SAĞLIK DOSYASI : HER ŞEY İNSANLIK İÇİN Mİ ??? /// Mersin’den işsiz bir Eczacı Anlatıyor !!!


HER ŞEY İNSANLIK İÇİN Mİ ??? /// Mersin’den işsiz bir Eczacı Anlatıyor !!!

16 Ekim 2017

Kapitalist sistem kendini topluma olabilecek en ideal sistem olarak pazarlıyor. Sınıfsal ayrımları gizleyerek üretilen tüm değerlerin insanlık için olduğunu söylüyor. Oysa gerçek hiç de böyle değildir. İçinde yaşadığımız kapitalist sistem insanlık için değerli olan ne varsa içini boşaltarak onu sırf para ilişkisine indirgemektedir. İnsanların temel ihtiyaçları da (barınma gıda sağlık hizmetleri vs. ) bu durumun dışında değildir.

2015 yılında ABD’de üç bin AIDS hastasının düzenli olarak kullanmak zorunda olduğu Daraprim denilen bir ilaç vardı. Bağışıklık sistemi olmayan AIDS hastalarını parazitlerden koruyan bu ilaç hastalar için hayati öneme sahipti. Martin Shkreli adında bir kapitalist Daraprim’in haklarını satın aldı. İlacın fiyatını bir gecede 13 5 dolardan 750 dolara çıkarttı. Fiyatın yükselmesi piyasada ilacın bulunmasını zorlaştırdı. Sigortası olanlar ve ilacı alabilecek parası olanlar ilacı almayı başardı. İlacı alacak parası olmayan yoksul emekçilerin bazılarıysa bu süreçte hayatını kaybetti. Shkreli’ye bu olayla ilgili dava açıldı. Bunu neden yaptığını soran savcıya sırıtarak “çünkü yapabilirim” diyen Shkreli dava sonunda ceza aldı. Ancak aldığı ceza daha sonra kefalete çevrildi ve Shkreli serbest bırakıldı.

Bu olay şımarık ve açgözlü bir kapitalistin sebep olduğu münferit bir olay gibi görünebilir. Ancak durum çok başkadır. Shkreli’nin bir küfür gibi sarf ettiği “çünkü yapabilirim” cümlesi kapitalizmin adeta bir özetidir. Şimdilerde birçok kapitalist tarafından utanmazca dillendirilen “vicdanlı kapitalizmin” vicdanı işte bu kadardır. Bu bakımdan Martin Shkreli’yi serbest piyasa ekonomisinin en samimi savunucusu sayabiliriz. Yani yaşadığımız tüm bu sıkıntılar kapitalizmin bunları “yapabilmesinden” ileri gelmektedir. Nedeni çok basittir “çünkü yapabilir”!

Parası olmadığı için özel hastanelerin acil kapılarından geri çevrilen insanlar pahalı kanser ilaçları nedeniyle tedavi olamayan kanser hastaları yüksek fiyattan satabilmek için stoklarda bekletilen ilaçlar; tüm bu olgular sağlığın kapitalizmin tekelinde bulunmasından kaynaklanmaktadır. Kapitalizm sağlığı parayla alınıp satılabilen basit bir metaya dönüştürmekte. Kapitalistin motivasyonu kârdır. Para ile alınıp satılan ve artık metalaşmış olan şeyin insanlar için ne ifade ettiği onun insanlar için önemi parası olmayan insanların ona ulaşıp ulaşamaması bu motivasyonu etkilemez.

Her şeye kâr gözüyle bakan kapitalizm insanlık için hayati öneme sahip tıbbi konuların araştırılmasına değil insanların uzun süreli kullanacakları ilaçların araştırılmasına ve üretimine yönelmiş durumda. Bilimsel ve teknolojik imkânların bu denli gelişmiş olduğu günümüzde kolayca tedavi edilebilecek birçok hastalık çözümsüz bırakılmakta. Hastalıkları tedavi etmek yerine hastalıkla yaşamayı sağlayan ilaçların yüksek kâr getirisinin esas amaç olmasına bu amacın ilaç endüstrisinde ilk sıralarda yer almasına şaşmamak gerek. Tüm bilimsel ve teknolojik gelişmeler insanlığın ihtiyaç duyduğu ölçüde değil kâr güdüsünün izin verdiği ölçüde oluyor. Günümüz dünyasında milyonlarca yoksul emekçi çeşitli hastalıklarla boğuşuyor. İnsanların yaşam kalitesi düşüyor. Yoksul işçi-emekçiler sürekli almak zorunda kaldıkları ilaçlara para yetiştirmeye çalışıyor. Ölümü gösterip sıtmaya razı eden bu bataklıkvari sistem aslında sıtmanın da ölümün de tek kaynağıdır.

