SOSYAL YARDIMLAR DOSYASI /// Uğur Dündar : Şefkat Kızılay’ından şirket Kızılay’ına !!!..


Uğur Dündar : Şefkat Kızılay’ından şirket Kızılay’ına !!!..

1 Nisan 2020

“Koronavirüs salgını başladığından beri maske dağıtan Kızılay gönüllülerini veya hijyen malzemesi sağlayan Kızılay istasyonlarınızı pek ortalıkta göremedik.

Oysa sağlıkta 152 yıllık deneyime sahip Kızılay’ımızın bu ortamda mücadelenin tam da içinde olmasını beklerdim. Milletimizin bağrından çıkmış, yüzyılı aşkın süredir insanlarımızın en umutsuz günlerinde bile yanında olmuş böylesine köklü bir kuruluşumuzun salgın karşısında etkisiz kalmasına ve sosyal medyada mizah konusu edilmesine çok üzüldüm.

★★★

Bunun nedenlerini düşünürken aklıma, yeni Kızılay yönetiminin uygulamaları geldi. Zira yeni yönetimin ilk işlerinden biri, 700’ü aşkın şube sayısını 170’e düşürmek olmuştu. Kapanan şubelerde üyelikler iptal edilmiş, gönüllüler küstürülmüş ve yerelde etkin olması gereken Kızılay, merkeze çekilmişti. Sonuç olarak bu bölgelerde artık Kızılay gönüllüleri ve üyeleri kalmamıştı. Bunu yapmalarının nedeni; Kızılay’ı tıpkı bir şirket gibi daha kolay denetlemek ve yönetmekti!..

★★★

Oysa Kızılay bir şirket değil şefkat yuvasıydı. Bunu sadece ‘Kızılaycılığı’ bir ruh gibi içlerinde yaşatanlar bilebilirdi. Vefa Grubu adlı oluşumun görüntülerini televizyon ekranlarından izliyoruz. Bu gruplar, zabıta ve emniyet görevlilerinden oluşuyor ve kimi kimsesi bulunmayan yaşlıların alışverişlerini yapıyor. Bunun toplumsal dayanışma açısından güzel bir uygulama olduğunu kabul ediyorum. Onların görüntüleri, bana geçmişte Kızılay Genel Başkanlığı yaparken devrim gibi değişimlere imza atan Tekin Küçükali’nin başlattığı ve başarıyla uyguladığı bir projeyi hatırlatıyor.

★★★

O dönemde 797 şubesiyle ülkenin en ücra köşesine kadar faaliyette olan Kızılay bünyesinde, tüm şubelerin etkin olarak çalışıp katkıda bulunacakları ‘TOPLUM LİDERLERİ’ adı altında bir proje hayata geçirilmişti. Proje, 797 Kızılay şubesinin aktif yöneticileri ve üyelerine ilaveten; muhtar, öğretmen, din görevlisi, bakkal, fırıncı, berber ve eczacı gibi kişilerden, yani bir insanın hayatını kolaylaştırabilecek meslek gruplarının mensuplarından oluşmaktaydı.

Bu komiteler aracılığıyla mahallenin açı da toku da hayırseveri de hayra ihtiyacı olanı da bir araya getiriliyor, yani mahallenin röntgeni çekilerek anında dert sahibine derman, açlık çekene de aş olarak kapıları çalınıyordu.

★★★

Ne yazık ki sonradan bu proje de şubelerin kapatılması gibi uygulamadan kaldırıldı. Böylece yaşlı, kimsesiz, yoksul ve hasta kimseler dertlerini telefonda çağırdığı işleri başlarından aşkın devlet görevlilerine anlatmak zorunda bırakıldı.

★★★

Kızılay’ın yüzlerce şubesi kapatılmasaydı ve ‘TOPLUM LİDERLERİ’ projesi sürdürülebilmiş olsaydı, koronavirüs salgınından ağır mağduriyetlerin yaşandığı bu dönemde çok daha hazırlıklı olmamız ve felaketlere karşı mücadelemizi daha etkin bir şekilde devam ettirmemiz sağlanabilirdi.

Bir gönüllüler ordusu olan Kızılay’ımıza yapılan en büyük kötülük, bu yapılar ve projelerle, kimsesizin kimi olmak üzere hayatlara dokunan elleri, yoksuldan, garipten ve afetzededen uzaklaştırmak olmuştur.

Ufuk insanı ve gönüllere dokunan sivil toplum önderi Tekin Küçükali ile yaptıklarımızın vicdani huzurunu yaşamakla birlikte bugün yapılanları düşündükçe derin bir üzüntüye kapılmamak inanın elde değil.

İşte bu nedenle Kızılay’ımızın ihtiyacı olan her yurttaşımıza anında el uzatıp onları şefkatle kucakladığı, milletçe gurur duyduğumuz ve tüm dünyanın örnek aldığı o görkemli günleri özlemle yad ediyorum… “

★★★

Okuduğunuz satırlar, Kızılay’ın eski Bakırköy Şube Başkanı İbrahim Ethem Veli’ye ait.

