MEDYA DOSYASI : Medya Zekayı Düşürüp İnsanları Şiddete Nasıl Programlar ???


Medya Zekayı Düşürüp İnsanları Şiddete Nasıl Programlar ???

KAYNAK : https://www.matematiksel.org/medya-zekayi-dusurup-insanlari-ve-toplumlari-siddete-nasil-programlar/

Ceren Demir

29 Ağustos 2019

Medya her gün bizlere türlü yollarla ama sık sık şiddeti fısıldarken istesek de istemesek de bilinçaltımıza sızıyor.

***

Eric Fromm ”Sahip Olmak ve Olmak” isimli kitabında ortalama, sıradan bir bireyin toplumun sosyo-ekonomik yapısına göre bireysel psişik (ruhsal) yapısının oluşumundan bahseder. Bunu da ”sosyal karakter” olarak tanımlar.

Şöyle devam eder (…) ”Toplumun yapısı bireylerin sosyal karakterlerini öyle öylesine biçimler ki, kişiler toplum gerekleri doğrultusunda yapmak zorunda oldukları şeyleri, gerçekten de yapmak istediklerini sanmaya başlar.” (…)

Bizler sosyal karakter olarak gün geçtikçe yozlaşıyor, yozlaştırılıyoruz.. Sorgulamadığımız kabullerimiz bizlere bitmek tükenmek bilmeyen acılar yaşatıyor. Bu şekilde ruhlarımız kayıpken, huzurlu bir toplum olamayız. Hem de kısacık ömrümüz varken..

***

Klasik bir Türk televizyonu magazin, siyaset ve şiddet haberleri ile doludur. Öğretici birkaç faydalı kanal varsa da onların da sayılı bir izleyici kitlesi vardır.

Ancak genel olarak baktığınızda kepengi magazinle açar, öğlen kadınların birbirine girdiği moda, ev işleri, mutfak- çeyiz olayları, düğünüm nasıl olmuş konuları, ”beyimin hanımıyım” temalı rezalet programlarla devam eder, akşam da haberleri vasat siyasetle başlatıp şiddet haberlerinden beyniniz uyuşana kadar sürdürürler.

En sonda da biraz futbol ve kapanış. Dizi zamanı geldi sonunda.

Diziler başladığı andan itibaren ağlayan kadınlar, fiziksel/psikolojik şiddet gören kadınlar, bağırılan kadınlar, evine saçını süpürge eden kadınlar, plazalarda bir erkek için savaşan modern zaman kadınları.. Arka planda da adam gibi adam (!) tanımlamasının yapıldığı erkek profilleri..

Hem kadınlar hem erkekler üzerinden yapılan bu şekillendirmelerin yansıması nasıl?

(”Aman dünyanın her yerinde bu böyle”cilere önce yaşadıkları yeri güzelleştirmeye başlamalarını ve dünyada örnek almaları gereken asıl noktaları irdelemelerini öneririm.)

***

Medya ve Şiddet

Medyanın şiddet, futbol, siyaset, magazin başlıkları altında gözümüze soktuğu haberler; insanları gerçek problemlerden uzaklaştırmanın, uyuşturmanın, reyting için kullanmanın yanında karakteristik olarak şekillendirmeye de başlıyor.

Kelimenin gücü, algısal savaşlarla yönetilen yeni dünyanın en etkili dayanak noktalarından birisi. Bir kelimenin bilinçaltına işlenmesinde ise en etkili yöntem ”TEKRARLAMA”.

Bir insana kırk gün deli derseniz kırk gün sonunda delirir meselesi yani.

Medya her gün bizlere türlü yollarla ama sık sık şiddeti fısıldarken istesek de istemesek de bilinçaltımıza sızıyor. Bizim TV’lerde şarap, sigara gibi yüksek vergi geliri sağlayan ürünler sansürlenirken; kadına etmediği küfür, tehdit, taciz, fiziksel/psikolojik şiddet kalmayan dizi karakterleri son seste ve ışıkta gözümüze sokuluyor.

