KOMPLO TEORİLERİ : 2010’da Polonya Devlet Erkanının Birçoğunun Hayatını Kaybettiği İlginç Uçak Kazası


2010’da Polonya Devlet Erkanının Birçoğunun Hayatını Kaybettiği İlginç Uçak Kazası

10 Nisan 2010’da Tupolev Tu-154 modeli uçakla Varşova’dan Smolensk’e Katyn Katliamı’nı anmak için giden Polonya cumhurbaşkanı ve diğer ülke görevlilerini taşıyan uçağın yaptığı kazaya biraz yakından bakalım.

Öncelikle kaza nasıl meydana gelmişti?

varşova‘dan rusya’nın smolensk kentine giden rus yapımı tupolev-154 tipi uçak imis , inilecek havalimanindaki yogun sis sebebiyle havalimani ulasima kapaliymis fakat pilot israrla inmek istemis ve 4. denemede , piste 1.5 kilometre kala agaclik alana takilmis ve dusmus.

oncelikle ucakta 132 kisinin bulundugu bildirilmisti, daha sonra yetkililer bu sayiyi 96 olarak duzelttiler.

70 sene evel rusya da polonyali 26bin insanin olduruldugu (basa arkadan kursun seklinde) katin katliaminin ilk kez bir toren ile anilacak olmasi sebebiyle bu gun polonya acisindan buyuk bir gundu , bu kadar devlet adami o ucaga bu sebeple binmislerdi. katilacaklari toren bugun yapildi , bu kisilerin koltuklari bos birakilip uzerlerine isimleri yazildi , garip , ic burkan bir goruntuydu.

o ucak o siste neden divert edilmeye yanasmadi , bunu arastirilmasi gerekir. pilot keyfi olarak ben kapali alan anlamam inerim ben deme hakkina sahip olamaz, yetisilecek toren sebebiyle , ucaktaki devlet adamlarinin sikistirmasi ile inise zorlanma var mi buna da bakmak gerekir ki bence durum biraz o yonde.

polonya nin basi sagolsun .

sirius black

Kazanın ilginç tarafı…

komplo teorisyeni değilim ama çok leş bir tarafı da vardır bu hadisenin. özellikle nato’da istihbarat açısından emsalsiz sıkıntılar yaratmıştır.

öncelikle kazada hayatını yitiren 96 kişi arasında 6 çok mühim isim vardır :

1- franciszek gagor (gangor) : genelkurmay başkanı
2- andrzej blasik (bvasik) : hava kuvvetleri komutanı
3- tadeusz buk : kara kuvvetleri komutanı
4- wlodzimierz potasinski (potaşiynski) : özel kuvvetler komutanı
5- andrzej karweta : deniz kuvvetleri komutanı
6- aleksander szczyglo : (şçıgvo) : milli savunma bakanı

kazanın olduğu yıl polonya nato’daki 3. yılını doldurmakta, ortak savunma plan anlaşmasına göre batı sınırını tamamen boşaltmış ve askeri tüm yığınağını tarihinde ilk kez olmak üzere doğuya çevirebilmişti. nato szczeczin’de bir baltık kuzey üssü (mcne) kurmuş, bydgoszcz’da bir ortak askeri eğitim ve haberalma merkezi açmış, ülkeye bildik anlamda yerleşmişti. hatta tadeusz buk nato bydgoszcz jtfc üssünün ilk komutanıydı.

uçak kazasının olduğunun hemen ertesinde ruslar 6 saat boyunca bir batılı yetkili olmadan "arama ve kurtarma" çalışmalarına büyük oranda askeri güçler tarafından başlamış durumdaydı. enkaz alanında bu generallerin cesetlerinin yanında yaverlerinin cesetleri, ve taşıdıkları yazılı ve elektronik evraklar da bulunuyordu. bu ilk altı saat’de kgb’nin devamı olan fsb istihbarat ajansının rahat rahat gezmesine yeter de artar bir süreydi.

istihbarat açısından değerlendirildiğinde bu bir gap‘dir. üzeri örtülü, ne olduğunu bilmediğiniz, devlet ve uluslararası sırların düşmanın eline geçip geçmediğinden emin olmadığınız çok sakat, çok iç bunaltıcı, çok baş ağrıtan ve acil önlem gerektiren bir durum. nato’da chod olarak adlandırılan bir ülkenin en yüksek rütbelisinin atomal düzeyde. (bkz: atomal top secret) bilgilere erişimi olduğu kabul edilirse polonya bir sepete ülkedeki en iyi yumurtaları koyarak düşmanının kapısında bunu devirmeyi becermiştir. ortaya çıkan kelebek etkisi ise 2010-2011 yılında nato’da inanılmazdı.

