LOKAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI : İstihbaratçılara ve kadınlara özel Canik marka silah


İstihbaratçılara ve kadınlara özel Canik marka silah

Samsun Yurt Savunma Sanayi ve Ticaret AŞ’de bu yıl üretilen Canik marka TP9 Sub Elite modeli, istihbaratçılar başta olmak üzere kadınların tercih edebilmesi için kompakt bir tasarıma sahip – Firmanın Genel Müdürü Cahit Utku Aral: – "Bu silah, TP serisinin en küçük versiyonu. Bu silahı ister kendi güvenliğiniz için ister poligon atıcılığı için uygun yaptık. Öyle bir ebat yaptık ki hem gizli taşıma hem çantada taşıma için uygun" – "Bizim geliştirdiğimiz Sub kompakta hedef kitle olarak her gün her ortamda silah taşıyan kişileri seçtik, silahın görev versiyonlu modelinde ise gizli istihbarat teşkilatları var. İstihbarat teşkilatlarının yüksek kapasiteye ihtiyacı yokken gizli taşımaya uygun bir silaha gereksinimleri var"

Samsun Yurt Savunma Sanayi ve Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Cahit Utku Aral, bu yıl ürettikleri TP9 Sub Elite modeli için "Bu silah TP serisinin en küçük versiyonu. Bu Silahı ister kendi güvenliğiniz için isterse de poligon atıcılığı için uygun yaptık. Öyle bir ebat yaptık ki hem gizli taşıma hem çantada taşıma için uygun." dedi.

Aral, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kolluk kuvvetleri için görev amaçlı silahların yanı sıra sivillerin kullandığı güvenlik ve spor amaçlı silahlar ürettiklerini söyledi.

Bu alanda ciddi yatırımları bulunduğunu ifade eden Aral, "ABD’de ödül alan Canik TP9 SFX ile Elite Combat modelleri, aslında bir spor atıcılık silahı olarak tercih ediliyor. Hem optik sınıfında hem mekanik nişangah sınıfında bir çok ödülü var." diye konuştu.

– Sınıfında Türkiye’de tek

Aral, bu yıl ilk kez Şubat ayında Canik marka Sub kompakt modelini üreterek piyasaya sunduklarını ifade ederek şöyle konuştu:

"Bu silah TP serisinin en küçük versiyonu. Bu silahı ister kendi güvenliğiniz için ister poligon atıcılığı için uygun yaptık. Öyle bir ebat yaptık ki hem gizli taşıma hem çantada taşıma için uygun. Genelde burada hedef kitlemiz bayanlar. Silahın ergonometresi ve yapısı, esasında büyük elli biri için çok uygun değil. Amacımız daha gizli taşıma ve daha küçük elli kişilerin kullanımı ile poligon atıcılığı. Bu silah bugün sınıfında Türkiye’de tek. Amerika’da bu yıl satışa girmiş oluyor. Umarım bir ödül de bu üründen alırız."

Silahın namlu boyutu ve şarjör kapasitesinin önemine vurgu yapan Aral, "120 milimetrelik bir namlu boyutuna haiz bir tabanca, tam boy sınıfına giriyor. Yaklaşık 100 milimetre silahlar, kompakt sınıfına giriyor. 100 milimetre altı olanlar ise Sub kompakt sınıfına giriyor." ifadelerini kullandı.

– Gizli taşımaya uygun oluşuyla istihbaratçıları hedefliyor

Aral, silahın namlu boyutu dışında taşıyabildiği atış kapasitesinin önemli olduğunu, silahta kabza ebadında şarjör kapasitesinin referans gösterildiğini belirterek, şöyle devam etti:

"15’in üzerindeki şarjör kapasitesine sahip silahlar, tam boy olarak tercih edilirken 15 ve altı olan silahlar kompakt boy, 12’nin altı silahlar ise Sub kompakt sınıfına giriyor. Bizim geliştirdiğimiz Sub kompakta hedef kitle olarak her gün her ortamda silah taşıyan kişileri seçtik ama silahın görev versiyonlu modelinde ise gizli istihbarat teşkilatları var. İstihbarat teşkilatlarının yüksek kapasiteye ihtiyacı yokken gizli taşımaya uygun bir silaha gereksinimleri var. Ama Sub kompakt sınıfı silahların, bu zamana kadar personelin büyük silahlarla yaptığı eğitimleri karşılayacak şekilde tasarlanması gerekiyor. Tetiğe ulaşım mesafesi, sürgü tutucu, nişangahı, normalde antrenman yapmış olduğu silahtan çok farklı olması durumunda bütün kas hafızasını kaybediyor. Bunu engellemek için de biz Sub kompaktımızı bir görev tabancasının görevini icra edebilecek şekilde tasarladık."

