TEKNİK TAKİP DOSYASI : FETÖ’nün istihbarat üssü deşifre oldu


FETÖ’nün istihbarat üssü deşifre oldu

Ankara’da yakalandıktan sonra tutuklanan FETÖ’nün önemli isimlerinden Yasin Ugan, örgütün isihbarat üssü olarak faaliyet gösteren örgütün kozmik ofisine ilişkin açıklamalarda bulundu: ‘Devletin istihbarat verisine erişim sağlayan merkezde, aynı anda 14 kişiyi birden dinleyebiliyorduk.’

Geçtiğimiz aylarda Ankara’da yakalanarak cezaevine gönderilen FETÖ’nün önemli isimlerinden Yasin Ugan, 2016 yılı Ağustos ayından itibaren gaybubet adı verilen FETÖ evlerinde saklandığını belirterek, örgütün istihbarat ofisi hakkında bilgiler verdi.

DEVLETİN KOZMİK BİLGİLERİNE ULAŞMAK İÇİN KURULDUK

Ugan, FETÖ’nün devletin kozmik bilgilerine erişim için 2013’te Ankara Çukurambar’da bulunan Vişnelik isimli rezidansta teknik bir ofis kurduğunu söyleyerek, kendisinin de ofisin sorumlusu olduğunu söyledi.

Sabah’ın haberine göre, O dönemde MİT Mahrem Ankara Bölge Temsilcisi olduğunu söyleyen Ugan, kurulan sistemin uzak bilgisayar vasıtasıyla devletin istihbari bilgilerine bağlı olduğunu anlatarak şunları söyledi.

"AYNI ANDA 14 KİŞİYİ DİNLİYORDUK"

Yasin Ugan şunları söyledi:

"Merkezde aynı anda 14 kişiyi dinliyorduk. Örgütün mahrem yapılanmasında görevli Seyfullah Şencan ve Mehmet Emin Kuşçu da bu ofiste yönetici vasfıyla görevlendirildi. Örgüt bu kozmik merkezde Türkiye genelinde herkesin detaylı istihbari verilerini temin etmeye başladı. Çukurambar’da kurulan kozmik ofisi FETÖ’nün MİT’ten sorumlu Ankara Mahrem İmamı Yasin Ugan da itiraf etti."

26 YILDIR ÖRGÜT ADINA ÇALIŞIYOR

Ankara’da FETÖ’nün kurduğu kozmik ofisin başındaki mahrem imam Yasin Ugan, FETÖ ile 1993’te Konya’da Sabah Dershanesi öğretmenlerinin yönlendirmesiyle tanıştığını söyledi. 2012’de örgüt tarafından Adana iline MİT mahrem yapılanmasına öğretmen olarak atandığını söyleyen Ugan, 2013’te ise MİT Mahrem Ankara Bölge Temsilciğine getirildi. Ve ardından da kozmik ofisi yönetti.

USULSÜZLÜK DOSYASI : AKP’NİN 17 YILDA SATTIKLARINI CİMER LİSTELEDİ !!!


AKP’NİN 17 YILDA SATTIKLARINI CİMER LİSTELEDİ !!!

22 Aralık 2019 Pazar

T. C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) CHP Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın “Özelleştirme Listesi” bilgi talebini yanıtladı. AKP iktidarı boyunca 17 yılda özelleştirilen kamuya ait yüzlerce tesisin listede yer aldığı görüldü.

Sözcü Gazetesi’nden Ali Ekber Ertük’ün haberine göre; Cumhuriyet’in birikimlerinin satışından elde edilen gelirler de TL ve dolar bazında tek tek açıklandı. CHP Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın bilgi talebini yanıtlayan CİMER şu bilgiyi verdi: “2002-2019 döneminde gerçekleştirilen uygulamalar kapsamında 11 liman 98 elektrik santrali 50 tesis ve işletme 11 otel 3 bin 917 taşınmaz ve araç muayene hizmetleri ile maden ruhsatları makine-teçhizat demirbaşlar isim hakları hizmet araçları ve markalar varlık satışı işletme ya da imtiyaz hakkı devri yoluyla özelleştirilmiştir. ” Yüzde 50’nin üzerinde kamu payı özelleştirilen 60 kuruluş ile 159 ayrı işletmede çalışan 117 bin 380 personelden 44 bin 555’i başka kuruluşlara geçti. Buralarda çalışan 72 bin 825 kişiden 9 bin 295’i ise işten çıkarıldı. 63 bin 530 kişi de özelleştirilen yerlerde kaldı. CHP’li Kasap “17 yılda Cumhuriyet’in birikimi yerli ve milli ne kadar kamu kuruluşu varsa elden çıkardı. Ülkenin geleceği ipotek edildi” dedi.

İşte özelleştirilen tesis ve işletmelerden bazıları:

Enerji Santralleri Şeker fabrikaları: Tekel binaları: HES’ler:
1 Ataköy Hidroelektrik Santrali 20 Kırşehir Şeker Fabrikası 30 Adana Sigara Fabrikası Bayburt 63 Kuzuculu
2 Beyköy Hidroelektrik Santrali 21 Turhal Şeker Fabrikası 31 Ballıca Sigara Fabrikası Çemişgezek 64 Turunçova- Finike
3 Çıldır Hidroelektrik Santrali 22 Çorum Şeker Fabrikası 32 Bitlis Sigara Fabrikası Girlevik 65 Besni
4 Denizli Jeotermal Santrali 23 Elbistan Şeker Fabrikası 33 İstanbul Sigara Fabrikası Bünyan 66 Derme
5 İkizdere Hidroelektrik Santrali 24 Muş Şeker Fabrikası 34 Malatya Sigara Fabrikası Çamardı 67 Erkenek
6 Kuzgun Hidroelektrik Santrali 25 Erzincan Şeker Fabrikası 35 Tokat Sigara Fabrikası Pınarbaşı 68 Kernek
7 Mercan Hidroelektrik Santrali 26 Erzurum Şeker Fabrikası 36 Yavşan Tuzlası Sızır 69 Kayadibi
8 Tercan Hidroelektrik Santrali 27 Afyon Şeker Fabrikası 37 Ayvalık Tuzlası İznik-Dereköy 70 Kovada
9 Engil Gaz Türbinleri Santrali 28 Bor Şeker Fabrikası 38 Çamaltı Tuzlası İnegöl-Cerrah 71 Hasanlar
10 Seyitömer Termik Santrali 29 Alpullu Şeker Fabrikası 39 Çankırı Kaya Tuzlası Suuçtu Çağ 72 Ladik-Büyükkızoğlu
11 Kangal Termik Santrali 40 Tuzluca Tuzlası Otluca 73 Durucasu
12 Yatağan Termik Santrali 41 Sekili Tuzlası Uludere 74 Arpaçay-Telek
13 Murgul Hidroelektrik Santrali 42 Kağızman Tuzlası Adilcevaz 75 Kiti
14 Çatalağzı Termik Santrali 43 Kaldırım Tuzlası Ahlat 76 Göksu
15 Kemerköy Termik Santrali 44 Kayacık Tuzlası Malazgirt 77 Berdan
16 Yeniköy Termik Santrali Varto-Sönmez 78 Kısık
17 Orhaneli Termik Santrali Değirmendere 79 Bozkır
18 Tunçbilek Termik Santrali Karaçay 80 Ermenek
19 Soma Termik Santrali
HES’ler:
81 Koçköprü 102 Adıgüzel Fabrika ve Tesisler Madenler
82 Engil 103 Kemer Sümer Holding: Seyitömer Linyitleri İşletmesi
83 Erciş 104 Almus Mazıdağı Fosfat Tesisleri Güney Ege Linyitleri İşletmesi
84 Hoşap 105 Köklüce Adıyaman İşletmesi Murgul Bakır İşletmesi
85 Haraklı-Hendek 106 Yenice Malatya İşletmesi Samsun Bakır İşletmesi
86 Pazarköy-Akyazı 107 Suçatı TÜMOSAN İşletmesi Yeniköy Linyitleri İşletmesi
87 Bozüyük 108 Değirmendere Bakırköy Konfeksiyon San. İşl. Bursa Linyitleri İşletmesi
88 Kayaköy 109 Karaçay Çanakkale Sentetik Deri İşletmesi
89 Esendal 110 Kuzuculu Diyarbakır İşletmesi
90 Işıklar 111 Anamur Beykoz Deri ve Kundura İşletmesi
91 Dere 112 Silifke Sarıkamış Ayakkabı İşletmesi
92 İvriz 113 Bozyazı
93 Fethiye 114 Mut-Derinçay Limanlar: Fabrika, Tesis ve Kamu Şirketleri
94 Manavgat 115 Zeyne Mersin Limanı Sakarya Traktör Sanayi
95 Doğankent 116 Menzelet İskenderun Limanı Ereğli Demir ve Çelik
96 Kürtün 117 Kılavuzlu Samsun Limanı Eti Alüminyum
97 Torul 118 Manyas Bandırma Limanı Eti Bakır
98 Gönen 119 Sütçüler Derince Limanı Eti Elektrometalurji
99 Karacaören 120 Tohma Salıpazarı Limanı (Galataport) Eti Gümüş
100 Kadıncık 121 Dinar Tekirdağ Limanı Eti KromGübre Fabrikaları
101 Şanlıurfa 122 Çine Çeşme Limanı PETKİM
Kuşadası Limanı HAVELSAN
Dikili Limanı THY
Trabzon Limanı TELEKOM
TÜPRAŞ

