KYP (YUNAN GİZLİ SERVİSİ) DOSYASI /// Yunan istihbaratçı : Cihat Yaycı Türkiye’nin gelecek stratejisini belirliyor !!!


Yunan istihbaratçı : Cihat Yaycı Türkiye’nin gelecek stratejisini belirliyor !!!

02 Eylül 2020

Yunan istihbaratçı Savvas Kalenderis, çıktığı televizyonda Cihat Yaycı’nın kitabından bahsetti ve “Bir subay Türkiye’nin gelecek ulusal stratejisini belirlediğini görüyoruz, Yunanistan ise subaylarını hadım ediyor.” yorumunda bulundu.

Genelkurmay Başkanlığı emrine atandıktan sonra istifa eden eski Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı’nın kaleme aldığı kitaplar Yunanistan’da konuşulmaya devam ediliyor.

Cihat Yaycı Yunan medyasının gündeminden hiç düşmüyor

Cihat Yaycı, “Libya Türkiye’nin denizden komşusudur” başlıklı kitabından ardından ‘‘Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Kavramı’ isimli kitabıyla da Yunan medyasının gündeminden hiç düşmüyor.

"MAVİ VATAN İDEOLOJİSİNİN BABASI"

Yunanistan’ın, "kara sularını yıllar önce 12 mile çıkararak Ege’yi kapalı deniz haline getirmesi gerektiği" iddiasında bulunan Kalendiridis, bunu yapmış olsaydı şu anda Türkiye ile Ege denizi özelinde yaşadığı sorunların hiç biri olmayacağını savunarak Yunan siyasi sistemine yüklendi. Kalenderidis, bu şekilde Yunanistan’ın geleceğinin baltalanmakta olduğuna işaret ederek, Müstafi Koramiral Yaycı’nın "Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Kavramı" isimli kitabını eline aldı ve program sunucusuna göstererek "bugün sana Amiral Yaycı’nın yazdığı altı kitaptan birini getirdim" dedi. Program sunucusunun ağzından "Hah! Mavi Vatan ideolojisinin babası" sözleri döküldüğü dikkat çekti.

İŞTE PROGRAMDA CİHAT YAYCI’DAN BAHSEDİLDİĞİ ANLAR:

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=GbiFGlApY6M&pbjreload=101

"BİZİ YÖNETENLER BİZE YANLIŞ MESAJLAR VERİYOR"

Yaycı’nın yakın zamana kadar Türk Deniz Kuvvetleri’nde aktif görevde bulunduğunu ancak istifa ettiğini anlatan Kalenderidis kitabın arka kapağını çevirdi ve kapakta yer alan Mavi Vatan haritasını göstermek için kameranın yakın plan çekim yapmasını istedi. Kalenderidis "Mavi Vatan, Ege’nin yarısına kadar yayılıyor, peki neden? Çünkü kara sularımızı 12 deniz miline çıkarmadık. Yani Türkiye’ye, taleplerde bulunabileceği boşluk bıraktık" dedi, sözü Türkiye-Libya muhtırasına getirerek şunları söyledi:

"Maalesef bizi yönetenler bize bu konuda yanlış mesajlar veriyor. Örneğin Milli Güvenlik Danışmanı Yardımcısı, Türkiye-Libya mutabakatı ile yaşamayı öğrenmemizi tavsiye etti. Aslında sanki Mavi Vatan’ın sınırlarını kabul ediyor gibi görünelim diyorlar."

"YUNANİSTAN’DA SUBAYLARI HADIM EDİYORUZ"

Programcının, "müsadenizle, bu kitap ne zaman yayınlandı, (Yaycı’nın) Tüm düşüncelerini mi içeriyor?" sorusuna karşılık Kalenderidis elindekinin, Yaycı’nın Nisan ayında yayınlanan son kitabı olduğuna işaret etti ve bu noktada Yunan subaylarla ilgili bir mesele olduğuna vurgu yaparak şunları söyledi:

Burada bir subayın, Türkiye’nin gelecek on yıllarının ulusal stratejisini belirlediğini görüyoruz. Aktif görevdeyken ve şimdi emekli iken… Görevdeyken de kitaplar yazdı. Şunu söylemek istiyorum: Biz Yunanistan’da subayları hadım ediyoruz (ellerini kollarını bağlıyoruz). Yunan subayların, 1967’deki darbeye aktif katılmaları ve açtığı ulusal felakette büyük katkıları ve sorumlulukları olması siyasi sistemi, Yunan subayları hadım etmeye; düşünmelerine, düşüncelerini ifade etmelerine veya kitap yazmalarına müsaade etmemeye sürükledi. (Yaycı’nın kitabını göstererek) Burada bir fark var. Yaycı altı kitap yazdı ve bütün kitapları da Doğu Akdeniz, Libya, Kıbrıs, Girit meseleleriyle ilgili.

"YUNANİSTAN TÜRKİYE KARŞISINDA BİR REHİNE KONUMUNDA"

Yunan istihbaratçı Savvas Kalenderis, Yunan televizyonunda sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Girit’in üçte ikisinin Türk, üçte birinin, yani aslında sadece Hanya’nın Yunan olduğunu söyleyen bu kişidir. (kitapta) bununla ilgili, daha sonra göstereceğim ilgili da harita var. Dolayısıyla, eğer Ege’de karasularını 12 deniz miline çıkarmış olsaydık, (bunun yapılmamasının) ki hiçbir haklı gerekçesi yok. Yunanistan, bugün 12 mil konusunda savaş sebebini dikkate alırsa, yarın başka bir konuda, daha sonra başka bir konuda daha savaş sebebi meselesiyle karşılaşır. Yani Yunanistan gerçekten Türkiye karşısında inanılmaz bir rehine konumuna düşüyor.”

Kaynak: Yunan istihbaratçı: Cihat Yaycı Türkiye’nin gelecek stratejisini belirliyor!

MI6 DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : ‘Hısım’ diplomat, ‘hasım’ istihbaratçı


FERHAT ÜNLÜ : ‘Hısım’ diplomat, ‘hasım’ istihbaratçı

02 Ağustos 2020

Vaktiyle İngiliz gizli servisinin ‘süpermanvari’ hayali ajanı James Bond‘u oynayan Roger Moore’un soy adaşı olan Richard Moore, İngiliz Dış İstihbarat Servisi MI6’in (Diğer adıyla SIS-Secret Intelligence Service) başına atandı.

Richard Moore’un, 2014-2017 gibi Türk siyasal, istihbari ve diplomatik tarihinin kritik bir evresinde Birleşik Krallık‘ın Ankara Büyükelçisi olarak görev yaptığını sağır sultan bile biliyor. Hatta Moore’un Türkçe’yi, Anglosaksonlar’ın deyişiyle ‘advanced’ (ileri) seviyede konuştuğunu, Twitter’da Y ve Z kuşağına sempatik gelecek nüktedan söylemleriyle ve Beşiktaşlılığı ile gençlerin de hafızasında yer etmiş bir diplomat olduğuna da…

Fransa‘nın eski Ankara Büyükelçisi Bernard Émié’nin Fransız Dış İstihbarat Teşkilatı DGSE’nin başına 2017 yılında atanmasından daha ilginç bir sürpriz oldu bu. Émié’nin DGSE’nin başına geçmesinden sonra Fransızların Suriye ve Libya sahası şöyle dursun İstanbul‘da bile Türkiye aleyhine istihbarat faaliyeti yürüttüğüne, bu maksatla mikro istihbarat hücreleri kurduğuna şahit olduk.

