ÇOCUK TACİZİ DOSYASI : ODATV ŞEYH NURULLAH’IN İTİRAFLARININ KAYITLARINI YAYIMLAMAYA DEVAM EDİYOR…


ODATV ŞEYH NURULLAH’IN İTİRAFLARININ KAYITLARINI YAYIMLAMAYA DEVAM EDİYOR…

"TÜH SENİN ALLAH BELANI VERSİN ULAN BİR DE PEŞİNDE 40 BİN TANE ADAM VAR"

03.09.2020

Odatv Uşşaki Tarikatı lideri Fatih Nurullah’ın 12 yaşında küçük bir kız çocuğuna yönelik cinsel istismarını ortaya çıkardı.

Sakarya’nın Akyazı ilçesi Kuzuluk mahallesinde bulunan dergâhta gerçekleşen olayın ortaya çıkmasının ardından Jandarma Perşembe akşamı dergâha giderek Fatih Nurullah’ı gözaltına aldı. Odatv’ye konuşan görgü tanıkları tarikat müritlerinin olay yerinde bulunan küçük kızın babasına saldırdığını söyledi.

12 yaşındaki küçük kızın ifadesinin alınmasının ardından Fatih Nurullah çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.

ODATV YENİ KAYDA ULAŞTI

https://odatv4.com/vid_video.php?id=9065C

Odatv’ye bilgi veren kaynaklar cinsel istismarın baba F. A. ile tutuklanan Fatih Nurullah arasında geçen bir konuşma sonrası ortaya çıktığını söylediler. Nurullah’ın tutuklanmasına giden sürecin başlangıcı olan konuşmanın kaydını Odatv yayımladı. Kayıtta Nurullah’ın kızın babasına istismarın bir bölümünü anlattığı anlar yer aldı.

Odatv skandal olayla ilgili yeni bir ses kaydına ulaştı. Yeni ses kaydında baba kızıyla konuştuktan sonra Fatih Nurullah’la konuşuyor. “Sen ne yaptın benim çocuğuma” diyen baba Nurullah’a tepki gösteriyor.

İsimleri ve küfürleri sansürlediğimiz konuşmada Nurullah babaya yanına bir ip almasını söyleyip “Arsaya gidelim sonra sen uzaklaş ben kendimi asmış olayım” diyor.

Konuşmada babanın olayın ayrıntılarını öğrendiğini belirtmesinin ardından Fatih Nurullah yaptığı istismarı kabul etmek zorunda kalıyor.

“SENİN ÇOCUĞUN BİZE 20 LİRALIK LOKUMU ÇOK GÖRDÜ SEN BENİM ÇOCUĞUMA NE YAPTIN”

Baba F. A. konuşmanın başında tepkisini şöyle dile getirdi:

“Sen benim çocuğuma ne yaptın? Ben onu merak ediyorum. Ya ben senin kapına geldim misafirine hizmet ettim. Ben senin kapında durdum ciğeri 5 para etmez Hasan ile Hüsrev’ine köpeklik yaptım köpeklik. Çoluğumla çocuğumla onların y. . yalayacak kadar köpeklik yaptım. Bir Ramazan boyunca annem babam ben A. F. E. kime hizmet ettik? 30 gün boyunca… Senin çocuğun bize 20 liralık lokumu çok gördü. Sen benim çocuğuma ne yaptın? Ben kendimden zaten geçmişim. Benim sebebim sen mi olacaksın?"

İSTİSMARI KABUL ETTİ

"Bana doğruca söyle Y. ‘ya ne yaptın" diyen babaya Nurullah "Vallahi billahi bir şey yapmadım Allahımın adıyla diyorum" diye yanıt verdi.

Kızın babasının istismarla ilgili yaşananları anlatması üzerine Nurullah yaşananları doğruladı ve küçük kızın iç çamaşırlarını çıkardığını vücuduna dokunduğunu kabul ederek “Hafif bir ağlama oldu. Ben bıraktım. O kadar yani" ifadelerini kullandı.

Babanın "Tüh senin Allah belanı versin. Ulan bir de peşinde 40 bin tane adam var. Sana yakışır mı" diye tepkisini dile getirdi.

Fatih Nurullah ise “Bana yakışmaz da bana nikah olarak verenlere de yakışmaz" ifadelerini kullandı.

Baba ise "Kim nikah olarak sana verdi çocuğu. 11 yaşındaki çocuğu. Sen bizim şeyhimizsin yetiştir diye dedi onu…" diye yanıt verdi.

Nurullah "Nefis var. Peygamberler bile bu imtihanlar geçmiş" dedi. Nurullah ayrıca “Rabbim inşallah beni kurtarsın çok yoruldum" diye konuştu.

