EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// Ergun Mengi : Meis Adası’nın Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) ve Civarındaki Adaların Egemenlik Hakları


Ergun Mengi : Meis Adası’nın Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) ve Civarındaki Adaların Egemenlik Hakları

02 Eylül 2020

Doğu Ege Adaları ve Meis Adası dahil 12 Adalar, İtalya ve Balkan Harpleri (1911-1913) sonunda Osmanlı Devleti yenilmiştir.

Bu nedenle, 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması[i], 4 Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşması[ii] ve 03 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararı ile Yunanistan’a verilmiştir. Müteakiben I.Dünya Harbinde Osmanlı İmparatorluğunun yenik sayılmasıyla İtalyan işgali altında olan 12 Adalar İtalya’ya geçmiştir.

Türkiye’nin Kuruluş Antlaşması olan, Lozan Barış Antlaşmasının (1923) 6, 12[iii], 15 ve 16[iv]’ncı maddelerinde Türkiye’nin sınırları çizilirken Osmanlı ile yapılan bu antlaşmalar tekrar vurgulanmıştır.

II.Dünya Savaşında İtalya’nın yenilmesi üzerine 10 Şubat 1947 tarihli Paris Barış Antlaşmasıyla İtalya’ya verilen Meis ve 12 Adalar Yunanistan’a devredilmiştir.

Türkiye, egemenlik devrinin ancak açıkça belirtilen sınır çizgisi-taşları (Lozan Md.9,10,11)[v], denizde ise adaların ismen belirtilerek yapılabileceğini, Lozan ve Paris Antlaşmalarının da bu şekilde yazıldığını ifade etmektedir. Lozan’da, ismi sayılamayan ada ve adacıkların egemenlikleri ise Antlaşmanın 6. ve 12. Maddelerinde tarif edilerek belirlenmiştir. Lozan Antlaşmasının 6.Maddesinde[vi] “…, sahil devletinin, kıyısına 3 milden daha yakın bulunan ada ve adacıkları içine alacağı” ve 12. Maddesinde ise “…, Asya kıyısından üç deniz milinden az uzaklıkta bulunan adaların Türk egemenliğinde kalacağı” belirtilmektedir.

Meis adasının egemenliğini 1947 Paris Antlaşmasıyla alan Yunanistan, Meis’in batısındaki, Anadolu kıyılarına 3 mil uzaklıkta bulunan, Kara Ada (Nisis Ro) ve doğusundaki, Anadolu kıyısına 1.8 mil mesafede, İpsili Adası’nı (Vrak. Strongili) gasp etmiştir. Bu adalar Lozan Md.12 gereğince Asya sahillerinin 3 mili içinde olup Türkiye’ye aittir. Bu adaları, Meis’in de 3 mili içinde diyerek, 6. Maddeye sokulmaya çalışılması antlaşmanın ruhuna aykırıdır.

Her ne kadar adaların kıta sahanlığı ve MEB hakları olsa da, hakça paylaşım ilkesinde “kara deniz hakimdir” prensibi esastır. Ana kara önündeki bir başka ada, ana karanın önünü kapatamaz ve haklarını gasp edemez. Bu konuda, Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemelerinin yanlış tarafta olan adalarla ilgili kararları vardır. Bu mahkemeler özet olarak, 1977 Birleşik Krallık (BK)- Fransa Davası olup, Fransa Kıyılarına yakın BK’ya ait Jersey adaları, 1984; ABD-Kanada Maine Körfezi, 1992; Kanada- Fransa St.Miquelon adaları, 1993; Danimarka-Norveç Jan Mayen Adası davasında, yanlış tarafta bulunan adalara ya sadece karasuları kadar veya kısıtlanmış bir deniz yetki alanı tanımlanmıştır. Bu nedenle Meis’in Türkiye’nin uzun kıyı şeridini gasp ederek MEB iddiası geçerli değildir. Dünyanın pek çok yerinde, neredeyse savaşa sebep verecek, benzer sorunlar bulunmaktadır[i].

İleride benzeri bir Uluslararası Hakem Mahkemesine gidilmesi durumunda adalardaki devlet uygulamaları önem kazanmaktadır. Bu nedenle, haksızlığının farkında olan Yunanistan, anılan adalarda fener inşa etmekte, kuş göç yolları gözetleme kuleleri dikmekte, dini şapeller inşa ederek üst düzey ziyaretler yapmaktadır[ii].

Bu uygulamaların ileride egemenlik hakkına gerekçe olarak gündeme getirileceği aşikârdır. Türkiye, Yunanistan’ın bu uygulamalarının benzerini icra etmese de en azından, protesto ederek kayıtlara geçirmeli ve haklılığını uluslararası platformlarda dile getirmelidir.

Sonuç

Ege’deki ve Meis’in iki yanındaki anılan adaların egemenlik hakları öncelikle saptanmalı ve ondan sonra Ege ve Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarına ilişkin sorunlar ele alınmalıdır.

KAYNAKÇA

Ali Kurumahmut, (yayına hazırlayan) Ege’de Temel Sorun, Egemenliği Tartışmalı Adalar, Türk tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1998.

Ayhan Yıldızel, Marine Deal Denizcilik ve Ekonomi Gazetesi, Eylül 2020, Sayı 153, ss.28-29

Başeren, Sertaç Hami, Ege Sorunları, Dz.Tarih Araştırmalar Vakfı, Ankara, 2006, s.185.

Başeren, Sertaç Hami, “Kıta Sahanlığı: Doğal Uzantı ve Mesafe İlkesi İlişkileri”, Dış Politika Dergisi, C.VI, 1995.

Başeren, Sertaç Hami, Kurumahmut Ali, Ege’de Egemenliği Devredilmemiş Adalar, Ankara Üniversitesi basımevi, Ankara, 2003.

Apatay, Çetinkaya, Ege’de Olup Bitenler, Dz.K. İkmal Grup Komutanlığı Basımevi, İstanbul, 2006.

Denk, Erdem, Egemenliği Tartışmalı Adalar: Karşılaştırmalı Bir Çalışma (Kardak Kayalıkları ve Spratly ve Senkaku/Diaouyu Adaları Örnekleri), Ankara 1999.

İnan Yüksel, Başeren, Sertaç Hami, Status of Kardak Rocks-Kardak Kayalıklarının Statüsü, Ankara 1997.

Nikos Kurios, Aigaıo İ Makrohronia Diamahi Kaı O Roles Tou Amerikanon, (Ege’de uzun Soluklu çatışma ve Amerikalıların Rolü) Libani yayınları, Atina, 2009.

Pazarcı Hüseyin, “Ege denizindeki Türk-Yunan Sorunlarının Hukuki Yönü”, Türk-Yunan Uyuşmazlığı, derleyen Vaner, S., Ankara 1990, s.118.

Syrigos, Angelos M., The Status of the Aegean Sea According to International Law, Sakkoulas/Bruylant,1998.

[i] Ayhan Yıldızel, Marine Deal Denizcilik ve Ekonomi Gazetesi, Eylül 2020, Sayı 153, ss.28-29

[ii]

[i] Londra Antlaşması, 30 Mayıs 1913, I. Balkan Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin yenilmesiyle imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre; Osmanlı Devleti’nin batı sınırı MidyeEnez hattı olacaktır. Selanik, Güney Makedonya ve Girit, Yunanistan‘a verilecektir. Orta ve Kuzey Makedonya, Sırbistan‘a bırakılacaktır. Ege Adaları‘nın geleceğinin saptanması büyük devletlere bırakılacaktır.

