FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : İranlı eski istihbaratçı cinayetinde ilginç detay


İranlı eski istihbaratçı cinayetinde ilginç detay

Şişli’de 14 Kasım günü sokak ortasında kurşunlanan İranlı eski istihbaratçı Mesut Mevlevi (32) cinayetini soruşturan polis ilginç bir bilgiye ulaştı. (Çetin Aydın/ İlker Sezer- Hürriyet)

Mesut Mevlevi öldürüldüğünde yanında olan kişi birkaç saat önce tetikçiyle peş peşe AVM’ye girmiş. Polis hem tetikçiyi hem de Mesut Mevlevi’yi ölüme götüren arkadaşını arıyor. Mesut Mevlevi 14 Kasım 2019 günü saat 21.50 sıralarında Kâğıthane tarafından gelerek Ecza Sokak’ta bir kişiyle buluştu. İkili yürürken arkalarından gelen şapkalı, gözlüklü ve koyu renk giyimli bir kişi art arda 12 el ateş etti. Mevlevi kalbinden ve sağ bacağından vuruldu. Yoldan geçen N.Ü. de seken kurşunlarla yaralandı. Saldırgan koşarak olay yerinden kaçtı. Bir süre Mevlevi’nin başında bekleyen arkadaşı da daha sonra hızlı adımlarla uzaklaştı.

AVM’YE PEŞ PEŞE GİRDİLER

Polis güvenlik kameralarını incelediğinde çok ilginç bir detay buldu. Saldırgan olaydan önce Levent’teki bir AVM’ye gitmişti. Peş peşe içeri girdiği kişi ise Mevlevi’nin yanındaki arkadaşıydı. Bu görüntüye ulaşılmasının ardından, Mevlevi’nin vurulduğu sırada yanında olan kişi ile saldırganın birlikte hareket ettiği değerlendirildi. Polis iki şüphelinin kimliklerini belirlemeye çalışıyor.

Mevlevi’nin sosyal medyada eski İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’la fotoğrafı bulunuyor.

Hürriyet’e konuşan, yurtdışında yaşayan İranlı gazeteci Behnam Gholipour, Mevlevi’nin İran’daki yolsuzlukları ortaya çıkarmaya çalışan bir hacker grubu kurduğunu söyledi. Mevlevi’nin geçmişte kendisiyle iletişime geçtiğini söyleyen İranlı bir gazeteci ise Mevlevi’nin ‘ekonomik mafya’ olarak tanımladığı İran Devrim Muhafızları’nın eski üst düzey yöneticisi Morteza Rezaei’ye ilişkin belge toplamak için kendisine işbirliği teklifinde bulunduğunu belirtti.

İSPANYA’DAYMIŞ İZLENİMİ

2018 yılından İran’dan kaçtığı belirtilen Mevlevi, Türkiye’de olmasına rağmen sosyal medyada İspanya’da yaşadığı yönünde izlenim veriyordu. Mevlevi’nin İran’da yürütülen askeri ve istihbarat projelerinde sorunlar yaşanması ve arkadaşlarının tutuklanmasının ardından ülkeyi terk ettiği belirtiliyor. İsmini vermek istemeyen bir İranlı gazeteci, Mevlevi’nin İran’da birbiriyle çatışan iki istihbarat kurumunun anlaşmazlıkları nedeniyle öldürülmüş olabileceğini söyledi. Mevlevi’nin “Kara Kutu” isimli telegram kanalı üzerinden İranlı yetkillere dair ifşa belgeleri ile gündeme geldiği belirtildi. Mevlevi’nin sosyal medya sayfasında ise eski İran cumhurbaşkanları Haşimi Rafsancani, Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad ile çekilmiş fotoğrafları yer alıyor.

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : Eski istihbaratçıya İstanbul’da suikast !!!!


Eski istihbaratçıya İstanbul’da suikast !!!!

11 Kasım’da eski İngiliz askeri istihbarat subayı James Gustaf Edward, İstanbul’da ikamet ettiği evin önünde ölü bulunmuştu. Dün akşam yine İstanbul’da İran istihbaratının eski üyesi olduğu iddia edilen Mesut Mevlevi sokak ortasında silahlı saldırıya uğradı. Güvenlik kamerası görüntüleri saldırının dehşetini gözler önüne serdi.

İran istihbaratının eski üyesi olduğu iddia edilen rejim muhalifi Mesut Mevlevi, İstanbul’un göbeği Şişli’de arkadaşıyla yürüdüğü esnada sokak ortasında silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü.

Mevlevi, 15 Kasım gecesi saat 21:45 sıralarında arkadaşıyla birlikte Şişli Esentepe Mahallesi Ecza Sokak’ta yürüdüğü sırada arkadan yaklaşan kimliği belirsiz kişinin saldırısına uğradı.

SALDIRGAN HIZLA YAKLAŞTI VE 11 EL ATEŞ ETTİ

Görgü tanıklarına göre şapkalı saldırgan tabanca ile 11 el ateş ederek Mevlevi’yi vurdu ve kayıplara karıştı. Saldırıda ağır yaralanan Mevlevi yapılan tüm müdahalelerin ardından hayatını kaybetti.

Polis ekipleri saldırı mahallinde 11 adet kovan tespit etti. Güvenlik kamerası görüntüleri saldırının dehşetini gözler önüne serdi.

Mesut Mevlevi, İstanbul’da sokakta yürürken suikast sonucu hayatını kaybetti.

MESUT MEVLEVİ KİMDİR?

İran’ın İsfahan şehrinde doğan Mesut Mevlevi, “Kara Kutu” isimli Telegram kanalı üzerinden İranlı yetkililere dair ifşa ettiği belgelerle gündeme gelmişti.

İran istihbaratının eski üyesi olduğu iddia edilen Mevlevi, bazı kaynaklara göre istihbarat teşkilatında çalışmaya devam ediyordu.

Ölümünün ardından sosyal medya hesapları kapatılan Mevlevi’nin Instagram sayfasında eski İran cumhurbaşkanları Haşimi Rafsancani, Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad ile çekildiği fotoğraflar yer alıyor.

Mesut Mevlevi ile İran’ın eski cumhurbaşkanlarından Haşimi Rafsancani ile birlikte.

Mevlevi’nin sosyal medya hesaplarında İran’daki muhtelif askeri tesislerde çekilmiş fotoğraflar da bulunuyor.

