MİLLİ EKONOMİ DOSYASI /// YILMAZ ÖZDİL : DOĞALGAZ FATURALARI DOĞAL DEĞİL Mİ ????


YILMAZ ÖZDİL : DOĞALGAZ FATURALARI DOĞAL DEĞİL Mİ ????

Dün açıklandı…

Üçüncü köprünün yandaş müteahhidine sırf geçen yıl köprüden geçmeyen otomobiller için 3 milyar 50 milyon lira ödenecek.

Asrın liderimiz “milletin cebinden tek kuruş bile çıkmadan yaptık” diyordu sırf geçen yıl için 3 milyar 50 milyon liracık ödüyoruz.

Dünyada 193 ülke var.

Geçmediği köprüye para ödeyen bizden başka millet yok.

50 milyon dolar bulamadık diye tank fabrikamızı Katar’a verdiler üçüncü köprünün müteahhidine sırf bir yıl için 500 milyon dolar ödüyorlar.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” dediler Osman Gazi Köprüsü yaptılar müteahhide her yıl 14.5 milyon araç geçecek garantisi verdiler anca 4.5 milyon araç geçiyor her yıl geçmeyen 10 milyon aracın parasını ödüyorlar. Geçmeyen araçlar için ödenen parayı biriktirsen her yıl bir tane daha Osman Gazi Köprüsü yapabiliyorsun.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” dediler Avrasya Tüneli yaptılar 25 milyon araç geçecek garantisi verdiler 15 milyon geçiyor müteahhide her yıl geçmeyen 10 milyon aracın parasını ödüyorlar. 25 yıl daha bu şekilde hampadan ödemeye devam edecekler.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” dediler üçüncü havalimanını yaptılar Atatürk Havalimanı’nı kapattılar Atatürk Havalimanı’nı işleten müteahhide 2.5 milyar lira tazminat ödüyorlar.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” dediler Kütahya’ya havalimanı yaptılar Kütahya’nın nüfusu 200 bin kişi müteahhide her yıl 1 milyon kişi uçacak garantisi verdiler sadece 40 bin kişi uçuyor müteahhide her yıl uçmayan 960 bin kişinin parasını ödüyorlar.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” dediler şehir hastaneleri yaptılar yüzde 70 doluluk garantisi verdiler Antalya’daki beş yıldızlı otellere bile yüzde 70 doluluk garantisi veremezsin bunlar hastaneye garanti verdiler sırf geçen yıl hastalanıp hastaneye yatmayan garanti hastalar için 3 milyar 700 milyon lira ödediler.

“Milletin cebinden tek kuruş çıkmıyor” diyen sayın hükümetimiz… Geçmediğimiz köprü girmediğimiz tünel uçmadığımız havalimanı yatmadığımız hastane için sırf bu yıl 19 milyar lira ödeyecek.

Ve asrın liderimiz Kanal İstanbul için ne diyor?

“Devletin kasasından milletin cebinden tek kuruş çıkmayacak” diyor!

Hal böyleyken…

Sayın ahalimiz ağlıyor.

Neymiş efendim kış bastırınca doğalgaz faturaları inanılmaz yüksek gelmeye başlamış da vay efendim kombiyi kapatıyorlarmış ama gene de acayip fatura geliyormuş evde paltoyla oturuyorlarmış filan.

E olmadı ki şimdi böyle.

Geçmediğimiz köprüyü girmediğimiz tüneli uçmadığımız havalimanını alkışlıyordunuz dünya bizi kıskanıyor diyordunuz…

Yakmadığınız doğalgazın parasını ödemeniz doğal değil mi?

Ağlamayın kardeşim.

Isınmadığınız doğalgaz…

Aydınlanmadığınız elektrik…

Yıkanmadığınız su…

Cebinizden tek kuruş çıkmamış gibi yapın!

Hayrettin Karaca…

Hep aynı kazağı giyiyordu.

“Param var ama hakkım yok gereksiz aldığımız her tüketim maddesinin doğaya bedeli var” diyordu.

Toprağı korumaya çalıştığı zannediliyordu…

Halbuki yukarda versiyon örnekleriyle anlattığımız gibi toplumdaki erozyonu önlemeye çalışıyordu.

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/dogalgaz-faturalari-dogal-degil-mi-5578717/

MİLLİ EKONOMİ DOSYASI /// EKREM HAYRİ PEKER : Avanta ekonomisi bitmeden sanayileşemeyiz, teknolojiyi kaçırırız.


EKREM HAYRİ PEKER : Avanta ekonomisi bitmeden sanayileşemeyiz, teknolojiyi kaçırırız…

Avanta ekonomisi bitmeden sanayileşemeyiz, teknolojiyi kaçırırız…

Başlığa şaşırdınız mı? Emek vermeden, buluş veya keşif yapmadan para kazanmanın en yaygın olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Üstelik bu durum her geçen yıl kökleşiyor. Dünyada her yıl yayınlanan hukuk, şeffaflık, yolsuzluk, basın özgürlüğü ve eğitimle ilgili konularda sürekli geriye gidiyoruz.

İlk çağlarda yaşayan ve suyun kaldırma kuvvetiyle taç verilen Arşimet’in (MÖ 287, Siracusa – MÖ 212 Siracusa) başka buluşları da vardı. Siracuza’ya saldıran Roma donanmasına ait gemileri yakan aynalar icat etmişti.