[ii] Londra Antlaşması, Md.4 Girit Adası Yunanistan’a bırakılacak, Md.5. Ege Denizinde Girit Adası dışında kalan adaların kime ait olacağını tespitini, Büyük Devletler kararına bırakılacak.

[iii] Lozan Antlaşması, Madde 12 . İmroz ve Bozca Adaları ile Tavşan Adaları dışında, Doğu Akdeniz Adaları ve özellikle Limni, Semendirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adaları üzerinde Yunan egemenliğine ilişkin 17/30 Mayıs 1913 günlü Londra Andlaşmasının beşinci ve 1/14 Kasım 1913 günkü Atina Andlaşmasının on beşinci Maddeleri hükümleri uyarınca 13 Şubat 1914 günkü Londra Konferansında alınıp 13 Şubat 1914 günü Yunan Hükümetine bildirilen karar, işbu Andlaşmanın İtalya’nın egemenliği altına konulan ve on beşinci Maddede yazılı olan Adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak koşulu ile doğrulanmıştır. Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adalar, işbu Andlaşmada tersine hüküm olmadıkça, Türkiye egemenliği altında kalacaktır.

[iv] Lozan Antlaşması, Md.15, Türkiye aşağıda sayılan Adalar üzerindeki tüm hak ve senetlerinden İtalya yararına vazgeçer: Bugün İtalya’nın işgali altında bulunan Astampalya (Astropalia), Kodoş (Rhodes), Kalki (Calki), Skarpanto, Kazos (Casso), Piskopis (Tilos), Misiros (Misyros), Kalimnos (Kalymnos), Lcros, Patmos, Lipsos (Lipso), Sombeki (Simi) ve Istanköy (Kos) Adaları ile bunlara bağlı olan adacıklar ve Meis (Castellorizo) Adası

[v] Madde 9-İlgili Devletler Komisyonca konulmuş olan nirengi noktalarını, işaretlerini, direk ya da sınır işaretlerini korumağı yükümlenirler; Madde 10-Sınır işaretleri birbirinden gözle görülebilecek uzaklıklara yerleştirilecektir. Bunlara numara konulacak, bulundukları yerler ve numaraları bir harita üzerinde belirtilecektir; Madde 11-Sınırlamaya ilişkin kesin tutanaklar ve ek haritaları ile belgelerin asılları üç örnek olarak düzenlenecektir. Bunlardan ikisi ortak sınıra sahip devletler hükümetlerine verilecek ve üçüncü örneği ise, işbu Aııdlaşmayı imza eden devletlere onaylanmış birer örneğini sunacak olan, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine gönderilecektir.

[vi] Lozan Ant. Md.6…..İşbu Andlaşmada tersine bir hüküm olmadıkça, deniz sınırları kıyıdan üç milden aşağı uzaklıktaki ada ve adacıkları kapsar.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// Ergun Mengi : Meis Adası’nın Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) ve Civarındaki Adaların Egemenlik Hakları


Ergun Mengi : Meis Adası’nın Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) ve Civarındaki Adaların Egemenlik Hakları

02 Eylül 2020

Doğu Ege Adaları ve Meis Adası dahil 12 Adalar, İtalya ve Balkan Harpleri (1911-1913) sonunda Osmanlı Devleti yenilmiştir.

Bu nedenle, 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması[i], 4 Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşması[ii] ve 03 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararı ile Yunanistan’a verilmiştir. Müteakiben I.Dünya Harbinde Osmanlı İmparatorluğunun yenik sayılmasıyla İtalyan işgali altında olan 12 Adalar İtalya’ya geçmiştir.

Türkiye’nin Kuruluş Antlaşması olan, Lozan Barış Antlaşmasının (1923) 6, 12[iii], 15 ve 16[iv]’ncı maddelerinde Türkiye’nin sınırları çizilirken Osmanlı ile yapılan bu antlaşmalar tekrar vurgulanmıştır.

II.Dünya Savaşında İtalya’nın yenilmesi üzerine 10 Şubat 1947 tarihli Paris Barış Antlaşmasıyla İtalya’ya verilen Meis ve 12 Adalar Yunanistan’a devredilmiştir.

Türkiye, egemenlik devrinin ancak açıkça belirtilen sınır çizgisi-taşları (Lozan Md.9,10,11)[v], denizde ise adaların ismen belirtilerek yapılabileceğini, Lozan ve Paris Antlaşmalarının da bu şekilde yazıldığını ifade etmektedir. Lozan’da, ismi sayılamayan ada ve adacıkların egemenlikleri ise Antlaşmanın 6. ve 12. Maddelerinde tarif edilerek belirlenmiştir. Lozan Antlaşmasının 6.Maddesinde[vi] “…, sahil devletinin, kıyısına 3 milden daha yakın bulunan ada ve adacıkları içine alacağı” ve 12. Maddesinde ise “…, Asya kıyısından üç deniz milinden az uzaklıkta bulunan adaların Türk egemenliğinde kalacağı” belirtilmektedir.

Meis adasının egemenliğini 1947 Paris Antlaşmasıyla alan Yunanistan, Meis’in batısındaki, Anadolu kıyılarına 3 mil uzaklıkta bulunan, Kara Ada (Nisis Ro) ve doğusundaki, Anadolu kıyısına 1.8 mil mesafede, İpsili Adası’nı (Vrak. Strongili) gasp etmiştir. Bu adalar Lozan Md.12 gereğince Asya sahillerinin 3 mili içinde olup Türkiye’ye aittir. Bu adaları, Meis’in de 3 mili içinde diyerek, 6. Maddeye sokulmaya çalışılması antlaşmanın ruhuna aykırıdır.

Her ne kadar adaların kıta sahanlığı ve MEB hakları olsa da, hakça paylaşım ilkesinde “kara deniz hakimdir” prensibi esastır. Ana kara önündeki bir başka ada, ana karanın önünü kapatamaz ve haklarını gasp edemez. Bu konuda, Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemelerinin yanlış tarafta olan adalarla ilgili kararları vardır. Bu mahkemeler özet olarak, 1977 Birleşik Krallık (BK)- Fransa Davası olup, Fransa Kıyılarına yakın BK’ya ait Jersey adaları, 1984; ABD-Kanada Maine Körfezi, 1992; Kanada- Fransa St.Miquelon adaları, 1993; Danimarka-Norveç Jan Mayen Adası davasında, yanlış tarafta bulunan adalara ya sadece karasuları kadar veya kısıtlanmış bir deniz yetki alanı tanımlanmıştır. Bu nedenle Meis’in Türkiye’nin uzun kıyı şeridini gasp ederek MEB iddiası geçerli değildir. Dünyanın pek çok yerinde, neredeyse savaşa sebep verecek, benzer sorunlar bulunmaktadır[i].

