MEDYA DOSYASI /// DR. SALİH EROL : Türk Basın Tarihinden Notlar ve İbrahim Şinasi Efendi’nin Gazeteciliği


DR. SALİH EROL : Türk Basın Tarihinden Notlar ve İbrahim Şinasi Efendi’nin Gazeteciliği

Dünyada ve Osmanlı’da Modern Matbaacılığın Kuruluşu

On beşinci Yüzyılın ortalarına doğru, Almanya’da Johann Gutenberg tarafında icat edilen modern matbaa insanlık tarihinin en önemli kültürel olaylarından biridir. Kültürel devrim niteliğindeki bu matbaa tekniği sayesinde önce kitaplar; ardından gazete ve mecmualar basılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğuna matbaanın girişi, on beşinci yüzyılın sonlarına denk gelmektedir. Osmanlı ülkesinde yaşayan Gayr-i Müslimler, bu konuda öncü rol oynamışlardır. Özellikle Yahudiler, II. Bayezıd zamanında (1481-1512) matbaa kurma ve kitap basma çalışmasını başlatmışlardır. İspanya’dan Osmanlı’ya sığınan iki Yahudi mülteci David ve Samuel, 1493’te İstanbul’da ilk matbaayı kurdular. Bunu 1530’da Selanik’te kurulan Yahudi matbaası izledi. Ardından Halep, Edirne ve Şam gibi Osmanlı şehirlerinde de Yahudi matbaaları kuruldu. Yahudilerin ardından Ermeniler 1565’te; Rumlar ise 1627’de İstanbul’da birer matbaa kurdular.

Azınlık matbaalarının dışında Avrupa devletlerinden bazılarının İstanbul’daki elçiliklerinin bünyesinde de matbaalar faaliyet göstermiştir. Öyle ki on sekizinci yüzyılın başlarına gelindiğinde, diğer bir deyişle ilk Türk Matbaası kurulduğunda, Osmanlı toprakları üzerinde otuz yedi matbaa faaliyet göstermekte idi.

Osmanlı Devletinde, ilk Müslüman- Türk matbaasının kurulması, oldukça geç sayılabilecek bir tarihte, devlet eliyle ve devletin katı kurallarına tabi olarak, 1727 yılında kurulmuştur. Bu gecikmenin bir takım nedenleri olsa da çalışmamızın ana konusunu teşkil etmediği için, detayına girilmemiştir. III. Ahmet Döneminde (1718-1730) Paris’e elçilikle 1720 yılında Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi gönderildi. Onunla birlikte Paris’e giden oğlu Sait Efendi ise, burada gördüğü teknik gelişmeler içinde matbaacılıkla özel olarak ilgilendi ve 1724’te İstanbul’a dönüşünde bir Türk matbaası kurmak için çalışmalara başladı.

Aslen Macar olan ve gençliğinde Osmanlılara esir düştükten sonra Müslümanlığı seçen İbrahim Müteferrika (1674-1747), oldukça iyi eğitim görmüş, zeki ve çalışkan bir kişidir. Bu sayede başta Nevşehirli Damat İbrahim Paşa olmak üzere, devlet adamlarının sempatisini kazandı ve devlet görevine girdi. Aynı zamanda matbaa tekniğini bilen Müteferrika, daha 1719’da sadrazama şimşir üzerine bastığı bir Marmara Denizi haritası hediye etmiş ve basım tekniğindeki yeteneğini göstermişti.

İstanbul’da matbaa kurmak için faaliyetlere başlayan Sait Efendi, bu konuda bilgi sahibi olan İbrahim Müteferrika ile ortak hareket etti. Bu işbirliği sonucunda üst düzey ilmiye mensuplarından da destek aldılar. Şeyhülislam Abdullah Efendi, matbaanın kurulmasında dini bir sakınca bulunmadığına dair bir fetva verdi. Bu fetvanın ardından matbaaya izin veren hatt-ı hümâyûnla ilk Türk matbaası kurulmuş oldu. Böylece çalışmalarına 1727 yılı sonlarına doğru başlayabilen matbaa, ilk eserin basımını 31 Ocak 1729 yılında gerçekleştirdi.

Osmanlı Devletinde Gazetelerin Gelişimi ve İlk Gazeteler

Osmanlı Devletinde Türk Matbaasının kurulması ile Türkçe Gazetenin ortaya çıkması arasında birçok bakımdan benzerlikler vardır. İkisinde de dünyadaki benzerlerine nazaran çok geç kalınmıştır. Örneğin, Avrupa’da ilk gazete örnekleri XVII. Yüzyıldan itibaren çıkarken, Osmanlı’da ancak XIX. Yüzyılda ilk Türkçe gazete örnekleri çıkmıştır. Matbaacılıkta olduğu gibi gazetelerde de önce Osmanlı’da yaşayan azınlıklar ve yabancılar başlamış; ancak daha sonra Türkler bu işe başlayabilmişlerdir.

Başkent İstanbul’da bilinen ilk gazete Fransız elçiliği matbaasında, 1795’te Fransızca yayınlanan Bulletin Des Nouvelles adlı haber bültenidir. Fransız Devriminin ilkelerini, felsefesini anlatmak, “Cumhuriyetin yeni kanunlarının Şark’taki mümmesileri tarafından daha iyi öğrenilmesi” amacıyla çıkarılan bu gazeteden bir yıl sonra aynı amaca sahip ikinci bir gazete Gazette Francaise de Constantinople adlı bir gazete daha Fransız elçiliği tarafından çıkarıldı. Osmanlı memleketinde çıkan bu ilk iki örnek, tam anlamıyla birer gazete sayılamaz. Toplum katmanlarında yaygınlık kazanamamış, düzgün bir periyodik özellik kazanamamışlardır. Aylık veya on beş günlük uzun sürelerle çıkabilmişlerdir.

Osmanlıdaki bu ilk iki gazetenin ardından belli bir süre boyunca (1798-1821) herhangi bir gazeteye rastlanmamaktadır. 1821 tarihinde İzmir’de yaşayan bir Fransız tüccarı, Osmanlı basın hayatında önemli bir yer kazanacak olan, Alexander Blacque, Spectateuer Oriental adında Fransızca haftalık bir gazete çıkardı. O dönemin en önemli olayı olan Rum İsyanı karşısında Osmanlı yanlısı bir politika izleyen bu gazete, Osmanlı padişahına, gazetenin önemi konusunda ilham kaynağı olmuştur. Ancak Fransa ve Rusya gazetenin kapatılması için baskı yapınca, hükümet bu gazeteyi bir ay süre ile kapatmıştır. Fransa’nın İzmir Konsolosu ise, daha da ileri giderek, gazetenin matbaalarına el koymuştur. On dokuzuncu yüzyılın önemli bir ticaret şehri olan İzmir’de Le Smyrneen ve Le Courrier de Smyrne adında Fransızca gazeteler de faaliyet sürdürdüler.

