TALEBİMİZDİR : FENOMEN TEKNOLOJİ “MK ULTRA & TELEGRAM” TÜRK VATANDAŞLARINA KARŞI KULLANILIYOR MU ? SORUMUZA CEVABINIZI BEKLERİZ.


DAĞITIM :

  1. EGM İSTİHBARAT DAİRESİ BAŞKANLIĞI
  2. MİT BAŞKANLIĞI

MK-Ultra Projesi Türk Vatandaşlarına mı uygulanıyor ??

Sayın Başkanım;

Öncelikle mektubumuza zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

TÜRKİYE’de 2000’li yıllardan bu yana belirli yerel ve yabancı istihbarat servisleri tarafından PSİKOTRONİK – ELEKTRO MANYETİK takip cihazları ile vatandaşlara yönelik yasadışı teknik takip yapılmaktadır. Yani daha doğrusu ülkemizde sayıları binleri bulan, yurt dışında ise mağdur olduğunu iddia eden on binlerce yerli ve yabancı vatandaşın iddiası bu yöndedir.

Bu konunun mağduru binlerce kişi var ama ne yazık ki konunun kamuoyunca yeterince bilinmemesi yada komplo teorisi olarak görünmesi nedeniyle şikayetlerini resmi merciler dışında saklama gereği duyuyorlar. Şu anda mağdurlar dernek kurma aşamasına geldiler ve seslerini kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar. Yurt dışında ise on binlerce mağdur var ve bir çok sivil toplum örgütü adı altında haklarını arıyorlar.

Bunlardan birisi de ICAACT ORGANISATION. Web sitesi : http://icaact.org

MK ULTRA konusu bizce çok önemli ve dikkat edilmesi gereken bir konudur. Çünkü sadece ülkemizde bu projenin binlerce mağduru bulunuyor ve maalesef haklarını gerektiği gibi arayamıyorlar. Halbuki başta ABD olmak üzere tüm Batı dünyası bu konuya çok önem veriyor, bu konuda filmler, kitaplar, şarkılar ve klipler yayınlıyorlar.

Örneğin yakın zamanda çevrilen ve meşhur ABD’li aktör DENZEL WASHINGTON’ın oynadığı MANCHURIAN CANDIDATE (Mançurya Kobayı) ve Bruce Willis’in ve Julia Roberts’ın oynadığı CONSPIRACY THEORY (Komplo Teorisi) bunlara verilecek en iyi örneklerdir. Yine 2009 yılında çevrilen GAMER (OYUNCU) filmi örneklerden biridir.

Bu konu artık komplo teorisi olmaktan öteye gitmiştir Batı dünyası ülkeleri için. Çünkü ABD başta olmak üzere tüm dünyada ZİHİN KONTROLÜ yada orijinal adıyla MK ULTRA bir realite halini almıştır.

Örneğin OKLAHOMA BOMBACISI TIMOTHY MCVEIGH’in bir MK ULTRA MAĞDURU olabileceğini düşünür müydünüz ? Bu konuyu ABD BASINI sık sık dile getiriyor.

Yine aynı şekilde geçtiğimiz sene KONGRE ve BEYAZ SARAY’a saldıran Aaron Alexis’in bir MK ULTRA MAĞDURU olabileceğini düşünür müydünüz ?

Bu konuyu da ABD BASINI sık sık dile getiriyor.

Ancak halen maalesef ülkemizde bu projenin mağdurları ile yeterince ilgilenilmiyor. Ne resmi mercilerden yeteri kadar destek görüyorlar, ne kamuoyundan, ne basından, ne de diğer devlet bürokrasisinden. Adeta görünmez bir el mağdurların haklı mücadele sürecinde sürekli engel üzerine engel çıkarmakta. Mağdurlar ve perişan aileleri bu mücadelede yalnız bırakılmışlardır.

Biz YURTSEVER bir grup olarak mağdurlara elimizden geldiği kadar destek vermeye çalışıyoruz. Onların bu anlamda seslerini kamuoyuna duyurmaları için sözcülüğünü yapmaya ve ulaşabildiğimiz tüm üst merci ve makam yetkililerine mağduriyetlerini anlatmaya çalışıyoruz ancak ERGENEKON ve BALYOZ DAVA’larının finansörü ve planlayıcısı olan Amerikan Gizli Servisleri’nin (CIA, NSA, PENTAGON) sürekli engellemeleri ile karşılaşıyoruz. Sosyal Medyada bu konuda yapmış olduğumuz tüm duyurular bu servislerin baskısı sonucunda sosyal medya (Twitter, Facebook, WordPress Bloglarımız) hesaplarımızın kapatılması ile engellendi.

Bildiğiniz gibi eski NSA çalışanı ve şu anda zorunlu olarak Rusya’da geçici olarak ikamet eden Edward Snowden’ın İngiliz Guardian Gazetesi’ne sızdırdığı belgelerde de Amerikan Gizli Servislerinin tüm dünyada global teknik takip faaliyetleri yürüttüğünü net olarak ortaya koymuştu. Google’da Edward Snowden yazdığınızda bu konudaki haberlere erişebilirsiniz Sayın Başkanım;.

Sayın Başkanım;

Biz grup olarak mağdurların şikayetlerini hem Cumhurbaşkanlığı’na hem İç İşleri Bakanlığı’na hem de TBMM’ye ilettik ve çözüm getirmelerini talep ettik. Ancak, halen ne mağdurları dinlediler ne de şikayetleri değerlendirdiler. TBMM’ye göndermiş olduğumuz dilekçe ise görevsizlik söylemi ile red edildi. Bu konu yurtsever bir grup olarak ulusal güvenliğimizi de tehdit eden bir durum yarattığından araştırma skalamız içine dahil ettik ve Web sitemizde bu konuda açık kaynaklardan derlediğimiz bilgileri okuyucularımıza sunuyoruz. İddialara göre bu konu yabancı servislerin kullandığı gizli bir istihbarat teknolojisi deniyor. İddiaları açık kaynaklarda araştırıyoruz.

Sırası gelmişken sizin için kısaca MK ULTRA’yı anlatalım. Bu konuda bir malumatınız olmadığını tahmin ederim.

MK ULTRA NEDİR ? TARİHSEL BAKIŞ AÇISI İLE İNCELEYELİM

1950-1960 arasında Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) altında görev alan Bilimsel İstihbarat Birimi (SID), "zihin kontrolü" ve insanların davranışsal mühendisliği üzerine birçok deney yapmıştır. Bunların hepsi önemli veriler elde edilmesini sağlasa da, tamamı başarısızlıkla sonuçlanmıştır; hatta bazıları, denekler üzerinde ciddi psikolojik sorunlar yaratmıştır. MK-Ultra Projesi, bu deneylerin genel adı olarak bilinmektedir. Proje kapsamında sayısız yasadışı deney yapmışmış ve suç işlenmiştir. 1953’te yasal olarak tanınmamaya başlanan programın 1964’te alanı daraltılmış, 1967’de iyice yavaşlatılmış ve 1973’te tamamen durdurulmuştur. Deneyler süresince denekler özellikle Liserjik Asit Dietilamid (LSD) gibi halüsinojenlerin aşırı dozda kullanılmak haricinde hipnoz, duyusal yetersizlikler, izolasyon, sözel ve cinsel istismar ve hatta işkence gibi yöntemlere maruz kalmıştır.

44’ü üniversite olmak üzere toplamda 80 enstitünün ortak olarak yürüttüğü bu projede, CIA’in toplam bütçesinin %6’sı kullanılmıştır. Uzun bir süre gizli tutulmaya çalışılan bu proje, 1977 senesinde Bilgilendirilme Özgürlüğü Yasası’nın çıkarılmasıyla toplamda 20.000 belgenin açığa çıkarılması sayesinde öğrenilmiştir. Temmuz 2001’de ise deneylerle ilgili gizli kalmış tüm bilgiler halka arz edilmiştir.

Deneyler süresince sayısız alanda araştırma yapılmış, insan ve diğer hayvan denekler üzerinde yasadışı, bilimdışı ve akıldışı sayısız uygulamada bulunulmuştur. Örneğin sorgulamaların kolaylaştırılması için geliştirilmeye çalışılan dürüstlük hapı sırasında birçok hayvan ve insana sayısız halüsinojen madde ve diğer kimyasallar verilmiştir.

