JİTEM DOSYASI /// BURAK İĞLİKÇİ : JİTEM


BURAK İĞLİKÇİ : JİTEM

JİTEM, yakın tarihimizin en önemli muammalarından biri. Bugüne kadar JİTEMİ deşifre etme çabası taşıyan bir çok haber ve esere imza atıldı. JİTEM in yapılanması ve faaliyetleri hakkında edindiğimiz bilgilerin çoğunu,bazı itirafçıların açıklamalarına ve jitem’ci subay Cem Ersever in öldürülmeden önce gündeme getirdiği bazı ifşaatlara borçluyuz. Aslında bir çok yalan, yanlış bilgiler mevcut sistematik bir biçimde düzenli araştırılırsa jitemin o dönemlerde hangi, şartlar doğrultusunda ihtiyaç duyulduğu ve kurulduğu açısından araştırılmalıdır. Sosyal medya ve kamuoyuna açık çarptırılmış anlatımlara itibar edilmemeli .Tamam belki o dönemlerde jitem ismini kullanarak kötü yasa dışı faaliyetler yapılmıştır. Yapılan bu faaliyetleri bütüne yansıtmak yanlıştır. Yaşadığımız 21 nci yüzyıl enformasyon çağıdır. Net olmayan kaynağı belli olmayan hiç bir yazıya konuya itibar edilmemelidir. Konumuza dönecek olursak. JİTEM in görevi bölgede hem istihbarat elde etmekti.Ve elde edilen istihbaratla şartlar doğrultusunda hareket ederek operasyon düzenlemekti. Son teşkilatı mahsusa . İşte Evvel Allah, Evvel Vatan şiarıyla yaşayanlar tarafından 1911 yılında kurulan Teşkilatı Mahsusadan tam 76 yıl sonra 27 ağustos 1987 yılında bu kez Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Grup Komutanlığı, ( JİTEM ) Adı altında silah kuşanıyordu. Varlığı yokluğu tartışılan Jitem, Ergenekon ve Balyoz davalarının fırtına gibi estiği 2009 yılında ete kemiğe bürünüyordu. Açık kaynakları incelediğinizde, 2009 İşte Jitem in Belgesi başlığıyla basında yer alan bir habere göre Jitem in tarihçesini anlatan ilginç bir belge ortaya çıkmıştı. Belge 11 Kasım 1993 tarihliydi. Jitem in 27 ağustos 1987 tarihinde kurulduğunu gösteriyor. Meraklısı açık kaynakları irdeleye bilir. Konumuza dönecek olursak . Jitemcilerin kendine öz amblemleri vardı. Akrep Apoletlilerdi onlar. Gördüler,puşt ölümleri,vurulan,kurşuna dizilen yiğitleri.Ve yemin ettiler el basıp Kur’an, Bayrak ve silah üstüne. Ve bin kez bozdular yeminlerini, ve bin kez kahırlı edildi küfürler. Ve Akrep oldular. Eşkıya,çapulcu kalkışması değildi karşılaşılan. Bastırılan kalkışmaların en yenisi 60 yıllıktı. İlk şaşkınlık atıldı,Teşkilatı Mahsusacıların torunları zehre karşı panzehire sarıldı.

JİTEM olarak anılacak ve tam adı JANDARMA İSTİHBARAT ve TERÖRLE MÜCADELE idi. Üstelik ambleminde de akrep vardı.Ölümü vücudunda taşıyan ve köşeye sıkıştığında intiharı seçen doğadaki tek canlı. Arif Doğan, Jitemi ben kurdum kitabında akrep logosunu anlatıyor. Görseline yer vermiyordu. Jitemin amblemidir.Akrep,dünyada intihar eden kendine en sadık hayvandır. Ölümü gördüğünde başkası tarafından öldürülmeyi reddediyor ve intihar ediyor. On tane mermi varsa dokuz tanesini kullanırım,onuncusunu da kafama sıkarım.Yani mücadele ettiğim güçlerin,örgütlerine gidip teslim olmam Onun için amblem olarak bunu seçtik. Aynı kitapta Arif Doğan,üniforma ve yazışmalarda bulunmayan akrep ambleminin sınırlı sayıda ve sınırlı kod numaralarının, bulunduğu kartvizitlerde kullanıldığını anlattı, Kitabında.Kartın arka yüzünde Önce vatan sonra can . ifadesi yazılıydı.Bunun yanında şahsın birim içinde,kullanılan kod ismine tekabül eden kod numarası yer alıyordu. Bu numara kişinin jitem arşivinde kayıtlı bulunan dosya ve kod numarası olarakta kullanılıyordu. Doğanın açıklamalarına göre mevcut personel sayısı 10 bini geçiyordu. 10 bin kadarı erkek 650 si kadındı. Çift meslekliler arasında seçilen personelleri vardı. İhtiyaca göre çift mesleklileride kadrolarında çalıştırıyorlardı. Bölgeyi çok iyi tanıyan memurdan köylüsüne kadar. Seçilir ve muhbir olarak çift kimlikle çalışırlardı. Geçmişten günümüze bakarsak ,Beyaz Toroscular, jitemciler bir dönem korku salmışlardı. Kaynak: Arif Doğan- Necdet Pekmezci