Atom bombasının babası diye adlandırılan fizikçi Robert Oppenheimer, Antik Yunan kültürünü ve onu izleyen Roma dönemini düşünürsek, bilimsel devrimin o sırada ortaya çıkmamış olması tuhaftır” der.
Oppenheimer, yaklaşık 2 bin yıl sonra, 18. yüzyılda İngiltere’de başlayacak sanayi devrimini kastediyor.

(MS 10-ö. MS 70) yıllarında yaşamış olan İskenderiyeli Heron, buhar gücüyle ve sıvıların basıncıyla çalışan sayısız düzenek icat etmişti. Kendiliğinden açılan tapınak kapıları ve tiyatro düzenekleri icat etmişti.(*)

Heron’un yaptıkları çarklar ve dişlilerle çalışan makinelerdi. Ama aynı zamanda minyatür bir kazandan çıkan su buharının basıncıyla hareket eden bir tahterevalli de icat etmişti.
Ya sibernetiğin kurucusu 1136 Cizre doğumlu El-Cezeri (1136-1206). El-Cezeri’nin en önemli eserleri arasında mekanik saatler geliyor. Bu saatleri oluştururken hidromekanik etkilerle denge kurma yöntemini kullanarak günümüzde bile görenleri hayran bırakan karmaşık sistemler oluşturmayı başarmıştı. Birçok tekniği kullanarak ortaya karmaşık, mekanik araçlar yapmıştır.
Sanayi devrimi antik dönemde ortaya çıkabilirmiydi tartışması da buradan çıkıyor.
Peki neden çıkmadı? Devrimi engelleyen neydi? Neden 2 bin yıl daha geçmesi gerekti?
Teknolojik gelişme tek başına devrimselbir dönüşüm için yeterli değildir diyor kimi tarihçiler. Antik dönemde toplumsal yapının, üretim ilişkilerinin böylesine köklü bir dönüşüm için uygun olmadığını söyleyen de var.

Bu teknikler niçin, bu aletler ve makineler niye üretilmedi, niçin insanların hayatına girmedi? Niye buhar gücünün kullanımı ve makineler için sanayi devrimi beklendi? Bu soruların cevabını sadece savaşlar üzerinden değil, ekonomik acıdan inceleyen ünlü tarihçi Fernand Braudel, “Bellek ve Akdeniz” isimli kitabında bu sorulara, “Suçlanması gereken köleci zihniyettir” diye cevap veriyor.

Öyle ya; köleler varken, buharla çalışan makinelere niye ihtiyaç olsun?
Kölelik, Braudel’e göre sadece bir cinayet değil, aynı zamanda insanlığı yerinde saymaya mahkûm etmiş bir hataydı ve her türlü teknolojik devrimi baştan engelliyordu.
Antik Yunan’da çalışmak ayıptı. Çalışmak kölelere mahsus bir işti. Roma’da da bakış pek farklı değildi.

Tarihte katliamlar ilk çağlarda pek görülmez. Katliamlar, Ortaçağ’da mezhepsel, sonra dinsel olarak başlamıştır. Romalı imparatorlar, Anadolu’daki komutanlarına “Savaş esirlerini tedavi etmelerini, sağlıklarına dikkat etmelerini” yazan emirler göndermişlerdir.

Gelelim bize, sahi NASA ne zaman kuruldu, biliyor musunuz?(**) Altmışlı yılların sonlarına doğru uzaya uydular, insanlı hava araçları gönderilirken, aya araçlar inerken, astronotlar aya inerken (O zaman bilgisayar yoktu) ağzımızda bir söz vardı;

“Eller aya, biz yaya.”

Ülkemizde uzayla ilgili çalışmalar altmış yıl sonra başladı.

Geçenlerde 20 yıldır Belçika’da çeşitli projeler üzerinde çalışan endüstri mühendisi bir kadın arkadaşımla konuştum. Kendisi şimdi endüstri 4.5.0 üzerine bir projede çalışıyormuş. Başka proje grupları da endüstri 5.0 ve endüstri 6.0 üzerinde çalışıyormuş.

Bu sözleri işitince moralim çok bozuldu ve “eller aya” sözü aklıma geldi.

Bir ülkede topraktan, yani inşaattan, devlet ve belediye ihalelerinden para kazanma çok kolaysa kimse zengin olmak için kendini yormaz.

18.yüzyılda ticaret burjuvazisi iktidara gelince, toprak burjuvazisini vergilerle tasfiye etti. Büyük toprak sahipleri topraklarını maraba ve ortakçılarına sattılar. Kimse bizde olduğu gibi, “Babamdan kalan araziye imar çıktı, beş daire, on daire, elli daire verdiler” diyemiyor.

Yerleşim yapılacak yerleri belediyeler planlıyor, vergi değerinden istimlâk ediyor ve planlı, yaşanacak yerleşimler kuruluyor.

Bizde adamına göre imar izinleri ve kat yükseklikleri veriliyor. Sana imar yasak, ona serbest; Bana 5 kat, ona 25 kat. Bu denli yağma olduktan sonra niye para kazanmak için gayret sarf edecek.

İkinci kolay yol, turizm. Dik her yere beş yıldızlı, dört yıldızlı otelleri; Avrupa’nın en ucuz fiyatına tam pansiyon oda sat. Turizm beldelerinde esnafımızın attığı kazıklardan bıkan tatilciler adeta Yunan adalarını işgal etti, Yunanistan’a nefes aldırdı.

