaman duramayacağız. O yüzden bu saldırıyı önemli bir fırsata çevirebiliriz. Artık bu sakat sistemi bir kenara bırakmalıyız. Bizim Amerika’nın, Batı’nın sıcak parasıyla gidebileceğimiz bir yer yok. Batı bize ‘Sen benim sıcak parama muhtaçsın. Sen bu hava savunma sistemini alma, ben sana saldırabileyim’ deme cüreti gösterebiliyor. Türkiye, 1923-1938 arasında 46 fabrika inşa etti. Türkiye, o yokluk yıllarında bile bunu başardı. IMF’nin ‘15 günde 15 kanun çıkarın. Yoksa ekonominizi mahvederiz’ gibi tehditlerinden sıyrılabilir” diye ekledi.

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI : F-35 Krizi F Serisi Bağımlılığın ve Diğer Bağımlıkların Sonu Mu ???


F-35 Krizi F Serisi Bağımlılığın ve Diğer Bağımlıkların Sonu Mu ???

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki F-35 ve S-400’lere ilişkin gerginlik sürüyor. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Türkiye seçimini yapmalı. Tarihin en başarılı askeri ittifakında kritik bir ortak olmak mı istiyor, yoksa bu ortaklığın güvenliğini riske atmak istiyor” ifadelerini kullandı. Pence’in sözlerine Türkiye’den yanıt gecikmedi. Kısa süre sonra Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Twitter’daki hesabından Mike Pence’in ifadelerine cevap niteliğinde bir açıklama geldi. Oktay açıklamasında, “ABD artık karar vermeli. Türkiye’nin müttefiki olarak mı kalacak, yoksa terör örgütleriyle el ele vermek suretiyle düşmanlarımıza karşı bizi zor durumda bırakıp dostluğumuzu riske mi edecek?” ifadelerini kullandı.

ABD’nin başkenti Washington’da bulunan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da, “NATO Birleştirir: İttifak 70 Yaşında” etkinliğinde konuştu. Türk-Amerikan ilişkileri ve S-400 – F-35 entegrasyonu konularında açıklamalarda bulunan Çavuşoğlu, “S-400’ler bitmiş bir anlaşmadır, bundan geri adım atmayacağız. ABD kısa süre önce bir Patriot önerisi yaptı ancak satış olacağının garantisi bulunmuyor. ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı yakın zamandaki bir telefon görüşmesinde, ABD’nin Patriot’ları Türkiye’ye satmamasının bir hata olduğunu kabul etti. Biz yıllarca bunları alamadık ve bundan dolayı gidip Rusya’dan almamız gerekti. Başka müttefiklerimizden de almaya çalıştık ancak işe yaramadı. Hava savunma sistemi Türkiye’nin acil bir ihtiyacıdır. Bölgemizde bize bu konuda tehdit oluşturan unsurlar var ve NATO bu açığımızı kapatacak durumda değil.” dedi. Ayrıca Çavuşoğlu, Türkiye’nin Batı ile Rusya arasında bir tercihe zorlanamayacağını ve böyle bir yola da girmeyeceğini belirtti.

F-35’lerle ilgili tartışmalarının Türk ve Amerikan dış politikasında önümüzdeki süreçte yaratacağı etkileri Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar TÜRKSAM için değerlendirdi.

“Onur Değerlerimize Bir Saldırıyla Karşı Karşıyayız”

ABD’nin 2. Dünya Savaşı artığı-beleş P-47, B-26, C-47’lerle milli uçak sanayimizi öldürmesi sonrası F-84 uçaklarıyla başlayan “F serisi bağımlılığın” son kertesinde “Türkiye’nin S-400 alımını gerekçe gösteren” ABD somut adımlarını atmaya başladı ve ‘sanırım Eskişehir’de kurulacak tesislerde kullanılmak üzere’ gönderilecek F-35 ekipmanlarının ve yedek parçalarının Türkiye’ye gönderilmesini askıya aldı. Hemen sonrasında da Arizona’da eğitimde olan pilotlarımızın eğitimleri durduruldu. En son ABD Başkan Yardımcısı Pence’in Türkiye’yi hedef alan açıklamaları… Öncelikle olarak devletler ve milletler için son derece önem taşıyan, uluslararası hukukta ve diplomaside son derece hassas karşılıkları olan onur değerlerimize yönelik bir vurdumduymazlık, bir öngörüsüzlük, bir baskı ve saldırı ile karşı karşıyayız.

