KADINLARIMIZ DOSYASI /// ORTAÇAĞ AVRUPASI’NDA KADIN AŞAĞILAMANIN DİĞER ADI : CADILIK


ORTAÇAĞ AVRUPASI’NDA KADIN AŞAĞILAMANIN DİĞER ADI : CADILIK

Büşra Bulut

12 Mart 2018

Sihir ve büyü gibi kavramlar günümüz dünyasında bir korku aracı olarak değil eğlenceli birer kandırılmışlık hali olarak görülüyor. Cadı figürleri ise sivri uçlu şapka tatlı bir çehre ve uzun bir süpürgeyle tasvir edildiği için fazlasıyla sempatik bulunuyor insanlar tarafından. Ama ne yazık ki Ortaçağ Avrupası’nda durum bu kadar sevimli değildi. Pek çok kadın cadılık suçlamasıyla çeşitli işkenceler sonucunda vahşice katledilecek ve hatta yüzlerce insanın gözü önünde canlı canlı yakılacaktı.

14. yüzyılda sihir türlerini kovalayıp çeşitli kara büyülerle uğraşan kişiler erkeklerdi aslında. Avrupalının inanışına göre bu tarz meziyetlerin büyük bir bilgi birikimi barındırması gerekiyordu ve neredeyse okuma-yazması bile olmayan kadınların bu bilgilere ulaşabilmesi mümkün değildi. Kadınları görmezden gelip erkekleri eğitmek çok daha önemliydi Avrupa için. Bu nedenle yavaş yavaş ortaya çıkan yetenekli kadınların ilimlerini kabul edemediler ve “sapkınlık” adıyla nitelendirip cezalandırma yolunu seçtiler. Her zaman üstün olan taraf erkekler olmalıydı çünkü.

1487’de Heinrich Kramer ve Jacop Sprenger Cadıların Çekici adlı eserlerinde; “Bütün cadılar şehvet sonucunda ortaya çıkıyor. Kadınların kontrol edilemeyen cinselliği onları meydana gelecek şeytani olayların potansiyel suçluları haline getiriyor sözlerine yer verdiler. Kitap cadılarla mücadele eden bütün rahiplere birer kopya olarak dağıtıldı. “Cadıların Çekici”nin yaydığı fikirlerden sonra daha da acımasız bir şekilde hedef tahtasına koyuldu kadınlar. Aynı zamanda bir rahip olan Kramer ve Sprenger bütün kadınların cadılıkla alakası olduğunu iddia ediyorlardı. Hatta onlara göre Katolik inancına en büyük zararı veren kişiler de ebelerdi. Çünkü doğum gibi kutsal bir olayın nasıl üstesinden gelinerek böylesine başarıyla sonuçlandırıldığını bir türlü anlayamıyorlardı. Bu noktada kesinlikle sihir veya büyünün bir etkisi olmalıydı.

Cadılığın ölümle cezalandırılması 1532’de Roma İmparatoru V. Charles tarafından yürürlüğe konan Lex Carolina ile resmileşecekti. Başlarda kimsesiz yaşlı fakir ve çirkin kadınların cadılık yaptığına inanıp kurbanlarını bu kriterlere göre seçtiler. Herhangi bir hastalığa otlarla çare bulan şifacılar da yine aynı şekilde bu kıyımdan paylarını alacaktı. Ormandan bitki toplayıp hekimlerin olmadığı kasabalarda hastaları tedavi eden bu kadınlar gitgide toplum tarafından dışlanmaya başladılar. Ayrıca kadınların Pazar ayininde fazla içten dua etmesi (çok günah işlediği iddiasıyla) gündüzleri uyuması (geceleri şeytan ile ayin yapması nedeniyle) fazla güzel olması (güzelliği ile büyülediği düşüncesiyle) ve fazla çirkin olması da cadılık alameti olarak kabul edildi. Çünkü Ruhban sınıfına ait din adamları kendi yarattıkları hayale inanarak cadıların varlığını kanıtlamaya ve onları yok etmeye çalışıyorlardı. Bunu yaparken masum insanları koruduklarını iddia edecek kadar da pervasızlardı.

