BİYOGRAFİ DOSYASI /// II. Dünya Savaşı Bittikten Sonra 30 Yıl Daha Savaşmaya Devam Eden Japon Askeri : Hiroo Onoda


II. Dünya Savaşı Bittikten Sonra 30 Yıl Daha Savaşmaya Devam Eden Japon Askeri : Hiroo Onoda

Düşünsenize; II. Dünya Savaşı’nda bir askersiniz. Savaş bitiyor ama savaşın bittiğinden 30 yıl haberiniz olmuyor ve savaşmaya devam ediyorsunuz. İşte Hiroo Onoda’nın böyle ilginç bir hikayesi var.

onoda ikinci dünya savaşına kadar çeşitli işlerde çalışıp sıradan bir yaşam sürüyordu, ta ki 1944 yılına kadar…26 aralık 1944 tarihinde 2. dünya savaşında ülkesine yardım etmek için filipinler’deki lubang adası’na gönderildi.

onoda, japon askeri istihbaratına bağlı nakano (bkz: nakano school) okulunda, futamata adı verilen komando sınıfında yer aldı ve gerilla taktikleri ile hayatta kalma konularında uzmanlaştı.

hiroo’nun komutanından aldı emirler kısa ve netti:

– adadaki düşman aktivitelerini durdurmaya yönelik her şeyi yapacak.
– yakalanmayacak, gerekirse kendi canını alacak.

hiroo adaya vardığında oraya daha önce gönderilmiş askerler ile birlikte savaşıyordu fakat günden güne sayıları azalıyordu. birçoğu ölüyor ya da yakalanıyordu.

gerçekler onoda’nın yüzüne vurduğunda sadece 4 kişi kalmışlardı. bu şekilde aktif olarak savaşmaları çok zordu çünkü 4-5 günde bir yer değiştiriyorlardı. yemek için avlanmak zorundaydılar.

onoda bunları gördü ve adamlarını dağlara çıkardı. bölgede çok yağış olduğu için dağlara kimse uğramıyordu, bu da onlara uzun süreli bir kamp yeri kurmaya imkan sağlayacaktı.

üzerinden bir hayli zaman geçmiş ve 4 kişi hayatta kalma mücadelesi vermeye devam ediyordu. tabi bu esnada savaş biteli 4 yıl olmuş, tekrardan barış sağlanmıştı. o yıllarda iletişim kısıtlı olduğu için japonlar ve amerikalılar, pasifik’te ulaşılamayan kişiler olacağını tahmin ederek, onoda’nın bulunduğu ada gibi birçok yere savaşın bittiğine dair broşürler attırmıştı. onoda’da broşürleri görmüş fakat bunların amerika’nın bir oyunu olduğunu düşünerek inanmamıştı.

yıllar zorlukla geçerken, 4 kişiden akatsu’nun teslim olması ile birlikte ekibin sayıları üçe düşmüştü. onoda ve arkadaşları akatsu’yu teslim olurken görmüş ve düşmanın onu sıcak karşılamasından dolayı akatsu’nun düşmanla anlaşma yaptığı sonucuna varmıştı.
teslim olduktan sonra akatsu, aslında savaşın yıllar önce bittiğini öğrenmiş ve onoda ile kalanlardan yetkililere bahsedince, yetkililer durumu çözmek için seferber olmuşlardı.

yapılan onca denemeye karşılık onoda ve arkadaşları bunlara inanmamaya devam ediyordu.
hatta adanın çevresinde dolaşan bir uçak kalan askerlerin arkadaşlarından gelen mektuplar ile fotoğrafları adaya atmış fakat onoda bunların düşmanın akıllıca planlanmış bir oyunu olduğu düşünmüştü.

tarih 1954 yılını gösterdiğinde ekipten shimada vurularak öldürülür. bundan 7 gün sonra adanın çevresine yerleştirilen hoparlörlerden geriye kalan iki kişi onoda ve kazuka için yayın yapılmaya başlanır. “onoda, kazuka savaş bitti!”

onoda bunun açıkça bir amerikan oyunu olduğunu düşünüyordu çünkü arkadaşları shimada, lokal polis tarafından vurularak öldürülmüştür.

fakat bunlara rağmen onoda ve kazuka, bir gün japonların adaya geri gelip kontrolü amerikalılardan alacaklarını düşünmeye devam ediyordu.