DIŞ POLİTİKA DOSYASI : MONTRÖ ÖNEMSİZ DEMEK KENDİ AYAĞIMIZA SIKMAKTIR


MONTRÖ ÖNEMSİZ DEMEK KENDİ AYAĞIMIZA SIKMAKTIR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Montrö’de bize tanınan bir hak yok’ ifadesini emekli Büyükelçi Uluç Özülker ve Onur Öymen’e sorduk. Özülker ve Öymen Montrö’nün Türkiye için en önemli ve en başarılı anlaşmalardan biri olduğunu belirterek Montrö’nün mutlak suretle korunması gerektiğini vurguladılar.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Kanal İstanbul Projesi’ni anlatırken 20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ilgili “Montrö’de bize tanınan bir hak yok. İstedikleri gibi gelip geçiyorlar. Düşünün sizin boğazınızı kullanıyorlar ama hiçbir şey elde edemiyorsunuz. Ama Kanal İstanbul’da böyle değil” dedi. Erdoğan’nın Montrö açıklamasını emekli büyükelçiler Uluç Özülker ve Onur Öymen’e sorduk.

MONTRÖ İLE TESCİLLEDİK

Özülker Türkiye’nin iki kurucu anlaşmasından birinin Montrö olduğuna dikkat çekti: “Türkiye’nin iki tane kurucu anlaşması vardır. Bunlardan biri Lozan Antlaşması diğeri Montrö Boğazlar Sözleşmesidir. Lozan’da boğazlar bölümü bütün çevresiyle birlikte uluslararası bir komisyonun emrine verilmişti. Yani buralar Türkiye’nin toprağıydı ama Türkiye’nin emrinde değildi. Boğazlar Montrö’den sonra

doğrudan doğruya Türkiye’nin emri altına sokuldu ve onun bir parçası olduğu tescil edildi. ”

‘HİÇ BİR DEVLET MONTRÖ’YE DOKUNMADI’

“Montrö 16 devletin imzasıyla yapıldı. Bu 16 ülkenin bazısı şimdi yok. Yine aynı şekilde bu ülkelerin bazıları savaş galibi bazıları savaşların malubu durumunda bazılarıysa savaşa dahil bile değil ve Karadeniz’e kıyısı yok. Burada 16 ülkenin imzaladığı anlaşma tüm dünyayı bağlayacak bir anlaşma haline getirilmiştir. Montrö 20 yıllık olarak hazırlandı. 1956’da anlaşmanın süresi bitti. Önceden yazılı olarak müracaat edilmesi halinde revizyona tabi tutulabilir. Fakat bu yapılmamıştır. Çünkü herhangi bir şekilde buna dokunulursa altından büyük bir çapanoğlu çıkar. Ne imzacılar ne de imzası olmayan ülkeler Montrö’ye dokunmadı. ”

‘ABD KARADENİZ’DE GÜÇ OLMAYA ÇALIŞIYOR’

Özülker Montrö’nün esası itibariyle Karadeniz ülkelerinin lehine olduğunu belirtti. “Karadeniz ülkeleri savaş gemilerini istedikleri gibi boğazlardan aşağı indirebilirler. Buna karşı Karadeniz’e giren savaş gemileri sınırlandırmalara tabidir” diyen Özülker şu ifadeleri kullandı: “Siz Kanal İstanbul gibi bir proje yapıp Karadeniz ülkelerinin haklarından vazgeçmesini bekleyemezsiniz. Akdeniz’de yapılan tüm tatbikatları Karadeniz ile birlikte düşünmelisiniz. NATO Dışişleri Bakanları toplantısında alınan kararlarda Karadeniz’e farklı bir şekilde bakılmasının önü açıldı. Alınan kararlarda Karadeniz’in güneyine -burası netice itibariyele Türkiye oluyor- elektronik harp sistemlerinin konuşlandırılması vardır. Başka bir deyişle ABD burada Rusya konusunu gündeme getirerek Karadeniz’de de bir güç haline gelmenin peşindedir. Türkiye burada Montrö’yü konuşarak ABD’nin düşüncelerine hizmet etme konumuna gelmiş oluyoruz. ”

‘ANLAŞMA BİTERSE SİZDE BİTERSİNİZ’

İsmet İnönü’nün “Boğazlara çok dikkat edin orada Türkiye’nin her türlü hakkı hukuku vardır. Bunun kaybedilmemesi için her türlü mücadeleyi verdik. Bundan sonra da teyakkuz halinde olmak gerekir” sözünü hatırlatan Özülker “Bugüne kadar verilen mücadelelerle boğazları kendi toprağımız olarak idame ettirdik. Montrö Sözleşmesi Atatürk’ün emriyle 1933 yılında ortaya atılan bir Türk talebinin sonucudur. O zamanlarda Hitler güçlendi Stalin daha tehlikeli hale geldi. Bütün bu koşullar altında Atatürk ‘Bu topraklar uluslararası statüden çıkarılıp Türk toprağı haline getirilmelidir’ dedi. Bunun gereği yapılsın diye Milletler Cemiyeti’ne gidildi. Tüm anlaşma devletleri ile görüşüldü. Çok büyük mücadeleler verildi. Savaş arifesinde de olunduğu için ülkeler bize daha müzahir davranmak zorunda kalmışlardır. Bugün aynı sonucu almak çok zordur. Şunu da aklımızdan çıkarmamak gerekir ki; ABD Montrö’de imzacı değildir ama zımmen en büyük baskı ondan gelmektedir. Kimseye ‘boğazlardan serbest geçiş bitmiştir. Bundan sonra para vererek geçeceksiniz’ diyemezsiniz. Bu anlaşma ihlali olur. Anlaşma biterse siz de bitersiniz. ”

‘MONTRÖ ÖNEMSİZ DEMEK KENDİ AYAĞIMIZA SIKMAKTIR’

Emekli Büyükelçi Onur Öymen Montrö ile ilgili yapılan açıklamaların “doğru dürüst incelenmeden uzmanlarla konuşmadan” yapıldığını belirterek “Açın Lozan’ın Boğazlar Sözleşmesini ve Montrö Boğazlar Sözleşmesini yan yana koyun ne kazandığımızı görürsünüz” dedi.

