HRANT DİNK DAVASI : Hrant Dink davasının gerekçeli kararı açıklandı !!!!


İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Temmuz’da, Erhan Tuncel, Yasin Hayal ve Ogün Samast’ın da aralarında bulunduğu 7 sanığa çeşitli oranlarda hapis cezası, 2 sanığa ise beraat kararı verdiği hükümle ilgili gerekçeli kararını hazırlayarak taraflara tebliğ etti.

Gerekçeli kararda, Dink’in öldürülmesi eylemi, iddialar, yasayla kapatılan özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 21 Ekim 2008 tarihli iddianamesi, suçlamalar, yasayla kapatılan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılması, yargılama süreci ve 27 Haziran 2019’da savcılıkça verilen mütalaa özetlendi.

Mağdur ve müdahil beyanlarıyla 9 sanığın savunmasına yer verilen gerekçeli kararda, tanık anlatımları, Yargıtay 9. Ceza Dairesince verilen 13 Mayıs 2013 tarihli ilam ve deliller de yer buldu.

"Bütünlük bozulmasın diye tefrik edildi"

Mahkemenin 17 Ocak 2012 tarihli kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesince verilen 13 Mayıs 2013 tarihli ilamla kısmen bozulduğu, bozma kararı sonrası haklarında yeniden değerlendirme yapılması gereken kişilerin, sanıklar Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Ersin Yolcu, Ahmet İskender, Tuncay Uzundal, Salih Hacısalihoğlu ve Osman Hayal olduğu belirtilen gerekçeli kararda, yapılan incelemeler sonucu bu sanıkların yargılama konusu suçlamalara ilişkin detaylar aktarıldı.

Kararda, yaşı küçük olduğu için çocuk ağır ceza mahkemesinde yargılanan ve cinayet failliğinden aldığı hüküm sonrası yargıtayca bozulan suçlar yönünden yargılaması devam eden Ogün Samast’ın dosyasının da mahkemedeki dosyayla birleştirildiği hatırlatıldı.

İddianamelerin bütünlüğünün bozulmaması, usul ekonomisi ve açılan davaların tekamül etmesi sebebiyle, 9 sanıkla ilgili dosyanın ana dosyadan ayrılarak yeni bir numarayla kaydedilip yargılamanın devam ettiği belirtilen kararda, yargılama sonucunda da hüküm verildiği ifade edildi.

Birleşen iddianame kapsamları

Mahkemenin ana davayla birleşen dosyaların iddianamelerinin hangi sanıkları ve hangi suçlamaları kapsadığının özetlendiği gerekçeli kararda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının dava dosyasına katıldığı ve birleşen iddianamelerinin halihazırda bu esas üzerinden devam eden yargılama konuları olarak kaldığı bildirildi.

Daha önce hazırlanan iddianamelerden ve birleşen dosyadaki kapsamlarından bahsedilen gerekçeli kararda, 2015/3997 numaralı iddianamenin, "Hrant Dink’in öldürülmesinde emniyet mensupları olan kamu görevlilerinin ihmali bulunduğu, sanıkların, cinayetin silahlı terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirme adına işlenmesine izin verip araç suç olarak kullandıkları" iddialarını, 2017/2244 numaralı iddianamenin ise, "jandarma mensupları olan kamu görevlilerinin cinayette ihmali bulunduğu, sanıkların, FETÖ’nün şiddet içeren bir başlangıç eylemi olan Dink cinayetine, silahlı terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirme adına izin verdikleri, cinayeti araç suç olarak kullandıkları" iddialarını kapsadığı dile getirildi.

"Cinayette FETÖ bağı olup olmadığı nihai hükümle değerlendirilecek"

Gerekçeli kararda, dosyası ayrılan sanıklarla ilgili hazırlanan iddianameden de şu şekilde bahsedildi:

"Tefrike konu 2019/128 numaralı iddianamede, FETÖ ile irtibatlı olabilecek bir suçlama ya da anlatımın bulunmadığı görüldüğü gibi bu bağlamda sanıkları ilgilendiren ve daha sonra tanzim edilerek yargılamasına başlanmış ikinci bir iddianame de bulunmamaktadır. İddianamede, sanıklar Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in yöneticileri, diğer sanıkların üyeleri oldukları silahlı terör örgütü anlatımı ve isnadı bulunmaktadır. Bu anlatım ve isnada ilişkin mahkemece daha evvel bu hususta esastan verilen hüküm, Yargıtay 9. Ceza Dairesince verilen 13 Mayıs 2013 tarihli kararla bozmaya konu edilmiş olup bozma sonrası mahkemece yapılan değerlendirmede bozma ilamına uyulmuştur. Yargıtay ilamında sanık Yasin Hayal’in yöneticisi olduğu, bir kısım diğer sanıkların örgüt üyesi olduğu, TCK’nın 220. maddesi kapsamında silahlı suç örgütünün varlığı saptamasında bulunulmuştur. Açıklanan bu hususlar, tarifini CMK 225/2 fıkrası hükmünde bulan, yargılama konusu vakayla sınırlı olarak yargılama yapılması gerekliliği, tefrik ara kararında belirtilen gerekçeler de bir arada değerlendirilerek tefrik kararı verilmesi zarureti ortaya çıkmıştır.

2016/32 esas sayılı dosyası kapsamında Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin FETÖ’nün illiyet bağının bulunup bulunmadığı, irtibat varsa düzeyi ve kapsamının derecesiyle iddianame sanıklarının bu bağlamdaki hukuki sorumluluklarının tayin ve tespiti, belirtilen dosyada nihai olarak verilecek hükümle birlikte değerlendirilecektir. Bu sebeplerle tefrike konu edinilen bu dava dosyası kapsamında FETÖ ile ilgili hususlar, devam eden 2016/32 esas sayılı ana dava dosyası özelinde yargılama ve değerlendirmeye konu edilmek üzere inceleme dışı bırakılmıştır."

Suç örgütü üzerine genel değerlendirmenin yapıldığı gerekçeli kararda, 24 Ekim 2004’de Trabzon McDonalds’a yönelik bombalı saldırı, 19 Ocak 2007’de Hrant Dink’in öldürülmesi ve 24 Ocak 2007’de mağdur Orhan Pamuk’un tehdit edilmesi eylemleri nezdinde konuya yaklaşıldığı ve yargılama sürecindeki beyanlarla delillerin bir arada değerlendirildiği vurgulandı.