Tabii Fransa’nın, Türkiye aleyhine faaliyetlerinde Cumhurbaşkanı Emmaneul Macron’un haddi aşan tarz-ı siyasetinin de etkisi var. Ancak istihbarat teşkilatı başkanlarından beklenen şey, ülkelerinin siyasi yöneticilerini; kısa, orta ve uzun vadede ilgili ülkeyle ilişkileri bozacak diplomatik agresifliklerden uzak tutmaya ikna etmektir. Umarız Richard Moore bunu başarır. Zira imamlardan örgütün finansörlerine İngiltere’de Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) pek çok önemli ismi barınıyor.

RUSYA VE ÇİN’E ODAKLANACAK

İngiliz medyasında çıkan haberlere bakılırsa Richard Moore’un odaklanacağı iki ülke Rusya ve Çin olacak. Ruslarla İngilizler arasında Litvinenko ve Skripal’ın zehirlenme hadiselerinde şahit olunduğu üzere kıyasıya bir istihbari rekabet var. Bu, kuvvetle muhtemel artarak devam edecektir. Çin ise, ABD açısından olduğu gibi İngiltere açısından da bir ekonomik tehdit olduğu için Moore’un karşı faaliyet yürütmeye çalışacağı ülkelerden biri olacak.

Rusya demişken… Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov’un, yolu Türkiye’den geçmiş diplomatlardan biri olduğunu hatırlayalım. Peskov, 1990 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) Ankara Büyükelçiliği’nde idari asistan olarak çalıştı. 1996’da da yine Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği’nde başkâtip olarak görev yaptı. Peskov, 2015’teki uçak krizi döneminde arabulucu siyaset izleyen Ruslar’dan biriydi. Öyle ki, kızı Liza Peskova bile "Rusya gibi Türkiye de vatanım. Kimse bizi düşman etmeye çalışmasın" demişti.

ERDOĞAN DÖNEMİNDEKİ İSTİHBARAT DEVRİMİ

Peskov gibi Richard Moore da Türkiye’yi yakından tanıyan bir diplomat. Bu nedenle ülkemizin özellikle son on yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın liderliğinde nasıl bir ‘istihbarat devrimi’ yaşadığının farkındalar. Osmanlı döneminden bu yana bu topraklarda epey operasyon yürütmüş İngilizler’in, bu büyük değişimi gözlemleyebilecek kadar stratejik istihbarat konusunda tecrübeli oldukları izahtan vareste.

İngilizler, Moore’un gönderdiği raporlarla Türkiye’deki bu istihbarat atılımına yakından şahitlik ettiler. Richard Moore, daha önceden de Türkiye’de çalışmış bir isim, ama son görev dönemi çok daha önemli. (Ocak 2014-Aralık 2017.) Bu süreç; malumunuz olduğu üzere devletin FETÖ’ye karşı savaş başlattığı ve FETÖ’nün Temmuz 2016’da darbe ve iç işgal harekâtına kalkıştığı tarihleri kapsıyor. Moore, 23 Temmuz 2017’de yaptığı açıklamada 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında ‘Gülen Hareketi’nin olduğunu söylemişti. Eski Büyükelçi, her ne kadar FETÖ’yü ‘terörist örgüt’ olarak tanımadıklarını söylese de darbe teşebbüsünün arkasında FETÖ’nün olduğunu kabul etmişti.

İstihbarat, arka kapı diplomasisinde çok önemli bir unsur. Richard Moore’un İngiliz istihbaratının başına atanmasının en önemli sebeplerinden biri, belki de birincisi bu. Son atamayla birlikte şöyle bir tablo oluştu: Hali hazırda dünyanın üç önemli gizli servisinin (CIA, MI6 ve DGSE) başında Türkiye’yi yakından tanıyan, hatta Türkçe bilen (Haspel hariç) isimler var.

Soğuk Savaş döneminde gizli servislerin patronluğuna askeri uzmanların getirilmesi yönünde bir eğilim vardı. Türkiye’de de ordunun siyaset ve bürokrasi üzerindeki hegemonyasından ötürü Milli İstihbarat Teşkilatı’nın başına da generaller atanıyordu.

Türkiye, bu zinciri 1992 yılında Sönmez Köksal’ın MİT Müsteşarlığı’na getirilmesiyle kırdı. Buradan bakıldığında diplomat kökenli birini istihbaratın başına atama konusunda Türkiye en atik davranan ülkelerden biri oldu.

Ama MİT, yalnızca istihbarat diplomasisi alanında değil, casusluğa karşı koyma, sınırlarımız dışında operasyon yürütme ve siber istihbarat alanlarında da asıl atılımını 2010 yılından sonra yaptı.

140 YILLIK EVRİMİN SON HALKASI

Daha geriden alırsak… Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açılışını yaptığı MİT İstanbul Bölge Başkanlığı’nın yeni binasının inşaası, aslında 140 yıllık bir istihbarat evrimi sürecinin son halkası. Bina, bugüne dek Yıldız Serencebey’de yerleşikti. Çünkü 1880’de kurulan MİT’in atası Yıldız İstihbarat Teşkilatı (YİT) burada kurulmuştu.

II. Abdülhamid tarafından kurulan YİT, tarihimizin, Batılılaşma etkisinden uzak ilk istihbarat teşkilatıydı. Bununla birlikte dönemin koşulları gereği içe dönük, defansif bir yapıya sahipti. Zaten 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından sonra lağvedildi.

Ardından I. Dünya Savaşı koşullarında kurulan Teşkilat-ı Mahsusa, savaşın doğası gereği ofansif, operasyonel bir konseptle faaliyet gösterdi. Bu örgüt, o kadar dışa dönüktü ki, sonradan kurulan CIA’e bile ilham verdi. Derken Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in ilanından sonra 1926’da Milli Emniyet Hizmetleri Riyaseti’ni (bugünkü MİT) kurdu. MEH’in adı 22 Temmuz 1965’te MİT olarak değişti. MİT, yaklaşık 50 yıl NATO ve ABD’nin fazlasıyla nüfuz ettiği, ‘ithal istihbarat’la yetinen bir kurum olarak faaliyet göstermek zorunda kaldı.

Türkiye’nin özellikle 10 yıldır yükselen istihbarat ihtiyaçları, MİT’e yapılan yatırımları artırdı. 2014’te çıkan yeni yasa ile 140 senedir -savaş yılları hariç- ilk kez ‘dışa dönük’ istihbarat politikaları izlenmeye başlandı. 2016’daki FETÖ kalkışmasının bir sebebi de budur.

Türk İstihbarat teşkilatının Ankara’daki ‘Kale’sine taşınmasından sonra İstanbul’daki binasından yeni ‘Kale’ye taşınması da önemli bir viraj. Zira İstanbul, illa Türkiye karşıtı faaliyetler için değil, ama üçüncü ülkelerin birbirlerine karşı istihbarat faaliyetleri açısından kritik bir köprü. Soğuk Savaş’ta da öyleydi, bugün de öyle.