★★★

“Şefkat Kızılay”ı…

Hepimizin gönlünde taht kurmuş bir buçuk asırlık ulu yardım çınarı Kızılay’ımızın, efsanevi Başkan Tekin Küçükali döneminde topluma gururla duyurduğumuz ve alkışladığımız başarılarını, bir an önce yeniden sergilemesi dileğiyle…

BİYOGRAFİ DOSYASI : Kızılay’ın Kurucusu Macarlı Miralay Dr. Abdullah Bey’i Nasıl Biliriz ? ??


Kızılay’ın Kurucusu Macarlı Miralay Dr. Abdullah Bey’i Nasıl Biliriz ???

E-POSTA : atillaasci

YAZAR Atilla Aşçı :

İlkokul, ortaokul ve liseyi, 1956 da doğduğu Çanakkale’de bitirdi. 1974-1978 İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünü bitiremeden Eylül 1978 de yurt dışına çıktı. Almanya’da sosyal bilimler okudu. Çeşitli kurum ve kuruluşlarda danışmanlık, Hannover Gottfried Wilhelm Leibniz Üniversitesi Felsefe Bölümü, Meslek Pedagojisi ve Yetişkinler Eğitimi Enstitüsünde araştırma görevlisi olarak çalıştı. ’’ İsrail’i Kur’’ başlıklı bir kitabın Almancadan çevirisini yapmıştır.

Atilla Aşçı, Sun Savunma Net, 06 Şubat 2020

1953 Çanakkale/Yenice depreminde günlerce dışarıda yatmak zorunda kalan annemlere Kızılay bir battaniye vermiş. Üç yıl sonra doğan ben, o battaniye ile büyüdüm, sonra da kardeşim ısındı onunla. Senelerce, çok soğuk gecelerin refakatçisi oldu.

28 Eylül 1974 tarihinde el öperek evden ayrıldığım güne kadar o battaniye, neredeyse benim için evin en sevilen eşyalarından biri oldu. Çok değerliydi o battaniye. Kızılay vermişti onu.

Sene 1965, 18 Mart İlkokulu’nun üçüncü sınıfına gidiyordum. Üçüncü sınıftan itibaren faaliyet kolları başlardı bizim okulda… O gün, o kolların seçimi vardı. Kızılay kolu için aday aranırken, ilk parmak kaldıran bendim. Öğretmenim Ayten Hanım (ellerinden öpüyorum) ‘‘tamam, Atilla Kızılay Kolu’’ dedi… İşte o zamanki minik aklımla battaniyenin hakkını ödeme zamanının geldiğini düşünüp büyük bit mutluluk yaşadım. İlkbaharda, okulun bahçesindeki çam ağaçlarından sarı tozlar uçar, çocukların ellerine, bacaklarına yapışır, kaşındığında her yerleri kızarır, kabarırdı.

O zamanlar her öğrenciye bir kart verilirdi. O karta aldığın bağış pulları yapıştırılırdı. O pulları sınıftaki öğrenci arkadaşlarımın kartına her yapıştırdığımda, aklıma evdeki Kızılay battaniyesi gelir, sevinirdim. Kaç kart doldurulursa bir battaniye parası eder, ha bire hesap yapardım. Benim için Kızılay soğuk günlerin ısıtıcısı, şefkati idi. Çocukların üstünü örten battaniye idi. O battaniyeler artmalı çocukların üstlerini örtmeliydi. O günkü Kızılay o battaniye idi…çocukları ısıtan..

Peki, kimlerdi bu benim hayatımı çok etkileyen Kızılay’ı kuranlar?

Macarlı Miralay Abdullah Bey’i tanır mıydınız? Viyana’da maliye memurluğu yapan Anton Hammerschmidt’in 1800 yılında doğan oğlu Karl Eduard Hammerschmidt.

Önce felsefe okumuş, sonra entomoloji (böcek bilim) ve sonra da tıp okumuş. Narkoz konusunda uzmanlaşmış, buluşlarını tıp âlemiyle paylaşmış. Avusturya’da, başlayan halk kalkışmalarına aktif olarak katıldığı için, 1848 deki Ekim İhtilali akabinde Osmanlı’ya sığınır. İslamiyet’i seçer ve Abdullah ismini alır.

İstanbul’a gelir gelmez, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye, ardından Şam’daki askeri hastaneye miralay (albay) rütbesi ile tayin olur. 1855 de, Kırım Savaşı sonrası da Gülhane ve Haydarpaşa hastahanelerinde görev alır. İlk jeoloji çalışmalarını başlatır. 1870 de, İstanbul’da bir doğa müzesi kurmakla görevlendirilir. Viyana’dan getirttiği 12.000 adet örnek mineral, 3000 e yakın bitki örneği, 5900 böcek ve 2500 e yakın da zooloji fosili ile Le Musee d’historie Naturelle d’Êcole Imperiale de Medicine a Constantinople adıyla bu konuda Türkiye’de, halen bile bu büyüklükte başka bir müzenin olmadığı bir Doğa Tarihi Müzesi’ni kurar. 28 Ekim 1918’deki büyük Vefa yangınında bu müze tamamen yanarak yok olmuştur.