İRTİCA DOSYASI /// MEB’ten başı açık kadınlara ağır saldırı : Kötü kadınların başı açık, iyiler türbanlı


MEB’ten başı açık kadınlara ağır saldırı : Kötü kadınların başı açık, iyiler türbanlı

Milli Eğitim Bakanlığı’nın rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta çocuklara cinsel istismar ve şiddet uygulayan kadınlar başı açık, şefkat gösteren kadınlar ise türbanlı olarak resmedildi.

Okullara dağıtılan ders kitaplarındaki yanlış uygulamaların bir benzeri de Milli Eğitim Bakanlığı’nın hizmet içi eğitimleri kapsamında rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta yer aldı. Bakanlığın doğal afet, terör ve cinsel istismar gibi olaylar karşısında psikolojik destek sağlamak amacıyla başlattığı, “Psikososyal Önleyici Destek Programı” kapsamında hazırlanan kitapta başı açık kadınların çocuklara şiddet ve istismar uygularken, türbanlı kadınların ise şefkat gösterirken resmedilmesi dikkati çekti.

Milli Eğitim Bakanlığı doğal afet, terör, göç, intihar, ölüm ve istismar gibi travmatik olaylar karşısında yürütülen önleme hizmetlerinin programlarını Nisan 2019’da tamamıyla yeniledi. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü öncülüğünde yapılan çalışmalar kapsamında, “Psikososyal koruma, önleme ve krize müdahale ekipleri” kurulması kararlaştırıldı.

KILAVUZ KİTAP

BirGün’den Mustafa Mert Bildircin‘in haberine göre, Bakanlık, Psikososyal Destek Programı eğiticisi tarafından hizmet içi eğitim kapsamında açılan, “Psikososyal Destek Programı Uygulayıcı Eğitimleri” hazırladı. Eğitimi başarı ile tamamlayan rehberlik öğretmenlere, “Psikososyal Destek Programı Uygulayıcı” unvanı verildi. Öğrencilere yaşadıkları travmalar konusunda destek olacak rehber öğretmenler için bir de kılavuz kitap hazırlandı.

MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan kitapta, travma türlerine ilişkin önleyici etkinlikler yer aldı. Kitabın, “Cinsel İstismar” başlığı altında olumlu ve olumsuz davranışlara örnek olacak resimler çizildi. Küçük yaştaki çocuğu muayene eden türbanlı bir doktora ilişkin resimde, muayene olan çocuk ve ailesinin mutlu şekilde yansıtıldığı görüldü.

Kitapta bulunan, “Doğrular ve Yanlışlar” etkinliği altında da çocuğunu öpen, şefkatle sarılan anne görseli paylaşıldı. Görseldeki anne türbanlı şekilde yansıtıldı. Bir başka resimde ise çocuğu öpmeye çalışan başı açık yetişkin bir kadın ve bu girişim karşısında hoşnut olmayan çocuk anlatıldı. Bu resmin hemen altına ise çocuğunun başını okşayan kapalı bir annenin çizildiği resim yerleştirildi. Kitapta yer alan hikayelerin birinde ise sokakta oynayan çocuğun yanına gelen komşusunun onu öpmek istediği ifade edildi. Bu hikayenin görselinde de başı açık bir kadın tercih edildi.

İYİ NİYETLİ DEĞİL

Sosyal Hizmetler Uzmanı Dr. Bülent İlik, BirGün’ün, “Bu görseller çocuğun bilinçaltında, ‘Türbanlı iyi açıklar ise kötü algısı yaratır mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Çocukta hemen böyle bir algı oluşmaz ama bu tip şeyler üst üste geldiği zaman çocuğun zihnine öyle yerleşir. Bu yaşananlar sistemli şekilde adım adım uygulanan bir sürecin parçası. Bunu yapanların iyi niyetli olmadığını söylemek gerekir. MEB, çok uzun bir süredir benzer politikayı ısrar ve inatla sürdürüyor. Şunu da söylemek gerekir ki çocuğun yaşadığı çevre ve ailesi bu noktada çok önemli. Bu tür konular her çocuk için aynı etkiyi yaratmaz.”