Bu anlamda Türk istihbaratının kaleleri, fiziki varlığı ile kelimenin yalnızca literal manasıyla değil, teknik anlamıyla da HUMINT (insana dayalı istihbarat) ve SIGINT’ın (Sinyal İstihbaratı) önemli bir üssü olmaya aday. Cumhuriyet’in 100. yılına yaklaşırken Türkiye’nin yeniden sahaya inmesinin zorunlu bir sonucu bu. İstihbarat, zamanımızda çok önemli bir milli güç parametresi. ‘Daha güçlü’ olmak için bu tür başlangıçlar elzem.

CIA BAŞKANI’NIN YOLU DA ANKARA’DAN GEÇTİ

Yabancı servisler on yıl öncesine kadar bunu bizden iyi biliyorlardı. CIA, bu servislerin başında geliyordu. Şimdiki CIA Başkanı Gina Haspel’ın da tıpkı Moore gibi ülkemizde bir süre görev yaptığı biliniyor. Haspel, Türkiye’ye son olarak Cemal Kaşıkçı cinayetinden sonra gelmiş ve vahşeti gözler önüne seren ses kayıtlarını epey etkilenerek dinledikten sonra Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan’ı tebrik etmişti.

Haspel -işkence mazisine rağmen- cinayetin ses kayıtlarını Ankara’daki eski MİT karargâhında dinlerken ‘duygulanmıştı’. Haspel, 23 Ekim 2018’de kalabalık bir ekiple Ankara’ya geldi. CIA Başkanı, dinlediği kayıtlardan çok etkilendi ve Hakan Fidan’a dönerek, "Her kim elde ettiyse bu kanıtlara ulaşmak çok önemli bir istihbarat operasyonu. Dünyada istihbarat tarihinde bir ya da iki kez görülecek türden bir başarı. Sizi tebrik ederim" dedi.

1 Ekim 1956 doğumlu Gina Haspel Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı’nın ilk kadın başkanı. ‘Sert sorgulama’ teknikleriyle bilinen bir kontr-espiyonaj uzmanı. 2017’de CIA Başkan Yardımcısı oldu ve bir yıl sonra Donald Trump’ın isteğiyle kurumun başına getirildi.

Haspel, CIA’e Ocak 1985’te raportör olarak girdi. Çeşitli bölgelerde istasyon şefi olarak görev yaptı. İlk görev yerleri 1987-89 yılları arasında Etiyopya ve Türkiye idi. 1996-98 yılları arasında CIA’in Bakü İstasyon Şefliği’ni yaptı. 2001-2003 yılları arasında CIA’in Kontr-Terör Merkezi’ni yönetti. (Haspel hakkında ayrıntılı bilgi için bkz: 18 Mart 2018’de bu köşede yayınlanan ‘CIA’in ilk kadın patronu: Gina Haspel’ başlıklı yazı: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/ferhat-unlu/2018/03/18/ciain-ilk-kadin-patronu-gina-haspel)

İNGİLİZLER’İN İÇİNDEKİ İRLANDALI!

Tekrar Richard Moore’a dönelim… Moore, sonbaharda yaklaşık altı yıldır MI6 başkanlığını yürüten Alex Younger’ın yerini alacak. Younger, halefinin ‘mükemmel bir seçim olduğunu’ söyledi ve Moore’u ‘sakin, angaje, düşünceli ve cesur’ diyerek övdü.

2018’de (Alex Younger döneminde) MI6 tarafından elemanlaştırılan eski Rus casus Sergey Skripal’ın Rusça’da ‘yeni gelen’ anlamında kullanılan ‘Noviçok’ adlı bir sinir gazıyla zehirlenmesi olayı hafızalarda. (Bu konunun ayrıntıları için bkz: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/ferhat-unlu/2018/04/08/gizemli-gizli-servis-suikastlari)

Reuters’in haber-analizine göre Richard Moore da Rusya ve Çin’den gelen hasmane casusluk faaliyetlerine karşı savunma stratejisine öncelik verecek. Bu hasmane davranışların özellikle siber casusluk alanlarında yoğunlaştığı biliniyor. İngiltere’nin prestijli gazetelerinden Guardian da, "Yeni istihbarat şefi, MI6’in odağını yeniden Çin ve Rusya gibi düşman devletlere yöneltme baskısı altında olduğu bir dönemde göreve geldi" diye yazdı.

Aslen İrlandalı olan Richard Moore (Birleşik Krallık’ın içindeki bir ‘İrlandalı’ ama İngiliz gibi davrandığı muhakkak) Libya doğumlu. Zira babası orada görev yapıyordu. Daha önce MI6’te ulusal güvenlik danışmanlığı yapan Moore kariyeri boyunca, Vietnam, Türkiye, Pakistan ve Malezya’da çalıştı.

Tıpkı Moore gibi diplomat olan ve 2009-2014 yılları arasında MI6’in başkanlığını yapan John Sawers, Moore için, "Richard’ı yıllardır tanırım. Moore, istihbaratın nasıl üretildiğini ve ulusal güvenliğin korunması amacıyla nasıl kullanıldığını bilir" dedi. BBC’de yer alan bir habere göre Richard Moore 1987 yılında MI6’e girdi. İlk görev yeri de İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği idi. (https://www.bbc.com/news/uk-53582938)

Moore, atama kararından sonra "Servisime geri dönmem ve liderlik etmem istendiği için memnuniyet ve onur duydum. SIS, MI5 (İç İstihbarat Servisi) ve GCHQ (Elektronik İstihbarat Teşkilatı) ile birlikte İngiliz halkının güvenliğini temin etmede ve Birleşik Krallık’ın deniz aşırı çıkarlarını desteklemede hayati rol oynuyor. Cesur ve adanmış SIS ekibiyle yeniden çalışmayı iple çekiyorum" dedi. Bu söylemle ‘yuvaya döndüğünü’ kendi de ikrar etmiş oldu.

Tam adıyla Richard Peter Moore, 9 Mayıs 1963 Trablus doğumlu. John Robert Moore ve Patricia Moore’un oğlu olarak doğdu. Ailesi İrlanda kökenli. Richard Moore, genetik bir rahatsızlıktan dolayı görme engelli olan Maggie Moore ile 1985’ten beri evli. Çiftin bir oğlu ve İstanbul doğumlu bir kızı var.

Moore, lisans eğitimini Oxford Üniversitesi’nde felsefe, politika ve ekonomi dallarında yaptı. Lisansüstü eğitimini Harvard Üniversitesi’nde tamamladı.

1988’de Vietnam’da, 1990-1992 arası Türkiye’de, 1992-95 arası İran’da, 1995-98 arası Pakistan’da ve 2001-2005 arası Malezya’da görev yaptı. 2005-2008 yılları arasında İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nda (FCO) Ortadoğu Direktör Vekili olarak çalıştı.

Richard Moore, Türkiye’de iken ‘Y ve Z kuşağını etkilemek için’ Twitter’ı neredeyse bir troll gibi kullanıyordu. Daha doğrusu sempatik tweetler atıyordu. Ağırlıklı olarak Türkçe tweetler atan Moore, bir takipçisinin "Türkiye üzerinde oyunlar oynuyor musunuz?" sorusuna da "Golf oynuyorum, Belek üzerinde" diye ironik bir cevap vermişti. Moore, İngiliz basınında Twitter hesabı olan ilk MI6 Başkanı olarak lanse ediliyor, ama o hesabı muhtemelen kapatır. Tamamen kapatmasa bile yeni tweet atmaz. Atsa dahi istihbari sırları deşifre etmeyeceği izahtan vareste.