Basit bir çekememezlikten doğan asılsız ihbarlar sonucunda bile hiçbir sorgulama yapılmaksızın katlediliyordu kadınlar. Şeytanın yalanlarıyla baştan çıkarıldıklarına belirli hayvanların sırtına binerek Tanrıça Diana ile uçabildiklerine inanılıyordu. Hatta bununla da yetinmeyen rahipler cadıların bir araya geldikleri ayin gecelerinde (sabbat) bebekleri yediklerini ve cinsel sapkınlıklar yaptıklarını söylediler. Rivayete göre bir cadı süpürgesini suya sokup bazı sözler mırıldanırsa şeytan kolaylıkla fırtına ya da sel çıkartabilirdi.

Sabbat tasviri

Engizisyon Mahkemesi’nin yargıçları zamanla tutuklama kıstasını genişlettiler. Soylular rahibeler ve genç kızlar da artık cadılıkla suçlanabiliyordu. Bunun için tek bir ihbarın yeterli olduğu gerçeği sosyal durum gözetmeksizin bütün kadınları tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya bıraktı. Toplum içerisinde hoş görülmeyen bir kadın davranışı bile cadılıkla özdeşleştiriliyordu artık. İşin en ilginç kısmı ise maddi boyutta karşımıza çıkıyor. Suçlanan kadınların mal varlığının 2/3’si feodal hükümdara kalıyor geri kalan 1/3’i de sorgulayan hakim cellat ve ihbar eden kişi arasında paylaştırılıyordu. Buradan da anlaşılacağı üzere yüzlerce masum kadın çok ciddi bir çıkar çarkının işlemesi uğruna kurban edilmiş büyük paralar kazandırma vaadi ile asılsız ihbarların önü açılmıştı. Cadı avına çıkmak için ortam ve şartlar son derece müsaitti.

Bütün bunların yanı sıra kilise; İncil ve Tevrat’tan seçilen bazı ayetleri de kullanarak yapılan vahşeti meşrulaştırıyordu:

Çık.22: 18 “Büyücü kadını yaşatmayacaksınız. ”

Lev.20: 6 “‘Kim cincilere ruh çağıranlara danışır bana ihanet ederse ona öfkeyle bakacak halkımın arasından atacağım. ”

Toplum içerisinde de havada süpürgeyle uçan kadınların varlığından sıkça bahsediliyordu. Bu görüşe itiraz edip süpürgeyle uçmak gibi bir eylemin olmadığını söyleyenler ise şiddetle cezalandırılıyordu kilise tarafından. Cadılar şeytanla ilişkiye giren güçlü ve tehlikeli yaratıklardı çünkü. Fakat ne hikmetse böylesine üstün yeteneklere sahip olan bu kadınlar sıradan insanların eline düşmekten bir türlü kurtulamıyorlardı. Kendi canlarının yakıldığı yetmiyormuş gibi bir de başka cadıların ismini vermeye zorlanıyorlardı.

Onlara sorulan sorulardan bazıları ise şunlardı:

“Kedi kurbağa yarasa gibi hayvanlarla aranız iyi midir?”

“Suya düşünce batmadan yüzeyde kalabiliyor musunuz?”

“Yemek pişirirken büyük siyah kazan kullanır mısınız?”

Zavallı kadınlar çoğu zaman cadı olduğunu itiraf ederek hemen öldürülme yolunu seçtiler. Aksi takdirde yapılan işkenceler dayanılacak gibi değildi. Bütün kıyafetleri çıkartılıp kemikleri tek tek kırılıyor etleri lime lime parçalanıyor bakire olup olmadıklarının anlaşılması için tecavüze uğruyorlardı.

Avrupa’nın kara lekesi olarak bilinen bu vahşi uygulamalar 17. yüzyılın dördüncü çeyreğine doğru son bulacak ve katledilen yüzlerce masum kadın maalesef manasız bir cinsiyet nefretinin kurbanı olarak tarihe geçecekti.