Öymen şöyle devam etti: “Lozan’dan önce boğazlar işgal kuvvertlerinin elinde. Lozan’da bir çok şey kurtardık ama boğazlar bir komisyona teslim ediliyor. Montrö ile bu komisyon kaldırıldı Boğazlar tekrar askeri statüye açık hale geldi. Bunlar başlı başına güvenlik alanında mükemmel şeyler. Halka farklı bir düşünce yansıtılmak istenirse söylenebilir bunlar. Lozan içinde buna benzer ifadeler kullanıldı. Şimdi de Montrö’yü beğenmiyorlar. Montrö’süz bir yönetimin daha iyi olacağını düşünüyorlar. Halbuki bu dehşet verici bir senaryodur. Yeni bir anlaşmaya kadar Montrö geçerlidir. İkinci olarak Montrö dönemindeki uluslararası koşullar olmadığı için Türkiye’nin isteklerini kabul ettirme ihtimali sıfıra yakın. Montrö’nün öneminin olmadığını söylemek kendi ayağımıza ateş etmek gibi bir şey. 36’dan beri titizlikle korumaya çalıştığımız bir anlaşma bu. ”

‘MONTRÖ’NÜN ORTADAN KALKMASI ABD’YE YARAR’

“Montrö’nün ortadan kalması durumunda ortaya çıkaccak tabloya bir bakın. Bu en çok ABD’ye yarar. Çünkü kayıtsız bir şekilde giremedikleri tek deniz Karadeniz. Kanal İstanbul devreye girer girmez bu tartışma çıkacaktır. Montrö boğazlar için hazırlanmış bir anlaşma. Karadeniz’e giren bir gemi Kanal’ı kullandığı zaman kendini Montrö’ye bağlı sayacak mı? Saymayacak. Savaş gemilerinin durumu ne olacak? Kaza durumunda ne olacak? Savaş durumunda ne olacak? Siyasetçilerin bunu hiç gündeme bile getirmemesi ve yabancıların oyununu bozması gerekir. ”

LİNK : https://www.turkishnews.com/tr/content/2019/12/25/montro-onemsiz-demek-kendi-ayagimiza-sikmaktir/

BELEDİYELER DOSYASI : BÜYÜKADA’DA ATLARA İŞKENCE


BÜYÜKADA’DA ATLARA İŞKENCE

Günaydın, biraz uzun ama çok önemli bir yazı. Lütfen yayalım ve aktive olalım…

Ada gerçeği… “Üç seneye yakın Büyükada’da noterlik yaptım. Evim de orada olduğu için neredeyse 24 saatimi adada geçiriyordum. Önceleri yürüyüş yapmak için adanın arka tarafına doğru yürüdüğümüzde ilk dikkatimi çeken faytona koşulan atların üstündeki yaralardı. Sahiplerine sorduğumuzda umursamaz tavırlar gösterdiler. Israrcı davrandığımızda bize karşı hırçın davranışlarda bulunmaya başladılar. Bir gün karşıdan çoğu sakat 22 tane atın motora bindirilmek üzere getirildiğini gördüm. Sorguladığımızda bu atların sakatlandıklarında hiçbir şekilde tedavi edilmeden, kesim için karşıya kaçırıldığını öğrendim. Resmî birimlere ilettim, herkes haberinin olmadığını söylüyordu. Ama bu uygulama yıllardır devam ediyor. Bu durumu derinlemesine araştırmaya başladığımda, Büyükada’da yasal olarak bulunan 1.600 atın dışında sürekli kaçak olarak at getirildiğini, tanesinin 1.000 TL. civarı olduğunu, adada çok ciddi ruam hastalığı olmasına rağmen kaçak getirildiği için aşılanmadığını, bu sebeple ruamın yayıldığını, dört yılda 1.000’den fazla atın ruam sebebiyle resmi makamlarca itlaf edildiğini, bunun dışında doğan tayların anneden ayrılması için ya adanın arkasındaki uçurumdan atıldığını yada dövülerek adanın içindeki köpeklerin arasına atıldığını öğrendim. İlk başta durumu Adalılara anlatmak için toplantılar düzenledim. Ancak gördüm ki Adalar’da 1500 faytoncu ve ailesi yaşadığından büyük bir oy potansiyeli var. Ve yerel idarenin susma ve göz yumma sebebi bu. Kaymakamlık ruam hastalığı yaygınlaştığı için kontrolleri sıklaştırsa bile geceleri adaya kaçak at sokuluyor, gece yarısı atların boynuna ip bağlayıp tekneden atları denize itiyorlar. Sonra Ada’dan atları boyunlardaki ipten çekiyorlar. Gecenin karanlığında kaybolan veya teknenin motoruna sıkışarak can veren atlar var. En son iki ay önce iki atın bacağı kaçak at taşıyan teknenin motoruna sıkışarak parçalandı. Biri Pendik sahiline biri de Ada’nın arkasındaki sahile vurdu. En son yaşadığım olay bardağı taşıran son damladır. Gece yarısı yine ormanın içine dövülerek bırakılmış köpekler tarafından kovalanan bir tay haberi geldi. Anne, yavrusunu (tayı) görünce, onu bırakıp faytonda koşmak istemiyordu. Bir şekilde kurtulmak için dövüp ormana bırakmışlardı. Ona bunu yapanı tespit edemedik ancak bu uygulama faytoncular arasında sürekli vardı. Tayı beslemek maliyetli. Onun yerine kullan, at sürümden kazan şeklinde sürekli at değiştirip, yaralanan atları ya kesim için karşıya götürüyorlar ya da adanın arkasından uçuruma atıyorlar.

Dayanılacak gibi değildi. Benim üç gün baktığım tayla ilgili Adalar Kaymakamımız İBB ile temasa geçip ambulans getirtti. Ancak üçüncü günün sonunda ölmüştü. Bu olaydan sonra artık Ada’da yaşamaya yüreğim yetmedi. Faytonların kaldırılması için daha fazla mücadele edebilmek için adadan tayinimi isteyerek, ayrıldım. Ada’da birçok arkadaşım atların kaldırılmasını istese de orada mücadele vermek çok zor. Şunu net olarak anladım ki adada yaralanan hiçbir atın şansı yok. Çünkü Ada’da veteriner yok. Faytoncular kendileri atların açık yaralarını dikiyor, üstüne atla aynı renkte ayakkabı boyası sürüyor. Ayaklarında çok koşturulmaktan doğan kan birikmesini kendileri şırıngayla çekiyor. Üstelik bunu hiçbir eğitimi olmayan hatta bazısının okuma yazması olmayan fayton kullanıcıları yapıyor. Çoğu enfekte oluyor. Atların bir kısmı tetanozdan kıvranarak ölüyor. Kışın kesim için gönderilmedi ise yiyecek verecek kimse olmadığından insanların yaşam alanlarına inerek çöpten yemek bulmaya çalışıyorlar. Ayıklama şansı olmadığı için içindeki yiyeceği paketiyle birlikte yediklerinden bağırsaklarındaki rahatsızlıkla kıvranarak can veriyorlar. Birçoğu koştuktan sonra terli bırakıldığından zatürreden ölüyor. Kısacası Ada’ya gelen atlar bu şartlarda en fazla 2 sene hayatta kalabiliyorlar. Sırtlarında onca yükle atların Ada yokuşlarında kamçılanarak yokuş tırmandırılmasına hangi merhametli gönül dayanabilir? Çok ağır şartlarda çalıştıkları için zaman zaman parlayıp faytonu sağa sola vurmaya başlıyorlar. Bu sebeple çevrede duran insanlar için de çok büyük tehlike. Geçen sene parlayan atlar sebebiyle fayton altında kalan turistlerden ölenler oldu. Bendeki kanaat asla bu faytoncularla ve Ada şartlarında düzeltme yoluyla bir çözüm bulunamaz. Geçenlerde Ada’da İBB tarafından Fayton Çalıştayı düzenlendi. Bir kere düzenlenme amacı ve çıkması istenen sonuç baştan belliydi. Çünkü tüm aktivistler bilir ki 1500 faytoncu (ve ailesinin) yaşadığı Ada’ya gelmek ve o Çalıştay’da konuşmak büyük risktir. Eğer Ada dışında İstanbul merkezde düzenlenseydi tüm hayvanseverler oraya gelir ve faytonların kaldırılmasını isterlerdi. Bu istenmedi. Ancak polis korumasında katılabilen sınırlı sayıda aktivist çalıştaya gelerek çalıştayın samimi ve çözüme yönelik olmadığını ifade eden bir basın açıklaması yaptı."