Ancak bizler ne sıtmaya ne de ölüme razıyız. Tüm değerleri üreten bizler bu çileleri çekmek zorunda değiliz. Şu anda dünyada sağlık dâhil insanlığın bütün ihtiyaçlarını karşılayacak teknolojik bilimsel imkânlar bulunmaktadır. İnsanın insanca yaşadığı bilimin ve teknolojinin gerçekten insanlığa hizmet ettiği bir dünya hayal değil. Bu dünyanın inşası ancak kapitalizm bataklığını kurutmakla mümkündür. İnsanlığın tüm zincirlerini kırdığı bilimin teknolojinin özgürce tüm insanlığın hizmetine sunulduğu sosyalist bir dünya kurmak bizlerin elinde. Bu dünyayı gerçekten yaşanılabilir bir yer yapmanın tek yolu kapitalizme karşı örgütlü mücadeleden geçiyor.

https://marksist.net/okurlarimizdan/her-sey-insanlik-icin-mi

LİNK : https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/09/150922_750_dolarlik_ilac_savunma

AĞAÇ KATLİAMI DOSYASI : Mersin’de 76 Dönüm Kızılçam Ormanı Bir Gecede Kesildi


Mersin’de 76 Dönüm Kızılçam Ormanı Bir Gecede Kesildi

Eski Mezitli Mahallesi’nde 76 dönümlük kızılçam ormanının bir gecede kesilmesine tepki gösteren Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan, Ağaçların kesildiği bölgeye giderek incelemelerde bulundu.

Yaşanan katliamla ilgili bilgi alan Başkan Tarhan, benzer katliamların yaşanmaması için sorumluların gereken cezayı almalarını istedi.

‘İLK DEĞİL AMA SON OLSUN İSTİYORUZ’

Daha önce de aynı bölgede benzer katliamların yaşandığına dikkat çeken Başkan Tarhan, “2017 yılında da yaşadık yine aynı bölgede, aynı kişiler tarafından yapıldı. Ağaçlandırılması sözü verilmesine rağmen burada yine limon ağacı dikildi. 2017’den bu yana bir gelişme yaşanmıyor. Bunun sonucunu biliyorlar ve bir şey olmadığını görüyorlar. Vatandaş ‘yapanın yanına kar kalıyor’ diyerek yapıyor bu eylemi. Çevre katliamlarına neden olanlara en ağır cezanın verilmesi gerekiyor. Bazen insan bireysel olarak da, belediye başkanı olarak da ‘Bu kadar da olmaz’ diyor. Orman kanunu diye bir kavram var ama halk arasındaki anlamı Orman Kanunu, yani hukukun yok sayıldığı bir kanun anlamında yorumlanıyor. Vatandaşın giderek kanunsuz davranması normal gibi karşılanıyor. Yeter artık diyoruz. İlk değil ama son olsun istiyoruz” dedi.

‘ÖRGÜTLÜ BİR KATLİAM YAPILDI’

Talan edilen 76 dönümlük arazinin konumuna da dikkat çeken Başkan Tarhan, “76 dönümlük bir orman alanı birtakım insanlar tarafından el birliğiyle kesildi. Bu kadar büyük bir arazinin bir gecede kesilebilmesi için birkaç kişi değil onlarca belki yüze yakın kişinin yer aldığı bir ekip gerekli. Üstelik hafta sonu gece oluyor bunlar hep gece yapılıyor. Duyulmaması, çevrede yaşayanlar tarafından görülmemesi çok zor. Gündüz yapılmaması bile insanın aklına birçok şey getiriyor. Üstelikte gelecekte değeri çok yüksek olacak bir yer. Devlet Hastanesi’nin önümüzdeki aylarda inşaat ihalesi yapılacak. Hemen onun yanında yapılan bir kesim gayet bilinçli yapılmıştır. Yarınlarda o Devlet Hastanesi yanında bazı tasarruflarda bulunulacak demektir. Buna kim dur diyecek? Hukuk, adalet diyecek. İstediğimiz sonucu alamadığımızı görüyoruz. Bir belediye başkanının kendi bölgesinde bir orman alanı katledilirken çaresiz kalması son derece acı bir tablodur. Burası için gerekenin yapılacağına inanıyoruz" diye konuştu.