2010 yılı bir yerde amiral james stavridis‘in saceur olduğu, siber harekatın temelinin ilk atıldığı, evrak gizliliği standardının oldukça modern bir şekilde yenilendiği bir dönemdi. nato classified/gizli evrakları aşırı güvenli bir nato bilgisayarından başka cihazda kullanılamayan, kullanıldığında kendini ve cihazı da safdışı eden flash disklerde ilk kez o yıllarda saklanıyordu. ne kadar modern de olsalar kimse bunların ruslar tarafından generallerin cesedinden alınabileceğine ihtimal vermediğinden daha ileri bir önlem geliştirilmemişti. haliyle uçak düşmesini hesaba katmayan leh genelkurmayı’da bu bilgileri uçakta kendileriyle beraber taşıyorlardı. bunlar çok büyük ihtimalle rus istihbarat ajanslarının eline geçti. nato bir uçağın düşmesiyle hangi bilgileri düşmana sızdı bilemediğinden korkunç bir krizle karşı karşıya kalmıştır. ingilizler’in bletchley park’da enigma‘yı çözmesinden bu güne kadarki en büyük istihbarat zafiyeti herhalde budur. tüm o bilgiler tüm o veriler, tüm o lokasyonlar hepsi altından bir tepside ruslara verilmiş oldu.

peki nato tam olarak ne kaptırdı ruslara? bilinmiyor. çok büyük olasılıkla 2007 yılı avrupa doğu cephesi (norveç – polonya – romanya hattı) askeri dispozisyonları, karşılaştırmalı hava kuvvetleri verileri, askeri havaalanları yerleri, yığınak ve hangar bilgileri, polonya’nın ordusuna ilişkin hasta yaralı sakat psikopat aşçı orospu kim varsa bunların analizleri. ülkedeki nato eğitim schedule’ları. baltık denizindeki nato varlığı (nükleer denizaltı ssn los angeles o ay baltık’tan çıkmıştı sanki), kısa menzilli nükleer silah dispozisyonları, bir ihtimal füze kodları, askeri şifreleme tabloları, şifreli telefon ahizesi, nato şifreleme standart bilgileri, saldırı esnasındaki mobilizasyon hatları, olası rus saldırısına karşı nato’nın 2003 tarihli savunma genel planı gibi neler neler neler neler….

hırsızlara karşı eve alarm kurduktan sonra cüzdanı hırsızların eve götürüp düşürmek gibi. al alabilirsen.

ruslar bu entryi okuyorsa da 2011 yılında nato askeri istihbaratının oldukça kapsamlı bir overhaula girdiğini savunma dispozisyonlarının çok marjinal bir şekilde değiştiğini ve ukrayna hadisesinin de vukua gelmesiyle doğu avrupa yığınağı hava sahası ve lojistiğinin de 2010’a göre tanınmaz bir hale geldiğini de söylemek lazım.

komplo teorisyenleri de uçakta rusya’nın asıl değer verdiği unsurların bu bilgilere ve elektronik cihazlara sahip askeri personel olduğunu nedense hep gözden kaçırırlar. rusya eğer o uçağı düşürmüşse karşılaşacağı uluslararası baskıya nazaran çok büyük bir edinim elde etmiştir. baş düşmanı olan organizasyonun iç işleyişi hakkında sonsuz bilgiler edinmiştir.

bir taşla 96 kuş.