Arizona Üniversitesi’nde yapay zekâ üzerine doktora eğitimi alan Mesut Mevlevi, “yapay zekâ biliminin babası” unvanıyla İran Radyo ve Televizyonu’na bağlı kanallara birçok kez konuk olmuştu.

“KARA KUTU” TELEGRAM KANALI

Mesut Mevlevi, 2018 yılı mart ayında “İran halkının etkin sesi” sloganıyla faaliyete başlayan “Kara Kutu” isimli Telegram kanalıyla meşhur oldu.

Mevlevi, söz konusu kanalı“Yolsuzlukları, cinayetleri ve İslam Cumhuriyeti’nin perde arkasındaki hadiselerini ortaya çıkaran medya” diye tanıtmıştı.

Mevlevi, “Kara Kutu” isimli Telegram kanalında yaklaşık 20 ay boyunca İran yargısı, İstihbarat Bakanlığı ve Devrim Muhafızları İstihbarat Birimi’ne ilişkin belge, bilgi ve ses kayıtları paylaştı.

Polis Mevlevi’yi vuran suikastçiyi güvenlik kamerası görüntüleri üzerinden teşhis etmeye çalışıyor.

Mevlevi Telegram kanalında, İran devrim lideri Ali Hamaney’in Ofis Başkanı Muhammed Muhammedi Golpayegani’nin Laricani Kardeşler ile birlikte karıştığını iddia ettiği yolsuzluk belgelerini yayımlamıştı.

Kara Kutu’da İran İstihbarat Bakanlığı’nın casusluk karşıtı biriminin toplantı salonunun gizli çekim görüntüleri yayımlanmıştı.

Kara Kutu’nun Youtube kanalında yayınlanan belgeselde ise İran Devrim Muhafızları Ordusu’nda gerçekleştiği iddia edilen yolsuzluklara dair belgeler paylaşılmıştı.

"YENİ BELGELER İFŞA EDECEEĞİ" İDDİASI

Suikasttan iki gün önce gerçekleşen mesajlaşma kayıtlarına göre, Mesut Mevlevi İranlı yetkililere ilişkin önemli belgeleri ifşa edeceğinin haberini veriyor.

Mesut Mevlevi, şahsi Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Devrim Muhafızları Ordusu’nu kastederek “Yozlaşmış mafya komutanlarının kökünü kazıyacağım, dua edin ben bu işi yapmadan onlar beni öldürmesin.” ifadelerini kullanmıştı.

Mevlevi’nin infaz edilmesi akıllara İstanbul’da öldürülen GEM TV’nin sahibi Saeed Karimian’ı getirdi.

2017 yılında İstanbul Maslak’ta İran kökenli İngiliz vatandaşı 45 yaşındaki Saeed Karimian ile Kuveytli ortağı Muhammed El Muhtari’nin içinde bulunduğu aracın önünü ciple kesen çarşaflı saldırganlar yaylım ateşi açtıktan sonra kayıplara karışmıştı.

İRAN’DA 6 YIL HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILMIŞTI

Karimian, İran’da gıyaben yargılanıp "ulusal güvenliğe aykırı eylem" ve "devlete karşı propaganda" suçlamasıyla 6 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

İngiliz haber kanalı BBC’nin internet sitesine mülakat veren Karimian’ın bir aile yakını şunları kaydetmişti: “Saeed Karimian son üç aydır rejim tarafından tehdit ediliyordu ve bunun sonucunda İstanbul’u terk etmeyi ve Londra’ya dönmeyi planlamıştı.”

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// TUNCA BENGİN : İngiliz istihbaratçı neden İstanbul’daydı ?


TUNCA BENGİN : İngiliz istihbaratçı neden İstanbul’daydı ?

İstanbul Beyoğlu’nda sokak ortasında cesedi bulunan eski İngiliz askeri istihbarat görevlisi James Gustaf Edward Le Mesurier’in ölümündeki sır perdesi aralanmaya çalışılıyor. Aynı gizemli durum Le Mesurier’in faaliyetleri için de geçerli. Çünkü dünya kamuoyunda Beyaz Baretliler olarak bilinen yardım derneğinin kurucusu Le Mesurier, İngilizlere göre Suriye’de sivillerin korunması yönünde hizmette bulunan gerçek bir kahraman, Ruslara göre ise Suriye’de başta ABD olmak üzere Esad karşıtı ülkelerin dezenformasyon konusunda sıklıkla kullandığı bir aparat. Yani eski falan değil terör örgütleriyle doğrudan ilişkili ve hâlâ da aktif bir İngiliz casusu. Dolayısıyla, bu da yeni soruları beraberinde getiriyor. Örneğin, istihbaratçılara göre, planlı, sessiz çalışan, sadece neticeye odaklanan ve profesyonellik bakımından en iyilerden biri olan MI6 gibi bir servis ve elemanı bu kadar acemice nasıl davrandı? Ya da Le Mesurier neden İstanbul’daydı veya MİT’in takibinde miydi gibi. Dün bu konuları geçmişte kritik görevlerde bulunan eski istihbaratçı Metin Ersöz’e sordum. Öncelikle de İstanbul’da casusların cirit attığı iddialarından başlayarak. Yanıtı şuydu:

“İstanbul’da casus çok ama bunların hedefi direkt Türkiye değil. Daha çok, çalıştıkları ülkelerden gelerek İstanbul’u dinlenme, ikmal yolu olarak kullanıyorlar. Mesela Irak, Suriye, Kafkaslar, Gürcistan, Osetya, Ukrayna’da çalışanların bağlantı noktası İstanbul’dur. Biliyorsunuz, Türkiye’deki 15 askeri üste yaklaşık 10 binin üzerinde Amerikan askeri ve bunlara bağlı askeri istihbarat birimleri var. Bunların çalışma, eğlence ve ikmal alanları da İstanbul’dur. Adam hafta sonu bile olsa kalkıp İstanbul’a gelip iki gün dinlenip kendi çalışma alanına gidebiliyor. Dolayısıyla, hem gizli buluşmalar hem elemanlanma açısından istihbaratçılar için İstanbul verimli bir yer, cennet yani…”

Le Mesurier bunlardan farklı değil mi?