“BURADA KİMSE SENİN GELİP GİTTİĞİNİ GÖRMESİN”

Baba Nurullah’ın yanına geleceğini yola çıktığını söyledikten sonra Nurullah "Yaklaştığın zaman söyle de burada kimse senin gelip gittiğini görmesin" dedi. Baba "Niye ki" diye sorduktan sonra Nurullah "Sana zarar olmasın" dedi. Fatih Nurullah dergaha giden babayı örtülü bir dille tehdit ediyor.

Sami Menteş

Odatv.com

LİNK : https://odatv4.com/odatv-ussaki-seyhinin-cocuk-istismari-itirafini-yayinliyor-03092002.html

LİNK : https://odatv4.com/tuh-senin-allah-belani-versin-ulan-bir-de-pesinde-40-bin-tane-adam-var-03092028.html

DARBELER DOSYASI /// İngiliz ajanın İran itirafları : Musaddık’ı böyle devirdik


İngiliz ajanın İran itirafları : Musaddık’ı böyle devirdik

Bir İngiliz ajanın 1980’lerde verdiği, ancak yeni yayınlanan bir mülakat, İngiltere’nin 1953’te İran Başbakanı Muhammed Musaddık’ın devrilmesi ve Şah’ın ülkeye dönmesiyle ilgili rolünü gözler önüne serdi. ABD’yi darbeye ikna eden İngilizler, Şah’ın kızkardeşine bile rüşvet vermiş.

Muhammed Musaddık, büyük bir seçim zaferiyle 1951 yılında iktidara gelmiş, ilk icraatlarından biri İngiliz-İran Petrol şirketini millileştirmek olmuştu. Musaddık bu hamlesiyle kendisini, Şah ve Şah yanlılarıyla büyük bir çekişmenin içinde bulmuştu.

YILLAR SONRA YAYINLANDI

İngiliz The Guardian gazetesi şimdi o günlere ışık tutan bir mülakatı haber yaptı. Buna göre darbeyle ilgili operasyonu Kıbrıs’tan bizzat yöneten MI6 (İngiliz dış istihbarat örgütü) ajanı Norman Darbyshire, 1985 yılında Granada Televizyonu’na ‘Bir İmparatorluğun Sonu: İran’ adlı film için mülakat verdi, lakin ekranda görüntü vermediği gibi adının geçmesini de istemedi. Yeni bir belgesel hazırlığı sırasında bulunan mülakatın daktiloyla yazılmış dökümü ise pazartesi günü ABD’deki George Washington Üniversitesi Ulusal Güvenlik Arşivi tarafından yayınlandı.

ŞAH’IN KARDEŞİNE RÜŞVET

Buna göre, 1951 yılında dönemin İngiltere Başbakan Yardımcısı Anthony Eden, üst düzey bürokratlara danışmadan, akademisyen ve savaş döneminde casusluk yapmış bir kişi olan Robert Zaehner’i, Musaddık’ı, Meclis üyelerini ve diğer önde gelen İranlıları rüşvet yoluyla kontrol etmek suretiyle devirmekle görevlendirdi. Darbyshire, Zaehner’in faaliyetlerini anlatırken, “Büyük paralar harcandı” diyor. “Büyük miktarda paraları bisküvi kutularında saklayarak taşıyordu. Sanırım o sırada 1.5 milyon sterlini aşkın para harcamıştır.” Darbyshire, İngiliz istihbaratının ABD’yi bu konuda işbirliğine ikna etmesinin yıllar aldığını, MI6 ve ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) bu dönemde ajan listelerine almayı başardığı kişiler arasında Şah Rıza Pehlevi’nin kız kardeşinin bile olduğunu iddia ediyor. Şahın kız kardeşi, darbe konusunda pek istekli olmayan Şah’ı ikna etme işini üstlenmiş. Fakat Zaehner’in faaliyetleri başarılı olmamış ve İran’dan ayrılmış. İşte Darbyshire burada alternatif ve daha ucuza mal olduğunu söylediği bir planla devreye girdi. “Darbe 700 bin sterline mal oldu. Biliyorum, çünkü ben harcadım bu parayı” diyor.

İran Şahı Rıza Pehlevi, kız kardeşleri ile birlikte.

DARBENİN BAHANESİ

Darbyshire’a göre başkent Tahran’da radyo gibi kritik noktaların Şah’a sadık olduğu düşünülen birlikler tarafından alınmasına yönelik klasik bir plan yapılmıştı. İngiltere’nin Musaddık’ı devirmek istemesinin ana nedeni ise hükümetinde komünist Tudeh Partisi’nden sadece bir bakan olmasına rağmen, onun eninde sonunda Sovyet etki alanına gireceğinden kuşku duyulmasıydı.