KOMPLO TEORİLERİ : 5G TEKNOLOJİSİN DE İNSANLARI VE DÜNYAYI BEKLEYEN TEHLİKE


5G TEKNOLOJİSİN DE İNSANLARI VE DÜNYAYI BEKLEYEN TEHLİKE

‘Emperyalist Devletlerin; Haarp, Chentrails, Echelon, Sps, Emp ve Çip Projelerinin Tamamlayıcısı 5G Teknolojisi’

5G TEKNOLOJİSİ NEDİR?
5G kavramının İngilizce açılımını 5 Generation, yani 5. nesil şeklinde açıklayabiliriz. 5G sayesinde internet de 1Gbps ve 10Gbps arasında bir hıza ulaşmak artık mümkün olacak. Evlerden bilgisayarlı araçlara dek pek çok alanda kullanılabilecek olan 5G teknolojisinin hayatımızı ciddi düzeyde kolaylaştıracağı ortada. Bu durum bir yandan sevindirici ve heyecan verici; ancak bir yandan da ne yazık ki endişe uyandırıyor. Çünkü 5G muhteşem yararlarından ziyade tehlikeli yönleriyle de geliyor.

5G TEKNOLÜJİSİNİN ZARARLARI
Şu anda çok sayıda ülke 5G teknolojisine geçmek için geri sayıma başlamış durumda. Buna rağmen örneğin Belçika gibi çalışmalarını bir süreliğine durdurma kararı alan ülkeler de yok değil. Şu anda Avrupa ülkelerinin bazıları 5G teknolojisine endişe ile bakıyor. Bu endişenin altında yatan temel sorun ise radyasyon. Aslında teknoloji ile alakalı pek çok noktada radyasyon gündemimize dahil oluyor; ancak 5G teknolojisinde radyasyon düzeyinin çok ciddi noktalara ulaşacağı iddia ediliyor. Bu nedenle bilim insanları daha şimdiden kullanıcıları 5G teknolojisinin zararlarına dair uyarıyor. Hatta bazı ülkelerde bu konuda ses getiren bazı sokak eylemleri de yapıldı.

5G VE IOT TEKNOLOJİSİNİN İNSANA, ÇEVREYE VE DÜNYAYA ZARARLARINDAN BAŞLIKLAR
-Elektromagnetik radyasyon sağlığımıza zarar verecek.
-Özel hayatın gizliliği ortadan kalkacak.
-Siber güvenlik riskleri doğacak.
-İnsanlar tek elden denetilir ve yönetilir olacak.
-Tabiata, arılara, kelebeklere ve diğer aşılayıcılara zarar verecek.
-Çok fazla enerji ihtiyacı oluşacak.
-Çok fazla astronomik e-posta ortaya çıkacak.
-IOT ve 5G’nin ihtiyacı olan mineraller uluslararası problemlere neden olacak.
-Ahlâkî sıkıntılar ortaya çıkacak.
-Tabiatta çok yoğun bir elektrosis olacak.
-Yüksek radyasyona bağlı ciddi sağlık sorunları yaşanacak.

PROF. DR. SELİM ŞEKER 5G’NİN ZARARLARINA DİKKAT ÇEKTİ
”5G’nin ufak hücre baz antenleri sokak lambaları, otobüs durakları, bina yan cepheleri gibi yollardaki yüksek noktalara yerleştirilecek. Dolayısıyla evlerdeki radyasyon seviyesi çok artacak. Yapılan araştırmalara göre 5G’nin kesinleşmiş yan etkileri, deriye, göze, savunma sistemine, hücre büyümesine, organlara etki ederek kansere sebep olmasıdır. Bağışıklık sistemini zayıflatır. Bakterilerin antibiyotiklere karşı direncini artırır. Bitkilere ise insanlardan daha fazla etki eder. Tabii dengeyi etkiler. Atmosfere olumsuz tesirleri vardır. 5G darbeli dalga kullandığından potansiyel olarak mevcut hücre teknolojileri içinde en tehlikelisidir. Yüksek nüfuz kabiliyetli 5G milimetrik radyasyonunun uzaydan yollanması planlandığı için, dünyada yaşanacak radyasyonsuz yer kalmayacak. Bu konuda çocuklar büyüklerden daha fazla risk altında. Spermlere zarar vererek kısırlığı artırıcı etkisi var. 1992 yılında 53-78 GHz frekanslarında Rusya’da yapılan çalışmalarda kalbin çalışmasını etkilediği deneysel olarak ispatlandı.”