FRANSA’NIN TÜRKİYE ALEYHİNE FAALİYETLERİ

Yolu Türkiye’den geçmiş bir diğer gizli servis patronu Fransız diplomat Bernard Émié.

6 Eylül 1958 doğumlu Émié 1983’te Dışişleri Bakanlığı’nda kâtip unvanı ile mesleğe başladı. 1998-2002 yılları arasında Ürdün Büyükelçiliği, 2002-2004 arasında Dışişleri Bakanlığı Kuzey Afrika ve Ortadoğu Genel Müdürlüğü ve 2004-2007 yılları arasında Lübnan Büyükelçiliği yaptı. 2007-2011 arasında Fransa’nın Ankara Büyükelçisi oldu. 2011-2017 arasında Londra ve Cezayir Büyükelçilikleri yaptı. Sonra da Fransız Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü DGSE’nin başına atandı.

Bernard Émié, eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Türkiye’nin AB sürecine olan muhalefeti nedeniyle iki ülke arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde Türkiye’de elçilik yaptı. Gerçi gizli servis patronluğu da, yine Türkiye karşıtı çizgisi ile bilinen Emmanuel Macron’un cumhurbaşkanlığı dönemine denk geldi. Émié’nin bu göreve gelişinden sonra Fransa’nın Türkiye karşıtı istihbarat faaliyetleri arttı.

SABAH’ın nisan ayında ortaya çıkardığı casusluk skandalı bunun bir kanıtı. Fransız gizli servisi için istihbarat toplayıp Fransa’nın İstanbul Başkonsolosluğu’na veren 4 kişilik hücre çökertildiğini SABAH duyurmuştu.

İstihbarat hücresinin bilgi topladığı dernekler arasında KADEM (Kadın ve Demokrasi Derneği), FETÖ’nün 2014’te Batı’ya şirin görünmek için operasyon düzenlediği STK’lardan olan KİSEM (Küresel İnsani Yardım ve Siyasi Eğitim Merkezi), Sadaka Taşı ve 2015’te sol terör örgütü MLKP’nin bombalı saldırı düzenlediği Öncü Nesil Derneği bulunuyordu. Casusluk hücresinin üyesi olan dört Türk vatandaşı TCK’nın 328. maddesi doğrultusunda yabancı devlet yararına, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının veya ülkemizde yaşayanların zararına olacak şekilde siyasi ve askeri casusluk faaliyetinde bulundukları gerekçesiyle yargılanıyorlar.

BOND İMGESİNİ AŞACAK MI!

Tekrar Moore’a dönüp yazıyı toparlayalım: Richard Moore’un selefi Alex Younger, 2017’de MI6’in yeni işe alımları konusunda yaptığı açıklamada hayali İngiliz ajanı James Bond’u kast ederek, "Bond, rakiplerimizin, her çalının ardında bir ajanımız olduğunu ya da gerçekte olduğumuzdan 10 bin kat daha büyük olduğumuzu düşünmelerini sağlıyor. Ama bu Bond şeyini (imgesini) aşmalıyız" demişti.

Bond’u oynayan en iyi iki aktörden biri olarak nitelendirilen Roger Moore da (Diğeri Sean Connery) yazının ilk cümlesinde belirttiğimiz gibi Richard Moore’un soy adaşıydı. 14 Ekim 1927 doğumlu aktör Roger Moore, 1973-1985 arasında yedi filmde James Bond rolünü oynadı.

MI6’in yeni patronu Richard Moore, Twitter’de gördüğümüz o klasik nüktedanlığı ile James Bond’un kendini tanıtırken yaptığı gibi "Moore" diyecek belki. "Ama Roger değil, Richard Moore…"

Yine 15 bin vuruşu aştık. Artık toparlayalım: Richard Moore’un Türkiye’yi yakından tanıyan ve FETÖ’nün de 15 Temmuz darbesinin arkasında olduğunu ikrar etmiş bir eski diplomat olarak Ankara’nın tepkisini çekecek istihbarat politikalarından uzak durmasını beklemek yersiz olmaz. Bununla birlikte istihbarat, doğası gereği çıkar odaklı bir iş olduğu için sırf ‘Beşiktaşlı’ diye Moore’un Türkiye’ye dostane davranacağına inanmak da safdillik olur.

Ülke olarak, Richard Moore’un istihbarat stratejisini önümüzdeki bir yıl içinde gözlemleyeceğiz. Burada ‘hısım’ gibi davranıyordu, orada bize ‘hısımlık’ yapmasını beklemiyoruz. Hatta artık gizli servis patronu olduğuna göre Türkiye’nin istihbari anlamda ‘hasmı’ ya da en azından rakibidir.

EYP (YUNAN GİZLİ SERVİSİ) DOSYASI : Yunan istihbaratçı Savas Kalenderidis’in Türkiye itirafı ülkesini karıştırdı !!! “Türkiye güçlenirken biz izledik”


Yunan istihbaratçı Savas Kalenderidis‘in Türkiye itirafı ülkesini karıştırdı !!! "Türkiye güçlenirken biz izledik"

Yunan istihbaratçı Savas Kalenderidis, ülkesindeki bir kanalın canlı yayınında Türkiye ve Başkan Erdoğan’ın başarıları hakkında itiraflarda bulundu. Başkan Erdoğan’ın Türk ekonomisini güçlendirdiğini belirten Savas Kalenderidis, "GSMH’sini üçe katladı. Savunmasını güçlendirdi. Bunları yaparken Yunanistan ve Kıbrıs uykuya dalmıştı. Temelde silahlanma programlarını ihmal ettik." şeklinde konuştu. Kalenderidis, "Türkiye Doğu Akdeniz‘de ve Ege’de güçlenirken, biz izledik" ifadelerini kullandı.

Yunan istihbaratçı Savas Kalenderidis, ülkesindeki bir kanalın canlı yayınında Türkiye ve Başkan Erdoğan’ın başarıları hakkında itiraflarda bulundu.

Türkiye ve Yunanistan arasındaki son gelişmeleri değerlendiren Yunanistan’ın eski istihbaratçısı olarak bilinen Savas Kalenderidis, "Şimdi hoş olmayan bir durumdayız." dedi.

"TÜRKİYE GÜÇLENDİ BİZ UYUDUK"
Başkan Recep Tayyip Erdoğan‘ın, Türkiye’ye gelişim konusunda büyük adımlar attırdığını itiraf eden Kalenderidis, "Türkiye Doğu Akdeniz’de ve Ege’de güçlenirken, biz izledik" ifadelerini kullandı.

Savas Kalenderidis, "Yunanistan, Türkiye’nin silahlanma konusundaki gelişmelerini iyi izleyemedi. Şu anda hoş olmayan bir durumdayız" diye konuştu.

Türkiye’nin Ege ve Akdeniz‘de güçlenirken, ülkesi Yunanistan’ın izlediğini itiraf Kalenderidis, "Son dönemlerde Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan bizi uyuttu. Türk ekonomisi güçlendi. Bunları yaparken biz de uykuya daldık. Silahlanma programlarını ihmal ettik ve şimdi hoş olmayan bir durumdayız. Sonumuz meçhul" ifadelerini kullandı.