bu esnada yıllar geçer ve onoda ile kazuka hala yakalanamamıştır. pirinç tarlalarını yakmak gibi küçük aktiviteler ile gerilla savaşına devam ediyorlardır. filipinliler ve japonlar ise onoda ve kazuka’ya savaşın bittiğini anlatmaya çalışıyorlardır fakat yaptıkları hiçbir şey onoda’ya savaşın bittiğini inandıramıyordur.

bir seferinde onoda’nın öz kardeşi japonya’dan gelerek hoparlörlerden konuşur, onoda’ya pes etmesini söyler. o esnada onoda bulunduğu mesafeden kardeşinin yüzünü seçemiyordu ve bunun da bir oyun olduğunu, amerikalıların kurnazlık konusunda kendilerini aştığını düşünüyordu. onoda, sesi birebir kardeşine benzeyen başka bir japon’u getirip zorla konuşturduklarına inanmıştı.

onoda’nın düşüncesine göre; japonya asla son kişi ölene kadar teslim olmayacaktı ve hala yaşayan bir japon olduğuna göre savaş devam ediyordu.

1965 yılında onoda ve kazuka pekin’den gelecek raporları dinlemek için bir radyo çaldılar. işin garibi bu ikili zihinlerinde halen 1945 yılında sıkışıp kalmıştı ve hala radyodan askeri konuşmaları duyacaklarını düşünüyorlardı. ikili radyoyu açtığında at yarışları gibi şeyleri dinlediler ama hala bunların hala bir oyun olduğunu düşünüyorlardı. *

yıllar geçiyor ve kazuka ile onoda’nın savaşı devam ediyordu. bir gün bölgede bulunan pirinç yığınlarını yakmaya karar verdiler ve tarih ekim 1972’yi gösteriyordu. savaşın biteli 27 yıl olmuş, bütün düzen değişmişti. yapacakları bu eylem aslında büyük bir hataydı çünkü polis devriyesi yakınlardaydı. eylemi yaparlarken polis kazuka’yı iki kere vurdu ve kazuka öldü.

yıl 1974 olduğunda onoda adada tek başına yaşamaya devam ediyordu ve burada ölmeye hazırdı. cephanesi gitgide azalıyordu ve açlık yaşamının bir parçası olmuştu. ateş yakmak için barut kullanıyor, eski lastikler ile bambu parçalarından kendine kıyafet ve barınak yapıyordu. çürüyen giyeceklerini bambudan yaptığı yamalar ile yamalıyordu.

aynı yıl ormanda bir çadırda tek başına yaşayan genç bir öğrenci olan suzuki ile karşılaştı. suzuki japonya’dan ayrılmış ve dünyayı gezmek için yola çıkmış genç bir üniversiteliydi.

bu ikili geçen süre içinde arkadaş oldular ve suzuki onoda’ya her şeyi anlattı. onoda halen inanmıyordu ve inanmasının tek yolunun onu bu göreve atayan binbaşı taniguchi’nin gelip emir vermesi olduğu söylüyordu.

suzuki ordan ayrıldı ve binbaşı yoşimi taniguchi’yi bulacağına söz verdi. yaptıda…

9 mart 1974 yılında, üstü başı paramparça olan onoda, taniguchi’yi tanır tanımaz selama durdu: “teğmen onoda göreve hazır, komutanım" arisaka’99 model tüfeğini ve yalnızca 500 adet kalan mermisiyle birkaç el bombasını komutana teslim etti.

böylece 10 mart 1974’te saat 15:00’de binbaşı yoşimi taniguchi’nin emriyle teğmen onoda’nın ikinci dünya savaşı sona ermiş oldu. 23 yaşında savaşa katılan onoda teslim olduğunda tam 52 yaşındaydı.

suzuki ve onoda yıllar boyu arkadaş kaldılar,

onoda sağlığına kavuştuktan sonra no surrender: my thirty-year war adında bir otobiyografi yazmıştır. sonrasında evlenip brazilya’ya taşınmıştır. bir gün haberlerde japon bir gencin ailesi tarafından öldürüldüğünü okuyunca ülkesine dönüp “onoda doğa okulu” adında bir okul kurarak gençlere doğa konusunda eğitim vermeye başlamıştır.

2014 yılında da 92 yaşında geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşamını yitirir.

