SAVAŞLAR DOSYASI : II. Dünya Savaşı’nda Amerikalı Komutanın Alman Ordusuna Yolladığı Çok İlginç Mektup


II. Dünya Savaşı’nda Amerikalı Komutanın Alman Ordusuna Yolladığı Çok İlginç Mektup

Dünyanın açık ara en kısa mektuplarından biri sayabileceğimiz bu yazıt, savaş denilen olgunun içinde neler yaşanabileceğine dair de ilginç bir bakış açısı sunuyor bizlere. Sözlük yazarı "frankiegoestohollywood" anlatıyor.

Arden Taarruzu sırasında Amerikan askerleri / http://www.army.mill

daha kısaları mutlaka vardır ama en kısalarından biri olmaya aday, en azından ilk mektupla cevap mektubunun arasındaki uzunluk farkı açısından dereceye girebilecek, tarihe geçmiş bir mektubun hikayesi şöyledir:

ikinci dünya savaşı’nın sonlarına doğru, 1944 kışında belçika, lüksemburg ve biraz da fransa topraklarında cereyan eden bir muharebede (bkz: battle of the bulge) (ardenler taaruzu) fransa üzerinden yardıra yardıra almanya’ya üzerine doğru ilerleyen müttefik ordularına karşı neredeyse son sıkımlık güçlerini birleştirerek bir karşı taarruz başlatan almanlar, abd ve ingiliz kuvvetlerinin birleşme ihtimalini kesmek amacıyla ardennes dağları yönünde saldırmışlar, müttefiklere önemli zaiyatlar verdirmişler ve bu süreçte bastogne bölgesinde abd birliklerini kuşatmayı başararak asker sayısı ve techizat üstünlüğüyle inisiyatifi bir süreliğine ele geçirmişlerdi.

işte o arada, alman panzer birliklerinin komutanı korgeneral heinrich freiherr von lüttwitz, üste çıkmanın verdiği heyecan ve hevesle karşısındaki mevzilerde konuşlanmış abd 47. kolordusuna vekaleten komuta eden tuğgeneral anthony mcauliffe’e bir mektup göndererek abd birliklerinin teslim olmalarını resmen talep etmiştir. 22 aralık 1944 günü, bir binbaşı, bir teğmen ve iki erattan oluşan bir alman muhabere heyeti, belçika’nın bastogne şehrinin güneybatısındaki amerikan mevzilerinden içeri ellerinde bir beyaz ateşkes bayrağıyla dalıp mcauliffe’e iletilmek üzere şu ültimatom mektubunu vermişlerdir:

"kuşatılmış bastogne şehrinin abd’li komutanına,

savaşın talihi dönmektedir. bu kez bastogne ve civarındaki abd kuvvetleri güçlü alman zırhlı birliklerince kuşatılmıştır. daha fazla sayıda alman zırhlı birlikleri orteuville yakınlarından our nehrini geçmiş, marche’yi ele geçirmiş ve hompre-sibret-tillet’ten geçerek st. hubert’e ulaşmışlardır. libramont da alman birliklerinin elindedir.

kuşatılmış abd askerlerini topyekün imha edilmekten kurtaracak sadece tek bir ihtimal vardır: o da kuşatılmış şehrin onurlu bir biçimde teslim edilmesidir. bu hususu değerlendirmeniz için bu mektubun elinize teslim edilmesinden itibaren iki saatlik bir süre tanınacaktır.

eğer bu teklif reddedilecek olursa, bir alman topçu kolordusu ve altı ağır uçaksavar taburu bastogne ve civarındaki abd askerlerini imha etmek üzere hazır beklemektedir. ateş emri işbu iki saatlik sürenin hemen ardından verilecektir.

bu topçu ateşinin neden olacağı bütün ciddi sivil kayıplar, meşhur amerikan insancıllığına uygun düşmeyecektir.

alman komutanı."

Heinrich Freiherr von Lüttwitz

bu mektup üzerine, "bu lüttwitz kafayı sıyırmış olmalı" diyen mcauliffe’in resmi cevabı, albay joseph harper tarafından daktiloyla yazılmış ve bekletilen alman heyetine verilmiştir:

"alman komutanına,

nuts!

amerikalı komutan"

Anthony Mcauliffe

mektubu alan alman heyetindeki binbaşı, cevabın kısalığı karşısında şaşırmış ve o tek kelimenin anlamını çıkaramayınca albay harper’e sormuştur. harper de bunun "canınız cehenneme" anlamına geldiğini söyleyip almanları kendi karargahlarına geri göndermiştir.

bu olaydan sonra general mcauliffe’in lakabı "nuts" olarak üzerine yapışmıştır.

lüttwitz’in tehditi olan topçu ateşi hiç gerçekleşmemiştir. ancak almanlar abd mevzilerine karşı yoğun bir piyade ve tank saldırısı başlatmışlar ve bunlara ek olarak alman hava kuvvetleri de şehre yönelik taarruza destek vermiştir. bastogne’u savunan 101. hava indirme tümeni, 4. zırhlı tümen’in 26 aralık’ta yetişerek cepheyi tahkim etmesine kadar geçen süre boyunca alman ilerleyişini durdurmayı başarmıştır.

SAVAŞLAR DOSYASI /// Tarihteki Tüm Komutanlardan Daha Fazla Toprak Ele Geçiren General : Subutay


Tarihteki Tüm Komutanlardan Daha Fazla Toprak Ele Geçiren General : Subutay

1176-1248 yılları arasında yaşamış olan ve Cengiz Han’ın en önemli komutanı olan Moğol generali Subutay (Sübedey), kazandığı 65 savaş ile pek çok kişiye göre gelmiş geçmiş en iyi komutanlardan biri.

tarihte hiçbir komutanın ve hükümdarın alamadığı kadar büyük toprak parçaları ele geçirmiş, bir demircinin oğlu olarak dünyaya gelmiş, cengiz han’ın en büyük mareşali ve imparatorluğun stratejisti olan tuva türküdür subutay (sübedey).

cengiz han’la nasıl tanıştığı ile ilgili çeşitli rivayetlerden biri bir savaş esnasında cengiz’in atını tek okla vurarak cengiz’i atından düşürmesi sonucu olduğudur. ancak aşikar olan, geçmişte müslüman olan türklerin göktanrıcı türkleri maveraün nehir ve bugünkü kazakistan’dan sürmesine karşı gelişmiş olan bir öfke ile göktanrıcı türklerin cengiz ordusuna gönüllü olarak katılmasıdır. öyle ki cengiz’in, harzemşahlar karşısına çıkardığı ordu 40-50 binlik bir ordu iken hazar denizi’ne ulaştığında bu ordunun toplamı 200 bine ulaşmıştır.