FSB DOSYASI : Eski Rus istihbaratçı SSCB’nin çöküşünü CIA’deki arkadaşlarından öğrenmiş


Eski Rus istihbaratçı SSCB’nin çöküşünü CIA’deki arkadaşlarından öğrenmiş

Eski Sovyet ve Rus dış istihbarat mensubu Yuriy Şevçenko, SSCB’nin yaklaşan çöküşünü Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nda (CIA) görevli arkadaşlarından öğrendiğini anlattı.

Genç istihbaratçılar ile ilgili kitabını Moskova’da tanıtan eski Sovyet ve Rus dış istihbarat mensubu Yuriy Şevçenko, etkinlikten sonra gazetecilere geçmişteki çalışmaları ile ilgili bazı bilgileri paylaştı. Şevçenko, SSCB’nin yaklaşan çöküşü ile ilgili bilgileri CIA’de görev yapan arkadaşlarından aldığını belirtti.

Eski istihbaratçı, “Ülkemizin başına geleceklerini oradan, içeriden öğreniyordum. En iyi arkadaşlarım CIA çalışanlarıydı ve onlar, ülkemizin nasıl dağıldığını, onların neler yaptığını anlatıyordu, her şey biliniyordu” diye konuştu.

Adı şimdiye kadar gizli tutuldu, nerede görev yaptığı halen açıklanmıyor

Şu ana kadar tam olarak nerede görev yaptığı resmen açıklanmayan 1939 doğumlu Yuriy Şevçenko’nun daha önce gizli tutulan adı, geçen ocakta kamuya duyuruldu. Halk, Şevçenko ile birlikte Rusya’nın çıkarlarının korunmasına ve güvenliğinin sağlanmasına büyük katkıda bulunan daha 6 istihbaratçının adını da öğrendi. Adları açıklananların arasından 4 kişinin artık hayatta olmadığı anlaşıldı.

Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) basın dairesinden yapılan açıklamaya göre Şevçenko, 1969’dan itibaren istihbarat toplama görevi ile yurt dışına gönderiliyordu. Görev süresi boyunca dış kaynaklardan bilgi topluyor ve çok gizli konularda dahi değerli olabilecek bilgilere ulaşıyordu.

2001’de Şevçenko’nun yurtdışında yürüttüğü görevine son verilmesi ve Rusya’daki merkezde çalışmalarına devam etmesi kararlaştırıldı. Çok sayıda devlet nişanı ile ödüllendirilen Şevçenko, 2017’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in talimatıyla en yüksek dereceli ‘Rusya Federasyonu Kahramanı’ ödülüne sahip oldu.

LOKAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI : İstihbaratçılara ve kadınlara özel Canik marka silah


İstihbaratçılara ve kadınlara özel Canik marka silah

Samsun Yurt Savunma Sanayi ve Ticaret AŞ’de bu yıl üretilen Canik marka TP9 Sub Elite modeli, istihbaratçılar başta olmak üzere kadınların tercih edebilmesi için kompakt bir tasarıma sahip – Firmanın Genel Müdürü Cahit Utku Aral: – "Bu silah, TP serisinin en küçük versiyonu. Bu silahı ister kendi güvenliğiniz için ister poligon atıcılığı için uygun yaptık. Öyle bir ebat yaptık ki hem gizli taşıma hem çantada taşıma için uygun" – "Bizim geliştirdiğimiz Sub kompakta hedef kitle olarak her gün her ortamda silah taşıyan kişileri seçtik, silahın görev versiyonlu modelinde ise gizli istihbarat teşkilatları var. İstihbarat teşkilatlarının yüksek kapasiteye ihtiyacı yokken gizli taşımaya uygun bir silaha gereksinimleri var"

Samsun Yurt Savunma Sanayi ve Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Cahit Utku Aral, bu yıl ürettikleri TP9 Sub Elite modeli için "Bu silah TP serisinin en küçük versiyonu. Bu Silahı ister kendi güvenliğiniz için isterse de poligon atıcılığı için uygun yaptık. Öyle bir ebat yaptık ki hem gizli taşıma hem çantada taşıma için uygun." dedi.

Aral, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kolluk kuvvetleri için görev amaçlı silahların yanı sıra sivillerin kullandığı güvenlik ve spor amaçlı silahlar ürettiklerini söyledi.

Bu alanda ciddi yatırımları bulunduğunu ifade eden Aral, "ABD’de ödül alan Canik TP9 SFX ile Elite Combat modelleri, aslında bir spor atıcılık silahı olarak tercih ediliyor. Hem optik sınıfında hem mekanik nişangah sınıfında bir çok ödülü var." diye konuştu.

– Sınıfında Türkiye’de tek

Aral, bu yıl ilk kez Şubat ayında Canik marka Sub kompakt modelini üreterek piyasaya sunduklarını ifade ederek şöyle konuştu:

"Bu silah TP serisinin en küçük versiyonu. Bu silahı ister kendi güvenliğiniz için ister poligon atıcılığı için uygun yaptık. Öyle bir ebat yaptık ki hem gizli taşıma hem çantada taşıma için uygun. Genelde burada hedef kitlemiz bayanlar. Silahın ergonometresi ve yapısı, esasında büyük elli biri için çok uygun değil. Amacımız daha gizli taşıma ve daha küçük elli kişilerin kullanımı ile poligon atıcılığı. Bu silah bugün sınıfında Türkiye’de tek. Amerika’da bu yıl satışa girmiş oluyor. Umarım bir ödül de bu üründen alırız."

Silahın namlu boyutu ve şarjör kapasitesinin önemine vurgu yapan Aral, "120 milimetrelik bir namlu boyutuna haiz bir tabanca, tam boy sınıfına giriyor. Yaklaşık 100 milimetre silahlar, kompakt sınıfına giriyor. 100 milimetre altı olanlar ise Sub kompakt sınıfına giriyor." ifadelerini kullandı.

– Gizli taşımaya uygun oluşuyla istihbaratçıları hedefliyor

Aral, silahın namlu boyutu dışında taşıyabildiği atış kapasitesinin önemli olduğunu, silahta kabza ebadında şarjör kapasitesinin referans gösterildiğini belirterek, şöyle devam etti:

"15’in üzerindeki şarjör kapasitesine sahip silahlar, tam boy olarak tercih edilirken 15 ve altı olan silahlar kompakt boy, 12’nin altı silahlar ise Sub kompakt sınıfına giriyor. Bizim geliştirdiğimiz Sub kompakta hedef kitle olarak her gün her ortamda silah taşıyan kişileri seçtik ama silahın görev versiyonlu modelinde ise gizli istihbarat teşkilatları var. İstihbarat teşkilatlarının yüksek kapasiteye ihtiyacı yokken gizli taşımaya uygun bir silaha gereksinimleri var. Ama Sub kompakt sınıfı silahların, bu zamana kadar personelin büyük silahlarla yaptığı eğitimleri karşılayacak şekilde tasarlanması gerekiyor. Tetiğe ulaşım mesafesi, sürgü tutucu, nişangahı, normalde antrenman yapmış olduğu silahtan çok farklı olması durumunda bütün kas hafızasını kaybediyor. Bunu engellemek için de biz Sub kompaktımızı bir görev tabancasının görevini icra edebilecek şekilde tasarladık."