Yasin Hayal’in suça meyilli kriminal profili

Türk Ceza Kanunu’nda terör ve suç örgütlerinin tanımlandığı, hangi suçların bu kapsamlarda değerlendirilmesi gerektiğinin açıklandığına işaret edilen kararda, şu değerlendirme yapıldı:

"Sanıklar Yasin Hayal ve Erhan Tuncel, Trabzon’da faaliyette bulunan Alperen Ocakları’nda 2002 yılında tanışmışlar ve sohbetlerine, ABD’nin dünya üzerinde işgal ettiği ülkelerden, Çeçenistan’daki Müslümanlara yapılan haksız savaş ve saldırıları konu etmişlerdir. Sanık Hayal’in, ideolojisinin yönlendirmesiyle Çeçenistan’a gitmek için 2004 yılında Azerbaycan’a gittiği ancak geçemeyince tekrar yurda döndüğü, akabinde McDonald’s’ı bombalama eylemine sebebiyet verdiği anlaşılmıştır.

Hayal’in, Dink cinayeti ve McDonalds’a yönelik bombalı saldırı olaylarında temel olarak oynadığı işleve, sosyal geçmişi, savunmalarına ve hakkındaki diğer sanıkların beyanlarına bakıldığında, kendine göre ideolojisi gereği hedef gördüğü, özellikle de gayrimüslim vatandaşların ya da çevrelerin varlığına, uğraşlarına zarar vermeyi bir hedef olarak belirleyip Türk ve İslam kavramlarının bu şekilde korunabileceğini savunan bir profile sahip olduğu düşünülebilir. Örneğin, sanık Hayal kendi savunmalarında, askerden izinli olarak geldiği dönemde sanık Erhan Tuncel ile yaptığı sohbet sırasında Trabzon’da misyonerlik faaliyetlerinin arttığını söylemesi karşısında bu sohbetten etkilenerek Santa Maria kilisesine yalnız başına giderek boynunda haç olan birini sopa ile dövdüğünü belirtmiştir. Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nün 7 Aralık 2007 tarihli yazısı içeriğiyle kısmen de olsa vakanın doğru olabileceğinin düşünülmesi mümkündür. Bunun yanında, sanık Yasin Hayal’in 16 Ağustos 2014 tarihinde dönemin başbakanının içerisinde bulunduğu uçağın Trabzon Havalimanına iniş yapmasından sonra bombanın patlatılacağı ile ilgili olarak 155 hattını aradığı ve buna ilişkin yargılamada gerekçesini güvenlik görevlilerinin hassasiyetlerini denemek olarak savunduğu asılsız ihbarı da söz konusudur. Anlatılan bu hususlar bile sanık Hayal’in kriminal profilini, kamu düzenini kendine göre haklı gördüğü ve mantık dışı birtakım nedenlerle tedirgin etme konusundaki örgütsel mahiyeti bulunan düşünce yapısını ortaya koyması bakımından önemlidir."

"Hayal’in belirlediği hedefe hizmet eden davranışlar"

McDonalds’a yönelik bombalı saldırı ve Hrant Dink cinayeti vakaları özelinde mahkemece, olgusal gerçeklik çerçevesinde değerlendirme yapıldığı vurgulanan kararda, "Yasin Hayal’in siyasi saiklerle suç işlemek için oluşturduğu teşekkülün zaman içerisinde diğer sanıkların da katılımıyla belirsiz tür ve sayıda suçları işlemek üzere, süreklilik gösteren, hiyerarşik düzen içerisinde çalışan ve iş bölümüne dayalı örgütsel bir yapıya dönüştüğü anlaşılmıştır." denildi.

Sanık Hayal’in diğer sanıklar üzerindeki otoritesi ve diğer sanıkların yapılan iş bölümüne göre hareket etmelerinin ilgili yasada belirtilen, ‘örgütün hiyerarşik yapısına dahil olma’ kavramıyla ilintili olduğu aktarılan kararda, "Diğer sanıkların genel olarak, Hayal’in suça meyilli profili ve bu şekilde etrafa korku salmasıyla bağlantılı olarak korku ya da benzeri dürtülerle hareket ettiklerini açıklamalarının kendi başına soyut olduğu, davranışlarının Hayal’in belirlediği hedefin gerçekleştirilmesi adına tesadüfi olamayacak şekilde aynı amaca hizmet ettiği, bu kanaatin aksini gösterir ve itibar edilir destekli bir savunma yapmadıkları değerlendirilmiştir." görüşüne yer verildi.

Sanık Yasin Hayal’in, maktul Dink’in öldürülmesinden hemen sonra yakalanıp savcılığa getirildiği sırada alenen işlediği tehdit suçuna göre, benzer nitelikteki suçları işlemeye devam etme yönünde kararlılık gösterdiğinin anlaşıldığı kaydedilen kararda, "2004 yılından, tehdit vakasının suç tarihi olan 24 Ocak 2007 tarihine kadar TCK 220/1-2. cümlede gösterilen, örgütteki üye sayısını şeklen sağladığı gibi sahip olduğu üye sayısı ve araç gereç (silah unsurunu da içerme) bakımından da amaç suçları işlemeye elverişli olduğunun, belirtilen olaylar bazında kabulü gerekmiştir." ifadesi yer buldu.

"Hayal, örgütsel işleyişte kilit rol üstlendi"

Gerekçeli kararda, örgüt yöneticilerinin genel olarak örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olması gerektiği anlatılan kararda, "Sadece bir olay bazında gerekli koordinasyonun sağlanarak suçun işlenmesinin temin edilmesi, örgüt yöneticisi olmak anlamına gelmeyecektir. Örgüt mensuplarına iş bölümü yaparak görev tevdi eden konumu ve pozisyonu, olaylarda ayrıca inisiyatif alan profiline bakıldığında sanık Yasin Hayal’in, kendisine göre Türk ve İslam kavramlarının bekası için hedef gördüğü kişilere ya da kişilerin üstlendikleri görevlere gündemde yer alacak şekil ve boyutta maddeten ve manevi olarak zarar vermeyi amaçlayan ve varlığı bilindiği kadarıyla 2004 yılından 24 Ocak 2007 tarihine kadar faal olan oluşumu teşekkül ettirdiği, örgütsel işleyişte ve örgütün somut dünyaya yansıyan eylemlerinde kilit rol üstlendiği, kısaca sevk ve idare görevi ifa ederek anılan örgütün yöneticiliğini yaptığı kabul ve kanaatine ulaşılmıştır." denildi.