Sigara insanlara kötü örnek de mafya babaları rol model mi? Özenmekse mesele, şiddete özendirmek anormal değil mi?

Bunlar benzer bir sürü saçma dizinin olması da ayrıca acı. Birinden sıyırsanız karşınıza öbürü çıkıyor. o şiddeti beğenmedin mi? Gel bir de benim şiddetime bak.. Ne olursan ol, şiddete gel.

Bu yönlendirmeler, kafasını hiçbir şey için çalıştırmayan kişileri gerçekten de şiddete yönlendiriyor ya da bazı aklı başında insanlar tarafından fark ediliyor. Bir kısım da var ki şöyle diyor: ”Bunlar zaten TR’de olan şeyler. Olmayan bir şey göstermiyoruz ki”. Gösterdiklerinizi normalleştirme yerine engel olmak için eyleme geçseniz?

Bir de şöyle bir kitle var ”koca profesör karısını dövmüş, diğer insanlar için bu zaten normaldir.”

Neden eğitime göre değil eyleme göre yorum yapmıyorsunuz?

Şiddet eğitim seviyesi ile ölçülen bir eylem değildir. Bizim toplumumuzun tamamıyla yanlış anladığı, yanlış yorumladığı, yanlış noktalarda aradığı ahlaki bozukluğun ta kendisidir şiddet. İnsanlığı öğrenememeyle ilgili bir eylemdir. Einstein, ”Şiddet ahlak seviyesi düşük erkeklere her zaman çekici gelmiştir:” derken de bunu kastediyor.

***

Adalet Bakanlığı verilerine göre kadına yönelik şiddet olaylarında korkunç bir yükseliş var. İşte bunun sebebi sistematik olarak yozlaştırılmaya çalışılmamız. Hem de her koldan.

Kadir Has Üniversitesi’nin Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması’na göre de diğer problemler işsizlik, eğitimsizlik,sokakta baskı ve taciz, aile baskısı, kadın-erkek eşitsizliği ve çevre/mahalle baskısı şeklinde gidiyor. Bu problemlerden hiçbirini yaşamayan kaç kişi vardır?

Normalleştirilen bu problemlerin hiçbiri normal değil. Tıpkı bir psikolog deyişi olarak yayılan, ”Bize hiçbir zaman gerçek hastalar gelmez. Gerçek hastaların hasta ettikleri gelir.” sözü de bu durum gibidir.

Ülkenin her yanını sarmış bir illetten bahsediyoruz anlayacağınız. Görmezden gelen herkes durumun vahimliğini anlamalı.

***

Bugünlere doğduğumuz andan itibaren her yanımızı saran sınırlamalarla geldik. Veysel Dinçer’in yazısına göre önce masallarla başlayan bu evrelerde masallar şunları yapıyor:

– Erkeği kahraman yapar, kadını mağdur ve muhtaç gösterir, edilgen olarak betimler.
– Masalların sonunda tüm ödüller iktidarın yaratmak istediği bağımlı kadın tiplerine verilir, dolayısıyla bu tip kadınlar kutsanmış olur.
– Erkeğin toplumsal kabulü kahramanlık yapmasına bağlıdır, aksi takdirde değer görmez. Kahramanlığının karşılığında da ödülü kadın, para ya da makamdır.
– Masallarda sürekli birileri tarafından işkenceye maruz bırakılan kızlar evden ayrılamazlar, ayrılamayacak kadar iradesizdirler. Evden bir şekilde ayrılabilenler de ya kendi iradelerinin dışında harekete geçerler ya da ayrıldıkları için başlarına kötü bir şey gelir. (“Olsun kızım o senin kocan, evinin direği. Olur ara sıra böyle şeyler. Hangi erkek yapmıyor ki? Hemen de boşanmayı düşünme!”)
– Kadının kötü şartlardan kurtuluşunu da evlilikle ilişkilendirir. Kadına başka bir kurtuluş yolu bırakmaz. Bu sayede yoksulluktan, işkenceden, sefaletten kurtulur kadın.

