DİN & DİYANET DOSYASI /// İSTANBUL MİLLETVEKILİ SAYIN PROF. DR. ÜMİT ÖZDAĞ’DAN DİYANETE YAZILAN MÜTHİŞ UYARI


İSTANBUL MİLLETVEKILİ SAYIN PROF. DR. ÜMİT ÖZDAĞ’DAN DİYANETE YAZILAN MÜTHİŞ UYARI

İSTANBUL MİLLETVEKILİ SAYIN PROF. DR. ÜMİT ÖZDAĞ’IN DİYANET İŞLERİ BAŞKANINA YAZDIĞI MUTLAKA OKUNMASI GEREKEN TARİHİ VE İBRETLİK MEKTUBU

Diyanet İşleri Başkanı

Prof. Dr. Ali Erbaş

Sayın Başkan

Türkiye ağır bir çoklu kriz sürecinden geçmektedir. Bu çoklu krizin ana unsurları tek adam yönetimine geçiş ile iyice belirginleşen Devlet Krizi; Türk toplumunu ayrıştıran/düşmanlaştıran politikalar neticesinde ortaya çıkan Milli Birlik Krizi; yanlış ekonomik politikalar sonucunda ortaya çıkan Ekonomik Kriz ve 5.3 milyon Suriyeli sığınmacının ülkemize gelişiyle oluşan Sığınmacı Krizidir.

Küresel ve bölgesel gelişmeler bu çoklu krizden geçen ülkemizin önümüzdeki yıllarda daha da ağır bir politik buhran yaşayacağını göstermektedir. Emperyalist güçler yaşadığımız krizin sonuçlarını ve gerçekleşecek buhranı istismar etmek isteyeceklerdir. Batı emperyalizmi için Doğu veya Türk sorunu 1071’de Malazgirt’e girmemizle birlikte başlamıştır. 1071’de Malazgirt’ten giren Türk Ordusu 1083’te İznik’i başkent yapmış ve Anadolu Türk Selçuklu devletini kurmuştur. Böylece Türk milletinin İslam adına birleşik Avrupa uygarlığına Hristiyan Avrupa’ya karşı 900 senedir devam etmekte olan mücadelesi başlamıştır. İznik’in başkent ilan edilmesi üzerine 1094’de ilk Haçlı seferi başlamış ve 1272’ye kadar ardı ardına 9 Haçlı Seferi gerçekleşmiştir. Türk Milleti amacı kendisini Anadolu’dan atmak olan Haçlı Seferlerini göğüslemiş yenmiş Anadolu üzerindeki egemenliğini tartışmasız hale getirmiştir. Haçlı Seferlerinin aşılmasını Osmanlı Türklüğünün milletimizin egemenliğini önce Balkanlara sonra Orta Avrupa’ya taşıması izlemiştir. Bu ilerleyiş Türk Milletinin Rumeli’ye ilk adımını attığı 1352’de başlamış 1683’de Viyana önünde başlayan geri çekilişe kadar devam eden 331 seneye yayılmıştır. 1683 ile 1921 arasında Türk milleti Viyana’dan Sakarya Nehrine kadar 238 sene süren geri çekilme süreci içinde olmuştur. Çekilen sadece ordumuz ve sancağımız değil milletimiz dinimiz ve kültürümüzdür. Bu geri çekilme sırasında tarihin en uzun ve en büyük soykırımı yaşanmıştır. 1812-1918 arasında Balkanlar ve Kafkaslardan 4.5 milyon Türk Anadolu’ya sığınırken 5 milyon Türk ise tarihin en uzun ve en büyük soykırımı sonunda yaşamlarını yitirmişlerdir. 1918’de Kudüs’e giren İngiliz general son Haçlı Seferi’nin başarı ile sonuçlandığını açıklamıştır. Artık sıra Asya’nın kızılderilileri olarak görülen Türk milletinin Anadolu’dan tasfiyesine gelmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın yorgun galipleri Türk milletinin kasaplığını yapma görevini Yunan ordusuna vermiş kendisi ise bu kasaplığa arkadan yardım etmiştir. Bu kasap ordunun on binlerce Türk evladını işkenceler ile katlettiğini binlerce Türk kadınına aşağılık şekilde tecavüz ettiğini biliyoruz.

Siz Sayın Başkan

Anadolu’nun harem-i ismetine tecavüz eden Yunan ordusunun savaşı kazanmasını arzu eden bir Türk-İslam düşmanını hasta ziyareti adı altında ziyaret ederek Yunan ordusunun katlettiği insanlarımızın ruhlarını incittiniz. İncittiğiniz sadece tecavüz edilip işkenceler ile öldürülen Türk analarının süngülenerek katledilen bebeklerimizin adım adım çarpışarak şehit olan mehmetçiklerin ruhları değildir. Onlara bütün umutlarını bağlayan yüz milyonlarca mazlum millet mensubunun da ruhlarıdır.