Ünlü mankenlerimizden Deniz Akkaya, sadece İspanya’nın değil, dünyanın en önde gelen tatil yöresinde sadece iki adet 5 yıldızlı otel bulunduğunu, dört yıldızlı otellerin bile sayılı olduğunu, kalanının üç yıldızlı olduğunu belirterek, “Biz neden hep beş yıldızlı otel yapıyoruz?” diye boşluğa sordu. Cevap; AB öyle istedi, bizimkiler kabul etti. Yap bir otel, bağla Almanlara veya otel zincirlerine kirala, yan gel yat.

Üçüncü kolay para kazanma sektörü, tekstil. Makineler modern, kafalar fason. Bir dünya markamız olmadı. Kolayına geldiği için eski, yeni demedik, hurda dâhil Avrupa ve Rusya’daki tüm tekstil makinelerini aldık. Makine yapmak mı? Onu bizden sonra tekstile giren Güney Kore’ye bıraktık. Adamlar şu anda dünyanın sayılı makine ihracatçılarından.

Kısacası bu sistem değişmeden kendimizi “icat çıkarmaya“ zorlamayız. İcat çıkaranları, farklı bakanları da sevmiyoruz. Çoğunu ülkeden kovalıyoruz.

Kısaca eller endüstri 5.0, 6.0… deyip giderler. Biz de bakarız.

(*) Spartaküs’ün öcü… Hakan Kara

(**)NASA, 1958’de kuruldu

MİLLİ EKONOMİ DOSYASI /// ORHAN BURSALI : Oyalanıyorsunuz, tehli kenin farkında mısınız ????


ORHAN BURSALI : Oyalanıyorsunuz, tehlikenin farkında mısınız ????

KAYNAK : http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1704267/oyalaniyorsunuz-tehlikenin-farkinda-misiniz.html

6 Kasım 2019 Salı

Şimdi bakın, Türkiye çökmüş, aileler zor durumda. Ciddi Maddi Yoksunluk içindeki nüfus sayısını biliyor musunuz? Nüfusun yüzde 26.5’i. Bu bİr refah ve yoksulluk ölçütüdür. Gelir dağılımı ve yaşam koşulları araştırması.. TÜİK 2018’de ölçmüş. Sayılan 9 kalemden oluşan maddeden (Çamaşır makinesi; renkli televizyon; telefon; otomobil; beklenmedik harcamalar; evden uzakta bir haftalık tatil; kira; konut kredisi; borç ödemeleri; iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek; evin ısınma ihtiyacı) en az dördünü karşılayamayan aileler Ciddi Maddi Yoksunluk içinde sayılıyor. (Ayrıntı:www.dogrulukpayi.com/bulten/maddi-yoksunluk)

Avrupa Birliği’nde bu oran ortalama yüzde 6.9.

Bize en yakın Bulgaristan. İktidarın yarattığı manzaraya bakın. Dahası:

Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’nda yer alan kalemlere baktığımızda ilginç bilgilere rastlıyoruz. Araştırma sonuçlarına göre, 2018 yılında en yüksek gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay 0.2 puan artarak yüzde 47.6’ya yükseldi. Bununla birlikte, en düşük gelire sahip yüzde 20’lik kesimin toplam gelirden aldığı pay ise 0.2 puan azalarak yüzde 6.1’e düştü.. Eğitim durumuna göre yoksulluk oranına göz attığımızda ise okuryazar olmayanların yüzde 27.5’inin ve bir okul bitirmeyenlerin yüzde 23.6’sının yoksul olduğunu görüyoruz. Türkiye nüfusunun yüzde 58.3’ü evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayamıyor. Türkiye’de iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını karşılayamayan nüfus oranı yüzde 32.2 iken beklenmedik harcamaları karşılayamayan nüfus oranı ise yüzde 30.4. Son olarak nüfusun yüzde 70.4’ü konut alımı ve konut masrafları dışında taksit ödemeleri ya da borçları olduğunu beyan etti..”

Türkiye gelir dağılımı eşitsizliğinde Avrupa’da Sırbistan’dan sonra ikinci sırada. Bu 2017 ölçümü, iki yılda daha da arttığı söylenebilir. Nüfusun yüzde 20’si gelirin yüzde 47.4’ünü alıyor.

Ekonomi ile göstergeleri alt alta yazsam, köşe dolacak. Sık sık dile getiriyorum çeşitli kalemleri burada.

Bunları neden anımsatıyorum?

Ülkenin içinde bulunduğu sıkıntı ayyuka çıkmışken, iktidar kullanışlı elemanlarıyla tartışmayı CHP’nin üzerine yıkıyor.

İktidar elemanları da tabii ki tartışıyor. Amaç, bu CHP’den adam olmaz, CHP yönetiminden ise hiç, dedirtmek.

Kumpaslar olacak. Ortaya çıktığında, bu salvoları CHP iyi yönetebiliyor mu, sorun burada. Olayı düşünün ve soğukkanlı davranın. Ama yönetemiyor. Bir amaç da olayı parti içi tartışmalara çekişmelere çekmekse, CHP’yi kapıştırmaksa vallahi operasyon başarılı. Herkes üzerine atlamaya hazır. Atlanılan yer ise bir batak olabilir sadece..

Aferin lan T.A., görevini yerine getirdin.