Yasin Hayal’in dosyanın bütününe yansıyan savunmalarına göre, belirtilen durumun tevil yollu ikrarı mahiyetinde olduğunun kabul edilebileceği ve Hayal’in üzerine atılı "silahlı terör örgütüne üyelik" suçundan beraat kararı verilmişse de varlığı mahkemece kabul edilen TCK 220/1 anlamındaki örgütün yöneticisi olduğunun kabul edildiği belirtilen kararda, şunlar kaydedildi:

"Suçla korunan kamu düzeni, suçla korunan hukuki yarar, sanığın örgütü sevk ve idaresindeki etkinliği, yöneticisi olduğu örgütün amaçları doğrultusunda gerçekleştirilen eylemlerin niteliği, örgütün varlığının kamu düzeninde oluşturduğu tehlike, somut dünyaya yansıyan eylemlerin kapsamı, kastının yoğunluğu, örgüt içerisindeki konum ve faaliyetlerinin ağırlığı, ‘somut dosya için suç örgütünün (terör) varlığı tartışması’ başlıklı bölümde anlatılan hususlardaki bölüm de dikkate alınarak TCK 220/1-3 fıkrası uyarınca ‘silahlı suç örgütünün kurulması/yönetilmesi’ suçundan, teşdiden üst hadden cezalandırılması yoluna gidilmiştir." ifadesi kullanıldı.

Kararda, sanık Hayal hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama alanı bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı da belirtilerek, sanığın duruşma düzenini bozan ve yargılama kapsamına yansıyan davranışları gözetilerek takdiri indirim sebepleri tatbik edilmediği aktarıldı.

Tuncel’e verilen 99 yılın gerekçesi

Sanıklardan Erhan Tuncel’in, "tasarlayarak ve bomba kullanarak kasten öldürmeye teşebbüs, mala zarar vermek, silahlı suç örgütüne üye olmak ve kasten öldürmeye yardım" suçlarından toplam 99 yıl 6 ay hapisle cezalandırılmasının gerekçesi de, tek tek eylemler yönünden anlatıldı.

Gerekçeli kararda, mahkumiyet hükümleri ve genel olarak ‘örgüt üyeliği’ suçuyla ilgili yapılan izahatın birlikte değerlendirilmesi sonucu sanık Erhan Tuncel’in, örgüt lideri sanık Yasin Hayal’in oluşturduğu suç örgütüne dahil olarak örgüt menfaatine faaliyetlerde bulunduğu ifade edildi.

Hükümlerde, sanığın suç yolunda maddi ve manevi olarak suç teşkil eden davranışlarda bulunduğu sonucuna ulaşıldığına vurgu yapılan kararda, "Sanık Erhan Tuncel’in suç teşkil ettiği belirtilen davranışları ile hakkında verilen kesinleşen hüküm bir arada değerlendirildiğinde, bir bütün halinde davranışlarının örgütün varlığı bilinç ve iradesi ile hiyerarşik yapılanmasına dahil olduğunu gösterir ölçüde çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik unsurlarını içerdiği değerlendirilmiştir. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama alanı bulmadığı sonucuna ulaşılmış, pişmanlık içermeyen savunması gözetilerek takdiri indirim de tatbik edilmemiştir." denildi.

Samast, Dink’e yönelik eylemi örgütsel bağlılıkla yaptı

Gerekçeli kararda, sanıklardan Ogün Samast’ın da örgüt lideri sanık Yasin Hayal’in oluşturduğu suç örgütüne dahil olarak örgüt menfaatine faaliyetlerde bulunduğu belirtilerek, Samast’ın suçun işlenmesine yönelik maddi ve manevi katkıda bulunduğu, kendisine verilen Dink’i öldürme biçimindeki eyleme örgütsel bağlılıkla örgüt lideri ve diğer örgüt üyeleriyle birlikte hazırlandığı ve eylemi de bu şekilde icra ettiği sonucuna ulaşıldığı bildirildi.

Sanığın savunmalarının, eylemleri ikrar mahiyetinde olduğu, iradesinin cezai sorumluluğu ortadan kaldıracak ya da azaltacak şekilde etkilendiği biçimindeki anlatımlarının da herhangi bir geçerliliği bulunmadığı sonucuna ulaşılması gerektiği aktarılan gerekçeli kararda, "Samast’ın bir bütün halinde davranışlarının örgütün varlığı bilinç ve iradesiyle hiyerarşik yapılanmasına dahil olduğunu gösterir ölçüde çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik unsurlarını içerdiği değerlendirilmiştir. Örgüt faaliyetlerine yönelik katkılarının boyutu, örgüt içerisindeki konumu gözetilerek üst hadden cezalandırılması gerekmiştir." değerlendirmesinde bulunuldu.

Mahkemenin gerekçeli kararında, haklarında mahkumiyet kararı verilen diğer 4 sanık ile beraat kararı verilen iki sanıkla ilgili de gerekçeler sıralandı.

Karar

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Temmuz’da açıkladığı kararda, sanıklardan Erhan Tuncel’e 99 yıl 6 ay, Yasin Hayal’e 7 yıl 6 ay, Ogün Samast’a 2 yıl 6 ay, Zeynel Abidin Yavuz’a 14 yıl, Tuncay Uzundal’a 16 yıl 10 ay, Ahmet İskender ve Ersin Yolcu’ya 1 yıl 10 ay hapis cezası vermişti.

Mahkeme heyeti sanıklar Salih Hacısalihoğlu ve Osman Hayal’in ise beraatine hükmetmişti. Hakkında yakalama kararı çıkartılan firari sanık Tuncay Uzundal ise 27 Temmuz’da İzmir’de yakalanarak cezaevine gönderilmişti.

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// ULUÇ GÜRKAN : “Ermeni katliamı suçlaması yargılama ve karar” (Kaynak Yayınları 2015)


OSMANLI DÖNEMİNDE ERMENİ KIRIMI YAPILMAMIŞTIR

Not: Bu yazı Sayın Uluç GÜRKAN’ın kitabından özetlenerek hazırlanmıştır.

“Ermeni katliamı suçlaması yargılama ve karar” (Kaynak Yayınları 2015)

TÜRK – ERMENİ İLİŞKİLERİNDE TARİHİ GERÇEKLER:

Tarih boyunca Türkler ve Ermeniler aynı coğrafyada birlikte, dostluk ve iyi ilişkiler içerisinde yaşamışlardır.

Osmanlı devletinde de sadık kavim olarak bilinmiş ve Devlet görevlerinde yer almışlardır.