Berran Altuntecim

(Adalar eski noteri)

İSTİHBARAT DOSYASI /// KEREM AYDEMİR : İSTİHBARAT VE TEKNOLOJİ


KEREM AYDEMİR : İSTİHBARAT VE TEKNOLOJİ

GİRİŞ

Tarihsel bir perspektifle istihbaratın dönüşümüne bakıldığında öncelikle bazı komutanlar tarafından savaş kazanmak için kullanılan bir araçken; ilerleyen süreçte devletin formal bir fonksiyonu ve organizasyonu haline gelmiştir. Geçmişte komutanlar istihbarat faaliyetlerine başvurmadan da savaş kazanabiliyorlardı. Fakat aynı durum bugün için geçerli değil. Günümüz devletleri sadece savaş dönemlerinde değil barış dönemlerinde de stratejik sürprizlerden kaçınmak, uzun vadeli uzmanlık sağlamak, politik süreçlere katkıda bulunmak ve bilgiyi muhafaza etmek ve gizliliğini sağlamak amacıyla istihbarat faaliyetlerinde bulunmak zorundadırlar.[1] Bu sebeplerden dolayı devletler her zaman belirledikleri ihtiyaçlar doğrultusunda veri toplayabilecek, bunları analiz edebilecek, ani gerçekleşen olaylara refleks gösterebilecek, hızlı, esnek ve etkin bir istihbarat kurumuna/kurumlarına sahip olmaları gerekir. İstihbarat kurumları bu talepleri karşılaması için zaman, personel, gerekli teknik ekipmanlar gibi kaynaklara ihtiyaç duyarlar. Bu noktada teknoloji bu kaynakların sağlanmasında, personeller arasında etkin bir koordinasyonun oluşturulmasında ve zaman konusunda tasarruf sağlama konularında devreye girmektedir. Kaldı ki istihbaratta yaşanan dönüşümler genelde yeni bir teknolojik gelişimin ardından yaşanmıştır. Endüstri devrimi, telgraf ve telefonun icadı, bilgisayarın kullanılmaya başlanılması ve düşünebilen robotik aygıtlar gibi tarihin akışını değiştiren yenilikler istihbarat dünyasını da şekillendirmiş ve bu kurumlar yaşanan yeniliklere ayak uydurmaya çalışmışlardır. Bu sebeplerden dolayı teknoloji istihbaratın en önemli unsurlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Devletin formal bir organizasyonu olan istihbarat aynı zamanda bir süreci de ifade etmektedir. Politik karar alıcılar tarafından belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda verilerin toplanması, işlenmesi, analiz edilmesi, karar alıcılara iletilmesi, kullanılması ve geribildirim de bulunulması gibi adımlardan oluşan istihbarat sürecinde (istihbarat çarkı) toplanılan ham veriler istihbarata dönüştürülerek politikalar doğrultusunda karar alıcılar tarafından kullanılmaktadır.[2] Bu dairesel süreç içerisinde toplama safhası en önemli adımlardan bir tanesidir. Teknolojinin istihbarata katkısı da bu adımda net bir şekilde görülmektedir. Genel hatları itibariyle istihbarat toplamayı üç ayrı yönteme ayırmak mümkündür: Açık kaynak istihbaratı, insan istihbaratı ve teknik istihbarat.[3] Her üç toplama yönteminde de teknolojinin katkısı görülmektedir. Örneğin açık kaynak istihbaratta hedef kitlenin sosyal medya hesapları üzerinden bilgi toplamak mümkündür. Teknik istihbaratta da geliştirilen uzaydan gözetleme sistemleri, insansız hava araçları, daha duyarlı radar sistemleri, sanal ortamın kullanılması gibi gelişmeler de örnek teşkil etmektedir.

Günümüz teknolojik gelişmelerin istihbarat faaliyetlerini ne şekilde etkilediğini incelemek için hazırlanacak bu çalışma da öncelikle istihbarat toplama faaliyetlerinin teknolojiye göre nasıl şekillendiği üzerinde durulacak ve sırasıyla açık kaynak, teknik istihbarat ve insan istihbaratından bahsedilecek. Her bir bölümde toplama için kullanılan gelişmiş teknolojiler üzerinden örnek verilecektir. Ardından bu toplama kısımlarında bahsedilen teknolojilerle örtüşecek şekilde yapay zeka, insansız hava araçları ve PROMIS, Echelon örnekleri verilecek ve istihbaratın teknolojiden nasıl faydalandığı bu spesifik örneklerle gösterilecektir. Sonuç kısmında ise teknolojinin istihbarat faaliyetlerine olumlu yönlerine ek olarak dezavantajlarından bahsedilip istihbaratın geleceğinin hangi yöne evrileceğiyle beraber çalışma sonlanacaktır.

AÇIK KAYNAK İSTİHBARATI VE TEKNOLOJİ

Üçüncü endüstri devrimi olarak adlandırılan bilgisayar ve internetin tüm aktörler arasındaki materyal ve düşünsel sınırlar ortadan kaldırmış ve bu da istihbarat faaliyetlerinin bu alanlara yoğunlaşmasına sebebiyet vermiştir. Özellikle medya ve sosyal medyanın dünyadaki tüm kitleye hitap etmesi ve bu kitlelerin internet ağlarına dahil olması istihbarat kurumları tarafından bu ağlar üzerinden bilgi toplamaya yöneltmiştir. Bireysel olarak her birey kendilerine ait blog sayfa oluşturmakta, herhangi bir medya kurumunun haberini okuyup yorum yapmakta ve yazdıkları yazıları internet üzerinden yayımlamaktadırlar. Bunlara ek olarak Facebook, Twitter, İnstagram gibi sosyal medya kanallarında hesap oluşturmaktadırlar. Tüm bunlar istihbarat faaliyetleri için bir kaynak oluşturmaktadır.

Bu ağlar bilgi toplama konusunda sınırsız bir kaynak[4] oluşturmanın yanı sıra örtülü operasyonlar için de bir araç olarak kullanılmaktadır. Örneğin Arap Baharı olaylarında sosyal medya üzerinden propagandalar yapılmış ve bu toplumsal hareket diğer devletler ve aktörler tarafından şekillendirilmiştir.[5]

İnternet ağlarından toplanılan bilgiler aynı zamanda istihbarat kurumları tarafından sosyal mühendislik amacıyla kullanılmaktadır. Sosyal mühendislik de asıl hedef bilgi güvenliği konusunda en zayıf halka olarak görülen bireylerdir. Bu sebeple bireylerin internet ve özellikle sosyal medya üzerinden paylaştıkları bilgiler toplanıp analiz edilerek bireyler üzerinden toplumların kimlikleri oluşturulmaktadır. Bu şekilde genel yapısı saptanan toplumlar da istihbarat kurumları tarafından şekillenebilmektedir.[6] Kaldı ki istihbaratın tanımına bakıldığında hedef kitlelerin algılarını kontrol edip yönetmek de bir istihbarat faaliyeti olarak değerlendirilmektedir.[7] Bu noktada açık kaynak istihbarat yöntemi, kişisel bilgilerin istihbarat kurumları tarafından izin alınmadan kullanılması sonucunda da hukuki ve etik konusunda ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır ve istihbaratın geleceği konusunda soru bir eksiklik olarak görülmektedir.[8]

TEKNİK İSTİHBARAT VE TEKNOLOJİ

Karar alıcılar tarafından tespit edilen ihtiyaçlar doğrultusunda gerekli verilerin teknik yöntemlerle toplanıldığı teknik istihbaratı kendi içersinde sinyal istihbarat (SIGINT), görsel istihbarat (IMINT), ölçüm ve iz istihbaratı (MASINT), bilgisayar korsanlığı istihbaratı (HACKINT) gibi dallara ayırmak mümkündür. SIGINT ve IMINT geleneksel teknik istihbarat yöntemiyken teknolojinin gelişmesiyle beraber MASINT ve HACKINT gibi dallar da eklenmiştir.[9] Kaldı ki teknik istihbarat teknolojik gelişmelerin en fazla etkili olduğu alanlardan bir tanesidir.