Üstüne üstlük, kendini tartıştırmıyorsun, avladığın Rahmi Turan’ı aslanların kafesine attın, batan amiral gemisi ve daha bir sürüsü seni değil de onu yiyip duruyor. Sen lazımsın, çünkü iktidarın adamı olarak bir kenarda tutulmalısın.

İki yıl sonra tablo değişir

Saray, böyle iki yıl daha idare etse işi kotaracak. İşte krizden yine biz bu ülkeyi kurtarabilirdik gördünüz mü bakın, nasıl çıkıyoruz, diyecek. Stratejiyi kurdular da, CHP’nin stratejisi var mı? Salı konuşmalarıyla deşifre veya Saray patronuyla kapışma stratejisi sonuç götürmez.

Salı toplantıları önemsiz mi? Hayır.

Bu kürsüyü, çok iyi hazırlanmış ve ülkenin durumunu açıklayan büyük levha -grafiklerle kullanmalı CHP- Kılıçdaroğlu. Somut olgular.. Bu bir ekip işi, iletişimcilerin çalışması gerekir. Bırakın şu kumpas meselesini, Saray’a tek laf etmeyin veya sadece iki laf edin, zaman ve ekran kaybediyorsunuz. Her anınız çok değerli.. her şeyi belge-bilgi grafiğe dökün, ülke çapında yayın, bir aydınlatma seferberliği içine girmeli CHP’nin örgütleri.

Mesele sadece kazanılan belediyelerde başkanların üstün başarılarına da terk edilemez. Şüphesiz ki bu çok önemli. Süreç çok iyi yönetilmeli.

Ayrıca CHP ve muhalefet, bir HÜKÜMET GİBİ çalışmalı.

Eski, alışılmış muhalefet tarzları çöpe.

Yeni, alışılmamış, güveni tepe yapan, helal olsun dedirten, gençleri, kitleleri sürükleyen bir tarz lazım.

Tehlikenin farkında mısınız?

MİLLİ EKONOMİ DOSYASI /// İSMAİL ŞAHİN : 17 yıllık AKP iktidarının bilançosu


İSMAİL ŞAHİN : 17 yıllık AKP iktidarının bilançosu

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/17-yillik-akp-iktidarinin-bilancosu-5427893/

17 yıl önce bugün iktidara gelen AKP, cumhuriyetin birikimi yerli ve milli ne kadar kamu kuruluşu varsa elden çıkardı. Dev projeleri ise yandaş şirketlere yaptırıp Hazine garantisi vererek ülkenin geleceğini ipotek ettirdi.

14 Ağustos 2001’de kurulan, 3 Kasım 2002 seçimlerinden birinci parti çıkan AKP, bugün iktidardaki 17’nci yılını geride bıraktı.

O günden bugüne ekonomiden siyasette, adaletten güvenliğe kadar birçok alanda büyük bir değişim yaşandı. AKP iktidarı, Türkiye’nin en büyük şirketlerini, fabrikalarını, otellerini, limanlarını, enerji üretim tesislerini, elektrik ile doğalgaz dağıtım şebekelerini ve arazilerini yerli ve yabancı özel şirketlere sattı.

268 KURULUŞTA KAMU PAYI SIFIRLANDI

2002 yılından bu yana 273 kuruluşta hisse senedi veya varlık satış-devir işlemleri yapıldı. Bu kuruluşlardan 268’inde kamu payı kalmadı. 1986 yılından AKP’nin iktidara geldiği döneme kadar 8.2 milyar dolarlık özelleştirme yapılırken, 2002’den günümüze toplam 62 milyar dolarlık satış gerçekleştirildi.

ÖNCE ‘FABRİKA KURAN FABRİKALAR’ GİTTİ

AKP, iktidara gelir gelmez ilk önce ‘fabrika kuran fabrikaları’ elden çıkardı. 2003 yılında iki kamu şirketi, Ortadoğu ve Balkanlar’ın en büyük tezgah üreticisi TAKSAN ile sanayi tesisi imalatı yapan GERKONSAN satıldı. Aynı yıl Türkiye Denizcilik İşletmeleri‘ne ait limanlar, SEKA’nın kağıt fabrikaları ve kamu arazileri de satılarak toplam 187 milyon dolar gelir elde edildi.

PARÇALAYA PARÇALAYA VERDİLER

Takvim yaprakları 2004 yılını gösterdiğinde özelleştirmelerde vites yükselten AKP iktidarı, 1 milyar 282 milyon dolarlık satış yaptı. 2003 yılında fabrika yapan fabrikaları elden çıkaran AKP iktidarı bu defa parçalaya parçalaya sanayi kuruluşlarını satmaya başladı.

TEKEL’in alkollü içecekler bölümü 292 milyon dolara satılırken, gübre üreten şirketler ve onların fabrikaları özelleştirildi. Eti Bakır 21.8 milyon, Eti Krom 58 milyon, Eti Gümüş 41.2 milyon ve Eti Elektrometalurji 15.3 milyon dolara satıldı.

Çayeli Bakır İşletmeleri 49.2 milyon dolara, Karadeniz Bakır işletmeleri Samsun İşletmesi 11.1 milyon BET Kütahya Şeker Fabrikası 23.8 milyon dolara, Amasya Şeker 1 milyon 250 bin dolara özelleştirildi.

Türk Hava Yolları’nın hisselerinin yüzde 20’si 2004 yılında, yüzde 25’i ise 2006 yılında satıldı.