1955’te yazılmış bir belgede, deneylerin amaçları şu şekilde sıralanmaktadır:

  1. Halkın gözünden düşülmesine neden olacak kadar mantıksız düşünmeyi ve düşüncesizliği tetikleyen maddelerin geliştirilmesi.
  2. Mantıklama ve algılama süreçlerini yavaşlatan maddelerin geliştirilmesi.
  3. Kullanıcının daha hızlı veya yavaş yaşlanmasına neden olacak maddelerin geliştirilmesi.
  4. Alkolün etkilerini tamamen silecek bir ilacın geliştirilmesi.
  5. Kamuflaj ve taktik amaçlı, bilinen hastalıkların tüm belirtilerini yaratan; ancak istendiği zaman durdurulup bu etkilerin geri dönebilmesine neden olan ilaçların geliştirilmesi.
  6. Geçici veya kalıcı beyin hasarı ve hafıza kaybı sağlayan ilaçların geliştirilmesi.
  7. Baskı, işkence ve hayati ihtiyaçlara olan direnci arttırıcı ilaçların geliştirilmesi.
  8. Kullananın o anda ve öncesinde olan olayları kalıcı ya da geçici olarak unutmasına neden olacak maddelerin geliştirilmesi.
  9. Şok ve kafa karışıklığını geçici ya da kalıcı, kısa ya da uzun vadede yaratabilecek maddelerin ve fiziksel yöntemlerin geliştirilmesi.
  10. Bacakların felç olması veya akut kan yetmezliği gibi fiziksel yetersizlikleri anlık olarak yaratabilecek ilaçların geliştirilmesi.
  11. Vücutta su kabarcıkları yaratabilecek kimyasalların geliştirilmesi.
  12. Bireyin davranışlarını, arzu edilen bir diğer bireye bağımlı kılacak şekilde değiştirecek ilaçların geliştirilmesi.
  13. Sorgulama mekanizmalarını iptal edecek, mantıksal düşünmeyi engelleyecek ilaçların geliştirilmesi.
  14. Hırsı azaltacak ve genel çalışma verimliliğini düşürecek ilaçların geliştirilmesi.
  15. Görüş, duyma, vb. duyusal becerileri köreltecek ilaçların geliştirilmesi.
  16. Sonrasında kalıcı hafıza kaybı yaratan, ani bayıltma işlemini yapabilecek ve yiyeceklere, içeceklere, havaya karıştırılabilecek bir ilaç geliştirilmesi.
  17. Belirli bir fiziksel aktivitenin yapılmasını tamamen engelleyecek bir ilacın geliştirilmesi.

Tüm bunları test etmek ve geliştirebilmek için CIA deneylerinde yüksek dozda LSD, barbiturat IV, amfetamin IV, temazepam, eroin, morfin, MDMA, meskalin, psilocybin, scopolamin, marijuana, alkol, sodyum pentotal ve ergin gibi sayısız bağımlılık yapıcı, halüsinojen ve uyuşturucu madde kullanmıştır. Denek olaraksa zihinsel hastalıklı olan insanlar, mahkumlar, ilaç bağımlıları ve fahişeler kullanılmış, bunlar durumları veya mesleklerinden ötürü tehdit edilerek karşı koymaları engellenmiştir. Deneyde görev alan bir memur, şu sözleri sarf etmektedir:

"Deneylerde, bize karşı koyamayacak herkesi kullandık."

Amerika’da patlak veren Watergate skandalı sırasında MK-Ultra’ya ait tüm belgelerin yok edilmesi emredilmiş ve 20.000 belge haricinde kalan hepsi yok edilmiştir. Bu yüzden MK-Ultra’nın tüm detaylarını bilmek imkansızdır. Ancak var olan belgelerden bile, deneyler sırasında onlarca deneğin öldüğü, birçoğunun suikaste kurban edildiği, bazılarının ise eskiden var olmayan zihinsel sorunlar geliştirdiği bilinmektedir ve belgelenmiştir. Milyonlarca dolarlık projenin sadece bir ayağı olan Pont-Saint-Espirit ayağında meydana gelen deneysel hatalardan ötürü 32 denek akıl hastanesine kaldırılmış ve en az 7 denek ölmüştür.

Deneyler, tamamen gerçek olmakla birlikte, belgelerin eksik olmasından ötürü günümüzün bilimdışı komplo teorisyenlerinin en sevdiği alanlardan biri olmaktadır. Bu gibi şahıslar, bu deneylerin bir deneği olan Sirhan Sirhan isimli katilin, John F. Kennedy’i bu deneylerin etkisi altında öldürdüğünü iddia etmektedirler. Sirhan’ın, bu deneylerdeki metotlarca kontrol edildiğini ileri sürmektedirler. Bunun gibi sayısız ispatsız argümanı bulmak mümkündür. İBDA-C ÖRGÜTÜ lideri Salih Mirzabeyoğlu’nun durumu buna en iyi örnektir.

Sayın Başkanım;

Aşağıda, MİT MÜSTEŞARLIĞI’nın 09.03.2009 tarihinde Ergenekon Mahkemesine (13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ) gönderdiği TUNCAY GÜNEY’in KONTROL ALTINA alındığına ilişkin resmi yazısı bulunuyor. Bu belge tarafımızda mevcut. Sayı ve isim kısmı herhangi bir taklit olasılığına karşı tarafımızdan kapatılmıştır.

Belgede, araba hırsızı, çakma Haham ve aynı zamanda bir dolandırıcı olan TUNCAY GÜNEY adlı şahsın 1993 yılında İran Konsolosluğundaki İstihbaratçı ile şüpheli temasları çerçevesinde kontrol altına alındığı ifade ediliyor ancak bu kontrolün nasıl olduğu konusunda ise belirgin bir açıklama yapılmamış. Kaldı ki bir dönem bu şahsın MİT tarafından kullanıldığı yönünde de çok sayıda haber gazete ve televizyonlarda yayınlandı.

MK ULTRA projesinin tüm dünyada binlerce mağduru bulunuyor. Elbette ki her devlet gerek kendi sınırları içinde gerekse belirli şartlar altında sınırları dışında istihbari dinleme yapabilir ve fiziki takip önlemleri alabilir. Kaldı ki bunu hemen hemen tüm devletler etkin olarak yapıyor. Ama burada bahsedilen teknoloji uygulamada bir teknik takip teknolojisi olmaktan öte insanları rahatsız eden, psikolojilerini hedef alan bir tarzda yapıldığı için bizde CIA’nin güçlü bir müttefiki olan Milli İstihbarat Teşkilatının bu teknolojiyi kendi vatandaşlarına uyguluyor mu diye bir analiz yapalım istedik. Tabi uygulamaya bakıldığında Anayasal sınırları ihlal eden bir durum meydana geldiği için aynı CIA gibi MİT’te bu teknolojiyi kendi resmi kimlikli elemanlarına değil profesyonel bir ekibe yaptırıyor deniliyor. İddialar bu şekilde. MİT Müsteşarı sayın Hakan Fidan’ın basın önünde bu iddialara cevap vermesini bekliyoruz. En azından mağdur olan yüzlerce insan (Hepsinin bizde isimleri ve iletişim numaraları kayıtlı) bu cevabı hak ediyor diye düşünüyoruz.

Ayrıca kendisini MK ULTRA & TELEGRAM MAĞDURU diye adlandıran 150 civarı kişi ile yapılmış telefon görüşme kayıtları da elimizde bulunuyor. İleride bu konuda adli bir soruşturma açılırsa düşüncesi ile bu kayıtları resmi makamlara tevdi etmek maksadıyla muhafaza ediyoruz. Savcılık yetkilileri ve sizlerin arzu etmesi halinde toplam 6 GB’ı bulan bu görüşme kayıtlarını da ayrıca DVD olarak arz edebiliriz. Bunu da sırası gelmişken belirtelim.

Ve Umarız istihbarat dehlizlerinin tozlu raflarında bir gün demokratik bir temizlik yapılırsa biz de bu konudaki gerçekleri ilk elden öğrenebileceğiz. Ama şunu biliyoruz ki istihbarat servislerinin ayağına dolanan nice başka istihbarat servisi personelleri, bilim adamları, akademisyenler, gazeteciler ve diğer kurbanlar henüz açıklığa kavuşmamış trafik kazaları, ani kalp krizi vakaları ve diğer yöntemlerle susturuldu. Tüm istihbarat servisleri kendi devletinin bekaası ve güvenliği için çalışır, bu da doğaldır. Ama her ne gerekçe ile olursa olsun sivillere, masum insanlara yönelik TAKİP TEKNOLOJİLERİ, ŞİDDET gibi yöntemler affedilmemeli ve sorumlular devlet korumasından çıkarılarak yargıda hesap verdirilmelidir. Genelkurmay Başkanı, Emniyet Genel Müdürü yada MİT MÜSTEŞARI da olsa hiç kimse dokunulmaz değildir. Herkes görevini yaparken İNSAN HAKLARINA VE KANUNLARA tabi olduğunu hiçbir zaman unutmamalı, unutanlara da sürekli hatırlatmalıyız. Biz bunu bugün gerçekleştiremez isek devletimiz bir POLİS DEVLETİNE dönüşür ki o zaman çok geç kalırız.

Sayın Başkanım;

Kimi zaman "abartılı" gelebilecek politik ve bilimsel deneyler zaman zaman gerçekten de uygulanabilmektedir. Önemli olan, bu deneylerin gerçek yapısını anlayabilmek ve insanların merak duygusundan prim yapan komplo teorisyenlerinin saçmalıklarına izin vermemektir.

Eğer bu konuda devlet yetkilileri bir an önce kamuoyuna tüm çıplaklığı ile tatminkar bir açıklama yapmaz ise Savcılık makamlarının önü “BANA DEVLET (MİT) ZİHİN KONTROLÜ UYGULUYOR” diyenlerle dolmaya devam edecektir. Sadece 2015-2019 arası tarafımıza başvurma cesareti gösteren 500 mağdur (Olduğunu iddia eden) kişi bulunuyor ve bu sayıya her gün yenileri ekleniyor. Devlet suskun kaldıkça devlet üzerine komplo teorilerinde artış olması kaçınılmazdır. Bu sebeple bu konuda ivedi bir kamuoyu açıklaması beklediğimizi bir kez daha yineleyelim.

İstemeniz halinde söylediklerimizi destekleyici 6 adet DVD’yi de ayrıca makamınıza sunabiliriz. Her DVD’de 4,5 GB, toplamda ise 27 GB hacminde belge ve bilgi bulunuyor.