Telgraf ve telefonun icadı ile beraber aktörler arasında iletişim hızlanmış ve kolaylaşmıştır. Fakat bu durum, sağlanan iletişime dış müdahaleler sonucu bilgilerin elde edilmesi konusunda bir zafiyet de doğurmuştur. Telgraf ve telefon hatları üzerinden toplanılan sinyaller sonucu bu iletişimlerden gerekli bilgi toplamak mümkün hale gelmiş ve sinyal istihbaratın ortaya çıkmasını sağlamıştır. I. Dünya Savaşı’nda çok sık başvurulan bu yöntem zaman zaman savaşın gidişatını da etkileyebilmiştir ki 1917 yılında Zimmermann Telgrafı’nın Britanya tarafından ulaşılması ve ABD ile paylaşması sinyal istihbaratın önemini gösterme de güzel bir örnektir.[10] II. Dünya Savaşı’nda da Britanya geliştirdiği ULTRA sinyal okuma sistemi sayesinde Almanya kaynaklı kodları okuyabilmiştir.[11] Bu sistemlere ek olarak VENONA ve MAGIC gibi projeleri de örnek göstermek mümkündür. [12]

Bugüne bakıldığında ise sinyal istihbaratta kullanılan tekniğe ve hedefe yönelik kendi içerisinde ikiye ayrılmaktadır: Elektronik istihbarat (ELINT) ve iletişim istihbaratı (COMINT). Elektronik istihbaratta kendi sistemlerine düşen sinyalleri alıcılarıyla toplar ve bunları analiz ederek dost-düşman kimliği tespit edilir. Düşman olarak tanımlanan bir sinyal ve alıcısı gözlem-izleme ve füze sistemlerine bildirilerek gerekli önlemler alınır ve bu şekilde erken uyarı sistemi olarak da çalışır. Öte yandan iletişim istihbaratı ise sisteme yakalanan sinyaller üzerinden sinyalin alıcısı ve hedefi arasındaki iletişime dahil olarak gerekli bilgiler (özelikle hedefin niyeti ve konumu) elde edilir.[13] Dünya genelinde de çoğu devlet sinyal istihbarata ciddi bütçele ayırmakta ve istihbarat kurumlarını bu alanda şekillendirmektedir. Örneğin bir dönem NSA’da görev yapmış Snowden’a göre her gün 200 milyon mesaj ve 5 milyardan fazla konum tespiti yapılmıştır ve tahminlere göre ABD hükümeti bu alandan 20 milyar dolar bütçe ayırmıştır.[14] Almanya’da ise Bad Aiblig, Hof, SATCOM, Langen, Gablingen gibi sinyal istihbarattan sorumlu tesisler kurulmuştur. İngiltere’de GCHQ sinyal istihbarat toplarken, Çin ve Rusya’da son zamanlarda bu alandan ciddi yatırımlar yapmakta ve yeni tesisler kurmaktadır.[15]

Elektronik ve iletişim istihbaratına ek olarak kullanılan ve test edilen silahlardan alınan telemetri istihbaratı (TELINT) ve askeri/sivil hedef takip sistemlerinden alınan yabancı araçlar sinyal istihbaratı (FISINT) da sinyal istihbaratın teknolojik gelişmeler sonucu ortaya çıkan yeni dalları olarak örnek gösterilebilir.[16]

Sinyal istihbarat hedefin konumu ve niyeti hakkında analiz yapabilmek için gerekli veriyi sağlama konusunda yeterli olmaktadır. Fakat hedefin kapasitesi hakkında ise yetersiz kalmaktadır. Bu noktada devreye görsel istihbarat girmektedir. Önceleri balon, zeplin yada altına kamera yerleştirilmiş helikopterler aracılığıyla elde edilen fotoğraflar istihbarat toplamanın bir yöntemiydi. Soğuk Savaş döneminin başlarında U-2 casus uçaklarının üretilmesi sonucu o dönemde bir devrim yaşanmıştır.[17] İlerleyen süreçte ise bu da yetersiz kalmaya başlamış ve devletler (özellikle ABD ve SSCB) yörüngeye yerleştirdikleri uydular aracılığıyla görseller toplamaya başlamışlardır. CORONA, NEBULA, FIA, Geostationary İmaging Satellites, IKONOS, QuickBird gibi uydular bunlara örnek gösterilebilir. Bunlar arasından IKONOS renkli ve siyah-beyaz olmak üzere 0,8 metre çözünürlüklü görsel alabilmektedir. QuickBird ise 0,61 metre çözünürlüklü görselleri 4 saniyelik bir sürede çekebilmektedir.[18] Global Hawk gibi gelişmiş insansız hava araçları da görsel istihbaratta kullanılan teknolojinin başka bir versiyonudur. Bu örneklerden yola çıkarak teknolojik gelişmelerin istihbarata entegre edilmesi hem zaman hem de verinin güvenilirliği konusunda ciddi katkı sağlayabildiğini söylemek mümkündür. Fakat bu sistemlerin pahalı olması, diğer görsel verilerinin kalitesinin düşük olması ve bu görselleri analiz edebilecek yeterli personel sayının olmaması görsel istihbaratın eksiklikleri olarak görülmektedir.[19]

Ölçüm ve iz istihbaratı da gelişen teknolojiler sonucu ortaya çıkmış bir teknik istihbarattır. Genel olarak silah sistemleri, balistik füzeler ve nükleer savaş başlıklarının test edildiği ve kullanıldığı ayrıca silah üreten şirketlerden salınan gazların tespit edildiği durumlarda elde edilen veriler de hedefin kapasitesi konusunda istihbarat faaliyetlerinde bulunan kurumlara ve karar alıcılara belirli bir fikir verebilmektedir.[20] Bunlara ek olarak kızıl ötesi tespiti, çok bantlı ve aşırı izgesellerin saptanması da ölçüm ve iz istihbaratın kullanılmaya başlayan tekniklerdendir.[21]

Bilgisayar ve internet ağlarının dünya çapında bir bağlantı yaratması bu bağa yönelik tehditleri de beraberinde getirmiştir. Özellikle bazen bireysel bazen de bir devlet yada şirket tarafından desteklenen bilgisayar korsanları (hacker) bu ağlara erişerek gerekli bilgileri toplayabilmektedir. Sonuç itibariyle istihbarat kurumları da bu ağlardan bilgi toplamak için gerekli çalışmalar yapmaktadırlar. Bilgisayar korsanlığı (HACKINT) olarak adlandırılan bu yöntemle hem devletlerden, hem bireylerden hem de şirketlerden bilgi toplanılarak istihbarat faaliyetlerinde bulunulmaktadır. Bazı kaynaklarda siber casusluk olarak da adlandırılan bu faaliyetler kritik bilgilere erişme konusunda hedef kitleye ciddi zararlar verebilmektedir. Örneğin Çinli siber casuslar tarafından Lockheed Martin tarafından yönetilen F-35 projesinden 1 terabayta yakın bilgi çalınmıştır. Ayrıca bilgisayarlara gönderilen Trojan, botnets, worms gibi virüsler de ağ sisteminin çalışmasına ciddi engel yaratabilmektedir.[22] Bu konuda diğer bir örnek ise son zamanlarda yaşanan Huawei şirketinin sahibinin kızı Meng Wanzhou’nun ABD talebi üzerine Kanada tarafından gözaltına alınmasıdır. Huawei şirketi siber, akıllı telefon ve telekomünikasyon altyapısında bir atılım yaratması ve hatta akıllı telefon satışında dünya liderliğini Apple şirketinden alması sonucu ABD ile Çin arasındaki gerilimi siber alanda faaliyet gösteren şirketler üzerine taşımıştır[23] ve bu sebeple devletler rakiplerinin kullandıkları gelişmiş siber alandaki teknolojilerini etkisiz hale getirmeye çalışmaktadırlar. Bu örnek devletler arasındaki istihbarat mücadelesinin yeni boyutu olan siber alanın önemini ve hayati rolünü göstermektedir.