BİYOGRAFİ DOSYASI /// Kocasının Onuru İçin Kendini Feda Eden Japon Kadın : Hajime Fujii


Kocasının Onuru İçin Kendini Feda Eden Japon Kadın : Hajime Fujii

İkinci Dünya Savaşı’nın pek bilinmeyen, ilginç hikayelerinden birinin başrolü: Hajime Fujii.

hajimi fujii, ikinci dünya savaşı’nın bilinmeyen enteresan hikayelerinden biridir. japonlar gerçekten bazı konularda dünya geneline çok ters bir millet.

hajimi fuji, japon ordusunda görevli bir pilottur ve savaşın en çetin döneminde, vatanı uğruna kendini feda etmek için kamikaze gönüllüsü olarak hava kuvvetlerine başvuruda bulunur. lakin evli ve çocuklu olduğu için ordu hajime fujii’nin bu talebini geri çevirir. zira japon silahlı kuvvetlerinde kamikaze olacak pilotun "bekar olması" şartı aranmaktadır.


bu reddediliş hajime fujii’yi üzer. kocasının üzüldüğünü fark eden hajimi fuji’nin eşi fukuko, bir gün kazuko ve chieko adlarındaki iki küçük kız çocuğunu ve kendini boğarak intihar eder.
böylece hajime fujii’nin kamikaze olması yolundaki engelleri ortadan kaldırmış, kocasının kamikaze pilotu olmasının önünü açmıştır.

hajime fujii bu olayın ardından kamikaze olmak için tekrar dilekçe verir. kamikaze olmak için hiçbir engeli bulunmadığından dolayı da kabul edilir ve 28 mayıs 1945 tarihinde başarılı bir kamikaze dalışı ile vatanına son hizmeti yaparak hayatını kaybeder…

hajime fujii’nin kamikaze dalışı yaptığı amerikan destroyeri uss drexler‘dır.


hajime fujii ve 5 kamikaze arkadaşı 28 mayıs 1945’te okinawa yakınlarında uss drexler destroyerini batırmışlardır.

japonlardaki vatan sevgisinin de bizden aşağı kalır yanı yok. yapmayacakları çılgınlık yok gerçekten… hajimi fuji’nin eşinin vatan için yaptığı fedakarlık, en az onun kadar fedakar olan şerife bacı‘nın yaptığı fedakarlıklara ne kadar da benziyor değil mi?

BİYOGRAFİ DOSYASI /// Doğu’nun Nelson’u Olarak Anılan Büyük Japon Amirali : Togo Heihachiro


Doğu’nun Nelson’u Olarak Anılan Büyük Japon Amirali : Togo Heihachiro

Japonya’nın en büyük donanma kahramanı Togo Heihachiro’nun hayat hilkayesi.

(1848 – 1934)

doğunun horatio selson nelson’u olarak anılan büyük japon amirali togo heihachiro, port arthur ve tsushima savaşlarında aldığı muhteşem zaferlerle tanınır.

kagoshima’da doğdu. babası shimazu evine bağlı bir samuray idi. ilk deniz savaşı shogun tokugawa’nın güçleriyle imparatora bağlı bir filo arasında meydana gelen ve japon tarihinde modern gemiler arasındaki ilk deniz savaşı olan awa muharebesidir. bu muharebeye togo yandan çarklı ahşap bir buharlı savaş gemisi olan kasuga’da subay olarak katılmıştır. tokugawa savaşları sırasında togo aynı gemide miyako ve hakodate muharebelerine de tanık oldu.

bu savaştan sonra togo bir değişim programı ile ingiltere’ye gönderildi ve 1871-1878 arasında burada kaldı. hms worchester gemisinde eğitim gördü ve sınıfını ikinci olarak bitirdi. 1875’te ingiliz eğitim gemisi hampshire ile dünyanın çevresini dolaştı. cambridge’de matematik öğretimi gördü, daha sonra kraliyet donanma akademisine ve kraliyet donanma kolejine devam etti. bu arada imparatorluk donanması tarafından ingiltere’ye sipariş edilen üç gemiden biri olan fuso’nun inşasını izledi. 22 mayıs 1878’de togo teğmen rütbesi alarak adı geçen üç gemiden biri olan hiei ile japonya’ya geri döndü.

1884-85’teki fransa-çin savaşında amiral courbet komutasındaki fransız filosunun ve 1. dünya savaşında fransız kuvvetleri genel komutanlığını yapacak olan general joffre komutasındaki kara savaşlarını izledi.