‘ÇEVRECİLER BUGÜN DEĞİLSE NE ZAMAN SES VERECEK’

Mersin’de bulunan Sivil Toplum Kuruluşları ve çevre örgütlerine de çağrı yapan Başkan Tarhan, talana karşı kamuoyunun ses yükseltmesi gerektiğini söyledi. En büyük çevreciliğin mevcut alanların korunmasıyla başladığını ifade eden Başkan Tarhan, “Sürekli olarak ‘Ormanları koruyalım’ diyoruz ama maalesef bunu pratiğe dökemiyoruz. Belediye sınırları içinde, üstelik kırsal denilemeyecek bir bölgede, gece yarısı belli kişiler kişisel rant amacıyla ormanı yok ediyor ve limon bahçesi yapıyor. Buna herkesin ses çıkarması ve sadece hukuka bırakmaması gerekiyor. Son zamanlarda gördük ki kamuoyu baskısıyla mahkeme kararı alınıyor. Burada bütün herkes, sivil toplum kuruluşları, odalar, tüm dinamikler ‘bana ne’ demeden sesini çıkarsın. Adalete, hukuka bırakmadan gerekli kamuoyu baskısını oluşturalım, gereken yapılsın. Ormanların birtakım kişilere rant kapısı olmasının önüne geçilsin. Eğer mevcut ormanlarımıza sahip çıkamıyorsak çevreciliğimizi sorgulamamız gerekiyor. Sözün bittiği yerdeyiz" ifadesini kullandı.

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI : Türkiye’nin Temel Enerji Politikası Ve Mersin Akkuyu Nükleer Santrali


Türkiye’nin Temel Enerji Politikası Ve Mersin Akkuyu Nükleer Santrali

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, sanayileşmenin artması ile beraber, dünyanın gündemi güvenilir kaynaklardan enerji ihtiyacını gidermek olmuştur. Sanayileşmenin yanı sıra petrol darboğazı, nükleer enerjinin ön plana çıkmasını sağlamış, birçok nükleer reaktör kurulmuştur. 1980-1990 yılları arası meydana gelen Three Mile Island (1979, ABD) ve Çernobil (1986, Sovyetler Birliği) nükleer kazaları ve dünyadaki ekonomik gelişmeler sonucu, nükleer enerjiye talep durağan bir hal almıştır. 21. yüzyılda yenilenebilir enerji kaynaklarına bir yönelim olmuş; ancak bu tür enerji kaynaklarının dış etkenlere bağımlılığı (iklim koşullarına bağlı olarak her zaman yeterince güneş, rüzgâr ve su kaynaklarının bulunmaması) sebebiyle 7 gün 24 saat kesintisiz enerji üretebilen nükleer enerji, önemini korumaktadır. Küresel anlamda ülkeler arası ticaret ve kalkınmışlık yarışında ön sıralarda bulunmanın temel şartlarından biriside ihtiyaç duyulan enerjinin ucuz ve sürekli olarak sağlanabilmesidir. Ülkemizin yıllık enerji talep artışı %7-8 civarında olup dünyada elektrik talep artışında Çin’den sonra Türkiye ikinci sırada bulunmaktadır. Bu ve ayrıca ithal enerji bağımlılığımızın azaltılması, ülkemiz için enerji arz güvenliğimizin sağlanması gibi sebeplerden ötürü ülkemizin, enerji elde etme çeşitliliğine mutlaka nükleer enerjiyi katması gerekmektedir.