”5G mevcut 2G, 3G, 4G mobil iletişimin yerini almayacak, ilave bir mobil radyasyon yükünü çevremize getirecek. Mevcut frekansların yanı sıra çok daha yüksek frekanslar kullanacak. Bu teknolojide belediye, sivil toplum örgütleri ve vatandaşların söz hakkı olmayacak. Ev sahiplerinin caddedeki antenlere itirazı hiç nazara alınmayacak, çünkü otomatik onay alınacak”

35 ÜLKEDEN 180 BİLİM İNSANINDAN 5G VE IOT UYARISI
”Dünya Ekonomik Forum’un Global Riskler Raporu 2018’de siber güvenlik konusunu doğal afetler ve aşırı hava koşullarından sonra dünyanın en büyük üçüncü riski ilan etti. Rapor dünyayı uyarıyor. 5G – IOT işbirliği rahat, kolay ve etkin hayat sağlayacak, akıllı evler ve şehirler oluşacak ve mobil telefonlar halkı ve hayatı kontrol eden bir platforma dönüşecek. Her geçen gün IOT ürünleri üretiliyor. Şoförsüz arabalar, kahve makineleri, elbiseler, akıllı sayaçlar, akıllı diş fırçaları, akıllı bebek bezi… Ancak IOT bunları yaparken 7/24 çevreye zararlı elektromanyetik radyasyon yayar. Bu çok önemli sağlık riskleri taşıyor. 2017 yılının Eylül ayında 35 ülkeden 180 bilim adamı ve doktor 5G ile ilgili çalışmaların, bilhassa çocuklar ve hamile hanımlar için güvenli olduğu ispat edilene kadar durdurulmasını istedi”

250 BİLİM İNSANINDAN UYARI
Yakın zaman öncesinde dünyanın her bölgesinden bir araya gelmeyi başaran 250 civarında bilim insanı BM ile DSÖ’ye ortak şekilde yazdıkları dilekçelerini gönderdiler. Bilim insanları söz konusu teknolojinin kısa ve uzun vadede özellikle kanser riskine yol açabileceğine işaret etti. Diğer yandan aynı dilekçede kanser dışında hücresel stres, öğrenme ya da hafıza problemleri ile genetik aksaklıklara da dikkat çekildi. Üstelik bu durum sadece insanları değil, doğayı, bitkileri, hayvanları da etkisi altına alıyor. Daha önce hatırlanacağı üzere etkisi 5G’nin katbekat altında olan 3G, 4G gibi teknolojilere ilişkin sayısız deney ve bilimsel araştırma yapıldı. Bu araştırmalarda DNA hasarlarına ya da stres kaynaklı sperm hasarlarına rastlanıldı. Ayrıca çok güçlü radyo frekanslarıyla kanser teşhisi konulan fareler arasında önemli bağlantıların bulunduğu bir çalışma yapıldı. 2 sene boyunca bir grup fare gün içinde toplamda 9 saat boyunca elektromanyetik alana bırakıldı. 2 yılın sonunda yapılan testlerde hücre ölümlerinin önemli ölçüde arttığı, sinir sistemlerinin olumsuz yönde etkilendiği ortaya konmuştur. Üstelik bu iz bırakan deney yapıldığında daha ortada 5G teknolojisinin adı dahi yoktu.

HER 150-200 METREDE ANTENLER KURULACAK
Yüksek frekans dalgalarını kullanacağı için tıp alanında çok önemli cerrahi müdahalelerde bile kullanılabilecek olan 5G teknolojisi şimdilik kafaları karıştırmış görünüyor. Dalganın boyu kısalacağı için artık bu teknolojiden faydalanmak adına çok daha fazla anten yerleştirmek gerekecek. Baz istasyonlarını güçlendirmek için artık her 150 , 200 metrede bir antenler entegre edilecek. Yakın zaman sonra yaşadığımız kentlerde neredeyse adım başı bir güçlendirici antenle karşılaşmak durumunda kalabiliriz. Radyo dalgalarının da doğal olarak artması vücudumuza olumsuz yönde etki edecektir. 5G tarafından yoğun olarak yayılan radyasyon vücudumuz için oldukça zararlı.