çin-japon savaşına naniwa kruvazörünün komutanı olarak katılan togo çin adına çalışan bir ingiliz nakliye gemisini batırmasıyla bir anda ün kazandı. neredeyse diplomatik bir olaya yol açan bu hareketin kısa sürede uluslararası anlaşmalara aykırılığı bulunmayan bir durum olduğu ortaya çıktı ve ingiliz mahkemelerince de kabul edildi. uluslararası anlaşmalar ve sınırlamalarla ilgili bilgisi togo’yu öne çıkardı. togo naniwa ile yalu muharebesine de katıldı ve bu savaşın sonunda amiralliğe terfi ettirildi.

bu dönemde togo’nun kariyeri pek parlak değildir. sasebo donanma kolejinin komutanlığı ve filo komutanlığı görevinde bulunmuştur.

1903’te togo donanma bakanı yamamoto gonnohyoe tarafından donanma komutanlığına getirilmiştir. kısa bir süre sonra rus-japon savaşının başlamasıyla bu seçimin haklılığı ortaya çıkmış, togo port arthur’da rus pasifik filosunu, tsushima muharebesinde ise ünlü gemisi mikasa ile rus baltık filosunu yok ederek rusların belini kırmış, rus donanmasında isyanların çoğalmasına neden olmuştur.

togo bu dönemden sonra deniz kuvvetleri komutanlığı yapmış, 1913’te büyük amiral rütbesine yükseltilmiş, 1914’ten 1924’e kadar veliaht hirohito‘nun eğitiminde rol almıştır. bu dönemde londra anlaşmasına karşı çıkışı dikkat çekicidir.

togo 1934’te 87 yaşında ölmüştür. cenazesine ingiltere, amerika, italya, hollanda, fransa, çin donanmalarından gemiler ve delegasyonlar katılmıştır. ölümünden sonra tokyo’da adına bir tapınak inşa edilmiştir. togo’ya burada bir shinto kami (tanrı-yüce varlık) olarak tapınılır.

JAPONYA DOSYASI /// Japonların Gözünde Tanrıdan Farksız Olan Efsane İmparator : Hirohito


Japonların Gözünde Tanrıdan Farksız Olan Efsane İmparator : Hirohito

1926’dan, öldüğü sene olan 1989’a kadar tam 63 yıl boyunca Japonya’yı yöneten 124. Japon İmparatoru Hirohito’ya dair bilinmesi gerekenler.

japonya’nın 124. imparatoruydu, hirohito. japon tanrısı olması anlamıyla belki de son imparatordu. ve japonlarca tanrı kabul edilen bu adamla konuşulamaz, dokunulamaz, gözlerinin içine bakılamazdı. 2. dünya savaşını kaybeden, milyonlarca kayıp veren japonlar, savaşın sonunda amerikalılar kapılarına devasa güçlerle, atom bombalarıyla, kitle imha silahlarıyla dayanmışken teslim olmadılar. çünkü tek bir şartları vardı. hepimizi öldürmeden önce imparatorluk ailesine dokunamaz ya da yargılayamazsınız!…

hakkında çok fazla bilgi bulunmayan bir adamdı hirohito. japon prensleri içinde avrupa seyahatine çıkan, japonya dışına çıkan ilk kişiydi. iyi eğitim almıştı. onun imparatorluğu döneminde japonya asya’da büyük bir güç, dev bir imparatorluk haline gelmişti. yetkileri sınırsızdı. her sözü tanrı kelamı kabul edilirdi.enerji kaynaklarının yetersizliği ve militarizmin, kibrin şiddetli yükselişi japonya’yı 40’lı yılların başlarında bir savaşa doğru itiyordu. o savaş ki hem japonya, hem de tüm dünya için bedelleri çok ağır olacaktı…

japon imparatorluk ordusu, pearl harbour’da amerikan deniz üssüne ansızın saldırarak savaşa çok hızlı girdi. tıpkı naziler gibi ilk yıllarda ilerlemeleri de çok hızlı oldu. japon ordusundan üst üste zafer haberleri geliyor, amerikan ve ingiliz kuvvetleri, asya’da güneş imparatorluğunun çocukları karşısında devamlı geri çekiliyorlardı…