Sultan II. Mahmut, devletin görüşlerini uluslararası alanda ifade eden bir gazetenin çıkarılmasının önemini fark ederek, devletin görüşlerini savunan Fransız gazeteci A. Blacque’ı İstanbul’a çağırdı. Kendisine, Osmanlı Devletinin çıkarlarını savunan Fransızca bir gazete çıkarma görevi verildi. Böylece 1831 yılında Le Moniteur Ottoman adında bir gazete çıkarıldı. Bu, yarı resmi bir gazete olup, Takvim-i Vekâyi’nin Fransızca versiyonu gibi bir işlev üstlenmiştir. Ancak A. Blacque’ın 1836’da ölümünden kısa bir süre sonra kapanmıştır. Daha sonra, 1846’da, A.Blacque’ın oğlu Edward, Sultan Abdülmecit (1839-1861) tarafından yarı resmi bir gazete çıkarmakla görevlendirilmiş ve yedi yıl boyunca yayınlanan bu gazeteye Courrier de Constantinople adı verilmiştir.

Osmanlı’daki Müslüman Türk toplumunun Türkçe gazete ile tanışması, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısına, daha açık bir ifade ile 1830’lu yılların başlarına rastlamaktadır. Söz konusu bu yılların aynı zamanda Osmanlı Devletinin kararlı bir batılılaşma siyasetinin başlangıcına denk düşmesi bir tesadüf değildir. Gazete, Batılılaşma akımının bir gereği olarak ve yine onun gibi, devlet eliyle gelişmiştir. Padişah II. Mahmut, yapmayı tasarladığı reform hareketlerini içeride tanıtmak ve halkın bu reformlara desteğini sağlamak için bir gazetenin gerekli olduğuna inanıyordu.

1829 Edirne Antlaşmasından sonra idari reformlar yapmayı tasarlayan Padişah, ıslahat meclislerini oluşturdu. İşte devletin resmi bir gazetesinin olması gerektiğine dair fikir, bu mecliste ortaya çıktı. Bu düşünceyi olumlu bulan padişah, ismini bizzat kendisinin koyduğu resmi gazete çıkarmak için ferman yayınladı. Sonuçta, 1 Kasım 1831 tarihinde İstanbul’da ilk Türkçe gazete olan Takvim-i Vekâyi çıkarıldı.

Aslında Takvim-i Vekâyi’den önce Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa tarafından Kahire’deki Bulak Matbaasında 20 Kasım 1828’de Vakayi-i Mısriyye adında Türkçe- Arapça bir gazete çıkarılmıştı. 1830’lar boyunca birbirlerine düşman olmalarına rağmen, Batılılaşma konusunda birbirleri ile rekabet eden Padişah ve Mısır Valisi birbirlerini sanki taklit ediyorlardı. Örneğin M. Ali Paşa da, 1833’te Moniteur Egyptien gazetesini yayınlanmasını sağladı.

Mısır’da Yarı Türkçe – Yarı Arapça Çıkarılan Bir Gazete: Vekayi-i Mısriye

Dolayısıyla Takvim-i Vekayi’nin ilk Türkçe gazete olması bile tartışmalıdır. Mısır’ın artık fiilen Osmanlı toprağı olmaktan çıkmaya başlaması ve Mısır’daki bu gazetenin 1890 yıllarında tamamen Arapça çıkması gibi etkenleri dikkate alırsak, ancak o zaman Takvim-i Vekâyi’nin Osmanlı’da ilk Türkçe gazete olduğunu söyleyebiliriz.

Devlet tarafından haftalık olmak üzere yayınlanan Takvim-i Vekâyi’nin giriş sayısındaki mukaddime yazısında, bugünün tarihi demek olan gazetelerin şeriata aykırı olmadığı, amacının halkı iç ve dış olaylar karşısında bilgilendirmek olduğu belirtilerek, eski vakanivüs tarihlerinin halka gerçekleri zamanında veremediğini ve şimdi gazete ile bu açığın kapatılacağı üzerinde duruluyordu. Ayrıca Osmanlı tebaası olan diğer unsurların konuştukları dilden de yayın yapılacağı belirtiliyordu.

Gerçek anlamda bir halk talebinden doğmayan, tamamen dönemin padişahının isteği doğrultusunda çıkarılan bu gazete yine de Türk Basın Tarihinde bir ilk olması bakımından önemlidir. Gazetenin dilinin halkın anlayabileceği sadelikte olmasına dikkat eden Padişah, Gazeteden sorumlu olan Esad Efendi’yi bu konuda uyarmıştır. Osmanlı yazı dilinin ağırlığının ilk kez bir padişah tarafından eleştirilmesi önemlidir. Devlet, ilk yıllarda gazetenin yayımı işine önem vermiş, Takvimhane-i Amire Matbaasını ve Takvimhâne Nezaretini kurmuş ve çok geçmeden Ermenice, Rumca, Arapça gibi dillerden de nüshalar yayımlamıştır. Hatta gazeteye yüksek rütbeli devlet adamlarının ve taşradaki memurların abone olması zorunlu kılınmıştı.

Basit bir düzende Umur-ı Dahiliye ve Umur-ı Hariciye ana başlıkları altında, her sayfada iki sütun şeklinde yayın hayatına başlayan Takvim-i Vekayi, zamanla bu başlıkları çoğaltarak, Fünun, Ticaret ve Es‘ar gibi başlıklar da eklenerek, geliştirildi. İlk yedi ay haftalık olarak muntazam çıkmaya gayret ettikten sonra bir türlü düzenli çıkamadı. Hatta öyle ki, daha ikinci senesinde sadece 31 sayı çıkarılabildi. Gazetenin pek düzensiz aralıklarla çıkması, dönemin devlet adamları arasında alay konusu bile oluyordu. Rıfat Paşa’nın yakıştırmasıyla “Tarihi pek yeni ama kendisi pek eski” bir gazete haline dönüşmüştü.

1840’tan sonra Mustafa Reşit Paşa, gazeteyi yeniden etkin kılmak istedi ise de, özellikle yarı resmi Türkçe gazetenin çıkması ile Takvim-i Vekâyi, giderek sadece resmi duyuruların yer aldığı bir bültene dönüştü.

Sonuç olarak Takvim-i Vekâyi ile ilgili olarak denilebilir ki, bütün eksikliklerine rağmen Türkçe basına öncülük ettiği için önemlidir. İlk Türk muhabir bu gazetede görevlendirilmiş, 11. sayısında ilk Türkçe ilana yer verilmiş, 8. sayısında ilk tercüme makaleye yer verilmiş, Müslüman halkın dış dünyayı, sınırlı da olsa, tanımasına imkân vermiş ve daha sonra özel Türkçe gazeteleri çıkaracak olanlara bir deneyim olmuştur. Türk basın hayatı için bir okul vazifesi görmüştür.