Burak İğlikçi

SUÇ DOSYASI : Kendilerini MİT ve JİTEM elemanı olarak tanıtıp 30’a yakın kişiyi dolandırdılar


Kendilerini MİT ve JİTEM elemanı olarak tanıtıp 30’a yakın kişiyi dolandırdılar

Diyarbakır’da kendilerini MİT ve JİTEM elemanı tanıtarak, 30’a yakın kişiyi dolandıran aralarında bir uzman çavuşun da bulunduğu 5’i tutuklu 9 kişi hakkında 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Çete üyeleri karıştıkları 14 dolandırıcılık olayından 500 bin TL haksız kazanç elde etti.

Diyarbakır’da 2017-2018 yılları arasında kendilerini MİT ve JİTEM elemanı tanıtarak haklarında dava açılan, cezaevinde olan, işinden ihraç edilen ya da iş arayan kişilere tanıdıkları üzerinden ulaşarak işlerinin halledilmesi karşılığında para alan aralarında uzman çavuş D.K.’nin de olduğu 5’i tutuklu 9 kişi hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianame, Diyarbakır 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Birbirlerini ihbar ettiler

İddianamede, çete liderlerinden olduğu belirtilen Abdurrahman T.’nin, aralarında husumet çıkan çete üyelerinden Leyla A. ve Mehmet B.’yi “örgüt adına faaliyette bulunuyorlar” diye polise ihbar ettiği, daha sonra gözaltına alınan her iki şahsın, alınan ifadelerinde dolandırıcılık çetesi kurduklarına dair her şeyi itiraf etmesi üzerine söz konusu kişilere dair tahkikat başlatıldığı bilgisi yer aldı. Çete üyesi 9 isme yönelik başlatılan soruşturma kapsamında 22 Ocak 2018’de şüphelilerin kaldığı adreslere yönelik yapılan baskınlarda Abdurrahman T., Abdullah İ., ve Fettullah T. gözaltına alındı. 25 Ocak’ta mahkemeye sevk edilen her üç isim tutuklanarak cezaevine konuldu.

‘Halledemeyecekleri iş’ yokmuş

Hem yapılan izleme sonucu hem de çete liderleri oldukları belirtilen Abdurraman T. ve Mehmet Fettullah T.’nin yapılan sorgularında şüpheli uzman çavuş D.K’yi tanıdıkları ve aralarında bağ olduğunun saptandığına yer verilen iddianamede, suç örgütü içerisinde yer alan şüphelilerin irtibat kurdukları üçüncü şahıslar üzerinden kendilerini asker, polis ve adliyeyle iyi ilişkiler içerisinde olduklarını, buralarda tanıdıkları şahıslar vasıtasıyla “halledemeyecekleri iş olmadığı” şeklinde tanıttıkları belirtildi.

Çete liderleri olan Fettullah T. ve Abdurrahman T.’nin uzman çavuş D.K’yi sürekli yanlarında bulundurarak dolandıracakları insanlara karşı hem güven hem de tehdit unsuru olarak kullandığı da kaydedildi. İddianamede bir muhbirin ifadeleri de yer aldı. Söz konusu muhbir alınan ifadesinde, “şüpheli Abdurrahman T.’yi uzun zamandır tanıdığını, Diyarbakır’da birçok insanı dolandırdığını, hakkında birçok kez işlem yapılmasına rağmen bir türlü ceza almadığını, 2 kez cezaevine girip çıktığı, kendisini polis-MİT olarak tanıtıp, illegal işlere karışan şahısları ‘Sizin işinizi emniyette, adliyede halledeceğim’ diyerek birçok insandan para kopardığını bildiğini, bu işi meslek haline getirdiğini ve zaman zaman polislerin, savcıların adını kullanıp, devamlı surette menfaat sağladığını” anlattı.

30’a yakın insanı dolandırmışlar

Kurulan suç örgütünün 30’a yakın yurttaşı dolandırma girişiminde bulunduğu, yurttaşların dolandırıldığı 14 olayda ise toplamda 500 bin TL kazanç elde ettikleri kaydedildi. Çete üyelerinin dolandırmak isteyip de dolandıramadıkları şahıslar hakkında ise Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) şikâyetlerde bulundukları tespit edildi.

“Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi”, “Kamu görevlileri ile ilişkisi olduğundan bahisle bir işin gördürüleceği vaadiyle ve kendisini kamu görevlisi olarak tanıtarak dolandırıcılık” ile suçlanan çete üyeleri hakkında açılan davanın ilk duruşması 9 Eylül’de görüldü. Duruşmada tutuklu sanıklar Fettullah T., Abdurrahman T., Abdullah İ., ile başka bir suçtan da tutuklu olan Mustafa Ç., İhsan A., ile tutuksuz sanıklar uzman çavuş D.K., Leyla A., Mehmet B. ve Mesut A. hazır bulundu. Davaya çete üyeleri tarafından dolandırılarak mağdur edilen 19 kişi, müşteki olarak müdahil oldu. Tutuklu sanıklar Abdurrahman T., Fettullah T., Abdullah İ., Mustafa Ç., ve İhsan A. üzerlerine atılı suçları kabul etmeyerek tahliye ve beraat talebinde bulundu. Tutuksuz diğer 5 sanık da haklarındaki suçlamaları kabul etmeyerek beraatlarını istedi.

17 kişi şikayetini geri çekti

Duruşmaya katılan çoğu müştekilerin 17’si şikâyetini geri çekerken, Giyasettin E. ve Nizamettin O. uğradıkları zarar nedeniyle şikayetlerini sürdürdü. Müşteki Nizamettin O., mahkemede verdiği ifadesinde iptal edilen özel güvenlik sertifikasının çıkartılıp, Diyarbakır Kayapınar Belediyesi’ndeki işine geri döneceği vaadiyle çete liderleri Abdurrahman T. ve Mehmet Fettullah T.’ye 13 bin 300 TL verdiğini anlattı. Nizamettin O., uğradığı bu zararının giderilmesini istedi. Giyasettin E. İse, kan davasından dolayı tutuklu ağabeyinin cezaevinden çıkarılacağı vaadiyle aynı kişilere 200 bin TL para verdiğini belirterek, yine zararının giderilmesi talebinde bulundu. Mahkeme, tutuklu sanıklar hakkında kuvvetli suç şüphesinin bulunması ve kaçma ihtimallerine karşı tutukluluk hallerinin devamına karar vererek, duruşmayı Kasım ayına erteledi.

JİTEM DOSYASI : JİTEM, JİT olarak yeniden faaliyette ! /// YEŞİL BURADA !!!


1. HABER : JİTEM, JİT olarak yeniden faaliyette !

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kendilerini JİT (Jandarma İstihbarat Teşkilatı) elemanı olarak tanıtan sivil giyimli askerlerin, haklarında soruşturma, dava ve kesinleşmiş hapis cezası bulunan yurttaşları ajan olmaya zorladığı öğrenildi.

90’lı yılların cinayet şebekesi Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele (JİTEM) bu kez Jandarma İstihbarat Teşkilatı (JİT) olarak döndü. Mezopotamya Ajansı‘nda yer alan habere göre Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kendilerini JİT elmanı olarak tanıtan kişiler, kırsal mahallelerde aileler ve muhtarlar üzerinden bazı yurttaşlara ajanlık dayatmasında bulunduğu öğrenildi. Alınan bilgilere göre, JİT elemanı sivil giyimli askerler, haklarında “arama kararı, soruşturma, davası veya yargılandığı davada hüküm giyen” kişiler üzerinde bir çalışma yürütüyor. Söz konusu kişilere ulaşılmadığında ise, aile ve mahalle muhtarları aracılığıyla haber gönderilerek, istihbarat elemanı olmaları isteniyor.

‘YER SÖYLE DAVAN DÜŞSÜN’ TEKLİFİ

JİT elemanları, HPG’lilerin yerini söylemenin karşılığında daha önce haklarında açılmış soruşturma, dava veya kesinleşmiş cezanın düşürülmesini teklif ediyor.

HAPİSHANELERDE DE YÜRÜTÜLÜYOR

Bu uygulamanın hapishanelerde de yürütüldüğü belirtiliyor. JİT elemanlarının, hapishanelerde tutuklu ya da hükümlü olan kişilerle görüşerek, kendilerine yardımcı olmaları karşılığında haklarındaki cezaların düşürüleceği ve hapishaneden çıkarılacaklarını taahhüt ettikleri ifade edildi.

KAYNAK : http://www.yenidemokrasi2.net/jitem-jit-olarak-yeniden-faaliyette.html

2. HABER : “JİTEM benzeri yeni bir yapılanma var, ilk icraatı ajanlaştırma”

2015 yılında Diyarbakır’da özel harekat polislerince duvara yazılan yazıda, “Yeşil” kod adlı JİTEM’ci Mahmut Yıldırım kastediliyor.