sübedey, bagatur’un batı tarihçileri tarafından bilinen en büyük başarısı yüzlerce km uzaklıktaki orduları eşgüdümlü olarak hareket ettirerek ard arda avrupa’nın en güçlü ordularından olan macar ve polonya ordularını kısa sürede yok etmesidir. sübedey’in taktikleri yıldırım savaşının ilk ve en iyi örnekleri olarak kabul edilir ve bugün birçok ülkede askeri harekat stratejisi kitaplarında okutulmaktadır. moğol devleti her ne kadar sadece barbar bir imparatorluk olarak görülse de imparatorluğun stratejisi fethedilen bölgelerde mutlak iktidarı ve düzeni sağlamak üzerine kurulmuş idi. esasında sübedey’in stratejik zekasını anlamak için sadece eş güdümlü zaferlerini ele almak oldukça hafif kalır ki sübedey, avrupa’da irlanda’ya kadar mutlak iktidarın 20 yıl içerisinde sağlanacağı raporunu cengiz han’a iletmiştir.

bu raporda avrupanın tüm krallarının, derebeylerinin kontrol gücü birbirleriyle olan ilişkilerini varlıklı tüccarların siyasetle olan ilişkileri nerede ne zamanda hangi ürünlerin yetiştiği hangi nehrin ne zaman donduğu etnik yapının dinin etkisinin nerede ne kadar olduğu vs. her şey hesaplanmış ve sonuçları ortaya dökülmüştür. ancak han’ın ölümü sonrası kurultay için geri dönülmek zorun da kalınmış daha sonrasında ise sübedey resmen emekliliğini isteyerek tula’ya yerleşerek 1248’deki ölümüne dek savaşlardan ve siyasetten uzak kalmıştır.

not: subutay veya subutai, batılıların kendi dillerine uyarladıkları isimdir. orijinali sübedey’dir.

taharetibrigi

şahsi görüşüme göre subutay, tüm zamanların en büyük komutanı, mareşal sıfatını tarihte en çok hak eden isimlerin başında gelmektedir. zira moğol imparatorluğuna hizmet ettiği 1206-1248 yılları arasında onlarca muharebe yapmış ve hepsinden de zaferle ayrılmıştır.

rusya topraklarını 1237-1242 seferlerinde tek hamlede bütünüyle işgal edebilen tek generaldir (napolyon ve nazi ordularının kış şartlarında yaşadıkları hezimetler malum). ekürisi kurt cebe ile birlikte harzem şahı muhammed’i bir ruh gibi takip etmişler, hazar denizi’ndeki küçük bir adada öldüğünü öğrenince yollarına devam etmişlerdir ve bu süreçte kafkasya’da gürcü ordularını tarumar ettikten sonra kuzeye yönelip yaklaşık 20.000 kişilik ordularıyla 82.000 kişilik rus ordularını darmadağın etmişlerdir.

cengiz han öldükten sonra (1227) güney çin (sung) birliklerini ezmiş ve bu bakımdan çin’in tamamının moğol egemenliğine girmesinde çok önemli bir paya sahip olmuştur. bu süre zarfında 300.000’den fazla çin askerini öldürmüş ve şehirleri hunharca yağmalamıştır. kurt cebe ile birlikte komutanlık eğitimini bizzat cengiz han’dan alması onun için muazzam bir deneyim olmuştur. macaristan ve polonya’yı istila ederken kumanda ettiği süvari birlikleri 3 günde 450 km yol alarak bu alanda bir rekor kırmışlardır. mohi ve legnica savaşlarını kazanarak kendinden 3-4 kat daha kalabalık macar ve leh ordularını peş peşe yok etmiştir.

KİTAP TAVSİYESİ : TSK’NIN EN DEĞERLİ KOMUTANININ BİYOGRAFİSİ – BEN VELİ KÜÇÜK /// YAZAR : HİKMET ÇİÇEK


KİTABI BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.

Değerli Yurtseverler,

Veli Paşamız hakkında söylenecek çok şey var ama kısa keseceğim. İsteyenler sitenin BİYOGRAFİ bölümünden detaylı okuyabilir. Benim tanımaktan gurur ve şerefi duyduğum çok ender ve çok değerli bir Komutanımdır. TSK camiasında ve türk yurtseverleri nezdinde çok saygın ve önemli bir yeri vardır. Azerbeycan Devlet Başkanı ile randevusuz görüşebilecek kadar Türki devletlerde sevilen ve sayılan bir insandır. Komutanım terörle mücadelede çok önemli hizmetler verdi. Burada anlatmayacağım isteyenler kitabı sipariş edip okuyabilirler.

Buradan Komutanıma küçük bir mesaj vereyim.

“Komutanım 50 yaşıma geldim ve bu yaşıma kadar vatana hizmette sizi örnek alıyorum. Umuyorum sizin gibi değerli bir büyüğüme ve devletime layık bir yurtsever olmuşumdur”

Erkut Ersoy

İstihbarat Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU

BİYOGRAFİ DOSYASI /// Türk Ordusunun Ebedi Komutanı : Mete Han


Türk Ordusunun Ebedi Komutanı : Mete Han

Türk tarihinin en büyük hükümdarlarından olan Mete Han, Türk tarihinde ilk modern devlet ve ordu anlayışını geliştiren hükümdar olmuştur.

Mete Han’ın çocukluğunu M.Ö. 187 tarihinde Çin imparatoriçesine yazdığı mektupta şöyle anlatmaktadır. “Irmaklar ve göller arasında doğdum; geniş yaylalarda sığırlar ve atlar arasında büyüdüm; kendimi sık sık sınır boylarında buldum”.

Her Hun çocuğu gibi Mete Han koyunların sırtına binip farelere, gelinciklere, kuşlara, tilkilere ve tavşanlara ok atarak ilk atıcılık eğitimlerini yapmış ve kendini gelişmiştir.

