İSTİHBARAT DOSYASI /// KEREM AYDEMİR : İSTİHBARAT VE TEKNOLOJİ


KEREM AYDEMİR : İSTİHBARAT VE TEKNOLOJİ

GİRİŞ

Tarihsel bir perspektifle istihbaratın dönüşümüne bakıldığında öncelikle bazı komutanlar tarafından savaş kazanmak için kullanılan bir araçken; ilerleyen süreçte devletin formal bir fonksiyonu ve organizasyonu haline gelmiştir. Geçmişte komutanlar istihbarat faaliyetlerine başvurmadan da savaş kazanabiliyorlardı. Fakat aynı durum bugün için geçerli değil. Günümüz devletleri sadece savaş dönemlerinde değil barış dönemlerinde de stratejik sürprizlerden kaçınmak, uzun vadeli uzmanlık sağlamak, politik süreçlere katkıda bulunmak ve bilgiyi muhafaza etmek ve gizliliğini sağlamak amacıyla istihbarat faaliyetlerinde bulunmak zorundadırlar.[1] Bu sebeplerden dolayı devletler her zaman belirledikleri ihtiyaçlar doğrultusunda veri toplayabilecek, bunları analiz edebilecek, ani gerçekleşen olaylara refleks gösterebilecek, hızlı, esnek ve etkin bir istihbarat kurumuna/kurumlarına sahip olmaları gerekir. İstihbarat kurumları bu talepleri karşılaması için zaman, personel, gerekli teknik ekipmanlar gibi kaynaklara ihtiyaç duyarlar. Bu noktada teknoloji bu kaynakların sağlanmasında, personeller arasında etkin bir koordinasyonun oluşturulmasında ve zaman konusunda tasarruf sağlama konularında devreye girmektedir. Kaldı ki istihbaratta yaşanan dönüşümler genelde yeni bir teknolojik gelişimin ardından yaşanmıştır. Endüstri devrimi, telgraf ve telefonun icadı, bilgisayarın kullanılmaya başlanılması ve düşünebilen robotik aygıtlar gibi tarihin akışını değiştiren yenilikler istihbarat dünyasını da şekillendirmiş ve bu kurumlar yaşanan yeniliklere ayak uydurmaya çalışmışlardır. Bu sebeplerden dolayı teknoloji istihbaratın en önemli unsurlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Devletin formal bir organizasyonu olan istihbarat aynı zamanda bir süreci de ifade etmektedir. Politik karar alıcılar tarafından belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda verilerin toplanması, işlenmesi, analiz edilmesi, karar alıcılara iletilmesi, kullanılması ve geribildirim de bulunulması gibi adımlardan oluşan istihbarat sürecinde (istihbarat çarkı) toplanılan ham veriler istihbarata dönüştürülerek politikalar doğrultusunda karar alıcılar tarafından kullanılmaktadır.[2] Bu dairesel süreç içerisinde toplama safhası en önemli adımlardan bir tanesidir. Teknolojinin istihbarata katkısı da bu adımda net bir şekilde görülmektedir. Genel hatları itibariyle istihbarat toplamayı üç ayrı yönteme ayırmak mümkündür: Açık kaynak istihbaratı, insan istihbaratı ve teknik istihbarat.[3] Her üç toplama yönteminde de teknolojinin katkısı görülmektedir. Örneğin açık kaynak istihbaratta hedef kitlenin sosyal medya hesapları üzerinden bilgi toplamak mümkündür. Teknik istihbaratta da geliştirilen uzaydan gözetleme sistemleri, insansız hava araçları, daha duyarlı radar sistemleri, sanal ortamın kullanılması gibi gelişmeler de örnek teşkil etmektedir.