DÜŞÜK RADYASYON ZARARLI DEĞİL DEMEK DOĞRU DEĞİL
Helsinki Üniversitesi’nden moleküler biyoloji profesörü Dariusz Leszczynski 5G’nin sağlık açısından risklerini kimsenin tam olarak bilmediğini belirterek, “5G emisyonlu radyasyonun etkilerinin biyomedikal olarak araştırılmadı. 5G’nin güvenli olduğu görüşü, düşük seviyeli radyasyon sağlığa zararlı değildir varsayımına dayanıyor” diyor.

FARELER ÜZERİNDE DENEY YAPILDI
Almanya’da Aachen Üniversitesi Elektromanyetik Çevre Uyumluluğu Araştırma Merkezi, güçlü radyo frekans alanları ile kanser teşhisi konan fareler arasında açık bir bağlantı olduğunu gösteren bir rapor hazırladı. Buna göre, iki sene boyunca günde 9 saat elektromanyetik alana maruz bırakılan farelerin beyin, kalp ve sinir sistemlerinde değişimler yaşandığı ve hücre ölümlerinin arttığı görüldü.

BEYİN TÜMÖRÜN DE YÜZDE 34 ARTIŞ VAR
İngiltere’de Kanser Araştırma Merkezi (CRUK) 90’lı yıllardan 2016’ya cep telefonu kullanımının yüzde 500 oranında arttığını, buna bağlı olarak beyin tümörü vakalarının da eskiye nazaran yüzde 34 oranında artış gösterdiğini açıkladı. Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi ise cep telefonlarını 2011’de “kansere yol açabilecek etken” olarak tanımlamıştı.

HALKI DÜŞÜNEN ÜLKELER 5G’Yİ YASALARLA ENGELLİYOR
G’den kaynaklı yüksek frekans ve radyasyonun zararlarının kesin olarak tespit edilebilmesi için yıllar sürebilecek bazı deneylerin yapılması şart. Bu sebeple birçok hükümet 5G teknolojisine altyapı olarak hazır olsa da, yasalarla bu teknolojinin gelmesini erteliyor.

5G DE GÜVENLİK AÇIĞI ORTAYA ÇIKMA İHTİMALİ YÜKSEK
5G hakkındaki tehlike riski sadece sağlık alanıyla sınırlı değil. 5G’nin özelliklerini kapsamlı bir güvenlik analizinden geçiren ETH Zürih, Lorraine Üniversitesi ve Dundee Üniversitesi araştırma görevlileri, şu andaki hizmet kapasitesiyle pek çok güvenlik açığının bulunduğunu, bu durumun sayısız siber saldırıya yol açabileceğini belirtiyor.

ÇOCUKLAR TEHLİKEDE
Suyun bile yan etkisi varken bu cihazların yan etkilerinin saklanması insan haklarına aykırı.
Çok düşük seviyelerdeki radyasyon bile baş ağrısı, uyku düzensizliği, konsantrasyon zorlukları, çocuklarda ve gençlerde davranış bozukluklarına sebep olabiliyor.
25 Nisan 2020 / Abidin SARI-ÖZGÜR İFADE
KAYNAKLAR: euronews.com, mediaclick.com, Prof. Dr. Selim Şeker, Sevda Dursun-gercekhayat.com,dw.com

KOMPLO TEORİLERİ /// Abidin Sarı : DÜNYAYI VE İNSANLARI BEKLEYEN YENİ VİRÜS ‘ÇİP’


Abidin Sarı : DÜNYAYI VE İNSANLARI BEKLEYEN YENİ VİRÜS ‘ÇİP’

‘Genetiği ile Oynanmış Gıdaların İnsan Sağlığına Verdiği Zararları, Virüs Genleriyle Oynamanın Sonuçlarını Yaşadığımız Şu Günlerde; İnsanların Derisi Altına Çip Yerleştirme Koronavirüsü Gölgede Bırakacak Mahiyette’

Film yapımcısı Aaron Russo, bir dönem dünyanın en büyük zenginlerinden Rockefeller ailesiyle yakın ilişki içine girmişti. Ancak Rockefeller ailesinin iç yüzünü öğrenen Russo, aileyle görüşmeyi kesti ve bu ailenin gerçek amacını kameralar önünde anlatmıştı. Russo’nun iddiasına göre ailenin en büyük amaçlarından biri insanlara RFID çipi takarak dünyayı kontrol altına almak.