Mete Han’ın Hayatı ve Savaşları

Çinli tarihçilerin Mete Han’ın gençlik hayatı hakkında toplayabildikleri en önemli bilgi, bir komplo olayının hikayesinden oluşmaktadır. Hun Hükümdarı (Şan-yü) Tuman’ın (Teoman) kendine varis olarak Mete Han’ı değil küçük hanımından olan oğlunu bırakmak istiyordu. Bunun için Mete Han’ı komşuları olan Yüe-çilere rehin olarak verdi ve Mete Han’ın rehin bulunduğu sırada Yüe-çilere saldırarak oğlunun öldürmeyi planladı. Mete Han rehin bulunduğu yerden kaçarak babasının planını bozdu.

Tuman, kurduğu komplonun başarısız olmasıyla tavır değiştirip, Mete Han’ı ödüllendirerek meseleyi unutturmak ve kapatmak istemişti. Mete Han ise babasının planının ne anlama geldiğini biliyordu ve artık babası ile arasında bir iktidar mücadelesi başlamıştı.

Mete Han’ın Babasını Öldürmesi

Mete Han ıslık çalan bir ok tasarladı ve oku neye doğru atarsa askerlerinin de hep birlikte o hedefi vurmalarını, vurmayacak olanların öldürüleceğini emretti. Çıktıkları av sırasında oku ilk önce değerli bir atına fırlattı. Atı vurmayan askerler öldürüldü. Daha sonra kendi eşini hedef aldı yine cesaret edemeyen asker öldürüldü. Bir süre sonra babasının atını hedef aldı ve bütün askerleri aynı anda hedefe ok fırlattı.

Artık askerlerlerine güvenen Mete Han, yine bir gün çıktıkları bir av sırasında babasını hedef aldı ve bütün askerlerin de aynı anda ok fırlatması ile Hun hükümdarı öldürülmüş oldu.

Mete Han tahta çıktıktan sonra güneybatı komşuları olan Tung-hular, Hun tahtına genç yaşta birinin çıkmış olmasından yararlanarak, Hun ülkesini istila etmek istiyorlardı. Bunun için Hunlara politik baskı uygulamaya başladılar. Gönderdikleri elçi ile Mete Han’n babası Teoman’a ait atı istediler. Mete Han bu isteği kabul ederek atı yolladı. Tung-hular Mete Han’ınkendilerinden çekindiğini düşünüp daha ileri gittiler ve Mete Han’dan cariyesini istediler. Mete bu istediği de kabul edip cariyesini yolladı. Tung-hular daha ileri giderek iki devlet arasında kullanılmayan çorak bir araziyi istediler.

Mete Han, "devletin temeli olan toprağı biz nasıl verebiliriz?" demiş ve hem verilebilir hem verilemez şeklinde öğüt verenlerin hepsi, başlarını ayaklarının önünde bulmuştur. Bu olay devlet hayatında taviz politikasının sınırlarını göstermesi bakımından önemlidir. Mete Han kendisine ait olan at ve cariyeyi vermekte tereddüt etmemiş ama halkın malı olan toprak söz konusu olunca taviz vermektense savaşmayı tercih etmiş ve bu tavır tüm Türk tarihi boyunca Türk devlet anlayışının temelini oluşturmuştur.

Mete Han’ın ordusu ani bir baskınla devletin namusuna el uzatan Tung-hu’lara haddini bildirmiş onları imha etmiştir.

Mete Han, tahtta kaldığı 20 yıl içinde Hun hakimiyeti altında Orta Asya birliğini kurmuştur. Altay dağlarından Aral gölüne kadar bütün ülkeleri ele geçiren Mete Han, 26 tane büyüklü küçüklü devleti ortadan kaldırarak, Hun siyasi birliğini sağlamıştır.

BİYOGRAFİ DOSYASI : 1974 KIBRIS ÇIKARMASI KAHRAMANI E. ALB. MUZAFFER TEKİN KOMUTANIMIZI TANIYOR MUSUNUZ ???


1974 KIBRIS ÇIKARMASI KAHRAMANI E. ALB. MUZAFFER TEKİN KOMUTANIMIZI VEFATININ 5. YILINDA SAYGI, SEVGİ VE ÖZLEM İLE ANIYORUZ.

ÖZEL BÜRO NOTU : BUGÜNE KADAR ÇOK DOSTUM, AĞABEYİM, KARDEŞİM OLDU. BAZILARI SİVİLDİ, BAZILARI SUBAY, ASTSUBAY, POLİS, ÖZEL HAREKATÇI, İSTİHBARATÇI GİBİ RESMİ ÜNVANLI KİŞİLERDİ. HEMEN HEMEN HEPSİNİ SEVGİ VE SAYGI İLE HATIRLARIM. HATIRALARIMDA HEPSİNİN DEĞERLİ BİR YERİ VE ANISI OLDU. CAN ARKADAŞLARIMDI. BELKİ ÇOK AZ SAYIDA KİŞİ BUNA DAHİL DEĞİLDİR. ONLAR DA ÇOK MÜHİM DEĞİL Kİ ÖNEMSEMİYORUM. AMA BAZILARI VAR Kİ HEM TANIŞMAKTAN HEM DE AYNI ÇORBAYA KAŞIK SALLAYACAK KADAR KADER BİRLİĞİ YAPMAMIZDAN DOLAYI BÜYÜK BİR MUTLULUK VE GURUR İÇİNDEYİM. BUNLARIN EN BAŞINDA GELİR BENİM MUZAFFER YÜZBAŞIM. YÜZBAŞIM DEYİŞİM LAFIN GELİŞİ. HÜKÜMET KOMUTANIMIN GASP EDİLEN HAKKINI GERİ VERDİ VE VEFAT ETTİĞİNDE ARTIK O BİR EMEKLİ ALBAY’DI. KOMUTANIMI BURADA KISACA ANLATMAK ONA HAKSIZLIK OLUR. KENDİ WEB SİTESİNDE http://www.muzaffertekin.com.tr KOMUTANIMIZI KAPSAMLI ŞEKİLDE ANLATTIK. AŞAĞIDA J.Kurmay Albay Mustafa Önsel’in MUZAFFER YÜZBAŞIM İLE İLGİLİ BİR ANISINI OKUYACAKSINIZ. BELKİ DE GÖZLERİNİZ DOLACAK. BEN HAYATIM BOYUNCA ÇOK YURTSEVER TANIDIM AMA MUZAFFER YÜZBAŞIM BEYFENDİ KİŞİLİĞİ, NEZAKETİ, BİR TÜRK SUBAYINDA DOĞAL OLARAK BULUNAN VAKUR TAVRI, CESARETİ, BİLGELİĞİ İLE EN ÖNLERDE BULUNUR. HANİ DERLER YA “NEVİ ŞAHSINA MÜNHASIR” DİYE. O ŞEKİL. KENDİSİNİ ERGENEKON TİYATROSUNA BERABER FİGÜRAN OLDUĞUMUZDA TANIDIM. TANIR TANIMAZ DA ÇOK SEVDİM. SICAKKANLI VE SAMİMİ TAVIRLARI İLE TÜM SANIKLARIN SEVDİĞİ VE SAYGI DUYDUĞU BİR İNSANDI. TOPRAĞIN BOL, MEKANIN CENNET OLSUN KOMUTANIM. YATTIĞIN YERDE RAHAT UYU. ERKUT ERSOY & İSTİHBARAT UZMANI & ÖZEL BÜRO GRUBU