ABD, F-35’leri Vermezse Ne Olur?

Peki ABD ‘tek taraflı hakkı ve yetkisi olmadığı halde’ Türkiye’ye F-35 vermezse ne olur?

Yanıtı çok basit aslında: F serisi bağımlılığımız sona erer. Peki bu bağımlılıkla özdeş ABD yaptırımları F serisiyle kısıtlı kalır mı? ABD kalmayacağını söylüyor. Diğer silah sistemleri, harp araç ve gereçleri, mühimmatlar vs. Başka? ABD’nin elindeki diğer milli güç unsurlarımızı ilgilendiren kozlar! Peki Türkiye’nin elinde hiç koz yok mu? Yoksa, Türkiye’nin elindeki kozlar nedeniyle mi bu öfke ve kızgınlıklar?

“ABD’nin Başı Çok Ağrıyacak”

Peki ya, bu bağımlılıklar sadece Türkiye’nin sorunu mu? Hayır! Bilakis ABD’nin sorunu. 2. Dünya Savaşı sonrası kurduğu düzeni, bizzat kendi elleriyle bozan, bozma eğilimi üreten bir ABD görüyoruz. Peki bunun yerine yeni bir düzen idame etti mi? Ettiğini bilen gören varsa, öne çıksın. En büyük numarası; 34.000 sortiyle ölümcül bir destek ve milyarlarca dolar harcayarak YPG/PKK’ya ölü toplayıcılığı yaptırmak, karşılığında da 55.000 km2 illegal toprak sağlamak. Hala farkında değil, ama burada başı Irak’tan Afganistan’dan çok ağrıyacak.

Artık var olan sallantıdaki konjonktürü, dizaynı ve dengeyi baskı, gözdağı ve yaptırımlarla devam ettirmek, boyun eğdirmek-diz çöktürmek üzere kurgulamış “Dan-Dun Trump stratejilerinin” ABD ve Türkiye’yi nereye ve ne zamana kadar taşıyabileceğiyle yüzleşmek zorundayız. Hele ki, dünya jeo-politik ve jeo-ekonomik ağırlık merkezlerinin değiştiği böylesine tarihsel bir kırılma evresinde. Bu noktada Trump’ın neden bu denli hırçınlaştığını, Türkiye’ye karşı neden bu denli patavatsız şahinleştiğini, Türkiye’ye yancı-proxy devlet gibi davranma eğilimindeki ısrarını, YPG/PKK üzerinden bölgenin geleceğiyle ilgili geliştirdiği sözde siyaset-stratejileri ve 31 Mart seçimlerinde YPG/PKK’nın güdümünde şekillenen terörün seçim manipülasyonlarını/verdiği destekler, ortaya çıkan sonuçlar ve bu sonuçlar üzerinden beklentileri ve arkasındaki aklı da ‘siyasi eksenler olarak’ çok iyi okumalı ve büyük denklemdeki yerini çok iyi görmeliyiz. Bu çok önemli konu, sadece ilgili şehirleri kazananlar için değil, kaybedenler için de geçerli. Bu iş buraya nasıl geldi?

Bağımlılık meselesine dönersek… Bağımlılık bizim açarımız değil, açmazımız ama şu daha doğru: Bağımlılık ABD’nin açarı, açmazı değil. ABD bu bağımlılığı simbiyotik (karşılıklı fayda) bir ilişki olarak tanımlamak isteyebilir ama F-35 krizi bunun böyle olmadığını ispat ediyor. Belli ki ABD bu bağımlılığı, cebren ve hile dayatmaya devam edecek. Hatta burada da kalmayacak. Türk ekonomisinin sıkıştığı bu güncede ekonomik kıskacını daha da daraltıp, daha da bağırmamızı sağlayacak. Yani ekonomik bağımlılığımızı da kullanacak. Bu borç sarmalında belki para bulmamıza engel olacak, resesyonu körükleyecek, derinleştirecek belki, belki stagflasyona sürükleneceğiz, ABD başta etkili olduğu alanlarda devlet tahvili sattırmayacak vs.