Kaynak: 1 2 Yücel Aksan “1450-1750 Yılları Arasında Avrupa’da Cadılık”

Hetta Howes “Ortaçağ’ın Şeytan Üçgeni: Cadılar Sihir Tıp”

LİNK : https://www.wannart.com/ortacag-avrupasinda-kadin-asagilamanin-diger-adi-cadilik/

KADINLARIMIZ DOSYASI /// MUSTAFA SOLAK : SEÇME-SEÇİLME HAKKINDAN KADININ KÖLELİĞİNE


MUSTAFA SOLAK : SEÇME-SEÇİLME HAKKINDAN KADININ KÖLELİĞİNE

5 Aralık 1934’te TBMM tarafından kadına milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmasının yıldönümünü kutluyoruz.

3 Nisan 1930 tarihinde belediyelerde, 26 Ekim 1933’te köy ihtiyar heyeti ve muhtarlık seçimlerinde, 5 Aralık 1934’te ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadına seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Ülkemizde, kadınlara seçme ve seçilme Fransa, Belçika, İtalya ve İsviçre gibi pek çok Avrupa ülkesinden önce tanındı. Diğer yandan ise ilk kadın bakan 1971 yılında 33. hükümet döneminde yılında görev almıştır.

Kadının bugünkü durumu nedir?

Diyanet fetvalarında kadın

Diyanet İşleri Başkanlığı “ ‘Boşarım’ demekle boşanma meydana gelir mi?” sorusuna şu yanıtı veriyor:

“Boşama, kişinin eşine söylediği “Boşsun”, “Boş ol”, “Boşadım” veya “Karım boştur” gibi boşama iradesini ortaya koyan “şimdiki veya geçmiş zamanlı” ifadelerle ya da mahkemenin kararıyla gerçekleşir.”

Diyanet, mahkeme olmaksızın sözle de erkeğin karısını boşayabileceğini savunuyor. Diyanet “Boşama yetkisinin eşe veya başkasına devredilmesi mümkün müdür?” sorusuna verdiği yanıtta da “boşama yetkisi prensip olarak kocaya verilmiştir” diyerek kadına bu yetkinin verilmediğini ima yoluyla dile getiriyor.

MEB kitaplarında kadın

Benzer ifadeler İmam Hatip Lisesi “FIKIH” ve “FIKIH OKUMALARI” ders kitaplarında var. Fıkıh ders kitabında sayfa 185’te erkeğin kadını boşaması şu şekilde düzenlendi:

Talak Fıkıh ders kitabının ifadesiyle “kocanın tek taraflı irade beyanıyla eşini boşamasıdır.” Talak, “sen benden bir talak ile boşsun” veya “kendine artık başka koca ara” gibi cümlelerle olmaktadır. Boşama yetkisi kocaya verilmekle birlikte koca evlenirken veya daha sonra, dilerse bu konuda karısını da yetkili kılabilecekmiş.

Ders kitabında görüldüğü gibi sadece erkeğin boşaması değil aynı anda kadının kızkardeşi, halası, teyzesi ile olmamak koşuluyla erkeğin çok eşli olabileceği de dile getiriliyor.

Dahası “Fıkıh Okumaları” ders kitabında da bir erkek eşini üç kez “boş ol” veya yukarıda belirttiğimiz ifadelerle boşarsa onunla yeniden evlenebilmek için eşinin bir başka erkekle evlenip boşanması veya yeni kocanın ölmesi gerekir. Fıkıh Okumaları ders kitabında yeni koca ile evliliğin zifafı içereceği yazılıdır.

Ayrıca ders kitaplarında şunlar da var:

Miras payı Medeni Yasa’ya değil ayete göre düzenlendi,

Kadının “açmasına izin verilen avreti; yüzü, bilekleriyle birlikte elleridir”,

Elbise, karşı cinsin dikkatini çekmemeliymiş,

Nafaka varken mehir düzenlendi,

Kadına bakmak haram,

Mezheplere göre avret yeri farklılığı,

Kürtaj “cinayettir” yaklaşımı,

Estetik yasak,

Tekfir eden (dinden çıkan) erkekse Müslüman bir kadınla evlenemez,

Daha fazlası var ancak bu kadarı yeterli sanırım. Bu fetvalar ve ders kitaplarındaki ifadelerle kadının durumu ilerler mi? Geriler mi?