Günümüz teknolojik gelişmelerin istihbarat faaliyetlerini ne şekilde etkilediğini incelemek için hazırlanacak bu çalışma da öncelikle istihbarat toplama faaliyetlerinin teknolojiye göre nasıl şekillendiği üzerinde durulacak ve sırasıyla açık kaynak, teknik istihbarat ve insan istihbaratından bahsedilecek. Her bir bölümde toplama için kullanılan gelişmiş teknolojiler üzerinden örnek verilecektir. Ardından bu toplama kısımlarında bahsedilen teknolojilerle örtüşecek şekilde yapay zeka, insansız hava araçları ve PROMIS, Echelon örnekleri verilecek ve istihbaratın teknolojiden nasıl faydalandığı bu spesifik örneklerle gösterilecektir. Sonuç kısmında ise teknolojinin istihbarat faaliyetlerine olumlu yönlerine ek olarak dezavantajlarından bahsedilip istihbaratın geleceğinin hangi yöne evrileceğiyle beraber çalışma sonlanacaktır.

AÇIK KAYNAK İSTİHBARATI VE TEKNOLOJİ

Üçüncü endüstri devrimi olarak adlandırılan bilgisayar ve internetin tüm aktörler arasındaki materyal ve düşünsel sınırlar ortadan kaldırmış ve bu da istihbarat faaliyetlerinin bu alanlara yoğunlaşmasına sebebiyet vermiştir. Özellikle medya ve sosyal medyanın dünyadaki tüm kitleye hitap etmesi ve bu kitlelerin internet ağlarına dahil olması istihbarat kurumları tarafından bu ağlar üzerinden bilgi toplamaya yöneltmiştir. Bireysel olarak her birey kendilerine ait blog sayfa oluşturmakta, herhangi bir medya kurumunun haberini okuyup yorum yapmakta ve yazdıkları yazıları internet üzerinden yayımlamaktadırlar. Bunlara ek olarak Facebook, Twitter, İnstagram gibi sosyal medya kanallarında hesap oluşturmaktadırlar. Tüm bunlar istihbarat faaliyetleri için bir kaynak oluşturmaktadır.

Bu ağlar bilgi toplama konusunda sınırsız bir kaynak[4] oluşturmanın yanı sıra örtülü operasyonlar için de bir araç olarak kullanılmaktadır. Örneğin Arap Baharı olaylarında sosyal medya üzerinden propagandalar yapılmış ve bu toplumsal hareket diğer devletler ve aktörler tarafından şekillendirilmiştir.[5]

İnternet ağlarından toplanılan bilgiler aynı zamanda istihbarat kurumları tarafından sosyal mühendislik amacıyla kullanılmaktadır. Sosyal mühendislik de asıl hedef bilgi güvenliği konusunda en zayıf halka olarak görülen bireylerdir. Bu sebeple bireylerin internet ve özellikle sosyal medya üzerinden paylaştıkları bilgiler toplanıp analiz edilerek bireyler üzerinden toplumların kimlikleri oluşturulmaktadır. Bu şekilde genel yapısı saptanan toplumlar da istihbarat kurumları tarafından şekillenebilmektedir.[6] Kaldı ki istihbaratın tanımına bakıldığında hedef kitlelerin algılarını kontrol edip yönetmek de bir istihbarat faaliyeti olarak değerlendirilmektedir.[7] Bu noktada açık kaynak istihbarat yöntemi, kişisel bilgilerin istihbarat kurumları tarafından izin alınmadan kullanılması sonucunda da hukuki ve etik konusunda ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır ve istihbaratın geleceği konusunda soru bir eksiklik olarak görülmektedir.[8]

TEKNİK İSTİHBARAT VE TEKNOLOJİ

Karar alıcılar tarafından tespit edilen ihtiyaçlar doğrultusunda gerekli verilerin teknik yöntemlerle toplanıldığı teknik istihbaratı kendi içersinde sinyal istihbarat (SIGINT), görsel istihbarat (IMINT), ölçüm ve iz istihbaratı (MASINT), bilgisayar korsanlığı istihbaratı (HACKINT) gibi dallara ayırmak mümkündür. SIGINT ve IMINT geleneksel teknik istihbarat yöntemiyken teknolojinin gelişmesiyle beraber MASINT ve HACKINT gibi dallar da eklenmiştir.[9] Kaldı ki teknik istihbarat teknolojik gelişmelerin en fazla etkili olduğu alanlardan bir tanesidir.