“Bu adam emekli bir asker ama önceki görevi İngiliz Özel Kuvvetleri’nde çalışmış. Emekli olduktan sonra İngiltere’de kurulan özel bir şirket vasıtasıyla Suriye’de faaliyet gösteriyor. En son 2016’da kendi ekibinden 7-8 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir operasyonda da deşifre olmuş biri. Bu bir istihbaratçı için en kötü bir durumdur. Dolayısıyla da bu adam bir şeyler üretmek için daha önce çalıştığı konumlarla ilgili çok iyi bir vasat olan İstanbul’a gelmiş. Yani Suriye’deki faaliyetlere yönelik elemanlanma çalışması içinde.”

Nasıl yani?

“Bu tür adamlar kelle avcılığı yapıyor, nitelikli insanları tespit edip bunları servislere pazarlıyor. Yani ajanlık yapabilecek, saldırılarda, çatışmalarda bulunabilecek potansiyeli olan her türlü adamları tespit ederler, bir portföy oluştururlar. Ve ihtiyacı olan ülkelerin yine kendileri gibi özel şirketlerine önerirler. Çünkü bu kirli ilişkilerde ülkeler direkt devreye girmezler. Bunu ABD, İsrail ve Rusya da böyle yapıyor. O nedenle, bu adamların ülke gizli servislerinin kontrespiyonaj faaliyeti kapsamında tespit edilmeleri de çok zor. Çünkü tespit etseniz bile, adam ‘Ben özel şirkete çalışıyorum, devlete casusluk yapmıyorum’ diyor. Şimdi bu adam da öyle.”

Peki, bu sonuçta Le Mesurier İngilizlere, MI6’ya çalışan bir casus anlamına gelmez mi? Ersöz, devam ediyor:

“Geçmişte bağlantı sağlamış. Burada kesin ona çalışıyor diye bir bulgu yok. İngilizler böyle bir adamı İstanbul’da niye tutsun? Başlarına bela olabilir. Yani kendi diğer faaliyetlerine zarar verebilecek bir adamdır bu. Adamın zaten geçmişi ortaya çıkmış, peşinde Ruslar var. Dolayısıyla, bundan sonra onlar için yararlanabilecekleri bir adam değildir. Dünyadaki bütün istihbaratçılar için bu kirlenmiş bir ajandır. O nedenle, bundan uzak duruyorlardır. Belki bu adamın onlarla irtibat kurma durumu vardır ama onlar pek istemezler. Çünkü istihbarat bekleyen bir ajan için bu tip adamlar bir mayındır.”

Sakıncalı ajan anlamında mı?

“Açığa çıkmış adam sakıncalıdır. Bu da zaten onun psikolojisini yaşadığı için dengesi bozulmuş. Kaçınılmaz bir sona doğru kendisi gitmiş. Bu adam 2016’da zaten bitmiş. Ve tek çıkış yolu olarak İstanbul’da bu tür kelle avcılığı yapmayı düşünmüş. Ve eşinin ifadelerinden de anlaşılıyor ki bu adam bir ekip olarak burada. Kurulu bir düzen üzerine gelmiş…”

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// Eski istihbaratçı Cevat Öneş : İngiliz casusun ölümünde “istihbarat savaşı” ihtimali dışlanmamalı


Eski istihbaratçı Cevat Öneş : İngiliz casusun ölümünde “istihbarat savaşı” ihtimali dışlanmamalı

İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde, eski İngiliz askeri istihbarat görevlisi James Gustaf Edward Le Mesurier’in cesedi bulunmuştu. Cesedin bulunduğu yer Le Mesurier’in evinin ve vakfın ofisinin yakınlarındaydı.

İSTİHBARATÇININ EŞİ: EŞİM İNTİHAR ETMEYİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜ SÖYLEMİŞTİ

Le Mesurier’in intihar mı ettiği yoksa bir cinayete mi kurban gittiği henüz anlaşılamadı. İstihbaratçının eşi Emma Winberg, Le Musurier’in bir süredir psikolojik sıkıntıları olduğunu söylüyor. Winberg, “2-3 gün önce Adalar’daki evde aşırı strese bağlı rahatsızlığı nedeniyle iğne ve ilaç tedavisi aldı. Sağlık kuruluşuna yakın olmak için bu adrese geldik” ifadelerini kullandı.

Eşinin ölmeden önceki gece uyku ilacı kullandığını ve kendisine de verdiğini belirten Winberg, “Saat 05.30-06.00 sıralarında kapının dışarıdan polis tarafından çalınması üzerine uyandım. Eşimi görmemem üzerine 3. katta açık olan pencere camından baktığımda onu yerde yatar halde gördüm. Olaydan yaklaşık 15 gün önce bana intihar etmeyi düşündüğünü söylemişti” şeklinde konuştu.

“ARKADAŞIM TEHDİT EDİLİYORDU”

Winberg’in, “Eşim intihar etmeyi düşünüyordu” şeklindeki ifadesine karşın istihbaratçının ordudan arkadaşı Hamish de Bretton-Gordon’a göre Le Mesurier intihar etmedi. Gordon, arkadaşının kendisine Beyaz Baretliler grubuyla birlikte Suriye’de yardım faaliyetlerinde bulunması nedeniyle tehdit edildiğini söylediğini aktardı.

CESET OLAY YERİNE SONRADAN MI GETİRİLDİ?

Ayrıca Le Mesurier’in düştüğü yer ile atladığı iddia edilen yer arasında yaklaşık 5 metre mesafenin olması, cesedin öldürüldükten sonra olay yerine getirildiği şüphelerine neden oluyor.

BEYAZ BARETLİLERLE İŞBİRLİĞİ İÇERİSİNDEYDİ

48 yaşındaki Le Mesurier, Mayday Rescue Vakfı’nın kurucusuydu ve başkanlığını yürütüyordu. Vakfın en büyük faaliyet alanlarından birisi Suriye. Ordudan ayrıldıktan sonra Ortadoğu’da insani yardım faaliyetlerine başlayan Le Mesurier, kimilerince şaibeli bulunan Beyaz Baretliler grubunun da kurucuları arasında yer alıyor.

BEYAZ BARETLİLER “RIGHT LIVELIHOOD” ÖDÜLÜNÜ DE ALDI

Beyaz Baretliler Suriye’de ve Bağdat’ta insani yardım faaliyetlerinde bulunuyor. 2014 yılında kurulan Beyaz Baretliler, birçok Batı ülkesinden de destek görüyor. 2016’da Nobel’in alternatifi olarak nitelenen Right Livelihood ödülünü alan grup filmlere de konu oldu.