Ceren Özdemir’in, Emine Bulut’un katline bir de bu yönden bakılmalı.

Bu fetvalar ve eğitime nasıl yaklaşılmalı?

Peki kadının onuru, özgürlüğü için ne yapacağız?

NOT: Ders kitaplarındaki ve Diyanet fetvalarındaki durumu görmek için GAYRİMİLLİ EĞİTİM ve DİYANET’İN FETVALARI kitaplarımı okuyabilirsiniz.

MUSTAFA SOLAK

KADINLARIMIZ DOSYASI : Dünya Matematik Tarihindeki 5 Türk Kadını


Dünya Matematik Tarihindeki 5 Türk Kadını

Dünyada ve Türkiye’de kendini bilime adamış, bilimin gelişmesine yön vermiş ve halen veren birçok bilim kadını mevcut. Bunlardan 5 tanesini size tanıtalım istedik.

*Prof. Dr. Feryal Özel

Üsküdar Amerikan Lisesi’nden mezun olduktan ve 1996 yılında Columbia Üniversitesi’nde Fizik ve Uygulamalı Matematik eğitimini okul birinciliği ve “Yüksek Onur Derecesi” ile almasının ardından, 1997’de Kopenhag “Niels Bohr Institute” de fizik üzerine yüksek lisansını bitirdi.

2002 yılında da Harvard Üniversitesinde astrofizik üzerine doktorasını tamamlayan Özel, adının ilk kez 2003 yılında dünyanın en tanınmış bilim insanları ile birlikte “Büyük Fikirler” listesine alınmasıyla tanındı.

2005’te profesör olan Feryal Özel, 2002’den itibaren Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’da ve orada bulunan tek Türk bilim kadını. Kendisi NASA’nın 2020’de hayata geçireceği Uzay Teleskopu projesinin başında.

*Prof.Dr. Hülya Şenkon

1959-1960 akademik yılında İstanbul Üniversitesinin Fen Fakültesinde Matematik-dalında öğrenimine başladı. Öğrenciliğinin son yılında Matematik Bölümünde yardımcı asistan olarak göreve başladı ve 1963’ te mezun oldu. Ocak 1966’da aynı bölüme asistan olarak atandı. Prof. Dr. Orhan Şerafettin İçen’in danışmanlığında başladığı yüksek lisans çalışmasını Haziran 1966’da tamamladı ve yine Prof. Dr. Orhan Şerafettin İçen’in danışmanlığında yürüttüğü doktora çalışmasını 1972’ de tamamlayarak “doktor”unvanını aldı. Kasım 1977’de doçent oldu ve Ekim 1988’de aynı bölümde profesör kadrosuna atandı.

1990’da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Basımevi’nden çıkan iki ciltlik “Soyut Cebir Dersleri” adlı kitabını yayımladı. Çeşitli tarihlerde, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Nazım Terzioğlu Matematik Araştırma Merkezi Müdürlüğü (1984-1988), Cebir ve Sayılar Teorisi Anabilim Dalı Başkanlığı, Matematik Bölüm Başkanlığı(1991-1994), İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Dergisi Editör Kurulu Başkanlığı yapmış olan Prof. Dr. Hülya Şenkon, 1980’den beri Türk Matematik Derneği Genel Sekreterliği görevinin sürdürmekteydi. 16 Ağustos 1999’da kendi isteğiyle emekli olmuş ve emekliliğinden sonra İstanbul Kültür Üniversitesi Matematik- Bilgisayar Bölümü’nde ve Hava Harp Okulu’nda görev yapmıştır. Hülya Şenkon 15 Şubat 2008 tarihinde aramızdan ayrıldı.

*Nermin Arık

Türk Matematikçi, eğitmen, çevirmen, yazar olan Nermin Arık (d.1928-ö.2005), 1945 yılında Ankara Kız Lisesinden mezun oldu. 1954 yılında Glasgow Üniversitesi Elektrik Bölümünde lisans, 1963 yılında da George Washington Üniversitesi Matematik Bölümünde yüksek lisansını tamamladı.