Telgraf ve telefonun icadı ile beraber aktörler arasında iletişim hızlanmış ve kolaylaşmıştır. Fakat bu durum, sağlanan iletişime dış müdahaleler sonucu bilgilerin elde edilmesi konusunda bir zafiyet de doğurmuştur. Telgraf ve telefon hatları üzerinden toplanılan sinyaller sonucu bu iletişimlerden gerekli bilgi toplamak mümkün hale gelmiş ve sinyal istihbaratın ortaya çıkmasını sağlamıştır. I. Dünya Savaşı’nda çok sık başvurulan bu yöntem zaman zaman savaşın gidişatını da etkileyebilmiştir ki 1917 yılında Zimmermann Telgrafı’nın Britanya tarafından ulaşılması ve ABD ile paylaşması sinyal istihbaratın önemini gösterme de güzel bir örnektir.[10] II. Dünya Savaşı’nda da Britanya geliştirdiği ULTRA sinyal okuma sistemi sayesinde Almanya kaynaklı kodları okuyabilmiştir.[11] Bu sistemlere ek olarak VENONA ve MAGIC gibi projeleri de örnek göstermek mümkündür. [12]

Bugüne bakıldığında ise sinyal istihbaratta kullanılan tekniğe ve hedefe yönelik kendi içerisinde ikiye ayrılmaktadır: Elektronik istihbarat (ELINT) ve iletişim istihbaratı (COMINT). Elektronik istihbaratta kendi sistemlerine düşen sinyalleri alıcılarıyla toplar ve bunları analiz ederek dost-düşman kimliği tespit edilir. Düşman olarak tanımlanan bir sinyal ve alıcısı gözlem-izleme ve füze sistemlerine bildirilerek gerekli önlemler alınır ve bu şekilde erken uyarı sistemi olarak da çalışır. Öte yandan iletişim istihbaratı ise sisteme yakalanan sinyaller üzerinden sinyalin alıcısı ve hedefi arasındaki iletişime dahil olarak gerekli bilgiler (özelikle hedefin niyeti ve konumu) elde edilir.[13] Dünya genelinde de çoğu devlet sinyal istihbarata ciddi bütçele ayırmakta ve istihbarat kurumlarını bu alanda şekillendirmektedir. Örneğin bir dönem NSA’da görev yapmış Snowden’a göre her gün 200 milyon mesaj ve 5 milyardan fazla konum tespiti yapılmıştır ve tahminlere göre ABD hükümeti bu alandan 20 milyar dolar bütçe ayırmıştır.[14] Almanya’da ise Bad Aiblig, Hof, SATCOM, Langen, Gablingen gibi sinyal istihbarattan sorumlu tesisler kurulmuştur. İngiltere’de GCHQ sinyal istihbarat toplarken, Çin ve Rusya’da son zamanlarda bu alandan ciddi yatırımlar yapmakta ve yeni tesisler kurmaktadır.[15]

Elektronik ve iletişim istihbaratına ek olarak kullanılan ve test edilen silahlardan alınan telemetri istihbaratı (TELINT) ve askeri/sivil hedef takip sistemlerinden alınan yabancı araçlar sinyal istihbaratı (FISINT) da sinyal istihbaratın teknolojik gelişmeler sonucu ortaya çıkan yeni dalları olarak örnek gösterilebilir.[16]

Sinyal istihbarat hedefin konumu ve niyeti hakkında analiz yapabilmek için gerekli veriyi sağlama konusunda yeterli olmaktadır. Fakat hedefin kapasitesi hakkında ise yetersiz kalmaktadır. Bu noktada devreye görsel istihbarat girmektedir. Önceleri balon, zeplin yada altına kamera yerleştirilmiş helikopterler aracılığıyla elde edilen fotoğraflar istihbarat toplamanın bir yöntemiydi. Soğuk Savaş döneminin başlarında U-2 casus uçaklarının üretilmesi sonucu o dönemde bir devrim yaşanmıştır.[17] İlerleyen süreçte ise bu da yetersiz kalmaya başlamış ve devletler (özellikle ABD ve SSCB) yörüngeye yerleştirdikleri uydular aracılığıyla görseller toplamaya başlamışlardır. CORONA, NEBULA, FIA, Geostationary İmaging Satellites, IKONOS, QuickBird gibi uydular bunlara örnek gösterilebilir. Bunlar arasından IKONOS renkli ve siyah-beyaz olmak üzere 0,8 metre çözünürlüklü görsel alabilmektedir. QuickBird ise 0,61 metre çözünürlüklü görselleri 4 saniyelik bir sürede çekebilmektedir.[18] Global Hawk gibi gelişmiş insansız hava araçları da görsel istihbaratta kullanılan teknolojinin başka bir versiyonudur. Bu örneklerden yola çıkarak teknolojik gelişmelerin istihbarata entegre edilmesi hem zaman hem de verinin güvenilirliği konusunda ciddi katkı sağlayabildiğini söylemek mümkündür. Fakat bu sistemlerin pahalı olması, diğer görsel verilerinin kalitesinin düşük olması ve bu görselleri analiz edebilecek yeterli personel sayının olmaması görsel istihbaratın eksiklikleri olarak görülmektedir.[19]