Osmanlı Devleti’nin Resmî Gazetesi: Takvim-i Vekayi

Kapitülasyonların tanıdığı geniş ayrıcalıklardan yararlanan ve İstanbul’a yerleşen bir İngiliz vatandaşı olan William Churchill, 1836 yılında Osmanlı Devletinden gazete çıkarma imtiyazını aldı. Bu imtiyazı dört yıl sonra kullanarak, 31 Temmuz 1840 tarihinde yarı resmi bir Türkçe gazete olan Ceride-i Havadis’i çıkardı. W.Churchill, ilk sayıda yazdığı mukaddimede, gazetenin halkın bilgisini artırdığını, diğer ülkelerde olup bitenlerin aktarıldığını, halkın merak hislerinin arttığını ve bu yolla meslek ve ticaret hayatının gelişmesinin önünün açıldığını belirtiyordu

Bu gazete ilk yıllarında halktan hemen hiçbir ilgi görememiş ve hatta ilk sayıları bedava dağıtılmıştır. 1843 yılında sadece 150 civarında abonesi olan bu gazetenin içerik olarak Takvim-i Vekâyi’den farklı olduğu özellikler vardır. Özellikle dış haberlere geniş yer veren gazete, yurt dışında muhabirlere sahip olmakla basında bir yenilik gerçekleştirmiştir. Özellikle Kırım Savaşında (1853-1856) Ceride’ye olan ilgi çok artmış ve savaş muhabirliği konusunda öncü olmuştur. Ayrıca ilave gazete vermek konusunda da bir ilk yaşatmıştır. Yarı resmi olan bu gazete özel Türkçe gazeteciliğe geçişte bir basamak teşkil etmesi bakımından da önemlidir.

Ceride-i Havadis gazetesi biçimsel olarak Takvim-i Vekâyi’ye benzemekte, tıpkı onun gibi Dahiliye ve Hariciye ana başlıklarını kullanmış, önce iki sütunlu bir sayfa düzeni kullanmış, 1847’den sonra üç sütuna çıkarmıştır. Gazetenin üçüncü başlığı olan İlanât başlığı çok çeşitli ilanları içermektedir. İlk ölüm ve ilk iş ilanları, gemi tarifeleri, kiralık ve satılık ilanları bu gazetede çıkmış, hatta İstanbul’un günlük hava sıcaklıklarını bile vermiştir.

Gazetenin düzenli aralıklarla yayınlandığını söylemek zordur. Başlangıçta haftalık, sonra da on günlük süre ile yayınlanmışsa da, ilk yıllarında çok seyrek çıkmıştır. İlk beş yılda sadece 210 sayı çıkmıştır. Gazete devlet hazinesinden parasal yardım almakla kalmıyor, aynı zamanda Takvimhâne-i Amire’den de eleman ve teknik destek alıyordu.

İngiliz Vatandaşı Churchill’in Çıkardığı Yarı Resmî Türkçe Gazete: Ceride-i Havadis

Bir Osmanlı Aydını Olarak İbrahim Şinasi Efendi (1824 -1871)

Tasvîr-i Efkâr’ın basın tarihimizdeki önemini daha iyi kavramak için, gazetenin kurucusu olan Şinasi’nin hayatı hakkında bilgi sahibi olmak, eğitim sürecini bilmek ve buradan düşünce dünyasına girmek, eserlerini tanımak gerekir. Onun hayat öyküsünü, yurt dışındaki yaşamını, devlet kademelerindeki görevlerini anlamadan Tasvîr-i Efkâr’ın yayıncılık politikasını anlayamayız.

İbrahim Şinasi Efendi, Müslüman ve Türk bir ailenin çocuğu olarak, 1824 yılında İstanbul’da doğmuştur. Osmanlı ordusunda topçu yüzbaşı olan babası, 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşında hayatını kaybetmiştir. Şinasi’nin çocukluğu ve ilk yetişme dönemi, II.Mahmud’un ıslahatlarının henüz başlangıç aşamasında olduğu döneme rastlamaktadır. Eğitim hayatına mahalle mektebinde başlayan Şinasi, henüz orta öğrenim kurumları oluşmadığı için, ilköğreniminin hemen ardından Tophane Müşirliği kalem odalarında çalışmaya başladı. Söz konusu bu ve benzeri devlet daireleri bir tür okul görevi görüyorlardı.

Oldukça genç sayılabilecek bir yaşta kalem hayatına başlaması, Şinasi’nin titiz gazeteciliği ve dil bilimciliği üzerinde etkili olacaktır. Öğrenmeye çok hevesli, zeki ve çalışkan bir genç olan Şinasi, önce Arapça, ardından Farsça’yı özel çabaları ve aldığı derslerle öğrendi. Genç Şinasi’nin hayatında önemli bir dönüm noktası da, Fransız zabitlerinden olup, daha sonra Müslümanlığı seçen Reşad Bey (Chateauneuf) ile tanışmasıdır. İstanbul’da askeri uzman olarak çalışan ve bazen Şinasi’nin çalıştığı kuruma da uğrayan Reşad Bey, hayattaki yegâne ihtirasını, ilim ve hüner öğrenmek olarak ifade eden Şinasi’ye Fransızca öğretmeye başladı. Böylece Şinasi için Batı dünyasına giden zihinsel kapı ilk kez açılıyordu.

Çalıştığı kurumda çalışkanlığı ile dikkat çekerek, rütbesini yükseltti. Bu arada şiirle de uğraşan Şinasi, manzum tarihi kitabeler yazma konusunda kendisini geliştirdi. Onun yazdığı bu ilk edebi dizeler, bazı köprülere ve çeşmelere kitabe oldu. 3 Kasım 1839’da Gülhane Hattı’nın ilanı ile Tanzimat Dönemi denilen yeni bir döneme giren Osmanlı Devleti, önemli bir Batılılaşma hamlesi başlattı. Bu dönemin önemli mimarlarından olan ve Şinasi’nin de hayran olduğu Mustafa Reşit Paşa, Avrupa’ya öğrenci gönderiyordu. Bu durum, Fransızcasını geliştirmek ve Avrupa’yı tanımak isteyen Şinasi Efendi için bir fırsat idi. Tophane Müşiri Fethi Paşa’nın aracılığı ve Mustafa Reşit Paşa’nın da uygun görmesi ve Padişahın iradesi ile 1849 yılında Paris’e gitti.

Şinasi’nin dünya görüşünün şekillenmesinde, onun Paris’teki bu ilk yıllarının rolü büyüktür. O 1849’dan 1855 yılının başlarına kadar, hatırı sayılır bir süre için, burada kaldı. Bu süre içinde Avrupa’daki gelişmeleri bizzat görme şansını yakaladı. Osmanlı ile Avrupa Devletleri arasındaki farkları görmüş oldu. Ayrıca Paris’teki ünlü Şarkiyatçı bilim adamları ve edebiyatçılarla tanıştı. De Sacy ailesi, Lamartine, Ernest Renan gibi önemli insanlarla tanışan Şinasi, 1851 yılında Paris’te Doğu Dünyası ile ilgili araştırmalar yapan ve Journal Asiatique Dergisini çıkaran çok önemli bir kuruma, Societe Asiatique Cemiyetine üye oldu. Şinasi’nin Paris’teki tahsil hayatında gösterdiği başarılardan memnun kalan ve kendisini daha da teşvik etmek isteyen Mustafa Reşit Paşa, maaşına zam yapılmasını sağladı. Şinasi’nin Fransa’da bir yandan maliye öğrenimi, bir yandan tabii bilimler ile uğraştığı bilinse de, onun asıl ilgi alanı Edebiyat, Dil ve sosyal bilimler oldu. Dolaylı da olsa bir siyasi dünya görüşü edindi.