Masallarda bu cinsiyet normlarına aykırı kadın karakter hiç mi yok?

Var, olmaz mı? Ama ya cadıdır, ya büyücüdür, ya da kötü kraliçedir ve bu karakterler masalın sonunda mutlaka cezalarını bulurlar. Özgür ve güçlü kadın imgesi, genellikle kötülükle ilişkilendirilir ve cezalandırılması gereken bir yapı olarak görülür.

Bunu okuyan ya da dinleyen kız çocuklarına da alttan alta, özgürlüğün, başına buyruk hareket etmenin kızlar için iyi bir şey olmadığı ve böyle davrananlar için de bunun birtakım sonuçları olabileceği mesajları verilir.

Sonra kelimelerle insanlar birbirini şöyle şartlar ve saçmalıkları dilden dile şöyle normalleştirir:

“Aman erkek değil mi işte!”
“Ayol erkek çocuğa ne pembesi yaa!”
“Küpe taktır kulağına kız olduğu belli olsun.”
“Erkek adam küpe takar mı lan! Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?”
“Oğlum kestir şu saçını artık! Ne bu böyle karı gibi…”
“Ay Hanife’nin kız kısacık kestirmiş saçı, erkek gibi olmuş.”
“Kızım bu saatte eve dönülür mü! Çıkmışsın dışarı kız başına, konu komşu ne der sonra!”
“Dağ gibi adam herkesin içinde ağlamayaydı iyiydi ya!”
“Kızlar kurban olsun benim torunuma.”
“Hiiiii kızım ört eteğini ayıp, açma öyle!”
“Mustafa kestiler mi pipiyi? Bi aç bakayım ne kadar kesmişler?”
“Ay kız senin Yavuz hep kızlarla oynuyor. Dikkat et biraz şey olmasın sonra.”
“Aman ben sevmem öyle kız gibi erkekleri! Erkek dediğin yumruğunu masaya vuracak gerektiğinde, kadını bi kendine getirecek, titretecek.”
“Valla ben verdim banka kartımı Salih’e, bana kaç para maaş yatar, nereye ne kadar para gider bilmem. Hepsi Salih’te, bana bir miktar para versin, Fıtfıt’tan alışverişimi yapabileyim yeter.”
“Ay otursun içeride maçını izlesin o, dolaşmasın mutfakta ayağımın altında.”

***

Veysel Dinçer’in yazısındaki bu bölümlere, evrelere, cümlelere asla şahit olmamış insanlar varsa, ülkemizde henüz hiç keşfedilmemiş hangi noktada yaşıyorlarsa bize de haber versinler. 🙂

Veysel Bey’in yazısına istinaden, Clarissa Estes’in Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabında da ele aldığı üzere, tüm kadınlar ve erkekler yetenekleriyle doğsa da yaratıcı, istidatlı (yetenekli) kadınların huylarından ve psikolojik hayatlarından pek konuşulmasa da kadınların zayıflıkları üzerine çok araştırılmış ve kalem oynatılmıştır. Bu sistemik zayıflatma kadınların ruhundaki vahşi güçle ilişkilerini koparmaya başlar.

Bu kopuşun hissettirdiği duygu tonlu belirtileri Estes şöyle açıklıyor:

”Kendini had safhada yavan, yorgun, kırılgan, çökkün, kafası karışık, suskun, dizginlenmiş heyecansız hissetmek. Kendini korkmuş, zayıf, cansız, ruhsuz, anlamsız, utangaç, sürekli kızgın, hafifmeşrep, sıkışıp kalmış, yaratıcılıktan uzak, bastırılmış, aklını yitirmiş hissetmek. Kendini sürekli kuşku içinde, birişin sonunu getiremez, yaratıcı hayatını başkalarına teslim eden, eş, iş ya da arkadaş seçiminde hayatın altını oyan tercihler yapan, uyuşuk, kişiliğine uygun adımlar atamayan, çekingen, kendi temposunda ısrar etmeyen, içgüdülerini yitirmiş biri için en güvenli yer olan ev hayatına çekilmiş olan..”