Sayın Başkan

Türk İstiklal Harbi Türk milletinin yok edilmeye karşı direnişidir. Türk İstiklal Harbi cereyan ederken dünyada 300 milyon Müslüman vardır. Bu 300 milyon Müslümanın Sakarya ve Aras arasına sıkışan 10 milyonu Türk milleti bağımsızlık mücadelesi verirken 290 milyonu emperyalizmin egemenliği altında yaşamaktaydı. Bu anlamda Türk İstiklal Harbi sadece Türk milletinin değil bütün İslam dünyası ve mazlum milletlerin de emperyalizme karşı isyanıydı.

Sayın Başkan

Durum bu iken başkanlığını yaptığınız DİB Türk milletini kucaklamak yerine iktidar partisinin yan kuruluşu gibi çalışmaktadır. Bazı imamlar camilerde muhalefet partilerine hakaret etmekte iktidar propagandası yapmaktadırlar. Görüyoruz ki İstiklal Harbimizin önderi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e karşı bir huruç harekatı yapılmak istenmektedir. Bu harekatın koçbaşı olarak DİB görev almıştır. Türk milletinin tamamının ortak değeri olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Türk İstiklal Harbi’ne karşı başında olduğunuz kurum düşmanca tavır almıştır. Devletimizi ve kurumunuzu kuran Atatürk’ten kurum sitesinde bahsetmiyorsunuz. Atatürk ve silah arkadaşları için dua edilmesini yasakladığınız haberleri gazetelerde çıkıyor. Atatürk’ün fotoğraflarını cami yaptırma derneklerinden indirtmeye çalışıyorsunuz. Raporlarınızda Atatürk’ü din karşıtı gibi göstermeye çalışıyorsunuz.

Sayın Başkan

Ben size kısaca Atatürk’ü anlatayım. 4 Ekim 1911. İtalya ilk sömürgesini oluşturmak amacı ile Libya’nın işgaline başlıyor. Osmanlı Devleti’nin İtalya ile açık ve kapsamlı bir savaşa girme gücü yok. Ancak isteyen subayların gönüllü olarak Libya’ya gitmelerine izin verildi. Binlerce subay arasından bir avuç subay gönüllü olarak Libya’ya gitti. Mustafa Kemal 22 Aralık 1911’de Derne’ye ulaştı. Arap kabilelerini gerilla savaşı için örgütledi ve İstanbul Libya’dan vazgeçen anlaşmayı imzalayana kadar İtalyanlar ile savaştı. (1911-1912)

Birinci Dünya Savaşı başlayınca Mustafa Kemal görev istedi. Çanakkale’ye atandı. İngiliz Avustralya Yeni Zelanda ve Fransız birlikleri ile savaştı yendi. (1915-1916) Çanakkale’den sonra Mustafa Kemal 16. Kolordu’ya Doğu cephesine atandı. 16 Nisan 1916’da Silvan’da göreve başladı. Muş-Bingöl hattında ilerleyen Rus Ordusu ile savaştı. 7 Ağustos 1916’da Muş’u ve sonra Bitlis’i Rus Ordusundan geri aldı. Haziran 1917’de Mustafa Kemal 7. Ordu ile Filistin Cephesinde görevlendirildi. Artık sırada tekrar İngiliz ordusu vardı. Ancak İngilizler kadar büyük bir sorun Türk askerinin kanı üzerinde Alman menfaatlerini gerçekleştirmeye çalışan Alman komutanlardı.

Ekim 1917’de görevinden istifa edip İstanbul’a döndü. Mustafa Kemal’in İstanbul’a dönmesinden 15 gün sonra İngilizler saldırdılar ve Kudüs’ü aldılar. Mustafa Kemal’in uyarılarında haklı olduğu anlaşılmıştı. 1 Eylül 1918’de tekrar aynı göreve atandı ve göreve başladı. Bu sefer Alman Falkenheim gitmiş onun kadar yanlış bir adam olan Liman von Sanders yerini almıştı. Sanders’in mutlak ölüme götürdüğü Türk birliklerini yok olmaktan kurtarıp savaşarak geri çekti ve kuzeyde sağlam bir hat üzerine yerleştirdi.

Artık Birinci Dünya Savaşı bitmişti. Kaybetmiştik. Ancak Mustafa Kemal Türk milletinin yeni bir savaşa başlayacağının bilinci içinde her bir Türk gencini gelecekteki savaş için hazırlıyordu (1917-1918). Bazı ahlaksız vicdansız cahil ve beyinsizlerin söylediğinin aksine Mustafa Kemal Atatürk hayatının büyük bir bölümünde Osmanlı Türk Devleti’nin yıkılmamasının mücadelesini vermiştir.