Avrupa’daki öğreniminin ardından 1854 yılı sonlarında İstanbul’a dönen Şinasi, bir süre daha Tophane Müşirliğinde çalıştıktan sonra daha yüksek bir görev olan Meclis-i Maarif üyeliğine atandı. Osmanlının gelişmesi için eğitimin önemli olduğunu, eğitimin yaygınlaşması, halkın anlayacağı bir dille sunulması gerektiğini düşünen Şinasi Efendi, istediği nitelikte önemli bir göreve getirilmiş oldu. Artık devletin eğitim programlarının ortaya çıkmasında, şekillenmesinde onun da katkısı olabilecekti. Şinasi, bu görevini 1860’ta gazetecilik hayatına başladıktan sonra da sürdürdü. Ancak özellikle gazetesi aracılığı ile savunduğu kimi görüşlerinden rahatsız olan Sadrazam Âlî Paşa’nın talimatı ile görevinden azledildi. Tam olarak kesin olmayan nedenlerden ötürü 1865 yılında dostu Giampetri’nin aracılığıyla Paris’e kaçan Şinasi, 1870 yılına kadar burada kaldı. Bu süre içerisinde kendini dil çalışmalarına adayan Şinasi’nin en büyük hayali Türk dilinin büyük bir sözlüğünü hazırlamaktı. Ancak idealindeki böyle bir çalışmayı tamamlayamadı. 1870 yılında İstanbul’a tekrar döndü. Bir süre sonra da rahatsızlanarak, 12 Eylül 1871’de vefat etti.

İbrahim Şinasi Efendi

Şinasi, Tanzimat reformlarını destekleyen, ancak bunların daha da geliştirilmesinden yana olan ve Osmanlı devletinin çağdaş bir hukuk devleti olmasını savunan tipik bir Tanzimat aydınıdır. O, Padişahın sınırsız, sorumsuz otoritesine karşı gerektiğinde padişaha bile haddini bildiren bir yasa gücünden yanadır. Ancak parlamentolu bir anayasayı hiçbir zaman açıkça savunmamıştır. Şinasi’nin asıl önemi bir yandan Osmanlı devlet ve aydın dilinin halka inmesini savunurken, diğer yandan dilimize özellikle Batı’dan esinlenerek, yeni kavramları yerleştirme çabasıdır. Bu çok önemli anlamlar ve kavramlardan bazıları şöyle sıralanabilir: “Umûm Efkâr, Heyet-i İctimaiyye, Mukteseb Haklar, Halk, Vatan, Medeni Milletler, Maarif Kuvveti …..v.s.”. İşte bu ve benzeri yeni kavramlardan hareket eden Şinasi, esin kaynağını Batı’dan alan yeni bir dünya görüşü inşa etmeye çalışır.

Şinasi, şiir ve düzyazı türlerinde çok sayıda eser kaleme aldı. Düşünce tarihimizde özellikle düzyazı alanındaki eserleri ve yazıları ile önem kazandı. Bunun yanı sıra çeviri eserler de yayınladı. Türk edebiyatının ilk telif tiyatro eseri olan Şair Evlenmesi adlı komedi oyununda toplumda hâkim olan görücülük usulü gibi geleneksel adetlerin eleştirisini yaptı. Türk Edebiyatında halka inme akımını başlatan Şinasi, bin beş yüz civarında Türk atasözünün derlendiği bir eser yayınladı. Durûb-u Emsâl-i Osmaniye adındaki bu önemli eseri titizlikle hazırlayarak, kendi matbaasında bastırdı. Yazdığı şiirlerin bazılarını Müntehabât-ı Eş‘ar adı altında bir kitap halinde topladı. Fransızcadan tercüme ettiği şiirleri ise, Tercüme-i Manzume adıyla yayımladı. Bunun yanı sıra gramer konuları ile ilgili eser yazdığı biliniyorsa da, elde mevcut bir baskısı bulunmamaktadır.

Özel Türk Gazetelerinin Ortaya Çıkmasında Şinasi’nin Rolü

Osmanlı Devletinde doğrudan doğruya Türk aydınları tarafından çıkarılan ve gerçek anlamda bir gazete karakterini daha çok taşıyan Tercüman-ı Ahvâl, ilk özel Türkçe gazetedir. 21 Ekim 1860 tarihinde Agah Efendi tarafından çıkarılan bu gazete ile Türk Basın Tarihi için yeni bir dönem başlamaktadır.

İlk Özel Türkçe Gazete: Tercüman-ı Ahval

Gazetenin imtiyaz sahibi olan Agah Efendi, 1832’de dünyaya gelmiş, aslen Yozgatlı köklü bir aile olan Çapanoğullarından gelen zengin bir Türk gencidir. Galatasaray Tıbbiye Mektebini bitirdikten sonra Paris elçisi Sadık Rıfat Paşa’nın katipliğine girmiş ve Fransa’da bulunmuştur. 1860 yılında gazete çıkardığında 28 yaşında bulunan bu aydın genç, aynı zamanda Tercüme Bürosunda da çalışıyordu.

Agah Efendi’yi bir gazete çıkarması konusunda Şinasi ikna etmiştir.Tercüman-ı Ahvâl Gazetesinin başyazarı Şinasi Efendi, gazetenin ilk sayısında çok önemli bir giriş yazısı kaleme aldı. Düşünce tarihimizde, Osmanlının aydın Türk kesiminin ulaştığı yeni seviyeyi göstermesi bakımından önemli olan bu yazıda şöyle deniliyordu:

Madem ki; bir toplum içinde yaşayan halk, bunca yasal yükümlülükler altına alınmıştır. O zaman sözle ve yazı ile vatanın menfaatine dair görüş beyan etmeyi kazanılmış haklarından sayar. Bu gerçeği anlamak için Maarif kuvveti ile zihni açılmış olan milletlerin yalnız politika gazetelerine bakmak bile yeterlidir. Aslında devlet, Tanzimat sayesinde, millete ifade hürriyeti hakkı vermiştir. Osmanlı devletinde, Müslüman olmayan unsurların kendi dillerinde çıkardıkları gazeteleri, serbestçe yayınlanmaktadır. Fakat bu zamana dek Müslüman milletin hiçbir özel gazetesi çıkarılamamıştır. Şimdi bu gazete iç ve dış durumu yansıtan haberleri ve çeşitli faydalı bilgileri ve değişik konulardaki maddeleri yayınlamak için bir aracı olacağından adı Tercüman-ı Ahvâl olarak konulmuştur. Söz, ihtiyaçları, talepleri ifade etmeye yarayan vergisi olduğu gibi, insan aklının en güzel icadı olan yazı ise, sözün kalemle tasviridir. Bu gerçeklerden yola çıkarak, bütün halkın kolaylıkla anlayabileceği düzeyde bu gazeteyi çıkarak bir gereklilik oldu.”

Tercüman-ı Ahvâl, haftalık bir gazete olarak, Pazar günleri başladığı yayın hayatında bir süre sonra haftada iki ve üç defa şeklinde yayınlanmaya başlamıştır. İçeriği ve genel düzeni açısından önceki Türkçe gazetelerden daha gelişmiştir. Sadece bir haber gazetesi değil, aynı zamanda bir fikir gazetesi işlevini de üstlenmiştir. Zaman zaman hükümet politikalarını eleştiri konusu yapabilmiş ve bu yüzden Mayıs 1861 tarihinde iki hafta süre ile hükümet tarafından kapatılmıştır. Bu, basın tarihimizdeki ilk gazete kapatılmasıdır. Şinasi’nin deyimiyle sorumluluklarında fazla haklara sahip olan azınlık gazetelerine dokunamayan hükümet, ilk Türkçe gazetelere karşı hiç müsamaha göstermiyordu.