1963 yılında, ODTÜ’de başladığı doktora çalışmaları için, Maryland Üniversitesinde yeterlilik sınavı verdiği halde, 1969 yılında Türkiye’ ye dönmesi gerektiğinden doktorasını tamamlayamadı. ODTÜ Matematik Bölümünde uzun süre eğitmenlik yaptı.

Arık aynı zamanda TÜBİTAK ve çeşitli yayınevlerince çıkarılan birçok önemli bilimsel kitabın çevirisini yaptı.

*Prof. Dr. Selma Soysal

Türkiye’nin ilk kadın matematik profesörü Selma Soysal 1924 yılında Zonguldak’ta doğmuştur. Çocuk yaşta Fransızca ve Rumca öğrenir. İlköğretimini Zonguldak’ta, ortaöğrenimini İstanbul’da, Çapa Kız Öğretmen Okulunda parasız yatılı olarak sürdürdü. Sonra Kandilli Kız Lisesinde okudu. 1941 yılında İstanbul Üniversitesi’ne Matematik-Astronomi Bölümü’ne girdi. Cahit Arf’la Sonsuz Boyutlu Hilbert Uzayları konusunda doktora tezini yazdı. Bir süre Paris’te Henri Poincare Enstitüsü’nde(1951), Londra’da ve ABD’de MIT’ de çalıştı. İTÜ’de 47 yıl boyunca çalıştı. Bir süre İnşaat Fakültesi Yüksek Matematik kürsü başkanlığını yürütmüştür.

Selma Soysal’ın Math Sci Net’te fonksiyonel analiz ve operatör teorisi konularında, 1949-1967 yılları arasında yazılmış 4 makalesi gözüküyor. Ayrıca 1967 tarihli Yüksek Matematik Dersleri(Reel Sayılar Sistemi)adlı bir kitabı vardır.(Arı Kitapevi, 77 sayfa). Kendisi 2011 yılında aramızdan ayrılmıştır.

*Prof. Dr. Suzan Kahramaner

Türkiye’nin ilk kadın matematikçilerinden olan 1913 doğumlu Kahramaner, Notre Dame de Sion’u bitirdikten sonra 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Matematik ve Astronomi Bölümü’ne girdi. 1943’te İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü’nde Analiz 1 ve Analiz 2 dersleri asistanı oldu. Daha sonra Karmaşık Sayılar Teorisinde Katsayı Problemleri üzerine doktora yaptı. 1968 yılında profesör unvanını aldı.

Zürih, Kaliforniya ve Helsinki’nin yanı sıra Londra, Paris ve Nice’deki çeşitli üniversitelerde bilimsel çalışmalar yaptı. 1978-1979 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı oldı. 40 yıl süren akademisyenliğinin sonunda yaş haddinden emekliye ayrıldı. 22 Şubat 2006’da hayata veda eder.

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere… Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

KADINLARIMIZ DOSYASI /// KADIN VE SUÇ – TÜRKİYE’DE KADIN VE ORGANİZE SUÇ İLİŞKİSİ


KADIN VE SUÇ : TÜRKİYE’DE KADIN VE ORGANİZE SUÇ İLİŞKİSİ

YAZAR : Furkan Yıldız [1]