Ölçüm ve iz istihbaratı da gelişen teknolojiler sonucu ortaya çıkmış bir teknik istihbarattır. Genel olarak silah sistemleri, balistik füzeler ve nükleer savaş başlıklarının test edildiği ve kullanıldığı ayrıca silah üreten şirketlerden salınan gazların tespit edildiği durumlarda elde edilen veriler de hedefin kapasitesi konusunda istihbarat faaliyetlerinde bulunan kurumlara ve karar alıcılara belirli bir fikir verebilmektedir.[20] Bunlara ek olarak kızıl ötesi tespiti, çok bantlı ve aşırı izgesellerin saptanması da ölçüm ve iz istihbaratın kullanılmaya başlayan tekniklerdendir.[21]

Bilgisayar ve internet ağlarının dünya çapında bir bağlantı yaratması bu bağa yönelik tehditleri de beraberinde getirmiştir. Özellikle bazen bireysel bazen de bir devlet yada şirket tarafından desteklenen bilgisayar korsanları (hacker) bu ağlara erişerek gerekli bilgileri toplayabilmektedir. Sonuç itibariyle istihbarat kurumları da bu ağlardan bilgi toplamak için gerekli çalışmalar yapmaktadırlar. Bilgisayar korsanlığı (HACKINT) olarak adlandırılan bu yöntemle hem devletlerden, hem bireylerden hem de şirketlerden bilgi toplanılarak istihbarat faaliyetlerinde bulunulmaktadır. Bazı kaynaklarda siber casusluk olarak da adlandırılan bu faaliyetler kritik bilgilere erişme konusunda hedef kitleye ciddi zararlar verebilmektedir. Örneğin Çinli siber casuslar tarafından Lockheed Martin tarafından yönetilen F-35 projesinden 1 terabayta yakın bilgi çalınmıştır. Ayrıca bilgisayarlara gönderilen Trojan, botnets, worms gibi virüsler de ağ sisteminin çalışmasına ciddi engel yaratabilmektedir.[22] Bu konuda diğer bir örnek ise son zamanlarda yaşanan Huawei şirketinin sahibinin kızı Meng Wanzhou’nun ABD talebi üzerine Kanada tarafından gözaltına alınmasıdır. Huawei şirketi siber, akıllı telefon ve telekomünikasyon altyapısında bir atılım yaratması ve hatta akıllı telefon satışında dünya liderliğini Apple şirketinden alması sonucu ABD ile Çin arasındaki gerilimi siber alanda faaliyet gösteren şirketler üzerine taşımıştır[23] ve bu sebeple devletler rakiplerinin kullandıkları gelişmiş siber alandaki teknolojilerini etkisiz hale getirmeye çalışmaktadırlar. Bu örnek devletler arasındaki istihbarat mücadelesinin yeni boyutu olan siber alanın önemini ve hayati rolünü göstermektedir.