Ermeni ihtilalciler 1886 yılında Cenevre’de Hınçak Örgütünü kurmuşlardı. 1890 yılında Tiflis’te faaliyete geçen Taşnaksutyun Örgütü ise, bütün terör örgütlerini bir araya getirerek “Ermeni İhtilal Cemiyetleri” ittifakını oluşturdu.

I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devletini parçalamayı planlayan Müttefik devletler; Ermenileri bağımsız devlet kurma vadi ile kışkırtarak, Doğu Anadolu’da isyan çıkarmalarına destek vermiştir.

Bazı Ermeni gençleri Rus birliklerine katılarak Doğu Anadolu’nun Ruslar tarafından işgal edilmesine yardım etmişlerdir.

Bu dönemde Taşnak ve Hınçak Partileri faaliyetlerine hız vermiş ve Doğu Anadolu’da Türk kıyımı yapmak için köy ve şehir baskınları ile sivil halkı kırımdan geçirmişlerdir. İsyanlar bölgeye yayılmış; Yozgat, Kayseri, Merzifon, Erzurum, Zeytun (Maraş), Sason (Siirt), Muş, Bitlis, Van, Şebinkarahisar’da sivil halk Ermeni çeteleri tarafından katledilmiştir.

Bu dönemde karşılıklı çatışmalar olmuş, her iki taraftan da insan kayıpları meydana gelmiştir.

1918’de kurulan Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ohannes KAÇAZNUNU “Ermeni gönüllülerinin Türklere karşı direnişe geçtiğini” ifade etmiştir.

24 Nisan 1915’de çok sayıda Ermeni örgütü kapatılmış, İstanbul’da gözaltına alınan örgüt ileri gelenleri Ayaş / Ankara ve Çankırı’ya mecburi ikamete tabi tutulmuştur.

Ermeniler Mayıs 1915’de Van’ı işgal etmiş ve sivil halkı kırımdan geçirmiştir. Bu durum üzerine olayları yatıştırmak için zorunlu olarak 27 Mayıs 1915 tarihinde tehcir kararı alınmıştır. İsyanların yaygın bir şekilde bölge halkına zarar vermesini önlemek için Tehcir, askeri tehdit olan Ermeniler ve güvenliği tehlikede olan Ermenilerin korunması amacıyla uygulanmıştır. Tehcir uygulamasına cephe gerisinin güvenliğinin sağlanması amacıyla başvurulmuştur. Tehcir sırasında, Eşkıya saldırıları, açlık, hastalık ve yol koşulları nedeniyle kayıplar olmuştur.

Tehcir uygulamasına 1916 yılı sonunda son verilmiş, isterlerse Ermenilerin eski evlerine dönmeleri imkânı sağlanmıştır.

Amerikalı tarihçi Edward J. Etickson “Tehcir kararı, Ermenilerin yok edilmesi amacıyla alınmamıştır. Askeri tehdit olan Ermenileri kontrol etmek amacıyla alınmış bir karardır.”

Milletler Cemiyeti Mülteciler Y. Komiseri Fridtjof Nansen (Norveçli) 1921’deki raporunda; “Batılı müttefikler Ermenilere bağımsızlık vadettiler. Ermeniler müttefik ordularında Osmanlı kuvvetlerine karşı savaştılar. Bu savaşlarda 200.000 Ermeni asker öldü ve 500.000 Ermeni de Kafkasya’ya göç etti.”

Bernard Lewis Fransız Le Monde gazetesinde “Tehcirin gerekçesi meşrudur. Ermeniler tehcir öncesi köyleri talan etmiş, Türk varlığını yok etme girişimiyle toplu ölümlere neden olmuş, soykırım yapmıştır. İşgal orduların da desteği ile yerli sivil halkı katletmişlerdir. Osmanlı Hükümeti bu sorunu çözmek için tehcir kararı almak zorunda kalmıştır. Osmanlının Ermenileri yok etmek gibi bir uygulaması yoktur.”

YARGILAMA

İstanbul’u işgal eden İngilizler baskı ile savaş suçlarının incelenmesi ve yargılanması iddiasıyla 1919’da Osmanlı Divan-ı Harp Mahkemelerini kurdurur.

Bu mahkemelerde yargılanmaları için İngilizler, 23 Ocak 1919’da 173 kişilik bir listeyi tutuklanmaları için Osmanlı hükümetine verir. Daha sonra 3 ayrı liste daha verilir. 7 Mayıs 1919 tarihine kadar 112 kişi tutuklanarak Bekir Ağa Bölüğüne konur. Kanıt yoktur, sadece İngilizlerin verdiği listeler vardır.

Bu mahkemeler adaletsizdir; Savunma hakkı kısıtlıdır. Temyiz yolu kapalıdır.

Bu Mahkemenin kararları, Mahkemeyi kurduran İngilizleri de rahatsız eder.

Bu konuda Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Beyin Osmanlı Divan-ı Harp’teki sözde yargılanıp idamı bu konuda dönüm noktası olur.

Mahkeme Başkanı Hayret Paşa “Mahkeme heyetinin adaletle karar vereceğini” söyler. Fakat Sadrazam Damat Ferit Paşa Kemal Beyin idam edilmesi konusunda mahkemeye baskı yapar. Baskılar sonucu Hayret Paşa görevden ayrılır, yerine Nemrut Mustafa Paşa atanır.

Savunma hakkı tanınmadan yapılan yargılama sonunda idam kararı verilir ve 10 Nisan 1919’da Kemal Bey idam edilir.

11 Nisan günü yapılan cenaze törenlerinde olaylar ve tepkiler olur. Bu olaylar üzerine tutuklular “güvenlik gerekçesiyle” İstanbul’dan İngiliz sömürgesi Malta adasına sürülür. Önce 22 kişi ve daha sonra tutuklanan 78 kişi Malta’ya gönderilir. İleri gelen tutuklulardan 12 kişi Limni adasında 115 gün tutulur, 21 Eylül 1919’da onlar da Malta’ya gönderilir.

Osmanlı Divan-ı Harp yargılamaları ve kararlarından giderek daha fazla rahatsız olmaya başlayan İngilizler çareyi yargılamayı kendileri yapmakta ararlar. Bu mahkemeleri “maskaralık, sonuçlarına itibar edilemez” olarak niteleyen İngiliz İstanbul Yüksek Komiseri Amiral Arthur Calthorpe 2 Haziran 2019’da Londra’ya gönderdiği telgrafta, savaş suçlularının İngiltere tarafından yargılanmasını ister. “İngiliz savaş esirlerine kötü muameleden ve Ermeni katliamından sorumlu olanlar” Malta’da yargılanacaktır.