Ekonomistlerin işi, ama bu da bence tam bir E tipi bağımlılık! Peki bunu da bir fırsata çevirebilir miyiz? Kurtulabilir miyiz kendimizi bu ekonomik bağımlılıktan? Bağımlı, borçlu, Tanrı bilimden ve merhametinden yoksun ölümcül bu ekonomik düzeni ayakları havada toprağa gömebilir miyiz? Neden olmasın? Sonuçta bu ekonomik bağımlılık ve üzerine ürettiğimiz fanteziler dibe oturmamızın en ağır prangası.

Pazarlık Masasında Terör Devleti Var Mı?

Şimdi çok önemli bir başka mesele daha var. Suriye ve Fırat’ın doğusunda ABD’nin kurmaya çalıştığı terör devleti meselesi. Pazarlık masasında bu da var mı? Belli ki var. Peki dayattığı ya da önerdiği janjanlı çözümler, bizim aradığımız, arzuladığımız çözümler mi? Kesinlikle hayır. ABD kesinlikle Türkiye’nin çözümüne yanaşmıyor. Hatta güvenli bölge model ya da modellerini YPG/PKK terör devletini kabul ettirmek ve meşrulaştırmak için kullanma eğilimi gösteriyor. Yani S-400’lerden vazgeçmek, Fırat’ın doğusu ya da genel Suriye meselesinde Türkiye’ye aradığı sonuca bir katkı sağlamayacak. Aksine bir kez daha diz çöktürmüş, boyun eğdirmiş olacak. İşi biraz daha öteye götürelim. ‘Olası’ güvenli bölge ve Menbiç iş birliklerini kendi jeopolitik kazanımları adına Türkiye’nin ağzına sürdüğü taktik ve operatif bir kaşık bal olarak gören ABD, Türkiye olmaksızın Suriye- Irak ve bölge jeopolitiğinde hedeflerine ulaşabilecek mi? Bunu şimdilik PKK ve diğer değişiklerle-aktörlerle deniyor. Başarabilir mi? Irak’ı ve Afganistan’ı takip edenler bunu kesinlikle “Başarabiliyor/başarabilecektir” diye tanımlamayacaklardır. Sonuçta kalıcı bir oyun kuramıyor, menfaatleri doğrultusunda istikrar üretemiyor. En fazla kurulu düzenleri bozuyor, belki oyunları bozuyor ve kaos üretiyor. Bilinmez, belki de istediği budur. Bunun en önemli ispatlardan biri de Taliban-ABD ilişkileridir. Yarın “Bir başka örgüt bu coğrafyada etki üretmeye başlarsa, IŞİD’le sarmaş dolaş bir ABD görürseniz şaşırmayın” diye söylüyorum.

“Güvensizliğin Dip Noktasındayız”

Belli ki, artık güvensizliğin dip noktasındayız ve ABD niyetlerini hepten belli etmiş durumda. Türkiye’yi bile isteye yalnızlaştırmış, güvenlik zaafları yaşamasına neden olmuşken, şimdi de Türkiye’nin üretmiş olduğu çözümlere karşı büyük bir hazımsızlık ve öfke yaşıyor. Bunu da anlamak gerekiyor. Sonuçta, bir NATO müttefiki, bir Rus silah sistemini tercih etmiş, etmek zorunda kalmış, ama her nedense “zorunda kalmış” kısmını bir türlü görmek istemiyor.

Diğer taraftan F-35 meselesi sadece teknik altyapı, müşterek savunma, ortak üretim, üretim paylaşımı ve bunun üzerinden sağlanan ekonomik faydalar olarak değerlendirilemez. Karşımızda çok yönlü ve karmaşık bir denklem; konunun siyasi, jeopolitik ve stratejik karşılıkları ve hassasiyetleri var. ABD, S-400 alımının kendisi açısından bazı jeopolitik açmaz ve hassasiyetler üreteceğini düşünüyor. Bu denklemde İsrail’i ıskalayan, bütün denklemi ıskalar.