E. ALB. MUZAFFER TEKİN KİMDİR ??

Muzaffer Tekin, 28 Ekim 1950 tarihinde babasının subay olarak görev yaptığı Çankırı ilinde dünyaya gelmiştir. Annesi rahmetli Handan Tekin hanımefendi, Rumeli’ den 1924 yılında Akşehir’e yerleşmiş olan köklü bir evlad-ı fatihan aileye mensuptur. Baba tarafı ise yedi göbek asker bir aileden müteşekkildir. Merhum babası, Salih Raci Tekin Kocamustafapaşalı olup P.Kd. Alb. rütbesiyle ordudan emekli olmuştur. Baba Salih Raci Tekin üstün karakter ve mesleki başarılarından ötürü çevresinde derin izler bırakmış, yıllar geçmesine rağmen halen saygı ile yâd edilen bir isimdir. Dede, Kaymakam (Yarbay) Ahmet Rıza Bey, Atatürk’ ün sınıf ve silah arkadaşıdır. Anılarında, 57 muharebe ve müsademeye girdiği yer almaktadır. I.Dünya savaşında ordumuz, Kanal Harekâtında İngilizlere esir düşünce Hindiçin’e esarete gönderilmiş ve altı yıllık esaretin ardından İstanbul’a dönmüştür. Ahmet Rıza Bey’in babası da tarihe adını altın harflerle yazdırmış Çanakkale boğaz komutanı Cevat Paşadır. Cevat Paşanın babası Gelibolu Sancak Bey’i Ali Naşit Beydir. Onunda babası Yeniçeri Ağası, Örneksiz Mustafa Ağadır.

İlköğrenimini Bahariye İlkokulunda, orta öğrenimini Kadıköy Ortaokulunda tamamlayan Muzaffer Tekin, 1969 yılında Kuleli Askeri Lisesinden ve 1972 yılında da Kara Harp Okulundan P.Tğm. rütbesiyle mezun olarak çocukluğundan beri hayalini kurduğu askerlik mesleğine adımını atmıştır.

İlk görev yeri olan Bolu Komando Tugayında bir yıl süren kıta hayatının ardından Kıbrıs Barış Harekâtına katılmıştır. Harekâtta en çok muharebeye giren takımın komutanı olan Muzaffer Tekin, Üstün cesaret ve feragat altın madalyası ile taltif edilmiştir. Başta, Bolu Komando Tugayının efsane komutanı Sabri Demirbağ olmak üzere, harekâtın kurmayları tarafından; Teğmen rütbesiyle Kıbrıs Barış Harekâtının seyrini değiştiren subay olarak nitelendirilmiştir. Yavru vatanda, bir kadirşinaslık örneği olarak muharebelerin geçtiği bir tepeye onun ismini vermiştir.

Kıbrıs ta bir yılı aşkın süre görev yaptıktan sonra Türkiye’ ye dönen Muzaffer Tekin 1975-1978 yılları arasında Bolu Komando Tugayında görev yapmıştır. Bu görevi esnasında 1975 yılında Müge hanımefendiyle evlenmiş ve bu birliktelikten kızları Özge dünyaya gelmiştir.

1978 yılında mecburi şark hizmeti için atanmış olduğu Ağrının Patnos ilçesinde göreve başlayan Muzaffer Tekin 1982 yılına kadar bölük komutanlığı ve merkez komutanlığı görevlerinde bulunmuştur. Görev süresi içerisinde bağlı bulunduğu taburu ile 1980 yılında iç güvenlik harekâtında görev yapmak üzere Tunceli’ ye intikal etmiş ve burada da Merkez Bölük Komutanlığı göreviyle son derece çetin şartlarda üstün hizmetlerde bulunmuştur.

1982 yılında tayin olduğu Tuzla Piyade Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı emrinde Sb. Astsb. Kurs Bl. K.lığı, Özel Çavuş Kurs Bl. K.lığı ve Yd. Sb. Bl. K.lığı görevlerinde bulunmuştur. Özellikle son görev yaptığı 8.Yd. Sb. Bl. K.lığı görevinde yetiştirdiği öğrenciler kılık, kıyafet ve yürüyüşlerinden ayırt edilmişler, aldıkları sıkı eğitim sayesinde, kıtalarında muvazzaf subaylar kadar başarılı olmuşlardır.

Askerlik mesleğine tutkuyla bağlı olan Muzaffer Tekin için Alay Nöbetçi Amiri olduğu 18 Mart 1985 tarihi hayatının seyrini bütünüyle değiştirmiştir. Bu tarihten üç ya da dört gün önce Tuzlada bulunan bir gazinoda dört teğmen, teğmen oldukları bilinerek gazino sahipleri tarafından darp edilmiştir. Tekin’ in nöbetçi olduğu gece ise söz konusu gazinoda gerçekleşmiş olan baskın neticesinde hasar ve darp olayı meydana gelmiştir. Bilahare bu olayla ilişkilendirilen Muzaffer Tekin toplu ızrar ve azmettirmek iddiasıyla askeri mahkemeye sevk edilmiş, fakat olayı yapan tek bir teğmen tespit edilememiştir ve buna müteakip mahkeme süreci devam ettiği halde görevine iade edilmiştir. Akabinde ise Askeri Şura kararı ile mahkemenin neticesi beklenilmeden, tamamıyla sicil yönetmeliğine aykırı uygulamalar ile mümtazen terfi durumunda olmasına karşın, mesleğinin zirvesinde re’sen emekliye sevk edilmiştir. Sivil mahkemeye intikal etmiş hukuki sürecin sonunda ise Yzb. Muzaffer TEKİN kendisinin Yüksek Askeri Şura kararları sonucu Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesilmesine neden olan bu olaydan beraat etmiştir.