EV HAPSİNDE ÖLMÜŞTÜ

İranlı politikacı Muhammed Musaddık, 1951 yılında İran meclisinin büyük çoğunluğunu ele geçirdikten sonra Şah Muhammed Rıza Pehlevi ile büyük mücadele içine girmişti. Bir ara ülkeden uzaklaşmak zorunda kalan Şah, darbe sonrasında Tahran’a geri dönebilmişti. Vatana ihanet suçundan üç yıl hapse mahkûm edilen Musaddık, hayatının geri kalan bölümünü ev hapsinde geçirdi. İran’daki petrol tesisleri ise İran hükümetinin denetiminde kaldı. Musaddık 1967’de evinde göz hapsinde iken öldü.

YENİ BELGESEL BUGÜN YAYINLANACAK

Muhammed Musaddık’a yönelik darbeyi konu olan ‘53 Darbesi’ adlı belgesel, bugün söz konusu darbenin 67’nci yılında yayınlanacak. 1993 yılında ölen İngiliz ajan Norman Darbyshire’ı İngiliz aktör Ralph Fiennes canlandıracak.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Orhan UĞUROĞLU : Arınç’ın itirafları ve gizlediği gerçekler…


Orhan UĞUROĞLU : Arınç’ın itirafları ve gizlediği gerçekler…

E-POSTA : orhan

27 Haziran 2020

AKP’liler laf cambazlığında, algı yaratmakta profesyonelleri suya götürüp susuz getirirler. FETÖ itirafları yapan AKP’lilere ağabeyleri, ustaları Bülent Arınç da katıldı.

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi, AKP kurucusu, Başbakan eski Yardımcısı Av. Bülent Arınç, Haber Global canlı yayınında Jülide Ateş’le 40 dakika programında çarpıcı itiraflar yaptı.

İşte Arınç’ın itirafları ve benim itirazlarım:

– İtirafı:

"Bunların karanlık yüzlerini maalesef çoğumuz göremedik. Masum değiliz hiçbirimiz."

– İtirazım:

FETÖ’nün karanlık yüzünü, Ceviz Kabuğu programına çıkardığı Gülen Cemaati itirafçıları ile Hulki Cevizoğlu ortaya koydu. Arabasına bomba konuldu. Faili meçhul kaldı…

Hulki Cevizoğlu, Yavuz Selim Demirağ, Zübeyir Kındıra, FETÖ’nün karanlık yüzünü anlatan kitaplar ve köşe yazıları yayınladılar.

Necip Hablemitoğlu suikastı da ders olmadı mı?

Değerli okurlarım,

Jülide Ateş, "FETÖ’cü müsünüz?" diye sordu.

– İtirafı:

"Bu bana yapılabilecek en kötü iftira olur. Türkçe olimpiyatlarının hepsine katıldım. Meclis Başkanıyken ödül de koydum. Çünkü Türkçe’nin konuşulması, Türkçe’nin uluslararası bir dil haline gelmesi, İstiklal Marşı’nın okunması bizi etkiliyordu. Bunların okullarına da gittim."

– İtirazım

Evet, FETÖ işte bu itiraflarınıza uygun olarak AKP iktidarlarının onayı ile askeriyeye, polise, bürokrasiye virüs gibi yayıldı.

– İtirafı:

"Bu sözün arkasından başkalarına da sormanız gerekir. Benim söylediğim sözleri Binali Yıldırım da, Bekir Bozdağ da, Sayın Recep Tayyip Erdoğan da söyledi. Çünkü biz dış görünüşüne bakarız. Kimsenin kalbini yarıp da bakmadık."

– İtirazım

Dış görünüşe bakmanız, Fethullah Gülen’in hedefini, gerçek yüzünü görmemeniz, anlamamanız yüzünden Türkiye 15 Temmuz hain darbe girişimini yaşadı.

İktidar olmak muktedir olmaktır.

Dış görünüşe aldanmak, tüm uyarılara rağmen gerçek yüzünü araştırıp ortaya çıkarmamak AKP iktidarının ihmalidir, görev suçudur…

– İtirafı:

"Hiçbir istihbarat raporunun, hiçbir emniyetin, askeriyenin istihbaratlarında bunlar 15 Temmuz gibi bir kalkışma yapabilirler diye bir notun gelmediği MGK toplantılarına katılmış biri olarak söylüyorum. Eğer bizi aldatmışlarsa, bizi yanıltmışlarsa bu suç bizim değil. Biz bu faaliyetleri sezseydik kafalarını ezerdik."

– İtirazım

2004 yılı Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, FETÖ tehlikesini gündeme getiriyor, tedbir alınması için hükümete tavsiye kararı alınıyor. Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı ve AKP Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan, Sabah Gazetesine "Bu MGK kararı yok hükmünde olmuştur. AK Parti bununla ilgili hiçbir adım atmamıştır. Bunu çok net ortaya koymamız lazım" demedi mi?