***

Masallardan, medyaya, bireyden, topluma.. Artık şu sürü psikolojisinden gelen sosyal karakterden sıyrılalım. Kendi zekamızı kalıplarla, diktelerle telef etmeyelim. İnsanın yepyeni bir insanlık tanımına, yepyeni bir ahlak anlayışına ihtiyacı var.

Kadınlar da erkekler de çocuk yetiştirirken ataerki hayranlığıyla yaptıkları yanlışları masaya yatırmalılar. Bugün dilden dile aktardıkları yetiştirme kalıplarının ortaya çıkardığı insan figürleri bizleri yokuş aşağıya sürüklüyor.

Immanuel Kant’ın dediği gibi yapalım: “Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir.”

Çoğunluktan sıyrılalım ve aklımızı kullanalım.

Kaynaklar

https://teyit.org/veriler-turkiyede-kadina-yonelik-siddetin-en-az-ve-en-cok-oldugu-kentler-hakkinda-ne-soyluyor/

https://www.ntv.com.tr/kadina-siddet/verilerle-turkiyede-kadina-siddetin-anatomisi,9qKlgEbuGki0JsWdAupp-Q?_ref=infinite

https://listelist.com/toplumsal-cinsiyet/

Kitap Önerileri:

Kurtlarla Koşan Kadınlar-Clarissa Estes

Sahip Olmak ya da Olmak- Eric Fromm

Matematiksel

MEDYA DOSYASI : İKTİDAR MEDYASI KANAL İSTANBUL KONUSUNDA MUHALİF MEDYAYI Tİ’YE ALIYOR /// İŞTE BUYRUN !!!


Sen muhalif değilsin muhalefet senin içinde !!!

Yapraklara fısıldayan bilge başkan İmamoğlu, Kanal İstanbul açıklamalarında ‘Bilimsel gerçekler’ diye söze başladıktan sonra “İstanbul 8 Bin 500 yıllık su kaynaklarını kaybedecek, Terkos Gölü’ne tuzlu su karışma ihtimali oluşacak, tsunami ortaya çıkacak, deprem riski artacak…” gibi ispatlanması mümkün olmayan ve tamamen kendi hayal gücünün mahsulü tezlerini sıralıyor.

Görünen o ki ona birileri mesela danışmanları bu uyduruktan iddialarının yersiz ve yetersiz olduğu hatırlatmasını yapmıyor.

Üstelik bu iddialarının hiç de komik olmadığı yönünde de uyarılmıyor.

Ben kendisine danışmanlarının yapmadığı güzelliği yaparak, çeşitli çap ve ebatta muhalefet malzemeleri hazırlayarak yardımcı olmak istiyorum.

Buyurun…

Kanal İstanbul yapılırsa Üçüncü dünya savaşı çıkacak!

Tapınakçılardan kalma 10 gemi dolusu altını ele geçirebilmek için bütün dünya Türkiye’ye savaş açacak.

Kanal İstanbul yapılırsa Amerika HAARP ile tehdit edecek!

Yapay depremler artacak. HAARP Projesi hayata geçirilecek, önce İstanbul sonra da bütün Türkiye çölleştirilecek.

Kanal İstanbul yapılırsa Rus İşgali başlayacak!

Rusların hasretle bekledikleri ‘Sıcak Denizlere İnme’ hayalleri gerçek olacak ve Türkiye bir Rus işgaliyle karşı karşıya kalacak.

Kanal İstanbul yapılırsa Amerika Harekete geçecek!

Amerikan askeri gemilerine, silahlı kuvvetlerine yol açılacak. Böyle Amerika’nın dünya hakimiyeti planı kestirmeden gerçekleşmiş olacak.

Kanal İstanbul yapılırsa İstanbul’a güneş bir daha doğmayacak!