Bu DVD’ler muhteviyatında yabancı kamuoyunda Targeted Individuals, Organized Gang Stalking olarak bilinen Türkiye’de ise MK ULTRA & TELEGRAM olarak bahsedilen ve gizli askeri teknoloji olduğu iddia edilen fenomen hakkında çok sayıda Word ve PDF dökümanı, çok sayıda yerli ve yabancı video bulunuyor. İnceleyecek yetkililerin özellikle yabancı dildeki videoları izlemesini tavsiye ediyorum. Eğer bana ulaşmak isterseniz şahsi numaramı arz edebilirim. Aramanız yada davet etmeniz halinde soruşturmanız için gerekli her türlü dökümasyonu temin edebilir yada ayrıntılı olarak ifade verebilirim.

Sayın Başkanım;

Bizim grup olarak sizlerden bir beklentimiz yok. Bu konuya olan ilgimiz de iddiaların doğru olması halinde konunun ULUSAL GÜVENLİĞİ ilgilendiriyor olmasından dolayıdır. Biz sadece mağdurlara MİT MÜSTEŞARLIĞI tarafından bir açıklama yapılmasını ve bu fenomen teknoloji ile bir ilgisi yok ise bu takdirde mağdurların şikayetlerinin soruşturulmasını ve konunun aydınlatılmasını talep ediyoruz. Çünkü gerekli soruşturma yapılmaz ve konu aydınlatılmaz ise bugün binler ile ifade edilen mağdur sayısı yarın on binleri bulacaktır ve Savcılık makamlarının önü “MİT BİZE ZİHİN KONTROLÜ UYGULUYOR” diyenler ile dolacaktır. Böyle bir tablonun oluşmasını istemeyiz, sizlerin de isteyeceğini düşünmüyoruz. Çünkü herhangi bir istihbari değeri olmayan sıradan mesleklere sahip, sıradan bir yaşam süren vatandaşlarımız bile çeşitli psikiyatrik rahatsızlıklara yakalandıklarında kendilerine zihin kontrolü yapılıyor zannediyor. Yada geçmişte uyuşturucu madde kullanan şahıslar dahi kendilerinin rahatsız olduğuna inanmayarak suçu MİT MÜSTEŞARLIĞI’na yada yabancı gizli servislere atarak zihin kontrolü yaptıklarını iddia ediyor. Bu durum da tam bir karmaşa ve kaos yaratıyor. Çareyi başka yerlerde aradıklarından dolayı da gerekli psikiyatrik tedavilerini yaptırmadıkları için yaşamları hem kendileri hem de aileleri için çekilmez bir hal alıyor.

Sayın Başkanım;

Devlet her yönü ile vatandaşının beden ve fizik güvenliğini korumakla mükelleftir. Eğer devlet yetkilileri gerekli açıklamayı yapmaz ise ya da bu konuda kapsamlı bir soruşturma başlatmaz ise mağdurların iddia ettiği DEVLETİN SIRADAN KİŞİLERE KARŞI İSTİHBARİ TAKİP ve TACİZ TEKNOLOJİSİ kullandığı yönündeki tezler gerçeklik kazanacaktır. Bu da devlete karşı çok ciddi tazminat davalarının açılması anlamına geliyor.

Burada devlet ve yöneticileri bir sınav veriyor. FAŞİST POLİS DEVLETİ MİYİZ ? YOKSA DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ Mİ ? BUNU BU KONUDAKİ TAVRINIZ BELİRLEYECEKTİR.

TALEP :

Buraya kadar yaptığımız açıklamalar çerçevesinde ve tarafımızdan yardım talep eden yüzü aşkın mağdurun da ifadelerinden yola çıkarak MİT MÜSTEŞARLIĞI’nın yada Türkiye’de gizli faaliyet gösteren YABANCI bir İSTİHBARAT SERVİSİ’nin sivil vatandaşlar üzerinde gizli istihbarat teknolojisi kullanıp kullanmadığının ilgili kurumlar kanalı ile soruşturularak tespit edilmesini, eğer kullanılmışsa hangi gerekçe ve saiklerle kullanıldığının mağdurlara resmi yazı ile bildirilmesini talep ediyoruz.

Teşekkürler.

ÖZEL BÜRO GRUBU

MI6 DOSYASI /// Yağ fabrikası İngiliz istihbaratının merkezi çıktı !!! İş adamı meğer ajan mış


Yağ fabrikası İngiliz istihbaratının merkezi çıktı !!! İş adamı meğer ajanmış

1925 yılında Adana’da Gilodo Nebati Yağ Fabrikası’nı kuran işadamı Gilodo kardeşler’in İngiliz İstihbarat’ına çalıştığı iddia edildi.

Cumhuriyet’in ilanından iki yıl sonra 1925 yılında Adana’da kurulan Gilodo Nebati Yağ Fabrikası’nın İngiliz istihbaratının merkezi olarak çalıştığına dair iddialar Emniyet Genel Müdürlüğü’nün arşivlerinde yerini aldı.

Gilodo Nebati Yağ Fabrikası’nı kuran sanayici işadamı Rafael Gilodo ve kardeşi Salomon Gilodo’nun, İngiliz istihbarat servisinin emrinde oldukları ileri sürüldü.

Söz konusu iddia Araştırmacı Yazar Dr. Servet Avşar tarafından gün yüzüne çıkartıldı. Avşar tarafından ortaya çıkarılan Emniyet Genel Müdürlüğü arşivinde bulunan 11312-11336 numaralı dosyalardaki belge ve takip raporlarında, Rusya’daki Bolşevik ihtilalinin ardından İstanbul’a yerleşen işadamı Rafael Gilodo’nun mütareke döneminden önce İstanbul ve Adana’da Türkiye aleyhine İngiliz istihbaratına hizmet ettiği bilgisi yer alıyor.

Cumhuriyet’in ilanının ardından 1924 yılında Adana’da mecburi ikamete gönderilen Gilodo kardeşler pamuk ticareti ile başladıkları faliyetlerini 1925 yılında Gilodo Nebati Yağ Fabrikası’nı kurarak genişletti.

Daha sonra Türk vatandaşı olan Gilodo kardeşler, İngiltere’den getirdikleri makinelerle soyadlarını taşıyan fabrikada 10 yıl boyunca üretim gerçekleştirdi.

Halk kuşkulandı

Ancak çok sayıda yabancı kişinin fabrikaya girip çıkması yerel halkta kuşku uyandırırken 1934 yılında Adana’da esnaflık yapan ve Kıbrıslı Ahmet Rasim tarafından dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye, yollanan ihbar mektubu ile Gilodo kardeşler, dönemin Türk istihbarat birimi MAH ve Emniyet güçleri tarafından takip edilmeye başlandı.

Dr.Servet Avşar’ın ortaya çıkardığı emniyet raporlarında adı geçen fabrikanın “İngiliz sermayesi ile kurulduğu, tamamen İngiliz emel ve çıkarları doğrultusunda faaliyet yürüten bir bozgun yuvası olduğu” belirtiliyor.

Gilodo kardeşlere ait olarak gözüken fabrikanın “İngiliz istihbaratının Adana’daki gizli şebekesi olarak faaliyet gösterdiği, Adana’da pamukçuluğu öldürmeyi hedeflediği, Filistin’e gidecek Alman Yahudilere yardım merkezi olduğu” bilgisi de belgelerde yer alıyor.

Seyhan Valiliği’nin 7 Kasım 1933 günü Emniyet Siyasi Şube ve İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği yazıda ise şöyle deniliyor “Adana’ya ayçiçeği ekimi, Gilodo tarafından sokulmuştur. Bunun gerekçesi pamuğun iyi para kazandırmaması ve uzun bir süre pamuksuzluktan fabrikasını atıl kapasiteden kurtarmak için hammadde sağlaması gösterilmişse de gerçekte bunun Adana pamukçuluğunu öldürmek için İngilizlerin kurguladığı ekonomik bir politika olduğundan hiçbir şekilde kuşku duyulmamalıdır.”

Bakanlık valiliği uyarmış

İçişleri Bakanlığınca 5 Ekim 1933’te Seyhan Valiliği’ne gönderilen yazıda ise Gilodo Fabrikası çalışanlarının casusluklarını ispat edebilecek tüm hâl ve hareketlerinin izlenmesi talimatı verilirken “İlinizde bulunan Gilodo Fabrikası’nın; İngiliz sermayesiyle kurulmuş, İngilizlerin denetim ve kontrolünde bir işletme olduğu, şu anda da müdürlük görevini yürütmekte olan Gilodo’nun mütareke yıllarında İngilizlerle birlikte çalışmış bir İngiliz ajanı olduğu anlaşılmıştır” deniliyor.

TALEBİMİZDİR : FENOMEN TEKNOLOJİ “MK ULTRA & TELEGRAM” TÜRK VATANDAŞLARINA KARŞI KULLANILIYOR MU ? SORUMUZA CEVABINIZI BEKLERİZ.


DAĞITIM :

  1. EGM İSTİHBARAT DAİRESİ BAŞKANLIĞI
  2. MİT BAŞKANLIĞI

MK-Ultra Projesi Türk Vatandaşlarına mı uygulanıyor ??

Sayın Başkanım;

Öncelikle mektubumuza zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederiz.

TÜRKİYE’de 2000’li yıllardan bu yana belirli yerel ve yabancı istihbarat servisleri tarafından PSİKOTRONİK – ELEKTRO MANYETİK takip cihazları ile vatandaşlara yönelik yasadışı teknik takip yapılmaktadır. Yani daha doğrusu ülkemizde sayıları binleri bulan, yurt dışında ise mağdur olduğunu iddia eden on binlerce yerli ve yabancı vatandaşın iddiası bu yöndedir.