İleride benzeri bir Uluslararası Hakem Mahkemesine gidilmesi durumunda adalardaki devlet uygulamaları önem kazanmaktadır. Bu nedenle, haksızlığının farkında olan Yunanistan, anılan adalarda fener inşa etmekte, kuş göç yolları gözetleme kuleleri dikmekte, dini şapeller inşa ederek üst düzey ziyaretler yapmaktadır[ii].

Bu uygulamaların ileride egemenlik hakkına gerekçe olarak gündeme getirileceği aşikârdır. Türkiye, Yunanistan’ın bu uygulamalarının benzerini icra etmese de en azından, protesto ederek kayıtlara geçirmeli ve haklılığını uluslararası platformlarda dile getirmelidir.

Sonuç

Ege’deki ve Meis’in iki yanındaki anılan adaların egemenlik hakları öncelikle saptanmalı ve ondan sonra Ege ve Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarına ilişkin sorunlar ele alınmalıdır.

KAYNAKÇA

Ali Kurumahmut, (yayına hazırlayan) Ege’de Temel Sorun, Egemenliği Tartışmalı Adalar, Türk tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1998.

Ayhan Yıldızel, Marine Deal Denizcilik ve Ekonomi Gazetesi, Eylül 2020, Sayı 153, ss.28-29

Başeren, Sertaç Hami, Ege Sorunları, Dz.Tarih Araştırmalar Vakfı, Ankara, 2006, s.185.

Başeren, Sertaç Hami, “Kıta Sahanlığı: Doğal Uzantı ve Mesafe İlkesi İlişkileri”, Dış Politika Dergisi, C.VI, 1995.

Başeren, Sertaç Hami, Kurumahmut Ali, Ege’de Egemenliği Devredilmemiş Adalar, Ankara Üniversitesi basımevi, Ankara, 2003.

Apatay, Çetinkaya, Ege’de Olup Bitenler, Dz.K. İkmal Grup Komutanlığı Basımevi, İstanbul, 2006.

Denk, Erdem, Egemenliği Tartışmalı Adalar: Karşılaştırmalı Bir Çalışma (Kardak Kayalıkları ve Spratly ve Senkaku/Diaouyu Adaları Örnekleri), Ankara 1999.

İnan Yüksel, Başeren, Sertaç Hami, Status of Kardak Rocks-Kardak Kayalıklarının Statüsü, Ankara 1997.

Nikos Kurios, Aigaıo İ Makrohronia Diamahi Kaı O Roles Tou Amerikanon, (Ege’de uzun Soluklu çatışma ve Amerikalıların Rolü) Libani yayınları, Atina, 2009.

Pazarcı Hüseyin, “Ege denizindeki Türk-Yunan Sorunlarının Hukuki Yönü”, Türk-Yunan Uyuşmazlığı, derleyen Vaner, S., Ankara 1990, s.118.

Syrigos, Angelos M., The Status of the Aegean Sea According to International Law, Sakkoulas/Bruylant,1998.

[i] Ayhan Yıldızel, Marine Deal Denizcilik ve Ekonomi Gazetesi, Eylül 2020, Sayı 153, ss.28-29

[ii]

[i] Londra Antlaşması, 30 Mayıs 1913, I. Balkan Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin yenilmesiyle imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre; Osmanlı Devleti’nin batı sınırı MidyeEnez hattı olacaktır. Selanik, Güney Makedonya ve Girit, Yunanistan‘a verilecektir. Orta ve Kuzey Makedonya, Sırbistan‘a bırakılacaktır. Ege Adaları‘nın geleceğinin saptanması büyük devletlere bırakılacaktır.

[ii] Londra Antlaşması, Md.4 Girit Adası Yunanistan’a bırakılacak, Md.5. Ege Denizinde Girit Adası dışında kalan adaların kime ait olacağını tespitini, Büyük Devletler kararına bırakılacak.

[iii] Lozan Antlaşması, Madde 12 . İmroz ve Bozca Adaları ile Tavşan Adaları dışında, Doğu Akdeniz Adaları ve özellikle Limni, Semendirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adaları üzerinde Yunan egemenliğine ilişkin 17/30 Mayıs 1913 günlü Londra Andlaşmasının beşinci ve 1/14 Kasım 1913 günkü Atina Andlaşmasının on beşinci Maddeleri hükümleri uyarınca 13 Şubat 1914 günkü Londra Konferansında alınıp 13 Şubat 1914 günü Yunan Hükümetine bildirilen karar, işbu Andlaşmanın İtalya’nın egemenliği altına konulan ve on beşinci Maddede yazılı olan Adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak koşulu ile doğrulanmıştır. Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adalar, işbu Andlaşmada tersine hüküm olmadıkça, Türkiye egemenliği altında kalacaktır.

[iv] Lozan Antlaşması, Md.15, Türkiye aşağıda sayılan Adalar üzerindeki tüm hak ve senetlerinden İtalya yararına vazgeçer: Bugün İtalya’nın işgali altında bulunan Astampalya (Astropalia), Kodoş (Rhodes), Kalki (Calki), Skarpanto, Kazos (Casso), Piskopis (Tilos), Misiros (Misyros), Kalimnos (Kalymnos), Lcros, Patmos, Lipsos (Lipso), Sombeki (Simi) ve Istanköy (Kos) Adaları ile bunlara bağlı olan adacıklar ve Meis (Castellorizo) Adası

[v] Madde 9-İlgili Devletler Komisyonca konulmuş olan nirengi noktalarını, işaretlerini, direk ya da sınır işaretlerini korumağı yükümlenirler; Madde 10-Sınır işaretleri birbirinden gözle görülebilecek uzaklıklara yerleştirilecektir. Bunlara numara konulacak, bulundukları yerler ve numaraları bir harita üzerinde belirtilecektir; Madde 11-Sınırlamaya ilişkin kesin tutanaklar ve ek haritaları ile belgelerin asılları üç örnek olarak düzenlenecektir. Bunlardan ikisi ortak sınıra sahip devletler hükümetlerine verilecek ve üçüncü örneği ise, işbu Aııdlaşmayı imza eden devletlere onaylanmış birer örneğini sunacak olan, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine gönderilecektir.

[vi] Lozan Ant. Md.6…..İşbu Andlaşmada tersine bir hüküm olmadıkça, deniz sınırları kıyıdan üç milden aşağı uzaklıktaki ada ve adacıkları kapsar.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Yunanistan-Mısır MEB Anlaşması


YUNANİSTAN, TÜRK ADALARINI ÖNCE İŞGAL ETTİ, SONRA KITA SAHANLIĞINA KATTI !…

*Kamuoyuna zafer diye sunulan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası’nın artçı sarsıntıları devam ediyor.

*Muhtıra ile Girit Adası etrafındaki adalarımız ile birlikte 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı da Yunanistan’a terk edilmişti.

*Bu durumu değerlendiren Yunanistan, 06 Ağustos 2020’de Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşması imzaladı.

*Yunanistan’ın 06 Ağustos 2020’de belirlediği Münhasır Ekonomik Bölge Sınırları, Türk Kıta Sahanlığı içinde yer alıyor. Ayrıca Yunanistan, 2004 yılında işgal ettiği Dionisades ve Koufonisi adalarının kıta sahanlığını da kendi deniz sınırları içine kattı.

*Girit Adası’nın etrafında bulunan Dionisades ve Koufonisi adaları Yunanistan’ın işgal ettiği 18 Türk Adası arasında bulunuyor.