Bu arada İngilizler, savaş suçlarını yargılamak için Kahire ve Batum’da mahkeme kurmuştur. Ancak Türk askerlerini yargılamak için delil bulmakta zorlukla karşılaşırlar ve yargılamalardan bir sonuç alamazlar.

İngiliz Yüksek Komiserliğinin teklifi ile Malta yargılaması devreye girmiştir. Malta’ya 145 Türk tutuklu götürülmüştür.

İngiliz Kraliyet Başsavcılığı Sevr Anlaşmasının 230-236. maddeleri gereğince geniş kapsamlı bir soruşturma başlatmıştır. Ermeni katliamı delili bulmak umuduyla Osmanlı arşiv belgeleri çuvallarla Londra’ya taşınmış, ayrıca Amerikan ulusal arşivinde incelemeler yapılmıştır.

1919 – 1921 yıllar arasında yapılan İngiliz Kraliyet Başsavcılığı soruşturması sonunda hiçbir Türk hakkında Ermeni katliamı suçlamasıyla dava açılamayacağı, bu konuda kanıt ve tanık bulunmadığı, eğer uluslararası bir mahkeme kurulacaksa burada ancak 8 Türk hakkında İngiliz esirlere kötü muamele yaptıkları iddiası ile dava açılabileceği belirtilmiştir.

İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın 29 Temmuz 1921 günlü bu hükmü, günümüz hukukunda “takipsizlik, kovuşturmaya yer olmadığı” kararı anlamındadır ve Ermeni soykırımı iddialarının hukuki ve tarihi hiçbir gerçekliği olmadığı kanıtlamaktadır.

Malta yargılamasında, Talat Paşa bulunmamaktadır. Çünkü Talat Paşa; İngiliz Başsavcının takipsizlik kararı verdiği 29 Temmuz 1921 tarihinden 4 Ay önce 15 Mart 1921’de Almanya’da katledilmişti. İngiliz ajan Aubrey Herbert Şubat 1921’de 3 gün süreyle Talat Paşa ile görüşmüştü. 1924’de yayınlanan “Ben kendim” adlı kitabında bu görüşmeden bahsetmiş, fakat Talat Paşa’yı suçlayıcı hiçbir ifadeye yer vermemiştir.

Talat Paşa ile arkadaşlarının Ermeni katliamı konusunda hiçbir kastlarının olmadığı, 1915 Osmanlı Divan-ı Harp Mahkemeleri’nin kararlarıyla da kanıtlanmıştır. Savaş devam ederken kurulan bu mahkemelerde Osmanlı Devleti, tehcir sırasında yaşanan olaylar nedeniyle, 528’i güvenlik, 170’i kamu görevlisi ve 975’i halktan olmak üzere 1673 kişi tutuklu olarak yargılamıştır. 67’i ölüm, 524’i hapis, 68’i kürek ve 711’i pranga, sürgün, para cezası olmak üzere toplam 1370 kişi cezalandırılmıştır.

Savaş koşullarında yapılan bu yargılama Osmanlı Devleti’nin katliam kastı olmadığı açıkça ortaya koymaktadır.

ULUSLARARASI YARGI

Uluslararası yargı organlarının kararları da Ermeni soykırımı iddialarını çürütmektedir:

1) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Avrupa Adalet Divanı (AAD), İngiltere Kraliyet Başsavcılığı (Malta Süreci) ve Fransa Anayasa Komisyonu konu hakkında inceleme yapmış Osmanlı Devletini suçlayan bir karar verememiştir.

2) UAD 03 Şubat 2012’de verdiği karar ile “Yabancı ülke yerel mahkemesi, başka ülkelerdeki olaylarla ilgili hukuki karar veremez” denmektedir. Bu karar ile “Ermeniler 1915 olayları nedeniyle başka ülkede dava açamaz” olduğu anlaşılmaktadır.

ERMENİLERİN REFERANS GÖSTERDİĞİ KAYNAKLAR:

Ermeni soykırımını gündeme getirenler, 1916-1920 yılları arasında yayınlanmış dört kitabı referans almaktadır. Oysa bu kitaplar, İngiliz Kraliyet Başsavcılığı tarafından Ermeni katliamı konusunda hukuki delil niteliği taşımadığı için dikkate alınmamıştır:

– Tarihçi Arnold Toynbee tarafından yazılan İftiralarla dolu “Mavi kitap” hiçbir belgeye dayanmamaktadır. Bir savaş propagandası olarak yazılmıştır. Toynbee; İngiliz Hükümetinin istekleri doğrultusunda gerçek dışı tarih yazdığı için zamanla rahatsızlık duymuştur.

– Büyükelçi Morgenthau’nun öyküsü 1918

– Din adamı Johannes Lepsius’un “Almanya ve Ermenistan 1914 – 18” 1919

– Osmanlı Ermeni’si Aram Andonian’ın “Naim Beyin anıları: Ermeni tehciri ve katliamları ile ilgili resmi Türk belgeleri” 1920

PARLAMENTO KARARLARI:

24 ülke 2 uluslararası kuruluş Parlamentolarınca alınan Ermeni soykırımını tanıma kararı sayısı 50’yi aşmıştır.

– İlki 1915’de Rusya, Fransa, İngiltere ortak savaş propagandası kararı ile Türklerin Ermenileri katlettiği bildiridir.

– 1920’de ABD Temsilciler Meclisi ve Senatosunda onaylanmıştır.

– 1990 Yeni Dünya düzenine geçişe kadar 5 Adet Parlamento kararı varken (2 ABD, 1 AB, 1 G. Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, 1 Uruguay Parlamentosunda alınmış kararlardır. 1990 sonrasında 45 üzeri karar daha alınmıştır.

Ermeni soykırım iddiaları; Ermeni Asala terör örgütünün 1973 – 1984 yılları arasında Türk diplomatlara karşı düzenlediği suikastların yapıldığı döneme kadar gündeme gelmemişti. O dönemde çoğunluğu diplomat ve yakınları olmak üzere 42 şehit verildi. En son 15 Temmuz 1983’de Fransa’nın Orly Havaalanında düzenlenen bombalı saldırıda 2 Türk, 4 Fransız, 1 Amerikalı ve 1 İsviçreli hayatını kaybetmişti. Bu olay üzerine Asala terör örgütü ve faaliyetleri bitirilmişti.