Bu konunun mağduru binlerce kişi var ama ne yazık ki konunun kamuoyunca yeterince bilinmemesi yada komplo teorisi olarak görünmesi nedeniyle şikayetlerini resmi merciler dışında saklama gereği duyuyorlar. Şu anda mağdurlar dernek kurma aşamasına geldiler ve seslerini kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar. Yurt dışında ise on binlerce mağdur var ve bir çok sivil toplum örgütü adı altında haklarını arıyorlar.

Bunlardan birisi de ICAACT ORGANISATION. Web sitesi : http://icaact.org

MK ULTRA konusu bizce çok önemli ve dikkat edilmesi gereken bir konudur. Çünkü sadece ülkemizde bu projenin binlerce mağduru bulunuyor ve maalesef haklarını gerektiği gibi arayamıyorlar. Halbuki başta ABD olmak üzere tüm Batı dünyası bu konuya çok önem veriyor, bu konuda filmler, kitaplar, şarkılar ve klipler yayınlıyorlar.

Örneğin yakın zamanda çevrilen ve meşhur ABD’li aktör DENZEL WASHINGTON’ın oynadığı MANCHURIAN CANDIDATE (Mançurya Kobayı) ve Bruce Willis’in ve Julia Roberts’ın oynadığı CONSPIRACY THEORY (Komplo Teorisi) bunlara verilecek en iyi örneklerdir. Yine 2009 yılında çevrilen GAMER (OYUNCU) filmi örneklerden biridir.

Bu konu artık komplo teorisi olmaktan öteye gitmiştir Batı dünyası ülkeleri için. Çünkü ABD başta olmak üzere tüm dünyada ZİHİN KONTROLÜ yada orijinal adıyla MK ULTRA bir realite halini almıştır.

Örneğin OKLAHOMA BOMBACISI TIMOTHY MCVEIGH’in bir MK ULTRA MAĞDURU olabileceğini düşünür müydünüz ? Bu konuyu ABD BASINI sık sık dile getiriyor.

Yine aynı şekilde geçtiğimiz sene KONGRE ve BEYAZ SARAY’a saldıran Aaron Alexis’in bir MK ULTRA MAĞDURU olabileceğini düşünür müydünüz ?

Bu konuyu da ABD BASINI sık sık dile getiriyor.

Ancak halen maalesef ülkemizde bu projenin mağdurları ile yeterince ilgilenilmiyor. Ne resmi mercilerden yeteri kadar destek görüyorlar, ne kamuoyundan, ne basından, ne de diğer devlet bürokrasisinden. Adeta görünmez bir el mağdurların haklı mücadele sürecinde sürekli engel üzerine engel çıkarmakta. Mağdurlar ve perişan aileleri bu mücadelede yalnız bırakılmışlardır.

Biz YURTSEVER bir grup olarak mağdurlara elimizden geldiği kadar destek vermeye çalışıyoruz. Onların bu anlamda seslerini kamuoyuna duyurmaları için sözcülüğünü yapmaya ve ulaşabildiğimiz tüm üst merci ve makam yetkililerine mağduriyetlerini anlatmaya çalışıyoruz ancak ERGENEKON ve BALYOZ DAVA’larının finansörü ve planlayıcısı olan Amerikan Gizli Servisleri’nin (CIA, NSA, PENTAGON) sürekli engellemeleri ile karşılaşıyoruz. Sosyal Medyada bu konuda yapmış olduğumuz tüm duyurular bu servislerin baskısı sonucunda sosyal medya (Twitter, Facebook, WordPress Bloglarımız) hesaplarımızın kapatılması ile engellendi.

Bildiğiniz gibi eski NSA çalışanı ve şu anda zorunlu olarak Rusya’da geçici olarak ikamet eden Edward Snowden’ın İngiliz Guardian Gazetesi’ne sızdırdığı belgelerde de Amerikan Gizli Servislerinin tüm dünyada global teknik takip faaliyetleri yürüttüğünü net olarak ortaya koymuştu. Google’da Edward Snowden yazdığınızda bu konudaki haberlere erişebilirsiniz Sayın Başkanım;.

Sayın Başkanım;

Biz grup olarak mağdurların şikayetlerini hem Cumhurbaşkanlığı’na hem İç İşleri Bakanlığı’na hem de TBMM’ye ilettik ve çözüm getirmelerini talep ettik. Ancak, halen ne mağdurları dinlediler ne de şikayetleri değerlendirdiler. TBMM’ye göndermiş olduğumuz dilekçe ise görevsizlik söylemi ile red edildi. Bu konu yurtsever bir grup olarak ulusal güvenliğimizi de tehdit eden bir durum yarattığından araştırma skalamız içine dahil ettik ve Web sitemizde bu konuda açık kaynaklardan derlediğimiz bilgileri okuyucularımıza sunuyoruz. İddialara göre bu konu yabancı servislerin kullandığı gizli bir istihbarat teknolojisi deniyor. İddiaları açık kaynaklarda araştırıyoruz.

Sırası gelmişken sizin için kısaca MK ULTRA’yı anlatalım. Bu konuda bir malumatınız olmadığını tahmin ederim.

MK ULTRA NEDİR ? TARİHSEL BAKIŞ AÇISI İLE İNCELEYELİM

1950-1960 arasında Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) altında görev alan Bilimsel İstihbarat Birimi (SID), "zihin kontrolü" ve insanların davranışsal mühendisliği üzerine birçok deney yapmıştır. Bunların hepsi önemli veriler elde edilmesini sağlasa da, tamamı başarısızlıkla sonuçlanmıştır; hatta bazıları, denekler üzerinde ciddi psikolojik sorunlar yaratmıştır. MK-Ultra Projesi, bu deneylerin genel adı olarak bilinmektedir. Proje kapsamında sayısız yasadışı deney yapmışmış ve suç işlenmiştir. 1953’te yasal olarak tanınmamaya başlanan programın 1964’te alanı daraltılmış, 1967’de iyice yavaşlatılmış ve 1973’te tamamen durdurulmuştur. Deneyler süresince denekler özellikle Liserjik Asit Dietilamid (LSD) gibi halüsinojenlerin aşırı dozda kullanılmak haricinde hipnoz, duyusal yetersizlikler, izolasyon, sözel ve cinsel istismar ve hatta işkence gibi yöntemlere maruz kalmıştır.

44’ü üniversite olmak üzere toplamda 80 enstitünün ortak olarak yürüttüğü bu projede, CIA’in toplam bütçesinin %6’sı kullanılmıştır. Uzun bir süre gizli tutulmaya çalışılan bu proje, 1977 senesinde Bilgilendirilme Özgürlüğü Yasası’nın çıkarılmasıyla toplamda 20.000 belgenin açığa çıkarılması sayesinde öğrenilmiştir. Temmuz 2001’de ise deneylerle ilgili gizli kalmış tüm bilgiler halka arz edilmiştir.

Deneyler süresince sayısız alanda araştırma yapılmış, insan ve diğer hayvan denekler üzerinde yasadışı, bilimdışı ve akıldışı sayısız uygulamada bulunulmuştur. Örneğin sorgulamaların kolaylaştırılması için geliştirilmeye çalışılan dürüstlük hapı sırasında birçok hayvan ve insana sayısız halüsinojen madde ve diğer kimyasallar verilmiştir.

1955’te yazılmış bir belgede, deneylerin amaçları şu şekilde sıralanmaktadır:

  1. Halkın gözünden düşülmesine neden olacak kadar mantıksız düşünmeyi ve düşüncesizliği tetikleyen maddelerin geliştirilmesi.
  2. Mantıklama ve algılama süreçlerini yavaşlatan maddelerin geliştirilmesi.
  3. Kullanıcının daha hızlı veya yavaş yaşlanmasına neden olacak maddelerin geliştirilmesi.
  4. Alkolün etkilerini tamamen silecek bir ilacın geliştirilmesi.
  5. Kamuflaj ve taktik amaçlı, bilinen hastalıkların tüm belirtilerini yaratan; ancak istendiği zaman durdurulup bu etkilerin geri dönebilmesine neden olan ilaçların geliştirilmesi.
  6. Geçici veya kalıcı beyin hasarı ve hafıza kaybı sağlayan ilaçların geliştirilmesi.
  7. Baskı, işkence ve hayati ihtiyaçlara olan direnci arttırıcı ilaçların geliştirilmesi.
  8. Kullananın o anda ve öncesinde olan olayları kalıcı ya da geçici olarak unutmasına neden olacak maddelerin geliştirilmesi.
  9. Şok ve kafa karışıklığını geçici ya da kalıcı, kısa ya da uzun vadede yaratabilecek maddelerin ve fiziksel yöntemlerin geliştirilmesi.
  10. Bacakların felç olması veya akut kan yetmezliği gibi fiziksel yetersizlikleri anlık olarak yaratabilecek ilaçların geliştirilmesi.
  11. Vücutta su kabarcıkları yaratabilecek kimyasalların geliştirilmesi.
  12. Bireyin davranışlarını, arzu edilen bir diğer bireye bağımlı kılacak şekilde değiştirecek ilaçların geliştirilmesi.
  13. Sorgulama mekanizmalarını iptal edecek, mantıksal düşünmeyi engelleyecek ilaçların geliştirilmesi.
  14. Hırsı azaltacak ve genel çalışma verimliliğini düşürecek ilaçların geliştirilmesi.
  15. Görüş, duyma, vb. duyusal becerileri köreltecek ilaçların geliştirilmesi.
  16. Sonrasında kalıcı hafıza kaybı yaratan, ani bayıltma işlemini yapabilecek ve yiyeceklere, içeceklere, havaya karıştırılabilecek bir ilaç geliştirilmesi.
  17. Belirli bir fiziksel aktivitenin yapılmasını tamamen engelleyecek bir ilacın geliştirilmesi.