Güzel günler göremeyeceğiz, motorları maviliklere süremeyeceğiz çocuklar, ışıklı maviliklere süremeyeceğiz.

Kanal İstanbul yapılırsa sadece güneş mi, aşk da bize küsecek!

Biz bu kentlere sığdık da, bu kentler bize sığamayacak. Ay ışığı gölgeleri büyütecek, ayrılıklar eskiyecek, aşk bize küsecek Usta…

Kanal İstanbul yapılırsa uzaylılar ülkemizi ele geçirecek!

Şöyle ki, Kanal İstanbul uzaydan da görüleceği için bu kanalı uzaylılar, uzay gemileri için yapılmış bir iniş pisti sanacaklar. Uzaylıların ileri teknolojiye sahip gemileri gelip Kanal İstanbul’a kolayca iniş yapacak ve işgal planlarını hayata geçirecekler.

Kanal İstanbul yapılırsa kuşlar bize saldıracak!

Boğaz köprüleri ve İstanbul havaalanı kuşların göç güzergâhlarına yapıldı. Şimdi de Kanal İstanbul göçmen kuşların göç yolunu kapatacak. Zavallı kuşlar bakacaklar ki sıcak ülkelere göç yolları engellenmiş; ‘Ulen sizi bize sayıyla mı verdiler’ diyerek yukarıdan aşağı dalarak saldırıya geçecekler. Bütün İstanbulluların hayatı kuş taarruzlarıyla tehlikeye girmiş olacak.

Kanal İstanbul yapılırsa Yunanistan da saldıracak!

Yunanistan Türkiye’ye kıta sahanlığının tehdit edildiği gerekçesiyle savaş açacak.

Kanal İstanbul yapılırsa Çinliler durur mu!

Çinliler de bu işe çok kızacak. Çin Başbakanı Şi Şinping, ‘Şerefsizm bunu biz düşünmüştük’ diyerek Türkiye’ye nota verecek. Ama sonra Kanal İstanbul üzerine ‘Made in Çayna’ yazılırsa notadan vaz geçebileceklerini söyleyecek.

Kanal İstanbul yapılırsa ağaçlardan ormanı göremeyeceğiz!

Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamaya hasret kalacağız.

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖCÜ MEDYA AKTİF HABER’DEN ÖNEMLİ İDDİA /// Erdoğan kimsenin istemediği tutsak IŞİD’lıları almayı kabul etti


Erdoğan kimsenin istemediği tutsak IŞİD’lıları almayı kabul etti

KAYNAK : https://www.aktifhaber.com/gundem/erdogan-kimsenin-istemedigi-tutsak-isidlilari-almayi-kabul-etti-h138528.html?fbclid=IwAR3BLQqaXbgp1FzHSw-wiSDf6slIRv3A7s0IrL9LAHh0tv6I-T3p-BUHYa4

Erdoğan, Trump’la görüşmesinde; Türkiye’nin Suriye’ye girmesine izin verilmesi karşılığında Avrupa ülkelerinin istemediği IŞİD üyesi vatandaşlarını almayı kabul etti.


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleşen görüşmede, Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye girmesine izin verildi. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Türkiye’nin uzun süredir planladığı operasyonu düzenleyeceğini ancak bunun içinde ABD’nin hiçbir şekilde olmayacağı açıklandı.

Pazarlık masasında Trump, TSK’nın Suriye’ye girmesine izin verirken, karşılığında aldığı taviz ise oldukça kritik. Erdoğan, dünyada kimsenin istemediği Avrupa Birliği ve Amerikan vatandaşı IŞİD üyelerini almayı kabul etti.

Açıklamada aynen şöyle dendi: “ABD, tutuklanan IŞİD’lilerin savaşçılarının çoğunluğunun geldiği Fransa, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine vatandaşlarını geri almaları için baskı yaptı, ancak onlar bunu istemedi ve reddetti. ABD onları uzun yıllar sürebilecek bu süreçte tutmayacak, bu ABD’li vergi mükelleflerine büyük bir yük olabilir. Şimdi, IŞİD’in yenilmesinin ardından son iki yılda bölgede yakalanan IŞİD savaşçılarından Türkiye sorumlu olacak.”