1993’te Samuel Hantington tarafından yazılan ve 1996 yılında kitap halinde yayınlanan; dinsel ve etnik farklılaşmayı körükleyen “Uygarlıklar çatışması” tezinden sonra, bazı ülkelerin Parlamentoları arka arkaya “Ermeni soykırımını tanıma” kararı almışlardır.

Parlamentoların “Ermeni Soykırımını tanıma” kararlarının tarihi gerçekliği ve hukuki geçerliliği yoktur. Bu kararların tamamı siyasidir.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SOYKIRIM SÖZLEŞMESİ:

1948 BM Soykırım Sözleşmesi 3. Ve 4. Maddesine göre, suçun tüzel kişilere değil, gerçek kişilere ait olduğu ifade edilmektedir. Suçun bir ulusa atfedilmesi, olayın hukuksal ve tarihsel gerçekler açısından çarpıtılmasıdır. Örnek olarak; Almanya’daki Yahudi soykırım suçunu Alman halkı yaptı diye suçlanmamış, Hitler ve soykırım suçu işleyen şahıslar yargılanmıştır.

Ruanda, Sudan ve Bosna- Hersek katliamlarında sorumlu şahıslar yargılanmıştır.

Türk Milletinin Ermeni Soykırımı yaptığı şeklindeki yakıştırmalar BM Soykırım Sözleşmesine aykırıdır. Bu iddiaları dillendirmek; uluslararası Hukuk açısından Türk Milletine karşı kin yaratmak amaçlı işlenen nefret suçudur. Yabancı Parlamentoların Türkiye’ye karşı almış olduğu kararlar da Türkiye’ye karşı düşmanlığı körükleyen, ırkçı, nefret suçudur.

BM Soykırım Sözleşmesi 6. Maddesi Hukuki yargılamanın, “yerel Mahkemeler veya Uluslararası yargılamaya yetkilendirilmiş olan bir mahkeme” tarafından yapılabileceğini ifade etmektedir. Bu yetki yabancı mahkemelerin ve Parlamentoların görevi değildir.

NE YAPMALI:

– Malta’daki “Ermeni kırımı” soruşturmasının dosya ve belgeleri İngiltere’den istenmelidir. İngiliz Kraliyet Başsavcılığının “kovuşturmaya yer olmadığına” hükmetmesinin gerekçeleri görülmelidir.

– Avrupa Adalet Divanı; yabancı Parlamentoların “Ermeni soykırımını tanımasının siyasi olduğu” kararı ile ilgili Parlamentolara TBMM tarafından bildirmelidir.

– Uluslararası Adalet Divanı; “yabancı mahkemelerin Türkiye aleyhine açılan davaların geçersiz olduğu” kararı gereğince, açılan davalara müdahil olabilir ve karşı dava açılabilir.

– Malta yargılaması, AAD kararı, UAD kararı, AİHM Perinçek kararları yabancı ülkeler İnternet sitesinde Türkçe, İngilizce, Fransızca, Ermenice ve ilgili devlet lisanında bildirilmelidir.

– Ermeni iddialarını tartışmayı cezalandıran ülkeler aleyhine, uluslararası nefret suçu işleme gerekçesiyle AİHM’de dava açılmalıdır.

– Ermeni iddialarına karşı yayınların yabancı dile çevrilmesi konusunda devlet desteği sağlanmalıdır.

– Üniversitelerde bu konuda Yüksek lisans ve Doktora çalışmalarında yapılacak araştırma ve incelemelere destek verilmelidir.

– Türk ve Ermeni toplumlarının ortak sorunlarının konuşulduğu diyalog ortamı yaratılmalıdır.

– Soykırım suçlamasının Türk toplumuna mal etmenin, nefret suçu olduğu konusu işlenmelidir. BM Soykırım Sözleşmesine göre suçlu olan şahıslardır. Ülkelerin suçlanması nefret suçudur.

NÜKLEER DOSYASI /// Doç. Dr. Murteza HASANOĞLU /// Nükleer İran Krizî : Orta Doğu Siyaseti, Trump’ın İran kararı, Küresel ve Bölgesel Etkileri


Doç. Dr. Murteza HASANOĞLU /// Nükleer İran Krizî : Orta Doğu Siyaseti, Trump’ın İran kararı, Küresel ve Bölgesel Etkileri

KAYNAK : http://turpav.org/milli-politikalar-enstitusu/dis-politika/nukleer-iran-kriz-orta-dogu-siyaseti-trump-in-iran-karari-kuresel-ve-bolgesel-etkileri.html

Daha önce Türkiye’nin aracı olduğu nükleer takas anlaşmasının gelişmiş ülkeler tarafından yeterli görülmemesi ve BM’nin İran’a karşı yaptırım uygulanma kararı alması kafaları karıştırmış durumda. İşin aslı zamanla mı ortaya çıkacak yoksa önemli ipuçları zaten ortada mı?

2006’da başlayan yaptırımlar, ülkenin yüzde 8’e varan büyüme oranını bazı yıllar azaltmış, bazı yıllar ise ekonomide yüzde 6’yı aşan küçülmeye yol açmıştı. BM Güvenlik Konseyi’ndeki İran’a karşı yeni yaptırımlar öngören karar tasarısı, BM Güvenlik Konseyi’nde gerçekleşmekte olan toplantıda oylandı. Oylamada İran’a yaptırım kararı çıktı.

12 üye yaptırımlara ‘evet’ derken, Türkiye ve Brezilya ‘hayır’ dedi. 15 üyeli konseyde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’in üzerinde uzlaştığı tasarı, İran’a yönelik mali kısıtlamaların daha da sıkılaştırılmasını, seyahat yasaklarının ve denetimlerin artırılmasını öngörüyor. Karara göre İran’a hâlihazırda uygulanan BM silah ambargosu oldukça genişletiliyor, İran’ın nükleer programıyla ilgili olan İran bankalarına yönelik sıkı denetim ve yaptırım getiriliyor.

Kararda, uluslararası alanda tüm İran bankalarıyla olan alım-satım işlemlerinin sıkı denetimi ve İran’a giden ve İran’dan gelen gemilerin yasaklanan kargo taşıma işlemlerine ciddi şüphe duyulması durumunda açık sularda sıkı kontrolü de öngörülüyor. BM Güvenlik Konseyi, İran’ın olası nükleer silah programına destek olabileceği gerekçesiyle bir şahsı ve 40 şirketi kara listeye almıştı. Yaptırım paketinin ana hatlarını şöyle sıralayabiliriz:

— İran’a tank, zırhlı araç, büyük kalibreli top sistemi, savaş uçağı, saldırı helikopteri, savaş gemisi, füze sistemi satılması yasaklanıyor.