İNSAN İSTİHBARATI VE YAPAY ZEKA

Teknik ve açık kaynak istihbaratlarını yetersiz kaldığı alanlar da ise devreye insan istihbaratı giriyor. Diğer iki istihbarat yöntemine nazaran tarihin en eski dönemlerine dayandırılabilen ve zaman zaman casusluk olarak da adlandırılan insan istihbaratında istihbarat personelleri hedef devletin/toplumun içerisine sızarak ya da karar alma süreçlerine dahil olarak gerekli bilgiyi elde etmesi ve bunu karar alıcıları güvenilir ve hızlı bir şekilde iletilmesine dayanır. Örneğin Kuzey Kore gibi karmaşık güvenlik sistemine sahip devletler ve oldukça engebeli araziye sahip ve aradaki iletişimin teknik yollarla sağlanmadığı El-Kaide gibi örgütlerle mücadele etme konusunda insan istihbaratı etkili sonuçlar üretebilmektedir. [24] Soğuk Savaş döneminde Sovyetler adına çalışan ‘Muhteşem Beşli’ olarak adlandırılan casus zinciri tarafından Manhattan Projesinin bilgilerinin çalınması ve diğer gizli bilgileri Sovyetlere iletilmesi dönemin genel yapısını değiştiren önemli bir olaylardır.[25] Bu iki örnek de insan istihbaratının ne kadar etkin ve önemli olduğunu göstermektedir.

İnsan istihbaratı her ne kadar önemli sonuçlar üretebilse de bir takım sorunlara da sahiptir. Süreç içerisinde faaliyetlerde bulunan aktör insan olması sebebiyle duygu, önyargı, hastalık gibi insani durumlardan dolayı rasyonel karar alma da hatalar yapabilmektedirler. Bu sorunun önüne geçebilmek için insanın yerini alabilecek yapay zekaların (düşünebilen robotlar) üretilmesine yönelik projeler başlatılmıştır. ABD’nin öncülüğünü yaptığı bu projelerde üretilmesi planlanan istihbarat robotları telefon dinlemelerinden elde edilen tape çözümleri gibi basit işlemlerden istihbarat niteliği taşıyan verilerin analizi gibi karmaşık faaliyetlerde bulunabilecek fonksiyonlara sahip olacağı düşünülüyor. Bunlara ek olarak yine insanlar tarafından gerçekleştirilen haber toplama, analiz etme, operasyon planlama ve yönetme gibi yazılım sistemleri de üretilmesi planlanan projeler arasındadır.[26] Planlanan bu projelerin tamamlanması ve istenilen verimin alınabilmesi şuan için belirsiz gibi dursa da ilerleyen dönemde istihbarat faaliyetlerinin yoğunlaşacağı alan yapay zekalar olması yönünde düşünceler bulunmaktadır.[27]

İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI

Nanoteknoloji, atomların ve moleküllerin en küçük birimlerini ifade etmek ve maddeyi atomik boyutu ile kontrol etmek amacıyla kullanılmaktadır.[28] Günümüz dünyasında artık hayatın her alanında kullanılmaya başlanan nanoteknoloji kendisini istihbarat faaliyetlerinde de göstermiştir. Özellikle insansız hava araçlarında kullanılan nanoteknoloji sayesinde çok küçük boyutlar haline dönüştürülen bu araçlar çok farklı fonksiyonlara sahiptir ve gözetleme-keşif de bunlardan bir tanesidir.[29] Örneğin ABD envanterinde 0,05 kg ağırlığında Black Widow, 0,43 kg ağırlığında Wasp isimli insansız hava araçları bulunmaktadır.[30] Her ne kadar bu tip araçların havada kalış süreleri ve yük taşıma kapasiteleri düşük olsa da; istihbarat faaliyetlerinde deşifre olmama konusunda ciddi katkı sağlamaktadır.