Tüm bunları test etmek ve geliştirebilmek için CIA deneylerinde yüksek dozda LSD, barbiturat IV, amfetamin IV, temazepam, eroin, morfin, MDMA, meskalin, psilocybin, scopolamin, marijuana, alkol, sodyum pentotal ve ergin gibi sayısız bağımlılık yapıcı, halüsinojen ve uyuşturucu madde kullanmıştır. Denek olaraksa zihinsel hastalıklı olan insanlar, mahkumlar, ilaç bağımlıları ve fahişeler kullanılmış, bunlar durumları veya mesleklerinden ötürü tehdit edilerek karşı koymaları engellenmiştir. Deneyde görev alan bir memur, şu sözleri sarf etmektedir:

"Deneylerde, bize karşı koyamayacak herkesi kullandık."

Amerika’da patlak veren Watergate skandalı sırasında MK-Ultra’ya ait tüm belgelerin yok edilmesi emredilmiş ve 20.000 belge haricinde kalan hepsi yok edilmiştir. Bu yüzden MK-Ultra’nın tüm detaylarını bilmek imkansızdır. Ancak var olan belgelerden bile, deneyler sırasında onlarca deneğin öldüğü, birçoğunun suikaste kurban edildiği, bazılarının ise eskiden var olmayan zihinsel sorunlar geliştirdiği bilinmektedir ve belgelenmiştir. Milyonlarca dolarlık projenin sadece bir ayağı olan Pont-Saint-Espirit ayağında meydana gelen deneysel hatalardan ötürü 32 denek akıl hastanesine kaldırılmış ve en az 7 denek ölmüştür.

Deneyler, tamamen gerçek olmakla birlikte, belgelerin eksik olmasından ötürü günümüzün bilimdışı komplo teorisyenlerinin en sevdiği alanlardan biri olmaktadır. Bu gibi şahıslar, bu deneylerin bir deneği olan Sirhan Sirhan isimli katilin, John F. Kennedy’i bu deneylerin etkisi altında öldürdüğünü iddia etmektedirler. Sirhan’ın, bu deneylerdeki metotlarca kontrol edildiğini ileri sürmektedirler. Bunun gibi sayısız ispatsız argümanı bulmak mümkündür. İBDA-C ÖRGÜTÜ lideri Salih Mirzabeyoğlu’nun durumu buna en iyi örnektir.

Sayın Başkanım;

Aşağıda, MİT MÜSTEŞARLIĞI’nın 09.03.2009 tarihinde Ergenekon Mahkemesine (13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ) gönderdiği TUNCAY GÜNEY’in KONTROL ALTINA alındığına ilişkin resmi yazısı bulunuyor. Bu belge tarafımızda mevcut. Sayı ve isim kısmı herhangi bir taklit olasılığına karşı tarafımızdan kapatılmıştır.

Belgede, araba hırsızı, çakma Haham ve aynı zamanda bir dolandırıcı olan TUNCAY GÜNEY adlı şahsın 1993 yılında İran Konsolosluğundaki İstihbaratçı ile şüpheli temasları çerçevesinde kontrol altına alındığı ifade ediliyor ancak bu kontrolün nasıl olduğu konusunda ise belirgin bir açıklama yapılmamış. Kaldı ki bir dönem bu şahsın MİT tarafından kullanıldığı yönünde de çok sayıda haber gazete ve televizyonlarda yayınlandı.

MK ULTRA projesinin tüm dünyada binlerce mağduru bulunuyor. Elbette ki her devlet gerek kendi sınırları içinde gerekse belirli şartlar altında sınırları dışında istihbari dinleme yapabilir ve fiziki takip önlemleri alabilir. Kaldı ki bunu hemen hemen tüm devletler etkin olarak yapıyor. Ama burada bahsedilen teknoloji uygulamada bir teknik takip teknolojisi olmaktan öte insanları rahatsız eden, psikolojilerini hedef alan bir tarzda yapıldığı için bizde CIA’nin güçlü bir müttefiki olan Milli İstihbarat Teşkilatının bu teknolojiyi kendi vatandaşlarına uyguluyor mu diye bir analiz yapalım istedik. Tabi uygulamaya bakıldığında Anayasal sınırları ihlal eden bir durum meydana geldiği için aynı CIA gibi MİT’te bu teknolojiyi kendi resmi kimlikli elemanlarına değil profesyonel bir ekibe yaptırıyor deniliyor. İddialar bu şekilde. MİT Müsteşarı sayın Hakan Fidan’ın basın önünde bu iddialara cevap vermesini bekliyoruz. En azından mağdur olan yüzlerce insan (Hepsinin bizde isimleri ve iletişim numaraları kayıtlı) bu cevabı hak ediyor diye düşünüyoruz.

Ayrıca kendisini MK ULTRA & TELEGRAM MAĞDURU diye adlandıran 150 civarı kişi ile yapılmış telefon görüşme kayıtları da elimizde bulunuyor. İleride bu konuda adli bir soruşturma açılırsa düşüncesi ile bu kayıtları resmi makamlara tevdi etmek maksadıyla muhafaza ediyoruz. Savcılık yetkilileri ve sizlerin arzu etmesi halinde toplam 6 GB’ı bulan bu görüşme kayıtlarını da ayrıca DVD olarak arz edebiliriz. Bunu da sırası gelmişken belirtelim.

Ve Umarız istihbarat dehlizlerinin tozlu raflarında bir gün demokratik bir temizlik yapılırsa biz de bu konudaki gerçekleri ilk elden öğrenebileceğiz. Ama şunu biliyoruz ki istihbarat servislerinin ayağına dolanan nice başka istihbarat servisi personelleri, bilim adamları, akademisyenler, gazeteciler ve diğer kurbanlar henüz açıklığa kavuşmamış trafik kazaları, ani kalp krizi vakaları ve diğer yöntemlerle susturuldu. Tüm istihbarat servisleri kendi devletinin bekaası ve güvenliği için çalışır, bu da doğaldır. Ama her ne gerekçe ile olursa olsun sivillere, masum insanlara yönelik TAKİP TEKNOLOJİLERİ, ŞİDDET gibi yöntemler affedilmemeli ve sorumlular devlet korumasından çıkarılarak yargıda hesap verdirilmelidir. Genelkurmay Başkanı, Emniyet Genel Müdürü yada MİT MÜSTEŞARI da olsa hiç kimse dokunulmaz değildir. Herkes görevini yaparken İNSAN HAKLARINA VE KANUNLARA tabi olduğunu hiçbir zaman unutmamalı, unutanlara da sürekli hatırlatmalıyız. Biz bunu bugün gerçekleştiremez isek devletimiz bir POLİS DEVLETİNE dönüşür ki o zaman çok geç kalırız.

Sayın Başkanım;

Kimi zaman "abartılı" gelebilecek politik ve bilimsel deneyler zaman zaman gerçekten de uygulanabilmektedir. Önemli olan, bu deneylerin gerçek yapısını anlayabilmek ve insanların merak duygusundan prim yapan komplo teorisyenlerinin saçmalıklarına izin vermemektir.

Eğer bu konuda devlet yetkilileri bir an önce kamuoyuna tüm çıplaklığı ile tatminkar bir açıklama yapmaz ise Savcılık makamlarının önü “BANA DEVLET (MİT) ZİHİN KONTROLÜ UYGULUYOR” diyenlerle dolmaya devam edecektir. Sadece 2015-2019 arası tarafımıza başvurma cesareti gösteren 500 mağdur (Olduğunu iddia eden) kişi bulunuyor ve bu sayıya her gün yenileri ekleniyor. Devlet suskun kaldıkça devlet üzerine komplo teorilerinde artış olması kaçınılmazdır. Bu sebeple bu konuda ivedi bir kamuoyu açıklaması beklediğimizi bir kez daha yineleyelim.

İstemeniz halinde söylediklerimizi destekleyici 6 adet DVD’yi de ayrıca makamınıza sunabiliriz. Her DVD’de 4,5 GB, toplamda ise 27 GB hacminde belge ve bilgi bulunuyor.

Bu DVD’ler muhteviyatında yabancı kamuoyunda Targeted Individuals, Organized Gang Stalking olarak bilinen Türkiye’de ise MK ULTRA & TELEGRAM olarak bahsedilen ve gizli askeri teknoloji olduğu iddia edilen fenomen hakkında çok sayıda Word ve PDF dökümanı, çok sayıda yerli ve yabancı video bulunuyor. İnceleyecek yetkililerin özellikle yabancı dildeki videoları izlemesini tavsiye ediyorum. Eğer bana ulaşmak isterseniz şahsi numaramı arz edebilirim. Aramanız yada davet etmeniz halinde soruşturmanız için gerekli her türlü dökümasyonu temin edebilir yada ayrıntılı olarak ifade verebilirim.