TÜRKİYE NE YAPMALI ?

*Yunanistan, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge tezlerini işgal ettiği Türk adaları ile Girit Adası ve Onikiada grubunda yer alan Çoban, Kerpe, Rodos ve Meis adalarına dayandırıyor.

*Türkiye, başta 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere taraf olduğu uluslararası antlaşmalardaki hak ve menfaatlerine sahip çıkarak bölgedeki egemenlik haklarını yeniden tesis etmelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Yunanistan-Mısır MEB Anlaşması


YUNANİSTAN, TÜRK ADALARINI ÖNCE İŞGAL ETTİ, SONRA KITA SAHANLIĞINA KATTI !…

*Kamuoyuna zafer diye sunulan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası’nın artçı sarsıntıları devam ediyor.

*Muhtıra ile Girit Adası etrafındaki adalarımız ile birlikte 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı da Yunanistan’a terk edilmişti.

*Bu durumu değerlendiren Yunanistan, 06 Ağustos 2020’de Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşması imzaladı.

*Yunanistan’ın 06 Ağustos 2020’de belirlediği Münhasır Ekonomik Bölge Sınırları, Türk Kıta Sahanlığı içinde yer alıyor. Ayrıca Yunanistan, 2004 yılında işgal ettiği Dionisades ve Koufonisi adalarının kıta sahanlığını da kendi deniz sınırları içine kattı.

*Girit Adası’nın etrafında bulunan Dionisades ve Koufonisi adaları Yunanistan’ın işgal ettiği 18 Türk Adası arasında bulunuyor.

TÜRKİYE NE YAPMALI ?

*Yunanistan, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge tezlerini işgal ettiği Türk adaları ile Girit Adası ve Onikiada grubunda yer alan Çoban, Kerpe, Rodos ve Meis adalarına dayandırıyor.

*Türkiye, başta 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere taraf olduğu uluslararası antlaşmalardaki hak ve menfaatlerine sahip çıkarak bölgedeki egemenlik haklarını yeniden tesis etmelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

AVRUPA DOSYASI : Yunanistan-İtalya MEB Anlaşması


Yunanistan-İtalya MEB Anlaşması

27 Haziran 2020

Türkiye’nin Libya’daki Fayiz es-Serrac hükümetiyle 27 Kasım’da imzaladığı Deniz Yetki Alanlarının Aınırlandırılması anlaşmasından rahatsız olan Yunanistan ve İtalya’dan münhasır ekonomik bölge anlaşması hamlesi geldi.

Anlaşma Yunanistan Dışişleri Bakanlığında, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ve İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio tarafından imzalandı. Anlaşmadan sonra düzenlenen basın toplantısında, Dendias, iki ülke arasında varılan anlaşmanın, aslında Yunanistan ile İtalya arasında kıta sahanlığı ile ilgili 1977’de imzalanan anlaşmanın devamı olduğunu belirterek, yeni anlaşmayla MEB alanlarındaki adaların haklarının belirlendiğini söyledi. (Hatipoğlu, 2020)

Basın toplantısından sonra Dendias, Ankara ile Trablus arasında yapılan anlaşmaya karşı çıktığını belirterek, "Deniz bölgelerinin belirlenmesi geçerli anlaşmalarla başarılır, Türkiye ve Libya tarafından imzalananlar gibi geçersiz, dayanaksız ve tek taraflı olarak Birleşmiş Milletler’e sunulan haritalarla ve koordinatlarla değil." ifadelerini kullandı. (Euronews, 2020)

Avrupa Birliği (AB) üyesi olan iki ülkenin, Adriyatik Denizi ile Akdeniz arasındaki İyon Denizi’nde Münhasır Ekonomik Bölge ile ilgili yaptığı anlaşma, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de savunduğu kıta sahanlığı ve MEB sınırlarını içeriyor. Ankara ile Serrac’ın belirlediği MEB’in batıda Girit adasına teğet geçmesine tepkili Atina yönetimi söz konusu bölgenin kendi MEB’ine dahil olduğunu iddia ediyordu. (Sudagezer, 2020)

Yunanistan, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kararlı adımlarının önünü kesmek için İtalya ile imzaladığı anlaşma, Atina ile Roma arasındaki anakara sahilleri esas alınarak yapıldı. Atina hükümetinin Türkiye sınırına yakın bölgelerdeki her bir adası için 200 millik tam yetki MEB iddiasında bulunmasının uluslararası hukuka aykırı olduğu belirlendi.

Yunanistan uzmanı ve İtalyan gazeteci Francesco De Palo da Roma ile Atina’nın imzaladığı anlaşmanın amacını, “Bu anlaşmanın herşeyden önce, İtalya’yı enerji konusunda bir aktör olarak sunmayı amaçladığını ifade etti. Bildiğiniz gibi Roma, Eastmed Boru Hattı projesinde aktif bir pozisyon aldı, ancak ön planda değildi. ‘Ekibin’ ana kısmı Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Mısır’dan oluşuyor ve aslında bu ülkeler Türkiye karşıtı bir motivasyonla hareket ediyor. Başlangıçta bu anlaşma, İtalya’daki başarısızlığı ortadan kaldırmayı amaçladı. Salento ve İyon Denizi’nin Yunanistan kıyısı arasındaki sınırda, Yunanistan’ın düne kadar hak iddia ettiği bir yeraltı kaynağı bulunduğunu anımsatmak isterim. Ancak haritaya bakıldığında, herhangi bir kişi bu kaynağın tam olarak iki ülke arasında bulunduğunu ve bu nedenle müşterek olarak işletilmesi gerektiğini anlar” diye anlattı. (Sudagezer, 2020)

İtalya ve Yunanistan’ın yaptığı anlaşma 3 ana unsura dayanıyor;

  • İlk aşamada iki ülke arasında MEB anlaşması imzalanacak.
  • Taraflar arasında İtalyan balıkçıların Yunan kara sularındaki faaliyetlerinin devam etmesini güvence altına alacak ek bir sözleşme imzalanacak.
  • Yunanistan’ın İyon Denizi’nde kara sularını 12 mile çıkarması durumunda İtalyan balıkçıların endişelerini karşılayacak bir tasarı Atina ve Roma tarafından ortaklaşa hazırlanarak Avrupa Konseyine sunulacak. (Euronews, 2020)

Yunanistan’ın İtalya ile İyon Denizi’nde imzaladığı Deniz Yetki Alanları anlaşması ile kendi ayağına sıktığına dikkat çeken Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, ‘Türkiye’ye karşı adaları kullanan, sadece Meis adasının 4 bin katı deniz alanı isteyen Yunanistan,İyon denizinde bu iddiasından vazgeçmiş görünüyor’ şeklinde konuştu. (Yalçınkaya, 2020)

Bu anlaşmada adalar göz ardı edildi. Yunanistan ile İtalya arasında imzalanan anlaşmanın ‘deniz alanlarında hakkaniyet’ ilkesine uygun çizildiğini hatırlatan Çubukçuoğlu, "Yunanistan’a ait İyon Adaları olarak adlandırılan Zakintos, Kefalonya, Lefkada, Korfu ve Diapontia adaları Yunan anakarasına çok yakın mesafede bulunmaktadır. İtalya ve Yunanistan anakaraları arasındaki kabaca kuzey-güney doğrultusunda uzanan ortay hattın doğu tarafında ve Yunan anakarasına bitişik denebilecek kadar yakın bir bölgede yer aldıkları için MEB sınırının belirlenmesinde göz ardı edilebilir etkiye sahiptirler. Dolayısıyla kıyı uzunluklarına bakılmaksızın bu adaların Yunanistan lehine ek bir kazanım getirmeleri söz konusu olmamıştır" ifadelerini kullandı. (Çubukçuoğlu, 2020)

Bunların yanısıra son olarak, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ; ‘İyon Denizi’nde olduğu için bizi ilgilendiren bir durum yok. Bu anlaşma esasen, gerçekleri görme bakımından çok anlamlı bir anlaşmadır. Yunanistan bugüne kadar adaların hatta kayaların ana kara gibi kabul edilmesini istiyordu’ şeklinde açıklamada bulunmuştur.