Şinasi’nin yayın yönetmenliği altında faaliyetine başlayan bu özel Türk gazetesi, imzalı başyazı geleneği, siyasi makale ve tefrika konusunda öncü olmuştur. Şinasi’nin eseri olan Şair Evlenmesi, basın tarihimizin ilk tefrikası olarak, burada yayınlanmıştır. Özel Türkçe gazeteciliğin devlet memuru sıfatı taşıyan bir Türk tarafından açılması, devletten hazine yardımı almakta olan Ceride-i Havadis’i tedirgin etmiş ve ayrıcalıklarının elinden gideceğini düşünen Churchill, Tercüman-ı Ahval ile polemiklere girişmiştir. Gazetecilik tarihimizin ilk gazeteler arası polemik olayı böylece geçekleşmiştir.

Şinasi, gazetenin 24. sayısından itibaren ayrılmış, burada sadece altı ay çalışmasına rağmen gazeteye damgasını vurmuştur. Onun ayrılmasından bir süre sonra gazetenin boyutu küçültüldü. Tasvîr-i Efkâr Gazetesinin çıkması ile ikinci plana düştü. Gazetenin sahibi olan Agah Efendi, hiçbir zaman devlet adamlığı kimliğini bırakmamış, bütün enerjisini sadece gazeteye vermemiştir. Tercüman-ı Ahvâl, biraz da sahibinin bu tercihinin bir sonucu olarak istenilen seviyeyi bir türlü yakalayamamıştır. Dikkat çekici bir okuyucu kitlesine ulaşamamış, satış miktarı bakımından Tasvîr-i Efkâr’dan çok daha düşük seviyede kalmıştır.

Agah Efendi’nin Yeni Osmanlı Cemiyetine girmesi, siyasi muhalefet işine bulaşması ve 1867 yılında yurt dışına kaçması, Tercüman-ı Ahvâl’in yayınını zor duruma soktu. Sonuçta aynı yıl, gazete kapandı. Liberal eğilimli özel bir Türkçe gazete olarak kabul gören Tercüman-ı Ahvâl, Türk toplumunun siyasal ve kültürel uyanışında belirli bir rol oynamış ve Türk basın tarihinde bir çığır açmıştır. Gazetenin sahibi olan Agah Efendi ise, profesyonel gazetecilik mesleğinin kurucusu olmuştur. Osmanlıda yaşayan Türkler arasında o, ilk gazete sahibi, ilk yazı işleri müdürü ve aynı zamanda ilk başyazardır.

Tasvir-i Efkâr Gazetesinin Çıkarılması ve Gazetenin Bazı Özellikleri

İstanbul’da çıkarılan ilk özel Türkçe gazete olan Tercüman-ı Ahvâl’in sadece ilk yirmi dört sayısında görev alan İbrahim Şinasi, 12 Mart 1861 tarihinde bu gazeteden ayrıldı. Birçok araştırmacı tarafından Tercüman-ı Ahvâlden Şinasi’nin ayrılma nedeni hakkında çeşitli nedenler ileri sürülmüşse de, bu konuda kesin bir bilgi yoktur. Onun asıl amacı, tek başına sahip olduğu bir gazete çıkarmaktı. Aslında Tercüman-ı Ahvâl, bir bakıma Şinasi’ye kendi başına çıkaracağı bir gazete için bir atlama taşı hizmetini görmüştür.

Tercüman-ı Ahvâl’den ayrıldıktan kısa bir süre sonra özel bir gazete çıkarmak için Babıali’ye müracaat eden Şinasi, hükümetten gerekli olan izni 2 Temmuz 1861 tarihinde aldı. Gazete çıkarmak için gerekli olan izni aldıktan sonra, bir yıl sürecek olan titiz ve uzun bir çalışmanın içine giren Şinasi, döneminin en tertipli gazetesini yayımlamak istiyordu. Gazete basmak için işe önce İstanbul’un Hamidiye semtinde özel bir matbaa kurarak başladı. Döneminin en güzel harfleri olarak kabul edilen Kazasker Yesârizâde İzzet Efendi hattı ile dökülmüş olan matbaasını gazete ve kitap basmaya uygun hale getirdi.

Neticede bir memur olan Şinasi’nin böyle büyük bir matbaayı kurabilmek için gereken maddi imkânı nasıl elde ettiği açıkça bilinmemekle beraber, Şehzâde Murat ve/veya zengin Mısır prenslerinden Fazıl Mustafa Paşa’nın desteklemiş olabilecekleri düşünülmektedir. Ayrıca Şinasi’nin Avrupa’dan tanıdığı dostlarının, özellikle matbaacı dostu Jean Pietri’nin (Giampetri) destekleri dikkat çekicidir.

Şinasi’nin yayın izni aldıktan sonra gazete çıkarmakta gecikmesinin tek nedeni titiz çalışma isteği değildi. Dönemin sadrazamları ile olan ilişkisi onun gazete çıkarmasında bir şekilde olumlu ya da olumsuz etkide bulunuyordu. Bu dönemde Osmanlı Devletinde sık sık sadrazam değişmekte idi. Kıbrıslı Mehmet Paşa zamanında gazete ruhsatı alan Şinasi, daha sonra muhalif olduğu Âlî Paşa’nın sadrazam olması nedeni ile yayın işini geciktirmek zorunda kaldı. Sonunda ancak Fuat Paşa’nın sadrazam olması ile uygun ortamı yakalayan Şinasi, gazetesini yayınladı. Ayrıca Şinasi’nin Avrupalı doğu bilimci dostları da bu olaya sevinmiş ve Jean Pietri, daha hazırlıklar sürerken, Tasvîr-i Efkârın çıkacağını müjdelemiştir.

Şinasi’nin gazetesini yayınlaması, değişik çevrelerde farklı tepkilerle karşılandı. Müslüman-Türk aydın çevrelerinde böyle gelişmiş bir gazetenin çıkması sevinçle karşılandı. Şinasi’nin daha önce çalıştığı Tercüman-ı Ahvâl, bir vefa örneği göstererek Tasvir’in çıkmasını kutladı. Kutlamanın ötesinde bir sevinçle Tasvir’in çıkmasını destekleyen yayın organlarından biri de Münif’in çıkardığı Mecmua-i Fünun’dur. Bu yeni gazete ile hemen hemen eş zamanlı olarak yayın hayatına başlayan mecmuasını vatan evlatlarına hizmet niyetiyle yola çıkan iki kardeş şeklinde nitelendiren Münif, yazısını şöyle sürdürüyordu:

“Meclis-i Maarif azasından izzetlü Şinasi Efendinin biraz vakitten berü tanzim ve tehiyyesiyle iştigal eylediği gazete iş bu sene- i hicriye ibtidasında (Tasvir- i Efkar) ünvanıyla safha-i pira-yı zuhur ve muntazırı olan dil-teşne-gân havadis ve ahbara bais hatt mevfur olmuştur. Muharririn ehliyet ve fetânetinden dahi memul olduğu vechle gazete-i mezkurun hüsn-i tertib ve insicamı şayan-ı tahsin ve erbab-ı himmet ve hamiyet taraflarından mazhar-ı teşci ve teşvik olduğu halde ileride bir kat daha kesb-i vüs‘at ve intizam edeceği nezd-i acizânemizde rehîn-i rütbe-i ilm el yakîndir”.