Silahlı kuvvetlerden bu şekilde koparılması o dönem kendisini tanıyan, tanımayan büyük bir kitleyi teessüre itmiştir. Görev yaptığı süre boyunca kurum içerisinde öyle derin izler bırakmıştır ki, sonraki yıllarda makam ve memuriyeti olmamasına rağmen görevdeki bir insanın bile nadir görebileceği saygı, sevgi ve ilgiye mazhar olmuştur. En az görevdeki bir insan kadar, ayrıldığı kuruma vefa, sadakat ve muhabbet duyguları her daim devam etmiştir.

1985 yılında ordudan ayrılmasıyla başlayan süreçte 21 yıl mütevazı bir hayat süren Muzaffer Tekin 2006 yılında gerçekleştirilen ve 2. Daire Üyesi Yücel Özbilgin’ in şehit edildiği menfur Danıştay suikastıyla ilintilendirilerek gözaltına alınmıştır.

Bu gözaltı süreci ülkemizde sonraki yıllarda örneğini sıkça yaşayacağımız tertiplerin işaret fişeği olma niteliği taşımaktadır. Muzaffer Tekin, ortada en ufak delil, bulgu, kesinleşmiş yargı kararı yokken görsel ve yazılı basında menfur Danıştay suikastının kilit ismi, azmettiricisi olarak Türkiye’nin gündemine oturtulmuştur. Yıllar önce emekli olmasına rağmen medyada asker kimliğinin sürekli gündeme getirilmesi üzerine ayrıldığı kuruma zarar vermemek amacıyla intihar girişiminde bulunmuştur.

Muzaffer Tekin, dört gün süren gözaltı sorgu süresinin ardından savcılıkça serbest bırakılmış, hazırlanan iddianamede, adının dahi geçmesine lüzum görülmeyerek aklanmıştır. Bu olayda bağımsız yüce yargı, medya destekli yoğun siyasal baskı altında olmasına rağmen adaletten ödün vermemiştir.

Menfur saldırıdan yaklaşık bir yıl sonra Haziran 2007 tarihinde Ümraniye?de bir gecekonduda ele geçirilen el bombalarıyla ilgili soruşturma çerçevesinde başlayan gözaltılar da tıpkı bir yıl önce olduğu gibi yine hedefte o vardır. Bombanın sahibi olduğu iddia edilen kişi unutulup kilit isim yine Muzaffer Tekin olacaktır. Yayın yasağı olmasına rağmen, hukuk yok sayılarak, basın Danıştay olayının kilit ismi, azmettiricisi olarak onu takdim etmiştir.Malum medya provokatif yayınlarında başarılı olmuş, neden ve nasıl olduğunu anlamadan tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Tutuklandıktan sonra da, Danıştay saldırısında olduğu gibi, çirkin, yanlı ve amaca hizmet eden haber kirliliği maalesef devam etmiştir.

Muzaffer Tekin neden ve nasıllarına cevap ararken, tutukluluğunun yedinci ayında 22 Ocak 2008 de ülke yeni bir operasyon haberiyle çalkalanmıştır. Gece sabaha karşı gözaltılar başlamış, resmi ağızlardan yapılan açıklamalarda 12 Haziran 2007 de Ümraniye de ele geçirilen el bombalarıyla ilgili soruşturmanın devamı niteliğinde olduğu ifade edilmiştir. Şok gözaltılar la soruşturma yeni bir boyut kazanarak devletin içinde “Ergenekon” isimli bir örgüt bulunduğu, bunun da “derin devlet”in temelini oluşturduğu iddiaları ülke gündemine damgasını vurmuştur.

Ülkede yaşanan ideolojik değişimin ilk kurbanı olan Muzaffer Tekin yöneticisi olmakla suçlandığı örgütün adından ilk kez bu dönemde haberdar olmuştur.

Müteakip aylarda da dalga dalga gözaltılar ve tutuklamalar devam etmiş, hedefte hep, ulusal devlete sahip çıkan TSK, yargı, üniversiteler ve vatanseverler olmuştur.

İddianamede, sözde örgüt Cumhuriyet gazetesine bomba atılması olayı ve Danıştay suikastıyla suçlanmaktadır. 20 Ekim 2008 de Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesindeki mahkeme salonunda görülmeye başlayan yargılamalar İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülmektedir.

—————————ºº°ºº—————————-

Ergenekon davası sanıklarından olan, sınıf arkadaşı Rafet Arslan’ın savunmasında Muzaffer Tekin:

“…evet ben Muzaffer Tekin?in dostuyum, kardeşiyim. Bundan da büyük bir onur duyuyorum. Muzaffer benim mahallemde çelik çomak oynarken tanıştığım biri değildir. 40 küsur yıl evvel bu ülkeyi cumhuriyeti can bedel korumaya omuz omuza yemin ettiğim devre arkadaşımdır. Silah arkadaşımdır, kardeşimdir. Bulunduğumuz ortamlarda, bizim için hayat denen askerlik mesleğinde temayüz etmiş bir insandır. Her meslekte saygınlığı hak etmiş insanlar vardır. Bir icadı gerçekleştiren fizikçi kimyacı mucit, içti hat oluşturacak bir kararı gerçekleştirmiş hukukçu, yeni bir ameliyat ve tedavi yöntemi gerçekleştirmiş hekim nasıl meslektaşları arasında saygın, üstün ve ayrıcalıklı bir yer ediniyorsa, askerlik mesleğinde de savaş kahramanları gaziler, yiğitler, alperen ruhlu savaşçılar ayrı özel müstesna bir yere sahiptirler. Muzaffer Tekin de bir savaş kahramanıdır. Makam ve mansıp mücadelesinde kelepir sevdasından uzak, kendisini çevresine göre, sevgiye göre ayarlamış bir muhabbet fedaisidir. Sırf bu düşüncelerle 375 teğmenin istikbali için canından çok sevdiği mesleğini bir günde feda edebilmiştir. Bu nedenle sadece benim değil bütün arkadaşlarının ast üst bütün görev yaptığı kişilerin sevgi saygı ve muhabbetini hak eden biridir. Fazilet ve haysiyet kavramlarına dost, gönlünü hep iyilik yapma düşüncesine göre akort etmiş birisidir. Başına gelen musibetlerin sebebi de budur. Bu nedenle sevilir sayılır. Çünkü yiğittir mukaddes bildiği şeylerin ufkunda Şehbal açmanın delisidir e elbette ki böyle bir dostun hastanede, hapishanede, kara gününde, dar gününde yanında olacağım bunu da büyük bir zevkle ve gururla yapmaya devam edeceğim. İlişkilerinde aldatma, ibadetinde gösteriş gönlünde garez ve kin olmayan bir dostu elbette ki hak ölçüleri içerisinde sevmek ve ona karşı bu mürüvvetten ayrılmamak her onurlu insanın şiarı olmalıdır. Böyle olduğum ve böyle bir dosta sahip olduğum için kendimi bahtiyar addediyorum. Muzaffer Tekin bu özelliklerinden dolayı izzet ve itibar gördüğü kurumun yıpratılması projesinde ilk hedef seçilmiş medya destekli siyasi bir komplonun odağına konulmuştur. Sadece hayal ve kanaat planında tahakkuk ettirilen bu iftira ve itibar linçi seyrü seyahati ilhat ve inkar hesabına kapkara bir şartlanmışlık içerisinde yapılmıştır. Böylesi bir zulme muhatap olmuş dostumun yanında olmam yardımına koşmam onu savunmam ise bugün buralarda olmamla noktalanmıştır.” (80.celse, 05.04.2009)