Bu çerçevede, Akkuyu ve Sinop’ta kurulacak nükleer santrallerin kaynak çeşitliliği ve enerji arz güvenliği açısından önemi ortadadır. Akkuyu ve Sinop’ta kurulacak nükleer santrallerde yılda yaklaşık 80 milyar kWh elektrik üretilmesi öngörülmektedir. 80 milyar kWh yıllık elektrik enerjisini doğalgaz santralinden üretmek istesek, yaklaşık olarak ithal edeceğimiz doğalgaza 7,2 milyar ABD doları ödeme yapmamız gerekecektir. Buradan üç yıl içerisinde doğalgaza ödenecek miktar ile Mersin-Akkuyu’daki 4 ünite nükleer santralin kurulum parası çıkmaktadır. Bunun için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu arasında Akkuyu Sahasında Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşma’nın 12 Mayıs 2010 tarihinde imzalanmasıyla gerçekleşmeye başlamıştır. Söz konusu Anlaşma, 15 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş, 6 Ekim 2010 tarihli ve 27721 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Bu anlaşmaya göre: Akkuyu’da kurulması tasarlanan nükleer santral, 4×1200 MW, toplam 4.800 MW gücünde WWER 1200 (AES 2006 Tasarımı) tipinde olacak ve üretilecek elektriğin 1. ve 2. üniteleri için %70, 3. ve 4. üniteleri için %30 oranına tekabül eden sabit miktarları, her güç ünitesinin ticari işletmeye alınma tarihinden itibaren 15 yıl boyunca 12,35 ABD senti/kWh ağırlıklı ortalama fiyattan (KDV dahil değil) satın alınması garanti edilmiştir. 1. ünite tüm santralin yapımıyla ilgili tüm izinler alındıktan sonraki 7 yıl içinde tamamlanacak, diğer üniteler de birer yıl arayla devreye girecektir (Başaran, 2012). Adı geçen anlaşmanın gerçekleştirilmesi kapsamında proje şirketi, 13 Aralık 2010 tarihinde Ankara’da Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş. adı ile kurulmuştur. Ülkemizde kurulacak Akkuyu nükleer güç santralinin inşasında, maksimum düzeyde Türk mühendislerimizin istihdamı, yerli donanım kullanılması sağlanacaktır. Bu çerçevede, yetiştirilmek üzere toplamda 600, 2014 yılı sonuna kadar 300 Türk öğrenci Rusya’daki santrallerde eğitimden geçirilecektir. Akkuyu Nükleer Santral Projesinde mühendislikten yöneticilik kademesine kadar farklı alanlarda istihdam edilecektir (T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2013).

( Türkiye’nin önemli üniversitelerinden öğretim üyelerinin referans tesis Novovoranej NGS-2’yi ziyareti. )

Türkiye’nin Temel Enerji Politikası

Enerji, bir ülkenin ekonomik alanda gelişimini sürdürebilmesinin olmazsa olmazı durumunda olup önemi her geçen gün artmaktadır. Enerji devlet politikası olarak ele alınmalı, enerjinin uzun soluklu politika ve çok boyutlu stratejiler gerektiren bir konu olduğu unutulmamalıdır. Bu noktada enerji arz güvenliği ön plana çıkmaktadır. Dünyada ekonomilerdeki daralmaya karşın artan enerji ihtiyacı, bunun yanında azalmakta olan fosil yakıtlar, ülkelerin enerji ihtiyaçlarını karşılamak için farklı arayışlara itmektedir. Ülkemizde de enerji sektörüne talep hızlı bir artış göstermektedir. Ülkemizin temel enerji politikalarına baktığımızda; enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, kaynak çeşitliliğine önem verilmesi, çevre üzerine olumsuz etkilerin en aza indirilmesi, yerli kaynaklara önem verilmesi, enerji tedarikçilerinin çeşitliliği, stratejik petrol ve doğalgaz depolama kapasitesinin artırılması ve enerji ihtiyacının en düşük maliyetle, sürekli ve güvenli bir şekilde temini şeklinde özetlemek mümkündür .

18 Mayıs 2009 tarihinde Yüksek Planlama Kurulu tarafından kabul edilmiş olan, Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi’nde: ”Nükleer güç santrallerinin, elektrik enerjisi üretimi içerisindeki payının 2020 yılına kadar en az %5 seviyesine ulaşması ve uzun dönemde daha da artırılması hedeflenmektedir.” ifadesi yer almaktadır . 2023 yılına kadar Akkuyu ve Sinop Nükleer Santrallerinin işletmeye alınması durumunda, bugünkü kurulu gücümüzün % 20’si nükleer santrallerden üretilecek elektrikten oluşacaktır .

Ülkemizde Nükleer Güç Santrali Kurulma Gerekliliği

Ülkemizin sanayileşmenin artması, nüfus artışı ve şehirleşme ile beraber elektrik ihtiyacı da artmıştır. 2002-2009 yıllar arası ülkemizin elektrik tüketim oranı %7’lik bir artış göstermiş, elektrik üretimi ise 2002 yılında 129,4 milyar kWh, 2009 yılında ise 194,8 milyar kWh olarak gerçekleşmiştir . Çizelgede Dünyada ve Ülkemizde üretilen elektriğin yakıt kaynaklarına göre dağılımı verilmiştir.