Ancak Osmanlı basın hayatındaki tekelinin sarsılacağını düşünen Ceride-i Havâdis’in sahibi Churchill, özel Türkçe gazetelerin yayın hayatına başlamasından pek memnun olmadı. Yayın hayatına başlayan Tasvir-i Efkâr’ı kutlayan yazı yazmadığı gibi, çok geçmeden bu yeni gazete aleyhinde yazılara başladı.

27 Haziran 1862 Cuma günü (Hicri 1278 senesinin son günü) Türk Basın Tarihinde çok önemli bir yeri olan Türkçe özel bir gazete “Tasvîr-i Efkâr” adıyla çıktı. Gazetenin adını bizzat seçen Şinasi, bu adı seçmekle, basit bir günlük olay gazetesi değil de, bir düşünce ve yorum gazetesi çıkaracağının işaretini veriyordu. Önceki gazetelerden çok farklı bir düşünce ve nitelikte çıkan Tasvîr-i Efkâr, İstanbul’da haftada iki gün (Çarşamba ve Cumartesi) olarak yayın hayatına başladı. 7 Haziran 1868 tarihli 592. sayıdan itibaren yayını haftada beş güne çıkartan gazete, yaklaşık üç ay sonra tekrar haftada iki günlük yayın politikasına döndü.

Gazetenin başlığının hemen altında, parantez içinde “Havâdis ve Maârife Dair Osmanlı Gazetesi” ibaresi yer almaktadır. Bu ibarenin altında boydan boya iki satır halinde dizilmiş olarak, “Haftada iki defa İstanbul’da tab‘ ve neşr olunur. Gazetehânesi Hamidiye’de kâindir. Maârif ve umûr-u hayriye ilanâtı mecânen basılır” denildikten sonra gazetenin fiyatı hakkında bilgiler yer almaktadır.

Toplam dört sayfa olarak yayın hayatına başlayan Tasvîr-i Efkâr’da her sayfa çift sütun şeklinde ayrılmış olup, yazılar “Havâdis-i Dahiliye” ve “Havâdis-i Hariciye” olmak üzere iki ana başlık altında toplanmıştır. Memleketin iç olaylarına ayrılan ana başlığın altındaki haberler, “Payitaht” ve “Eyalât” olarak ayrılmıştır. Payitaht başlığı altında, genellikle yapılan atamalar, çeşitli resmi yazılar, Hatt-ı Hümâyûnlar ve İstanbul ile ilgili çeşitli haberler bulunmaktadır. Bunun dışında Osmanlı memleketini oluşturan eyaletlerle ilgili çeşitli haberler yer almaktadır.

Taşradan gelen bu haberlerin kaynağı, bazı eyaletlerde bulunan kişilerin gönderdikleri özel mektuplar ile telgraflardır. Dönemin bütün gazetelerinde olduğu gibi Tasvîr-i Efkâr da, ülke çapında düzenli faaliyet gösteren resmi muhabir ekibinden yoksundur. 1860’ların başlarında henüz böyle bir meslek gelişmemiştir. Yine de çeşitli eyaletlerde özel haber kaynaklarına sahip olmaya çalışan Tasvîr-i Efkâr, haber kaynakları bakımından benzerlerine oranla daha gelişmiştir. 1864 yılında yayımlanan idari nizamnâmenin sonucu olarak vilayetlerin kurulmasıyla birlikte çeşitli vilayet gazeteleri ortaya çıktı. İşte Tasvîr-i Efkâr’ın taşra ile ilgili en önemli haber kaynağı bu yerel gazetelerdir. Bu tarihten sonra “Havâdis-i Dahiliye” içinde yer alan “Eyalet” başlığının “Vilayet” olarak değiştirildiği görülmektedir.

Şinasi’nin Gazetesi: Tasvir-i Efkâr

Tasvîr-i Efkâr Gazetesinin özellikle resmi haberleri verirken, devletin resmi gazetesi olan Takvîm-i vekâyi’den haber kaynağı olarak yararlandığı ve bu türden haberlerin çoğunda kaynak olarak bu gazetenin adının açıkça belirtilmesinden anlıyoruz. Ayrıca Osmanlı memleketinde yayın hayatını sürdüren birçok yerli ve yabancı gazeteden de yararlandığı görülmektedir. İstanbul’da faaliyet gösteren yabancı gazetelerden özellikle Courrier d’Orient, La Turquie, Levant Herald gibi gazeteler önemli haber kaynakları arasındadır.

Dünyadaki gelişmeleri aktaran “Havâdis-i Hariciye” başlığının altında ise, Avrupa, Asya, Afrika ve Amerika bölümleri bulunmaktadır. Söz konusu yerlerle ilgili çeşitli haberlerin verildiği bu bölümün haber kaynağı genellikle yabancı gazetelerden yapılmış alıntılardır. Bu bölümdeki haberlerin büyük çoğunluğu, yabancı devletlerin birbirleri ile ilişkileri ve o devletlerin içinde yaşanan ilginç gelişmelerdir. Özellikle Avrupa devletlerinin Osmanlı ile ilişkilerini irdeleyen yazılara daha az yer verilmesi düşündürücüdür.

Gazetede, iç ve dış olayları ele alan iki ana başlığın dışında “İlanât” ve “Tefrika” adında iki başlık daha bulunmaktadır. Gazete çok çeşitli ilanlarla maddi destek sağlamaya çalışmıştır. Çeşitli ihaleler, müzayedeler, satışlar, sağlık ilanları gibi duyurular dönemin sosyal ve ekonomik yaşamı hakkında ipuçları vermektedir. Ayrıca gazetenin çok önemli bir bölümü olan tefrika bölümünde ise, çeşitli konularda yazılan eserler, bölümler halinde yayımlanmıştır.

1862 yılından 1869 yılına kadar yedi yıl boyunca, oldukça düzenli bir biçimde yayın hayatını sürdüren Tasvîr-i Efkâr’ın 830 sayı çıktığı söylense de, kütüphanelerde 743. sayıya kadar nüsha mevcuttur. Gazeteyi çıkaranların aynı zamanda devlet kademelerinde görev almaları, yaptıkları muhalefetin sonucu olarak zaman zaman yaşadıkları zorluklar, Tasvir-i Efkâr’ın daha fazla sürmesini engelledi. Gazetenin 1869 yılı sonlarına doğru kendiliğinden kapandığı anlaşılmaktadır.