— İran’a nükleer başlık taşıyabilecek balistik füze aktivitelerini yasaklıyor.

— Diğer ülkelere İran’a balistik füze ve teknolojisi temin etme yasağı geliyor.

— İran’ın yurtdışında uranyum madenciliği, uranyum zenginleştirme ve balistik füzeyle ilgili aktivitelerde yer alması men ediliyor.

— Ülkelere İran ile ilgili bu tür yatırımların yasaklanması zorunluluğu geliyor.

— İran’a yasaklı ürün taşıdığı sanılan gemilere baskın düzenleme yetkisi getiriliyor.

— Ülkelere, nükleer silahlarla ilgili mali para aktarımını engelleme çağrısı yapılıyor.

— Diğer ülkelere, İran Devrim Muhafızları ile iş yapan vatandaşlarına İran’ın silahlanma eylemlerine hizmet etmeme konusunda uyarma zorunluluğu geliyor.

— Silahlanmayla ilgili potansiyel bulunması durumunda ülkelerin, İran bankalarına lisans vermesi yasaklanıyor.

— BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ve Almanya, İran ile diyalogu desteklediğini bildiriyor.

— Diğer ülkelere silahlanmayla ilgili bağlantı potansiyeli bulunan bankaların ülkelerinde şube açmasını yasaklama çağrısı yapılıyor.

Yaptırımlar listesinde yer alan ve uluslararası alanda mal varlıkları dondurularak, seyahat yasağı getirilecek kişi ve kuruluşlar şöyle:

-Nükleer ya da Balistik programa katılanlar ve dâhil olan kuruluşlar:

İran Atom Enerjisi Kurumuna bağlı İsfahan Nükleer Teknoloji Merkezi Başkanı Cevad Rahiki.

—Nükleer araştırmalarda ve üretim ünitelerinde kullanılabilecek termostat temin eden Âmin Sanayi Kompleksi.

—Hafif silah üreten Armament Industries Group (AIG).

—İran Savunma ve Lojistik Silahlı Kuvvetler Bakanlığına bağlı Defense Technology and Science Research Center (DTSRC).

—Balistik program temin eden Doostan International Company.

—İran Savunma Bakanlığına bağlı Farasakht Industries.

—Nükleer program çerçevesinde transaksiyonlarla ilgili adı geçen Bank Mellat’a bağlı First East Export Bank.

-Zaten yaptırımlara maruz bulunan ve Savunma Sanayi Örgütü’ne (DIO) bağlı Kaveh Cutting Tools Company.

-Aerospace Industries Organisation’ın (AIO) şubesi Babaie Industries.

-DTSRC’ye bağlı Malek Ashtar University.

—İran Savunma Bakanlığının lojistik ihracat bölümü (Modlex). 1747 sayılı kararı ihlal ederek silah satmakla suçlanıyor.

— Yaptırım uygulanan Şahid Hemmat Sanayi Grubu’nun (SHIG) şubesi olan Mizan Machinery Manufacturing.

—Arak’taki reaktörün inşaatından sorumlu Modern Industries Technique Company (Mitec).

—Zirai ve Tıbbi Nükleer Araştırma Merkezi.

– Yaptırım uygulanan Şahid Bagheri Grubuna (SBIG) bağlı Pejman Industrial Services Corporation.

-SHIG’in vitrin şirketi olan Sabalan Company.

-SHIG’in bir başka vitrin şirketi Sahand Aluminum Parts Industrial Company (Sapico).

-SHIG’e bağlı Şahid Karrazi Industries.

-Şahid Satarri Industries.

-DIO kontrolündeki Şahid Sayyade Şirazi Industries.

-DIO’ya bağlı Special Industries Group.

-SHIG’in bir başka vitrin şirketi Tiz Pars.

-DIO’ya bağlı Yazd Metallurgy Industries.

-DEVRİM MUHAFIZLARINA BAĞLI KURULUŞLAR:

-Hatem El Anbiya’nın (KAA) şubesi Fater Institute.

KAA kontrolündeki Haragahe Sazandegi Ghaem.

-Ghorb Karbala.

-Ghorb Nooh.

-Ghorb Nooh kontrolündeki Hara Company.

-KAA kontrolündeki İmensazan Consultant Engineers Institute.

-Hatem el-Anbiya Construction Headquarters (KAA).

-KAA şubesi Makin.

-Ghorb Nooh kontrolündeki Omran Sahel.

-KAA şubesi Oriental Oil Kish.

-Rah Sahel.

-Rahab Engineering Institute.

-Ghorb Nooh kontrolündeki Sahel Consultant Engineers.

-KAA’ya bağlı Sepanir.

-Sepasad Engineering Company.

İSLAM CUMHURİYETİ DENİZ HATLARINA BAĞLI KURULUŞLAR:

-Irano Hind Shipping Company.

-IRISL Benelux NV.

-South Shipping Line Iran (SSL)

2015’te imzalanan anlaşmanın ardından IMF verilerine göre 2016’da İran ekonomisi yüzde 12,5 büyüdü. Bu hızlı büyümenin ardından petrol ticaretine yönelik kısıtlamaların kaldırılması yatıyordu.

ABD Başkanı Donald Trump, 6 ülkenin İran ile imzaladığı nükleer anlaşmadan çekildiklerini ve İran’a yönelik yaptırımların yürürlüğe sokulacağını açıkladı.

İran’ın nükleer sevdasını sorgulamak konuyu incelemek için iyi bir başlangıç noktası olabilir. Petrol ve doğalgaz açısından ciddi kaynaklara sahip olan İran’ın bu enerji alanlarında yatırım yapmak yerine nükleer enerjiye yönelmesi cevaplanması gereken öncelikli konu . Ortadoğu’da petrol kaynaklarına sahip diğer ülkelerin neden nükleer enerjiye bir ilgisi yok.

İran’ın nükleer politikası içsel bir enerji ihtiyacından çok siyasi hedeflere ulaşmak üzere kullanılmaya çalışılan bir araç gibi duruyor. Türkiye’nin Avrupa Birliğine girme sevdasına benziyor ve ısrarcı olmanın ülkeye ne kazandırıp ne kaybettirdiği baktığınız açıya ve zamana göre değişiyor.