fakat ilerleyen zaman içerisinde belki bir başka yazının konusu olabilecek teknik sebeplerden ötürü japon ilerlemesi durdu. amerikalıların üstün imalat kapasiteleri, sınırsız ham madde ve insan kaynakları karşısında dayanamaz hale geldiler. amerikan fabrikaları aralıksız olarak uçak, tank ve ağır silahlar üretiyor ve büyük bir hızla cepheye gönderiyorlardı…

savaşın son 2 yılındaki "kamikaze" intihar pilotları hamlesi de japonya’yı kurtaramadı. tersine ellerindeki çok kıymetli ve yerine geri konulamaz, eğitimli pilotları tüketti. müttefik ordusu japonya’nın insanüstü ve inatçı direnişine rağmen japon adalarını birer birer ele geçirip japon ana karasına dayandı. amerikan hesaplamalarına göre japon ana karasını işgal edebilmek müttefiklere 1 ila 1.5 milyon asker kaybına mal olacaktı. çünkü japonlar asla teslim olmuyor, bunu büyük bir onursuzluk sayıyor, ölene kadar savaşıyorlardı. 1.5 milyon amerikan askerinin daha kaybını göze almak amerika için kabul edilemez bir rakamdı…

amerikalılar, savaşlar tarihinin en zalim kararlarından birini aldılar; 3 gün içinde hiroşima ve nagazaki şehirlerine 2 atom bombası atıldı. yüz binlerce sivil, kadın çocuk demeden imha edilmişti. bu korkunç zulmün japonya’yı dize getireceğini, teslime zorlayacağını düşündüler. müttefikler, japonya’dan kayıtsız şartsız bir teslim anlaşması istiyorlardı. ama japonya teslim olmadı. ana karayı savunmak için bütün halkın öleceği gün için hazırlıklara başladılar. japon ana karası korkunç bir ölüm tuzağına dönüşmüştü, müttefikler şaşkın ve çaresizdi…

japon imparatorluk ordusunun bir tek şartı vardı; hiç kimse imparatora dokunamaz, yargılayamaz! japonya’nın bu tek teslim şartı, imparatoru tıpkı avrupa’daki örnekleri gibi (nürnberg mahkemeleri) savaş suçlusu olarak yargılamak ve asmak isteyen müttefikler için büyük bir prestij kaybıydı. ve fakat japonya’nın korkunç direncini hiç bir şekilde kıramayacaklarını anlamışlardı. koşulu kabul ettiler…

büyük intikam hisleriyle japonya’yı işgal eden amerikalılar, başbakan tojo dahil bir çok japon subayı ve ileri gelenini alelacele mahkeme ve kararlarla astılar. ama imparatorluk sarayı teslim olmaz ve yıkılmaz bir iradenin abidesi gibi kapısındaki siyah üniformalı imparator muhafızlarının korumasında ayakta duruyordu…

imparator hirohito, sonrasında halkının yaralarını sarmak ve yabancı baskıları azaltmak adına bir çok taviz verdi. hatta yabancı elçilerle konuşmak ve göz göze gelmeyi bile kabul etti! bazı kibirli amerika’lı komutanlar işgalden sonra bir bahane bulup imparator hirohito’yu da yargılamayı gündeme getirdiler. ama amerika bu girişimi asla göze alamadı. çünkü biliyorlardı ki japonya’nın tanrı kralı’nın bir parmak hareketi 150 milyona yakın japon’u canı pahasına harekete geçirebilirdi!…

hirohito 1989’a kadar, 63 yıl boyunca imparator olarak kaldı. dev kayıplara ve tüm olanlara rağmen japon halkının saygı, sevgi ve desteğini asla kaybetmedi. nereyi ziyaret etse yuz binlerce insan onu görebilmek için toplanırdı. tanrı kral japon ulusunun teslim olmaz iradesi olarak yaşadı ve öldü!…

dip not: japon direnişinin boyutlarını anlayabilmek adına küçük bir örnek vermek gerekirse; sadece iwo jima isimli küçük bir adayı ele geçirmek için amerikalı’lar 7 bin ölü 21. 000 yaralı vermişlerdir. japonya’nın kaybıysa çok ilginçtir: 20. 000 ölü ve "8" esir. yanlış okumadınız "8" esir… amerikalı’lar daha sonra bu sayıyı göz boyamak adına 200 esire çıkartmaya çalışsalarda gerçekler daha sonra açıklanmış, amerika’nın ana kara işgal korkusu artmıştır. küçük bir adada rakam bu olursa japon ana karasında neler yaşanırdı acaba!!…