Şinasi, gazetenin hem sahibi, hem de başyazarıdır. Onun aynı zamanda bir düzeltmen olarak çalıştığı, yazıların imla ve noktalamalarına özen gösterdiği görülmektedir. Bu özenin sonucu olarak Tasvîr-i Efkâr, düzenli, tertipli, disiplinli bir gazete olarak farklı bir yer edinmiştir. 1864 Basın Nizamnamesinin getirdiği yasal bir zorunluluktan hareketle gazetenin 261. sayısından itibaren sahibinin adı yazılmıştır. Buna göre, “Sahib-i İmtiyazı” İbrahim Şinasi Efendi’dir. Ancak onun gazeteyi bir süre sonra bırakıp, Avrupa’ya gitmesi üzerine 29 Ocak 1865 tarihli (Hicri 2 Ramazan 1281 senesi) 269. sayıdan itibaren imtiyaz sahibinin vekili olarak Raşid ismine rastlanmaktadır. Gazetenin elimizde mevcut 22 Aralık 1869 tarihli 682. Sayısının sonunda da Raşid Efendi’nin imzası mevcuttur.

Bir başyazar olarak gazetenin ilk sayısında yayınladığı mukaddime yazısında daha önce Tercüman-ı Ahvâl’de kaleme aldığı ön sözündeki görüşlerini bir bakıma tekrarlayan Şinasi, gazetecilikteki amacını ve beklentilerini ortaya koydu. Bu mukaddimeye göre, devlet, milletin vekilidir. Devletin gücü, halka götürdüğü iyi hizmetlerden doğar. Devlet, ancak toplumla var olur. Gazeteler ise, halkın bu hizmetler hakkındaki düşüncelerinin tercümanıdır. Ona göre gazete, kamuoyu oluşturmada ve devletle halk arasındaki bağı kurmada önemli bir vasıtadır.

Halkın anlayabileceği bir dille yazmaya çok önem veren Şinasi, bir yazar olarak altına imzasını atmaktan çekindiği yazılarını ince taktiklerle yayımlamayı başarıyordu. Genellikle devlet yönetimini eleştiren nitelikteki bu tür makaleleri, arkadaşı olan Jean Pietri’nin Courrier d’Orient Gazetesine Fransızca olarak yazıp, sonra da oradan alıntı şeklinde kendi gazetesine alıyordu. Ancak yine de Babıali, bu nispeten serbest fikirli gazetenin muhalif tavrından rahatsız olarak, Şinasi’nin devletteki görevine son verdi. Böylece hem devlet görevini ve hem de gazete işini ancak 106. sayıya kadar sürdürebildi.

Gazetenin güçlü bir yazar kadrosunun olduğu ve Namık Kemal, Recaizade Ekrem, Kayazade Reşat, Ahmet Vefik gibi dönemin önemli edebi kişilerinin yazdıkları yazılarda genellikle kendi imzalarını kullandıkları görülmektedir. Maarif Meclisi’nden Şinasi’nin mesai dostları ile Tercüme Bürosu’nda çalışan kimi aydınlar, Tasvîr-i Efkâr’ı yazıları ve çevirileri ile beslediler. Bu yazarlar tarafından, edebi, kültürel, tarihi gibi birçok konuda fikir yazıları kaleme alınmıştır. Gazetenin 35. sayısından itibaren yazıları çıkmaya başlayan Namık Kemal, 261. sayıdan itibaren Şinasi’nin yerine başyazarlığa terfi etmiştir. Şinasi’nin idaresinde iken, siyasi konulara doğrudan girmeyen gazete, özellikle Namık Kemal idaresinde daha sert siyasi muhalefete girişti ve Yeni Osmanlı Cemiyetinin düşüncelerinin savunucusu oldu.

Sonuç

Türk Basın Tarihinin gerçek anlamda ortaya çıkması ancak on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiştir. Oysa Avrupa Tarihine baktığımızda basın hayatının on yedinci yüzyıl ortalarından itibaren başladığını ve on sekizinci yüzyılda iyice geliştiğini görmekteyiz. Osmanlılar, Matbaa konusunda çok geciktikleri gibi Gazete çıkarma konusunda da gecikmişlerdir. Gerek matbaa ve gerekse de gazete konusunda Osmanlıda yaşayan azınlıklar ve yabancılar öncü olmuş; Türkler ise, bu yeniliklerle çok daha sonra tanışmışlardır.

Osmanlıda devletin basının önemini kavraması, Batılılaşma politikasının başlaması ile parelilik göstermekte ve basın, devletin ıslahatlarını halka anlatan resmi bir araç olarak görülmektedir. Ancak Tanzimat Dönemi ile birlikte Türkçe gazete çıkarması için yabancı uyruklu kişiler devlet tarafından teşvik edilip, kendilerine hazine yardımı yapılırken, Müslüman-Türk halkın bu konuda hiç teşvik görmemesi Tanzimat zihniyetini göstermesi bakımından düşündürücüdür.

1831 yılında devletin tekeli altında başlayan Türkçe basının, Müslüman Tük halkına mal olması için otuz yılın daha geçmesi gerekmiş ve nihayet 1860 yılında ilk kez Türkçe basın konusuna Türkler el atmışlardır. Aynı zamanda birer devlet memuru olan genç Türk aydınları, basının önemini kavramaya başlamış ve gazete çıkarmak için devletten izin almışlardır. Agah Efendi, devletin dışında, bir gazeteye sahip olan ilk Türk olarak 1860 yılı sonlarında Tercüman-ı Ahvâl Gazetesini çıkarmıştır.

Türk Basın Tarihinde en önemli yere sahip olan öncü kişi İbrahim Şinasi’dir. Özel Türkçe basının yayın hayatına başlaması önemli ölçüde onun eseridir. Gazeteyi sadece haber aracı değil; aynı zamanda edebiyat, sanat, yorum, bilim gibi konularda da bir araç olarak görmüş ve fikir gazeteciliğinde çığır açmıştır. Tercüman-ı Ahvâl’de yayınladığı imzalı giriş yazısında çok önemli mesajlar vermiş ve çağdaş bir dünya görüşü ortaya koymuştur. Ona göre, gazete halkın anlayacağı sade bir dille yayın yapmalı, sütunlarında halkın görüşlerine yer vermelidir. Devletle ilgili konularda söz söyleme hakkı bulunan, sorumlu vatandaşın gerekli olduğunu belirten Şinasi, bir Müslüman –Türk devleti olan Osmanlı’da Müslüman halkın diğer unsurların gerisinde kaldığına dikkat çekiyordu. Gazete, halkın kültürel seviyesini artıran, halkı eğiten bir araçtır.

Gazetenin kamuoyu oluşturmadaki gücünü fark eden Şinasi, kendi özel gazetesi olan Tasvîr-i Efkâr’ı 1862 yılında çıkardı. Türk basın tarihinde çok önemli bir yeri olan bu gazete, nitelik, biçim ve içerik yönünden Tanzimat Döneminin en gelişmiş Türk gazetesidir. Özel gazete niteliğini daha çok karşılayan, devlet yönetimine karşı zaman zaman muhalif bir duruş sergileyen Tasvîr-i Efkâr, kendi özel matbaası bulunan düzgün bir gazetedir. Özellikle Türk dili ve edebiyatının gelişmesinde, sadeleşmesinde ve halka inmesinde önemli bir araç olmuştur. Bütün bunların sonucunda daha önceki ve kendi zamanındaki Türkçe gazetelerin içinde en fazla ilgi gören gazetesidir. Ancak yine de gazete henüz okuma-yazma seviyesi çok düşük olan halka tam anlamı ile inememiş ve hükümetin de yasaklayıcı politikaları sonucu uzun süre yaşayamamıştır.