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI : ABD-NATO Avrupa Füze Kalkanı ve İhanet Hançeri Kürecik Radarı


Değerli Dostlarımız,

Suriye nedeniyle gerginleşen Türkiye-ABD/AB/NATO ilişkileri çerçevesinde, Türkiye’nin daha fazla köşeye sıkıştırılması halinde kullanabileceği karşı önlemlerden birisi olan Kürecik Radarı hakkında geçmiş yıllarda yazdığım ayrıntılı makalemi okumamış olanlara konuyu hatırlatmak için ekte bilgilerinize sunuyorum.

Saygılarımla,

Haluk Dural

Millî Merkez Genel Sekreteri

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI /// Suay Karaman : S-400 KRİZİ


Suay Karaman : S-400 KRİZİ

Ekonomik krizin iyice hissedilmeye başlandığı ve terörün yine azdırıldığı ülkemizde gündem sürekli değişmektedir. S-400 füze savunma sisteminin alınması ve ülkemize getirilmesi kimilerini sevindirirken, kimilerini de üzmüştür.

S-400 füze savunma sistemi, ülkemizin ileri savunma sistemlerinin geliştirilmesine katkı sağlayamaz. Çünkü bu sistemin üreticisi ve tüm teknolojisini elinde bulunduran Rusya’nın, yazılım kodlarını ülkemize vermesi söz konusu değildir. Böylelikle bu sistem, savunmamızda yeni bir bağımlılık sağlayacaktır. Ama bunların yanında bu sistemin, ülkemizi bölgesel olarak güçlendireceği de bir gerçektir.

Türkiye’nin S-400 tercihinde, ABD ve AB’nin ülkemize yüksek teknoloji ürünü savunma sistemlerini kısıtlama girişimlerinin de etkisi vardır. Bunun sonucunda Türkiye, S-400 füze savunma sistemine sahip ilk NATO üyesi ülke olmuştur. S-400 füze savunma sisteminin alınması, ABD ve AB’yi rahatsız etmiştir. ABD, ülkemize karşı bazı yaptırımlar uygulamaya başlamıştır. ABD yönetimi, Türkiye’nin ya S-400 füze savunma sistemini ya da F-35 savaş uçağını alabileceğini, ikisine birden sahip olamayacağını bildirmiştir. ABD, Türkiye’nin S-400 füze savunma sistemini satın almasını, kendilerinin güvenlik hakkına doğrudan bir tehdit olarak algılamıştır.

Ülkemizin jeopolitik ve stratejik önemini bilen ABD, ülkemizi sömürmekten vaz geçemeyeceği için uygulayacağı yaptırımlar konusunda hassas yaklaşım göstermektedir. F-35 savaş uçağı eğitimi alan Türk pilotlara, eğitim vermeme kararı almış ve ülkemizi F-35 ortak savaş uçağı programından çıkarmıştır. AB ise, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yaptığı enerji sondajlarının yasadışı olduğunu öne sürerek, ülkemize bir dizi yaptırım uygulayabileceğini açıklamıştır.

S-400 mü, F-35 mi gerilimi üzerinden Rusya ile ABD arasında kalan Türkiye, S-400 alımıyla, Rusya’nın askeri, iktisadi, teknolojik etkisine daha açık duruma gelirken, ABD yönetimiyle de iyi ilişkilerini sürdürmeye devam etmektedir.