Amerikalı Rockefeller ailesinin yakın dostu iş adamı, film yapımcısı Yönetmen Aaron Russo 24 Ağustos 2007 de ölmeden önce ‘insanlara çip takacaklarını ve kontrol altında tutacaklarını’ söylemişti.

Başta suç ve suçluları denetim altında tutmak diye lanse edilen sistem daha sonra anahtarından banka kartına uzanacak yeni düzeni kurmaya başladılar. Nitekim artık sistem insanların bütün özel hayatlarını kontrol etme noktasına getirildi.

Russo’nun dediği gibi asıl amaç bütün insanların vücuduna çip takmak, böylelikle her insan bir navigasyon cihazına dönüştürülerek kontrol edile bilinecek. Vücudumuzda ki çip yardımıyla; kan akışımızdan, hormon salgılarımızı, göz bebeklerimizden, topuk dikenimize kadar her şeyi kontrol altına ala bilecekler.

Kendi irademizle aldığımızı sandığımız kararlar aslında vücudumuzda ki çipin beynimize gönderdiği sinyaller sayesinde gerçekleşirken; bizlere ikna yoluyla yaptırılamayanlar bu küçük alet yardımıyla yaptırılacak ve hepimiz birer robota dönüşeceğiz.

Hiç kimse böyle bir çipin vücudunda olmasını istemez, ancak korku yaratarak ve insanlara sizi bu korur güvende olursunuz, başınıza bir şey gelirse müdahale ederiz, koruruz, kurtarırız popülizmiyle yarattıkları korku dağları vasıtasıyla (Örneğin 11 Eylül gibi sansasyonel terör saldırısı, Virüs saldırıları, soygun, hırsızlık, tecavüz vs. gibi) insanlara bir bir bu çipi öyle veya böyle takacaklar. Böylelikle ele geçirilen vücudumuz, beynimizi komuta eden ‘Dijital şeytan’ tarafından yönetilecek.

HER TÜRLÜ BİLGİ BİRİLERİNİN ELİNDE OLACAK!

Kredi kartı, bilet, anahtar yerine geçen çipler İsveçlilerin sağlık verilerini de depoluyor. İngiliz bilim adamı Ben Libberton, sağlık ölçümleri de yapan çip için tehlike çanlarının da çaldığını ifade etti. Libberton, kişisel verilerin nasıl kullanılacağının önemli olduğunu ifade ederek, “Asıl problem, bu verilerin sahibi kim olacak. Sigorta şirketlerinden hasta olduğumu bilmeden primlerimin yükseldiğini gösteren bir mektup alır mıyım? Öğlen yemeği, spor ve işe gidiş saatlerimi bu çipe kaydedersem birileri bunu kullanabilir mi? Endişesi olabilir” ifadelerini kullandı.

MİKROBİYOLOG TEHLİKEYİ İŞARET ETTİ

Karolinska Enstitüsü’nde çalışan mikrobiyolog Ben Libberton ise, deri altına yerleştirilen çip ile kişilik haklarının kolayca ihlal edilebileceğini ve başta sağlık olmak üzere birçok gizli bilgiye ulaşılabileceğini ifade ediyor. Çip taktırmanın riskleri konusunda uyarıyor. Kişilerin hareket profilinin çıkabileceğini vurgulayan uzmanlar, kişilerin kobay gibi kullanılabileceği riskinin bulunduğuna dikkat çekiyor.

ÇİPLENMİŞ İNSAN SAYISI 10 BİNİ GEÇTİ

Dünya genelinde, vücuduna çip enjekte edilmiş “cyborg” sayısının 10 bini geçtiği tahmin ediliyor. En çok mikroçip şirketinin bulunduğu İsveç, 4 bin kişi ile “çiplenmiş” en fazla insana sahip ülke konumunda.

STOCKHOLM – İsveç’te kart, kimlik, kredi kartı, bilet taşıma dönemi sona eriyor. Ülkede, şırınga ya da çeşitli yollarla deri altına enjekte edilen pirinç tanesi büyüklüğünde çipleri kullananların sayıları arttı. İsveç’te deri altına enjekte edilen pirinç tanesi büyüklüğündeki çipler ile halk kimlik kartı, kredi kartı ve anahtarı artık cebinde değil elinde taşıyor. Ülkede, deri altına çip enjekte edenlerin sayısı 4 bini geçti.