Suç ve suçluları konu alan kriminolojinin, ortaya çıktığı dönemden beri kadın suçluluğu konusunda detaylı araştırmalar yürütülmektedir. Bu çalışma, kadın suçluluğu konusunu kriminolojinin ışığı altında ve toplumsal cinsiyet perspektifinde değerlendirerek, Türkiye örneğinde kadınların organize suç veya çete suçlarında lider konumda oldukları örnek olayları değerlendirmiştir. Çalışmada, 2008-2018 tarihleri arasında gazete haberlerine kadınların lider oldukları suçlar olarak yansıyan suçların yanı sıra Türkiye’de artan kadın suçluluğunun nedenleri de kriminolojik olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin neticesinde, çoğu suçta mağdur olan kadınların da suç işleyebildikleri ve bu işledikleri suçların hemcinslerine karşı veya onları kullanarak olduğu dikkat çeken bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmıştır. Erkek kadar suç içinde olmasalar bile kadınlarda özellikle fuhşa aracılık etmek, yer temin etmek, kadınları bu amaçla çalıştırmak, evrakta sahtecilik, hırsızlık ve nitelikli dolandırıcılık gibi suçlarda karşımıza aktör olarak çıkmaktadırlar. Çalışmanın önemi, suçta, büyük oranda mağdur olan kadınların suça yönelmelerini toplumsal cinsiyet normları bağlamında değerlendirmekten ziyade kadınlarında değişen şartlarla beraber suç işlemeyi bir alternatif gelir kaynağı olarak görmeleri üzerine bir inceleme olarak karşımıza çıkmasıdır.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

KADINLARIMIZ DOSYASI : Bizi yönetenlerin kadına bakışı


ÖZEL BÜRO NOTU : ŞİMDİ BU SÖZLERİ BU BEYFENDİLER Mİ SÖYLEMİŞ BİLEMİYORUZ. BU YAZIYI İNTERNETTEN İLGİNÇ OLDUĞU İÇİN ALINTILADIK. EĞER DOĞRU DEĞİLSE LÜTFEN DİKKATE ALMAYIN. YOK EĞER DOĞRU İSE YAZIK. BU KADAR ÖNEMLİ MAKAMDAKİ YÖNETİCİLERİMİZ KADINA BU ŞEKİLDE BAKIYORSA DURUM VAHİM. BU KAFADAKİ ADAMLARIN OLDUĞU BİR YÖNETİMDE KADINA ŞİDDETİN SONA ERMESİ DE MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR.

KADINLARIMIZ DOSYASI : BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BU KADINA MADALYA VERMELİ /// 5 SAAT UYKU İLE TEK BAŞINA 44 ÇOCUĞA BAKAN VEFAKAR ANNE !!!!


Dünya bu kadını konuşuyor ! 44 çocuk doğurunca kocası evden kaçtı

Uganda’da yaşayan 39 yaşındaki Mariam Nabatanzi, bugüne dek 44 çocuk doğurdu, 6’sını kaybetti. Yumurtalıkları normalden daha büyük olan Nabatanzi’yi, doğurganlığı yüzünden eşi bile terk etti.

12 yaşında evlenen ve bugüne dek 44 çocuk doğuran 39 yaşındaki Mariam Nabatanzi’nin dört üçüz, altı ikiz çocukları bulunuyor.

Uganda’da yaşayan rekortmen anne 12 yaşında evlendi. 13 yaşında ilk ikiz çocuklarını doğran Mariam Nabatanzi doğumun ardından doktora gitti ve yumurtalıklarının normalden çok daha büyük olduğunu öğrendi.

Doktor, Mariam Nabatanzi’ye doğum kontrol yöntemlerinin sağlık sorunlarına sebep olabileceğini ve bu sebeple bu yöntemleri uygulamaması gerektiğini söyledi.

Mariam Nabatanzi, 23 yaşına geldiğinde 25’inci çocuğunu doğurdu ve doğum kontrolü için tekrar doktorun yolunu tuttu.

Fakat Mariam Nabatanzi doktorlardan beklediği cevabı alamadı ve doğurganlığını sürdürmesi tavsiyesinde bulunuldu.

Son olarak 2.5 yıl önce hamile kalan Mariam Nabatanzi bu süreçte bazı sıkıntılar yaşadı. Altıncı ikizlerinden birini kaybeden Mariam Nabatanzi’nin kocası da kendisini terk etti.

Tüm hayatını çocuk bakarak ve çalışarak geçiren Mariam Nabatanzi kuaför, etkinlik görevlisi, alternatif tıp ürünleri satıcılığı, kağıt toplayıcılığı gibi işler yapıyor.

44 çocuklu anne çocukları için her türlü fedakarlığı yapmaya çalışsa da gıda gibi temel ihtiyaçları karşılamada güçlükler yaşıyor.