Kürt nüfusunun yoğun olduğu kentlerde, 1990’lardaki JİTEM benzeri yeni bir yapılanmanın faaliyet yürüttüğü, “JİT” denilen şebekenin ‘yer söyle davan düşsün’ teklifi ile insanları ajanlaştırmaya çalıştığı iddia ediliyor.

1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle anılan Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Merkezi (JİTEM) benzeri yeni bir yapılanmanın Diyarbakır’da faaliyet yürüttüğü öne sürüldü.

Mezopotamya Haber Ajansı’na göre JİTEM benzeri bu yapılanmanın adı “Jandarma İstihbarat Teşkilatı” (JİT).

“Lice’de ajanlık faaliyetindeler”

Ajansın aktardığına göre Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kendilerini JİT elmanı olarak tanıtan bazı kişiler, kırsal mahallelerde aileler ve muhtarlar üzerinden bazı yurttaşlara ajanlık dayatıyor.

Haberde; JİT elemanı olduğu öne sürülen sivil giyimli askerlerin, hakkında arama kararı bulunan ya da soruşturma açılan, yine davası olan veya yargılandığı davada hüküm giyen kişiler üzerinde ‘çalışma yürüttüğü’ öne sürülüyor.

Söz konusu kişilere ulaşılmadığında ise aile ve mahalle muhtarları aracılığıyla haber gönderilerek, istihbarat elemanı olmaları istendiği belirtiliyor.

“Yer söyle davan düşsün”

Bu kişilerin, PKK’lilerin yerini söylemenin karşılığında insanlara, daha önce haklarında açılmış soruşturma, dava veya kesinleşmiş cezanın düşürülmesini teklif ettiği de ileri sürülüyor.

Bu uygulamanın cezaevlerinde de yürütüldüğü iddia ediliyor.

“JİT” denilen şebekenin, cezaevinde tutuklu ya da hükümlü olan kişilerle görüşerek kendilerine yardımcı olmaları karşılığında haklarındaki cezaların düşürüleceği ve cezaevinden çıkarılacaklarını taahhüt ettikleri öne sürülüyor.

JİTEM hakkında

JİTEM, 1988’den 2005’e kadar geçen sürede yaşanan birçok faili meçhul cinayetten sorumlu tutuluyor.

JİTEM davalarını takip eden Diyarbakır’da öldürülen avukat Tahir Elçi, 2009 yılında bianet’e yaptığı açıklamada, JİTEM’in faaliyetlerine dikkat çekerek, “Silahlı suç örgütü olarak soruşturulmalı” diyordu.

Öyle ki Ergenekon davasının ikinci iddianamesinde JİTEM’in ev bombalayıp PKK bildirisi bıraktığı, yasadışı örgütle görüştüğü, anında infazlar gerçekleştirdiği, sivil silahlı timler kurduğu, sahte kimlikler yaptığı bilgileri yer alıyordu.

Kanıtlara dikkat çeken Elçi, JİTEM’in ‘birkaç kişinin işi olmadığını, üst düzey komutanların bilgisi dahilinde, emir komuta zinciri içinde kurulup hukuk dışı faaliyetler gerçekleştirdiğini’ söylüyordu.

Zaten JİTEM bünyesinde çalıştığını ya da JİTEM’le karşılaştığını dile getirenlerin tanıklıkları, örgütün varlığını ve hukukdışı eylemler gerçekleştirdiğini, “faili meçhul” diye bilinen birçok cinayetten veya zorla kaybetme eylemlerinden sorumlu olduğunu göstermişti.

Ahmet Türk 2009’da bir televizyon programında yaptığı konuşmada “Bölgede 17 bin faili meçhul cinayet yaşandı. Bunlar sivildi” demişti. Ancak bu sayıyı doğrulayacak herhangi bir rapor ya da veri tabanı hâlâ yok.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın verilerine göre, 1990 ile 2013 yılları arasında 1919 faili meçhul cinayet işlendi. İnsan Hakları Derneği (İHD) ise bu rakamları eksik buluyor, sayının beş bin civarında olduğunu belirtiyor. Bu cinayetlerin çoğundan JİTEM sorumlu tutuluyor.

KAYNAK : http://gazetekarinca.com/2018/08/jitem-benzeri-yeni-bir-yapilanma-var-ilk-icraati-ajanlastirma/

İSTİHBARAT DOSYASI : NSA & CIA KONSORSİYUMU VE TAŞERONU FETÖ ÖRGÜTÜ “KOZMİK ODA”YA NEDEN GİRDİ ???? /// İŞTE GİZLİ GERÇEKLER


Değerli Yurtseverler,

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU, yıllardır terörle mücadele ediyor. Bunu BİLMESİ GEREKENLER PRENSİBİ içinde olanlar biliyor. CIA’nin taşeron örgütü FETÖ ÖRGÜTÜ bu faaliyetleri deşifre etmek için yıllarca çaba sarfetti.