MİLLİ KALKINMA DOSYASI : Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasında Düzenlenen Baloya Katılan İşçi Kadınlar hikayesi


Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasında Düzenlenen Baloya Katılan İşçi Kadınlar hikayesi

1930’lu yılların sonu…

Türkiye’deki fabrikalarda Beethoven dinleyerek çalışan hiç işçi var mı? Dün vardı…

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nda Beethoven çalıyordu.

Piyanosu olan bir fabrikadan bahsediyoruz.

Emekçilerinin koro kurdukları ve klasik müzik seslendirdikleri bir fabrikadan!

İşçi korosu, sadece Nazilli’de değil, Aydın ve Denizli gibi çevre illerde konserler veriyor ve Atatürk’ün çok önemsediği çok sesli müziği Anadolu’ya tanıtıyordu.

Ayrıca:

İşçilerin radyosu vardı.

Tiyatro yapıyorlardı.

Fabrika bir eğitim kurumu gibiydi.

İşçiler yemek aralarında dünya klasiklerini okuyordu.

Fabrikada eğlenceler düzenleniyordu. Balolar yapılıyordu.

Haftada 6 filmin gösterildiği 700 kişilik sinema salonu vardı.

Kurulan “Sümer Halkevi”nde halka biçki-dikiş kursları veriliyordu. Yılda iki kere halka basma dağıtılıyordu.

Fabrikada işçilere okuma yazma öğretmek için beş sınıflı okul vardı. “Sümer İlköğretim Okulu” adlı bu işçi okulu 980 öğrenciye sahipti.

İşçi çocukları için 26 yatak ve 40 mevcutlu bir kreş kurulmuştu.

Lacivert – beyaz renkli Sümer Spor; atletizmden bisiklete, futboldan yüzmeye kadar birçok branşta faaldi.

Paten yapılıyordu.

Bisiklet yarışları düzenleniyordu.

Fabrika bünyesinde 40 yataklı bir hastane, bir eczane, bir de laboratuvar vardı.

İşçiler ve memurlar, fabrikanın hemen önünde özel olarak inşa edilen 264 dairelik ve bin kişilik lojmanlarda kalırken, bekar işçiler için 350 kişilik bir “Bekar İşçi Evleri” vardı.

İşçiler arasında Türkiye’nin dört bir yanından gelenler olduğu gibi,

Yunanistan’dan Bulgaristan’a, Almanya’dan İsviçre’ye kadar yurtdışından çalışmaya gelen 1200 işçi vardı.

Şehir merkezi ile fabrika arasında gidip gelen ve fabrika çalışanlarının yanı sıra Nazilli halkının da ücretsiz olarak binebildiği “Gıdı Gıdı Treni” vardı! Ve Gıdı Gıdı isminde mizah gazetesi çıkıyordu…

Bir gün yolunuz Nazilli’ye düşerse, Kemalist Devrimi’nin ürünü, çürümeye bırakılan bu fabrikayı görün; Mustafa Kemal’e olan inancınız artar.

Ve kesinlikle…

Moral bozmak yok; aynısını yine yapacağız.

Yeter ki heyecanınızı kaybetmeyin…

SONER YALÇIN

KADINLARIMIZ DOSYASI /// ORTAÇAĞ AVRUPASI’NDA KADIN AŞAĞILAMANIN DİĞER ADI : CADILIK


ORTAÇAĞ AVRUPASI’NDA KADIN AŞAĞILAMANIN DİĞER ADI : CADILIK

Büşra Bulut

12 Mart 2018

Sihir ve büyü gibi kavramlar günümüz dünyasında bir korku aracı olarak değil eğlenceli birer kandırılmışlık hali olarak görülüyor. Cadı figürleri ise sivri uçlu şapka tatlı bir çehre ve uzun bir süpürgeyle tasvir edildiği için fazlasıyla sempatik bulunuyor insanlar tarafından. Ama ne yazık ki Ortaçağ Avrupası’nda durum bu kadar sevimli değildi. Pek çok kadın cadılık suçlamasıyla çeşitli işkenceler sonucunda vahşice katledilecek ve hatta yüzlerce insanın gözü önünde canlı canlı yakılacaktı.

14. yüzyılda sihir türlerini kovalayıp çeşitli kara büyülerle uğraşan kişiler erkeklerdi aslında. Avrupalının inanışına göre bu tarz meziyetlerin büyük bir bilgi birikimi barındırması gerekiyordu ve neredeyse okuma-yazması bile olmayan kadınların bu bilgilere ulaşabilmesi mümkün değildi. Kadınları görmezden gelip erkekleri eğitmek çok daha önemliydi Avrupa için. Bu nedenle yavaş yavaş ortaya çıkan yetenekli kadınların ilimlerini kabul edemediler ve “sapkınlık” adıyla nitelendirip cezalandırma yolunu seçtiler. Her zaman üstün olan taraf erkekler olmalıydı çünkü.