İNSAN İSTİHBARATI VE YAPAY ZEKA

Teknik ve açık kaynak istihbaratlarını yetersiz kaldığı alanlar da ise devreye insan istihbaratı giriyor. Diğer iki istihbarat yöntemine nazaran tarihin en eski dönemlerine dayandırılabilen ve zaman zaman casusluk olarak da adlandırılan insan istihbaratında istihbarat personelleri hedef devletin/toplumun içerisine sızarak ya da karar alma süreçlerine dahil olarak gerekli bilgiyi elde etmesi ve bunu karar alıcıları güvenilir ve hızlı bir şekilde iletilmesine dayanır. Örneğin Kuzey Kore gibi karmaşık güvenlik sistemine sahip devletler ve oldukça engebeli araziye sahip ve aradaki iletişimin teknik yollarla sağlanmadığı El-Kaide gibi örgütlerle mücadele etme konusunda insan istihbaratı etkili sonuçlar üretebilmektedir. [24] Soğuk Savaş döneminde Sovyetler adına çalışan ‘Muhteşem Beşli’ olarak adlandırılan casus zinciri tarafından Manhattan Projesinin bilgilerinin çalınması ve diğer gizli bilgileri Sovyetlere iletilmesi dönemin genel yapısını değiştiren önemli bir olaylardır.[25] Bu iki örnek de insan istihbaratının ne kadar etkin ve önemli olduğunu göstermektedir.

İnsan istihbaratı her ne kadar önemli sonuçlar üretebilse de bir takım sorunlara da sahiptir. Süreç içerisinde faaliyetlerde bulunan aktör insan olması sebebiyle duygu, önyargı, hastalık gibi insani durumlardan dolayı rasyonel karar alma da hatalar yapabilmektedirler. Bu sorunun önüne geçebilmek için insanın yerini alabilecek yapay zekaların (düşünebilen robotlar) üretilmesine yönelik projeler başlatılmıştır. ABD’nin öncülüğünü yaptığı bu projelerde üretilmesi planlanan istihbarat robotları telefon dinlemelerinden elde edilen tape çözümleri gibi basit işlemlerden istihbarat niteliği taşıyan verilerin analizi gibi karmaşık faaliyetlerde bulunabilecek fonksiyonlara sahip olacağı düşünülüyor. Bunlara ek olarak yine insanlar tarafından gerçekleştirilen haber toplama, analiz etme, operasyon planlama ve yönetme gibi yazılım sistemleri de üretilmesi planlanan projeler arasındadır.[26] Planlanan bu projelerin tamamlanması ve istenilen verimin alınabilmesi şuan için belirsiz gibi dursa da ilerleyen dönemde istihbarat faaliyetlerinin yoğunlaşacağı alan yapay zekalar olması yönünde düşünceler bulunmaktadır.[27]

İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI

Nanoteknoloji, atomların ve moleküllerin en küçük birimlerini ifade etmek ve maddeyi atomik boyutu ile kontrol etmek amacıyla kullanılmaktadır.[28] Günümüz dünyasında artık hayatın her alanında kullanılmaya başlanan nanoteknoloji kendisini istihbarat faaliyetlerinde de göstermiştir. Özellikle insansız hava araçlarında kullanılan nanoteknoloji sayesinde çok küçük boyutlar haline dönüştürülen bu araçlar çok farklı fonksiyonlara sahiptir ve gözetleme-keşif de bunlardan bir tanesidir.[29] Örneğin ABD envanterinde 0,05 kg ağırlığında Black Widow, 0,43 kg ağırlığında Wasp isimli insansız hava araçları bulunmaktadır.[30] Her ne kadar bu tip araçların havada kalış süreleri ve yük taşıma kapasiteleri düşük olsa da; istihbarat faaliyetlerinde deşifre olmama konusunda ciddi katkı sağlamaktadır.

Boyut olarak daha büyük ve daha gelişmiş insansız hava araçlarının başında Global Hawk gelmektedir. Yaklaşık 15 ton ağırlığında olan bu araç 34 saatten fazla havada kalabilmekte ve yüksek irtifada uçarak yüksek çözünürlü fotoğraflar elde edebilmektedir. Sağladığı görsel istihbarata ek olarak sinyal, radar, kızıl ötesi, sıcaklık gibi tespitleri sayesinde de sinyal ve ölçüm istihbaratı sağlayabilmektedir. Elde edilen verilerin korunmasının da güç olduğu günümüz teknolojisinde Satcom ve UHF bantlar aracılığıyla uydu iletişimini sağlayarak güvenli veri transferini sağlamaktadır.[31] Tüm bu fonksiyonlarına bakıldığında uzun süreli görev yapabilen, tespit edilmekte zorlanılan, birkaç farklı yollarla istihbarat toplayan ve bunları güvenli bir şekilde transfer edebilen bu insansız hava araçları istihbarat dünyasında bir dönüşüm yaratabilmiştir. Günümüzde birçok gelişmiş devlet bu teknolojiye sahip (ve daha gelişmiş teknolojiye sahip) araçlar yapabilmek ciddi için Ar-Ge çalışmaları ve bütçeler ortaya koymaklarındaki temel sebep aslında Soğuk Savaş döneminde U-2 casus uçaklarının üretilmesiyle beraber ortaya çıkan uçurumun tekrar çıkmasını engellemektir.

ECHELON VE PROMIS

Günümüz dünyasında istihbarat ile teknoloji arasındaki ilişkiyi net bir şekilde gösteren diğer bir örnek ise Echelon ve PROMIS (Prosecutor’s Management Information System) isimli sistemlerdir. 1990 yılında CIA tarafından kullanıldığı açıklanan ve halen çoğu devlet tarafından geliştirilmiş versiyonları kullanılan PROMIS adlı bilgisayar programı farklı veri tabanları kullanarak bireylerin elektronik ortam üzerinden hareketlerini takip ederek bunları birleştirip bir bilgi haline getirmektedir. Örneğin bir hanede tüketilen su miktarındaki değişime göre hane halkı sayısında değişim olduğunu tespit edebilmektedir.[32] İlerleyen dönemde bu bilgisayar programında bir kanal açılarak diğer devletlere (hatta bin Laden’e) satılmış ve bu kanal aracılığıyla FBI bu programı satın alan devletlerin bilgilerine erişebilmiştir.[33]

Siber uzayda global çapta veri toplayabilecek sistemlerin sayısı da teknolojik gelişmeler sonucu artmaktadır. Fakat bu sistemler arasında en etkin çalışanların başında Echelon gelmektedir. Küresel boyutta denetleme faaliyetinde bulunan bu sistem üye ülkelerin (beş göz)[34] sahip oldukları ana uyduları kullanmakta ve bu uyduların tespit ettiği telefon görüşmeleri, e-postalar, elektronik belgeler, elektro manyetik dinlemeleri denetleyen ve bunları depolayıp üye devletlerin kullanımı için hazırlayan bir sistemdir. Bu tespitler için uydu ve mikro dalga sinyalleri, okyanus aşan kabloların dinlenmesi gibi metotları kullanan Echelon sistemi arıca kodlanmış kelimeleri tespit ederek gerektiğinde erken uyarı sistemi olarak da çalışmaktadır.[35]