Grubun tüm faaliyetleri mercek altına alındı, telefon-bilgisayar-e-posta trafiği an be an takip edildi, fiziki takiplerden sonuç alınmayınca tehdit ve baskı unsurları devreye girdi. Bu dönemlerde Grup Sözcümüz Erkut bey NSA & CIA konsorsiyumu tarafından ve Emniyet İstihbaratı & MİT içindeki angaje elemanları aracılığı ile HASSAS TAKİP prosedürüne sokuldu.

Yetmedi 2001 yılında kaçırılarak 3 gün boyunca işkence edildi. Sonunda ölümüne onay verenler planlarından vazgeçerek grubu İLELEBET pasifize edebilmek adına itibarsızlaştırılmasına karar verdi ve FETÖ YAYIN ORGANLARI, televizyonu ile sosyal medya trolleri ile, gazete & dergileri ile ve bürokrasi içindeki dedikodu üreten FABRİKATÖRLERİ ile Erkut beyin de dahil olduğu tüm sanıkları kapsayan KARA PROPAGANDA ve PSİKOLOJİK HARP MANİPÜLASYONU’na maruz bırakıldı. O dönemlerde hatırlayın her gün onlarca asparagas haberler yazıldı, çizildi. Medya dünyası, Sanat dünyası da buna alet edildi. Halen bu haberlerin bir kısmı internette duruyor. Ergenekon veya sanık isimleri ile aratırsanız okuyabilirsiniz.

Erkut bey hiçbir zaman boyun eğmedi, sonuna kadar direndi. 2008 yılında ise baskı ve tehditlerin, işkencenin sonuç vermeyeceği anlaşılınca Ergenekon Operasyonu ile tamamen tezgah & komplo kurularak 3 sene tutsak edildi. FETÖ’cü Savcılar önce iddianame hazırlanırken ÖRGÜT YÖNETİCİLİĞİ’ni uygun bularak ağır müebbet ceza vermeyi planladılar. İddianame hazırlanırken Erkut beyin alacağı ceza belli idi. AĞIR MÜEBBET HAPİS. Örgüt içindeki sözde rütbesi de ÖRGÜT YÖNETİCİLİĞİ idi. Yani Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile aynı cezayı paylaşıyordu.

Ancak Erkut bey tüm hassas takiplerin, telefon-bilgisayar-e-posta trafiğinin izlendiğinin, fiziki takiplerin farkında olduğu için Emniyet’in gizli olarak adli delil adına yaptığı telefon dinlemelerinde grup faaliyetleri hakkında önemli olan hiçbir şey söylemedi.

Hatta dinlendiğini o an dinleyen ekibe sürekli olarak deklare ederek bu çabaların beyhude olduğunu yüzlerine vurdu. Tabiri caizse gayet güzel bir şekilde Savcıları Tİ’ye aldıJ

Hatta o kadar ileri gitti ki bu telefon dinleme tapelerini mahkeme huzurunda Hakim heyetine dinletti. Arzu edenler Ergenekon Davasının Erkut bey ile ilgili olan telefon tapelerini internetten bularak yada Mahkemeden talep ederek inceleyebilirler. Eğer bulamaz iseniz bize yazın gönderelim.

Mahkeme Heyetinin de bir tanesi hariç (Hakim Köksal Şengün’ü her zaman saygı ve sevgi ile anacağız) tüm üye hakimlerini de FETÖ ÖRGÜTÜ üyesi olduğunu bildiği için hiçbir zaman ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU faaliyetleri hakkında önemli sayılabilecek bir bilgi vermedi.

Savunmasının temelini ise, vatanı için kendisine görev addeden bir yurtsever olarak kurmuş olduğu yasal bir grup ile (ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU) ülkesinin huzur ve güvenliğine katkı sunmayı amaçlamış bir idealist olarak kurdu. Bunda da başarılı oldu. Çünkü FETÖ’cü Polis ve Savcılara gerekli olan değil zararsız türden deliller ve bilgiler verilmişti. Ellerinde ağır müebbete yeter veya ÖRGÜT YÖNETİCİLİĞİ cezası verilebilecek hiçbir adli delil bulunmuyordu.