KARA PROPAGANDA VE EL KAİDE İDDİASI

Bununla birlikte gruba yönelik çok ciddi eleştiriler ve suçlamalar da var. İddiaların temelinde Beyaz Baretlilerin “insani yardım kılıfını kullanarak Suriye karşıtı propaganda yaptığı” iddiası yer alıyor. Ayrıca grubun El Kaide ile birlikte hareket ettiği, örgüt militanlarını bünyesinde barındırdığı iddiaları da bulunuyor.

RUS DIŞİŞLERİ SÖZCÜSÜ: LE MESURIER’İN TERÖR ÖRGÜTLERİYLE İLİŞKİSİ VARDI

Suriye rejimi ve Rusya’nın, Beyaz Baretliler’i bir sivil örgüt olarak görmüyor. İki ülke de yapının rejim karşıtı faaliyetler yürüttüğüne inanıyor. Le Mesurier’in Beyaz Baretlilerle ilişkisi de “İstihbaratçının ölümünde Rusya’nın parmağı var mı?” sorusunu akla getiriyor.

Rusya, 2016 yılında Kraliçe 2. Elizabeth tarafından şövalyelik unvanına layık görülen Le Mesurier’in, eski bir MI6 (İngiliz Gizli İstihbarat Servisi-SIS) ajanı olduğunu iddia etmişti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Beyaz Baretlilere ilişkin yaptığı açıklamada sözü Le Mesurier’e getirmiş ve Le Mesurier’in yıllarca Balkanlar ve Ortadoğu’da görev yaptığını, Kosova’da görev yaptığı dönemde “terör örgütleriyle” bağlantısı olduğunun bildirildiğini de öne sürmüştü.

Le Mesurier’in ölümünün geçen hafta yapılan bu açıklamadan sonra gerçekleşmesi olaydaki Rusya şüphelerini artırdı.

“KESİN BİR ŞEY SÖYLEMEK İÇİN ÇOK ERKEN”

Tarafsız Haber Ajansı’nın konuyla ilgili sorularını yanıtlayan eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, eski İngiliz askeri istihbarat subayının ölümüyle ilgili birçok karanlık nokta olduğunu söyledi. Öneş, bunlar aydınlatılmadan “cinayet mi, intihar mı” sorusuna kesin bir yanıt vermenin mümkün olmadığını ifade etti.

“BEYAZ BARETLİLER SİVİL GÖRÜNÜMLÜ ÖRGÜTLER”

Ancak yine de olayda Rusya ihtimalinin araştırılması gerektiğini söyleyen Öneş, Le Mesurier’in Beyaz Baretliler’deki faaliyetlerine dikkat çekti. Örgütün siyasi amaçları olduğuna yönelik iddiaların gerçeklik payının yüksek olduğunu söyleyen Öneş, “Rusya, Beyaz Baretlilerin asıl amacının yardım faaliyetleri olmadığını, Suriye rejimi aleyhine kara propaganda yaptığını söylüyor” diye konuştu. Rusya’nın açıklamalarının ve Beyaz Baretlileri sürekli hedef göstermesinin olaydaki şüpheleri artırdığına dikkat çeken Öneş, bu yüzden Le Mesurier’in ölümünde “istihbarat savaşları” konusunun göz önünde tutulması gerektiğini vurguladı.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : ‘Siyonist israilli istihbaratçılar BAE’li şirket için Tel Aviv’deki işlerinden ayrılıyor’


‘Siyonist israilli istihbaratçılar BAE’li şirket için Tel Aviv’deki işlerinden ayrılıyor’

İşgalci çetesi ordusunun teknoloji birimlerinde çalışmış personeller, bir BAE şirketi için, daha iyi ücretler karşılığında Tel Aviv’deki işlerini geri çeviriyor.

Son iki yıldır, Siyonist İsrailli bir siber istihbarat şirketi büyük bir beyin göçü verdi. The New York Times’ta yayınlanan 2017 tarihli rapora göre 8 bin 200’den fazla eski İSrail ordusu personeli, siber istihbarat odaklı bir İsrail teknoloji firması olan NSO Group Technologies’den ayrıldı.

Haber, dün Haaretz’de Amitai Ziv imzasıyla yayınlanan bir makalede yer aldı. Buna göre "gizmeli bir Arap siber firması, bünyesine katmak için siyonist İsrail Savunma Kuvvetleri teknoloji birimlerinde görev almış isimlere astronomik maaşlar teklif ediyordu. Bu isimlerse orduda edindikleri bilgi ve becerileri, İsrail ile diplomatik ilişkisi olmayan diktatörlük rejimlerine yakın Arap firması için kullanıyordu"

SORUŞTURMA DARKMATTER‘I İŞARET EDİYOR

The New Arab’ın haberine göre NSO’da yaşanan ‘toplu işten çıkmalar’ için özel bir soruşturma başlatıldı. Bu soruşturmanın BAE’deki DarkMatter sanal güvenlik şirketini işaret ettiği belirtilirken, 8 bin 200 çalışanın tamamının Kıbrıs’a gittiği bulundu.

Amitai Ziv, Dark Matter’ın Singapur’daki ofisinin siyonistler tarafından yönetildiğine ilişkin dedikodular olduğunu kaydetti. LinkedIn sayfasına göre de DarkMatter, hali hazırda 650 kişiyi istihdam etmekte.

işgalci İsrail siber istihbarat sektöründen, adını vermek istemeyerek "Y" kodunu kullanan bir isim, olaya ilişkin "İsrail Savunma Bakanlığı Savunma İhracat Kontrolleri Ajansı’nın denetimi olmadan, BAE’nin İsrail’in fikri mülkiyetini çaldığını" belirtti. Ayrıca, siber güvenlik çalışanlarının zaten çok yüksek maaşlar aldığını söyleyen Y, BAE’li şirketin daha fazlasını ödemeye hazır olduğunu aktardı: "Yılda 1 milyon dolara yakın maaşlar kazanan isimler tanıyorum."