TRENE BİLET, KAPIYA ANAHTAR

İsveç’te 4 binden fazla kişi kimlik kartı, tren bileti ya da anahtarı derilerinde taşıyor. Günlük hayatı kolaylaştırması amaçlanan çipleri deri altına enjekte ettiren İsveçliler, bu çiplerle kapıyı açabiliyor, çipleri tren bileti yerine kullanabiliyor.

BANKA KARTININ YERİNİ ALACAK DİYE MÜJDELENİYOR

Deri altına çip yerleştiren şirket Biohax International CEO’su Jovan Österlund, “Teknoloji yeni fakat önemli şekilde arttı” dedi. Österlund, “Bu teknoloji anahtarların, banka kartlarının yerini alabilecek ve sağlık amaçlı kullanabilecek. Ancak şu ana kadar toplum bu teknolojiye tam olarak ayak uyduramadı. Buna rağmen şirketimiz tarafından en az 3 bin 500 kişiye çip enjekte edildi. 2018’de başlayan teknolojiye ilgi ise giderek artıyor” ifadelerini kullandı.

ŞUNU BİLMEKTE YARAR VAR: Aaron Russo 2007 yılında öldü, bu sistemin Avrupa’da tartışılmaya başlandığı tarih 2013 ve şuan bu sisteme dahil edilmiş insan sayısı 10 bini aşmış durumda. Aynı Rockefeller ailesine ait Rockefeller Vakfının bu gün tüm Dünyayı saran Koronavirüs salgınını bundan 10 yıl önce 2010 da senaryo olarak harfi harfine raporlamış olduğu düşünülecek olursa; gelecekte çip konusunda insanlığın nasıl bir belaya bulaşacağını kestirmek güç olmasa gerek.

Bu gün yaşananlar karşısında ülkeleri ve toplumları yöneten söz, karar ve yetki sahipleri tarafından sarf edilen ”YENİ BİR DÜZEN KURULACAK” söylemi düşünüldüğünde ve bu yazıda anlatılanlar göz önünde bulundurulduğun da manidar olsa gerek.

12 Nisan 2020 / Abidin SARI-ÖZGÜR İFADE

***

BU AYRINTIYA DİKKAT!… ROCKEFELLER VAKFI 10 YIL ÖNCE KORONAVİRÜSÜ SENARYO OLARAK RAPORLAMIŞ

Rockefeller Hakkında Dehşete Düşürecek Ayrıntı; 10 Yıl Önce Harfi Harfine 2020’yi Yazmışlar: (NOT: aşağıda ki ayrıntılar 22 Mart 2020 de gazeteci M. Şakir Saraç tarafından ortaya çıkartılış ve Yeni şafak gazetesinde yayınlanmıştır)

ROCKEFELLER VAKFI KORONAVİRÜS SALGININI 2010 DA RAPORLAMIŞ

Rockefeller ailesine ait Rockefeller Vakfı’nın 2010 yılında yayınladığı bir raporda adeta günümüzdeki salgının birebir anlatılıyor oluşu dikkat çekiyor. ‘Gelecek bilimci’ Peter Schwartz’ın, Rockefeller Vakfı’na bağlı olarak kurduğu Global Business Network (GBN) tarafından yayınlanmış ‘Teknoloji ve Uluslararası Kalkınmanın Geleceği için Senaryolar’ başlıklı raporda çarpıcı ifadeler var. 2010 Mayıs’ında servis edilen rapor, 2030 yılına kadar olacak gelişmeler hakkında bir çerçeve sunuyor, ‘Senaryo Anlatıları’ bölümünde ise ‘ölümcül küresel bir virüs salgınının ortaya çıkacağını’ öngörüyor.

GELİŞMİŞ ÜLKELER ÇOK ZORLANACAK

Geleceğe ilişkin olası senaryolara yer vermesine rağmen ‘olaylar olup bitmiş gibi’ geçmiş zaman ifadeleri kullanılan Rockefeller metninde ‘gelişmiş ülkelerin bile virüsle savaşmakta zorlanacağı’ söylenerek aynen şu cümle yazılmış: “Yıllardır öngörülen küresel salgın geldi. Hızla yayılan virüs, salgınlara en hazırlıklı ülkeleri bile altüst etti.”