1972 yılında Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi Gülen’i "Atatürk’ü gençliğe din düşmanı olarak göstermeye ve tanıtmaya çalıştığı, Nurculuk tarikatı yoluyla dine dayalı devlet düzenini kurma yönünde faaliyette bulunduğu" gerekçesiyle 3 yıl hapse mahkûm etmesini ve Askeri Yargıtay’ın 24.10.1973 tarihinde onadığını nasıl bilmezsiniz?

28 Şubat davasında ve 2008’deki AKP kapatılma davasında da ortaya çıktı ki FETÖ tehlikesi içeren tüm istihbarat raporları MGK’ya, cumhurbaşkanlığına ve başbakanlığa gönderilmiş.

Bunlardan da hiç haberiniz olmadı mı?

Bunları inceleyip "kafalarını ezmemek" suç değil mi?

Askerlere kurulan kumpasları fark etmemek suç değil mi?

– İtirafı:

"15 Temmuz’da bir facia yaşadık. Bu facianın yaşanabilir olduğunu kimse önceden söylemedi. Evet, emniyetteki, asker içindeki bir yapılanmadan zaman zaman bahsedildi ama böylesine bir 15 Temmuz hain kalkışmasını kimse söylemedi."

– İtirazım

2014 ve 2015 Yüksek Askeri Şuralarında MİT raporuna rağmen FETÖ’cü tüm askerleri neden emekli etmediniz?

Başbakan Ahmet Davutoğlu ve MİT müsteşarının ısrarına rağmen Mehmet Dişli ve 8 generali neden emekli etmeyip terfi ettirdiniz?

MİT’e darbe olacağını ihbar eden Binbaşıyı neden dikkate almadınız?

İhbar varken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan neden tatilini kesip Ankara’ya dönmedi?

Dönemin AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, 3 Mart 2014’de dedi ki;

"Polisi, emniyeti, askeri, medyayı ele geçirerek ardından gelip Anadolu’ya 10 yıl sonra, 5 milyon kişi karşılayacak… Humeyni’ye nasıl teslim olduysa İran, biz de öyle teslim olacağız öyle mi?"

Bu sözleri de duymadınız mı?

– İtirafı:

"O yüzden kendimi bu noktada bir suçlu olarak görmüyorum. Hele hele FETÖ’cü olarak görmüyorum."

– İtirazım

Hepiniz 17-25 Aralık öncesi Fethullah Gülenciydiniz.

Devlette paralel yapı oluşması için Gülen cemaati ile elele olmanız sizleri suçlu yapmaz mı?

– İtirafı:

"Ben "Türkiye bağırsaklarını temizliyor" sözünü 2009’da söyledim. Cuntacılık Türkiye’de bir gelenektir. AK Parti iktidara geldi, cunta heveslileri bizi vesayet altına almak istediler. Biz onlara karşı direndik ve başardık.

– İtirazım

Başarınız; Türk askerine, Amerika ile FETÖ’cülerle kumpas kurmanız mı?

Değerli okurlarım,

AKP’liler; Suçlular mı, suçsuzlar mı?

Karar sizin…

Kaynak Yeniçağ: Arınç’ın itirafları ve gizlediği gerçekler… – Orhan UĞUROĞLU

EYP (YUNAN GİZLİ SERVİSİ) DOSYASI : Yunan istihbaratçı Savas Kalenderidis’in Türkiye itirafı ülkesini karıştırdı !!! “Türkiye güçlenirken biz izledik”


Yunan istihbaratçı Savas Kalenderidis‘in Türkiye itirafı ülkesini karıştırdı !!! "Türkiye güçlenirken biz izledik"

Yunan istihbaratçı Savas Kalenderidis, ülkesindeki bir kanalın canlı yayınında Türkiye ve Başkan Erdoğan’ın başarıları hakkında itiraflarda bulundu. Başkan Erdoğan’ın Türk ekonomisini güçlendirdiğini belirten Savas Kalenderidis, "GSMH’sini üçe katladı. Savunmasını güçlendirdi. Bunları yaparken Yunanistan ve Kıbrıs uykuya dalmıştı. Temelde silahlanma programlarını ihmal ettik." şeklinde konuştu. Kalenderidis, "Türkiye Doğu Akdeniz‘de ve Ege’de güçlenirken, biz izledik" ifadelerini kullandı.

Yunan istihbaratçı Savas Kalenderidis, ülkesindeki bir kanalın canlı yayınında Türkiye ve Başkan Erdoğan’ın başarıları hakkında itiraflarda bulundu.

Türkiye ve Yunanistan arasındaki son gelişmeleri değerlendiren Yunanistan’ın eski istihbaratçısı olarak bilinen Savas Kalenderidis, "Şimdi hoş olmayan bir durumdayız." dedi.