BİYOGRAFİ DOSYASI /// Türk – Japon Dostluğunun Simgesi Haline Gelen Japon İş İnsanı: Torajiro Yamada


Türk – Japon Dostluğunun Simgesi Haline Gelen Japon İş İnsanı: Torajiro Yamada

1866-1957 yılları arasında yaşamış olsan Japon iş insanı Torajiro Yamada’nın yeri Türkler için çok ayrı.

osmanlı padişahı ikinci abdülhamit’e 1615’te japonya’da iki büyük samuray grubu arasında gerçekleşmiş savaşta kullanılan zırhlı samuray kıyafeti ile samuray kılıcı hediye eden, mustafa kemal atatürk’e japonca dersi veren, türk – japon dostluğunun simgesel ismidir torajiro yamada.

torajiro yamada, 1866 doğumlu japon iş insanıdır. türkler ile ilk teması ise ertuğrul fırkateyni’nin batması sonucu osmanlı ve japonya devletleri arasındaki bağın daha da kuvvetlenmesiyle başlar. bu tarihten sonra japonlar, şehitlerimizin aileleri için yardım kampanyaları düzenlemeye başlarlar ve yamada da ülkesinde bu yardım kampanyalarına öncülük eden isimlerden biri olur. 1892’de de istanbul’a gelir.

Ertuğrul

buraya geldiğinde padişah ikinci abdülhamit’in huzuruna çıkar ve padişaha japon imparatoru tarafından hediye olarak gönderilen samuray zırhını takdim eder. 1600’lü yıllardan kalma çok değerli bir zırhtır bu ve günümüzde topkapı sarayı müzesi’nde sergilenmektedir.

torajiro yamada, daha sonra istanbul’da kalmış ve türk kültürünü öğrenmeye başlamıştır. aynı zamanda japonya ile osmanlı arasında kültürel ilişkileri geliştiren bir fahri konsolos görevi de görür. yine iki devlet arasındaki ticarî ilişkilerin de gelişmesine katkıda bulunan yamada, galatasaray lisesi’nin yanına "shop nakamura" adlı bir dükkan da açarak burada ipek, tütün, porselen vb. ürünlerin ticaretini yapmıştır.

bu dönemde ikinci abdülhamit’in isteğiyle harbiye öğrencilerine japonca dersi vermiştir. bu dersi alanlar arasında mustafa kemal de vardır.

torajiro yamada, padişah ikinci abdülhamit’e baba yadigarı bir samuray kılıcı da hediye etmiştir. bu kılıç da asırlardır o sülalede bulunan değerli bir kılıçtır.

birinci dünya savaşı döneminde ülkesine dönen yamada yine de türkler ile irtibatını hiçbir zaman kesmemiştir ve osmanlı’nın yerine türkiye cumhuriyeti kurulduktan sonra da japonlarla ilişkilerimizde en önemli figür olmaya devam etmiştir.

kendisiyle ilgili resmî belgelerle kanıtlanamayan ama çokça dile getirilen iki iddia vardır. birincisi, kendisinin istanbul’dayken padişah ikinci abdülhamit’in isteği ile müslüman olup "abdülhalil" ismini aldığıdır. ikincisi ise, tokyo’daki ilk cami olan 1932 inşa tarihli tokyo camisi’nin yapımı için atatürk’ten destek istediği ve atatürk’ün de cami yapımı için kendisine yardımda bulunduğudur.

DOĞAL AFETLER DOSYASI : JAPONLARIN ERDEMLERİ ve VİCDANLARI VAR / // DEPREMDE NASIL YARDIMLAŞTILAR ???


JAPONLARIN ERDEMLERİ ve VİCDANLARI VAR /// DEPREMDE NASIL YARDIMLAŞTILAR ???

2011 Japonya 9 şiddetindeki Depremde Ölenlerin sayısı 15.

Tusinamide ölenlerin sayısı 16 bin 500 Denizde kayıp 2 bin 600 kişi.

DEVLET HALKINDAN 1 YEN bile bağış yardım dilenmedi.

Japonlar kendi aralarında guruplar kurarak Yardım sandıkları oluşturdu, Sandıklar Cadde ve Sokakların görünmeyeceği bir yere kondu.

Sandığa para atmaya giden yüzbinlerce Japon Yüzlerini gizleyerek, Zarfların üzerine İsim ve rakam yazmadan İçine paralar koyup Sandıklara attı gizlice çekilip gitti.