Ellerinde tamamı özellikle ve bilinçli olarak (Teknik takibin farkında olarak) söylenmiş fasa fiso beyan ve ifadelerin dışında önemli bir delil olmayan FETÖ’cü hakim heyeti de Erkut beyi ÖRGÜT YÖNETİCİLİĞİ ve AĞIR MÜEBBET CEZA’dan ÖRGÜT ÜYELİĞİ ve 11 sene 15 gün hapis cezasına tenzil-i rütbe yaptı. Aslında CIA’nin amacı Erkut beyin bir daha gün yüzü görmemesi idi ama herşeyin farkında olarak attığı her adıma, konuştuğu her kelama, yazdığı her e-postaya özellikle dikkat edip onlara gerekli olan delilleri vermediği için CIA’nin elleri boş, gözleri ise yaş kaldı.

Peki Erkut bey neden öncelikli bir hedefti ? Onu da açıklayalım.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’nun terörle mücadele faaliyetleri ve tamamına yakını yurtsever olan diğer sanıkların icraatleri elbette PKK’nın hamisi olan CIA’nin ve taşeron olarak kullandığı FETÖ ÖRGÜTÜ’nün bölgesel planlarına karşıydı ve durdurulması gerekiyordu. Öyle de oldu. Çünkü Türkiye’de uçan her kuştan haberi olduğunu iddia eden NSA & CIA konsorsiyumu ve taşeronu FETÖ, kendilerinin bilgi uhdesinde olmayan hiçbir derin kurumu veya grubu kabul edemezdi. Yıllarca MİT YÖNETİCİLERİ’ne maaş veren bir örgütün Türkiye’de kendilerinin bilmediği operasyonel bir grubun varlığını kabul etmesi imkansızdı, hatta bu kadar profesyonel ve kontrespiyonaj prosedürünü bile alt edebilecek kadar uzman bir grubu kabul etmesi mümkün değildi. Bu her anlamda riskti. Zira bilmiyorsanız savunmasızsınızdır. Bugün farkında olmadığınız bir derin yapı yarın kendi coğrafyanızı karıştırabilir. Sınırlarınız içinde karşı operasyonlara maruz kalabilirsiniz.

İşte bu gibi sebeplerle ve ayrıca MK ULTRA & TELEGRAM konusundaki faaliyetleri ve Avrupa’daki PKK elebaşılarının yurt dışı operasyonlarla gizlice Türkiye’ye getirilmesi gibi teorisi olan ancak pratiğe geçirilmesi engellenen çalışmaları (Detayları Ergenekon Davasının delil klasörleri içerinde yer alıyor) bardağı taşıran son damlalar oldu ve Erkut beyin ipi böylece çekildi. (Neler olduğunu kısaca tekrarlayalım)

Önce 2001 Şubat ayında kaçırılarak 3 gün boyunca işkence edildi, yıllarca 7/24 kontrespiyonaj prosedürüne bağlı olarak hassas kontrole tabi tutuldu ve en sonunda öldürülmesi kararından vazgeçilerek bir çok Ergenekon sanığına uygulandığı gibi meşhur Ergenekon Davası kapsamında İTİBARSIZLAŞTIRMA OPERASYONU’na maruz kaldı. Hakkında hepsi asılsız bir çok haber yapıldı, dedikodular yayıldı, yapılan haberler önce FETÖ’nün yayın organlarında, daha sonra FETÖ’nün kontrolünde olan binlerce FETÖ sempatizanı hesap, örgüte ait haber siteleri ve diğer sosyal medya hesaplarında uzun süre yayınlandı. Erkut bey hepsine tekzip gönderdi hiç biri yayınlanmadı, tüm haberleri tek tek Basın Savcılığı’na şikayet etti ama o dönem AK PARTİ ve FETÖ ÖRGÜTÜ kanka durumunda idi, aralarından su sızmıyordu ve FETÖ ÖRGÜTÜ Yargı’daki gücünü koruyordu. Bu nedenle Yargı’dan da bir sonuç alamadı. Son olarak yaşadıklarını ve CIA+FETÖ ÖRGÜTÜ’nün bölgesel planlarını Basın’a anlatmaya karar verdi ancak Türkiye Gazetesi hariç diğerleri korktu, röportaj yapmaktan çekindi. Türkiye Gazetesi de beklendiği gibi Erkut beyin CIA ve FETÖ ÖRGÜTÜ hakkında anlattıklarını değil (Sözde) Ergenekon Örgütü hakkında anlattıklarını haberleştirdi. O da topu topu 5 paragraf. Aslında Erkut bey, Basının ilgi göstereceğini zannediyordu ama beklediği gibi olmadı.