Boyut olarak daha büyük ve daha gelişmiş insansız hava araçlarının başında Global Hawk gelmektedir. Yaklaşık 15 ton ağırlığında olan bu araç 34 saatten fazla havada kalabilmekte ve yüksek irtifada uçarak yüksek çözünürlü fotoğraflar elde edebilmektedir. Sağladığı görsel istihbarata ek olarak sinyal, radar, kızıl ötesi, sıcaklık gibi tespitleri sayesinde de sinyal ve ölçüm istihbaratı sağlayabilmektedir. Elde edilen verilerin korunmasının da güç olduğu günümüz teknolojisinde Satcom ve UHF bantlar aracılığıyla uydu iletişimini sağlayarak güvenli veri transferini sağlamaktadır.[31] Tüm bu fonksiyonlarına bakıldığında uzun süreli görev yapabilen, tespit edilmekte zorlanılan, birkaç farklı yollarla istihbarat toplayan ve bunları güvenli bir şekilde transfer edebilen bu insansız hava araçları istihbarat dünyasında bir dönüşüm yaratabilmiştir. Günümüzde birçok gelişmiş devlet bu teknolojiye sahip (ve daha gelişmiş teknolojiye sahip) araçlar yapabilmek ciddi için Ar-Ge çalışmaları ve bütçeler ortaya koymaklarındaki temel sebep aslında Soğuk Savaş döneminde U-2 casus uçaklarının üretilmesiyle beraber ortaya çıkan uçurumun tekrar çıkmasını engellemektir.

ECHELON VE PROMIS

Günümüz dünyasında istihbarat ile teknoloji arasındaki ilişkiyi net bir şekilde gösteren diğer bir örnek ise Echelon ve PROMIS (Prosecutor’s Management Information System) isimli sistemlerdir. 1990 yılında CIA tarafından kullanıldığı açıklanan ve halen çoğu devlet tarafından geliştirilmiş versiyonları kullanılan PROMIS adlı bilgisayar programı farklı veri tabanları kullanarak bireylerin elektronik ortam üzerinden hareketlerini takip ederek bunları birleştirip bir bilgi haline getirmektedir. Örneğin bir hanede tüketilen su miktarındaki değişime göre hane halkı sayısında değişim olduğunu tespit edebilmektedir.[32] İlerleyen dönemde bu bilgisayar programında bir kanal açılarak diğer devletlere (hatta bin Laden’e) satılmış ve bu kanal aracılığıyla FBI bu programı satın alan devletlerin bilgilerine erişebilmiştir.[33]

Siber uzayda global çapta veri toplayabilecek sistemlerin sayısı da teknolojik gelişmeler sonucu artmaktadır. Fakat bu sistemler arasında en etkin çalışanların başında Echelon gelmektedir. Küresel boyutta denetleme faaliyetinde bulunan bu sistem üye ülkelerin (beş göz)[34] sahip oldukları ana uyduları kullanmakta ve bu uyduların tespit ettiği telefon görüşmeleri, e-postalar, elektronik belgeler, elektro manyetik dinlemeleri denetleyen ve bunları depolayıp üye devletlerin kullanımı için hazırlayan bir sistemdir. Bu tespitler için uydu ve mikro dalga sinyalleri, okyanus aşan kabloların dinlenmesi gibi metotları kullanan Echelon sistemi arıca kodlanmış kelimeleri tespit ederek gerektiğinde erken uyarı sistemi olarak da çalışmaktadır.[35]

SONUÇ: TEKNOLOJİNİN YARATTIĞI PROBLEMLER

Yaşadığımız bu dijital çağda yapay zekalar, insansız hava araçları gibi teknolojik gelişmeler ve Echelon, PROMIS gibi sistemler üzerinden verilen örnekler aracılığıyla istihbarat faaliyetlerinde teknolojik gelişmelere paralel bir şekilde ilerleyen bir süreç yaşanmaktadır. Bu gelişmeler sonucunda istihbaratta veri toplama, bunların analizi ve karar alıcılara iletilmesinde bir dönüşüm yaşanmaktadır. Fakat bu dönüşüm kendi içerisinde avantajları olsa da; dezavantajlara da sahiptir ve bu dezavantajlar istihbaratın geleceği hakkında net bir öngörüde bulunmayı engellemektedir.