MUZAFFER TEKİN İÇİN

Ey Asakir-i berriye-i Şah-ı merdan.
Ey bu vatan için feda-i can.
Fitne fesat kumpasların kurbanı.
Savaşın kartalı,eşsiz kumandan.

Miralay Salihten gelmekte huyun.
Ahmet Rıza, Örneksiz Mustafa’dandır soyun.
Secereni tarih yazmış hakkıyla.
Secaat timsali ashabın,boyun

Adaya ilk inen bayraktar o dur.
Şahadet murad eden dualı şuur.
Ey güneşten kıvılcımlar çakan namlular.
Ey meydan-ı gaza, tarihe yepyeni bir Zafer duyur.

Yer, gök toz duman,düşman amansız.
Tepede mitralyoz,ölüm kusar insafsız.
Tam siper her taraf, ölüm mukadder.
Şimşekler çaktı gözleri, hücum dedi, apansız.

Allah, Allah nidalarıyla inledi asuman.
Sanki bir taburdu hücuma kalkan.
Urum şaştı, bu imkansız taarruza.
Zafer istedi asker, Zafer verdi yaradan.

Eğildi beş parmaklar,ihtiramda dağlar.
Selam durdu karşıdan Aladağlar, Toroslar.
Hala o tepededir zafer bayrağın.
Hep seni arar, hep seni sorar,sesini duymaz zindanlar.

Savaşın kartalını zindanlara koydular.
Yalan yanlış iftirayla; Osmanları buldular.
Hak bilir, birgün gerçek elbet çıkar ortaya.
Yıkılır zindanlar gümbürtüsü arştan duyulur.

Yok ötesi tarumar oldu vatan.
Şüheda ağlıyor, yok kabrinde rahat yatan.
Lalezar bozuldu, güller döküldü.
Güya itibar yüklüdür o hain-i vatan.

Ahde vefa kalmamış, anlarım.
İhanet mültezem, hakkı ararım.
Kara bir kinle husumet niye?
Ben vicdan ile hükmü; adalet sayarım.

Şimdi ol kubbede hazan mevsimi.
Tadı yok,yerin göğün; böyle bilsin Nesimi.
Aslanları çakal boğsa ne ola?
Bir ölür, bin doğarız. Kısamazlar sesimi.

Saltukoğlu Rafet bunu böyle eyledi.
Ne bir fazla,pek çoğunu eksik bile söyledi.
İftiranın günahından korksunlar.
Öte yandan hesap ağır olsada,bu dünyada hesap bitsin istedi.

El Safiu’dan niyaz edip diledim.
Kardaşıma, sağlık, sıhhat istedim.
Pek yakındır, bahar açar burada.
Korkan korktu; ben hep bildiğimi söyledim.

Mustafa Rafet Saltukoğlu

—————————ºº°ºº—————————-

Balyoz davası sanıklarından, J. Kurmay Albay Mustafa Önsel’in “Beşiktaş’ta Sırtlan Pusu’su” adlı kitabında Muzaffer Tekin:

“Zafer tepe” ismi nereden gelir bilir misiniz?

Söz konusu olayda bir isim daha öne çıkıyordu; Muzaffer Tekin. Piyade okulunda bir asteğmen bölüğünün Bölük Komutanı olarak görev yapıyordu o zamanlar. Rütbesi yüzbaşıydı.

Astı, üstü herkes ondan kahraman diye bahsediyordu. Sadece astları değil, üstleri de kendisine saygı duyuyordu. Kıbrıs savaşında yaptıklarını kendisinden değil, arkadaşlarından, ders hocalarımızdan dinliyor, kendisine içten içe hayranlık duyuyorduk.

Yürüyüşüyle, duruşuyla emsallerinden farklı bir subaydı Yüzbaşı Tekin. Kışlada pek çok bölük vardı ama en olumsuz hava şartlarında bile eğitim yapan bir tek bölük olurdu. O da Muzaffer Tekin’in bölüğü.

Kıbrıs savaşına teğmen olarak katılmış, gösterdiği üstün cesaret ve feragat nedeniyle bu rütbede altın madalyalı tek subay olarak tarihe geçmişti.

Kıbrıs ta cephe taarruzu ile ele geçirdiği tepeye ismini vermişlerdi: “Zafer tepe” Asker olsun diye yaratılmış birisiydi gözümüzde o zamanlar Muzaffer Tekin.

Lokantada kavga olduğu gün, Piyade Okulunun Nöbetçi Amiri Muzaffer Tekin idi. Olay ile ilgili sorgular sonucu Selimiye?de lokanta sahibi ve çalışanlarının karşısında çıkartılarak yüzleştirildik. Yüzleşmede kimse teşhis edilmedi. Ama mutlaka bir suçlu bulunmalıydı.

Bu olay iç kamuoyunda fazla yankı bulmamıştı ama dış basın olayı çarpıtarak vermiş ve dış kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştı.

Söylenenlere göre; yabancı basın, örgütlerin terörünün askerlerce engellediğini, şimdi ise askerlerin mafya usulü saldırılar yaparak haraç vermeyenlere karşı terör estirdiklerini belirterek, “bu teröre kim dur diyecek” şeklinde yayın yapıyorlarmış. Hâlbuki ortada münferit bir olay vardı ve başka bir olay da vuku bulmamıştı. Ama kime anlatacaksın?