Sayın Başkanım;

Bizim grup olarak sizlerden bir beklentimiz yok. Bu konuya olan ilgimiz de iddiaların doğru olması halinde konunun ULUSAL GÜVENLİĞİ ilgilendiriyor olmasından dolayıdır. Biz sadece mağdurlara MİT MÜSTEŞARLIĞI tarafından bir açıklama yapılmasını ve bu fenomen teknoloji ile bir ilgisi yok ise bu takdirde mağdurların şikayetlerinin soruşturulmasını ve konunun aydınlatılmasını talep ediyoruz. Çünkü gerekli soruşturma yapılmaz ve konu aydınlatılmaz ise bugün binler ile ifade edilen mağdur sayısı yarın on binleri bulacaktır ve Savcılık makamlarının önü “MİT BİZE ZİHİN KONTROLÜ UYGULUYOR” diyenler ile dolacaktır. Böyle bir tablonun oluşmasını istemeyiz, sizlerin de isteyeceğini düşünmüyoruz. Çünkü herhangi bir istihbari değeri olmayan sıradan mesleklere sahip, sıradan bir yaşam süren vatandaşlarımız bile çeşitli psikiyatrik rahatsızlıklara yakalandıklarında kendilerine zihin kontrolü yapılıyor zannediyor. Yada geçmişte uyuşturucu madde kullanan şahıslar dahi kendilerinin rahatsız olduğuna inanmayarak suçu MİT MÜSTEŞARLIĞI’na yada yabancı gizli servislere atarak zihin kontrolü yaptıklarını iddia ediyor. Bu durum da tam bir karmaşa ve kaos yaratıyor. Çareyi başka yerlerde aradıklarından dolayı da gerekli psikiyatrik tedavilerini yaptırmadıkları için yaşamları hem kendileri hem de aileleri için çekilmez bir hal alıyor.

Sayın Başkanım;

Devlet her yönü ile vatandaşının beden ve fizik güvenliğini korumakla mükelleftir. Eğer devlet yetkilileri gerekli açıklamayı yapmaz ise ya da bu konuda kapsamlı bir soruşturma başlatmaz ise mağdurların iddia ettiği DEVLETİN SIRADAN KİŞİLERE KARŞI İSTİHBARİ TAKİP ve TACİZ TEKNOLOJİSİ kullandığı yönündeki tezler gerçeklik kazanacaktır. Bu da devlete karşı çok ciddi tazminat davalarının açılması anlamına geliyor.

Burada devlet ve yöneticileri bir sınav veriyor. FAŞİST POLİS DEVLETİ MİYİZ ? YOKSA DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ Mİ ? BUNU BU KONUDAKİ TAVRINIZ BELİRLEYECEKTİR.

TALEP :

Buraya kadar yaptığımız açıklamalar çerçevesinde ve tarafımızdan yardım talep eden yüzü aşkın mağdurun da ifadelerinden yola çıkarak MİT MÜSTEŞARLIĞI’nın yada Türkiye’de gizli faaliyet gösteren YABANCI bir İSTİHBARAT SERVİSİ’nin sivil vatandaşlar üzerinde gizli istihbarat teknolojisi kullanıp kullanmadığının ilgili kurumlar kanalı ile soruşturularak tespit edilmesini, eğer kullanılmışsa hangi gerekçe ve saiklerle kullanıldığının mağdurlara resmi yazı ile bildirilmesini talep ediyoruz.

Teşekkürler.

ÖZEL BÜRO GRUBU

DENİZCİLİK DOSYASI /// Denizcilik Tarihinde Çığır Açan ve Kıtaların Kaderini Belirleyen Bir Gemi Türü : Kalyon


Denizcilik Tarihinde Çığır Açan ve Kıtaların Kaderini Belirleyen Bir Gemi Türü : Kalyon

Ateş gücünü ana silah kabul eden ve kas enerjisinden bağımsız bir müteharrik sistem kullanan ilk uzmanlaşmış savaş gemisi kalyonu Sözlük yazarı "chevalier sans peur" uzun uzadıya anlatmış. Çayınızı, kahvenizi alıp okumanız gereken bir yazı kısacası.

kalyonun ortaya çıkışı 16. yüzyılın ilk çeyreğine tesadüf eder. gelişimini tetikleyen birkaç temel sebep vardır

şimdi sayacağım bu sebepler teknik meseleler gibi görünseler de esasen değişen bir dünya sistemi‘nin ihtiyaçlarına cevap olarak üretildikleri hep akılda tutulmalıdır.

ortaçağ sona ererken, gemi tipleri arasında milattan önce dokuzuncu yüzyıldan beri süren basit ve temel ayrım sabittir: boy-en oranı düşük ve rüzgar (yelken) ile hareket eden yuvarlak gemi (navis redonda) ticaret amaçlı, boyu enine göre çok daha uzun ve kas gücü (kürek) ile hareket eden uzun gemi (navis longa – çektirme) ise savaş amaçlı kullanılmaktadır. ayrıyeten, savaş zamanında yuvarlak gemiler sahiplerinden kiralanıp sökülebilir kuleler vs. ile donatılarak savaş gemisi şekline sokulabilmektedir.

rönesans’ın ilk yıllarında gerçekleşen askeri devrim ile top stratejik sonuç sağlayıcı silah haline gelmiştir. deniz kıyısındaki hisarların dövülmesi için çektirmelerin pruva kısmında yer alan platforma irili ufaklı birkaç topun yerleştirilmesi ile beraber yeni silah bahriye envanterine de girmiş olur. top ile donatılmış çektirmelerin borda bordaya vererek karşılarındaki düşman gemileri uzun menzilden imha gücüne sahip salvo ateşi taktiğini geliştirmeleri ile de, deniz savaşları boyut değiştirmeye başlar.

ne var ki, yapısal olarak değişime uğramayan çektirme, doğuşundan beri tabi olduğu kısıtlamalardan kurtulmuş değildir. hacmi ve fribordu düşük çektirme aşırı miktarda insandan müteşekkil bir "makine"ye sahiptir ve bu makinenin yakıtını** dar ambarında taşıyamadığı için üç günde bir karaya uğramaya mecburdur. güvertesiz ve bordasız gövdesi dalgasız akdeniz veya baltık sularından çıktığı zaman her an batma tehlikesi ile karşı karşıyadır. dolayısıyla tıpkı belli bir iklime göre evrimleşmiş böcek gibi, habitatı dışında iş göremez.

1492 yılında cristobal colon‘un yeni dünya seferi ve 1497 tarihinde vasco da gama‘nın hindistan’a deniz yolunu açmasıyla beraber atlantik dünyası yeni bir çağa girer. bu iki deniz seferini izleyen 30 yıllık süreç iber krallıkları için emsali görülmemiş fırsatlar ve bir o kadar büyük meydan okumalar getirmiştir. yeni dünya’yı sahiplenen ispanya; yerini aldığı aztek ve inka imparatorlukları topraklarından dünya ekonomisini allak bullak edecek ölçüde değerli maden çıkartmıştır; fakat çıkartılan madeni atlantik okyanusundan güven içinde nasıl geçirecektir ? beri yandan, portekiz destursuz daldığı hint okyanusunda birkaç yıl karşılık görmeden korsanlık ile voli vurmuş ise de; yeni dünya’nın taş çağı artığı kültürleri ile değil uygarlık seviyesi kendine denk yerel güçlerle uğraştığı için tatlı eşkiyalık kısa sürede sona ermiştir. hele bir de batı yarıkürenin süper gücü osmanlı imparatorluğu arka bahçesine dadanan potekiz zararlısına müdahale edince işler iyice sarpa sarmıştır. portekizlilerin kullandığı teknoloji standart akdeniz teknolojisi olduğu için hint-osmanlı güçleri rahatça karşılık verebilmektedir. dolayısıyla hint okyanusu’nda galebe çalınacaksa tek çıkar yol yeni bir silah kullanmaktır. bu silah ne olmalıdır ?

iber krallıkları ilk olarak büyük boylu yuvarlak gemileri, yani nao’ları (italyanların verdiği adla karaka) ağır toplarla silahlandırmayı denerler. portekiz kralı her yıl yaklaşık 130 kadar ağır top ve arkebüs ile donattığı bir nao’yu cochin‘e baharat ile doldurulup dönmek üzere yollar. muadil almiranta’lar ispanya kralı’nın altın ve gümüşlerini havana’dan yüklenip getirirler. fakat ağır silahlı yuvarlak gemi ideal olmaktan çok uzaktır. düşük boy-en oranı ve yüksek kasaralar ağır toplarla donatılmış karaka’nın ağırlık merkezini kaydırmakta; dengeyi bozmaktadır. zaten hantal olan tekne iyice yavaşlar. manevra kabiliyeti neredeyse sıfıra düşer. bu emprovize araç açık ki kullanışsızdır. işte kalyon’un gelişimi iberli gemi ustalarının karaka tipini nasıl geliştirebilecekleri üzerine düşündükleri bu noktada başlar.

iki iber ülkesi arasında ispanya hem akdeniz hem de atlantik okyanusunda kıyı sahibidir. coğrafi konumundan dolayı geleneksel olarak biri çektirilerden kurulu akdeniz öteki yuvarlak gemilerden kurulu atlantik filolarına sahiptir. doğal olarak hem akdeniz hem atlantik gemi teknolojileri birikimi mevcuttur. kalyon’un bu birikimin bir sentezi olarak meydana çıktığı umumca kabul edilmiştir. zaten geminin ismi, "galeone", çektiri yani "galea" ile olan akrabalığın açık delilidir. çektirinin karaka üstüne olan etkisi şu sonuçları doğurur:

karaka’nın omurgası uzar, baş kasarası rüzgarı daha iyi almak için kısalır. draft biraz azaltılarak manevra kabiliyeti arttırılır.

devrimci yenilik silah donanımındadır. kalyon uzun menzilden ateş açarak düşmanı harap etmek üzere bordasından bir sıra top ile silahlanmıştır. iki bin yıldır, düşmanın güvertesine asker çıkarıp bayrağını indirmek üzere görevlendirilmiş uzman savaş gemisi yeniden tanımlanmıştır.