MEDYA DOSYASI : 1880’lerde, Amerika’nın önde gelen gazetelerinden New York Times’ta köşe yazarı olan John Swinton MEDYA için ne demişti ?????


"BİZ ENTELEKTÜEL HAYAT KADINLARIYIZ"

1880’lerde, Amerika’nın önde gelen gazetelerinden New York Times’ta köşe yazarı olan John Swinton, mesleğin önderleri tarafından verilen bir şölende onur konuğu. Kerli ferli konuklar “Yaşasın bağımsız basın ve Swinton” diye kadeh kaldırınca, yetmiş yaşını aşan Swinton söz alarak “Hepimiz entelektüel or.spularız” diye başlayan aşağıdaki konuşmayı yapmış. Atatürk, basını kötüye kullananlar için or.spu değil de, çok tehlikeli MANEVİ MİKROPLAR sıfatını seçmiş.

Swinton;

“Dünya tarihininde de, Amerika’da da bağımsız bir basın diye bir şey yoktur. Siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum.

Aranızda dürüst düşünceleri yazmaya cesaret eden hiç kimse yok. Bunu yaparsanız, asla yazılmayacağını önceden biliyorsunuz. Dürüst görüşlerimi bağlı olduğum gazeteden uzak tuttuğum için haftalık olarak bana para ödenir. Başkalarına da, size de benzer şeyler için benzer maaşlar ödeniyor. Dürüst görüşlerinizi yazacak kadar aptal olanlarınız, başka bir iş arayanlar olarak sokakları turlarsınız.

Dürüst görüşlerimin makalemin bir sayısında görünmesine izin verirsem, yirmi dört saat sonra işsiz kalırım (ertesi sabah kovulmuşsa da, yayın hayatına devam etmiş. A4 boyutunda tek sayfalık bir gazete çıkarmış, editör, yazar, gazete sahibi, her şey kendisi).

Gazetecilerin işi gerçeği yok etmek, oraya buraya çekmek, saptırmak, kötülük yapmak, ülkesini ve ırkını günlük ekmeği için satmaktır. Bu bağımsız basın için şerefe kadeh kaldırmanın ne kadar aptalca olduğunu siz de biliyorsunuz ben de biliyorum.

Biz, perde arkasındaki zengin erkeklerin kuklasıyız. İplerimizi çekerler, zıplarız ve dans ederiz. Yeteneklerimiz, imkanlarımız ve hayatlarımız diğer erkeklerin mülküdür. Biz entelektüel or.spularız. "

"WE ARE INTELLECTUAL PROSTITUTES"

LİNK : http://www.alamoministries.com/content/english/newsreleases/prostitutes.html

One night, probably in 1880, John Swinton, then the preeminent New York journalist, was the guest of honour at a banquet given him by the leaders of his craft. Someone who knew neither the press nor Swinton offered a toast to the independent press. Swinton outraged his colleagues by replying:

“There is no such thing, at this date of the world’s history, in America, as an independent press. You know it and I know it.

There is not one of you who dares to write your honest opinions, and if you did, you know beforehand that it would never appear in print. I am paid weekly for keeping my honest opinion out of the paper I am connected with. Others of you are paid similar salaries for similar things, and any of you who would be so foolish as to write honest opinions would be out on the streets looking for another job. If I allowed my honest opinions to appear in one issue of my paper, before twenty-four hours my occupation would be gone.

The business of the journalists is to destroy the truth, to lie outright, to pervert, to vilify, to fawn at the feet of mammon, and to sell his country and his race for his daily bread. You know it and I know it, and what folly is this toasting an independent press?

We are the tools and vassals of rich men behind the scenes. We are the jumping jacks, they pull the strings and we dance. Our talents, our possibilities and our lives are all the property of other men. We are intellectual prostitutes."

Selamlar,

Fatih KEKEVİ