Eğer kendi ulusal savunma sanayinizi kuramazsanız, dışa bağımlılığınız artarak devam edecektir. 1974 yılında Kıbrıs çıkartması sonrasında ABD’nin ülkemize uyguladığı silah ambargosu unutulmamalıdır. O yıllarda ulusal savunma sanayimiz için girişimlerde bulunulmuş ve Aselsan, Roketsan, Havelsan, TUSAŞ gibi yerli kuruluşlarımız kurulmuştu. Bugün bu kuruluşlarla savunma sanayimizi daha da geliştirmemiz gerekirken, yine, yeniden dışa bağımlı duruma getirilmekteyiz. Bunun sevinilecek bir yanı yoktur. Ergenekon, Balyoz ve benzeri düzmece davalarla ordumuza tezgah kuranlar, ulusal tank fabrikamızı Katarlıların emrine verenler ülkemizi sürekli dışa bağımlı duruma getirmişlerdir.

Bugün ABD’ye kafa tuttuğunu sananlar Kürecik radarını ABD’den almışlardı. ABD’nin ülkemize yaptırımlarına karşı, İncirlik başta olmak üzere tüm üsleri kapatamıyorsak, ne yaparsak yapalım, dışarıya bağımlıyız demektir. S-400 füze savunma sistemi alındıktan sonra birdenbire terör olaylarının artması da ilginçtir. ABD ve AB’nin PKK, Fetö, Cemalettin Kaplan ve Asala gibi terörist gruplara yıllarca yardım edip, destek verdiğini unutanların, yerli ve milli olmaları mümkün değildir. 18 ada ve bir kayalığımızı Yunanistan’a verenlerin, hangi sistemi alırlarsa alsınlar, yaptıkları hokkabazlıktan öteye gidemez..

İlk Kurşun Gazetesi, 22 Temmuz 2019.

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI /// Yavuz Selim DEMİRAĞ : BMC’yi telaşlandıran gerçekler


Yavuz Selim DEMİRAĞ : BMC’yi telaşlandıran gerçekler

Değerli okuyucular; 18 Ekim 2019 günü, "BMC’yi kim koruyor?" başlıklı iddialı bir yazı kaleme aldım. Yazdıklarımın sonuna kadar arkasındayım. Recep Tayyip Erdoğan’a olan aşkını her fırsatta tekrarlayan Ethem Sancak’ın iş dünyasındaki yükselişi ayrı inceleme konusu. Bülent Arınç’ın ifadesi ile; "Rab’bim verdikçe veriyor!.." İlaç deposu işinden medya patronluğuna ve derken paranın en fazla olduğu Savunma Sanayi işine… Ethem Sancak ile ilgili bu gerçekleri bilmeyen yok. Ancak gazetemize gönderilen açıklamada "iftira ve hakaret" suçu ile itham ediliyoruz.

Tank ve zırhlı araç çekicileri ihalesini alan BMC’nin ihale şartnamesine göre en geç Temmuz ayında teslim etmesi gereken 73 aracı yazmışız. Ve bu yüzden Suriye operasyonunda birliklerin kaydırılması esnasında zaafiyet doğduğunun altını çizmişiz.

BMC ile ilgili elimizde çok dosya var. En basitini yazalım. Bir AKP Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı otobüs ihalesi mesela… Daha ihalenin şartnamesi tedarikçi firmalara verilmeden BMC 50 tane otobüsü belediyenin garajına çekmiş bile…

Sırtını sağlam yere dayayan BMC’nin Adapazarı’nda binlerce dönüm arazi tahsisatını da İYİ Parti Denizli Milletvekili Yasin Öztürk ortaya çıkardı. Elbette peşini bırakmayacağız.

Sözü uzatmayalım aynı BMC’nin "Milli Tank Altay" işini ihalesiz aldığı gerçeğini dile getirdik. Arifiye Tank Palet Fabrikasını Katar’lı ortakları ile aldığını yazdık. Bu gerçekleri de sağır sultan dahi biliyor. Ancak BMC’nin yetkilileri telaşlanmış. Henüz ortada Altay tankının motoru yok. Teslimat tarihi geldiği halde teslim edilen tek tank yok. İhale şartnamesinde gecikme için ciddi tazminat ödeme taahüdü olduğu halde işlem yapılmıyor. Demek ki birileri BMC’yi koruyor!..

İşte bu gerçekleri kamuoyu ile paylaşınca gümbürtü koptu. BMC’nin avukatları rekor hızla, "BMC’yi kim koruyor?" başlıklı yazımıza mahkeme kararı ile erişim yasağı getirdi. Tebligat gazetemize bile ulaşmadan yazı kaldırıldı.