19 Mayıs 1919. 1683’de gerçekleştirdiğimiz İkinci Viyana Kuşatmasından beri geri çekilen Türk milleti artık “nihai” olarak yenilmiştir. Düşmanlarımız sadece bizi değil müttefiklerimizi de yenmişlerdir. Yunan ordusu Avrupa emperyalizminin kasap ordusu olarak yukarıda kaydettiğim gibi Anadolu’ya yollanmıştır. Türk halkı yoksul yorgun ve inançsızdır.

Mustafa Kemal Paşa’nın 1911’de Libya’da en küçük gerilla birliğinden başlayarak sekiz sene içinde ordu komutanlığına kadar her kademedeki birliği komuta ederek pişen askeri dehası şimdi siyasi ve psikolojik bir dehayı ortaya çıkarmaya başlar. Mustafa Kemal Türk milletini tekrar savaşa ikna eder.

Meclis kurulur ordu kurulur Birinci ve İkinci İnönü Eskişehir-Kütahya Sakarya Dumlupınar. Sonra önce İzmir’e ve İstanbul’a giren Türk Ordusu. İstanbul’un ikinci kez fethi. Hazreti Peygamberin Hadis-i Şerif’i yere düşmez. “Konstantinopolis’i fetheden asker ne güzel askerdir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır. ”

İstiklal Harbi Türk milletinin savaşı tekrar kabul etmesi ve İngiliz emperyalizmini siyasi Yunan ordusunu ise askeri olarak yenmesidir (1919-1922). Sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması başlar. 1071-1683 arasında 612 sene sürekli savaşarak ilerleyen ve sonra 1683’den 1921’e kadar 238 sene sürekli savaşarak adım adım geri çekilen bir millet bir dinin tek başına birleşik Avrupa’ya karşı kılıcı ve kalkanı olan bir millet yaralarını sarmak için çabalamaktadır.

8 Kasım 1938. Mustafa Kemal uyanır. Saate bakar göremez. Hasan Rıza Soyak’a sorar: “Saat kaç?” “7.00 efendim” Aynı soruyu birkaç kez daha sorar. Soyak cevabı tekrar ederek saatin 19.00 olduğunu söyler.

Soyak “Biraz rahat ettiniz mi efendim?” diye sorar. Gazi “Evet” der. Doktor Neşet Ömer İrelp dilini çıkarmasını ister. Mustafa Kemal dener. Ancak sonra dilini geri çeker. İrelp’e dikkatle bakar ve son olarak “Aleykümselam” der. 30 saat süren komadan hiç çıkmaz ve 10 Kasım saat 09.05’de kalbi durur.

“Melekler onların canlarını iyiler olarak alırken ’selamün aleyküm! yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık cennete girin’ derler. ” (Nahl/32)

Sayın Başkan

Gazi Mustafa Kemal Atatürk sadece Türk milletinin değil İslam dünyasının da son dehasıdır. Başında bulunduğunuz kurum Atatürk’e Türk İstiklal Harbi’ne saygısızlık düşmanlık yaparak Türk Milleti’nin büyük çoğunluğundan hızla kopmaktadır.

Sayın Başkan

Uzun bir süre DİB’in İstiklal Harbimize ve Atatürk’e saldırılarını düşmanlığını sessizce izleyen camiden uzaklaşan vatandaşlar artık tepkilerini sesli şekilde göstermeye başlamışlardır. Camilerimizde kavgalar ve protestolar çıkmaktadır. Türkiye’de her geçen gün cuma namazına giden sayısı azalmakta tepkisel olarak deist ve ateist sayısı tırmanmaktadır. Sovyetler Birliği döneminde Rusya’da ateist propaganda bile ateizmin gelişmesi konusunda sizin sağladığınız başarıyı sağlayamamıştı. Bu “başarı” sizin eserinizdir.

Sayın Başkan

Hz. Osman’ın katilleri gibi ümmeti bölüyorsunuz. Bu gidiş iyi bir gidiş değildir. DİB izlemekte olduğu bölücü ve dışlayıcı politikaları terk etmezse yarın daha büyük olayların olması muhtemeldir. Hatta DİB camilerine gitmek istemeyenlerin kendi camilerini kurmaları şaşırtıcı olmayacaktır. DİB AKP’nin değil bütün milletin Diyaneti olduğunu hatırlamak zorundadır.

Sayın Başkan

Bulunduğunuz makam Türk İstiklal Harbi’nin manevi önderlerinden ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilk başkanı Rıfat Börekçi’nin makamıdır. Bulunduğunuz makam aziz milletimizin dinimizi öğrenmesini ve güçlü maneviyata sahip olmasını sağlamakla görevlidir. Bulunduğunuz makam partizanlık yapma değil bütün yurttaşları kucaklama eşit sevgi ve şefkat gösterme makamıdır. Siyasetin ayırdığı hatta son dönemde düşmanlaştırdığı kitleleri; bir araya getirme aynı milletin çocukları aynı peygamberin ümmeti olma duygusunu verme görevi Diyanet İşleri Başkanlığına düşmektedir. Ülkemize yönelik küresel ve bölgesel gelişmelerin ağır tehditleri gündeme taşıdığı bir dönemde milli birlik ve beraberliğimiz daha da büyük önem kazanmaktadır.