Peki, Dr. Abdullah Bey’i bu konuda kim görevlendirmiş ve tam destek vermiş. O da, başka bir Avusturya kaçkını olan Michel Lattas, yani bizdeki ismiyle, Osmanlı ordusunda ordu komutanlıkları yapan, en sonunda başkomutanlığa getirilen Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa. Kendisi, 1853/55 Kırım Savaşı’nda Osmanlı Ordusu Başkomutanı olmuş, Sultan Abdülmecit veliaht iken onun hocalığını, 1857 yılında Hicaz ve Irak Orduları ve Rumeli Ordusu Komutanlığı yapmış bir şahıstır.

Abdullah Bey’in Kızılay’ın kurulmasında en yakın refakatçisi ve yardımcısı kim? O kişi de bizim hani ‘‘git derdini Marko Paşa’ya anlat’’ dediğimiz Mekteb-i Tıbbiye Nazırı Marko (Apostolidis ) Paşa. Sultan Abdülaziz’in hekimbaşı, tuğgeneral rütbesini alan ilk doktor payesi alan bir kişidir. Sabrıyla ünlü Marko Paşa, Abdülhamit döneminde Senato Üyesi. Aynı zamanda Kızılay’ın ilk başkanıdır.

Bu konuda önemli dördüncü önemli şahıs ise, Kırımlı Dr. Aziz Bey’dir. Bilim dilinin Türkçe olması için didinen, derslerini Türkçe verdiği ilk sivil tıp ‘’Mekteb-i Tıbbıye –i Mülkiye’’ okulunu kurarak dekanlığını yapmıştır, Kızılay’ın hilal şeklindeki sembolünü çizen kişidir.

Dr. Abdullah Bey, 1874 yılının ağustos ayında, 74 yaşında Üsküdar-İzmit demiryolu yapımımda jeolojik arazi çalışması yaparken, güneş çarpması yüzünden geçirdiği apolaksi yüzünde kirada oturduğu evde vefat eder ve Defterdar Camii’nin kabristanına defnedilir. Oradan alınır Eyüp’e götürülür. 1994 yılında, Eyüp’teki mezarı da yol geçecek diye yerinden kaldırılır. Şimdiki yeri mi? Kimse bilmiyor. Aynı durum Kırımlı Dr. Aziz Bey için de geçerlidir. Onun da mezarı kayıptır.

Eylül 2012 tarihinde, her ikisi için Defterdar Camii bahçesinde sembolik bir anıt mezar yapılmış; lakin şimdiye kadar bu kurumun kurucuları layık oldukları ilgiyi görememişler ve hatta yok gibi davranış şekli süregelmiştir. Bugün Kızılay varsa, onlara borçluyuz.

Vefa derken, akla sadece boza gelmesin.

YOLSUZLUK DOSYASI : KIZILAY VE MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NDAN KÖTÜ KOKULAR GELİYOR /// İŞTE 2 HABER


HABER 1 : BÜLENT KUŞOĞLU : “KIZILAY’A BAĞIŞLAR BIÇAK GİBİ KESİLDİ”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu: Kızılay bir kamu kuruluşu olarak vergi kaçakçılığına aracılık etmiş. Vergi her ülkede kaçırılıyor ama bir devlet kurumunun vergi kaçakçılığına aracılık etmesi affedilecek bir olay değil. Vatandaş şimdi kan bile bağışlamıyor.

Sami GÖKÇE / YENİÇAĞ

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu Başkentgaz’ın Kızılay üzerinden TÜGEV ve ENSAR Vakfı ortak kuruluşu olan TÜRKEN’e 8 milyon dolar tutarındaki bağışın vergi kaçırmak olduğunu söyledi. Bülent Kuşoğlu; olayın ardından Kızılay’a yapılan bağışların bıçak gibi kesildiğini belirterek "maddî bağışı bırakın kan bağışı bile çok düştü" dedi.

CHP’nin TBMM Başkanlığı’na verdiği araştırma önergesinin görüşülmesi sırasında konuşan Bülent Kuşoğlu "hukukumuza göre; her firmanın bağış yapma hakkı yetkisi vardır. Yaptığı bağış "kanunen kabul edilmeyen gider" sayılır ve vergiden düşülmez normalde böyledir. Fakat "kamuya yararlı dernek ve vakıf" statüsünde olan dernek ve vakıflara bağışta bulunulduğu zaman; kazancın yüzde 5’i tutarında indirim konusu yapılabilir. Yalnız Kızılay ve Yeşilay’a bağışta bulunulduğunda Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10’uncu maddesine göre tamamı ile yani yüzde 100 oranında indirim konusu olabilir. Başkentgaz’ın bu bağıştan dolayı 30 milyon liranın üzerinde bir kazancı vergiden indirilmiş" dedi.

Vergi avantajının Kızılay üzerinden sağlandığını kaydeden Bülent Kuşoğlu şöyle devam etti "Avantaj sağlandıktan sonra bağışın bir başka vakfa aktarılması şartlı bağış gibi görünüyor ama kanuna aykırı hukuka aykırı ahlâka aykırı bağış olamaz şartlı bağış yapılamaz. Böyle bir durum söz konusu olmuş ve bu durum aynı zamanda muvazaa teşkil ediyor. Yani gerçek işlemi vergi indirimini perdelemişler yoksa onu göstermemeye çalışmışlar böyle bir durum söz konusu. Kızılay bir kamu kuruluşu olarak vergi kaçakçılığına aracılık etmiş. Yani devlet itibarıyla oynanmış Vergi çok kaçırılıyor her ülkede kaçırılıyor ama bir devlet kurumunun vergi kaçakçılığına aracılık etmesi böyle bir organizasyonun içerisinde bulunması affedilecek bir olay değil.