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : İranlı eski istihbaratçı cinayetinde ilginç detay


İranlı eski istihbaratçı cinayetinde ilginç detay

Şişli’de 14 Kasım günü sokak ortasında kurşunlanan İranlı eski istihbaratçı Mesut Mevlevi (32) cinayetini soruşturan polis ilginç bir bilgiye ulaştı. (Çetin Aydın/ İlker Sezer- Hürriyet)

Mesut Mevlevi öldürüldüğünde yanında olan kişi birkaç saat önce tetikçiyle peş peşe AVM’ye girmiş. Polis hem tetikçiyi hem de Mesut Mevlevi’yi ölüme götüren arkadaşını arıyor. Mesut Mevlevi 14 Kasım 2019 günü saat 21.50 sıralarında Kâğıthane tarafından gelerek Ecza Sokak’ta bir kişiyle buluştu. İkili yürürken arkalarından gelen şapkalı, gözlüklü ve koyu renk giyimli bir kişi art arda 12 el ateş etti. Mevlevi kalbinden ve sağ bacağından vuruldu. Yoldan geçen N.Ü. de seken kurşunlarla yaralandı. Saldırgan koşarak olay yerinden kaçtı. Bir süre Mevlevi’nin başında bekleyen arkadaşı da daha sonra hızlı adımlarla uzaklaştı.

AVM’YE PEŞ PEŞE GİRDİLER

Polis güvenlik kameralarını incelediğinde çok ilginç bir detay buldu. Saldırgan olaydan önce Levent’teki bir AVM’ye gitmişti. Peş peşe içeri girdiği kişi ise Mevlevi’nin yanındaki arkadaşıydı. Bu görüntüye ulaşılmasının ardından, Mevlevi’nin vurulduğu sırada yanında olan kişi ile saldırganın birlikte hareket ettiği değerlendirildi. Polis iki şüphelinin kimliklerini belirlemeye çalışıyor.

Mevlevi’nin sosyal medyada eski İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’la fotoğrafı bulunuyor.

Hürriyet’e konuşan, yurtdışında yaşayan İranlı gazeteci Behnam Gholipour, Mevlevi’nin İran’daki yolsuzlukları ortaya çıkarmaya çalışan bir hacker grubu kurduğunu söyledi. Mevlevi’nin geçmişte kendisiyle iletişime geçtiğini söyleyen İranlı bir gazeteci ise Mevlevi’nin ‘ekonomik mafya’ olarak tanımladığı İran Devrim Muhafızları’nın eski üst düzey yöneticisi Morteza Rezaei’ye ilişkin belge toplamak için kendisine işbirliği teklifinde bulunduğunu belirtti.

İSPANYA’DAYMIŞ İZLENİMİ

2018 yılından İran’dan kaçtığı belirtilen Mevlevi, Türkiye’de olmasına rağmen sosyal medyada İspanya’da yaşadığı yönünde izlenim veriyordu. Mevlevi’nin İran’da yürütülen askeri ve istihbarat projelerinde sorunlar yaşanması ve arkadaşlarının tutuklanmasının ardından ülkeyi terk ettiği belirtiliyor. İsmini vermek istemeyen bir İranlı gazeteci, Mevlevi’nin İran’da birbiriyle çatışan iki istihbarat kurumunun anlaşmazlıkları nedeniyle öldürülmüş olabileceğini söyledi. Mevlevi’nin “Kara Kutu” isimli telegram kanalı üzerinden İranlı yetkillere dair ifşa belgeleri ile gündeme geldiği belirtildi. Mevlevi’nin sosyal medya sayfasında ise eski İran cumhurbaşkanları Haşimi Rafsancani, Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad ile çekilmiş fotoğrafları yer alıyor.

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : Eski istihbaratçıya İstanbul’da suikast !!!!


Eski istihbaratçıya İstanbul’da suikast !!!!

11 Kasım’da eski İngiliz askeri istihbarat subayı James Gustaf Edward, İstanbul’da ikamet ettiği evin önünde ölü bulunmuştu. Dün akşam yine İstanbul’da İran istihbaratının eski üyesi olduğu iddia edilen Mesut Mevlevi sokak ortasında silahlı saldırıya uğradı. Güvenlik kamerası görüntüleri saldırının dehşetini gözler önüne serdi.

İran istihbaratının eski üyesi olduğu iddia edilen rejim muhalifi Mesut Mevlevi, İstanbul’un göbeği Şişli’de arkadaşıyla yürüdüğü esnada sokak ortasında silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü.

Mevlevi, 15 Kasım gecesi saat 21:45 sıralarında arkadaşıyla birlikte Şişli Esentepe Mahallesi Ecza Sokak’ta yürüdüğü sırada arkadan yaklaşan kimliği belirsiz kişinin saldırısına uğradı.

SALDIRGAN HIZLA YAKLAŞTI VE 11 EL ATEŞ ETTİ

Görgü tanıklarına göre şapkalı saldırgan tabanca ile 11 el ateş ederek Mevlevi’yi vurdu ve kayıplara karıştı. Saldırıda ağır yaralanan Mevlevi yapılan tüm müdahalelerin ardından hayatını kaybetti.

Polis ekipleri saldırı mahallinde 11 adet kovan tespit etti. Güvenlik kamerası görüntüleri saldırının dehşetini gözler önüne serdi.

Mesut Mevlevi, İstanbul’da sokakta yürürken suikast sonucu hayatını kaybetti.

MESUT MEVLEVİ KİMDİR?

İran’ın İsfahan şehrinde doğan Mesut Mevlevi, “Kara Kutu” isimli Telegram kanalı üzerinden İranlı yetkililere dair ifşa ettiği belgelerle gündeme gelmişti.

İran istihbaratının eski üyesi olduğu iddia edilen Mevlevi, bazı kaynaklara göre istihbarat teşkilatında çalışmaya devam ediyordu.

Ölümünün ardından sosyal medya hesapları kapatılan Mevlevi’nin Instagram sayfasında eski İran cumhurbaşkanları Haşimi Rafsancani, Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad ile çekildiği fotoğraflar yer alıyor.

Mesut Mevlevi ile İran’ın eski cumhurbaşkanlarından Haşimi Rafsancani ile birlikte.

Mevlevi’nin sosyal medya hesaplarında İran’daki muhtelif askeri tesislerde çekilmiş fotoğraflar da bulunuyor.

Arizona Üniversitesi’nde yapay zekâ üzerine doktora eğitimi alan Mesut Mevlevi, “yapay zekâ biliminin babası” unvanıyla İran Radyo ve Televizyonu’na bağlı kanallara birçok kez konuk olmuştu.

“KARA KUTU” TELEGRAM KANALI

Mesut Mevlevi, 2018 yılı mart ayında “İran halkının etkin sesi” sloganıyla faaliyete başlayan “Kara Kutu” isimli Telegram kanalıyla meşhur oldu.

Mevlevi, söz konusu kanalı“Yolsuzlukları, cinayetleri ve İslam Cumhuriyeti’nin perde arkasındaki hadiselerini ortaya çıkaran medya” diye tanıtmıştı.

Mevlevi, “Kara Kutu” isimli Telegram kanalında yaklaşık 20 ay boyunca İran yargısı, İstihbarat Bakanlığı ve Devrim Muhafızları İstihbarat Birimi’ne ilişkin belge, bilgi ve ses kayıtları paylaştı.

Polis Mevlevi’yi vuran suikastçiyi güvenlik kamerası görüntüleri üzerinden teşhis etmeye çalışıyor.