THY’NİN YÜZDE 20’Sİ BORSADA SATILDI

Doğalgaz dağıtım şirketleri ESGAZ 43 milyon dolara, BURSAGAZ 120 milyon dolara satıldı. Sümer Holding bünyesinde yer alan fabrika arazileri de tek tek satıldı. 44 milyon dolara satılan Sümerbank Bakırköy İşletmesi‘ni ve 27 milyon dolara satılan TÜMOSAN izledi. Blok satıştan toplam 402 milyon dolar gelir elde edilirken, 2004 yılında 689 milyon dolar değerinde tesis, varlık ve arazi satışı gerçekleştirildi. Türk Hava Yolları’nın (THY) hisselerinin yüzde 20’si ise 177 milyon dolara borsada satıldı.

Türk Telekom’un içini boşaltmakla ve bankalara olan borcunu ödememekle suçlanan Hariri Ailesi’nin üyesi Saad Hariri, geçen haftaya kadar Lübnan Başbakanı’ydı. Hariri, Lübnan’da ekonomik kriz ve yolsuzluğun tetiklediği sistem karşıtı protestolar sonrası istifa etti.

TÜRK TELEKOM LÜBNANLILARIN OLDU

2005 yılında AKP iktidarı toplam 8.2 milyar dolarlık özelleştirme yaparak rekor kırdı. Türkiye’nin en stratejik kurumlarından biri olan Türk Telekom’un yüzde 55’i 6 milyar 550 milyon dolar bedelle Lübnanlı Hariri Ailesi’ne satıldı. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’ne ait olan İstanbul Hilton Oteli binası ve arazisi 255 milyon dolara, Ataköy Otelcilik 62.7 milyon dolara, Ataköy Marina ve Yat İşletmeciliği 23.7 milyon dolara, Ataköy Turizm ise 33.5 milyon dolara satıldı.

ETİ ALÜMİNYUM 305 MİLYON DOLARA SATILDI

2005 yılının bir başka büyük özelleştirmesi ise 305 milyon dolara Eti Alüminyum’un satışı oldu. Kıbrıs Türk Havayolları 33 milyon dolara, Adapazarı Şeker Fabrikası 45.7 milyon dolara blok olarak satılan kuruluşlar oldu. AKP, 2005 yılında Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarından TÜPRAŞ ve PETKİM’in bir bölümünü borsada sattı. Bir gece yarısı TÜPRAŞ’ın yüzde 14.76’sı İsrailli iş adamı Sami Ofer’e 453 milyon dolar bedelle devredilirken, PETKİM’in yüzde 35’i 273 milyon dolara halka arz edildi.

Koç Holding-Shell ortak girişimine satılan TÜPRAŞ, 2018’de 3 milyar 761 milyon lira net kâr elde etti.

TÜPRAŞ VE ERDEMİR ELDEN ÇIKARILDI

2006 yılı özelleştirme çapı açısından 2005’i bir önceki yılı aratmadı. Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşu olan TÜPRAŞ’ın özelleştirme ihalesi Eylül 2005’te yapıldı ve 4 milyar 140 milyon dolar teklif eden Koç Holding-Shell ortak girişimi ipi göğüsledi.

Birkaç gün sonra ise bir başka sanayi devi Erdemir, 2 milyar 770 milyon dolara OYAK Grubu’na satıldı. Başak Sigorta ve Başak Emeklilik‘e mayıs ayında blok olarak 268 milyon dolara özelleştirildi. THY’nin yüzde 25’i 207.8 milyon dolara borsada halka arz edilirken, TEKEL’in Ankara’daki genel müdürlük binası da 100 milyon dolara TOBB’a satıldı.

OTELLER PEŞ PEŞE GİTTİ

Emekli Sandığı’nın sahip olduğu oteller de bir bir özelleştirilirken, Büyük Ankara Oteli 36.3 milyon dolar, Büyük Efes Oteli 121.5 milyon dolar, Büyük Tarabya Oteli ise 145.3 milyon dolara satıldı. 2006 yılında toplam 8 milyar dolarlık özelleştirme yapılırken, taşınmaz ve tesis satışından toplam 710 milyon dolar gelir elde edildi.

ARAÇ MUAYENE İSTASYONLARINI VERDİLER

2007 yılında AKP, hiç kamu şirketi satmadı. Araç muayene istasyonlarını, taşınmazları ve borsada Halkbank hisselerinin bir kısmını elden çıkartarak toplam 4 milyar 258 milyon dolar gelir elde etti.
Bugün Zorlu Center’ın yükseldiği İstanbul Boğazı’na nazır Karayolları arazisi 800 milyon dolara, Mersin Limanı 755 milyon dolara, araç muayene istasyonları 613 milyon dolara, Halkbank’ın yüzde 25’i ise 1.8 milyar dolara satıldı.

Azerbaycan devlet şirketi Socar, Petkim’i 2 milyar 40 milyon dolara satın aldı.

YERLİ VE MİLLİ PETKİM AZERBAYCAN’IN OLDU

2008 yılında iki şirket blok olarak özelleştirildi. Birincisi tıpkı TÜPRAŞ ve Türk Telekom gibi Türkiye’nin en stratejik kurumlarından biri olan Petkim Petrokimya Holding’di. 30 Mayıs 2008 günü imzalanan sözleşmeyle Azerbaycan devlet şirketi Socar, Petkim’i 2 milyar 40 milyon dolara satın aldı.

TEKEL’in sigara bölümü ise 24 Haziran 2008’de 1 milyar 720 milyon dolara satıldı. Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş’nin (ADÜAŞ) sahip olduğu 9 santral ise 510 milyon dolara özelleştirildi.