Teknolojinin gelişmesiyle beraber bilgiye erişim de hızlı ve kolay olmuştur ve bundan dolayı çok fazla bilgi istihbarata dönüşmeyi beklemektedir. Fakat burada temel sorun artan iş yükü yerine bilgi ile istihbarat arasındaki çizginin kaybolmaya başlamasıyla ilgilidir. Her şey yada hiçbir şey bir bilgi olabilirken, bunların istihbarat için gerekli bilgi olmasını sağlayacak durum politikacılar tarafından belirlenen ihtiyaçlara karşılık oluşturmasına bağlıdır. Diğer bir sorun da kullanılan bilginin mülkiyetiyle ilgilidir. Bu mülkiyete sahip kişiler/kurumlar bilgiyi kullanacak hakka da sahip olmaktadırlar. Fakat teknolojik gelişmelerle beraber bilginin izinsiz elde edilmesi ve kullanılmasının tespiti güç bir hale gelmektedir. Diğer bir sorun ise bilginin filtrelenmesi için kullanılacak metodolojinin eksikliğidir. Bir metodoloji sayesinde bu kadar çok bilginin arasından işe yarayacak veya sonra kullanılacak şeklinde tasnifini yapabilecek bir filtreleme gerekmektedir. Diğer bir sorun ise yapay zekaların sezgisel boyutuyla ilgili eksikliğine dayanmaktadır ve bu sebeple istihbaratta insanın merkezde olması da ilerleyen süreçte devam edecektir. Fakat insan faktörü sonucu ortaya çıkan problemler de istihbaratın geleceği hususunda belirsizlik yaratmaya devam etmektedir. Bu sebeple bilginin doğruluğu/güvenilirliği ve bilginin kaynağına yönelik endişeler de devam edecektir.[36] 21. yüzyılda tehdidin kaynağı da istihbarat faaliyetlerinde yoğun, birbirine daha entegre, güvenilir sistemlerin kullanılmasını da zorunlu kılması sebebiyle teknolojik gelişmeler istihbaratta daha belirleyici bir hal almıştır. [37]

Tüm bunlar ışığında teknolojik gelişmeler her ne kadar istihbarat faaliyetlerini doğrudan olumlu bir şekilde etkilese de Lowenthal’ın tespitlerinden yola çıkarak bir takım problemleri de beraberinde getirmiştir ve bu da istihbaratın geleceği ve teknolojinin istihbaratı nasıl şekillendireceği konusunda bir belirsizliği olduğunu söylemek mümkündür. Fakat insan merkezli istihbarat faaliyetlerinin merkezde olma özelliği de ilerleyen süreç için devam edeceği de görülmektedir.

KAYNAKÇA

  • Akman, Kubilay M. “Bilgi Sosyolojisi Açısından İstihbarat Kaynaklarının Tasnifi ve Değerlendirilmesi”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2019, Sayı 10, 24-42
  • Akyürek, Salih. “İnsansız Hava Araçları: Muharebe Alanında ve Terörle Mücadelede Devrimsel Dönüşüm”, 2012, Bilgesam Rapor 53
  • Bayraktar, Gökhan. “Harbin Beşinci Boyutunun Yeni Gereksinimi: Siber İstihbarat”, Güvenlik Stratejileri, 2014, Cilt 10, Sayı 20, 119-147
  • Davies, Philip H.J. “Intelligence, Information Technology, and Information Warfare”, Annual Review of Information Science and Technology, 2002, Cilt 36, Sayı 1, 313- 352
  • Gökduman, Mert. “Sinyal İstihbarat”, STM Teknoloji Düşünme Merkezi, Trend Analiz Haziran 2018
  • Johnson Loch K. ve Wirtz, James J. “Strategic Intelligence: Windows Into a Secret World”, 2004, California, Roxbury Publishing Company
  • Krishnan, Armin. “Teaching about ‘Area 51’? How to Cover Secret Government Technology and Capabilities in Intelligence Studies Courses”, Journal of Strategic Security, Güz 2013, Cilt 6, Sayı 3, 187-196
  • Lowenthal, Mark M. “Intelligence: From Secrets to Policy”, 2009, Washington, CQ Press
  • Lowenthal, Mark M. “ The Future of Intelligence”, 2017, Cambridge, Polity Press
  • Özcan, Nihat Ali. “ABD-Çin mücadelesi ve ön cephe: İstihbarat”, Milliyet gazetesi, 11/12/2018 tarihli yazı
  • Treverton, Gregory F. “The Future of Intelligence: Changing Threats, Evolving Methods”, Isabella Duyvesteyn, Ben de Jong, Joop van Reijn (der.), The Future of Intelligence: Challenges in the 21.Century, 2014, New York, Routledge
  • Ünlü, Ferhat. “Yapay İstihbarat Çağı”, SABAH Gazetesi, 20/05/2018 tarihli yazısı
  • Warner, Michael. “Reflections on Technology and Intelligence Systems”, Intelligence and National Security, 2012, Cilt 27, Sayı 1, 133-153
  • Warner, Michael. “ The Rise and Fall of Intelligence: An International Security History”, 2014, Washington, Georgetown University Press