Sayın Başkan

Şu ana kadar birçok büyük yanlış uygulamaya imza attınız. Ancak bunları düzeltmek için hala adım atma şansınız var. Türk milletinin bölünmesine ayrışmasına düşmanlaşmasına daha fazla yardımcı olmayın. Aziz Atatürk’ün iç cephe dediği milli birliğimizi güçlendirici adımları hızla atın. İstiklal Harbimize ve Atatürk’e Türk Milletinin milli değerlerine saygı gösterin. DİB’i Atatürk’e saldırıların koçbaşı olarak kullanmaktan vazgeçip bir süre birlikte çalıştığınız FETÖ ile gerçek bir mücadeleye başlayın. Araştırmacı-gazeteci İsmail Saymaz’ın “Şehvetiye Tarikatı” kitabını okuyun ve gereken önlemleri alın.

LİNK : https://www.turkishnews.com/tr/content/2019/10/29/diyanete-yazilan-muthis-uyari/

DOĞAL AFETLER DOSYASI /// CHP MİLLETVEKİLİ DR. İLHAMİ ÖZCAN AYGÜN : Depreme karşı kenevir teklifi


Depreme karşı kenevir teklifi

CHP’li Aygun, “Kenevirden üretilen tuğlalar ve malzemeler depreme karşı inanılmaz dayanıklılık gösteriyor. Kolonları ketenle sıkıştırarak dayanıklı yapıyorsunuz, o kolonları tam 3 katı dayanıklı hâle getiriyorsunuz” dedi.

CHP Tekirdağ Milletvekili Dr. İlhami Özcan Aygun, İmar Yasası ve pek çok kanunda değişiklik yapan Torba Kanun Teklifi üzerine TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, depreme karşı bina güçlendirmesinde kenevirin kullanılmasını isteyerek farklı bir çıkış yaptı.

Aygun, “Kenevirden üretilen tuğlalar ve malzemeler depreme karşı inanılmaz dayanıklılık gösteriyor. Kolonları ketenle sıkıştırarak dayanıklı yapıyorsunuz, o kolonları tam 3 katı dayanıklı hâle getiriyorsunuz” dedi.

Aygun, dün Torba Kanun Teklifi’nin 35. Maddesi üzerine yaptığı konuşmada, yanında getirdiği kenevirle üretilen tuğla, ahşap ve otomobil kaporta malzemelerini göstererek, bu konunun üzerinde durulmasını istedi.

“KENEVİR KULLANARAK, HASARLI KOLONLARI 3 KAT GÜÇLENDİRME İMKÂNIMIZ VAR”

Aygun, Marmara Depremi’nin ardından 1999 yılından bu yana İstanbul’da depreme karşı bina güçlendirme çalışmaları yapılmamasını eleştirdi. Depreme karşı güçlendirilmiş bina çalışmalarının önemine işaret eden Aygun, “Bu konuda sizlere önemli bir çalışmayı aktarmak istiyorum. Kenevirden üretilen tuğlalar ve malzemeler depreme karşı inanılmaz dayanıklılık gösteriyor” diye konuştu.

Aygun, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İSTON’un akredite laboratuvarındaki raporlarından gelen çalışmalara işaret ederek, “Kenevir kullanarak, hasarlı kolonları 3 kat güçlendirme imkânımız var. Hasarlı kolona, kenevirden oluşmuş olan çuvalı veya bezi kimyasal epoksiyle o kolonların etrafına sararak o binayı güçlendireceğiz. Deprem anında içerideki insanların dışarı çıkmasını sağlayacağız” dedi.

“O GÜN BUGÜNDÜR DAHA BİR TANE YERLİ TOHUM ÜRETEMEMİŞ”

Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (ASAM) kenevir konusundaki çalışmalarına dikkat çeken Aygun, “Sayın Cumhurbaşkanı 9 Ocak’ta kenevir ekilmesini önemsediğini söylemişti. Ama o günden bu yana bir çalışma yapılmadı, uyuyoruz. Bir tane kayıtlı tohum yok” dedi.

Fransa’nın dünya kenevir tohum üretiminin yüzde 80’ini karşıladığını anımsatan Aygun, “Türkiye’de maalesef tohum yok, sadece Samsun Vezirköprü’de yerel tohumlarla üretim yapılmaktadır ama bakınız, TİGEM ve Samsun’daki araştırma enstitüsüne yetki verilmiş, ne TİGEM ne de Samsun’daki araştırma enstitüsü o gün bugündür daha bir tane yerli tohum üretememiş” eleştirisini yaptı.