Bundan o zamanki yetkililer çok etkilenmişti haliyle. Buna sebep olanları mutlaka cezalandırmak niyetinde oldukları anlaşılıyordu. Çünkü sansürleme imkânı bulamadıkları Avrupa basını kendi halkından, kendi basınından kendi Ordu mensuplarından ve gerçeklerden çok daha önemliydi onlar için. Olay sonrası okula peş peşe komutanlar geldi.

En son dönemin Kara Kuvvetleri Komutanının geldiğini hatırlıyorum. Her gelen gerginlik yaratıyor, bağırıp çağırıp gidiyordu. Amacın “bağcıyı dövmek” olduğunu anlayacak yaştaydık.

Sonuçta dayak yiyen dört arkadaşımız (dayak yedikleri için olsa gerek) ile Muzaffer Tekin’ in, bana göre haksız ve hukuksuz bir şekilde TSK ile ilişiğini kestiler.

Muzaffer Tekin, Nöbetçi Amiri olarak bütün sorumluluğu üzerine almış, herhangi bir arkadaşımıza zarar gelmemesi için kendi geleceğini hiçe sayan bir asil duruş sergilemişti. Bu asil durumun karşılığı, TSK’ dan atılmak oldu.

Ama o bu davranışını ile orada bulunan yaklaşık 350 teğmenin gönlündeki edebi yerini aldı…

Yirmi altı yıl sonra Muzaffer Tekin, “Ergenekon” isimli davadan, iftiralarla, yine haksız hukuksuz biçimde bu sefer cezaevine tıkılacaktı. Ben de benzer şekilde haksız hukuksuz bir şekilde “Balyoz” davasından tutuklanacaktım. O zamanlar nereden bilebilirdim yolumun, 26 yıl sonra Muzaffer Tekin ile bu sefer cezaevinde kesişeceğini?

Muzaffer Tekin cezaevindeyken, düzenlenen bir kanunla beraber hakları iade edilecek, kendisine emekli aylığı bağlanacak ve emekli Albay kimliği verilecekti. O da bana bu kimliğin renkli fotokopisini göndererek, sevincini paylaşmamı sağlayacaktı.

Daha nelerle, kimlerle kesişecekti kaderimiz? Onu da ilerleyen satırlarda anlatacağım.

“Ergenekon” davası denince aklıma bir kişi daha geldi. Söz konusu kişi, bu dava kapsamında ilk tutuklanan emekli General Veli Küçük’ tür…?

(Beşiktaş’ta Sırtlan Pusu’su, Mustafa Önsel, sayfa:87-88)

MEDYA DOSYASI : “MİT şehidini deşifre” yalanına komutanlar ne diyor ???


“MİT şehidini deşifre” yalanına komutanlar ne diyor ???

FETÖ’nün Balyoz kumpasında mağdur edilen komutanlar, Odatv’ye yönelik operasyonu eleştirip destek mesajlarında bulundu.

Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Odatv Haber Müdürü ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu ile gazeteci Hülya Kılınç, daha önce İYİ Parti Milletvekili Ümit Özdağ tarafından açıklanan MİT mensubu şehidimizin cenaze törenine ilişkin yayımlanan haber gerekçesiyle tutuklandı.

Odatv, şehit MİT mensubunun kimliğini ifşa etmedi.

Odatv haberinden bir hafta önce, TBMM’de basın toplantısında; şehidimizin adı-soyadı, görevi, nasıl şehit olduğu açıkça söylendi, yazıldı.

Buna rağmen, algı operasyonu yürütüldü.

“MİT şehidini deşifre” yalanına komutanlar karşı çıktı.

FETÖ’nün Balyoz kumpasında mağdur edilen komutanlar, Odatv’ye yönelik operasyonu eleştirip destek mesajlarında bulundu.

İşte o mesajlar…

Emekli Oramiral Nusret Güner:

Maalesef sayıları çok az olan güvenilir medya organlarından biri belki de birincisi Oda TV’nin Çalışanlarının tutuklanmasını protesto ediyorum.

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz:

Barış Terkoğlu’nu tutuklamak, Odatv’ye erişim engeli getirmek, Barış Pehlivan’ı ifadeye çağırmak… Yolculuk nereye acaba? Kısa aralıklarla aynı filmi görmenin dayanılmaz hafifliği…

Emekli Koramiral Atilla Kezek:

Gazeteci Barış Terkoğlu gözaltına alınmış. Kriptolar iş başında

Emekli Tuğamiral Türker Ertürk:

Barış Terkoğlu ülkemizin az sayıda ve kalemini satmayan onurlu ve yurtsever bir gazetecisidir. Tutuklanması bir susturma girişimidir! 1 Eylül 2013’de ABD’de New Jersey’de Cemaatin ülkemiz için ne kadar büyük tehdit olduğunu beraber anlatırken iktidar yardım ve yataklık yapıyordu!

Emekli Tuğamiral Mustafa Özbey:

Geçmişinde FETO ile "gerçek anlamda" mücadele etmiş kim varsa, hesap soruluyor. Sözcü Davası, Barış’lar, Hülya, Murat Ağırel, ODATV. Sonuç: Bu ülkede FETO ölmedi. Ölü taklidi yaptı. Şimdi uyuyan hücreler YENIDEN görevde. Ey İktidar, FETO ile mücadelede samimi isen bu nedir?

Emekli Kurmay Albay Mustafa Önsel:

#BarısTerkoğluYalnızDeğildir . Şu an için kararı değiştirecek gücüm yok! Ama itiraz ediyorum. @baristerkoglu ndan ziyade ülkem adına üzülüyorum. FETÖ ile mücadele mi? Zaten kör topaldı. Bittiğinin resmen ilanıdır bu tutuklama. İsterseniz FETÖ hesaplarına bakın!

Emekli Albay Alican Türk:

Yetmez! Bence HALK TV, TELE1, KRT, Sözcü, Cumhuriyet, Yeniçağ… Bunların da kapatılması lazım. Hatta ardından CHP, İYİP, SP… Bunlar işlerine gelmeyen ne varsa yok edebilirler, ama gerçekten tarihi bilmiyorlar; tarihe nasıl geçeceklerinin farkında değiller. Acıyorum!

Emekli Kurmay Albay Bora Serdar:

Hasdal’da bizleri ziyaret eden birkaç gazeteciden biri olan kardeşimiz @baristerkoglu bir kitap yazacaktı.Ama emin olun şimdi bir başka kitap daha yazacak… Bir gazeteciyi saat 4’te karanlıkta evinden alıp bir gün sonra saat 4’te karanlıkta tutuklamak ne hukukidir ne de vicdani.