Mevlevi Telegram kanalında, İran devrim lideri Ali Hamaney’in Ofis Başkanı Muhammed Muhammedi Golpayegani’nin Laricani Kardeşler ile birlikte karıştığını iddia ettiği yolsuzluk belgelerini yayımlamıştı.

Kara Kutu’da İran İstihbarat Bakanlığı’nın casusluk karşıtı biriminin toplantı salonunun gizli çekim görüntüleri yayımlanmıştı.

Kara Kutu’nun Youtube kanalında yayınlanan belgeselde ise İran Devrim Muhafızları Ordusu’nda gerçekleştiği iddia edilen yolsuzluklara dair belgeler paylaşılmıştı.

"YENİ BELGELER İFŞA EDECEEĞİ" İDDİASI

Suikasttan iki gün önce gerçekleşen mesajlaşma kayıtlarına göre, Mesut Mevlevi İranlı yetkililere ilişkin önemli belgeleri ifşa edeceğinin haberini veriyor.

Mesut Mevlevi, şahsi Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Devrim Muhafızları Ordusu’nu kastederek “Yozlaşmış mafya komutanlarının kökünü kazıyacağım, dua edin ben bu işi yapmadan onlar beni öldürmesin.” ifadelerini kullanmıştı.

Mevlevi’nin infaz edilmesi akıllara İstanbul’da öldürülen GEM TV’nin sahibi Saeed Karimian’ı getirdi.

2017 yılında İstanbul Maslak’ta İran kökenli İngiliz vatandaşı 45 yaşındaki Saeed Karimian ile Kuveytli ortağı Muhammed El Muhtari’nin içinde bulunduğu aracın önünü ciple kesen çarşaflı saldırganlar yaylım ateşi açtıktan sonra kayıplara karışmıştı.

İRAN’DA 6 YIL HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILMIŞTI

Karimian, İran’da gıyaben yargılanıp "ulusal güvenliğe aykırı eylem" ve "devlete karşı propaganda" suçlamasıyla 6 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

İngiliz haber kanalı BBC’nin internet sitesine mülakat veren Karimian’ın bir aile yakını şunları kaydetmişti: “Saeed Karimian son üç aydır rejim tarafından tehdit ediliyordu ve bunun sonucunda İstanbul’u terk etmeyi ve Londra’ya dönmeyi planlamıştı.”

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// TUNCA BENGİN : İngiliz istihbaratçı neden İstanbul’daydı ?


TUNCA BENGİN : İngiliz istihbaratçı neden İstanbul’daydı ?

İstanbul Beyoğlu’nda sokak ortasında cesedi bulunan eski İngiliz askeri istihbarat görevlisi James Gustaf Edward Le Mesurier’in ölümündeki sır perdesi aralanmaya çalışılıyor. Aynı gizemli durum Le Mesurier’in faaliyetleri için de geçerli. Çünkü dünya kamuoyunda Beyaz Baretliler olarak bilinen yardım derneğinin kurucusu Le Mesurier, İngilizlere göre Suriye’de sivillerin korunması yönünde hizmette bulunan gerçek bir kahraman, Ruslara göre ise Suriye’de başta ABD olmak üzere Esad karşıtı ülkelerin dezenformasyon konusunda sıklıkla kullandığı bir aparat. Yani eski falan değil terör örgütleriyle doğrudan ilişkili ve hâlâ da aktif bir İngiliz casusu. Dolayısıyla, bu da yeni soruları beraberinde getiriyor. Örneğin, istihbaratçılara göre, planlı, sessiz çalışan, sadece neticeye odaklanan ve profesyonellik bakımından en iyilerden biri olan MI6 gibi bir servis ve elemanı bu kadar acemice nasıl davrandı? Ya da Le Mesurier neden İstanbul’daydı veya MİT’in takibinde miydi gibi. Dün bu konuları geçmişte kritik görevlerde bulunan eski istihbaratçı Metin Ersöz’e sordum. Öncelikle de İstanbul’da casusların cirit attığı iddialarından başlayarak. Yanıtı şuydu:

“İstanbul’da casus çok ama bunların hedefi direkt Türkiye değil. Daha çok, çalıştıkları ülkelerden gelerek İstanbul’u dinlenme, ikmal yolu olarak kullanıyorlar. Mesela Irak, Suriye, Kafkaslar, Gürcistan, Osetya, Ukrayna’da çalışanların bağlantı noktası İstanbul’dur. Biliyorsunuz, Türkiye’deki 15 askeri üste yaklaşık 10 binin üzerinde Amerikan askeri ve bunlara bağlı askeri istihbarat birimleri var. Bunların çalışma, eğlence ve ikmal alanları da İstanbul’dur. Adam hafta sonu bile olsa kalkıp İstanbul’a gelip iki gün dinlenip kendi çalışma alanına gidebiliyor. Dolayısıyla, hem gizli buluşmalar hem elemanlanma açısından istihbaratçılar için İstanbul verimli bir yer, cennet yani…”

Le Mesurier bunlardan farklı değil mi?

“Bu adam emekli bir asker ama önceki görevi İngiliz Özel Kuvvetleri’nde çalışmış. Emekli olduktan sonra İngiltere’de kurulan özel bir şirket vasıtasıyla Suriye’de faaliyet gösteriyor. En son 2016’da kendi ekibinden 7-8 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir operasyonda da deşifre olmuş biri. Bu bir istihbaratçı için en kötü bir durumdur. Dolayısıyla da bu adam bir şeyler üretmek için daha önce çalıştığı konumlarla ilgili çok iyi bir vasat olan İstanbul’a gelmiş. Yani Suriye’deki faaliyetlere yönelik elemanlanma çalışması içinde.”

Nasıl yani?

“Bu tür adamlar kelle avcılığı yapıyor, nitelikli insanları tespit edip bunları servislere pazarlıyor. Yani ajanlık yapabilecek, saldırılarda, çatışmalarda bulunabilecek potansiyeli olan her türlü adamları tespit ederler, bir portföy oluştururlar. Ve ihtiyacı olan ülkelerin yine kendileri gibi özel şirketlerine önerirler. Çünkü bu kirli ilişkilerde ülkeler direkt devreye girmezler. Bunu ABD, İsrail ve Rusya da böyle yapıyor. O nedenle, bu adamların ülke gizli servislerinin kontrespiyonaj faaliyeti kapsamında tespit edilmeleri de çok zor. Çünkü tespit etseniz bile, adam ‘Ben özel şirkete çalışıyorum, devlete casusluk yapmıyorum’ diyor. Şimdi bu adam da öyle.”

Peki, bu sonuçta Le Mesurier İngilizlere, MI6’ya çalışan bir casus anlamına gelmez mi? Ersöz, devam ediyor:

“Geçmişte bağlantı sağlamış. Burada kesin ona çalışıyor diye bir bulgu yok. İngilizler böyle bir adamı İstanbul’da niye tutsun? Başlarına bela olabilir. Yani kendi diğer faaliyetlerine zarar verebilecek bir adamdır bu. Adamın zaten geçmişi ortaya çıkmış, peşinde Ruslar var. Dolayısıyla, bundan sonra onlar için yararlanabilecekleri bir adam değildir. Dünyadaki bütün istihbaratçılar için bu kirlenmiş bir ajandır. O nedenle, bundan uzak duruyorlardır. Belki bu adamın onlarla irtibat kurma durumu vardır ama onlar pek istemezler. Çünkü istihbarat bekleyen bir ajan için bu tip adamlar bir mayındır.”