“İŞTE İLERİ GÖRÜŞLÜLÜK BU”

Aygun, Atatürk’ün kenevir konusundaki ileri görüşlü tutumuna işaret ederek, şöyle devam etti:

“Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk 1930’da Atatürk Orman Çiftliklerinde Silifke’de, Tarsus’ta, Yalova’da, Ankara’da Lüleburgaz’da kenevir ektirmiş. Yıl 1930, yıl 2020; aradaki farka bakınız. İşte, ileri görüşlülük bu. Hem keten, hem kenevir, hem soya, Atatürk Orman Çiftliğinin kayıtlarındadır. Keneviri kullanalım. Kenevir ekelim. Bu, en önemlisi de ekonomiye vereceğimiz katkıdır, vereceğimiz çalışmadır.”

Odatv.com

USULSÜZLÜK DOSYASI : KAVAKÇI AİLESİNE DEVLET OLARAK BORCUMUZ MU VAR ????? BİRİ BÜYÜKELÇİ BİRİ MİLLETVEKİLİ BİRİ DANIŞMAN


KAVAKÇI AİLESİNE DEVLET OLARAK BORCUMUZ MU VAR? BİRİ BÜYÜKELÇİ BİRİ MİLLETVEKİLİ BİRİ DANIŞMAN

Merve Kavakçı büyükelçi Mariam Kavakçı Cumhurbaşkanı danışmanı ve Ravza Kavakçı da milletvekili oldu. Son çıkan haberlere göre de Ravza Kavakçı’nın aynı zamanda İBB iştiraki olan Metro AŞ kadrosunda yer aldığı ortaya çıkmıştı.

AKP İstanbul Milletvekili Ravza Kavakçı’nın halen İBB iştiraki olan Metro AŞ kadrosunda yer aldığı görüldü. Konu hakkında Başkan İmamoğlu: "Ravza Kavakçı elektrik mezunuyken Metro AŞ tarafından ABD‘ye siyaset doktorası yapması için gönderilmiş. Buna karşılık 4 yıl 11 ay mecburi hizmet tanımlanmış ama bunu da yapmamış. Zaten elektrik mezunu birinin siyaset doktorasına gönderilmesi de anlamlı değil. " diyerek açıklamada bulundu.

Gazeteci İsmail Saymaz sosyal medyadan yaptığı paylaşımla "Kavakçı’ların imtiyazı nerden geliyor?" diye sordu. Saymaz "Kavakçı Ailesine ne borcumuz var ki biri milletvekili diğeri büyükelçi sonuncusu danışman… Memleketimizin hizmet edebilmek için atamayı ve kadro almayı bekleyen binlerce evladı varken Kavakçı’ların imtiyazı nerden geliyor?" diyerek tepki gösterdi.

Eski milletvekili Merve Kavakçı büyükelçi olarak atanırken Ravza Kavakçı Kan halen AKP İstanbul Milletvekili. Mariam ve Gülhan Kavakçı Cumhurbaşkanı Danışmanlığı görevini sürdürürken Erva Kavakçı Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nde Proje direktörü olarak çalışıyor. Ravza Kavakçı’nın eşi Osman Kan Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürü Elif Kavakçı ise Emine Erdoğan’ın moda tasarımcılığını yapıyor.

LİNK : https://www.turkiyemtv.com.tr/haber/2988833/kavakci-ailesine-devlet-olarak-borcumuz-mu-var-biri-buyukelci-biri-milletvekili-biri-danisman

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Ardahan bağımsız milletvekili Yılmaz : Oylamaya sunulursa, TBMM ABD’deki ‘Kızılderili Soykırımı’nı tanır’


Ardahan bağımsız milletvekili Yılmaz : Oylamaya sunulursa, TBMM ABD’deki ‘Kızılderili Soykırımı’nı tanır’

ABD’nin ‘Ermeni Soykırımı’ kararının ardından Ardahan Bağımsız Milletvekili Öztürk Yılmaz, oylamaya sunulması halinde, TBMM’nin ABD’deki ‘Kızılderili Soykırımı’nın tanınması kararını desteklemeye hazır olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Bizim de bazı kararlar almamız gerekebilir. Çok açık net rahatlıkla söyleyeyim, Amerika’da Kızılderililerle ilgili söylememek, konuşmamak mümkün mü?" sözlerinin ardından, Sputnik’e konuşan Ardahan Bağımsız Milletvekili Öztürk Yılmaz şunları söyledi:

"Meclise gelirse, böyle kararın kabul edileceğini düşünüyorum. Umarım bu yalnızca Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir açıklaması olmaz, böyle bir süreç başlatılır, biz de mecliste bu kararı görüşürüz."

ABD Kongresi’nin 1915 Ermeni olaylarıyla ilgili kararını kararlılıkla kınayan Yılmaz, "Bu karar Türkiye-ABD ilişkilerine ciddi bir zarar verebilir. Kararı kabul edenler, Ermeni lobisi ile birlikte içerideki siyasi kitleye yönelik hareket ettiler. Bu adım, seçimler öncesinde bu kitlenin desteğini almak amaçlı" dedi.