Sonuç itibariyle,

CIA & NSA konsorsiyumu ve FETÖ ÖRGÜTÜ, bu derin yapının izlerini bulamadı. ERGENEKON ÖRGÜTÜ’nü ve çoğu ÖZEL HARP ve ÖZEL KUVVET kökenli olan sanıkları tam anlamı ile deşifre edebilmek adına tek çarenin, Genelkurmay’a bağlı Seferberlik Tetkik Kurulu’nda bulunan KOZMİK ODA’ya girmek ve burada bulunan BEYAZ KUVVET bilgileri ve diğer hassas bilgilerin olduğu veritabanına erişmek olduğuna karar verdiler. Ve böylece BÜLENT ARINÇ’a suikast martavalını bahane ederek hükümeti baskı altına aldılar, etki ajanları devreye sokularak hükümetin ve Genelkurmayın direncini kırdılar. Ama 1. Derece hassas bilgilere erişemediler. Eriştiklerininse aktivasyonu sona erdirilerek yepyeni planlar hazırlandı. Kısacası Türkiye Güvenlik tarihine KARA GÜVENLİK SKANDALI olarak geçebilecek bir trajedi Genelkurmay’ın alternatif stratejileri ile az hasarla atlatılmış oldu. Ancak ne yazık ki 813 istihbaratçı bu operasyon kapsamında tasfiye edildi, bir kısmı ise Şehit edildi. Bu konuda bilgi için BURAYA tıklayın.

Alınan bilgiler nerede ? derseniz şu anda bir kopyası CIA diğer kopyası NSA ve PENTAGON’da olabilir. Belki de diğer ABD müttefiki ülkelere de pazarlanmıştır. Kim bilir.

Tek ve son diyeceğimiz şudur. Umuyoruz hükümet bu olan bitenden ders almıştır. Her sakalı olana ve elinde her tespih olana MÜTEDEYYİN VATANDAŞ ve MUHTEREM HOCA muamelesi yaparsanız yabancı servislerin oyun sahası olmaktan kurtulamazsınız. İstihbarat akıl demektir. Aklınızı kullanmadan istihbaratçılık yaparsanız daha çok skandal yaratırsınız. Bizden söylemesi.

İLGİLİ HABER 1 : https://www.ntv.com.tr/turkiye/kozmik-oda-basbugun-emriyle-acildi,0fvGme3MxU2I_jZ0wnL5Qg

Şimdi de ilgili başka bir haberimizi okuyun.

HABERİN BAŞLIĞI : Kozmik Oda İhaneti

İsimsiz gelen “Bülent Arınç’a suikast düzenlenecek” iftirası ardından açılan dava bahane edilerek, devletin en önemli sırlarının saklandığı Kozmik Oda’ya girildi ve buradan bilgiler alındı. Bu kumpası kuran hakim ve kozmik odaya giren görevlilerin FETÖ adına çalıştığı ilerleyen süreçte ortaya çıktı. FETÖ bu kumpas ile askeri savunma sırlarımızı ifşa ederek ulusal güvenliğimizi zayıflatmayı amaçlamıştır.

Kozmik Oda Aramaları ile sonuçlanan süreç, 19 Aralık 2009’da, dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında çıkan suikast haberleri ile başladı. Bu olayı ele alan savcılar Genelkurmay Başkanlığında bulunan kozmik odada arama yaptı.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yönelik suikast iddialarının gazetelere yansıması

İsimsiz ihbarın söyledikleri şunlardı: “Çukurambar’da, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evine geliş gidişlerinde, evinin civarında 06 BH… plakalı gri Renault ile 06 …Y 48 plakalı araçları görüyorum. Araçlardan ve içindekilerden şüpheleniyorum. Bülent Arınç’a suikast yapacaklarından şüpheleniyorum.”

Bülent Arınç’a yönelik suikast iddialarının Zaman Gazetesi’nden haberi

İhbar üzerine Özel Yetkili Savcılara geldi ve Savcı Mustafa Bilgili hemen soruşturma başlattı. Polis ihbar doğrultusunda söylenen adrese gitti ve iki askeri gözaltına aldı. TSK’ya kumpas niteliği taşıyan Kozmik Oda aramaları süreci böylece başladı.

Özel Yetkili Savcı Mustafa Bilgili

Sivil savcılık tarafından aramanın yapıldığı Genelkurmay Başkanlığında bulunan kozmik odada savaş durumunda neler yapılacağı, gizli cephaneliklerin yeri gibi çok sayıda önemli bilgi bulunuyordu.

Yapılan aramalarda toplamda 22 kozmik odaya girilerek çok sayıda dosyada inceleme yapıldı.

Ancak Arınç’a suikast iddiası ile açılan davanın ilerlememesi ve sonunda ise takipsiz kararı çıkarı çıkarıldı. Kararın satır aralarında, “kozmik oda” olarak adlandırılan Genelkurmay Seferberlik Tetkik Dairesi’nde yapılan aramada elde edilen belgelerin kopyalanarak çalındığına yer verildi.