Öğrenciler bile; harçlıklarından arttırdıkları paraları Kızılay’a yardım olarak veriyorlardı şimdi kan bağışı yapılmıyor. Ayrıca BAŞKENTGAZ Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığı statüsü kazanmış bununla ilgili konunun SPK mevzuatı yönünden araştırılması lâzım. Konu bir suç teşkil ettiği için vergi dışında Ceza Kanunu yönünden araştırılması lâzım. "

Bülent Kuşoğlu: “Kızılay’a bağışlar bıçak gibi kesildi”

HABER 2 : "VELİLERDEN ALINAN PARA ENSAR’A GİDİYOR"

Sözcü gazetesi yazarı Saygı Öztürk Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile Ensar Vakfı’nın protokolünü kaleme aldı. Öztürk "Genel müdürlükler tarafından verilen izinlerin yanı sıra il milli eğitim müdürlüklerinin dini vakıflarla yaptığı çok sayıda protokol bulunuyor. Bunlar da kamuoyundan gizleniyor "diye yazdı

Sözcü gazetesi yazarı Saygı Öztürk "Torunlar şirketine ait Ankara Başkentgaz şirketi tarafından Kızılay üzerinden 8 milyon dolar aktarılan Ensar Vakfı devletin hemen bütün birimlerine girmiş durumda. Bakıyorsunuz devletin okulunun içinde ana sınıfı açıyor. Bütün masraflar devlete ama velilerden alınan paralar Ensar’a gidiyor"ifadesini kullandı.

Sözcü yazarı Öztürk bugünkü köşe yazısında Ensar Vakfı’nın hemen hemen devletin bütün birimlerine girdiğini belirtti.

Vakfın devlet okullarının içine ana sınıfı açtığını velilerden alınan paraların ise Ensar’a gittiğini ileri süren Öztürk yazısında şu ifadelere yer verdi:

"Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü tarafından 2017 yılında Ensar Vakfı Birlik Vakfı ve İlim Yayma Cemiyeti’yle ayrı ayrı ‘Çeşitli Eğitim Seminer ve Sosyal Etkinlikler Düzenlenmesine Dair İş Birliği Protokolü’ imzalanmış. Bu protokollere karşı çıkmalara rağmen siyasi iktidar geri adım atmadı aksine iş birliğini artırdı. Karşı çıkanlardan birisi de avukat Esra Deniz Ağar Şudaşdemir’di. Üç protokolün de iptali ve yürütmelerinin durdurulması için dava açtı. Açılan bu davaları emekli Yargıtay Üyesi Ali Suat Ertosun da yakından takip etti.

Ensar Vakfı ve Birlik Vakfı’na karşı açtığı davalarda Danıştay 8. Dairesi’nin yürütmenin durdurulması isteminin reddine dair verdiği kararlar itiraz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından kabul edilerek protokollerin yürütmesi durduruldu. İlim Yayma Cemiyeti ile yapılan ‘Öğrencilere Yönelik Sosyal Kültürel Sportif Etkinlikler ile Mesleki ve Teknik Kurslar Düzenlenmesine Dair İş Birliği Protokolü’nün iptali ve yürütmesinin durdurulması için açılan davada da Danıştay 8. Dairesi ret kararı verdi. İtiraz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu bu kararı kaldırdı ve yürütmenin durdurulmasına hükmetti.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın dini vakıflarla yaptığı protokoller bu kadar mı? Değil. Genel müdürlükler tarafından verilen izinlerin yanı sıra il milli eğitim müdürlüklerinin dini vakıflarla yaptığı çok sayıda protokol bulunuyor. Bunlar da kamuoyundan gizleniyor. "

‘Velilerden alınan para Ensar’a gidiyor’

USULSÜZLÜK DOSYASI : Kızılay’da skandal üstüne skandal. 30 bin lira aylıklı Ürdünlü, ‘stratejist casus kurum çalışanı’ çıktı !!!


Kızılay’da skandal üstüne skandal… 30 bin lira aylıklı Ürdünlü, ‘stratejist casus kurum çalışanı’ çıktı !!!

Yolsuzluk ve israf iddiaları ile gündemden düşmeyen Kızılay’ın “Baş stratejist” olarak işe aldığı ve aylık 30 bin lira ödeme yaptığı Ürdün uyruklu Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nın, ‘casus’ kuruluşta çalıştığı ortaya çıktı. Kızılay’ın 2016 yılında işe aldığı ASSI’nın, sigorta kayıtlarında çalıştığı yer, “Internatıonal Medical Corps” adlı firma gözükürken, söz konusu firmanın CIA’nın çeşitli ülkelerde insani yardım kisvesi adı altında “saha ” ve “istihbarat” çalışması yapan STK’larından birisi olması dikkat çekti.