Yazan: İlayda DEMİRTAŞ

REFERANS

LİNK : https://tr.euronews.com/2020/06/11/yunanistan-ile-italya-arasinda-imzalanan-deniz-anlasmasi-ne-anlama-geliyor

LİNK : https://www.aa.com.tr/tr/dunya/yunanistan-ve-italya-meb-anlasmasi-imzaladi/1870790

LİNK : https://tr.sputniknews.com/columnists/202006101042227117-yunanistan-ve-italyanin-imzaladigi-meb-anlasmasi-ne-anlama-geliyor/

LİNK : https://www.yenisafak.com/dunya/yunanistan-italya-meb-anlasmasi-atina-hukuksuz-taleplerini-kanitlamis-oldu-3544402

LİNK : https://www.gzt.com/jurnalist/yunanistan-ve-italya-arasindaki-deniz-anlasmasi-ne-anlama-geliyor-3546216

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI /// MEB izin verdi : Nakşibendi Tarikatı’nın kitabı okullarda !!!!


MEB izin verdi : Nakşibendi Tarikatı’nın kitabı okullarda !!!!

Milli Eğitim Bakanlığı izniyle okullara dağıtılan Nakşibendi Tarikatı’na ait kitapta “Kâğıt, tavla vb. oyun oynayan, kuş uçuran kimselere selam verilmez” ifadeleri yer alıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Nakşibendi Tarikatı ile işbirliği kapsamında okullara dağıttığı kitapta dikkat çeken ifadeler yer aldı. Söz konusu kitapta “Kâğıt, tavla vb. oyun oynayan, kuş uçuran kimselere selam verilmez” ifadeleri yer aldı.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Nakşibendi tarikatının, “Hakyolcular” olarak bilinen kolu İskenderpaşa Cemaati ile işbirliğinde çocuklara ulaştırılan “İletişim, Nezaket ve Adap” kitabında, çocuklardan sosyal yaşamlarını dine göre düzenlemeleri istenirken, tarikata ilişkin kurallar aktarıldı.

Kadın ve erkek ilişkilerine geniş yer ayrılan kitapta, “Yanında eşi ya da mahremi bulunmayan kadının yanına girmekten sakının. Aynı şekilde bayanlar da evde eşi ya da bir üçüncü kişi olmadan bir erkeğin yanına girmemelidir” denildi.

“Ev planı İslam’a uygun olmalı” başlıklı bölümde de ev ve aile ilişkileri anlatıldı.

Kitapta, “Aile içinde de olsa giyim, kuşam adabına dikkat edilmelidir. Yatak kıyafetiyle kimse ev halkı arasında dolaşmamalıdır. Aile içerisinde iffet ve haya duygusu mutlaka muhafaza edilmelidir” ve “Buluğ çağına ermemiş küçükleri anne ve babalarının odalarına; sabah namazından önce, öğleyin istirahat için yatak odasına çekildikleri zaman, yatsı namazından sonra, kapıyı çalıp izin almadan asla giremezler” denildi.

Cumhuriyet’ten Ozan Çepni’nin haberine göre; kitapta, “selam verilmeyecekler” bölümünde “din açısından zararlı veya zararı faydasından çok yahut hiçbir faydası olmayan bir işle meşgul olanlara selam verilmemelidir” denilerek “Kâğıt, tavla vb. oyun oynayan, kuş uçuran kimselere selam verilmez” denildi.

Kadın ve erkeklerin selamlaşmasının tehlikesine işaret edilen kitapta, “Musafaha/Tokalaşma” başlıklı bölümde, “Tokalaşmanın bugün halen İslami özelliğini muhafaza ettiğini söylememiz mümkün müdür? O biraz şüphe götürür” denildi.

Tokalaşmanın iki elle tutuşarak yapılması gerektiğinin öğrencilere anlatıldığı kitapta, “İslamda yasak olmasına rağmen tokalaşmanın kadınlar ile erkekler arasında oluşu Batı’nın etkisinin hâkim olduğu fikrini vermektedir. Tokalaşma sonunda öpüşme sonradan ortaya çıkmış bir davranıştır. Özellikle erkeklerle kadınların tokalaşıp öpüşmeleri İslam adabına tamamen aykırıdır” ifadeleri dikkat çekti.

İRTİCA DOSYASI /// MEB’ten başı açık kadınlara ağır saldırı : Kötü kadınların başı açık, iyiler türbanlı


MEB’ten başı açık kadınlara ağır saldırı : Kötü kadınların başı açık, iyiler türbanlı

Milli Eğitim Bakanlığı’nın rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta çocuklara cinsel istismar ve şiddet uygulayan kadınlar başı açık, şefkat gösteren kadınlar ise türbanlı olarak resmedildi.

Okullara dağıtılan ders kitaplarındaki yanlış uygulamaların bir benzeri de Milli Eğitim Bakanlığı’nın hizmet içi eğitimleri kapsamında rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta yer aldı. Bakanlığın doğal afet, terör ve cinsel istismar gibi olaylar karşısında psikolojik destek sağlamak amacıyla başlattığı, “Psikososyal Önleyici Destek Programı” kapsamında hazırlanan kitapta başı açık kadınların çocuklara şiddet ve istismar uygularken, türbanlı kadınların ise şefkat gösterirken resmedilmesi dikkati çekti.

Milli Eğitim Bakanlığı doğal afet, terör, göç, intihar, ölüm ve istismar gibi travmatik olaylar karşısında yürütülen önleme hizmetlerinin programlarını Nisan 2019’da tamamıyla yeniledi. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü öncülüğünde yapılan çalışmalar kapsamında, “Psikososyal koruma, önleme ve krize müdahale ekipleri” kurulması kararlaştırıldı.

KILAVUZ KİTAP

BirGün’den Mustafa Mert Bildircin‘in haberine göre, Bakanlık, Psikososyal Destek Programı eğiticisi tarafından hizmet içi eğitim kapsamında açılan, “Psikososyal Destek Programı Uygulayıcı Eğitimleri” hazırladı. Eğitimi başarı ile tamamlayan rehberlik öğretmenlere, “Psikososyal Destek Programı Uygulayıcı” unvanı verildi. Öğrencilere yaşadıkları travmalar konusunda destek olacak rehber öğretmenler için bir de kılavuz kitap hazırlandı.

MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan kitapta, travma türlerine ilişkin önleyici etkinlikler yer aldı. Kitabın, “Cinsel İstismar” başlığı altında olumlu ve olumsuz davranışlara örnek olacak resimler çizildi. Küçük yaştaki çocuğu muayene eden türbanlı bir doktora ilişkin resimde, muayene olan çocuk ve ailesinin mutlu şekilde yansıtıldığı görüldü.

Kitapta bulunan, “Doğrular ve Yanlışlar” etkinliği altında da çocuğunu öpen, şefkatle sarılan anne görseli paylaşıldı. Görseldeki anne türbanlı şekilde yansıtıldı. Bir başka resimde ise çocuğu öpmeye çalışan başı açık yetişkin bir kadın ve bu girişim karşısında hoşnut olmayan çocuk anlatıldı. Bu resmin hemen altına ise çocuğunun başını okşayan kapalı bir annenin çizildiği resim yerleştirildi. Kitapta yer alan hikayelerin birinde ise sokakta oynayan çocuğun yanına gelen komşusunun onu öpmek istediği ifade edildi. Bu hikayenin görselinde de başı açık bir kadın tercih edildi.

İYİ NİYETLİ DEĞİL

Sosyal Hizmetler Uzmanı Dr. Bülent İlik, BirGün’ün, “Bu görseller çocuğun bilinçaltında, ‘Türbanlı iyi açıklar ise kötü algısı yaratır mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Çocukta hemen böyle bir algı oluşmaz ama bu tip şeyler üst üste geldiği zaman çocuğun zihnine öyle yerleşir. Bu yaşananlar sistemli şekilde adım adım uygulanan bir sürecin parçası. Bunu yapanların iyi niyetli olmadığını söylemek gerekir. MEB, çok uzun bir süredir benzer politikayı ısrar ve inatla sürdürüyor. Şunu da söylemek gerekir ki çocuğun yaşadığı çevre ve ailesi bu noktada çok önemli. Bu tür konular her çocuk için aynı etkiyi yaratmaz.”

EĞİTİM DOSYASI : MEB’in ‘dini eğitim sınıfları’ projesinde neler oluyor ???


MEB’in ‘dini eğitim sınıfları’ projesinde neler oluyor ???

MEB’in üç ilde pilot uygulama olarak başlattığı anaokullarında ‘dini eğitim sınıfları’ projesi çocukların hayatını adeta kâbusa çevirdi. Veliler, daha önce değerler eğitimi adı altında çocuklarının dini eğitime maruz bırakıldığını ve bunun çocuklar üzerinde çok ciddi etkilere neden olduğunu belirtti.

Özel Lale Bahçesi Anaokulu’nda beş yaşındaki çocuğuna din dersi verilen Taner Kocakaymak, çocuğunun geceleri kâbuslar gördüğünü, kadın olduğu için halasıyla temasa geçmediğini kaydetti. BirGün’den Meral Danyıldız’ın haberine göre, Kocakaymak, şöyle konuştu: “Eşim benim onayım haricinde çocuğumu yazdırmıştı. Çocuğum o zamanlar beş yaşındaydı. Kendisinde birçok değişiklik görüyordum. Halasıyla kucaklaşmamalar, öpmemeler, ‘günah’ demeleri başladı. Halası kadın olduğu için kendisine dokunamayacağını söylüyordu. Gece rüyalarında ağlıyordu, ‘Tamam, ezberleyeceğim, okuyacağım’ şeklinde sayıklamaları vardı. Mesela tuvalete gideceği zaman bir keresinde kapının önünde uzun süre beklemişti. Nedenini sorduğumda tuvalet duasını unuttuğunu söylüyordu. O duayı unutunca girmiyordu. Daha sonra ezberlemeye çalışıyordu. Dua ederken ellerini birleştirmeyi öğretmişler. Çocuğum da o şekilde dua etmeye çalışır, diğer şekillerde dua etmenin günah olduğunu söylerdi.”

Kocakaymak, okuldan müfredatı istediğinde dini eğitimle alakalı takvimde herhangi bir bilgi göremediğini ifade etti. Çocuğunun aradan bir iki sene geçmesinin ardından ancak atlatabildiğini belirten Kocakaymak, sözlerini şöyle noktaladı: “İkinci dönemin başında ben Eğitim Sen Başkanı ile görüştüm, direkt okuldan bilgileri aldım, yıllık müfredatı istedim. Din eğitimiyle ilgili en ufak bir şey yoktu müfredatta ancak tamamen din eğitimi üzerine kuruluydu. Resim çizme, kitap okuma gibi aktiviteler yapmıyorlardı. 23 Nisan programları yoktu. İkinci dönemin başında çocuğumu okuldan aldım. Çocuğum üzerinde bu olaylar travma yarattı ve hâlâ bazı etkileri sürüyor. Yaşadığı travma ise yoğun olarak bir iki sene sürdü.”

ÇOCUĞUM TABUTTAN BAHSEDİYORDU

İsmini vermek istemeyen başka bir veli ise, İzzet Baysal Anaokulu’nda geçen sene ‘Değerler Eğitimi’ adı altında dini eğitim verilen çocuğunun sürekli ölümden bahsettiğini aktardı. Veli, “Çocuk, tabuttan, ölümden bahsediyordu. Daha ben bile bilmezken ölünün kefenlenme, pamuklanma şeklinden söz ediyordu. Açık ve kapalı anne ayrımı yapmaya başlamıştı. Başörtüsü takan annelerin daha iyi olduğunu söylüyordu. Ben de ‘Anneciğim, ben başörtü takmıyorum, kötü bir anne miyim?’ şeklinde soruyordum. ‘Hayır’ diyordu. Daha sonra okula gidip bu olaydan bahsettim. Bu dersi veren kişiye ne mezunu olduğunu sordum, bana cevaben Kuran eğitimi aldığını söyledi. Kendisinin bu konu hakkında lisans mezunu dahi olmadığını öğrendim. O kadar üniversite mezunu öğretmen atama beklerken, Kuran eğitimi alan birinin gelip çocuklara ders vermeye çalışması zoruma gitti. Bu olayın üzerinden bir sene geçmesine rağmen hâlâ çocuğumun kafasındaki o algıyı kırmaya çalışıyorum.”

İRTİCA DOSYASI : MEB okullarında ‘Hizbullah’ sınavı ! ‘Karşı çıkan din düşmanı ilan ediliyor’


MEB okullarında ‘Hizbullah’ sınavı ! ‘Karşı çıkan din düşmanı ilan ediliyor’

MEB, terör örgütü Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen, “Peygamber Sevdalıları Vakfı”na bu yıl da okullarda Siyer (peygamberin hayatını anlatan) sınavı düzenlenmesine izin verdi.

Siyer sınavına hazırlanan H.R.K. “Babam sınava girmemi istemiyor. Ancak tablet kazanmak için sınava gireceğim” dedi. M.N. isimli veli, “Sınava karşı çıktığımız için din düşmanı ilan ediliyoruz” diye konuştu.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) terör örgütü Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen, “Peygamber Sevdalıları Vakfı”na bu yıl da okullarda Siyer (peygamberin hayatını anlatan) sınavı düzenlenmesine izin verdi. İstanbul’da çok sayıdaki okulda ise öğretmenlerin iki hafta sonra düzenlenecek siyer sınavına öğrencilerin girmesi için çağrı yaptığı öğrenildi.