"TÜRKİYE GÜÇLENDİ BİZ UYUDUK"
Başkan Recep Tayyip Erdoğan‘ın, Türkiye’ye gelişim konusunda büyük adımlar attırdığını itiraf eden Kalenderidis, "Türkiye Doğu Akdeniz’de ve Ege’de güçlenirken, biz izledik" ifadelerini kullandı.

Savas Kalenderidis, "Yunanistan, Türkiye’nin silahlanma konusundaki gelişmelerini iyi izleyemedi. Şu anda hoş olmayan bir durumdayız" diye konuştu.

Türkiye’nin Ege ve Akdeniz‘de güçlenirken, ülkesi Yunanistan’ın izlediğini itiraf Kalenderidis, "Son dönemlerde Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan bizi uyuttu. Türk ekonomisi güçlendi. Bunları yaparken biz de uykuya daldık. Silahlanma programlarını ihmal ettik ve şimdi hoş olmayan bir durumdayız. Sonumuz meçhul" ifadelerini kullandı.

KÜRESEL ÖRGÜTLER DOSYASI /// ZAHİDE UÇAR : “YÜZYILIN İTİRAFLARI” ÜZERİNE DÜŞÜNCELER


ZAHİDE UÇAR : “YÜZYILIN İTİRAFLARI” ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

“Mustafa Kemal, bizim temsil ettiğimiz dünyanın en büyük düşmanıdır.” Rothschild

2014 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde, ünlü petrol milyarderi, bankacı ve dünyanın en zengin ailelerinden biri olan Yahudi Rockefeller ailesinin, bir – iki yıl önce vefat eden en büyük ferdi David Rockefeller’in bir kitabı yayınlandı. “ Yüz yılın İtirafları “ adını taşıyan bu kitap maalesef çok kısa zamanda piyasadan çekildi. Çünkü kitapta, itiraflar vardı. Dünyayı yönetme isteği içinde olan ELİT bir tabakanın yüz yıl içerisinde, bazı devletler ve ülkeler içinde ve dışında, o ülkeleri kendi şemsiyeleri altına alabilmek için çevirdikleri dolaplar, entrikalar, soygunlar, sömürgeleştirme itiraf ediliyordu. Bu elit tabakanın daha fazla açığa çıkmaması ve masum halklara yaptıkları bilinmemesi için kitap piyasadan kaldırıldı.

Öncelikle Rockefeller ailesi hakkında bulabildiğimiz kadar bilgi verelim. Sonra bu ailenin en büyüklerinden olan David Rockefeller’in kaleme aldığı itiraflardan “Türkiye” hakkında yazdıklarını ve düşündüklerini öğrenelim:

DAVİD ROCKEFELLER

6 kalp nakli, 3 böbrek ve 2 de ciğer nakli operasyonu geçiren 100 yaşına girdiğinde yaptığı açıklamada “200. doğum günümü de kutlamak istiyorum” şeklinde konuşan David Rockefeller, 20 Mart 2017 tarihinde öldü.

“Rockefeller ailesi ABD’nin en büyük petrol, sanayi, siyaset ve bankacı ailesidir. Aile 19. Yüz yılın sonu yirminci yüz yılın başlarında Jhon Davison Rockefeller’in (1839 – 1937) ve kardeşi William Avery Rockefeller’in ( 1841 – 1922 ) zamanında Standart Oil vasıtasıyla petrol ticaretinde çok büyük başarılar elde etmiş, Manhattan Bankasına uzun zaman sahiplik yapmış ve bu zaman zarfında büyük servet, nüfuz ve şöhret sahibi olmuştur. Jhon Davison Rockefeller insanlık tarihinin ilk dolar milyarderi unvanını kazanmıştır.

Rockefeller ailesinin elinde, aile üyelerine ve ailenin fertlerine ait bilgilerin ve dünya siyaseti, dünya ekonomisi hakkında yapılması gereken şeylerin listelerinin yer aldığı dünyaca meşhur bir arşivleri vardır. Bu büyük arşiv yer altına inşa edilmiş üç katlı büyük bir binada saklanır. Bu arşivde bulunan yetmiş milyon sayfalık belgeler, kırk iki bilimsel tahsil kurumuna aittir. Bu belgeler içerisinden araştırmacılara sadece, ailenin ölmüş üyelerine ait belgeler verilir. Sağ olan aile üyeleri hakkındaki belgeler ise hiç kimseye verilmez. 140 yıllık bir geçmişe sahip olan bu arşiv belgeleri ABD’nin 19 ve 20. Yüz yıllara dair dünya ölçeğindeki siyasi işlerinde ve çeşitli ülkelerde bu yıllarda ortaya çıkan sosyal olaylardaki rolünü öğrenebilmek için çok önemli bilgi kaynağıdır. Bu belgeler, dünya tarım işleri, güzel sanatlar, eğitim, uluslararası ilişkiler, ekonomik gelişme, tıp, tarih, politika, halklar, din, sosyal bilimler, kadın hakları tarihi, afro Amerikan tarihi gibi konuları kapsayan belgelerdir.