DARK MATTER: CIA MENSUPLARIYLA ÇALIŞIYOR, BAE İSTİHBARATINA HİZMET VERİYOR

2015 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’nin bir parçası olan Abu Dabi’de, Körfez’in önde gelen cep telefonu firması Axiom Telecom’u kuran ve BAE ordusunda görev alan bir generalin oğlu olan Fayon Al-Bannai tarafından kurulan bir siber güvenlik şirketi olan DarkMatter’ın Finlandiya, Kıbrıs ve Singapur’un da içinde olduğu çok sayıda ülkede ofisi bulunuyor.

Şirketin görevi "siber savunma." Fakat bu yılın başında, şirketin, BAE istihbarat teşkilatına, Batı hedefleri için hacker hizmeti verdiği, ayrıca CIA mensuplarını da bünyesinde barındırdığı haberleri gündeme geldi.

Arap aktivistleri, rejim muhaliflerini, medya mensuplarını hedef alan Dark Matter’ın

Reuters’a göre Londra, Beyrut gibi noktalarda da yayınlar yapan Katar destekli gazete Al Araby Al Jadeed, Suudi detekli The New Arab (Al Araby) ve CEO’su Abdulrahman Elshayyal ile Filistinli düşünür Azmi Bishara, Dark Matter’ın hedefleri arasında.

MOZILLA’DAN DARK MATTER’A ENGEL

Temmuz ayında, Firefox’un tarayıcı üreticisi Mozilla, DarkMatter tarafından sertifikalandırılmış web sitelerini engelledi ve şirketin saldırılar gerçekleştirdiğine dair kanıtlar olduğunu belirtti.

Bir ay sonra Ağustos’ta, Google, DarkMatter tarafından sertifikalandırılmış web sitelerini Chrome ve Android tarayıcılarından bir sebep belirtmeden engelledi.

SİYONİST YETKİLİLER NE DİYOR?

Amitai Ziv, Haaretz’deki haberinde bu personellerin siyonist İsrail Savunma Bakanlığından gerekli izinleri alıp almadıklarını sorguladı. Bu kapsamda Savunma Bakanlığı’nın kesin bir cevap vermeyi reddettiği belirtilirken, The Market’in konuyla ilgili sorusuna şu şekilde yanıt verildiğini aktardı:

"Savunma Bakanlığı, savunma ihracatı politikalarıyla ilgili özel durumlarla ilgili ve bu nedenle belirli lisanslar veya ihracat sicilinde listelenenler hakkında yorum yapmıyor. Fikri mülkiyetini yabancı bir işletmeye devretmek isteyen işgalci İsrail vatandaşlarınınsa bunu yasalar kapsamında gerçekleştirmesi gerekir."

KUZGUN PROJESİ

Reuters’ın raporuna göre BAE’nin başkenti Abu Dabi’den yönetilen Kuzgun Projesinde (Project Raven) görev alan isimler de ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın 2014’deki eski çalışanları ve maaşları Dark Matter tarafından ödendi.

Projenin dünya çapında duyulmasını sağlayan adım ise "Karma" olarak nitelendirilen bir casus yazılım programının yüzlerce kişinin iPhone’una girebilmiş olmasıydı. iPhone’una girilebilen isimler arasında Katar Emiri Temim bin Hamad es-Sani, Umman’ın dışişlerinden sorumlu bakanı Yusuf bin Alawi bin Abdullah ve eski Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek de vardı.

Project Raven 2016 yılında kapatıldı ve çalışanlarına DarkMatter için çalışmaya devam etme seçeneği verildi. Reuters raporunda, şirketin BAE istihbarat servisleriyle çok yakın bağları olduğunu, aynı binada ofisleri bulunduğu belirtti.

Reuters, eski NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) çalışanlarının çoğunun DarkMatter’da kalmayı ve çalışmayı seçtiğini, ancak yaptıkları işin niteliğinin açıkça ortaya çıkması sonucunda ayrıldıklarını kaydetti.

Eski bir çalışan olan Lori Stroud, Reuters’e “Bazı günler Twitter’daki 16 yaşındaki bir çocuğu bastırmak zordu" dedi.

"HALEN ÇALIŞAN SİYONİST İSRAİLLİLER VAR"

Bugün, Reuters’in ifşa etmesine rağmen, şirket için çalışan siyonist İsraillilerin olduğu anlaşılıyor

DANIŞTAY DAVASI : MEŞHUR DANIŞTAY SUİKASTİ FETÖCÜ İSTİHBARATÇILAR TARAFINDAN (SÖZDE) ERGENEKON’A NASIL MONTE EDİLDİ ??? HATIRLAYALIM !!!


Serhan Bolluk : Danıştay katili Alparslan Aslan kimlerle bağlantılı

Alparslan Arslan Cumhuriyet gazetesine bomba attıktan sonra hem de daha olay yerinden kaçarken Şeyh Salih Kunter’i, ardından da Hamza Öztürk’ü aradı. Hamza Öztürk’ün Danıştay eyleminden 1,5 ay öncesinden itibaren çok sıklıkla görüştüğü kişi ise Fethullah Gülen’in yeğeni Kemalettin Gülen

Alparslan Aslan Danıştay saldırısını yapmaya gitmeden hemen önceki gün kimlerle buluştu? TİB kayıtlarına göre Salih Yaşar, Süleyman Esen ve Alparslan Aslan’ın telefonları akşam saat 17.17’de Üsküdar Toygan Hamza semtinden sinyal veriyor.

Danıştay saldırısının yapıldığı gün ise sabah saat 10.00 sularında, yani saldırıdan hemen önce Hamza Öztürk önce Kemalettin Gülen’i, ardından da Süleyman Esen’i aradı. Defalarca bu aramalar devam etti. Alparsalan Arslan’ın bu kişlerle bu kadar yoğun ilişkisine karşılık, Ergenekon sanıklarıyla hiç bir ilişkisi ve irtibatı yok.

"Adım Adım Danıştay Suikasti" adlı yazı dizimizin son bölümünde Danıştay katili Alparslan Aslan’ın kimlerle irtibatlı olduğunu ve cinayeti işlediği gün yaptığı telefon görüşmelerine tanıklık edeceğiz.

Kemalettin Gülen:

Fethullah Gülen’in yeğeni. Başörtüsü kararından dolayı Danıştay üyelerine küfreden kişi. Alparslan Arslan bu hareketinden dolayı ona büyük saygı duyduğunu mahkemede söyledi.