Elazığ’da yaşanan deprem sonrası kamuoyunda yaşanan tartışmaların odağındaki Kızılay hakkında her geçen gün bir başka skandal daha ortaya çıkıyor.

gazetta9.com’dan Celal Eren Çelik, Kızılay’ın “Baş stratejist” olarak işe aldığı ancak casus kurum çalışanı çıkan Ramadan Mohammed Radwan ASSI hakkındaki detayları yazdı. Çelik’in haberi şöyle:

Son olarak KIZILAY‘ın 2016 yılında “Baş stratejist” olarak işe aldığı ve aylık 30 bin TL ödeme yaptığı Ürdün uyruklu Ramadan Mohammed Radwan ASSI için ödenen bu ücret kamuoyunda büyük tepki ile karşılanmıştı.

Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nin Kızılay bünyesinde iş başı yaptığı dönemde kuruma yönelen tepkiler sonra bir süre sonra KIZILAY iş akdini fesh etmek zorunda kalsa da Assı’nin ev kirası ve çocuklarının 30 bin TL tutarındaki okul masraflarını KIZILAY’ın işe alım sürecinde ödemeyi tahattüt ettiği ve iş akdinin sonlandırılmasının ardından da bu paranın ASSI’ye ödendiği belirlenmişti.

Kamuoyu tepkisine rağmen o dönemde Kızılay Genel Başkanı Dr.Kerem Kınık, ASSI için “Kendisinin bize çok büyük faydaları dokundu” açıklamasını yapmıştı…

ÜRDÜNLÜ “BAŞ STRATEJİST” ASSI HAKKINDAKİ GERÇEK…

Ancak Ramadan Mohammed Radwan ASSI konusunda yaşanan skandal sadece yüksek maaş ile KIZILAY;’da görev yapması değil. Hatta asıl büyük skandalın yanında bu konu oldukça “önemsiz” kalmakta…

Zira Ramadan Mohammed Radwan ASSI yakından incelendiğinde hiç de öyle “sıradan” bir “Stratejist” olmadığı ve “enteresan” ilişkileri olduğu ortaya çıkmakta.

Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nin Kızılay’a işe başlama sürecinde Türk Kızılayı Genel Müdürlüğü İnsan Kaynakları Direktörlüğü’ne 04/10/2016 tarihinde gönderilen atama ile ilgili gönderilen ve altında Kızılay Genel Başkanı Dr.Kerem Kınık’ın e-imzası bulunan 626912-903.99-E.98391.evrak sayı numaralı olur belgede “…Ürdün asıllı Ramadan Mohammad Radwan Assı’nın 4817 sayılı yabancıların çalışma izimleri hakkında kanun kapsamında çalışma izni alması için gerekli başvuruların gerçekleştirildiği ,bu konudaki müracaatın ise 16.08.2016 tarihinde Çalışma veSosyal Güvenlik Bakanlığı’na yapıldığı” belirtiliyordu…

Oysa Ürdün asıllı Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nin KIZILAY adına SGK’ya başvuru yapılmasından 16 gün önce SGK’dan “SÜRELİ ÇALIŞMA İZNİ” aldığı ortaya çıktı…

Türkiye Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından verilen “Süreli çalışma izninin” Belge Numarası:495082

Belgede “İşe Başlama Tarihi” olarak ise 30.07.2016 gözükmekte ve çalışma izni 18.06.2018’e kadar süresi var.Belgenin veriliş tarihi ise 04.08.2016… Yani KIZILAY’da işe alınmadan 12 gün önce.

Ama “Gariplikler” tam da burada başlıyor… Zira Ramadan Mohammed Radwan ASSI için SGK tarafından verilen çıkartılan bu “Süreli Çalışma İzninde” Ramadan Mohammed Radwan ASSI ‘nin çalıştığı iş yeri KIZILAY olarak gözükmüyor.

Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nin çalıştığı firma “INTERNATIONAL MEDICAL CORPS” Türkiye temsilciliği olarak belirtilmiş..

KIZILAY’IN “BAŞ STRATEJİSTİ” “CASUS” KURULUŞTA

Peki kimdir neyin nesidir bu INTERNATIONAL MEDICAL CORPS? diye araştırınca işin asıl büyük “Skandal” kısmı” ortaya çıkıyor.

Zira INTERNATIONAL MEDİCAL CORPS, 2018 yılında başta Gaziantep olmak üzere büroları basılan, Hatay’daki depoları ve tırları mühürlenen, çalışanları sınır dışı edilen ABD merkezli bir “Sivil Toplum Kuruluşu”

Kuruluş CIA’nın çeşitli ülkelerde insani yardım kisvesi adı altında “saha ” ve “istihbarat” çalışması yapan STK’larından birisi olarak biliniyor.

Bu “Sivil Toplum Kuruluşu” STK adı altında istihbari çalışmalar yürütmek suçlaması ile Türkiye’de 2018’de kapatıldı. MİT ve Emniyet koordinesinde bürolarına baskınlar düzenlendi.

Konu İngiliz ve ABD gazetelerine taşındı…

Sadece Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nin Kızılay’da işe başladığı ama SGK girişinin “Çalıştığı firma” olarak INTERNATIONAL MEDİCAL CORPORATION üzerinden yapıldığı 2016 yılında 106 milyon 900 bin TL’yi Suriye’ye geçirdi.

Aynı STK 4 TIR dolusu ilacı da Suriye’ye götürdü ama ilaçların kime gittiği belli değil!