SONUÇ: TEKNOLOJİNİN YARATTIĞI PROBLEMLER

Yaşadığımız bu dijital çağda yapay zekalar, insansız hava araçları gibi teknolojik gelişmeler ve Echelon, PROMIS gibi sistemler üzerinden verilen örnekler aracılığıyla istihbarat faaliyetlerinde teknolojik gelişmelere paralel bir şekilde ilerleyen bir süreç yaşanmaktadır. Bu gelişmeler sonucunda istihbaratta veri toplama, bunların analizi ve karar alıcılara iletilmesinde bir dönüşüm yaşanmaktadır. Fakat bu dönüşüm kendi içerisinde avantajları olsa da; dezavantajlara da sahiptir ve bu dezavantajlar istihbaratın geleceği hakkında net bir öngörüde bulunmayı engellemektedir.

Teknolojinin gelişmesiyle beraber bilgiye erişim de hızlı ve kolay olmuştur ve bundan dolayı çok fazla bilgi istihbarata dönüşmeyi beklemektedir. Fakat burada temel sorun artan iş yükü yerine bilgi ile istihbarat arasındaki çizginin kaybolmaya başlamasıyla ilgilidir. Her şey yada hiçbir şey bir bilgi olabilirken, bunların istihbarat için gerekli bilgi olmasını sağlayacak durum politikacılar tarafından belirlenen ihtiyaçlara karşılık oluşturmasına bağlıdır. Diğer bir sorun da kullanılan bilginin mülkiyetiyle ilgilidir. Bu mülkiyete sahip kişiler/kurumlar bilgiyi kullanacak hakka da sahip olmaktadırlar. Fakat teknolojik gelişmelerle beraber bilginin izinsiz elde edilmesi ve kullanılmasının tespiti güç bir hale gelmektedir. Diğer bir sorun ise bilginin filtrelenmesi için kullanılacak metodolojinin eksikliğidir. Bir metodoloji sayesinde bu kadar çok bilginin arasından işe yarayacak veya sonra kullanılacak şeklinde tasnifini yapabilecek bir filtreleme gerekmektedir. Diğer bir sorun ise yapay zekaların sezgisel boyutuyla ilgili eksikliğine dayanmaktadır ve bu sebeple istihbaratta insanın merkezde olması da ilerleyen süreçte devam edecektir. Fakat insan faktörü sonucu ortaya çıkan problemler de istihbaratın geleceği hususunda belirsizlik yaratmaya devam etmektedir. Bu sebeple bilginin doğruluğu/güvenilirliği ve bilginin kaynağına yönelik endişeler de devam edecektir.[36] 21. yüzyılda tehdidin kaynağı da istihbarat faaliyetlerinde yoğun, birbirine daha entegre, güvenilir sistemlerin kullanılmasını da zorunlu kılması sebebiyle teknolojik gelişmeler istihbaratta daha belirleyici bir hal almıştır. [37]

Tüm bunlar ışığında teknolojik gelişmeler her ne kadar istihbarat faaliyetlerini doğrudan olumlu bir şekilde etkilese de Lowenthal’ın tespitlerinden yola çıkarak bir takım problemleri de beraberinde getirmiştir ve bu da istihbaratın geleceği ve teknolojinin istihbaratı nasıl şekillendireceği konusunda bir belirsizliği olduğunu söylemek mümkündür. Fakat insan merkezli istihbarat faaliyetlerinin merkezde olma özelliği de ilerleyen süreç için devam edeceği de görülmektedir.

KAYNAKÇA

  • Akman, Kubilay M. “Bilgi Sosyolojisi Açısından İstihbarat Kaynaklarının Tasnifi ve Değerlendirilmesi”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2019, Sayı 10, 24-42
  • Akyürek, Salih. “İnsansız Hava Araçları: Muharebe Alanında ve Terörle Mücadelede Devrimsel Dönüşüm”, 2012, Bilgesam Rapor 53
  • Bayraktar, Gökhan. “Harbin Beşinci Boyutunun Yeni Gereksinimi: Siber İstihbarat”, Güvenlik Stratejileri, 2014, Cilt 10, Sayı 20, 119-147
  • Davies, Philip H.J. “Intelligence, Information Technology, and Information Warfare”, Annual Review of Information Science and Technology, 2002, Cilt 36, Sayı 1, 313- 352
  • Gökduman, Mert. “Sinyal İstihbarat”, STM Teknoloji Düşünme Merkezi, Trend Analiz Haziran 2018
  • Johnson Loch K. ve Wirtz, James J. “Strategic Intelligence: Windows Into a Secret World”, 2004, California, Roxbury Publishing Company
  • Krishnan, Armin. “Teaching about ‘Area 51’? How to Cover Secret Government Technology and Capabilities in Intelligence Studies Courses”, Journal of Strategic Security, Güz 2013, Cilt 6, Sayı 3, 187-196
  • Lowenthal, Mark M. “Intelligence: From Secrets to Policy”, 2009, Washington, CQ Press
  • Lowenthal, Mark M. “ The Future of Intelligence”, 2017, Cambridge, Polity Press
  • Özcan, Nihat Ali. “ABD-Çin mücadelesi ve ön cephe: İstihbarat”, Milliyet gazetesi, 11/12/2018 tarihli yazı
  • Treverton, Gregory F. “The Future of Intelligence: Changing Threats, Evolving Methods”, Isabella Duyvesteyn, Ben de Jong, Joop van Reijn (der.), The Future of Intelligence: Challenges in the 21.Century, 2014, New York, Routledge
  • Ünlü, Ferhat. “Yapay İstihbarat Çağı”, SABAH Gazetesi, 20/05/2018 tarihli yazısı
  • Warner, Michael. “Reflections on Technology and Intelligence Systems”, Intelligence and National Security, 2012, Cilt 27, Sayı 1, 133-153
  • Warner, Michael. “ The Rise and Fall of Intelligence: An International Security History”, 2014, Washington, Georgetown University Press

İNTERNET KAYNAKLARI

SİYASET DOSYASI /// ARSLAN BULUT : TSK’YA VE MİT’E KUMPAS KURAN SİYASİLER NE OLACAK ???


ARSLAN BULUT : TSK’YA VE MİT’E KUMPAS KURAN SİYASİLER NE OLACAK ???

E-POSTA : arslanbulut

05 Eylül 2019

FETÖ’nün uydurduğu AKP iktidarının özel savcılar atamak suretiyle tam destek verdiği "Ergenekon Silâhlı Terör Örgütü Davası"nın duruşmaları 20 Ekim 2008’de başlamış 5 Ağustos 2013’te mahkûmiyet kararlarıyla sona ermişti. Gerekçeli karar ise 2014’te yazılmış ve şu hüküm verilmişti: "Bu yargılama sonunda Ergenekon diye bir örgüt olduğu bu silahlı terör örgütünün bir derin devlet yani Gladyo/Kontrgerilla yapılanmasına karşılık geldiği ve esas olarak Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yasadışı olarak oluşturulup faaliyet gösterdiği mensupları arasında asker-sivil toplumun her kesim ve statüsünden insanların bulunduğu sonucuna varılmıştır. Mahkememizde karara bağlanan davada Ergenekon Terör Örgütü’ nün özellikle Bülent Ecevit başbakanlığındaki 57. Hükümeti ve Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlıklarındaki 58. ve 59. hükümetleri hedef alan faaliyetlerini yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır. "

***

FETÖ MİT Başkanı’nı tutuklamaya kalkıştı engellendi… 17-25 Aralık soruşturmasında ise Rıza Zarrab’ın verdiği iddia olunan ve ses kayıtlarıyla ele geçen nakit dövizlerle de delillendirilen rüşvetler üzerinden dört bakana suçüstü yapıldı başbakanın oğluna hatta başbakana operasyon düzenlenecekken buna karşı de tedbir alındı. Bu tarihten itibaren FETÖ’ye karşı operasyonlar da başladı. Dört bakan hakkında ise soruşturmaya izin verilmedi paralar da iade edildi!