Şeyh Salih Kunter:

Alparslan Aslan’ın gittiği dergahın şeyhi; cinci hoca. Alparslan Aslan’a Danıştay cinayetinden hemen önce cin çıkarma ayini yaptı. Konuşmalarında “Cumhuriyet gazetesinin kafir gazete” olduğunu, “Danıştay üyelerinin Allah’a iftira ettiğini söyledi. Alparslan Aslan da Allahın askeri olduğuna inanıyor ve her gün şeyhine gidip onun ihtiyaçlarını bile karşılıyor.

Salih Yaşar:

Şeyh Sait Kunter’in sağ kolu. Cin çıkarma seansları yapıyor, muska yazıyor.

Süleyman Esen:

Alparslan Aslan’ın ifadelerinde “Bombaları ondan aldım, benim liderimdir” dediği avukat. Şeyhin müridi ve Kemalettin Gülen’in yakın arkadaşı.

Hamza Öztürk:

Eski polis. Kim olduğu veya bağlantıları hiç araştırılmadı.

Osman Yıldırım:

Cumhuriyet Gazetesi’ni bombalatmaktan ve Danıştay cinayetinde suç ortaklığı yapmaktan Alparslan Aslan ile birlikte müebbet hapis aldı. Ergenekon davasında hem sanık, hem tanık, hem de gizli tanık. Çok sayıda sabıkası var. Ablasını öldürmekten ve ablasının kızını para karşılığında erkeklere pazarlamaktan hükümlü. Ergenekon savcıları ona “Osmanım” diye hitap ediyordu.

Bu kişilerin Danıştay cinayetinden önceki yaklaşık 2 aylık (1 Nisan-28 Mayıs 2006) sürede birbirleri ile toplam 145 görüşmeleri var. Ama bunların içinde sadece Süleyman Esen sanık. Ergenekon duruşmasında da ifadesi bile alınmadan salıverildi. Diğerlerinin bazıları tanık, bazıları tanık bile değil.

Mesela 11 Mayıs 2006’da Alparslan Arslan Cumhuriyet gazetesine bomba attıktan sonra hem de daha olay yerinden kaçarken Şeyh Salih Kunter’i, ardından da Hamza Öztürk’ü aradı.

Hamza Öztürk’ün Danıştay eyleminden 1,5 ay öncesinden itibaren çok sıklıkla görüştüğü kişi ise Fethullah Gülen’in yeğeni Kemalettin Gülen.

Danıştay saldırısından önce Alparslan Aslan, Vakit gazetesinin “İşte o üyeler” manşetli sayısını da yine Kemalettin Gülen’in ofisinden aldı.

Alparslan Aslan’ın Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba attıktan sonraki (12 Mayıs 2006) telefon irtibatlarının bazıları şöyle:

Alparslan Aslan Hamza Öztürk’ü aradı.
Kemalettin Gülen Hamza Öztürk’ü aradı.
Alparslan Aslan Hamza Öztürk’ü aradı.
Hamza Öztürk Alparslan’ı aradı.
Hamza Öztürk tekrar Alparslan’ı aradı.
Süleyman Esen, Alparslan Aslan’ı aradı.
Ve bu bağlantılar sürüp gidiyor.

Alparslan aslan Danıştay saldırısını yapmaya gitmeden hemen önceki gün kimlerle buluştu? TİB kayıtlarına göre Salih Yaşar, Süleyman Esen ve Alparslan Aslan’ın telefonları akşam saat 17.17’de Üsküdar Toygan Hamza semtinden sinyal veriyor.

Danıştay saldırısının yapıldığı gün ise sabah saat 10.00 sularında, yani saldırıdan hemen önce Hamza Öztürk önce Kemalettin Gülen’i, ardından da Süleyman Esen’i aradı. Defalarca bu aramalar devam etti.

Alparslan Arslan’ın bu kişilerle bu kadar yoğun ilişkisine karşılık, Ergenekon sanıklarıyla hiç bir ilişkisi ve irtibatı yok.

KATİL ASLAN’IN MUZAFFER TEKİN’LE BAĞLANTISI VAR MI?

Özel görevli medyanın en çok tekrar ettiği yalanlardan biri de buydu. Hem gazetelerde hem de televizyonlarda hayali bağlantılar kurdular. Sözgelimi Nagehan Alçı 13 Aralık 2012 günü CNN’de yayınlanan Dört Bir Taraf programında şöyle dedi: “Danıştay saldırısıyla Muzaffer Tekin ilişkisini reddetmeyelim. Alparslan Aslan’ın Muzaffer tekin ile 35 kez telefonla konuştuğu belgelendi.

Oysa gerçek şuydu: Muzaffer Tekin’in Mahkemedeki beyanlarına göre, Alparslan Aslan kendisiyle, Danıştay suikastinden 1,5 yıl önce, bürosunun bulunduğu iş hanındaki bir avukat arkadaşının yanına geldiğinde tesadüfen tanıştı. Toplam telefon irtibatları 90 saniye. En son Danıştay saldırısından 9 ay önce Muzaffer Tekin’e bir mesaj atmış. Tekin savunmasında

bunun kandil tebriği gibi bir nezaket mesajı olduğunu söyledi. Bütün irtibat bu kadar.

O halde Nagehan Alçı neden “35 görüşme var” yalanını söylüyor? Esas bağlantıları gizlemek için olabilir mi?

POLİS MUZAFFER TEKİN’İN ADINI NASIL BULDU?

O kadar araştırdım bulamadım; Danıştay Suikastı’nın hemen ardından polis Muzaffer tekin adına nasıl ulaştı? “Saklan, ben sizi Pazartesi Ankara’ya götürürüm” diyen Ertaç Giray aynı zamanda Mehmet Eymür’ün de avukatıydı. Mehmet Eymür o gün Fenerbahçe Orduevi’ndeki masada Muzaffer Tekin’in yanında oturan M. Zekeriya Öztürk’ü de tanıyordu. Muzaffer Tekin’in babası vasıtasıyla yakın görüştüğü Demir bükülmez, kumarhaneler kralı Sudi Özkan’ın sağ koluydu. Bilindiği gibi Mehmet Eymür de Sudi Özkan’ın yanında danışman olarak çalışıyordu. Bir şey ima etmek için yazmıyorum; sadece kafamdaki soruya yanıt bulmaya çalışıyorum. Muzaffer Tekin’i birileri oyuna mı getirdi? Sorular bitmez…

Örneğin…

Danıştay Suikastı’nı Ergenekon davasına bağlamak için niye çok çaba harcandı? İddianamede bir zorlama olduğu ortada, Alparslan Arslan çevresiyle ilgili pek bir araştırma yapılmamışken, Ergenekon tutuklularının suikastla irtibatını kurmak için olağanüstü bir çaba göze çarpıyordu. Niye?