Dünyada ve ülkemizde üretilen elektriğin yakıt kaynaklarına göre dağılımı :

Kaynaklar Dünya Türkiye

Petrol %5,5 %1,0

Doğalgaz %21,3 %46,2

Kömür %41,0 %25,9

Hidro %15,9 %24,4

Nükleer %13,5 %0,0

Diğer %2,8 %1,9

TOPLAM 20.181 milyar Kwh 212 milyar kWh

Dünya petrol rezervinin 2060, doğalgaz rezervinin ise 2070 yılında tükeneceği tahmin edilmektedir (Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, 2013). 2010 yılı sonu itibariyle yaklaşık elektrik ihtiyacımızın yıllık 212 milyar kWh olduğu görülmekte, 2023 yılında ise bu rakamın 500 milyar olacağı tahmin edilmektedir. Çizelgede yenilenebilir enerji kaynaklarımızın ekonomik potansiyeli gösterilmektedir.

Yenilenebilir Kaynaklar Toplam potansiyelimiz Kurulu güç Kapasite faktörü 2023 Hedefi Yıllık potansiyel (milyon kWh/yıl)

Hidro 36.000 16.934 % 44 36.000 144.000

Rüzgâr 48.000 1.587 % 30 20.000 60.000

Güneş 50.000 – % 20 3.000 7.500

Jeotermal 600 94 % 84 600 4.400

Biyokütle 2.000 44 % 80 2.000 14.000

TOPLAM 136.600 18.659 – 61.600 229.900

Yenilenebilir enerjide kurulu güç miktarımız yaklaşık olarak 136.600 MW, kullandığımız ise 18.659 MW’dır. Ancak 2023 yılında tüm yenilenebilir enerji kaynaklarımızın tamamını kullansak dahi, 2023 yılı için öngörülen talebin yarısını ancak karşılayabilmekte olduğumuz görülür. Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesine göre, 2023’e kadar hedefimiz, elektrik üretiminde şu anda % 46 olan doğalgazın payını % 30’a çekmek, yenilenebilir enerjinin payını % 30’a çıkarmaktır. Bu da, 2023 için, yenilenebilir ile doğalgazdan ayrı ayrı 150 milyar kWh elektrik sağlanması demektir . Yenilenebilir enerji sürekli değildir. İklim koşullarına göre değişkenlik gösterir. Nükleer santraller ise mevsim ve iklim koşullarından bağımsız, yılın 8760 saatinin bakım dönemleri çıkarıldığında ortalama 8000 saatinde çalışabilmektedir. Bu zaman dilimi hidrolikte ortalama 4000, rüzgarda ortalama 3000, güneşte ise ortalama 2500 saattir. Güneş enerjisi sistemlerinin yaklaşık ömrü 20 yıl, enerji üretimine imkan veren fotovoltaik pillerin verimlilikleri ise %15-18 arasındadır. Rüzgar enerjisi santrallerinin kullanım ömrü 30 yıl civarındadır. Kapasite faktörü de %20-%45 arasında değişmektedir. Hidroelektrik santrallerde kapasite faktörü yağış miktarına bağlı olup ülkemizde % 42 civarındadır. Yukarıda açıklandığı üzere yenilenebilir enerji kaynaklarımızın kapasite faktörleri göz önüne alındığında ülkemiz için nükleer santral, bir seçenek olmaktan çıkıp bir zorunluluktur (T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2012). Nükleer santraller ileri teknoloji ürünü tesisler olup ülkemizde kurulacak tesisler, nükleer teknolojinin alt yapısını oluşturmada büyük katkı sağlayacaktır. Ayrıca kurulacak bu tesisler ile güvenlik ve kalite kültürünün ülkemizde yerleşmesine katkısı olacaktır . Çizelgede Ülkemizde kurulması planlanan nükleer reaktörler verilmiştir.

Reaktör Tipi MWe Başlama Tarihi(Hedef) Bitiş Tarihi(Hedef)

Akkuyu 1 WWER-1200 1200 2013 2018

Akkuyu 2 WWER-1200 1200 – 2019

Akkuyu 3 WWER-1200 1200 – 2020

Akkuyu 4 WWER-1200 1200 – 2021

Sinop 1 APWR 1550 – 2019

Sinop 2 APWR 1550 – 2020

Sinop 3 APWR 1550 – ?

Sinop 4 APWR 1550 – ?

Akkuyu NGS Projesinin Özellikleri

Genel bilgi

Bir nükleer güç santrali; kontrollü olarak yapılan zincirleme reaksiyonlarla Uranyum atomunun bölünmesi sırasında açığa çıkan ısı enerjisinin reaktörün kalbine bir soğutucu ile taşınması, taşınan ısı ile buhar üretimi, daha sonra elde edilen bu enerjinin türbin vasıtasıyla mekanik enerjiye çevrimi ve mekanik enerjinin de elektrik enerjisine çevrilmesi ile çalışan sistemlerdir .