ŞİRKETLER BİTİNCE TESİS VE VARLIKLARI SATTILAR

2009 yılında İSE 2 milyar 270 milyon dolar değerinde özelleştirme işlemi gerçekleştirildi. Yapılan satışlarda en büyük kalemi elektrik dağıtım şirketleri oluşturdu. Başkent Elektrik 1 milyar 225 milyon dolara, Sakarya Elektrik 600 milyon dolara, Meram Elektrik ise 440 milyon dolara satıldı.

Blok olarak satış yapacak kamu şirketi sayısı azalınca, ilerleyen yıllarda tesis ve varlık satışına ağırlık veren AKP hükümeti, kamu arazilerini, fabrikaları, enerji üretim santralleri ile dağıtım şebekelerini elden çıkardı. Devletin yapacağı yatırımları ise özel sektöre ihale eden AKP, seçtiği işbirliği yöntemiyle de ülkenin geleceğini sayıları iki elin parmaklarını geçmeyecek şirkete adeta ipotek ettirdi.

HAZİNE’DEN 100 MİLYAR DOLAR ÇIKABİLİR

Üçüncü Havalimanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osman Gazi Köprüsü, Avrasya Tüneli ve şehir hastaneleri başta olmak üzere yap-işlet-devret modelli projelerde işletici firmalarla yapılan sözleşmelerde günlük veya yıllık olmak üzere yolcu, araç ve hasta sayısı garantisi verildi.

‘TİCARİ SIR’ DEYİP HALKTAN GİZLİYORLAR

Eğer planlan sayıda kullanım olmazsa, kamu-özel işbirliği projelerinde devletin hazinesi 25 yıl boyunca firmalara toplam 100 milyar dolarlık ödeme yapabilir. Ülkenin geleceğini ipotek altına alan bu mega yatırımlar için verilen taahhütler ise “ticari sır” olarak halktan gizleniyor.

KAMU ÇALIŞANI SAYISI YÜZDE 100 ARTTI

AKP iktidara geldiğinde devleti küçültüp, harcamaları kısarak daha verimli bir yapı oluşturma iddiasına taşıyordu. Kamu şirketleri satılacak işçiler özel sektör tarafından istihdam edilecek, merkezde toplanan yetkiler yerele devredilerek kadrolu memur sayısı azalacaktı.

2003 yılında Türkiye’de kamuda çalışan kişi sayısı 2 milyon 187 bin 599’du. 2019 yılının ikinci yarısı itibariyle kamuda istihdam edilenlerin sayısı 4 milyon 569 bin 916’ya çıkmış durumda.

Ekonominin hız kesmeye başladığı yıllarda peş peşe gelen seçimler 2013 yılından bu yana kamuda çalışanlarının sayısı 2 milyon kişi artmasına neden oldu. 2002 yılında iktidar koltuğuna oturduğunda devleti küçültme iddiasını taşıyan AKP, aradan geçen 17 yılda kamuda çalışan sayısını yüzde 100’den fazla artırmış bulunuyor.

10 KİŞİDEN ÜÇÜ EKONOMİK SUÇTAN CEZAEVİNDE

2002 yılında Türkiye’de toplam 98 bin 955 kişi cezaevindeydi. Hırsızlık, zimmete para geçirme, rüşvet, irtikap, sahtecilik, para ve mal kaçakçılığından hapse girenlerin sayısı ise 13 bin 169’di.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun konuyla ilgili yakında dönemde yayınladığı son veri 2017’ye ait. Buna göre söz konusu tarihte Türkiye’de ceza infaz kurumuna 215 bin 761 kişi girdi.

Hırsızlık, zimmete para geçirme ve benzeri suçlardan hapse giren hükümlü sayısı ise 68 bin 528 oldu. 2002 yılında cezaevine giren her 10 kişiden biri ekonomik suçlardan dolayı hapse girerken 2017 yılında bu oran her 10 kişiden üçü bu nedenle ceza aldı.

CİNSEL SALDIRI HÜKÜMLÜSÜ SAYISI 14 KAT ARTTI

Uyuşturucu madde kullanma, satma veya satın alma suçunu işleyen 3 bin 450 kişi 2002 yılında cezaevine girdi. Takvim yaprakları 2017’i gösterdiğinde ise bu sayı 22 bin 490’a yükseldi. Cinsel suçtan dolayı 2002’de bin 858 kişi hüküm giyerken bu sayı 2017’de 26 bin 539 oldu. Cinsel saldırıdan cezaevine giren suçluların 14 kat, uyuşturucu hükümlülerinin ise 7 kat artığı görülüyor.

İCRA DOSYALARINDA PATLAMA

Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre; 2002 yılında 8 milyon 613 bin 759 adet icra dosyası bulunuyordu. Yıllar için icra dairelerindeki icra ve iflas dosyaları artarken bu sayı Kasım 2019 itibariyle 21 milyonu aşmış durumda.