Terörle Mücadele Yasası’nın birinci maddesi 29 Haziran 2006 tarihinde değiştirildi. Bir fiilin terör suçu olması için birden fazla kişinin örgütlenip silah, mühimmat bulundurması yeterli değildi; cebir ve şiddet içeren eylem gerekiyordu.

Yani Ergenekon’un, terör örgütü kapsamına alınması için yakalanan kişiler, ele geçirilen silahlar yeterli değildi; şiddet içeren eylem gerekiyordu! Danıştay Suikastı Ergenekon’a bağlanınca, örgüt “terör örgütü” oluverdi.

CUMHURİYET BOMBALANDIĞINDA KİM KİMİNLE GÖRÜŞTÜ?

Alparslan Aslan bombaları Osman Yıldırım’a 4 Mayıs’ta verdiğini ifadelerinde söyledi. (İlk bomba atılmadan bir gün önce.)

Alparslan aslan 4 Mayıs gecesi defalarca ve uzun süre Osman Yıldırım ile görüştü. Ardından Osman yıldırım’ın telefonu 23.38’de Ataşehir’den sinyal verdi. Yani Ataşehir’e geldi. Tekrar görüştüler. İfadelerine göre Alparslan’ın bir arkadaşı arabasıyla Osman Yıldırım’ı Ataşehir Migros önünden aldı ve Alparslan Aslan’ın evinin önüne getirdi. Aslan bombaları dışarıda verdiğini söyledi.

Ertesi gün, yani 5 mayıs 2006’da sabah saat 09.51, 09.52, 09.58, 09.59, 10.50, 14.46’da Alparslan Aslan Osman yıldırım’a mesajlar attı. Mesajlarda “İş halloldu mu”, “Her şey tamam mı” diye sordu.

Aynı gün Osman yıldırım, Erhan Timuroğlu’nu saat 10.39, 10.42, 12.17, 12. 23, 14.05, 15.38, 15.39, 15.42, 16.24’te defalarca aradı. Bu arada da Alparslan aslan ile görüşmeye devam etti. Erhan Timuroğlu o gün Osman Yıldırım’n azmettirmesiyle Tekin Irşi isimli arkadaşına para vaat ederek Cumhuriyet gazetesini bombalattırdı.

Bu kişilerden hiçbirinin Ergenekon sanıklarıyla, ilişki ve irtibatı yok.

TİB KAYITLARINDA GÖRÜNMEYEN ADRES NERESİ?

İfadelerine göre Alparslan Arslan ve Süleyman esen sık sık Şeyh Salih Kunter’in Gültepe’deki evine gidiyorlardı. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB)’ndan gelen baz istasyonu raporlarında ise bir sürpriz vardı. Her gün, akşam saatlerinde Süleyman Esen ve Alparslan Aslan’ın telefonları bir yerden görüşmeler yapıyor ama o yerdeki baz istasyonunun adresi TİB raporunda görünmüyordu.

Telefonların yaklaşık olarak nerede olduğunu tespit etmek için görünmeyen yerden bir önceki görüşmelere bakıldığında 4. Levent ve Mecidiyeköy arasında olduğu anlaşılıyordu. Yani Levent veya Mecidiyeköy’den yapılan görüşmelerden sonra gelinen bir yer TİB raporlarında görülemiyordu.

Burası Şeyh Salih Kunter’in evinin de olduğu Gültepe olabilir miydi?

Ve bu adres TİB raporlarında neden görülemiyordu?

Bu sorular ısrarlı taleplere rağmen hâlâ cevaplanamadı.

ERGENEKON’DA MEDYA OPERASYONU

Ergenekon davasının başlangıcı sayılan Ümraniye operasyonundan sonra özel yetkili medya ağızbirliği emişçesine Danıştay davasının birleştirilmesi yönünde haberler yaptı.
Onlara göre Ümraniye operasyonunun ucu Danıştay’a uzanıyordu.

Bir yandan bu haberler yapılırken aynı gün Savcı Zekeriya Öz Ankara’dan Danıştay dosyasını istedi. Tarih 15 Haziran 2007’ydi ve daha ortada ne Osman Yıldırım’ın ifadesi, ne Ataşehir toplantısı iddiası vardı. Bunlar 8 ay sonra Osman yıldırım’ın ifadesinde yer alacaktı. Ama Zekeriya Öz Danıştay dosyasını 8 ay önceden istemişti bile.

Medya da bu yönde kamuoyu oluşturmak için elinden gelini yapıyordu.

İşte 14-15 Haziran 2007 tarihli bazı yandaş gazetelerden örnekler:

Danıştay katili Alparslan Aslan’ın Veli Küçük’le bağlantısı var mı?

30 Haziran 2006- Mehmet Eymür MİT Müsteşarlığına giderek Alpaslan Aslan’ın Irak’ın Kuzeyinden getirilen 500 milyon doları Veli Küçük’e teslim ettiğini, alacağı komisyon için de bir avukat ile görüştüğünü söyledi. İddiaya göre bu paranın komisyonu da 150 milyon dolardı. Komisyonun almadığı için de gidip Danıştay cinayetini işledi. 500 milyon doların birkaç TIR konteyneri yer kaplamasından dolayı fiziki olarak taşımak mümkün değildi ama bu basit mantığı bile yürütmüyorlardı. Aynı iddialar Ecevit Kılıç tarafından da Aktüel dergisinde haber yapıldı. MİT bunları araştırdı ve doğru olmadığını gördü. Daha sonraki Ergenekon duruşmalarında sanıkların talebi doğrultusunda 03–11–2010 tarihli yazıyla Ergenekon mahkemesine bildirdi.