İLK ÇİN KURTULACAK

Vatandaşlarını virüsten korumak için hükümetlerin ‘olağanüstü önlemler’ alacağını belirten rapor, “Küresel salgın sırasında tüm dünyada liderler yetkilerini genişletti. Yüz maskelerinin kullanımının zorunlu hale gelmesinden, tren istasyonları ve süpermarketler gibi toplumsal alanlara girişlerde vücut ısısı kontrollerine kadar çok sıkı kural ve kısıtlamalar uygulandı” gibi şimdilerde gördüğümüz çok tanıdık uygulamaları anlatıyor. Ülkelerin virüsle nasıl mücadele ettiklerine de yer veren rapor, virüsten ilk olarak Çin’in kurtulmayı başaracağı kehanetinde bulunuyor: “Salgın tüm dünyayı sardı. Tedbirlerin uygulanması gelişmiş ülkeler için bile büyük sorun oldu. Fakat birkaç ülke üstesinden daha iyi geldi; özellikle Çin. Çin hükümetinin tüm vatandaşlar için zorunlu karantinayı hızlı bir şekilde koyup uygulaması ve tüm sınırları anında kapatması milyonlarca can kurtardı. Ve virüsün yayılmasını diğer ülkelerden çok daha erken durdurmaları salgın sonrası hızlıca toparlanmalarına imkân verdi.”

BOMBOŞ KALACAK

Virüsün sadece insanları öldürmediği ifade edilen raporun devamında, “Küresel salgının ekonomiler üzerinde ise ölümcül bir etkisi oldu. Hem insanların hem de malların uluslararası hareketliliği durma noktasına geldi, turizm gibi zayıf endüstriler ve küresel tedarik zincirleri etkilendi. Yerelde bile, normalde en hareketli olan dükkânlar ve ofis binaları hem çalışanlar hem de müşterilerden yoksun şekilde aylarca boş kaldı” denildi.

“GIDA KITLIĞI”

Gelecekte teknoloji alanındaki olası eğilimlere değinilen Rockefeller raporunda, “Korumacılık ve ulusal güvenlik kaygılarıyla hareket eden ülkeler, Çin’in güvenlik duvarlarını taklit ederek kendi bağımsız, bölgesel tanımlı teknoloji ağları oluştururlar. Hükümetler internet trafiğini denetlemek konusunda çeşitli derecelerde başarıya sahiptir ancak bu çabalar yine de ‘dünya çapında’ internetin etkisini kıramadı” ifadeleri bulunuyor. Ekonomide sektörel ve devlet düzeyinde büyük değişimlerin yaşanacağını öngören raporda ayrıca şöyle deniliyor: “Küresel gıda ve kaynak kıtlığı karşısında ülkeler iç piyasalarını ithalata karşı korumak ve tarımsal ürün ve diğer emtia ihracatını azaltmak için ticaret bariyerlerini yükseltti. 2016 yılına gelindiğinde, ülkeler Berlin Duvarı’nın yıkılışı sonrası dünyaya damgasını vuran küresel işbirliği ve birbirine bağlılığın en zayıfladığı döneme girdi.” 2016 yılında ABD’de Donald Trump seçimleri kazanarak başta Çin ve Avrupa olmak üzere ticaret savaşlarının fitilini ateşlemişti.

YAYINDAN KALDIRDILAR

Tartışmalı rapor, Rockefeller Vakfı’nın yayımlarının yer aldığı resmi sitesinde 25 Mayıs 2010 tarihinde “www.rockefellerfoundation.org/news/publications/scenarios-future-technology” adresinden paylaşıldı. Birkaç yıl boyunca erişime açık olarak kalan yayın sonra bilinmeyen bir nedenle siteden kaldırıldı. Yeni Şafak, raporun yayımlanma tarihini ve orijinalliğini doğrulamak için sözkonusu rapora ve web adresine web sitelerinin belirli tarihlerdeki imajlarının kayıtlarıyla ulaştı.