Cumhuriyet’ten Seyhan Avşar’ın haberine göre, Sultançiftliği’nde bir ilkokulda okuyan ve siyer sınavına hazırlanan H.R.K. isimli kız çocuğu, “Bu sınava girmemi aslında babam istemiyor. ‘Otur okul derslerine çalış’ diyor. Ancak babamdan tablet istiyorum. Parası olmadığı için alamıyor. Bende tablet kazanmak için sınava gireceğim” dedi. Yine aynı semtte oturan ve çocuğunun sınava girmesini istemeyen M.N. isimli bir anne ise “Bizler bu sınava karşı çıktığımız için din düşmanı ilan ediliyoruz. Okulda öğretmenler ve diğer veliler tarafından dışlanıyoruz” diye konuştu.

MEB, çocukları tarikatlara, cemaatlere, dini kurum ve kuruluşlara emanet etmeye devam ediyor. Yıllardır Hizbullah’a yakınlığı bilinen “Peygamber Sevdalıları Vakfı” adı altında örgütlenen dinci grup, ülke genelinde ilkokul, ortaokul ve liselerde bu yılda “Siyer Sınavı” düzenleyecek.

Arasında tablet, bisiklet, çeyrek altının da bulunduğu 2 bin farklı ödülün verileceği belirtilen sınavda, en iyi dereceyi yapan öğrenciler ise bu vakfa emanet edilerek umreye gönderilecek. Ayrıca çok sayıda okulda ise öğretmenlerin bu sınava girmesi için öğrencilere çağrı yaptığı, öğrencilerin ise sınava katılmak için 5 TL ödeme yaptığı belirtildi.

ÖĞRETMEN İSTEDİ

Bu sınava girecekler arasında yer alan H.R.K. isimli kız çocuğu ise sınava girmesini din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin istediğini belirterek “Sınavı kazanmak için çok çalışıyorum. Bu sınava girmemi aslında babam istemiyor. Ancak babamdan tablet istiyorum. Parası olmadığı için alamıyor. Bende sırf tablet almak için sınava gireceğim. Verecekleri hediyeler çok güzel” dedi.

“Bu sınav okul derslerine engel olmuyor mu?” sorumuza ise H.R.K., “Sadece şu ara bu sınava çalışıyorum. Sınav bitince tekrar okul derslerime çalışacağım. Bazen babamda kızıyor. ‘Otur okul derslerine çalış’ diyor.” ifadelerini kullandı.

‘DİN DÜŞMANI İLAN EDİLİYORUZ’

Çocuğunun siyer sınavına girmesini istemeyen M.N., isimli veli ise “Müslümanız bizler ancak çocuklara böyle sınavlar yapmalarını uygun görmüyorum. Ona gerekli dini bilgiyi ben evde veriyorum. Yazın çocuğumu Kuran kursuna çağırıyorlar. Şimdi ise bu sınav. Çocuğumun böyle bir sınava girmesini istemiyorum. Ancak diğer çocuklardan etkileniyor. Ayrıca bizler karşı çıktığımız için din düşmanı ilan ediliyoruz. Okulda öğretmenler ve diğer veliler tarafından dışlanıyoruz” dedi.

EĞİTİM DOSYASI : Menemen Olayı MEB kitaplarından kaldırıldı


Menemen Olayı MEB kitaplarından kaldırıldı

Cumhuriyet tarihinin en kara sayfalarından biri olan Menemen Olayı ve Asteğmen Kubilay’ın şehit edilmesi gelecek nesillere unutturulmaya çalışılıyor. 23 Aralık 1930 günü yaşanan ve ibretle okunması, ders çıkarılması gereken Menemen Olayı’nın anlatıldığı 8. ve 11. sınıf sınıf “T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” ders kitaplarında yer alan bazı ifadeler bu yılki ders kitaplarından çıkarıldı. Asteğmen Kubilay’ı ve onu katleden eli kanlı cumhuriyet düşmanlarını unutmadık. Siz de unutmayın. Unutturulmaya çalışılan Menemen Olayı ve o günlerde yaşananları haberimizde derledik. Her yıl olduğu gibi bu yıl da 23 Aralık günü Asteğmen Kubilay şehit olduğu Menemen başta olmak üzere yurdun dört bir yanında anılacak ve hatırlanacak.

Menemen Olayı ya da Asteğmen Kubilay Olayı, 23 Aralık 1930 günü, İzmir’in Menemen ilçesinde, askerliğini yedek subay olarak yapmakta olan öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın ve yardımına koşan bekçiler Hasan ve Şevki’nin şeriat isteyen bir grup tarafından öldürülmesi olayıdır. Olayların ardından bölgede sıkıyönetim ilan edilmiş, General Mustafa Muğlalı başkanlığında kurulan Divanı Harp’te yargılanan failler idam dahil çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Menemen Olayı şeriat ile laiklik arasındaki mücadeleyi vurgulaması açısından Cumhuriyet tarihinin önemli olaylarından biri olarak kabul edilir.

MEB kitaplarından bazı bölümler çıkarıldı

23 Aralık 1930 günü yaşanan ve ibretle okunması, ders çıkarılması gereken Menemen Olayı’nın anlatıldığı 8. ve 11. sınıf sınıf “T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” ders kitaplarında yer alan bazı ifadeler bu yılki ders kitaplarından çıkarıldı.

Tarihçi yazar Mustafa Solak’ın gündem getirdiği bilgiye göre; 11. sınıf T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders kitabında, “Menemen’de Derviş Mehmet ve etrafına topladığı bir grup rejim düşmanının ‘Din elden gidiyor’ propagandasıyla 23 Aralık 1930 tarihinde ayaklanma çıkardığı, Atatürk’ün, Menemen’de ortaya çıkan Kubilay Olayı’nı cumhuriyet ve inkılaplara karşı çağdaş Türk Devleti’ni yok etmek için düzenlenmiş bir isyan olarak gördüğü, Türk Milleti’nin bu olayı protesto ederek cumhuriyet yönetimine ve inkılaplara bağlı olduğunu Türk ve dünya kamuoyuna bir kere daha gösterdiği” yazmaktadır. Kitapta, ‘Atatürk döneminde demokrasi yoktu, partilere izin verilmedi’ diyenlere yanıt verircesine ‘Kubilay Olayı’ndan sonra demokrasiye ve çok partili hayata geçiş denemeleri süresiz ertelendi’ ifadesiyle çok partili hayatın aksamasına cumhuriyet karşıtlarının izin vermediği açıklanmıştır. Solak’ın aktardığına göre bu satırlar kitaptan çıkarıldı.