ABD Senatosu, 1915 Ermeni olaylarını ‘Soykırım’ olarak tanıyan bir karar tasarısını kabul etmişti. Erdoğan ise Bizim de bazı kararlar almamız gerekebilir. Çok açık net rahatlıkla söyleyeyim, Amerika’da Kızılderililerle ilgili söylememek, konuşmamak mümkün mü? Bu Amerika’nın yüz karasıdır” açıklamasını yapmıştı.

SUÇ DOSYASI : AKP’li milletvekilinden Atatürk’e hakaret


AKP’li milletvekilinden Atatürk’e hakaret

AKP’li Orhan Atalay, harf devriminin “İslam’la bağı koparmak” için yapıldığını iddia etti “Bunun aynısını Stalin yaptı” diyerek, Atatürk’ü Rus diktatör ile bir tutmaya kalktı.

AKP’li Orhan Atalay, harf devriminin “İslam’la bağı koparmak” için yapıldığını iddia etti “Bunun aynısını Stalin yaptı” diyerek, Atatürk’ü Rus diktatör ile bir tutmaya kalktı.

AKP Ardahan Milletvekili Atalay, bir süre önce istifa eden Mustafa Yeneroğlu’ndan sonra AKP içinde tartışılan yeni isim oldu. Orhan Atalay, önce İstanbul’da Kars-Ardahan-Iğdır tanıtım günlerinde yaptığı konuşmada, “Tarih boyunca diktatör rejimler, tekçi yapılar bizleri kendilerine benzetmeye çalışsa da bizler onlara benzemeyeceğiz. Bunlar hep kaybetmişlerdir, kaybetmeye devam edeceklerdir” dedi. Bu sözleri, “Yeneroğlu gibi istifa mı edecek” yorumuna neden olunca kulvar değiştirip Ulu Önder Atatürk’e hakaret etmeye kalktı. Twitter hesabından dün, dil devriminin İslam’la bağı koparmak için yapıldığını iddia ederek, şunları yazdı:

PAYLAŞIMI BÜYÜK TEPKİ ALDI

“Dünya alem bilir ki, bu devrimin temel amacı, öyle ilkokullarda öğretildiği gibi, eski alfabenin zorluğu, bu yüzden okuma yazma oranın düşüklüğü türünden yalanlar değildir. Bin yıllık tarihimizle ama özellikle de İslam’la bağımızı koparmaktı. Bunun aynısını Stalin yaptı. İşgal ettiği Türk devletlerinin Türkiye ile irtibatını kesmek amacıyla oralarda da Latinceden Kril alfabesine geçmişti. Dolayısıyla işin aslında Garp hayranlığının aşağılık kompleksi vardır, gerisi hikayedir.”

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, bu densizliğe sert tepki gösterdi. Çıray, AKP’li vekile, “Bir tartışmaya tesadüfen şahit olunca Atatürk’ü Stalin’e benzetenin bir milletvekili olduğunu gördüm. Ayıp be ayıp! Kültür devrimi adı altında en az 20 milyonu kesen Stalin kim. Bir harf öğretmek için tahtanın başına geçen Atatürk kim” diye seslendi.

TİT ÖRGÜTÜ DOSYASI : CHP YDK Üyesi ve İzmir Milletvekili Mahir Polat TÜRK İNTİKAM TUGAYI TEHDİT MESAJI’NI ARAŞTIRIYOR !!!


CHP YDK Üyesi ve İzmir Milletvekili Mahir Polat TÜRK İNTİKAM TUGAYI TEHDİT MESAJI’NI ARAŞTIRIYOR !!!

CHP YDK Üyesi ve İzmir Milletvekili Mahir Polat, Türk İntikam Tugayı olarak bilinen örgütün, İzmir ilinin Bornova ilçesi Tuna Mahallesi’nde evlerin pencerelerine “Türk İntikam Tugayı” (TİT) imzalı tehdit mesajlarının bırakılmasının ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi.

“MİT’İN PARAVAN DEDİĞİ TİT, BORNOVA HALKINI TEHDİT EDİYOR!”

Polat “ Türk İntikam Tugayı örgütü ilk defa karşımıza çıkmıyor. 1970’li yıllarda Kıbrıs’ta sol görüşlü Kıbrıs Türklerine ve Türkiye’de solcu olarak bilinen kişilere karşı suikast girişimlerinde bulunan yasa dışı örgüt 12 Eylül Darbesi’nin ardından ortadan kaybolmuştu. Ergenekon davası ile adını tekrar duyduğumuz örgüt daha önce de Madımak Katliamı, Akın Birdal suikastı, Özgür Radyo çalışanlarının tehdit edilmesi, Agos gazetesine tehdit içerikli e-posta gönderilmesi ve Diyarbakır’da 10 kişinin öldüğü bombalı saldırının üstlenilmesi olaylarında karşımıza çıktı. Milli İstihbarat Teşkilatı, örgütün solcu kesimin korkutulması amacıyla aşırı milliyetçi unsurlarca kullanıldığını ve örgütün merkez komitesin oluşmadığını ismin paravan olarak kullanıldığını söylediyse de, TİT yurt çapında eylemlerine devam ediyor. Örgüt en son Bornova ilçesi Tuna Mahallesi sakinlerine gönderilen tehdit içerikli mesajlar ile karşımıza çıktı. Mesajlarda, atık toplayanların ve simit satanların PKK’lı oldukları iddia edilerek “Bunlara bir şey verenler ve simit satın alanlar bu ikazımıza uymazlarsa öldürülecektir” yazılı notların bırakılması mahalle sakinleri arasında paniğe yol açmıştır.” dedi.