ne var ki burada önemli bir noktayı belirtmek gerekir: kalyon temelde bir savunma silahı olarak ortaya çıkmıştır

amaç yeni dünyadan gelen altın konvoyuna yahut hindistan’dan yola çıkan baharat gemisine refakat etmektir. iber kalyonu’nun topu ağır ve kısa menzillidir. dahası çift tekerlekli kara topu kundağına oturtulduğu için bir defa ateş ettikten sonra doldurması çok zordur. iber deniz savaşı taktiğinde toplar ticaret gemisine saldıran korsan veya düşman ülke gemisini yakın menzilden bir salvo ile döverek sakatlamak için vardır. hasım inadından dönmezse rampa edilir ve yenilmez tercio erlerinden bir kıta düşmanın işini çabucak bitirir. şunu da belirtelim ki bu taktik amaçlandığı biçimde kullanıldığında etkisini hiç kaybetmemiştir. refakat sistemi’nin uygulanmaya başlandığı 16. yüzyıl ortasından 17. yüzyıl sonlarına dek tek bir konvoya hücum edilememiş; tüm yeni dünya altını kayıpları sistemin zayıf halkası konumunda bulunan tahkim edilmemiş limanlara yapılan baskınlarda verilmiştir.

kalyon’un gelişiminde bir diğer safhayı açanlar ingilizler ve felemenklilerdir

iki ulusa da kalyon teknolojisi iber yarımadasından sıçramıştır. ingiltere’nin kalyonlar ile tanışması hayli ilginç bir öyküdür. kraliçe mary (bkz: bloody mary/@chevalier sans peur) hükümdarlığında prince consort konumunda bulunan kişi, tarihin büyük ironisi olsa gerek ispanya kralı ikinci felipe’den başkası değildir. felipe ingiliz parlamentosunu "bir ada krallığı olan ingiltere güçlü bir donanmaya muhtaçtır" diyerek gemi yapımına para vermeye ikna eder. gönderdiği ispanyol gemi ustaları ise yeni teknolojiyi britanya adalarına taşır. felemenk ise o dönemde ispanya tacı’nın tevarüs etmiş toprakları olmasından ötürü bizzat kalyon yapım merkezi haline gelmiştir. 1500’lerin ortalarında gelişen bu teknoloji transferinden 20 yıl kadar sonra ingiltere militan protestan birinci elizabeth‘in hükümdarlığı altında ispanya’nın deniz hakimiyetine meydan okumakta, kalvinizmi kucaklayan felemenkliler ise istiklal için isyan etmektedirler. iki ulus da kaderlerini deniz ticaretine bağladıkları için deniz teknolojisini tüm olanaklarıyla geliştirecek ve ispanya’nın belini uzun erimli bir mücadele ile kıracaklardır.

elizabeth’in emrinde, werner sombart‘ın mükemmelen tasvir ettiği o tüccar korsanların (bkz: burjuva/@chevalier sans peur) arketipik örneklerinden müteşekkil bir gedikli denizci kadrosu vardır. deniz kurtları namıyla maruf bu kadro sir francis drake, walter raleigh ve sir john hawkins gibi efsane şahsiyetlerden oluşmaktadır. bunlardan sir john hawkins korsanlık, kaçakçılık, köle ticareti ve mutemedi olduğu bahriye fonlarını iç etmek gibi konular haricinde gemi tasarımıyla da ilgilenmektedir. ispanyolların yakın menzilde yenilmez olduklarını maceralarından yeterince öğrenmiş bulunduğu için manevra yeteneği daha yüksek, daha hızlı ateş edebilen orta kalibreli toplarla donatılmış gemiler kullanırsa ispanyol piyade üstünlüğünü ekarte edebileceğini düşünür. 1577 yılında denize indirdiği "revenge" bu geliştirilmiş kalyonun ilk örneğidir. karinası içbükey açılı, kasaraları "traşlanmış" ve hafifletilmiş, topları orta kalibreli ve dört tekerlekli arabalara oturtulmış revenge’i 1588 yılına dek bir düzine kadar benzer gemi takip eder. nihayet o yıl kral felipe felemenk ayaklanmasını bilfiil destekleyen ve korsanlarını ensesinden indirmemekte direnen elizabeth problemine son vermek üzere yenilmez armada‘yı yolladığında manş kanalını savunan ingiliz donanması yeni silahına güvenmektedir. ilk yapılan çarpışmalarda armada birbirini destekleyen gemilerden oluşan düzenini bozmadığı için ingilizler fazla etki yaratamaz. ancak ispanyollar nizamlarını ingiliz burlota saldırısı ile bozunca vaziyet değişir. ağır ispanyol gemileri eşek arısı gibi hücum eden ingiliz gemileri karşısında ciddi zarar görerek kuzeye doğru kaçmaya başlarlar. istila tehdidi sona ermiştir.

armada savaşından iki taraf da değişik dersler alır. ingilizler ispanyol gemilerini hasara uğratsalar da batıramamış olmaktan hiç memnun değildirler. izleyen yıllarda inşa ettikleri gemileri düşük profil ve kavisli karina prensibini korumakla beraber daha masif inşa edilir ve bir sıra da ağır topla donatılır. ingiliz yaklaşımı 1600’lerin başında önce great ship sonra da üç ambarlı sınıflarını ortaya çıkaracaktır. ispanyollar ise yeni gemilerini ingiliz modeline göre daha küçük ve çevik yapmaya uğraşırlar.

ingiltere-ispanya çekişmesi 17. yüzyıl başında sönümlenirken felemenk ayaklanması şiddetini arttırarak devam etmektedir. 1620’li yıllarda hollanda genel meclisi tayin edici bir karar alır: kıta avrupasında ordular savunmaya çekilecek; öncelik donanmaya verilecek ve ispanya’nın savaş makinesini döndüren sömürge kaynaklarına hücum edilecektir. elde edilecek ganimetler ile de hem birleşik eyaletler zenginleşecek hem de ayaklanma finanse edilecektir. yapımına başlanan yeni donanma gayet tabi kalyon tipidir. lakin felemenkliler tıpkı ingilizler gibi kendi tecrübeleri ve öznel koşulları’nın etkisi ile özgün bir alt tür ortaya çıkarırlar. bu yeni gemi sınıfının ismi büyük fırkateyn’dir.

felemenk kıyıları sığlalar ve kumluklar ile kaplı, seyri güç bölgelerdir. dahası felemenk tersaneleri başlıcası schelde olmak üzere sığ nehir ağızlarında konumlandıkları için derin draftlı gemilerin yapımı söz konusu değildir.

birleşik eyaletler hem büyük bir ordu beslemek hem de donanma kurmak zorundadır. dolayısıyla insan gücü kıtlığı mevcuttur. bunu aşmak için gemi armasının minimum personelle çalışıtırılıp maksimum verimi sağlayacak biçimde tadil olması gereklidir.

coğrafaydan ötürü boyca küçük, demografik problemden dolayı mürettebatları daha az bulunacak olan felemenk gemileri ağır toplarla donatılamayacaklardır.

bu üç temel problemin mevcut kalyon altyapısıyla bağdaştırılması sonucu kasaraları iyice kısalmış, 30-40 kadar orta boy topla donatılmış, değirmi hatlara sahip, derlenip toparlanmış üç direkli arması ingiliz ve ispanyolların geleneksel dört direği kadar verim sağlayan çok başarılı yeni bir gemi türü ortaya çıkmış olur.

hollandalıların 1630’lu yıllarda ispanyol sömürge imparatorluğuna yaptıkları saldırı yıkıcı sonuçlar yaratır. günümüzde felemenkçe konuşan curaçao ve hollanda guyanası ile endonezya o dönemin fetihleridir. ingiliz modeline göre yeniden düzenlenmiş ispanyol donanmasıyla kapışan felemenkliler yeni taktikler geliştirirler. ağır yapılı ve kalabalık mürettebatlı ispanyol gemilerine karşı nihai formül şudur: felemenk fırkateynleri topçu barajı kurarken yedekte çektikleri burlotalar manevra yapamaz hale düşen ispanyol gemilerini ateşe verirler. topçu barajı pruva hattı‘nı muştularken burlotaların kullanım şekli adeta 250 yıl sonraki jeune ecole‘ün ön provası gibidir.

nihayet geldik uzun öykümüzün son perdesine

1639 yılında ispanya donanması’nın çekirdeği flanders armadası karadaki kardeşi flanders ordusuna takviye yetiştirmeye çalışırken dunes sularında felemenk topçu barajı ve burlota alevleri altında telef olur. flanders armadası ile beraber klasik anlamda kalyon da tarihe karışır. deniz savaşları artık saldırgan taktikler amaçlanarak inşa edilen ingiliz great ships ve felemenk büyük fırkateynleri ile yürütülecektir. dunes çarpışmasından 11 yıl sonra, deniz ticareti üstünlüğü için birbirinin ümüğüne çöken ingiltere ile birleşik eyaletlerin 20 yıl süren mücadeleleri esnasında pruva hattı kalyonu gelişecek ve buhar makinesi ile tapalı mermi deniz savaşlarını dönüştürene dek okyanusların; dolayısıyla da kapitalist dünya sisteminin kaderini belirleyecektir.

faydalanılan kaynaklar

geoffrey parkercolin martin, the armada, londra 1988
jan glete, warfare at sea 1500-1650, routledge 2000
john guilmartin jr, galleons and galleys, cassel 2003

TSK DOSYASI : Türk Silahlı Kuvvetlerine Kurulan İstihbarat Tuzakları


Türk Silahlı Kuvvetlerine Kurulan İstihbarat Tuzakları

YÜKSEL AKKALE

1. Uludere Tuzağı(1)

2011 Yılında 35 kişinin öldüğü Uludere’de yaşanan facianın arkasında MİT’in yanlış/kasıtlı istihbaratı ortaya çıkmıştı.(2) Söz konusu faciayı kısaca hatırlayalım;

Şırnak’ın Uludere ilçesinde, içlerinde üst düzey yöneticilerden birinin de bulunduğu terör örgütüne mensup bir grubun sınırdan giriş yapacağı istihbaratı üzerine Hava Kuvvetlerinin F-16 savaş uçaklarıyla 28 Aralık 2011’de yaptığı bombalama sonucunda 35 kişi yaşamını yitirdi. Söz konusu operasyonda hayatını kaybedenlerin, Irak’tan Türkiye’ye mazot ve sigara getirmek için terör örgütünün kullandığı yol üzerinden geçen bir kaçakçı kafilesi olduğu anlaşıldı.