Geçen yılki 8. sınıf TC İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders kitabında ise Menemen İsyanı ve Kubilay’ın katli şu şekilde anlatılarak çok partili hayatın süremediği ortaya konmuştur:

“Kuruluşundan kısa süre sonra Serbest Fırkayı laikliğe ve inkılaplara karşı olanların toplandığı bir merkez hâline getiren cumhuriyet karşıtları fesin tekrar giyileceği, tekkelerin yeniden açılacağı, eski alfabeye dönüleceği yönündeki propagandalarına devam ettiler. Bu çevreler Parti lideri Fethi (Okyar) Bey’in Ege gezisi sırasında gittiği yerlerde cumhuriyet ve laiklik aleyhine gösteriler yaptılar. Fethi Bey de kontrolü dışında gelişen ve tehlikeli bir hâl almaya başlayan bu olayların daha fazla büyümemesi için 17 Kasım 1930’da partisini kapatmak zorunda kaldı. Fethi Bey’in partisini kapatmasından sonra yaşanan Menemen Olayı onun bu kararının ne kadar doğru olduğunu ortaya çıkardı.” Tarihçi Solak’ın ifadesine göre; bu ifadeler de kitaptan çıkarıldı.

Unutturulmaya çalışılan Menemen Olayı

23 Aralık 1930 sabahı Manisa’dan Menemen’e gelen dördü silahlı altı kişi, bir camiden aldıkları yeşil sancağı sabah namazından sonra ilçe meydanına dikerek silah zoruyla etraflarına adam toplamaya başlar. Sarıklı ve cüppeli bu kişilerin, Şeyh Esat’ın Manisa’da Nakşibendi tarikatını yaymakla görevlendirdiği Laz İbrahim tarafından yönlendirildiği iddia edilir.

70 bin kişilik Halife ordusu

Halkın katılmasıyla isyancı grup kısa zamanda büyür. İlk eylemciler arasında, Giritli Derviş Mehmet, Şamlı Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan ve Küçük Hasan vardır. Derviş Mehmet cemaate kendini Mehdi olarak tanıtır ve dini korumaya geldiklerini söyler. Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini söyler

‘Şapka giyen kafirdir’

Eylemciler meydana diktikleri ve şeriat sancağı olarak adlandırdıkları yeşil bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye ve zikretmeye başladılar. “Şapka giyen kafirdir. Yakında yine şeriata dönülecektir.” diye bağırarak bir isyan hareketi başlatır. Bayrağın altından ahaliden bazı kişileri geçirirler. Bunlar arasında fabrikada işçisi Hayimoğlu Jozef gibi gayrimüslimler de var. Eyleme katılan vatandaşların bir kısmının halife ordusunun geleceği endişesiyle boyun eğdiği iddia edilir

Asteğmen Kubilay’ın müdahalesi

Olayların ilçedeki askeri birlikte duyulması üzerine alay komutanı, Asteğme Kubilay’ı bir manga askerle birlikte olay yerine gönderir. Kubilay askerlerin yanından ayrılarak tek başına eylemcileri arasına girer ve teslim olmaya ikna etmeye çalışır. Silahlı eylemcilerden biri ateş ederek Kubilay’ı yaralar. Bunu gören askerler ateşle karşılık verirler ancak tüfeklerinde öldürücü etkisi olmayan manevra fişekleri vardır. Elebaşlarından Derviş Mehmet “Bana kurşun işlemiyor.” diyerek halkı kutsal bir vazifesi olduğuna ikna etmeye çalışır.

Yaralı olarak girdiği camide şehit edildi

Kubilay yaralı halde uzaklaşarak cami avlusuna sığınır ancak Derviş Mehmet ve arkadaşları peşinden gider. Derviş Mehmet, testere ağızlı bağ bıçağıyla Asteğmen Kubilay’ın başını bedeninden ayırır. Kesik başı yeşil bayrağın sopasına dikmeye çalıştılar ancak başaramazlar. Bunun üzerine kesik başı bayrağın sopasına iple bağladılar. Olay yerine sonradan gelen Bekçi Hasan ateş edip gruptan birini yaralar, ancak açılan ateş sonucu o da öldü. Arkadaşının yardımına koşan Bekçi Şevki de açılan ateş sonucu öldü.

Olay yerine gelen takviye birliklerin “Teslim ol!” çağrısına uymayan eylemciler ile askerler arasında çatışma çıkar. Göstericilerden Derviş Mehmet de dahil bazıları ölür. Kaçmaya çalışan elebaşları ve eylemcilerin hepsi tutuklanır.

Olayın Ankara’da duyulması

Kubilay Olayı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin 1925’deki Şeyh Said İsyanından sonra tanık olduğu önemli olaylardan biridir. Dört gün sonra, 27 Aralık 1930 günü Dolmabahçe Sarayı’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığında bu konuda bir toplantı yapılır. 28 Aralık 1930’da orduya gönderdiği başsağlığı telgrafında, “Mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmalarının bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadise” olduğunu belirtir.

Sıkıyönetim ve mahkeme süreci

31 Aralık 1930 günü Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir’in merkez ilçelerinde 1 Ocak 1931’den itibaren 1 ay süre ile Fahrettin Altay komutasında sıkıyönetim ilan edilir ve 1. Kolordu Komutan Vekili General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Divanı Harp kurulur.

Olaya doğrudan veya dolaylı katılan 105 sanık; anayasayı cebren tağyir, eyleme iştirak ve azmettirme; Derviş Mehmet’in mehdilik iddiasıyla harekete geçtiğini bildikleri halde zamanında hükümete haber vermeme veya tekkelerin seddinden sonra tarikat ayini icra ettikleri suçlamalarıyla 15 Ocak 1931’den itibaren Divanı Harp’te yargılanmaya başlanır.

24 Ocak 1931 günü iddianame okunur ve 29 Ocak’ta mahkeme 36 (ölmüş olan bir sanık ile birlikte 37) kişinin idama mahkûm edilmesine, 40 kişinin sorumsuzluğu nedeniyle salıverilmesine, 27 sanığın beraatine, 41 kişiye çeşitli hapis cezaları verilmesine hükmeder ve karar Meclis’in onayına sunulur. İdam hükümlülerinin altısı küçük yaşta olduğundan cezaları ağır hapse çevrilir. TBMM Adalet Divanı ayrıca iki idamlığın cezasını da iki yıl hapse çevirir.

28 kişi idam edildi

Diğer 28 idam mahkumu, 3 Şubat 1931 gecesi Menemen’de idam edilir. Bazıları Kubilay’ın başının kesildiği yerde asılır. Mahkumlardan biri idam sehpasının önünden kaçar. İki hafta sonra yakalanır ve ertesi gün idam edilir. 26 Aralık 1934 tarihinde Menemen’de iki bekçi ve Kubilay adına anıt dikilir. Anıtın üzerinde şöyle yazar: “İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.” Sıkıyönetim, 28 Şubat 1931’de Manisa ve Balıkesir’den, 8 Mart 1931’de de Menemen’den kaldırılır.

Olayların siyasi boyutu

Siyasi bağlamda Kubilay Olayı, 1930’da Ali Fethi Okyar tarafından Mustafa Kemal Paşa’nın tavsiyesiyle kurulmuş olan ve Menemen Olayı’ndan hemen önce 17 Kasım 1930’da kendi kendini fesheden, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci ana muhalefet partisi Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın 99 günlük varlığı ile bir arada değerlendirilmektedir. Olayın, zamanın Nakşibendi tarikatının lideri Şeyh Esat ve yandaşları tarafından planlandığı ve Menemen’de uygulamaya konulduğu iddia edilmiştir.