“HALK TEDİRGİN, HUZURUMUZ KALMADI!”

Polat “Mahalle sakinleri ile yaptığımız görüşmelerde, vatandaşlarımız tedirginliklerini dile getirdiler. Her an bir şey olur korkusu ile gecelerdir uyuyamadıklarını, sokaklarda yalnız başlarına yürümekten korktuklarını ve çocuklarını evde bırakarak gönül rahatlığı ile işlerine gidemediklerini ifade eden mahalle sakinleri, ‘huzurumuz kalmadı, kolluk kuvvetlerinin görevlerini yapması için birilerinin ölmesi mi gerekiyor’ dediler.” diye ifade etti.

“İÇİŞLERİ BAKANI SOYLU’YU GÖREVE DAVET EDİYORUM!”

Polat sözlerine “ Yasadışı faaliyet gösteren bütün örgütlere devlet aynı mesafede durmalıdır. Sol bir örgüt eylem yaptığında nasıl müdahale ediliyorsa aynısı geçerli olmalıdır. Ben Sayın Soylu’yu göreve davet ediyorum. TİT yasadışı bir örgüttür ve derhal müdahale edilmesi gerekmektedir. Devletin görevi vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini korumaktır.” diye devam eden Polat “İzmir’in Bornova ilçesi Tuna Mahallesi’nde yaşanan bu olaydan Bakanlığınızın bilgisi var mıdır?

Bakanlığınızın bilgisi var ise gerekli tedbirler alınmış mıdır? Kolluk kuvvetleri tarafından Türk İntikam Tugayı adlı örgüte herhangi bir operasyon yapılmış mıdır? Yapılan operasyonlar sonucu kaç kişi tutuklanmıştır? Tutuklananlardan kaç kişi hüküm giymiştir? Türkiye genelinde Türk İntikam Tugayı örgütünün faaliyetlerinin önlenmesi adına Bakanlığınız tarafından yürütülen bir çalışma var mıdır? Var ise bunlar nelerdir?” sorularını yöneltti.

SOSYAL MEDYA : BİR TÜRK MİLLETVEKİLİ BÖYLE BİR İFADE KULLANIR MI ???? RESMEN BÖLÜCÜLÜK YAPIYOR, HÜKÜMET UYUYOR !!!!



AKP’li Mehtap Toruntay, Trabzon Uzungöl’de "Kürdistan" yazılı atkılarla fotoğraf çektiren Iraklı uyruklu 9 kişiye tepki gösteren yöre halkını skandal ifadelerle hedef aldı.

Trabzon’un turistik yerlerinden Uzungöl’de Irak uyruklu 9 kişinin "Kürdistan" yazılı atkılarla fotoğraf çektirmesi gerginliğe neden olmuş, yöre halkı tarafından atkıları açanlara tepki gösterilmişti.

Konu ile ilgili AKP’li Mehtap Toruntay skandal bir twit attı. 1 Kasım 2015 seçiminde AKP’nin Ankara milletvekili adayı olan Toruntay, Twitter’dan yaptığı paylaşımda, "Bir Türk olarak, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimine çağrımdır. Vatandaşlarınızı Trabzon gibi ‘cahillerin, vandalların’ yaşadığı yerlere göndermeyin, ülkenizde faaliyet yürüten Trabzonlu vandalları müteahit, tüccar, iş adamı vs.’nin faaliyetine müsade etmeyin" dedi.

AKP’li Toruntay’ın bu ifadeleri 23 Haziran’daki İstanbul seçimi öncesinde AKP çevrelerinden Ekrem İmamoğlu’na Trabzonlu olmasına nedeniyle yapılan "Yunan, Pontuslu" gibi ithamları akla getirdi.

Toruntay gelen tepkilerin ardından ise Twitter hesabını sadece takipçilerinin görebileceği şekilde korumalı hale getirdi.