Herkesin bir hesabı var. Tanrı’nın da… Yeniçağ’da yazımın yayınlandığı gün Odatv haber değeri görüp "Ethem Sancak’ın şirketine ağır harekat suçlaması" başlığı ile konuyu haber yaptı. Halen arşivde duruyor. Dileyen internetten bulabiliyor. Demek ki BMC’nin avukatlarının gözünden Odatv kaçmış ama Yeniçağ kaçmamış. Sosyal medyada yüzbinlerce tıklanan haberi atlamışlar…

Yazımda 73 tank çekerin teslim edilmediğini vurgulamıştım. Avukatlar "Hayır, teslim ettik!" diyor. Uzun açıklamanın tek satırında teslimat ile ilgili belge yok. Zira o tarihte teslim edilmemişti. Bizim yazı çok telaşlandırmış ki 3 Kasım 2019 tarihinde henüz kabul işlemleri dahi yapılmadan 50 tank taşıyıcısını acele ile teslim ettiler.

Şimdi patronlarına karşı görevlerini yerine getiren avukatlara çağrı yapıyorum. Bir dahaki açıklama-tekzip metninize teslimat tarihlerinin belgesini ekleyin. BMC’de gecikmeden dolayı kamuoyundan özür dilesin! Nokta…

Son olarak Ethem Sancak ve ortaklarına bol kazançlar diliyorum. Ama ihalelerin peşini de bırakmayacağımın altını çiziyorum…

Kıbrıs hepimizin davası

Bu sütunda 21 Ekim 2019 tarihinde, "Kıbrıs Seçimlerine Dikkat!" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. KKTC seyahatim sırasında edindiğim bilgileri yine Kıbrıs’ta gazetecilik yapan dostlarla yaptığımız sohbetleri yorumlamıştım. KKTC Başbakanı Ersin Tatar’ın Cumhurbaşkanı adayı olması halinde İngilizlerin Asil Nadir olayı üzerinden kurabileceği tezgaha dikkat çektim. Ersin Bey buna çok üzülmüş. Yeniçağ Gazetesi meslek ilkeleri adına mahkeme kararı dahi olmadan gönderilen açıklama ve tekzipleri yayınlar. Ersin Tatar’ın açıklamasını da sütunumda yayınladık. Ersin Tatar bir de "belge" diye KKTC Güvenlik Komutanlığı, Polis Genel Müdürlüğü’ne ait dökümanda "aranma" kaydının bulunmadığını da eklemiş. Her şeyden önce yazımda "Tatar’ın arandığına" dair bir cümlem olmadı. Sadece Londra polisinin soruşturma dosyasının kapatılmadığının altını çizmiştim. Bizim de böyle bir iddiamız yoktu zaten. Bu kadar telaşlanmanın, öfkelenmenin anlamı yoktur. Tam aksine uyarı niteliğindeki yazımızdan sonra teşekkür beklerdik. Etmese de canı sağolsun.

Kıbrıs davası tüm Türk Dünyasının davasıdır. Kıbrıs hepimizin kırmızı çizgisidir. Bireylere kadar indirilemez.

KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş gerçek bir devlet adamıydı. Böylesi uyarıları, yorumları dikkatle takip edip, cevaplandırır, önlem alır ve hatta yazanı davet ederek geniş bilgi edinirdi. Rahmetli Denktaş, Türkiye ve KKTC medyasının haksız eleştirilerini de sükunetle karşılardı. Merhum ile Türkiye’nin çeşitli şehirlerini, dünyanın farklı ülkelerini beraber gezerek "Kıbrıs Davası"nı anlattık… Yıllarca Kıbrıs’ı yazdım, yazmaya devam edeceğim. Asla asılsız haber ve yorum yapmayız. Belden aşağı vurmayız. Sayın Tatar müsterih olsun. Kıbrıs sadece Kıbrıslıların davası değildir. Kıbrıs’ı savunmak herkesten çok bizim de görevimizdir.