Soruşturmayı yürüten savcılık ayrıca katliamdan bir hafta önce, yani 21 Aralık 2011 tarihinde, MİT’in Genelkurmay’a OBİPAS üzerinden gönderdiği yazıya ulaştı. Yazıda “terör örgütü sözde Zağros eyaleti sorumlusu Dr. Erdal Bahoz kod adlı Fehman Hüseyin’in Şırnak Uludere Ortasu bölgesinde yer alan Düğün Dağı karşısında Türkiye sınırına yaklaşık 10 km uzaklıkta telsiz çevrimine çıktığı, söz konusu keşif çalışması ve Fehman Hüseyin’in sınır bölgesine yakın bir mıntıkada bulunması, mezkûr alanda bir eylem arayışı olabileceği cihetiyle önemli görülmektedir” denildi.

Yazışmalar ve belgeler, MİT’in, olaydan hemen önce Genelkurmay’a PKK’lı Bahoz kod adlı Fehman Hüseyin’in bir eylem arayışında olduğu ve bölgede, katliamın yaşandığı 28 Aralık 2011 tarihini de kapsayacak şekilde, 21 Aralık-30 Aralık tarihleri arasında eylem yapacağına ilişkin bilgi gönderdiğini ortaya koydu. MİT’in söz konusu raporunda istihbaratın doğruluk derecesi “Doğruluğu kuvvetle muhtemel” olarak belirtilirken yapılacak eylemin “üs bölgelerine silahlı saldırı” olacağı belirtildi.

Genelkurmay Başkanlığı, o dönem soruşturmayı yürüten ve daha sonra dosyayı Askeri Savcılığa gönderen Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği yazıda MİT’in Uludere’deki rolünü ortaya koydu. Genelkurmay, MİT’in Uludere ile ilgili olmadığını savunduğu istihbarat notunun, “Olay günü karar vermede önemli rol oynadığını” belirtti.(3) Bu istihbarata güvenerek yapılan operasyonda sivillerin hayatını kaybetmesi ile Hava Kuvvetlerinin kullanıldığı terör operasyonları askıya alındı.

2. Fiat Doblo Tuzağı(4)

Hava Kuvvetlerinin operasyonlarda kullanılamamasını fırsat bilen terör örgütü artık intikallerini elini kolunu sallayarak yapıyor, Heronlarla görülmelerine rağmen, eğer bir konvoyda katır varsa, kaçakçı olma ihtimali yüzünden kesinlikle müdahale edilmiyordu. Artık katırlar teröristler için bir nevi sigorta görevi üstlenmişti.

2’nci Ordu Komutanlığına Orgeneral Galip Mendi atandıktan sonra bu soruna çözüm bulma arayışları hız kazanmıştı. Daha net görüntü sağlayan Predetor’lerden istihbarat desteği alınmaya başlanmış ve artık kaliteli görüntü üzerinden konvoyların kaçakçı mı terör grubu mu olduğu ayırt edilebiliyordu. Eylül 2012’den itibaren teröristlere ait lojistik katır konvoyları, yapılan talep üzerine uçaklarla tekrar etkisiz hale getirilmeye başlamıştı.

Bu gelişmeler üzerine Ekim 2012 ayında MİT tarafından Terörle mücadele eden 2’nci Ordu Komutanlığına, bölücü terör örgütünün üst düzey bir yöneticisi ile ilgili zamana duyarlı bir istihbarat iletilir. Buna göre bir MİT ajanı, terör örgütü yöneticisiyle buluşacak ve yeri bilinmeyen bir kampta yapılacak örgüt toplantısına Fiat Doblo marka bir araçla götürecektir.

Bunun üzerine söz konusu MİT ajanı ile koordineli olarak terör örgütünün bahsi geçen üst düzey yöneticisine bir operasyon planı yapılır. Plana göre ilk buluşma yerinden itibaren araç yeri henüz bilinmeyen kamp alanına kadar Heron’la takip edilecek, MİT ajanı kamptan emniyetli mesafeye ayrıldıktan sonra da havada bekleyen uçaklar tarafından terör kampı bombalanacaktır.

Her şey planlandığı gibi ilerler, ilk buluşma yerine buluşma saatinden önce bir Heron gönderilir. Hakikaten de aşağıda Fiat Doblo’ya benzer bir araçla buluşma gerçekleşir ve araç dağlık bölgede bilinmeyen bir yere doğru hareket eder.

Heron buluşmayı an be an kaydeder, aynı zamanda araç yaklaşık 1 saat boyunca kamp yerine ulaşana kadar operasyon merkezlerinden de canlı olarak izlenir. Bir yandan da aracın ulaştığı yerin terör kampı olup olmadığı, hayvancılıkla uğraşan göçerlerin bulunup bulunmadığı bilgisinin diğer kaynaklardan teyit edilme gayreti baş döndürücü hızla devam etmektedir. Araçtakileri indirdikten sonra MİT ajanı planlandığı gibi kamp yerinden uzaklaşır ve havada bekleyen uçaklar üst düzey yöneticiyi vurmak üzere olay yerine yönlendirilir. Bu arada bir kaynaktan daha bölgede sivillerin yaşamadığı bilgisi gelmiş, ikinci kaynağın teyidi beklenmektedir.

F-16 Uçakları hedefe yaklaşmaya devam ederken, Heron’un aktardığı görüntüyü izleyen havacı yetkilinin gözüne önemli bir ayrıntı takılır. MİT ajanı bir tepenin başına çıkıp olanı biteni bir kameraya çekmeye başlamıştır. Bu arada aşağıdaki gruba daha yakından bakınca grubun yanına gelen çocuklar ve kadınların olduğu fark edilir. Aynı zamanda ikinci kaynak, bölgede hayvancılık yapan bir göçer ailesi olduğu bilgisini harekât merkezine iletmiştir.

Hedefe yönlendirilmiş uçakların görevi derhal iptal edilir ve bombalama son anda engellenir. Böylece Operasyon merkezindeki havacıların titizliği ve gayretiyle Ekim 2012’de başka bir Uludere faciası kıl payı önlenmiştir.

Daha sonra yapılan araştırma ile Uludere benzeri bir tuzağın planlandığı, özellikle son üç haftadır başlatılan ve etkili sonuç vermeye başlayan Hava Harekâtı sürecinin tıpkı Uludere’de olduğu gibi sekteye uğratılması için hazırlanan tuzak planın devreye sokulduğu anlaşılmıştır.

3. Sonuç

Uludere faciasının sorumlusu Hava Kuvvetleri değildir. Hedefin terör hedefi olduğuna karar verme sorumluluğu seviyesine göre arazide operasyonu planlayan birliğin istihbaratına aittir. Facianın asıl sorumlusu olan kurum benzer bir komploya daha imza atmıştır. Aracın nihai olarak gideceği yerin bilgisini özellikle vermeyerek zamanı daraltmış diğer kaynaklardan söz konusu bölge ile ilgili bilgi alınmasını kasıtlı olarak engellemeye çalışmıştır.

MİT elemanı eğer aracın gideceği yeri gerçekten bilmiyorsa bile hayvancılıkla uğraşan göçer ailesini ve çocukları gördüğünde operasyonu iptal ettirmesi gerekirken, bir tepeye geçip olacakları kaydetmeyi tercih etmesi hazırlanan tuzağı net olarak ortaya koymaktadır. Facianın sorumlusu olan kurumun daha sonraki komploları havacıların gayretiyle engellenmiştir.

O tarihte 2’nci Ordu Komutanı olan Org. Galip Mendi dahil bu kumpası deşifre eden tüm havacılar 15 Temmuz sonrası tasfiye edilerek tüm hakları gasp edilmiştir. Hava Kuvvetlerine kurulan istihbarat tuzaklarının en sonuncusu ise “15 Temmuz Kumpası”dır ve Hava Kuvvetlerini yok etme üzerine tezgahlanmıştır.

  1. https://15julyfacts.com/2017/07/28/gercegin-pesinde/
  2. https://tr.sputniknews.com/turkiye/201509211017879949-uludere-roboski-genelkurmay-mit/
  3. http://www.radikal.com.tr/turkiye/genelkurmay-roboskide-miti-sucladi-1438374/
  4. Fiat Doblo Komplosu, o tarihlerde basında çıkan haberlerin operasyonda görev yapanlar tarafından teyid edilmesi üzerine kaleme alınmıştır.