İşte KIZILAY resmi kayıtlarda,SGK kayıtlarına göre bu NTERNATIONAL MEDİCAL CORPS’da çalışan Ramadan Mohammed Radwan ASSI’yi “Baş stratejist” olarak işe alıyor aylık 30 bin TL net maaş bağlıyor,çocuklarının yıllık 30 bin TL tutarındaki okul masraflarını karşılıyor ve ev kirasını ödüyor….

Ortaya çıkan bu skandala Kızılay Başkanı Dr.Kerem Kınık ve kendisi ile birlikte Ramadan Mohammed Radwan ASSI’nin işe alımında imzası olan kişilerin nasıl yanıt verecekleri merakla bekleniyor…

ASSI ŞU AN BAŞKA BİR “STK”DA…

Ramadan Mohammed Radwan ASSI şu an tıpkı Türkiye’de kapatılan INTERNATIONAL MEDİCAL CORPS gibi CIA’ye yakınlığı ile bilinen PANAROMA isimli STK’da çalışmakta.

Bu PANORAMA isimli vakfın kurucusu ise Bill Clinton’un eski danıışmanlarından ve konuşma metinlerinin yazarı Gabriella Fitzgerald.

MI6 DOSYASI /// ÖMÜR ÇELİKDÖNMEZ : MİT’in bilgisi olmadan Kızılay ve AKUT İngiliz İstihbaratına nasıl çalıştırıldı ?


Ömür Çelikdönmez

·

MİT’in bilgisi olmadan Kızılay ve AKUT İngiliz İstihbaratına nasıl çalıştırıldı ?

İki hafta önce İsrail askerleri, Washington’ın ve diğer büyük NATO güçlerinin desteğiyle, Beyaz Miğferler/ Beyaz Baretler/ (The White Helmets) adlı örgütün 800 dolayında çalışanını, hükümet güçlerinin önceden Batı destekli İslamcı milislerin elinde olan bölgeleri geri almak için büyük bir saldırı düzenlediği Suriye’nin güneyinden tahliye etmek için bir operasyon gerçekleştirdi. Görünüşte Suriye’deki çatışmada kapana kısılan sivilleri kurtarmaya adanmış bir sivil savunma grubu olan Beyaz Miğferler, ABD ve Avrupalı devletler tarafından ciddi şekilde finanse ediliyordu. Bu sözde insani yardım örgütü, NATO’nun onaylanmış yumruğu, sadece Suriye’de değil durdurulmadığı takdirde daha birçok ülkeyi ezmek için kullanılmak amacıyla kurulmuştu. Ortadoğu ve tabi ki Suriye başta olmak üzere tüm coğrafyalardaki emperyalist çatışmalar dünya nüfusunun büyük bir kısmını mültecileştirdi.

Beyaz Miğferler, 2013’te, Almanya, Hollanda ve Danimarka hükümetlerinden gelen ek fonlarla birlikte, esas olarak ABD ve Britanya tarafından oluşturuldu. Grubun kuruluşunda yer alan başlıca figür, ABD askeri şirketi Blackwater’la bağlantılı bir şirketle birlikte Körfez’in petrol monarşileri için bir paralı asker olarak çalışan, eski Britanya subayı ve MI6 ajanı James Le Mesurier idi. Le Mesurier, Suriyelilere Türkiye’de eğitim verdi ve ardından, onları, Batının arkaladığı “asiler” için bir lojistik destek ve propaganda kolu işlevi görmek üzere Suriye’ye geri gönderdi. Görünüşte Suriye’deki çatışmada kapana kısılan sivilleri kurtarmaya adanmış bir sivil savunma grubu olan Beyaz Miğferler, ABD ve Avrupalı devletler tarafından ciddi şekilde finanse ediliyordu. Örgüt, yalnızca, ABD ve onun NATO müttefiklerinin Suudi Arabistan ve Katar ile birlikte silahlandırıp finanse ettiği muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösterdi.

Eski Britanya subayı ve MI6 ajanı James Le Mesurier ‘The White Helmets’ adlı örgütü nerede kurdu bilin bakalım? İstanbul’da! James Le Mesurier; sıradan bir İngiliz askeri değil. Birleşmiş Milletler Barış Gücü adına Balkanlar’da çalışmış, İngiliz Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Ortadoğu’da istihbaratçı olarak üst düzey görev yapmış biri. Çalıştığı alanlar saymakla bitmiyor. Irak İçişleri bakanının özel danışmanlığından, Birleşik Arap Emirlikleri Doğal gaz sahaları özel koruma gücü oluşturma görevine, Dubai’de Black Waters’la bağlantılı kiralık asker şirketi Olive Group başkan yardımcılığından, Beyaz Baretler adlı ‘sivil toplum’ kuruluşuna kadar uzayan bir yelpaze bu. Blackwater-Academi ile birleşerek ConstellisHoldings’e dönüşmüş bir özel yüklenici kuruluş olan OliveGroup içindeki bir paralı asker olduğu kabul edilen,James Le Mesurier tarafından kuruldu. Beyaz Baretler’e önderlik eden MayDay Rescue adlı ‘arama kurtarma yardım’ örgütünün de mimarı. MayDay Rescue Amsterdam, Hollanda merkezli ve İstanbul’da şubesi var. MayDay şu anda Yemen ve Irak dahil olmak üzere Orta Doğu’daki diğer ülkelerde de faaliyet gösteriyor.