İŞSİZ SAYISI
2002: 2 milyon 464 bin
2019: 4 milyon 596 bin (Temmuz)

İŞSİZLİK ORANI
2002: Yüzde 10.3
2019: Yüzde 13.9 (Temmuz)

TÜRKİYE’NİN BRÜT DIŞ BORÇ STOĞU
2002: 129.6 milyar dolar
2019: 446.8 milyar dolar (Ekim)

DIŞ BORCUN GSYH ORANI
2002: % 54.8
2019: % 61.9

MERKEZİ YÖNETİM TOPLAM BORÇ STOKU
2003: 283.2 milyar lira
2019: 1 trilyon 239 milyar lira (Ekim)

GSYH
2002: 231 milyar dolar
2019: 749 milyar dolar (Tahmini)

KİŞİ BAŞI GSYH
2002: 3 bin 492
2019: 9 bin 93 dolar (Tahmini)

BÜYÜME
2002: Yüzde 6.2
2019: Yüzde 0.5 (Tahmini)

ENFLASYON
2002: 29.8
2019: 9.26 (Eylül)

MİLLİ TİCARET DOSYASI : YADİGÂR BİR DONUMUZ KALDI /// İŞTE YABANCILARIN TEKELİNE GEÇEN TÜRK MARKALARI


YABANCILARIN SAHİP OLDUĞU TÜRK MARKALARI

( Paylaşım Nazlı Ekşioğlu) .Teşekkürler.

BİZİM YAĞ : Yıldız Holding Bizim markasını 2016 yılında Japon Ajinomoto firmasına sattı.

COLA TURKA : 2015 yılında Ülker tarafından Japon Dydo DRINCO şirketine satıldı.

İÇİM SÜT : Fransız Group Lactalis’in oldu.

SANA YAĞ : İngiliz- Hollanda ortaklı Unilever firmasına satıldı.

ÇAMLICA GAZOZ : 2015 yılında Japon Dydo DRINCO şirketine satıldı.

DAMLA SU : Artık Coca Cola’nın bir markası.

ERİKLİ SU : Nestlé 2006 yılında satın aldı.

ESKİPAZAR : 2015 yılında Japon Dydo DRINCO şirketine satıldı.

KOMİLİ ZEYTİN YAĞI : 2017 yılında ABD merkezli Koninklijke Bunge B.V.’ye satıldı.

SAKA SU : 2015 yılında Ülker tarafından Japon Dydo DRINCO şirketine satıldı.

SIRMA SU : 2013 yılında Fransız Danone şirketi tarafından satın alındı.

YÖRSAN : 2013 yılında Dubaili Abraaj Group’un oldu.

YUMOŞ : Birleşik Krallık ve Hollanda merkezli Unilever holdingin markası oldu.

HAYAT SU: Fransız Danone’ye katıldı.

AKMİNA: Fransız Danone firmasına satıldı.

YEDİGÜN : Amerikan şirketi olan Pepsi Co’ya ait bir marka.

KENT ŞEKERLEME: İngiliz Cadburry firmasının oldu.

FİLİZ GIDA: 2003 tarihinde İtalyan Barilla’ya satıldı.

NUHUN ANKARA Makarnası : Japon Nisshin Foods ve Marubeni Corporation ile 2014 yılında ortak oldu.

GOLF DONDURMA: Hollanda firmasına geçti.

UNO : UNO’nun yarısı İspanyol Vedanta Equity’firmasında.

NAMET : 2014’te Bahreynli Investcorp ile ortak oldu.

BANVİT TAVUK : 2017’de Brezilyalı BRF ile Katarlı Qatar Investment Authority tarafından satın aldı.

CP Standart : Tayland merkezli bir grup tarafından satın alındı.

OLTAN GIDA : İtalyan Ferrero tarafından satın alındı.

KEMAL KÜKRER : 2013’te Japon Ajinomoto’nun oldu.

BİZİM MUTFAK : Japon Ajinomoto firmasına katıldı.

KIRLANGIÇ, SEZAİ ÖMER MADRA zeytinyağları : Amerikalıların oldu.

FALIM SAKIZ : İngiliz Cadburry firmasına satıldı.

PEYMAN Kuruyemiş : Bridgepoint firması satın aldı.

JELİBON Şekerleme: İngiliz Cadburry firmasına ait.

YEMEK SEPETİ: Nevzat Aydın tarafından kurulan firma Alman Delivery Hero’ya satıldı.

İPEK ŞAMPUAN: Fransız L’Oréal firmasına aittir.

HACI ŞAKİR : Amerikan Colgate firmasının markası.

ACE : Amerika merkezli Procter & Gamble firmasına ait.

CAN BEBE: Belçikalı Ontex firmasına ait.

MADO : Yarısı Katar’lıların oldu.

BEYMEN : Katar’lıların oldu.

OF ÇAY : Jacops’un oldu.

GİTTİ GİDİYOR : eBay, GittiGidiyor’u 2011’de Amerikan şirketine sattı.

TÜRKCELL : Turkcell’in en büyük ortakları Rus Altimo ve İsveç TeliaSonera şirketleri.

TEB Bankası : Fransız bankacılık kurumu BNP Paris tarafından 2005 yılında satın alındı.

PROFİLO : 1995’den bu yana Bosch ve Siemens Ev Aletleri bünyesinde.

ATASUN OPTİK : Hollanda menşeli, yabancı zincir mağazalara katıldı.

VİKO : Japon Panasonik satın aldı.

BAYMAK Kombi/Şofben: Hollandalı BDR Thermea’nin oldu.

SEBA MED: Almanya’nın markası.

ERKUNT TRAKTÖR/Ankara ve HİSARLAR MAKİNE/Eskişehir: Hintli Mahindra firmasının oldu.

MNG KARGO : Dubaili MİRAGE CARGO B.V’ ye satıldı.