Bir de dolaşıma sokulan bir fotoğraf üzerinden Veli Küçük ile ilişki kurulmaya çalışıldı. Yandaş medyanın iddialarına göre Veli Küçük ile Alparslan Arslan yan yanaydı. Fotoğraftakinin Alparslan Arslan olmadığı açıkça görülmesine rağmen bu yayınlara devam ettiler. Fotoğraftaki Amerika’da yaşayan bir Azeri genciydi ve fotoğraf Dünya Azeri Kongresinde çekilmişti.

Yani ortada ne para vardı ne fotoğraf, ne de Alpaslan Aslan ile Veli Küçük arasında bir ilişki…

Başbakan ve AKP yöneticileri neler söyledi?

17 Mayıs 2006- suikasttan iki saat sonra dönemin Adalet Bakanı olan M. Ali Şahin: “Sürprizlere hazırlıklı olun, arkasında Gladyo tipi bir yapılanma var şaşıracaksınız”

19 Mayıs 2006- Başbakan, “saldırı hükümete yönelik” açıklamasını yaptı. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, “bu olayın arkası başka, Muzaffer Tekin var” açıklamasını yaptı.

21 Mayıs 2006- Başbakan Erdoğan Danıştay saldırısının arkasında Deniz Baykal’ın olduğunu belirterek, “kurşunlar iktidara sıkıldı” açıklamasını tekrarladı.

24 Mayıs 2006- ABD Savunma Bakanı Paul Wolfowitz, “Türkiye’nin modern ve geleneksel yüzüne saldırılıyor. Danıştay saldırısını kastediyorum” dedi

27 Mayıs 2006- Başbakan, “Yüzbaşı’nın serbest bırakılmış olması suçsuz olduğu anlamına gelmez” açıklamasını yaptı. Bu açık bir hedef tarifiydi.

15 Haziran 2007- “Ümraniye’ye bakın. Başka bir şey armaya gerek yok.”

7 Temmuz 2007- Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül: “Bekleyin bakın bu iş çok yukarılara gidecek” dedi.

20 Şubat 2008- Hasan Cemal, Ergun Babahan ve Mustafa Karaalioğlu ile yaptığı programda Ergenekon davası için: “Gerekirse Ergenekon için yasal düzenleme bile yaparız” dedi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül şöyle dedi: “Bu Ümraniye olayına dikkat edin bunun arkası gelecek, bu olay çok büyüyecek…” (Can Dündar, Milliyet 2 Temmuz 2008, Ayrıca Ergenekon mahkemesindeki ifadesi)

19 Şubat 2011- Kemal Kılıçdaroğlu’nun “nerede bu örgüt gidip üye olacağım” sözüne karşılık: ”Ergenekon’u arıyorsan gidip Danıştay’ın ikinci Dairesine bak” dedi.

“POLİS SUÇ ORTAĞI”

5. 10 ve 11 Mayıs 2006 tarihlerinde gerçekleştirilen 3 ayrı bombalama eylemine rağmen niçin derhal suç mahallinde sinyal veren telefonlardan abone kimlik bilgileri tespiti yöntemi ile olay mahallinde bulunanları tespit etmek amacıyla teknik istihbarat çalışması yapılmamıştır?

Suç mahallinden kaçış istikametine ilişkin MOBESE kayıtları istenirken niçin olası geliş istikametine ilişkin olarak Büyükdere Caddesi üzerindeki MOBESE kayıtları istenilmemiştir.

Olay mahalli civarında temin edilmeye çalışıldığı söylenilen işyeri kamera kayıtlarının bulunmadığına ilişkin tanzim edilen bilgi notunun dayandığı, kamera kayıtları istenilen işyerleri hangileridir? Bu iş yerlerinden hangi tarihte kamera kayıtları istenilmiştir? İlgili tutanak yahut tanzim edilen evrak nerededir?

11 Mayıs 2006 günü gerçekleştirilen bombalama eylemine ilişkin olarak görgü şahitlerinden niçin derhal robot resim çizilmesi için yardım istenilmeyerek, Danıştay suikastının bir gün öncesine değin tam 5 gün beklenilmiştir?

İstanbul TEM’in, Cumhuriyet gazetesine 11 Mayıs günü saat 16.20’de atılan son bombadan iki gün sonra MOBESE görüntülerini istediği yazıda, niçin dağıtım-tebliğ tarihi olarak 12.05.2006 tarihinde tebliği alındığı görünen yazının üst kapak yazısında tarih 13.05.2006 olarak görünmektedir? Veya bir başka ifadeyle kayıt istemeye ilişkin yazı niçin derhal gönderilmek yerine tam bir gün bekletilmiştir?

5 Mayıs 2006 günü Cumhuriyet gazetesinin ilk kez bombalanması eyleminin hemen ardından görgü şahitlerinin bilgisine başvurulmak yerine tam 3 gün süre ile beklenilmiştir? Niçin görgü şahitlerinin görgüsüne bilgisine derhal başvurulmamıştır?

B.05.I. EGM.4.34.00.14.10-7229 sayılı 1 klasör 250. Ve 6 klasör 250. Sayfada yer alan robot resim çizdirilmesine ilişkin yazışmada evrakın sağ üst köşesindeki tarih nedir? 15’mi, 16’mı, 17’mi? Evrak tarihindeki tahrifatın izahı nedir?

B.05.I.EGM.4.34.00.14.10-7229 sayılı başka tarihli bir evrak daha mevcut olup aynı sayılı iki ayrı tarih ve içerikteki evrakın izahı nedir?

Ankara TEM tarafından Danıştay cinayetinden hemen sonra 17.05.2006 günü saat 22.22’de İstanbul TEM’e gönderilen Alparslan Arslan’a ait araçtan elde edilen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Araç Tanıtım Kartına ilişkin niçin hiçbir işlem yapılmamıştır?

ulusalkanal.com.tr

İSTİHBARAT DOSYASI /// VİDEO : İSTİHBARATÇILAR NASIL YETİŞİYOR ???? – İSTİHBARAT TEKNİKLERİ VE KGB – KIZIL KABUS


İSTİHBARAT TEKNİKLERİ

https://www.youtube.com/watch?v=JF4fNNSayXw&feature=youtu.be

KGB : KIZIL KABUS

https://www.youtube.com/watch?v=CCESiZoLbUU&feature=youtu.be

Bir istihbaratçı nasıl yetişir ??? MOSSAD-CIA-KGB-MIT

https://www.youtube.com/watch?v=BEM1d43C6nw