Le Mesurier; MI 6 olarak bilinen İngiliz istihbaratının bölgedeki en güvendiği ajanlarından biri. CIA ve Mossad ile ortak operasyonlarda Mayday ‘Sivillere yardım’ teşkilatını paravan olarak kullanıyor. Suriye’de Kaide artığı El Nusra teröristlerine askeri ve istihbari eğitim veriyor. Le Mesurier, 2016 Haziranında, Kraliçe’den Suriye’deki faaliyetleri nedeniyle özel nişan aldı. Yani karşınızda ki, çağdaş bir ‘Lawrence’ ve bir 007 Bond karışımı. Kendi ifadesine göre çalıştığı şirket ARK (bir istihbarat şirketi) ABD ve İngiltere hükümetleri adına Suriye’de eğitim programları düzenliyordu. Türkiye’den deprem arama kurtarma ekibi AKUT’unda yardımıyla, 20 kişilik bir ekibe bir haftalık bir kurs düzenledi. Sıradan Suriyeli sivillerden, bir savunma ekibi yaratıldı. MayDay İstanbul bürosu Karaköy’de. Beyaz Baretler’in lideri Raid Saleh Türkiye Suriye arasında mekik dokuyor. Mayday Rescue Suriye Sorumlusu Faruk Habib Türkiye’de yaşıyor, batı başkentlerinde ilişkileri yürütüyor. James, İstanbul, Gaziantep, Suriye arasında ve her yerde!

Geçmişte Birleşmiş Milletler’de, Avrupa Birliği’nde ve İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nda yüksek görevlere getirilmiş bir isim. Le Mesurier, Londra’nın 55 km güneybatısında İngiliz kara ordusunun subay başlangıç eğitim merkezi olarak kurulan Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi (Royal Military Academy Sandhurst, RMAS) mezunu. Bu akademiye yabancı öğrencilerde kabul ediliyor. Mesela Suudi Arabistan’dan 8 prens bu akademide eğitim gördü. Ayrıca mevcut Ürdün Kralı, Umman Sultanı, Bahreyn Kralı, Kuveyt Emiri, Katar Emiri, Dubai Emiri ile Abu Dabi Emiri de İngiliz Kraliyet Akademisinin mezunları arasında yer alıyor. O İngiltere’nin Kenya, Aden, İrlanda, Irak, Libya’da sürdürdüğü, kirli emperyalist oyunlarının dünyanın dört bir yanına yayıldığı her yerde, kirli savaşların adamı., son otuz yıldır, özellikle Bosna, Kosova, Irak ve Lübnan’daki İngiltere/NATO kapsamındaki askeri harekatlarda görev aldı. Kosova Priştine’de istihbarat koordinatörü olarak görev yaptı.

James Le Mesurier İngiliz özel güvenlik uzmanı ve eski bir İngiliz askeri istihbarat subayı. Bir psy-op yani Psikolojik savaşın nasıl yürütüleceğini çok iyi biliyor.(5) Bu nedenle Suriye’de eski özel güvenlikten oluşan karanlık bir istihbarat ağına sahip. Türkiye’nin desteklediği bazı Suriyeli muhalif gruplarla hep iç içe olmuş. Kimin eli kimin cebinde belli değil diyemem. Çünkü uzun bacaklı İngilizlerin derin kollarının bizim cebimizi karıştırmakta olduğu gerçeğini yadsıyamam. Le Mesurier, burnumuzun dibinde Suriye’de sivil savunma örgütü adı altında istihbarat operasyon örgütü kurmuş. Türk yetkilileri de insani yardım örgütü masalıyla bir güzel uyutmuş iyi mi? Pardon burnumuzun dibinde değil, Mart 2013’te İstanbul’da.(6) Hatta AKUT bunların elemanlarına eğitim vermekle kalmamış lojistik destekde sağlamış. Beyaz Miğferler/ Beyaz Baretler/ (The White Helmets); Esad’a karşı Batı müdahalesini savunan savaş yanlısı bir PR firması PurposeInc. üzerinden George Soros’la bağlantılı. Purpose’un eş kurucusu, aynı zamanda Soros’un Açık Toplum Vakfı ile bağlantılı bir “demokrasi yanlısı” grup olan Avaaz’ın, SEIU’nun ve MoveOn.org’un da kurulmasına yardım eden Jeremy Heimans.. İngiliz hükümeti, ‘2012-2015 yıllarında Suriye’ye gönderilen insani olmayan yardımlar’ konulu raporunda hükümetin Ak Miğferler Örgütü’ne 15 milyon sterlin, bazı medya kuruluşlarına ise 5.3 milyon sterlin aktarıldığı yazıyordu.