1487’de Heinrich Kramer ve Jacop Sprenger Cadıların Çekici adlı eserlerinde; “Bütün cadılar şehvet sonucunda ortaya çıkıyor. Kadınların kontrol edilemeyen cinselliği onları meydana gelecek şeytani olayların potansiyel suçluları haline getiriyor sözlerine yer verdiler. Kitap cadılarla mücadele eden bütün rahiplere birer kopya olarak dağıtıldı. “Cadıların Çekici”nin yaydığı fikirlerden sonra daha da acımasız bir şekilde hedef tahtasına koyuldu kadınlar. Aynı zamanda bir rahip olan Kramer ve Sprenger bütün kadınların cadılıkla alakası olduğunu iddia ediyorlardı. Hatta onlara göre Katolik inancına en büyük zararı veren kişiler de ebelerdi. Çünkü doğum gibi kutsal bir olayın nasıl üstesinden gelinerek böylesine başarıyla sonuçlandırıldığını bir türlü anlayamıyorlardı. Bu noktada kesinlikle sihir veya büyünün bir etkisi olmalıydı.

Cadılığın ölümle cezalandırılması 1532’de Roma İmparatoru V. Charles tarafından yürürlüğe konan Lex Carolina ile resmileşecekti. Başlarda kimsesiz yaşlı fakir ve çirkin kadınların cadılık yaptığına inanıp kurbanlarını bu kriterlere göre seçtiler. Herhangi bir hastalığa otlarla çare bulan şifacılar da yine aynı şekilde bu kıyımdan paylarını alacaktı. Ormandan bitki toplayıp hekimlerin olmadığı kasabalarda hastaları tedavi eden bu kadınlar gitgide toplum tarafından dışlanmaya başladılar. Ayrıca kadınların Pazar ayininde fazla içten dua etmesi (çok günah işlediği iddiasıyla) gündüzleri uyuması (geceleri şeytan ile ayin yapması nedeniyle) fazla güzel olması (güzelliği ile büyülediği düşüncesiyle) ve fazla çirkin olması da cadılık alameti olarak kabul edildi. Çünkü Ruhban sınıfına ait din adamları kendi yarattıkları hayale inanarak cadıların varlığını kanıtlamaya ve onları yok etmeye çalışıyorlardı. Bunu yaparken masum insanları koruduklarını iddia edecek kadar da pervasızlardı.

Basit bir çekememezlikten doğan asılsız ihbarlar sonucunda bile hiçbir sorgulama yapılmaksızın katlediliyordu kadınlar. Şeytanın yalanlarıyla baştan çıkarıldıklarına belirli hayvanların sırtına binerek Tanrıça Diana ile uçabildiklerine inanılıyordu. Hatta bununla da yetinmeyen rahipler cadıların bir araya geldikleri ayin gecelerinde (sabbat) bebekleri yediklerini ve cinsel sapkınlıklar yaptıklarını söylediler. Rivayete göre bir cadı süpürgesini suya sokup bazı sözler mırıldanırsa şeytan kolaylıkla fırtına ya da sel çıkartabilirdi.

Sabbat tasviri

Engizisyon Mahkemesi’nin yargıçları zamanla tutuklama kıstasını genişlettiler. Soylular rahibeler ve genç kızlar da artık cadılıkla suçlanabiliyordu. Bunun için tek bir ihbarın yeterli olduğu gerçeği sosyal durum gözetmeksizin bütün kadınları tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya bıraktı. Toplum içerisinde hoş görülmeyen bir kadın davranışı bile cadılıkla özdeşleştiriliyordu artık. İşin en ilginç kısmı ise maddi boyutta karşımıza çıkıyor. Suçlanan kadınların mal varlığının 2/3’si feodal hükümdara kalıyor geri kalan 1/3’i de sorgulayan hakim cellat ve ihbar eden kişi arasında paylaştırılıyordu. Buradan da anlaşılacağı üzere yüzlerce masum kadın çok ciddi bir çıkar çarkının işlemesi uğruna kurban edilmiş büyük paralar kazandırma vaadi ile asılsız ihbarların önü açılmıştı. Cadı avına çıkmak için ortam ve şartlar son derece müsaitti.