David Rockefeller (1915 – 1996) felsefe doktorudur. Harward ve Chicago üniversiteleri mezunudur. Amerika’nın Uluslararası İlişkiler Şurasının, Rockefeller Üniversitesi’nin, çağdaş Newyork Güzel Sanatlar müzesinin fahri başkanı ve en önemlisi de 1969 – 1981 yılları arasında komitenin başkanlığını yapmıştır. 2013 yılında bir internet sitesi, bu Rockefellerin bazı yazılarını ele geçirmiş ve “ABD’li Yahudi Bankacı David Rokfeller’den Yüz yılın İtirafları” adıyla bunları yayınlamıştır. 2014 yılında ise sözünü ettiğimiz kitap basılmış; fakat piyasadan toplatılmıştır.

Bu itiraflar ile ABD’nin ve Batı Avrupa’nın büyük devletlerinin yirminci yüz yılda dünya halklarının başlarına ne oyunlar ve felaketler getirdiği açık olarak ortaya çıkmıştır. Bu itiraflar, inanılmaz boyuttadır ve sadece Türkleri ve Türk Dünyası ile değil, bütün dünya ile ilgili meseleler üzerinde neler yaptıkları ve düşündükleri açıklanmıştır. Bu yazılarda Türkiye ile ilgili bölüm, bizi daha çok ilgilendiren bölümdür. Yapılan işlerin esas aktörleri, ABD ve Batı Avrupa devletleridir. Bütün icraatı yapan bunlardır. Bunların esas hedefleri Türkiye ve Türklerdir.

“Türkiye, coğrafi ve stratejik bakımından çok önemli bir ülkedir. Bu yüzden üzerinde daha fazla durmak istiyorum. Bu ülke bizim için çok önemlidir ve Türklere bırakılacak kadar önemsiz değildir….

1) Büyük İsrail Devleti’nin sularının büyük kısmının kaynakları Türkiye toprakları üzerindedir.

2) Türkiye Avrupa ve Asya arasında bir köprüdür.

3) Müslüman aleminde öncül ve demokratik tek ülkedir….

İslâmiyet’i yıkmak istiyorsak işe Türkiye’den başlamak gerekir. Bu Türkler aslında birleşip bir araya gelseler, karşılarında hiç kimse duramaz. Bu yüzden, böyle bir ihtimale karşı ajanlarımız her an iş başında bekliyorlar. Türk devletlerinde anahtar mevkilerde adamlarımız var. Bunlar böyle bir ihtimali sezseler o anda Türkiye’deki huzur ve güven ortamını bozacak olaylar yaratırlar ve bu darbelerle bu tür bir birleşmeyi önleriz.

Medeniyetin kurucusu ve beşiği olarak Türkleri kabul edemeyiz; tam aksine entrikalar ile bu medeni miraslarına el koyarak biz, onları bütün dünyaya, barbar, hak – hukuk tanımayan bir halk olarak tanıttık ve bu alanda oldukça başarılı olduk. Sümer kralları Urukagina ve Urnammu çok Allah’lı bir cemiyet kurarak insanlar arasında adaleti korumak ve haksızlığı önlemek için kanunlar çıkararak çağdaş toplumlara örnek olurken bugün, tek Allah’lı bir halk olan Türkiye’de bizim çalışmalarımız sonucunda medeni vasıflar, ahlak, terbiye, saygı, sanat, edebiyat, tarih yok olurken; fahişelik, rüşvet, hırsızlık, haksız kazanç ve soygun hüküm sürmektedir. Dünya çapında Türkiye’de yetişmiş, bir tane bilim adamları, sanat adamları, edebiyat adamları ve siyaset adamları yoktur!

Aslında Türkler, tarih kitaplarını açıp okusalar, bütün gerçeği görecekler. Ama Türkler için duyduğuna inanmak yeterlidir; okumak onlara çok zor gelmektedir. En kolayı, geçmişi öğrenmeden gece yatarken hissettiklerini kaleme alarak ertesi günü hüküm vermektir. Düşünün ki, hangi tesirin altındasınız ve kime kul olmaktasınız? Ben de bu ana kadar en medeni ulus olarak İngilizleri görüyordum. Türk tarihini, Türk medeniyetini öğrenince, konuyu değiştirdim. Az daha, İngilizlerin yerine Türkleri koyacaktım.