Ülkemizde Akkuyu’da kurulacak olan çift devreli WWER yani Su-Su-Enerji reaktöründe yakıt, reaktörün kalbindedir. Burada açığa çıkan ısı, soğutucu su yardımıyla buhar üretecinden geçirilerek üretecin içerisindeki su, ısıtılıp buhara dönüştürülür .

Tasarım özellikleri

Akkuyu nükleer güç santrali projesi 4 üniteden oluşmaktadır. Bu ünitelerin her birinin gücü 1200 MWe, tesisin toplam gücünün ise 4800 MWe olması ve yılda ortalama 35 milyar kWsaat üretim yapması planlanmaktadır. Santralin işletme ömrü 60 yıl olacaktır. Akkuyu nükleer güç santralinin yapımında referans tesis olarak Rusya’da yapım aşamasındaki NVAEC Ünite-2 alınacaktır. Akkuyu nükleer güç santralinin yapımında üçüncü nesil WWER tipi hafif su reaktörünün kullanılması planlanmaktadır. Hafif suyun hem moderatör hem de soğutucu olarak kullanıldığı bu tipteki reaktörler dünyanın en güvenli reaktörleri arasında gösterilmektedir.

Akkuyu Nükleer Güç Santrali İçin Neden Rusya Federasyonu?

Rusya Federasyonu nükleer enerji teknolojisi anlamında dünyanın önemli üretici ve işleticileri arasındadır. Rus nükleer teknolojisi ilk nükleer santralin kuruluşu 1950’li yıllara dayanır. 1986 Çernobil kazası ve Sovyetler Birliğinin dağılması sonucu ortaya çıkan gelişmelerden dolayı 1990’lı yıllarda yapımı süren nükleer santrallerin yapımı durdurulmuş; ancak 2000’li yıllarda bu santraller faaliyete geçmiştir. Şu an 11 ülkede işletmede ve inşa halinde olan Rus tasarımı, toplam 83 nükleer reaktör bulunmaktadır.

Rusya Federasyonunda bulunan 32 adet nükleer santralde 23.084 MWe/yıllık elektrik üretimi yapılmaktadır; ayrıca inşa halinde olan 10 nükleer santralin dışında 14 daha nükleer santralin yapımı planlanmıştır. Ülkemizde Ruslar tarafından inşa edilecek olan üçüncü nesil WWER-1200 tipi reaktörlerin gelişmesinde WWER-1000’ler temel alınmıştır. WWER-1200 tip nükleer reaktörlerde iki tanesi şu an Rusya Federasyonunda Novovoronezh ve Leningrad’ta inşa halindedir. WWER-1200’ler tek seferde konulan yakıt ile 2 yıl çalışabilmekte ve yılda sadece 5 gün bakıma ihtiyaç duymaktadırlar. Bir sorun anında reaktör 24 saat içerisinde tamamen kapatılacak şekilde dizayn edilmektedir. Rusya Federasyonu; nükleer santral inşa ettiği ülkeler eğer nükleer silaha sahip değil ise, santral için yakıt sağlama ve kullanılan yakıtın Rusya Federasyonuna geri dönmesini sağlamaktadır. Daha önce Rusya Federasyonu tarafında yapılan nükleer reaktörler anahtar teslimi yapılmış; ancak ilk defa (Yap – Sahip ol – İşlet)Türkiye – Mersin – Akkuyu’ya inşa edilecek reaktörde bir Rus santrali yapılıp elektriği de Türkiye’ye satılacaktır. Tüm bu sebeplerden ötürü Rusya Federasyonu, Mersin – Akkuyu nükleer santralinin yapımı için tercih edilmiştir .