İngiltere tarafından finanse edilen projeler, Suriye genelinde bağımsız basın ağı kurulmasını amaçlıyor. Projeler kapsamında Facebook ve Twitter’da Suriye ordusunun Guta’daki kimyasal saldırıları hakkında mesajlar atılacak, yerel halk ve Ak Miğferler Örgütü’nden bilgi alınacak.” İfadeleri yer alıyordu.(7) ABD ve İngiltere istihbaratının kurduğu Beyaz Miğferler/ Beyaz Baretler/ (The White Helmets) adlı örgütün Türkiye’de partnerleri ise Türk Kızılayı ile Arama Kurtarma Derneği AKUT. Kızılay Basın Müşavirliği’nden Selahattin Bostan, 15 Ağustos 2016 ‘da “The White Helmets (Beyaz Miğferler)” grubu, Suriye’de insan hayatının korunması için çaba gösteren önemli bir insani yardım kuruluşudur. Çalışmalarını ağırlıklı olarak yaralı ve hasta savaş mağdurlarının korunmasına odaklayan grup, dünyadaki çeşitli insani yardım kuruluşları tarafından da desteklenmektedir. Eğitimlerinin bir bölümünü ülkemizin önemli arama kurtarma örgütlerinden biri olan AKUT’tan alan kuruluşun sözü edilen El Kaide Örgütüyle herhangi bir bağı olduğuna dair elimizde herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Aksine, bu grubun insan sağlığı için yaptığı çalışmaların gördüğü uluslararası destek tam tersi bir duruma işaret etmektedir.” açıklamasıyla bu kirli işbirliğini adeta itiraf etmişti.

AKUT kurucusu Nasuh Mahruki aile köklrieyle ilgili yazısında; “200 yıldan fazladır İstanbul’da yaşayan köklü ve varlıklı bir aileden geliyorum ve hem ailemden hem de Türklüğümden büyük gurur duyuyorum. Büyükbabamın büyükbabasının babası, 1822 yılında Sakız Adası’nda çıkan Rum isyanını bastıran ve Sultan II. Mahmud’un, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak kendisine verdiği bu görevi eksiksiz yerine getirdikten sonra, burada şehit düşen (Nasuh oğlu) Kaptan-ı Derya Ali Paşa’dır.” ifadelerine yer veren birisi.(9) İngiliz istihbaratının kendisini gizlemek için paravan amaçlı partner edindiği AKUT; Nasuh Mahruki ve arkadaşlarınca, 14 Mayıs 1996’da, İstanbul’da kuruldu. 1998 Adana-Ceyhan depreminde gösterdiği yararlılıklar nedeniyle, Bakanlar Kurulu kararıyla 19 Ocak 1999’da “Kamu Yararına Dernek” statüsü aldı. AKUT, arama-kurtarma operasyonlarına ve yapılanmasını sürdürmeye devam ederken, 17 Ağustos 1999’da Marmara Depremi meydana geldi.

Bu süreçte AKUT,150 gönüllüsü ile çalışarak 200’ün üzerinde insanın hayatını kurtardı. 17 Ağustos 1999 öncesinde Türkiye’de arama-kurtarma konusuna odaklanmış tek gönüllü dernek olan AKUT, birçok STK ile kamu ve özel sektör kuruluşlarının arama-kurtarmaya bakış açılarını, yaklaşımlarını değiştirerek yeni atılımların da öncüsü. AKUT yalnızca Türkiye’de değil yurt dışında da bilgi ve birikimini faydaya dönüştürmek ve insan hayatı kurtarmak için faaliyetlerde bulunuyor. Marmara depreminin hemen ardından Yunanistan-Atina depreminde arama-kurtarma çalışmalarına aktif katılım sağladı. Atina depreminin ardından yine 1999’da Tayvan, 2001’de Hindistan, 2003’te İran, 2005’te Pakistan, 2010’da Haiti, 2015 Nepal depremlerinde arama-kurtarma; 2000 yılındaki Mozambik selinde ise tıbbi destek çalışmaları gerçekleştiren AKUT, uluslararası alanda oldukça tanınıyor. AKUT, kurulduğu günden bugüne dek gerçekleşen 2873 operasyonda 2650 kişiyi, 1270 hayvanı kurtarmış ve 299 ex bireyi de bulundukları yerden çıkararak sağlık ekiplerine teslim etmiştir.

Türk Kızılayı ve AKUT’un kendi başlarına yabancı istihbarat teşkilatlarının kurduğu sözde insani yardım ve sivil savunma örgütlerine yardım etmesi söz konusu olamaz. En azından MİT yetkilileri bir görüş beyan etmiştir. Eğer haberleri yoksa yandı gülüm keten helva? Aklıma ne geldi kim geldi biliyor musunuz? Osmanlı Paşası Keçecizade Fuat Paşa’nın bir Paris ziyaretinde bulunduğu toplulukta Fransız yetkililerden birisi ortaya bir soru atar, der ki “-Dünyanın en güçlü devleti hangisidir?” Fuat Paşa düşünmeden cevap verir; “-Osmanlı” diye. Topluluktaki ecnebiler itiraz eder “- olur mu hiç Osmanlı hasta adam?” derler. Fuat Paşa’da zaten bu sorunun sorulmasını istemiştir, taşı gediğine koyuverir; yahu der; “- Siz dışarıdan biz içeriden bunca yıllık uğraşmamıza rağmen bir türlü yıkamadık. Bunca saldırıya dayandığı için en güçlü devlet, Osmanlı’dır.” Anladınız siz onu!