Biriken paralar Her gün belli saatlerde alınıp Yardım merkezine getirilip Şeffaf ve görüntülü olarak kayıt altına alındı.

Kampanya bittikten sonra Depremzedeler birbir tesbit edilip Hiç kimse görmeden Reklam yapmadan Tek tek dağıtılıp imza ve kayıt altına alındı.

Ne Japon Kanallarında ne de Dünya medyasında gösterilmedi.

1 YEN bile KAYBOLMADI kılı kılına ihtiyaç sahiplerine dağıtıldı, Ne veren ne de alan görünmedi.

JAPONLARIN BİR KUTSAL KİTAPLARI ve PEYGAMBERLERİ YOK !

ERDEMLERİ ve VİCDANLARI VAR

Kelvin Buffalo

AZINLIKLAR DOSYASI /// Ömer ZEYTİNOĞLU : İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA ABD’DE JAPON ASILLILARIN MARUZ KALDIĞI ENTERNE UYGULAMALARININ GÜNÜMÜZE YANSIMASI


Ömer ZEYTİNOĞLU : İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA ABD’DE JAPON ASILLILARIN MARUZ KALDIĞI ENTERNE UYGULAMALARININ GÜNÜMÜZE YANSIMASI

Blog No : 2019 / 29

İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika Birleşik Devletleri’nin batısında Pasifik Okyanusu sahilleri boyunca yaşayan Japon asıllılar, sorgusuz sualsiz enterne edilerek ülkenin değişik bölgelerinde, toplama kamplarında ikamete mecbur edilmiştir. Enterne edilenlerin sayısı 120.000 olup bunların üçte ikisi Amerika’da doğmuş ve Amerikan vatandaşıdır. Bu uygulama varını yoğunu elverişsiz koşullar altında elinden çıkararak toplama kamplarına katılmak zorunda bırakılan Japon toplumu üzerinde travma etkisi yapmıştır. Her ne kadar bazı Amerikan makamları tarafından aksi iddia edilmeye çalışılsa da, enterne uygulamasının temelinde ırk ayrımcılığının yattığını söylemenin doğru bir saptama olduğu kabul edilmelidir.

Bu nedenle olsa gerek, toplama kampları tecrübelerini yaşamış Japon asıllıların üçüncü kuşaktan yakınları tarafından, enterne olayını anılarını canlı tutmak, unutulmasını önlemek amacıyla, kamplara yerleştirme işleminin fiilen başladığı her yıl Mayıs ayının başında bir etkinlik düzenlenmektedir. 2000 kişinin katıldığı bu yılki etkinlik sırasında, ırk ayrımına dayandığı için, Başkan Trump’ın izlediği göç politikalarına karşı eleştiriler yöneltilmiştir. Bu konuda bir konuşma yapan Japon asıllı Amerikalı Karen Korematsu, toplumun bu gibi uygulamalar karşısında ilgisiz kalmamasını, aksine haksızlıklara karşı mücadele etmesi gerektiğini belirtmiştir. Diğer konuşmacılar da, ırk esasına dayalı olarak hiç kimsenin ayırımcılığa maruz kalmaması gerektiğinin altına çizerek Başkan Trump’ın göç politikasını eleştirmişlerdir.

Karen Korematsu, 1942 yılında enterne uygulamalarına riayet etmediği için hapse mahkûm edilen Fred Korematsu’nun kızıdır.

Kısaca özetlemek gerekirse, Pearl Harbor baskını (7 Aralık 1941), Japonya’nın güney doğu Asya bölgesinde giriştiği yoğun askeri faaliyetler ve çeşitli bölgeleri işgal etmesinin, Amerikan Makamlarının Japon tehdidini yakından hissetmelerine sebep olduğu, olası bir Japon saldırısında batı sahillerinde yaşayan Japon asıllıların düşman ile işbirliği yaparak ülkeye ihanet edebileceği endişesine kapılmalarına yol açtığı ve bunun etkisiyle enterne kararına vardıkları anlaşılmaktadır. Bunun bir sonucu olarak, askeri makamlara alınacak önlemler konusunda geniş yetkiler veren Talimat (Executive Order 9066) Başkan Roosevelt tarafından 19 Şubat 1942 tarihinde imzalanmış, daha sonra Kongre tarafından onaylanmıştır.