Kozmik odada yapılan aramada alındığı belirtilen “devlet sırrı” niteliğindeki belgelerin ayrıntıları şu şekilde:

–Seminer dosyası 2003/1: Yedek personel işlemleri, siyah personel, yardımcı kuvvetler, koruculardan faydalanma, oy tabanındaki hareketlilik, partiler sistemi, tarikatlar, azınlıklar, yeni kurulması gereken gerilla birlikleri konularını içeriyor.

–İş takip: 2002-2009 yıllarını kapsayan iş takip çizelgesi.

–Kontrollü evrak kayıt defteri: 1-9 Aralık 2002 tarihinden 17 Kasım 2009 tarihinde kadar olan dönemdeki bölümler.

–Seferberlik Bölge Başkanlığı: Sorumluluk bölgesi vali ve belediye başkanlarının isimlerinin yer aldığı belge ve kayıtlar. Afyonkarahisar, Ankara, Burdur, Eskişehir, Isparta,Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Yozgat illerinin vali ve belediye başkanlarının adlarının bulunduğu, bu illerin erkek-kadın nüfus ile toplam nüfus sayılarının yer aldığı listeler. Çizelgelerde il il beyaz personel, siyah personel, yeşil personel, turuncu personel, yardımcı kuvvet sayıları. Bir başka çizelgede ise bu personellerin isimleri.

–Yardımcı kuvvetler sürekli yönergesi: Yardımcı kuvvetlerin yapacağı görevler.

–Yardımcı kuvvetler listesi: İsimlerin karşısında ‘Gerilla-Mukavemet- K-K Lojistik’ gibi ibareler.

–Eğitim ve öğretim sürekli yönergesi: Gayri nizami harp ile ilgili esaslar belirleniyor ve özel personel, beyaz personel, siyah personel, yardımcı kuvvetler gibi tanımlar.

–Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı yönergesi: Genelkurmay Başkanlığı Seferberlik Tetkik Daire Başkanlığı’nca yürütülen grup ve bireysel gayri nizami harp eğitim ve öğretimleri.

–Özel personel faaliyetleri sürekli yönergesi: Gayri nizami harp teşkilatına alınacak özel personelin tespiti, tahkikatı, takip ve kontrolü, özel personel seferberlik hazırlıklarının yapılmasının standart hale getirilmesinin amaçlandığı belirtiliyor.

–Rektörler gizli ibareli dokümanlar: Rektörler ile ilgili bir kısım bilgiler, öğrenci konseyleri kurultayı açılış konuşması bulunuyor.

Kozmik odaya girerek devlet sırlarını çalan hakim Kadir Kayan’dı.

FETÖ’cü Hakim Kadir Kayan

Kadir Kayan, 2005 yılında Fethullah Gülen’e yönelik açılan bir davada beraat kararı veren hakim olarak karşımıza çıkıyor. Kayan’ın üye olarak yer aldığı o davanın tutanağı şu şekilde:

Kadir Kaya tarafından FETÖ’nün beraat ettirildiği davanın tutanağı

FETÖ’cü Hakim Kadir Kayan’ı gördüğümüz bir başka yer de Temmuz 2009’da Hizb-ut Tahrir Grubu’na yönelik operasyon bahanesiyle kurulan kumpas. Şüphelilerin birinin evine silah, aydınlatma fişeği konuldu. Hakim Kadir Kayan ise parmak isi incelemesi dahi yapmadan silahları ve fişekleri Süleyman Uğurlu adlı bu kişinin üzerine yıktı. Bu konu Müslümanlar’a yönelik kumpaslarda işlendi.

Kadir Kaya’nın iftira ile hazırladığı bir dava tutanağı

Gülen’e beraat kararı verilen bu davada Güvenlik Daire Başkanlığı’ndan da bilgi istendi. Bilgi notunu hazırlayan ise kayyum atamasından önce FETÖ’nün yayın organı olan Zaman gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın polis kardeşi H.D.

Eski Zaman Gazetesi GYY Ekrem Dumanlı

Kaynaklar:

Radikal – Bülent Arınç’a Suikast İddiası Çöktü, Polislere Soruşturma Açıldı

Taraf – Yirmi İki Kozmik Odaya Girildi

Vatan – Kozmik Oda’dan Hangi Belgeler Çıktı?

OdaTV – En Derin Sırları Bilen Hakim Kim?

Sözcü- Ergenekon ve Balyoz Kumpası Gibi Kozmik Oda da TSK’ya Kumpastı

Zaman ayırıp okuduğunuz için minnettarım.

Yusuf Özbek

Yönetici

ÖZEL BÜRO GRUBU

yusuf.ozbek.turkiye