Emekli Kurmay Albay Ali Türkşen:

Bu işin çivisi ne zaman çıktı diye sorarsanız bir gün; “evlatlarımız şehit olurken şakalar, espriler yapıyor, muhalefete söylediklerimiz karşıdan tekrarlanınca 1 milyonluk dava açıyor, FETÖ’nün bıraktığı yerden hukuksuzluğa devam ediyorduk” dersiniz.

Odatv.com.tr

İRAN ORDUSU DOSYASI : İran Devrim Muhafızları komutanı Ferhad Debiriyan’ı kim öldürdü ???


İran Devrim Muhafızları komutanı Ferhad Debiriyan’ı kim öldürdü ???

Türkiye Rusya İdlip konusunda Moskova’da barış anlaşmasının imzalanmasının hemen sonrası Şamda bir suikast haberi yayıldı. Kasım Süleymani Bağdat ABD büyükelçiliği işgalinden sonra gelişen olaylar neticesinde İranın emri ile bu işgale son vermek zorunda kalmış ve bir kaç gün sonra da ABD tarafından öldürülmüştür. Bir aydır İdlipte meydana gelen çatışmalar neticesinde Moskova’da bir ateş anlaşması ile son bulmuştu.
İran Devrim Muhafızları’nın önde gelen isimlerinden olan Şam’ın güneyinde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden ismin Ferhad Debiriyan olduğu bildirildi. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve İran Dini Lideri Ali Hamaney’in Suriye’deki temsilcilerinden biri olan Ebu el Fadıl Tabtabi’ye yakın bir isim. İran Devrim Muhafızları komutanı Debiriyan’ı kim öldürdü sorusu hemen akla gelmektedir. Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, Debiriyan’ın Şam’ın güneyindeki kutsal Şii bölgesi Sayyida Zeynebin savunucusu olduğunu, DEAŞ’ın yanı sıra rejim güçlerine muhalif olanlara karşı mücadele sırasında antik Tedmür (Palmira) kentinin komutanı olarak görev yaptığını aktardı. İdlip’te Türkiye’ye karşı Pakistan, Afganistan, Irak ve Lübnan dâhil olmak üzere diğer ülkelerden gelen milisler, Suriye rejim güçleriyle birlikte savaşıyor. Bu milisleri Debiriyan eğitiyor ve Türkiyeye karşı cepheye sürüyordu.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), öldürülen Debiriyan’ın Palmira bölgesindeki DEAŞ’a karşı askeri operasyonlara öncülük ettiğini ve bu ismin Nasrallah’a yakın bir isim olduğunu da öne sürdü.

İran’ın bölgedeki en etkin komutanlarından birinin öldürülmesinin arkasındaki sır perdesi henüz aralanmamışken komutan Debiriyanın öldürülmesi olayında ilk akla Putin ve Rusya karşıtı olması akıllara Rusya’yı getirdi. Son bir aydır rejim güçleri adı altında İdlibe saldıran İran menşeyli olduğu özellikle kafkassam tarafından söyleniyordu. Şimdi Erdoğan Putin görüşmesinden sonra bu saldırıların sorumlusu olarak ya Esat cezalandırılacaktı ya da İranlı bir üst düzey Şam’daki görevlisi cezalandırılacaktı. Kasım Süleymani’nin ABD’nin Bağdat elçiliği baskını sonrası öldürülmesi İranlı milis komutanlarının yaptığı sorumsuzca eylemleri sonrası gerçekleşen suikastlar ister istemez dikkat çekmektedir. İran’daki iktidar kavgasının Suriyeye sirayet ettiğini ve bu ölümden birinci derecede İran yetkililerinin de olduğu ihtimalini söylemek mümkündür.
İsrail saldırıları

Halep’e iki hafta önce düzenlenen füze saldırısında İran Devrim Muhafızları’nın bir üyesi öldürülmüştü.

SOHR, 24 Şubat’ta İsrail’in Şam’ın güneyine gerçekleştirdiği saldırı sebebiyle en az altı kişinin öldüğünü açıklamıştı. Açıklamada 2’si İsrail’in hava saldırısında İslami Cihad Hareketi’nin askeri kanadı Kudüs Tugayları’ndan olmak üzere, 1’i Suriyeli 4 İran yanlısı unsurun öldüğünü bildirdi.

Gizemli bombardımanlar

İran Devrim Muhafızları liderinin suikastı, Şam’da gerçekleşen gizemli bombardımandan birkaç gün sonra yapıldı. SOHR tarafından yapılan açıklamada, rejim güçlerinin tam kontrol sağladığı başkent Şam’da 7 Şubat’tan bu yana yaşanan eşi benzeri görülmemiş güvenlik kaosunun ortasında bombalı saldırılarda büyük bir artış olduğu kaydedildi. 7 Şubat’tan bu yana Şam’ı hedef alan 6 bombalı saldırı yaşandı. Tamamı bomba yüklü araçlarla düzenlenen saldırılarda toplam 5 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.

İlk bombalı saldırı 7 Şubat’ta, Halid Bin Velid Caddesi’nde düzenlendi. Bombanın infilak etmesi sonucu iki rejim unsuru öldü. İkinci bombalı saldırı 11 Şubat’ta gerçekleşti. Mazze Mahallesi’ndeki arabası hedef alınan Suriye rejimi istihbarat biriminden bir kişi öldü. Üçüncü bombalı saldırı 18 Şubat’ta gerçekleşirken, Bab Musalla Mahallesi’nde kimliği belirsiz bir kişinin arabası hedef alındı.

Dördüncü bombalı saldırı 20 Şubat’ta, Şam’ın merkezindeki Merce Meydanı’nda yaşandı. Saldırıda askeri bir araç hedef alındı. 25 Şubat’ta ise iki ayrı saldırı gerçekleşti. Saldırılardan biri El-Baramke bölgesinde yaşanırken olayda bir kişi öldü, bir kişi ise yaralandı. Diğer saldırı, Emevi Meydanı tünelinde gerçekleşti. Olayda en az bir kişi yaralandı.

Kaynaklar, başkent Şam’ın kırsal kesimindeki Katana bölgesinde geçtiğimiz günlerde bir saldırının daha meydana geldiğini belirtti. Bu kez arabası hedef alınan ‘Filistin Kurtuluş Ordusu’ndan bir subayı olduğu ifade edildi.

Kafkassam