Provokatörlerimizin çalışmaları ile 1970’li yıllardan itibaren Türkiye’de sağ ve sol ideolojiler arasında adeta bir iç savaş yaşattık. Ülkeye koyduğumuz ambargo ile halk canından bezmiş, yağa, tuza, gaza muhtaç olmuştu. Birkaç kişi zenginleşmiş, halk ise sefalete düşmüştü. Provokatörler için halkı ayaklandırmak zor olmadı. Ülke o dereceye geldi ki, sokaklarda her gün elli – altmış kişi öldürülüyordu. Bütün ülke terör korkusundan adeta sinmiş saklanmıştı. Binlerce Türk genci, bizim uydurduğumuz ideolojiler esasında can verdi. Zamanı gelince bilgimiz dâhilinde indirilen bir darbe ile terör bitti, ortalık sakinleşti. Çünkü provokatörler işi bitirmişler, geriye dönmüşlerdi. Burada oynadığımız oyun, milleti birbirine düşürüp çaresiz bırakmak ve onlara bir kurtarıcı göndermekti. Bu durumda o kurtarıcı, kim olursa olsun, ‘anarşiyi – terörü bitiren, ölümleri sonlandıran’ insan olarak kabul görecekti. Bizim demokrasi uğrundaki mücadelemizin esası buydu.

Askeri hükümet çok sert tedbirlerle bir müddet ülkeyi yönetti. Ellinin üzerinde genç, haklı – haksız sağdan ve soldan ayırımı yapılmadan idam edildi. Bu sert cezalar tesirini çabuk gösterdi ve ülke bir anda süt liman oldu. Askeri hükümet bir müddet sonra ülkeyi sivil yönetime devretti. Bizim istediğimiz bir kişi iktidarın sahibi oldu. Askeri darbeyi yapan şahıs cumhurbaşkanı oldu. Yeni hükümet tam bizim isteklerimiz doğrultusunda ülkenin kapılarını bize sonuna kadar açtı. Bizim büyük şirketlerimiz bu büyük pazara aç kurtlar gibi girdiler. Ülke ABD ve Avrupa malları ile doldu. Bu durumdan hem bizim şirketlerimiz faydalandı, hem de ülke boğazına kadar borç batağına girdi. Türkiye, kapitalizmi o kadar güzel uyguladı ki, yeni birçok vurgun ve soygun metotları bulundu. Hayali ihracat arttı, bankaların içi boşaltıldı, rüşvet devletin her kademesine girdi. Başta siyasiler olmak üzere, medya sahiplerine, üst düzey bürokratlara, bankacılara, yazar-çizer takımına ( gazeteci, dergi yazarı ) bu dönemde milyarlarca dolar rüşvet dağıttık.

Kardeşlik, dostluk, iyi niyet, dürüstlük, ahlaklı ticaret unutuldu. Binlerce sahtekâr, yalancı, hem devlet kadrolarını, hem bankaları, hem de özel şirketleri doldurdu. Türkiye’nin bugünkü manzarasının sebebi 12. Eylül ihtilalidir desem abartmam… Ülke yapılanları görenler tarafından alttan alta kışkırtılmaya başlandı. Halk tepki koyuyor, sokaklar protestocularla doluyordu. Tepkileri azaltabilmek için tam o günlerde bir Kürt meselesi çıkardık. Önce, bir örgüt kurdurduk. Sonra küçük bir kasabaya baskın yaptırdık. Ülkenin gündemi bir anda değişti. Kürt PKK terörü, şehit edilen asker ve polisler, halka her sıkıntıyı unutturdu. Türkiye otuz yıldır bu mesele ile uğraşıyor. Sonuç almasını her defasında engelledik. PKK’nın liderini ‘idam edilmemek’ kaydı ile biz teslim ettik. Otuz yıldır süren PKK terörü, Türkiye’nin ekonomisine büyük darbe vurdu. Binlerce insan bu terör dalgası içerisinde ölüp gitti. Türkiye, hem siyasi, hem ekonomik hem de sosyal açıdan büyük kayıplara uğradı. Ülkenin düzgün hale getirilebilmesi için bize başvurmak zorunda kaldı. Biz de, onlara, Osmanlı İmparatorluğuna yaptığımız teklifleri yaptık. Kabul ettiler. Bu işler için harcadığımız dolarların birkaç katını kazandık ve Türkiye’yi içinden çıkamayacağı bir borç sarmalına yuvarladık.

Bugünkü Türkiye; yalancılığın, sahtekârlığın, halkı aldatmanın, bizlere hizmet etmenin içinde yüzüyor; Mustafa Kemal’in bizi reddetmesinin bedelini ödüyor. Böyle bir ülkenin uzun boylu yaşaması pek mümkün değildir. Ya ruhlarda bir ihtilal yaparak yeniden kendileri olacaklar, ya da tarihten silinip gidecekler. Anadolu toprakları da bizim yarattığımız Ermeni ve Kürt devletlerinin olacaktır”.