  • Dr. Salih EROL

KAYNAKÇA

  1. Tasvir-i Efkâr Gazetesi’nin Hakkı Tarık Us Koleksiyonu ve Atatürk Kitaplığındaki Sayıları
  2. Arşiv Vesikaları
  3. Kitaplar ve Makaleler
  • Akün, Ömer Faruk, “Şinasi”, İslam Ansiklopedisi, 11, İstanbul, 1979.
  • —— ——- , “Namık Kemal”, İslam Ansiklopedisi, 9, İstanbul, 1979.
  • Akyüz, Kenan, “Şinasi’nin Fransa’daki Öğrenimi ile İlgili Belgeler”, Türk Dili, No: 31, 1954.
  • Banarlı, Nihad Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, E.B. Yay., İstanbul, 1978.
  • Berkes,Niyazi, Türkiye’de Çağdaşlaşma, bs., Yapı Kredi Yayınlar, İstanbul, 2004.
  • Cevad, Mahmut, Maârif-i Umûmiye Nezareti Tarihçe-i Teşkilat ve İcraatı, E.B. Yay., Ankara, 2002.
  • Cevdet, Paşa, Tezâkir, Cavid Baysun, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1991.
  • Dizdaroğlu, Hikmet, Şinasi: Hayatı ve Eserleri, İstanbul, 1954.
  • Duman, Hasan, Osmanlı – Türk Süreli Yayınları ve Gazeteleri (1828-1928), 3 cilt, Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı Yay., Ankara, 2000.
  • Ekinci, Necdet, “Türk Basın Tarihinden Kesitler”, Türkler Ansiklopedisi,
  • Ersoy, Osman, “Türkiye’ye Matbaanın Girişi ve ilk Basılan Eserler”, AÜDTCF,, Ankara 1959.
  • Ertuğ, Hasan Refik, Basın ve Yayın Hareketleri Tarihi, 1, İstanbul, 1959.
  • Gerçek, Selim Nüzhet, Türk Gazeteciliği, İstanbul, 1931.
  • Giz, Adnan, “İlk Türk Gazetesinin Adı Nasıl Seçildi?”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi,64, 1973.
  • Gövsa, İbrahim, Alaaddin, Türk Meşhurları, Yedigün Neşriyatı, İstanbul.
  • Günyol, Vedat, “Matbuat”, İslam Ansiklopedisi,7, İstanbul, 1979.
  • Hayta, Necdet, Tarih Araştırmalarına Kaynak Olarak Tasvir-i Efkâr Gazetesi, Kültür Bakanlığı, Ankara, 2002.
  • ——- ——- , Türk Basınında İz Bırakanlar, İstanbul, 1988.
  • İnal, Mahmut Kemal, Son Asır Türk Şairleri, Milli Eğitim Basımevi, c.10, İstanbul, 1940.
  • —— ——, Son Sadrazamlar, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 19
  • İnuğur,M. Nuri, Basın ve Yayın Tarihi, Der Yayınları, İstanbul, 1993.
  • İskit, Server, Amme Efkârı ve İlk Gazetelerimiz, İstanbul, 1959.
  • —— ——-, Türkiye’de Matbuat İdareleri ve Politikaları, Başvekalet Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü Yay., Ankara, 1943.
  • —— ——-, Türkiye’de Neşriyat Hareketleri Tarihine Bir Bakış,bs., Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 2000.
  • —– ——-, Hususi İlk Türkçe Gazetemiz Tercüman-ı Ahvâl ve Agah Efendi, Ulus Basımevi, Ankara, 1937.
  • Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, bs., c.7, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1983.
  • Kurdakul, Necdet, Tanzimat Dönemi Basınında Sosyo-Ekonomik Fikir Hareketleri, Ankara, 1997.
  • Koloğlu, Orhan, “Osmanlı Basını: İçeriği ve Rejimi”, Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi, 1, İletişim Yay., İstanbul, 1985.
  • —— ——, Basımevi ve Basının Gecikme Sebepleri ve Sorunları, Gazeteciler Cemiyeti Yay., İstanbul, 1987.
  • —— —— , “İlk Türkçe Gazete; Vakayi-i Mısriye”, Tarih ve Toplum Dergisi,58, Ekim 1988.
  • Lewis, Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, çev.Metin Kıratlı, 8.bs., T.T.K. Yay., Ankara, 2000.
  • Lutfi, Efendi, Vakanivüs Ahmed Lutfi Efendi Tarihi, Münir Aktepe, c.11,12,13, T.T.K. Yay., Ankara, 1988.
  • Mustafa, Nihat, “Yüz yıllık Gazeteciliğimiz”, Ayın Tarihi, 46-50, Matbuat Müdüriyet-i Umumiyesi, Ankara, 1928.
  • Münif “ Zuhûr-i Tasvir-i Efkâr”, Mecmûa-i Fünûn, 1, Muharrem 1279.
  • Oral, Fuat Süreyya, Türk Basın Tarihi, Yeni Adım Matbaası.
  • Ortaylı, İlber, “Tanzimat Devri Basını Üzerine Notlar”, Cahit Talas’a Armağan, Ankara, 1990.
  • Özön, Mustafa Nihat, “Yüzyıllık Gazeteciliğimiz”, Ayın Tarihi, 46-47, Ankara, 1928.
  • Parmaksızoğlu, Abbas, Türk Gazetecilik Tarihi ve Basın Tarihi, 2 cilt, İstanbul, 1983.
  • Rasim, Ahmet, İlk Büyük Muharrirlerden Şinasi, Yeni Matbaa, İstanbul, 1927.
  • Refik, Ahmet, “Şinasi’nin Berâ-yı Tahsil Paris’e Gitmesi”, T.E.M., No: 9, Ankara, 1925.
  • Sümer, Tülin, “İlk Büyük Gazetecimiz Şinasi ve Tasvir-i Efkârın Çıkışı”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, 26, İstanbul, 1969.
  • Şapolyo, Enver Behnan, Türk Gazetecilik Tarihi ve Her Yönüyle Basın, Güven Matbaası, Ankara, 1969.
  • Tanpınar, Ahmet Hamdi, Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 6.bs., Çağlayan Kitabevi, İstanbul, 1985.
  • Tevfik, Ebuziyya, “Yeni Osmanlılar”, Yeni Tasvîr-i Efkâr, No: 10-12, 1909.
  • Topuz, Hıfzı, 100 Soruda Türk Basın Tarihi, İstanbul, 1973.
  • Yazıcı, Nesim, “Tanzimat Dönemi Basını”, Tanzimatın 150. Yılı Uluslararası Sempozyumu, Ankara, 1989.
  • —— ——- , Takvim-i Vekâyi: Belgeler,Ü.B.Y.Y.O. Yay., Ankara, 1983.
  • —— ——- , “Takvim-i Vekayi ve Ceride-i Havadis’in Mukadimmelerinin Karşılaştırılması”, Ü. B.Y.Y.O. Dergisi, S.6,Ankara, 1984.
  • Yöntem, Ali Canip, Türk Edebiyatı Antolojisi, İstanbul, 1934.
  • Ziyad, Ebüziya, Şinasi, Hüseyin Çelik, İletişim Yay., İstanbul, 1997.