Diğer yandan İran’ın nükleer güce sahip olma girişiminin, bölgesel olarak değerlendirildiğinde İsrail’e karşı bir denge oluşturma amacı güttüğü söylenebilir. Zira kendisi için görünen ciddi bir tehdit yok, doğusundaki kısıtlı nükleer güce sahip komşularını saymazsak. Şu an olmasa bile, başıboş bırakılırsa İran’ın yakın bir zamanda nükleer silah yapabilme yeteneğine sahip olabileceği endişeleri dile getiriliyor. İlk atom bombasının geliştirilip patlatılmasından bu yana yetmiş dört sene geçmiş bulunuyor. Atom bombası çok eski bir teknolojiyi temsil ediyor.

Dünyada nükleer güce dayalı bir denge kurulu iken, bu silahlar uzaya çıkmak dâhil bir sürü değişik yollarla atılabilir iken, zayıf bir teknoloji ile böyle tehlikeli bir silaha sahip olmak üstünlük mü yoksa zaafiyet midir, düşünmeye değer.Ayrıca nükleer güce dayalı dengenin aktörlerinin sahaya çıkmaya çalışabilecek yeni oyuncuların kendi kontrolleri altında hareket etmelerini sağlayacak mekanizmaları çalıştıracakları beklenir.

İran’ın politikasının ülkeyi daha da güçlü olmaya mı yoksa ekonomik tecrit sebebiyle daha da yoksullaşmaya mı götürdüğü tartışmaya açıktır. Bunun farkında olmasına rağmen acaba İran bölgesindeki oyunda kalabilmek için çok riskli bir kumar mı oynuyor?

İran’ı böyle riskli bir politikaya zorlayan ne olabilir. Bölgede değişen nedir? Komşusu Irak’ın değişimi ve başına gelenler mi? Aslında gelinen durum itibari ile yeni Irak’ta İran’ın daha etkin olduğu söylenebilir. Yoksa küresel dengenin yeniden kurulmasında safların belli olmaya başlaması mı?

İran’ın Avrupa ile ilişkileri zayıflayıp, Rusya ile ilişkisi güçleniyor mu? Rusya yaptırım kararına onay vermesini askeri müdahale ihtimalini minimize etmesine dayandırdığını söylüyor. Yani İran’dan uzaklaşmıyor. Ya da Türkiye’nin bölgede taraflar arasında arabuluculukla yetinmeyip, taraf olma gayretleri ve seçtiği taraftaki liderlik emareleri mi?

Türkiye nükleer takas anlaşmasının içinde yer alarak ve yaptırımlara karşı çıkarak İran’ın da dâhil olduğu tüm bölge ülkelerinin gözünde prestijini artırmış durumda. Saddam’dan sonra bugüne kadar Ortadoğu’daki gerilim tahterevallisinin bir ucunda İsrail, bir ucunda İran vardı. Bugün Türkiye’nin bir tarafta yer alması dengeyi bozar ve muhtemelen oyuncuların ikisini de memnun etmez.

Mavi Marmara olayı Türkiye’nin İsrail karşısında taraf olmaya başladığının sinyallerini veriyor. Ancak klasik oyuna dâhil olmak sorunları çözmekten ziyade yeni sorunlara yol açabilir. Oyuncuların memnun kalacağı başka bir oyuna geçilmesi gerekebilir. Yani iki tarafın değil çok tarafın, belki tarafın olmadığı bir oyun olabilir mesela.

Oyunun seçiminde bölgeye ilgisi artan ve yeni bir oyuncu gibi görünen Türkiye’nin belirleyici olması beklenebilir. Bu durumda İran’ın da, İsrail’in de uçlarda giden politikaları durgunlaşabilir. İran’ın Rusya himayesinde yürüttüğü nükleer politikalarının geleceğini İsrail’in atacağı geri adımlar belirleyebilir. Daha doğrusu bu geri adımın atılıp atılmayacağını veya bu ilk adımın önce kimden geleceğini Türkiye’nin etkinliğine ve küresel güçlerin hesaplaşmalarının sonucuna göre yakın bir zamanda hep birlikte göreceğiz.

CIA DOSYASI : Geçen haftalarda Assange’a 17 yeni suçlama yöneltme kararı alan ABD, Wikileaks kurucusuna “CIA sızıntısı” ile ilgili yeni bir suçlama yöneltmeyecek !!


Geçen haftalarda Assange’a 17 yeni suçlama yöneltme kararı alan ABD, Wikileaks kurucusuna "CIA sızıntısı" ile ilgili yeni bir suçlama yöneltmeyecek

ABD Adalet Bakanlığı’nın Wikileaks kurucusu ve eski Genel Yayın Yönetmeni Julian Assange‘ı CIA’in en gizli casusluk araçlarından bazılarını ortaya çıkarma konusunda suçlamama kararı aldığı iddia edildi.

Politico’dan Natasha Bertrand’ın iki ABD Adalet Bakanlığı yetkilisinden aktardığına göre Assange’a yöneltilen sert suçlamalara bir tanesinin daha eklenmemesi insanları şaşırttı. ABD Adalet Bakanlığı geçtiğimiz günlerde Assange’a 17 yeni casusluk suçlaması yöneltmişti. Politico’nun kaynaklarının aktardığına göre Assange, ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı’nın en kuvvetli dijital kodlarını ve "hackleme aletlerini" ortaya çıkardığı için cezalandırılmayacak. Wikileaks’in bu konu ile ilgili yayımladığı dosyalar CIA tarihinin en büyük sızıntılarından biri kabul ediliyor. Bu sızıntının ardından CIA bu araçları bir daha kullanamamıştı.

Savcıların bu kararı almasında ABD’nin Assange’ın Britanya’dan iadesini istemesi için kısıtlı süresi olması ve bir iddianamenin daha CIA ile ilgili daha çok gizli bilgiyi ortaya çıkarma ihtimali olmasının etkisi olduğu belirtildi.

TIKLAYIN – BM raportörü Assange’da psikolojik işkenceye bağlı belirtiler tespit etti: Demokratik ülkeler çete gibi çalıştı

ABD Assange’ı hâlâ Chelsea Manning’e yardım etmek ve casusluk kanunu ihlal etmek ile suçluyor. Bir ABD devlet çalışanı ve vatandaşı olmayan Assange’ın, genelde devlet çalışanlarına yönetilen "Casusluk yasaları" ile yargılanması insanları şaşırtmıştı. Savcılığın, Assange’ın ABD’ye iadesini sağlayacak kadar güçlü bir iddianameleri olduğunu düşündükleri aktarıldı.