Sonuç

Dünyada nükleer enerjinin tercih edilmesinde birincil enerji kaynakları olan petrol, doğalgaz ve kömürün hızla tükenmesi, ( Yapılan araştırmalarda petrolün 46 yıl, doğalgazın 60 yıl, kömürün 119 yıllık rezervi olduğu ortaya çıkmıştır.) nüfus artışı ile enerji gereksiniminin artması ve maliyet etken olmuştur. Nükleer santrallerin ilk kurulum maliyetleri yüksek olmasına karşın; yakıt ve işletme giderleri düşüktür. Elektrik üretim maliyeti termik ve hidroelektrik santrallerle kıyaslandığında düşüktür. 2010 yılı Mayıs ayı itibariyle 372 GWe kurulu üretim kapasiteli 30 ülkede 438 nükleer santral bulunmaktadır. 1973 yılında dünyada üretilen toplam enerjinin %3’ü nükleer santrallerden elde edilirken, bu rakam 2010 yılında %12,9 olmuştur. Dünyada; ileri kaynar su reaktörü, ileri gaz soğutmalı reaktör, kaynar sulu reaktör, hızlı üretken reaktör, gaz soğutmalı reaktör, hafif su soğutmalı grafit yavaşlatıcılı reaktör, basınçlı ağır su reaktörü ve su soğutmalı ve su yavaşlatıcılı reaktör olmak üzere 9 tipte reaktör bulunmaktadır. Dünyada kurulu 438 nükleer reaktörden 214 tanesi basınçlı su reaktörü, 90 tanesi kaynar sulu reaktör ve 50 tanesi de su soğutmalı su yavaşlatıcılı reaktördür. Genel olarak bir nükleer reaktörün çalışma prensibi şöyledir. Kontrollü zincirleme fisyon reaksiyonları sonucu elde edilen enerji suya aktarılır. Su pompalar yardımıyla buhar üretecine gönderilir ve burada başka bir suyun kaynatılması ısı aktarımı ile sağlanarak üretilen buhar türbinlere gönderilip dönmesi, dolayısıyla türbinlere bağlı olan jeneratör yardımıyla elektrik üretilir. Buhar üretecine gönderilen su ısısını aktardıktan sonra pompalar yardımıyla tekrar sisteme gönderilir ve soğutucu olarak kullanılır. Nükleer reaktörlerin en önemli giderlerinden birisi yakıttır. Kullanılan yakıt tiplerine baktığımızda büyük çoğunlukla doğal veya zenginleştirilmiş uranyum kullanılmaktadır. Toryumunda yakıt olarak kullanılabileceği reaktörler üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Uranyumun dünyadaki rezerv miktarı 5,5 milyon tonun üzerindedir. 2020 yılı itibarıyla mevcut ve kurulacak nükleer reaktörlerin yıllık ihtiyacının 80 bin ton olması öngörülmektedir. İhtiyaç duyulan uranyumun bir kısmı geri kazanılan fisil maddelerden ve nükleer savaş başlıklarından elde edildiği için şu aşamada hammadde ihtiyacı karşılanmaktadır . Burada önemli bir nokta da nükleer reaktörlerden elektrik üretimi sonucu ortaya çıkan atıkların çevrenin ve halkın kabul edebileceği şekilde ekonomik ve güvenli bir yol ile bertaraf edilmesidir. Bunun için Uluslar Arası Atom Enerjisi Ajansının “ Radyoaktif Atık Yönetim İlkeleri” esas alınmaktadır. Mevcut nükleer reaktörlerde ortaya çıkan atık miktarı diğer yollar ile elektrik üreten santrallere nazaran az olduğu için halen atıklar santrallerde bulunan geçici saklama tesislerinde depolanmaktadır. Radyoaktif atıkların kalıcı saklama tesislerine transferinden önce çimentolaştırma, polimerizasyon ve camlaştırma gibi işlemlerden geçirilerek hacminin azaltılması, radyoaktif sızmanın önüne geçilmesi hedeflenir.