David Rockefeller, itiraflarının bir bölümünde de, başka bir zengin Yahudi ailesi olan Rothschild ailesinin bir ferdi ile yapmış olduğu sohbete yer vermiş. Bu sohbetten de bölümler aktaralım:

“Rockefeller’in, (Dünya ülkelerini nasıl ele geçiriyorsunuz?) sorusuna Rothschild; Birinci Dünya Savaşı Avrupa’da bize karşı olan imparatorlukları yıkmak ve en önemlisi Osmanlı İmparatorluğunu parçalayarak Orta Doğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek ve İsrail devletinin kuruluş yolunu açmak için çıkarıldı”.

“İsrail devletinin kurucusu sayılan Tehodor Herzl o zamanki Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’in yanına giderek bizim ailemizin para desteği ile Filistin topraklarını satın almak istedi. Fakat Sultan bize karşı çıktı. Biz de gerekeni yaptık. Osmanlı İmparatorluğunu çaresiz bırakarak I: Dünya Savaşı’na soktuk. Çok zorlansak da, Osmanlı İmparatorluğunu yıktık. İstanbul’u ve Anadolu’nun bazı bölümlerini işgal ettik. Planlarımızı tam sonlandıracağımız zaman Mustafa Kemal adında, padişahı ve şeyhülislam’ı dinlemeyen asi bir general ortaya çıktı. Bütün planlarımız alt üst oldu. Hepsi geriye kaldı”.

“Mustafa Kemal, bizim temsil ettiğimiz dünyanın en büyük düşmanıdır. O’nun varlığı, İsrail devletinin kurulmasını otuz yıl kadar geciktirdi ve bize milyarlarca dolar kaybettirdi. İzmir suikastı denen bir olaya karıştığı için idama mahkûm ettiği, Osmanlı Maliye nazırlarından aziz dostumuz Cavit Bey’i kurtarmak için O’nun yanına gittik. Bizi çok soğuk karşıladı. Tekliflerimizin hiç birisini kabul etmedi. Ve adeta bizi, makamından kovdu. Birkaç gün sonra da Cavit Bey’i idam ettirdi”.

İtiraflarda, Türkiye’den başka birçok ülkeye ve çeşitli olaylara da yer verilmiş. Bu ülkelerde ve olaylardaki aktörlerden bahsedilmiş. İkinci Dünya Savaşı, Hitler, Stalin, atom bombası, ihtilaller, darbeler anlatılmış… İran-Irak savaşının çıkarılmasının sebepleri ve sonucu değişik bir perspektif ile açıklanmış.

Şimdi, kendimize bakarak düşünelim… Toplumumuzu, yaşam şartlarımızı, siyasilerimizi ve icraatlarını, bilim ve sanat seviyemizi, ahlaki halimizi, güven ve inançlarımızı, hayata bakış ve algılayış tarzımızı düşünelim ve sonra kendimize soralım: Yukarıda itiraf edilenlerin bugünkü durumumuzu yaratmada tesiri yok mu? Başkalarını dinleyerek mi bu duruma geldik? Yüz yıl önce, zengin olmayan, geçim sıkıntısı çeken; fakat dürüst, namuslu, çalmayan, aldatmayan, güven veren bir toplum yapımız varken bugün niçin, hırsızların, üçkâğıtçıların at oynattığı, sahtekâr, alçak, zalim ve gaddar bir toplum haline geldik? Bu nasıl oldu? İtiraflar, bize yıllardır dost olarak görünenlerin aslında düşman olduğunu göstermiyor mu? Onlara inandık, onlara benzemeye çalıştık, kişiliğimizi kaybettik, kültürümüzü yitirdik, dilimizi unuttuk, kendimizden başkası olmaya çalıştık. Yüz yıllar öncesinde bu durumu yaşamıştık. O zaman Bilge Kağan “Ey Türk! Silkelen ve kendine dön!” diye haykırmıştı. Galiba bugün de Bilge Kağan gibi haykıracak bir lider arıyoruz; kendimize dönmek ve kendimizi bulmak için!

Kendimizi bulacak mıyız? Toparlanabilir miyiz? Bilmiyorum. Bu durumlardan kurtulmanın tek yolu “önce vatan ve millet” duygusunun bütün fertler tarafından kabullenmesi ve aklın kullanılmasıdır. Aklı, devreden çıkarırsak yapılabilecek bir şey yoktur. Hasta mutlaka ölecektir! Ölmemek için akıllı olmak ve önce vatan ve millet, diyebilmek gerekir. Tehdit ve tehlike çok büyük, farkında olmalıyız….

NOT: Bu makale, Azebaycan’da yayınlanan KREDO gazetesinde 17. Mayıs. 2014 tarihinde Gazanfer Kazımov’un yazdığı “Rockefeller’in İtirafları ve Dünya Medeniyetinin Kurucusu Türk’ün Bedbahtlığı” isimli makaleden yararlanılarak yazılmıştır.

Bu yazıyı lütfen dostlarınızla paylaşınız.