TEKİN ACAR Kozmetik : Fransız Sephora Kozmetik A.Ş. aldı.

PETROL OFİSİ: Hollandalı bir şirkete satıldı.

POLİSAN : Japon Kansai Paint Co. Ltd’ye satıldı.

EGE TAV : Japonlar tarafından satın alındı.

Filli boya, Ulusoy Elektrik, Kamil Koç, vb bir çok yerli ve milli markamız yabancıların eline geçti.

"Toprak bizim, bahçe bizim, su bizim, et bizim, süt bizim, un bizim, yağ bizim, pamuk bizim, çalışan işçi ve emek bizim ama adamlar gelip bizim ülkemizde, bizim malımızı, bizi çalıştırıp, ürünü paketleyip, fiyatı katlayıp yine bize satıyorlar."

MİLLİ EKONOMİ DOSYASI /// MURAT MURATOĞLU : “DEVLETİN MALI YİYE YİYE BİTEBİLİYORMUŞ


MURAT MURATOĞLU : “DEVLETİN MALI YİYE YİYE BİTEBİLİYORMUŞ

31.08.2019

Sözcü gazetesi yazarı Murat Muratoğlu “Demek ki devletin malı yiye yiye bitebiliyormuş.

Kayyumun hediye dağıtması gibi para dağıtılınca kalmıyormuş.

Fellik fellik borç para aranıyormuş.

Sözcü gazetesi yazarı Murat Muratoğlu Hazine’nin borçlanma programı ve ekonomindeki kötü gidişi köşesine taşıdı.

Hazine’nin üst üste borçlanmasının kanuna aykırı olduğuna dikkat çeken Muratoğlu “İnanmazsınız ama ülkede Meclis diye bir mecra var.

İçerisinde de seçilmiş milletvekilleri… İşte hazırlanan bütçe bu Meclis’in onayından geçirilmeli… Eğer belirlenen limitler geçilirse tekrar Meclis’e gidilmesi gerekli” dedi.

Sözcü gazetesi yazarı Murat Muratoğlu “Keyfine göre ilave borç iste” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:"Valla ne ala!

Kanunmuş hakmış hukukmuş hepsi boşuna… Keyfine göre borçlan kimseye de sorma… İşler artık bu aşamada…Demek ki devletin malı yiye yiye bitebiliyormuş.

Kayyumun hediye dağıtması gibi para dağıtılınca kalmıyormuş.

Fellik fellik borç para aranıyormuş.

Bütçe Kanunu’na göre Hazine bu yıl 85 milyar lira borçlanacaktı.

İşin içine seçim girince anketler de kötü gelince İktidar kesenin ağzını açtı.

Borçlandı borçlandı borçlandı.

Onları da dibine kadar harcadı!

Yetmedi Merkez Bankası’nın temettü gelirleri yedek akçeleri kamu şirketlerinin gelirleri eski pantolonların cepleri ne varsa sömürüldü.

Şimdi yeni borçlanma programı açıklandı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca Eylül ayında 6.

5 milyar lira Ekim ayında 5.

7 milyar lira ve Kasım ayında 18.

5 milyar lira ilave iç borçlanma yapılacak.

İyi de sen limiti 85 milyar lira belirlerken zaten 98 milyar lira borçlandın.

Üzerine canın istedi diye 30.

7 milyar lira daha mı borçlanacaksın?

Kimseye de sormayacak mısın?

İnanmazsınız ama ülkede Meclis diye bir mecra var.

İçerisinde de seçilmiş milletvekilleri… İşte hazırlanan bütçe bu Meclis’in onayından geçirilmeli… Eğer belirlenen limitler geçilirse tekrar Meclis’e gidilmesi gerekli…Harcadıkları paralar milletin ödediği vergiler.

Yapacakları borçlanmalar milletin sırtına yükledikleri yükler.

Vay arkadaş!

Ne yemişler… Kanuna aykırı bir şekilde yine borç para isteyecekler!

Yurt dışından da milyarlarca dolar borçlanıldı.

Orada da hedefler aşıldı.

Kime danışıldı?

Hiç kimseye!

Kafalarına göre…Haliyle ölüyü diriyi bitirdiler işsizlik fonunu da yediler.

Yurt dışından artık kolay kolay borçlanamıyorlar.

Tekrar yurt içinden borçlanacaklar.

Piyasaya gidecek parayı toplayacaklar.

İyice durgunluğa yol açacaklar.

Özel şirket yönetseler çoktan batırmışlardı.

Ülke olunca işler değişiyor.

Kötü yönetim bize fakirleşme enflasyon yüksek faiz değersiz para işsizlik olarak geri dönüyor.

Hiçbir şey yoktan var olamayacağına göre bu borçları nasıl ödeyecekler?

Büyümeyen hatta küçülen bir ekonomide vergi gelirleri artmaz.

Ya yeni vergiler icat edip onları bindirecekler.

Ya da para basacaklar.

Merkez Bankası Başkanı’nın da kovulması kanuna aykırıydı.

Görevden alınması mümkün değildi… Ne oldu?

Şimdi de o olacak.

Hiçbir şey!

Merkez Bankası Başkanı sözde hedeflerini tutturamadı diye kovulmuştu.

Hazine de borçlanma hedefini tutturamadı.

Sahi Hazine’nin başında kim vardı?

Sizce kovar mı?"

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/murat-muratoglu-devletin-mali-yiye-yiye-bitebiliyormus-247262h.htm