Sakıncalı ajan anlamında mı?

“Açığa çıkmış adam sakıncalıdır. Bu da zaten onun psikolojisini yaşadığı için dengesi bozulmuş. Kaçınılmaz bir sona doğru kendisi gitmiş. Bu adam 2016’da zaten bitmiş. Ve tek çıkış yolu olarak İstanbul’da bu tür kelle avcılığı yapmayı düşünmüş. Ve eşinin ifadelerinden de anlaşılıyor ki bu adam bir ekip olarak burada. Kurulu bir düzen üzerine gelmiş…”

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// Eski istihbaratçı Cevat Öneş : İngiliz casusun ölümünde “istihbarat savaşı” ihtimali dışlanmamalı


Eski istihbaratçı Cevat Öneş : İngiliz casusun ölümünde “istihbarat savaşı” ihtimali dışlanmamalı

İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde, eski İngiliz askeri istihbarat görevlisi James Gustaf Edward Le Mesurier’in cesedi bulunmuştu. Cesedin bulunduğu yer Le Mesurier’in evinin ve vakfın ofisinin yakınlarındaydı.

İSTİHBARATÇININ EŞİ: EŞİM İNTİHAR ETMEYİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜ SÖYLEMİŞTİ

Le Mesurier’in intihar mı ettiği yoksa bir cinayete mi kurban gittiği henüz anlaşılamadı. İstihbaratçının eşi Emma Winberg, Le Musurier’in bir süredir psikolojik sıkıntıları olduğunu söylüyor. Winberg, “2-3 gün önce Adalar’daki evde aşırı strese bağlı rahatsızlığı nedeniyle iğne ve ilaç tedavisi aldı. Sağlık kuruluşuna yakın olmak için bu adrese geldik” ifadelerini kullandı.

Eşinin ölmeden önceki gece uyku ilacı kullandığını ve kendisine de verdiğini belirten Winberg, “Saat 05.30-06.00 sıralarında kapının dışarıdan polis tarafından çalınması üzerine uyandım. Eşimi görmemem üzerine 3. katta açık olan pencere camından baktığımda onu yerde yatar halde gördüm. Olaydan yaklaşık 15 gün önce bana intihar etmeyi düşündüğünü söylemişti” şeklinde konuştu.

“ARKADAŞIM TEHDİT EDİLİYORDU”

Winberg’in, “Eşim intihar etmeyi düşünüyordu” şeklindeki ifadesine karşın istihbaratçının ordudan arkadaşı Hamish de Bretton-Gordon’a göre Le Mesurier intihar etmedi. Gordon, arkadaşının kendisine Beyaz Baretliler grubuyla birlikte Suriye’de yardım faaliyetlerinde bulunması nedeniyle tehdit edildiğini söylediğini aktardı.

CESET OLAY YERİNE SONRADAN MI GETİRİLDİ?

Ayrıca Le Mesurier’in düştüğü yer ile atladığı iddia edilen yer arasında yaklaşık 5 metre mesafenin olması, cesedin öldürüldükten sonra olay yerine getirildiği şüphelerine neden oluyor.

BEYAZ BARETLİLERLE İŞBİRLİĞİ İÇERİSİNDEYDİ

48 yaşındaki Le Mesurier, Mayday Rescue Vakfı’nın kurucusuydu ve başkanlığını yürütüyordu. Vakfın en büyük faaliyet alanlarından birisi Suriye. Ordudan ayrıldıktan sonra Ortadoğu’da insani yardım faaliyetlerine başlayan Le Mesurier, kimilerince şaibeli bulunan Beyaz Baretliler grubunun da kurucuları arasında yer alıyor.

BEYAZ BARETLİLER “RIGHT LIVELIHOOD” ÖDÜLÜNÜ DE ALDI

Beyaz Baretliler Suriye’de ve Bağdat’ta insani yardım faaliyetlerinde bulunuyor. 2014 yılında kurulan Beyaz Baretliler, birçok Batı ülkesinden de destek görüyor. 2016’da Nobel’in alternatifi olarak nitelenen Right Livelihood ödülünü alan grup filmlere de konu oldu.

KARA PROPAGANDA VE EL KAİDE İDDİASI

Bununla birlikte gruba yönelik çok ciddi eleştiriler ve suçlamalar da var. İddiaların temelinde Beyaz Baretlilerin “insani yardım kılıfını kullanarak Suriye karşıtı propaganda yaptığı” iddiası yer alıyor. Ayrıca grubun El Kaide ile birlikte hareket ettiği, örgüt militanlarını bünyesinde barındırdığı iddiaları da bulunuyor.

RUS DIŞİŞLERİ SÖZCÜSÜ: LE MESURIER’İN TERÖR ÖRGÜTLERİYLE İLİŞKİSİ VARDI

Suriye rejimi ve Rusya’nın, Beyaz Baretliler’i bir sivil örgüt olarak görmüyor. İki ülke de yapının rejim karşıtı faaliyetler yürüttüğüne inanıyor. Le Mesurier’in Beyaz Baretlilerle ilişkisi de “İstihbaratçının ölümünde Rusya’nın parmağı var mı?” sorusunu akla getiriyor.

Rusya, 2016 yılında Kraliçe 2. Elizabeth tarafından şövalyelik unvanına layık görülen Le Mesurier’in, eski bir MI6 (İngiliz Gizli İstihbarat Servisi-SIS) ajanı olduğunu iddia etmişti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Beyaz Baretlilere ilişkin yaptığı açıklamada sözü Le Mesurier’e getirmiş ve Le Mesurier’in yıllarca Balkanlar ve Ortadoğu’da görev yaptığını, Kosova’da görev yaptığı dönemde “terör örgütleriyle” bağlantısı olduğunun bildirildiğini de öne sürmüştü.

Le Mesurier’in ölümünün geçen hafta yapılan bu açıklamadan sonra gerçekleşmesi olaydaki Rusya şüphelerini artırdı.

“KESİN BİR ŞEY SÖYLEMEK İÇİN ÇOK ERKEN”

Tarafsız Haber Ajansı’nın konuyla ilgili sorularını yanıtlayan eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, eski İngiliz askeri istihbarat subayının ölümüyle ilgili birçok karanlık nokta olduğunu söyledi. Öneş, bunlar aydınlatılmadan “cinayet mi, intihar mı” sorusuna kesin bir yanıt vermenin mümkün olmadığını ifade etti.

“BEYAZ BARETLİLER SİVİL GÖRÜNÜMLÜ ÖRGÜTLER”

Ancak yine de olayda Rusya ihtimalinin araştırılması gerektiğini söyleyen Öneş, Le Mesurier’in Beyaz Baretliler’deki faaliyetlerine dikkat çekti. Örgütün siyasi amaçları olduğuna yönelik iddiaların gerçeklik payının yüksek olduğunu söyleyen Öneş, “Rusya, Beyaz Baretlilerin asıl amacının yardım faaliyetleri olmadığını, Suriye rejimi aleyhine kara propaganda yaptığını söylüyor” diye konuştu. Rusya’nın açıklamalarının ve Beyaz Baretlileri sürekli hedef göstermesinin olaydaki şüpheleri artırdığına dikkat çeken Öneş, bu yüzden Le Mesurier’in ölümünde “istihbarat savaşları” konusunun göz önünde tutulması gerektiğini vurguladı.