GÖÇMENLER DOSYASI /// İYİ Parti İstanbul Milletvekili PROF. DR. Ümit Özdağ : AKP’nin 2023 Suriyeli Planını Açıkladı


İYİ Parti İstanbul Milletvekili PROF. DR. Ümit Özdağ : AKP’nin 2023 Suriyeli Planını Açıkladı

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, Suriyeli Kardeşler adında bir gruba ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bir Suriye mafyası oluştuğunu dile getiren Özdağ, Suriyeliler kaçınılmaz olarak AKP’nin vatandaşlık verme politikası ile kitlesel olarak vatandaşlık aldıklarında Türk siyasetinde sonuç belirleyici olacaklar. Suriyeli siyasetinin üreteceği dinamikler ile Türkiye bir daha çıkamamak üzere Orta Doğu’ya sürüklenecek dedi.

Özdağ, Odatv’ye yaptığı açıklamada, Ülkemizde kayıtlı 3.8 milyon kayıtsız 1.5 miyon, toplam 5.2 milyon Suriyeli yaşamaktadır. Hızla sayıları artan ve 2040 yılında 10 milyona yükselecek olan Suriyeli nüfusu ülkemizi adete sessizce istila etmektedir. Bu sessiz istila 2023 seçimleri için yeni bir oy deposuna ihtiyaç duyan AKP tarafından desteklenmektedir. Sadece desteklenmekle kalmamakta, sessiz Suriyeli istilası Türk milletine finanse ettirilmektedir. Şimdiye değin Türk Milleti Suriyeliler için cebinden 40 milyar Dolar harcamıştır. 40 milyar Dolar Suriyeliler için harcamasaydık 40 milyar Dolar az borcumuz olacaktı. 40 milyar Doların yüzde 7.25’den faizini ödemeyecektik. 2015-2016-2017’de bütçe açığı vermeyecektik. Özetle bugün yaşadığımız ağır ekonomik krizi bu ölçüde büyük yaşayamayacaktık ve kriz daha geç gelecekti ifadelerini kullandı.

Bir Suriye mafyası oluşuyor diyen İYİ Partili Özdağ, şöyle devam etti: Bu olumsuzluklar dizisini çok artırabiliriz. AKP ise Türk Milletinin çok çok büyük bir bölümünün yüzde 90’lara yaklaşan oranda seçmenin Suriyelilerin Suriye’ye dönmesini istediğini ve bugün hala döneceklerine inandığı için ağır tepki vermediğini biliyor. Seçim öncesinde ‘uyuşunda büyüsün ninni misali Suriyelilerin Suriye’ye döneceğinden bahsediyor. Ancak asıl yaptığı ise Suriyelilerin Türkiye’de yerleşmesi için planlar yapmak. Bunun en çarpıcı örneklerinden birisi 1/100.000 ölçekli Kilis yerleşim planı. Çevre ve Bakanlığı tarafından hazırlanan planda Suriyelilerin en az yarısının Türkiye’de kalacağı öngörülüyor. Nasıl olacak bu? AKP vatandaşlık verecek. Sadece yarısına mı? Tabii ki, hayır! Hepsine verecekler. 2023 seçimlerine kadar çok zor bir süreçten geçecek Türkiye. Yapışkan ekonomik krizin ağırlığı varlığını sürdürmeye devam edecek. Erdoğan’a yeni bir oy bloğu lazım. Suriyeliler bu oy bloğunu oluşturuyor. Suriyeliler kaçınılmaz olarak AKP’nin vatandaşlık verme politikası ile kitlesel olarak vatandaşlık aldıklarında Türk siyasetinde sonuç belirleyici olacaklar. Suriyeli siyasetinin üreteceği dinamikler ile Türkiye bir daha çıkamamak üzere Orta Doğu’ya sürüklenecek.

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, Suriyeli Kardeşler” adında bir gruba dikkat çekerek şunları anlattı: Suriyeliler Türkiye’de siyasete müdahale için 2023 seçimlerini beklemediler bile. 31 Mart yerel seçimlerine giderken Hatay’da Suriyeliler AKP’yi destekleyen ve muhalefet partilerine karşı tavır alan bir eylem süreci başlatmış durumdalar. Hatay’da Suriyeli Kardeşler adlı bir grup bu eylemleri yönetiyor. Suriyeli Kardeşler grubu Umran El-Humsi adlı bir Suriyelinin öncülüğünde bir yandan AKP’nin toplantılarına destek çağrıları yaparken, diğer yandan muhalefet partilerine destek vermekle suçladıkları televizyon kanalları ve bazı şirketler, sürücü kursları ve eğlence yerlerine karşı tavır almaya davet ediyorlar. Hatay’dan gelen haberlere göre Suriyelilerin eylemleri bununla kalmamış ve bazı kuruluşlara fiili saldırılar yapılmış, camları kırılmıştır.

Bütün bu eylemler Suriyelilerin hadlerini aşmalarıdır. Bu ülkede sadece AKP’ye oy veren seçmenlerin verdiği vergiler ile değil, muhalefet partilerine oy veren seçmenlerin verdiği vergiler ile de yaşamlarını sürdürüyorlar. Suriyeliler misafir olarak gelmişlerdir ve her misafir gibi sonunda gideceklerdir.