FETÖ 15 Temmuz’da darbe girişiminde bulununca Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda yeniden yargılanma yapıldı. Ergenekon davasında verilen kararın gerekçesi önceki gün açıklandı. Gerekçeli kararda Ergenekon diye bir örgütlenmenin olmadığı Yargıtay tarafından bozulan hükümde örgütün varlığı yönünde kullanılan bazı delillerin CMK 134. maddesine aykırı olarak toplandıklarından hükme esas alınamayacağı kaydedildi. Mahkeme "delil yetersizliğinden" beraat kararı verilmesini açıklarken şu ifadeyi kullandı:"FETÖ amacına ulaşabilmek için de her türlü yöntemi mübah görmektedir. Bu manada bazı sanıklar ve müdafiilerinin aramalarda ele geçen suç unsurlarını da FETÖ/PDY üyesi kolluk mensuplarının yerleştirmiş olacakları iddiaları bir kenara atılamaz ise de bu konuda açıkça bir olayda delil uydurulduğu ispatlanmadıkça o olayla ilgili hükümde zorunlu olarak delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesi sonucuna varılmaktadır. "

Oysa delillerin tamamının uydurma ve kurgu olduğu yargılamalar sırasında sanıklar ve avukatları tarafından defalarca ispatlanmıştı. Mahkeme buna rağmen gerekçeli kararda "Soruşturmaların tamamının ortada hiç bir şey yokken ortaya atılmış tamamen uydurulmuş delillere dayandığına dair de elde somut deliller yoktur" ifadesini kullandı. ***Mahkeme bu kararı verirken delillerin uydurma olup olmadığına kanaat getirmemiş. Öyleyse bu durumda karar verilebilir mi? Mahkemenin delillerin incelemesini yaptırması ve bu konuyu açıklığa kavuşturması gerekmez miydi? "Delil vardır denilemez ama delil yoktur da denilemez" diye özetlenebilecek ifadelerin bir ağır ceza mahkemesinin gerekçeli kararında bulunması hukuk mantığıyla da ceza yargılama usulleriyle de bağdaşmaz. Zira delil uyduran polisler gazeteciler savcılar ve uydurma olduğu anlaşılan sahte delillere dayanarak karar veren hâkimler ve onlara "bir savcı bulun delillendirin" diyen siyasi irade temsilcileri hakkında suç duyurusunda bulunmak gerekirdi!

Mahkeme Türk Silahlı Kuvvetleri’ne Milli İstihbarat Teşkilatı’na ve ülkenin yetiştirdiği aydınlara delil uydurarak kumpas kurmak suçunu işleyenler hakkında suç duyurusunda bulunmaya mecburdu. Fakat bu yönde bir karar vermek iktidar partisini zor durumda bırakırdı! Gerekçeli karar bu sebeplerle hukuk aykırıdır… Bu karar yargı bağımsızlığına bir gölge daha düşürmüştür.

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/tskya-ve-mite-kumpas-kuran-siyasiler-ne-olacak-53139yy.htm

CASUSLAR DOSYASI : İstihbarat yetkilileri uyardı ! ToTok isimli programla casusluk yapıyorlar


İstihbarat yetkilileri uyardı ! ToTok isimli programla casusluk yapıyorlar

Son dönemde ciddi bir indirilme sayısına ulaşan ve popülaritesi hızla artan ToTok isimli anlık mesajlaşma uygulaması ile ilgili casusluk uyarısı yapıldı. ABD’li istihbarat yetkilileri söz konusu uygulamanın, kullanıcıların verilerini toplayarak Birleşik Arap Emirlikleri hükumetine aktardığını belirtti.

Son dönemlerde ciddi bir popülarite kazanan ToTok uygulamasıyla ilgili bir casusluk uyarısı yapıldı. ABD’li istihbarat yetkililerine göre söz konusu anlık mesajlaşma uygulaması, kullanıcıların verilerini toplayarak Birleşik Arap Emirlikleri hükumetine aktarıyor.

Akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte hayatımıza çok sayıda mobil uygulama girdi. Bu sayısız mobil uygulamanın bazıları piyasaya sürüldüğü anda bazıları ise ileri bir tarihte büyük bir sıçrama yaparak popüler hale geldi. Söz konusu mobil uygulamalar milyonlarca kez indirildi ve geliştiricilerine çok ciddi paralar kazandırdı.

ToTok ismindeki bir anlık mesajlaşma uygulaması da son dönemlerde popüler hale gelen uygulamalar arasında. Uygulama, milyonlarca kez indirildi ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki kullanıcılar, bu uygulamadan övgüyle bahsettiler. Ancak ABD’li yetkililer, bu uygulamanın çok da görüldüğü gibi olmadığına, kullanıcıların bu uygulamayı telefonlarından derhal kaldırmaları gerektiğine inanıyorlar.

İlk kez geride bıraktığımız temmuz ayında piyasaya sürülen uygulama, ilk olarak Orta Doğu ülkelerinde popüler oldu. Bölgedeki kullanıcılar, uygulamayı fazlasıyla beğendiler ve bu mobil uygulamayı aktif olarak kullanmaya başladılar. Uygulama, kasım ayına geldiğimizde dünya çapında bir ün kazandı ve sadece kasım ayında, 600 binden fazla indirme aldı. Ancak ABD’li yetkililere göre uygulama, göründüğü kadar masum değil.

Uygulamanın kodları incelendiğinde de çeşitli çelişkiler karşımıza çıkıyor. Örneğin bu uygulama, sıfırdan geliştirilmemiş. Yazılım uzmanlarına göre geliştirici ekip, bir lisans satın alarak Çin merkezli "YeeCall"ın kaynak kodlarını, ToTok’a uyarlamış. Daha da ilginç olanı ise uygulamanın iOS sürümü, arka planda da sürekli olarak çalışacak şekilde hazırlanmış. Üstelik bu uygulama kullanıcıların hemen her bilgisine erişmek için izne de sahipti.

"ToTok, MESAJLAŞMA DEĞİL CASUSLUK UYGULAMASI"
ABD istihbarat yetkilileri tarafından New York Times’a yapılan açıklamalarda, ToTok’un asıl amacının anlık mesajlaşma değil, casusluk olduğu bildiriliyor. Yani bu mobil uygulama, kişisel verilerinizi toplayarak Birleşik Arap Emirlikleri hükümetine aktarıyor. Üstelik uygulamanın App Store ve Google Play Store’dan bir anda kaldırılmış olması, uygulamayla ilgili casusluk iddialarını da güçlendiriyor.

Eğer uygulamayı zaten indirdiyseniz, bugüne kadar ele geçirilmiş olabilecek verilerinizle ilgili yapabileceğiniz çok da bir şey yok. Ancak bundan sonrasında korunabilmeniz için uygulamayı telefonunuzdan kaldırmanız gerekiyor. Çünkü bu uygulama, platform mağazalarından kaldırılmış olsa da telefonunuzda yüklü olduğu sürece çalışmaya ve verilerinizi toplamaya devam edecek.

ÜCRETSİZ YÜKLEDİĞİNİ UYGULAMALAR MASUM DEĞİL

Telefonlarınıza ücretsiz yüklediğiniz bu uygulamalar başınıza iş açmak üzere… İşte Google’a göre mutlaka telefondan silmeniz gereken uygulamalar… Acele edin!