Bütün bunların yanı sıra kilise; İncil ve Tevrat’tan seçilen bazı ayetleri de kullanarak yapılan vahşeti meşrulaştırıyordu:

Çık.22: 18 “Büyücü kadını yaşatmayacaksınız. ”

Lev.20: 6 “‘Kim cincilere ruh çağıranlara danışır bana ihanet ederse ona öfkeyle bakacak halkımın arasından atacağım. ”

Toplum içerisinde de havada süpürgeyle uçan kadınların varlığından sıkça bahsediliyordu. Bu görüşe itiraz edip süpürgeyle uçmak gibi bir eylemin olmadığını söyleyenler ise şiddetle cezalandırılıyordu kilise tarafından. Cadılar şeytanla ilişkiye giren güçlü ve tehlikeli yaratıklardı çünkü. Fakat ne hikmetse böylesine üstün yeteneklere sahip olan bu kadınlar sıradan insanların eline düşmekten bir türlü kurtulamıyorlardı. Kendi canlarının yakıldığı yetmiyormuş gibi bir de başka cadıların ismini vermeye zorlanıyorlardı.

Onlara sorulan sorulardan bazıları ise şunlardı:

“Kedi kurbağa yarasa gibi hayvanlarla aranız iyi midir?”

“Suya düşünce batmadan yüzeyde kalabiliyor musunuz?”

“Yemek pişirirken büyük siyah kazan kullanır mısınız?”

Zavallı kadınlar çoğu zaman cadı olduğunu itiraf ederek hemen öldürülme yolunu seçtiler. Aksi takdirde yapılan işkenceler dayanılacak gibi değildi. Bütün kıyafetleri çıkartılıp kemikleri tek tek kırılıyor etleri lime lime parçalanıyor bakire olup olmadıklarının anlaşılması için tecavüze uğruyorlardı.

Avrupa’nın kara lekesi olarak bilinen bu vahşi uygulamalar 17. yüzyılın dördüncü çeyreğine doğru son bulacak ve katledilen yüzlerce masum kadın maalesef manasız bir cinsiyet nefretinin kurbanı olarak tarihe geçecekti.

Kaynak: 1 2 Yücel Aksan “1450-1750 Yılları Arasında Avrupa’da Cadılık”

Hetta Howes “Ortaçağ’ın Şeytan Üçgeni: Cadılar Sihir Tıp”

LİNK : https://www.wannart.com/ortacag-avrupasinda-kadin-asagilamanin-diger-adi-cadilik/

TARİH : Çariçe Katerina’nın Rus Kadın Eğitimine Sağladığı Bir Katkı -Smolniy Enstitüsü (1764-1919)


18. yüzyılda Aydınlanma Çağı boyunca fikir, sanat ve bilim insanları gibi bazı hükümdarlar da çağın getirdiği ilkeleri benimsemiştir. Hatta Avusturya İmparatoru II. Joseph, Prusya Kralı Büyük Frederick bunlar içerisinde başı çekmiştir. Aralarında Büyük Katerina’nın da bulunduğu bu hükümdarların “Aydın Despotizmi” adı da verilen anlayışları ülkelerinde birçok yeni gelişmenin önünü açmıştır. Bu aydın despotlar bir taraftan aydınları destekleyerek yeniliklere kapı aralarken bir yandan da demir yumrukla ülkelerini idare etmeyi bilmiştir. İkinci Katerina, gerçekleştirmiş olduğu diğer reformların yanı sıra, Rusya’da kadın eğitimine yönelik yapmış olduğu çalışmalar ile dünyada kadın eğitiminin öncü simalarından birisi olmayı başarmıştır.

Bu çalışmada İkinci Katerina’nın Rusya’daki kız çocukların eğitimi için 1764’te açtığı “Soylu Genç Kızlar Enstitüsü”, diğer adı ile “Smolniy Enstitüsü”, ele alınmıştır. Çalışmada ağırlıklı olarak Rusça ve kısmen Türkçe kaynaklardan yararlanılmıştır. İlk olarak Birinci Petro’dan İkinci Katerina’ya kadar geçen süre zarfında Rusya’nın eğitim sürecinin geçirmiş olduğu evre ele alınmış; ardından da Smolniy Entitüsü değerlendirilmiştir. Böylece Rusya’da açılan bu kadın eğitim kurumunun o tarihlerde yerine getirdiği misyon ortaya konulmaya çalışılmıştır. Günümüzde zaman zaman Türkiye’de de tartışılan kadınların kendilerine özgü eğitim kurumlarında eğitim alması fikrinin ortaya çıkma nedenleri Rusya özelinde aktarılmıştır.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.