Türkiye’de elektrik üretimi büyük oranda fosil yakıtlardan sağlanmaktadır. Fosil yakıtların büyük oranda ithal edilmesi, ekonomik sorunlar, arz güvenliği eksikliği enerjide dışa bağımlılığı beraberinde getirmektedir. 2010 yılı sonu itibariyle Türkiye’nin enerji ihtiyacı yıllık 212 milyar kWh olmuştur. Bu rakamın 2023 yılında 500 milyar kWh olacağı tahmin edilmektedir. Ülkemizdeki yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam potansiyeli yaklaşık yıllık 137 milyon kWh olduğu görülmektedir. 2010 yılında bu kaynaklardan yıllık 18,6 kWh elektrik üretilmiş 2023 yılında ise yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminin yıllık 61,6 milyon kWh olması öngörülmektedir. Bu rakamlara baktığımız zaman 2023 yılında tüm yenilenebilir enerji kaynaklarımızı kullandığımızda bile enerji ihtiyacımızı karşılamamaktadır. Sonuç olarak Türkiye’nin enerji ihtiyacını farklı kaynaklardan sağlama gerekliliği görülmektedir. Türkiye’de 1960’lardan günümüze dek birçok kez nükleer santral kurma girişimi olmuş ancak; çeşitli etkenlerden dolayı hayata geçirilememiştir. 12 Mayıs 2010 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile Rusya Federasyonu arasında Mersin ili Gülnar ilçesi Akkuyu sahasında bir nükleer güç santralinin kurulması ve işletilmesine dair anlaşma imzalanmış, 16 Temmuz 2010 tarihinde de bu anlaşma TBMM genel kurulunda kabul edilmiştir. Bu anlaşma uyarınca Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santral 4×1200 MW toplam 4800 MW gücünde WWER 1200 ( 3. Nesil üstün güvenlikli) tipinde olacak, üretilecek elektriği 1. ve 2. Üniteler için %70’lik kısmı, 3. ve 4. Üniteler için %30’luk kısmı her güç ünitesinin ticari olarak işletmeye alınmasından 15 yıl boyunca kWh 12.35 ABD senti ortalama fiyat ile (Katma Değer Vergisi dahil değildir) satın alınacaktır. Tüm izinler alındıktan 7 yıl sonra ilk ünite, diğer ünitelerin de bunu takip eden 1’er yıllık aralarla hizmete alınması öngörülmektedir. 2014 yılında santralin inşası için kurulan şirket 2. ÇED raporunu onaya sunmuş ve sonucunu beklemektedir. ESA’nın sona ermesine müteakip (Ünitelerin ticari işletmeye giriş tarihinden sonra 15 yıldan daha erken olmamak kaydıyla) proje şirketi 4 ünite için Türkiye Cumhuriyetine yıllık bazda net karının % 20’sini verecektir. Yine anlaşma uyarınca reaktör ömrü 60 yıl olarak öngörülmüş ve süre sonunda modernizasyon anlaşması imzalanmaz ise proje şirketi reaktörlerin sökümü ve transferi için sorumludur.

Bu sebeple şirket Türk tarafınca alınan elektrik için yakıt ve radyoaktif yakıt yönetimi hesabına 0.15 ABD senti/kWh ve işletmeden çıkarma hesabına da 0.15 ABD senti/kWh ödeme yapacaktır. Santralde istihdam edilmek üzere toplamda 600 Türk öğrenci Rusya’da eğitimden geçirilecektir. 2014 yılı sonuna kadar 300 Türk öğrenci Rusya’da eğitim faaliyetlerinde bulunmak üzere Rusya’ya gönderildi/gönderilecektir. Nükleer santrallerin olmaz ise olmazlarından birisi de yakıttır. Yakıt Rusya Federasyonu tarafından kendi tesislerin de zenginleştirme işlemlerini yaparak Türkiye’ye getirilecektir. Taraflar arasında karşılıklı mutabakat sağlandığında yakıt sonucu oluşan atıkların tekrar zenginleştirme işlemi ve bertaraf edilmesi şirket tarafından sağlanacaktır.

Türkiye ve Rusya Hükümetleri arasındaki anlaşma incelendiğinde basında yer aldığı gibi ya da hükümetimiz yetkililerinin iddia ettiği gibi Türkiye’ye nükleer teknoloji transferi konusunda tarafları bağlayıcı kararların olmayışı dikkat çekmektedir. Türkiye’ye teknoloji transferinin mümkün olabilmesi ancak ve ancak imzalanan anlaşma metninde tarafların ortaklıkları ve bu ortaklık çerçevesinde kurulacak olan nükleer santralin bazı malzemelerinin Türkiye’de üretiminin zorunlu tutulması ve bu üretim sürecinde teknolojik ürünlerin üretilmesi ve geliştirilmesiyle mümkün hale getirilebilir. Bu süreçte edinilecek bilgi ve teknolojik birikim ülkemizin ileri yıllarda kendi nükleer santralini üretimi konusunda bir alt yapı oluşturacaktır. Türkiye’nin Mersin, Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile enerji kaynaklarını çeşitlendirmekle birlikte; enerji üretimi konusunda doğal gaz konusunda Rusya’ya olan bağımlılığına Nükleer enerji üretimini de ekleyerek bu enerji bağımlılığını daha da artırmıştır. Türkiye’nin güneş, rüzgar, hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji kaynakları potansiyeli dikkate alındığında bu tür enerji kaynaklarından enerji üretim tesislerinin geliştirilmesi ve artırılması konusunda gerekli önem verilmelidir. Bu yolla Türkiye’nin ileriki yıllarda enerji sorununa çözüm üretilmekle birlikte enerji üretimi konusunda dış bağımlılığı da azalacaktır.

Yararlanılan Kaynaklar :

Nükleer Reaktörler , Yakıt Tipleri Ve Mersin Akkuyu Nükleer Santrali