Japon asıllı Amerikan vatandaşı 23 yaşındaki Fred Korematsu Askeri Makamlar tarafından yayımlanan 34 sayılı emre aykırı hareket ettiği, askeri bölge olarak belirlenen mevkideki evini terk etmediği için yargılanmış ve hapse mahkûm edilmiştir. Son aşamada Korematsu kararı Yüksek Mahkemenin önüne gelmiştir.

Yüksek Mahkemenin Korematsu bağlamında enterne uygulamalarıyla ilgili olarak Başkan, Kongre ve askeri makamlar tarafından kullanılan yetkilerin Anayasa’ya uygunluğunu açısından incelemiş ve bunları Anayasa’ya uygun bularak Korametsu’nun mahkûmiyet kararını onaylanmıştır. Bu karar verildiği tarihten (Aralık 1944) itibaren eleştiri konusı olmuştur. Bu eleştirilerde ülkeyi casusluk ve sabotaj faaliyetlerine karşı koruma endişesinin Japon asıllı Amerikan vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerinin önüne geçtiği, Hükümetlerin keyfi uygulamalarına karşı vatandaşları korumayı amaçlayan Anayasa’da Beşinci Değişiklik’te yer alan, yargı kararı olmadan kimsenin hayatından, özgürlüğünden, mülkiyet hakkından mahrum edilemeyeceğine ilişkin temel ilkelerinin ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

Korematsu kararı olarak hukuk literatürüne girmiş olan bu kararı salt Fred Korematsu’nun mahkûmiyet kararının Yüksek Mahkeme tarafından onaylanması olarak anlamak yanlış olur. Koretmatsu kararı aynı zamanda ülke güvenliği söz konusu olduğunda hukukun askıya alınabileceğine ilişkin Yüksek Mahkemenin kararını da ifade etmektedir.

Söz konusu karar bugün de geçerliliğini korumaktadır. Yüksek Mahkeme’nin aldığı kararları sonradan düzeltmesine olanak sağlayan bir uygulama mevcuttur. Ancak bugüne kadar bu yola gitmemiştir. Son dönemde ABD’de meydana gelen terör olayları üzerine ülkeye yaşayan Müslümanların fişlenmesi gündeme geldiğinde bunun Yüksek Mahkemenin Korematsu kararına dayandırılabileceği yolunda görüşler ileri sürülmüştür.

Daha sonraki yıllarda, 1976 yılında ilk defa Başkan Ford olmak üzere Amerikan Başkanları yaptıkları açıklamalarda enterne uygulamasının yanlışlığına değinmişler, bunun bir daha tekrarlanmamasının önemini vurgulamışladır.

* Emekli Büyükelçi

PSIA (JAPONYA GİZLİ SERVİSİ) DOSYASI : JAPON GİZLİ SERVİSLERİNDEKİ SORUNLAR


Japonlar, İsrailli istihbarat şirketini elden çıkarıyor

Japon merkezli Sun Corp, İsrail merkezli istihbarat şirketi Cellebrite`deki yüzde 50`ye varan hisselerini satmak istiyor.

Japonya’dan Sun Corp, İsrail merkezli dijital istihbarat sağlayıcısı Cellebrite’nin yüzde 50’ye varan hissesini 400 milyon dolarlık bir değer ile satmak istiyor. İsrail’de yayınlanan Calcalist gazetesinin haberine göre Sun Corp, hisselerin satışı için aralarında Macquarie Group ve KKR’nin olduğu potansiyel alıcılar ile görüşüyor. Potansiyel alıcılar içerisinde yer alan Avustralya merkezli Macquarie Group bankalara danışmanlık hizmeti sunarken ABD’li KKR özel sermaye şirketleri için alt ve orta sınıf pazarlara yönelik stratejiler geliştiriyor. Merkezi İsrail’in Petah Tikva kentinde bulunan Cellebrite; şirketlere, yargı mercilerine ve ordu güçlerine istihbarat sağlıyor.

JAPON İSTİHBARAT SERVİSİ – PUBLIC SECURITY INTELLIGENCE SERVICE (PSIA) HAKKINDA DAHA GENİŞ BİLGİ İÇİN AŞAĞIDAKİ DOKUMANI İNDİRİP İNCELEYEBİLİRSİNİZ.

CURRENT STATE OF INTELLIGENCE AND INTELLIGENCE ISSUES IN JAPAN : DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ. (İNGİLİZCE)