İNTERNET KAYNAKLARI

İSTİHBARAT DOSYASI : Kırmızı bültenle aranan Muhammed Dahlan kimdir ???


Kırmızı bültenle aranan Muhammed Dahlan kimdir ???

İçişleri Bakanlığınca, arama ve yakalama kaydı bulunan Muhammed Dahlan’ın terörden arananlar listesinde kırmızı kategoriye eklendiği açıklanmıştı. Kırmızı bültenle aranan Dahlan kimdir? Orta Doğu’nun karanlık yüzünü Doç. Dr. İdris Kardaş analiz etti.

Bush’un Ariel Şaron kadar güvendiği, Gazze’de işkence tezgahları kuran, Mossad-CIA işbirliği hakkında binlerce yazışması ortaya çıkan, Mısır’dan Katar’a, Suudi’den TR’ye birçok operasyonda parmağı olan Dahlan’ın portresini, Doç. Dr. İdris Kardaş Star Gazetesi’nde Açık Görüş’te analiz etti.

İdris Kardaş’ın değerlendirmesi şu şekilde;

Modern zamanların en büyük ihanet hikayesi ve Filistin’in kaderi

Filistin meselesinin nasıl bu kadar çözümsüz kalabildiğini, İsrail’in her seferinde topraklarını nasıl genişletebildiğini, Filistin içinde birliğin neden sağlanamadığını Dahlan’ın on yıllarca yürüttüğü faaliyetlerine bakarak anlayabiliyoruz. Yıllar sonra hayatını kaybeden yüz binlerce insan, hapislerde çürüyen milyonlar, etrafı duvarlarla örülen ve her yeri işgal edilmiş bir ülke, ablukada nefes bile alamayan şehirlerin kaderinin nasıl örüldüğünü anlatıyor Dahlan’ın hikayesi bize.

2003 Temmuz ayında ABD Başkanı Bush’un girişimiyle, Ürdün Akabe’de İsrail-Filistin barış görüşmeleri gerçekleşiyordu. Filistin’i Başbakan Mahmut Abbas, İsrail’i ise Ariel Şaron temsil ediyordu.

O sıralar Filistin yönetiminin güvenlikten sorumlu en üst düzey yetkilisi olan Muhammed Dahlan’dan, İsrail’in işgali altındaki Filistin topraklarındaki yerleşimlerin güvenliği hakkında sunum yapılması istenmişti. Dahlan, tam sunumuna başlamışken ABD Başkanı Bush tarafından susturuldu. Katılımcıların şaşkın bakışları arasında Bush’un ağzından şu sözcükler döküldü. “Burada durabiliriz. Tek istediğim gözlerine bakmaktı, sana güveniyorum. Tam olarak Bay Sharon’a güvendiğim gibi güveniyorum.”

Kendisi de Han Yunus’ta bir mülteci kampında dünyaya gelen Dahlan’ı, 1982 yılında Sabra ve Şatilla mülteci kamplarını basarak, kadın çocuk genç yaşlı demeden silahsız dört binden fazla insanı katleden Arial Sharon ile aynı derecede güvenilir kılan özelliği neydi?

Muhammed Dahlan, 1961 tarihinde Gazze Şeridi’nin güneyinde bir şehir olan Han Yunus’ta mülteci kampında fakir bir ailenin altı çocuğundan en küçüğü olarak doğdu. El-Fetih’in gençlik hareketinin öncüleri arasında yer aldı. 1980’li yıllarda İsrail tarafından defalarca tutuklandı. Bu tutuklanmalar sayesinde Filistin siyasetinde ün yaptı. Tutuklu olduğu dönemde İbranice öğrendi. Daha sonra Gazze İslam Üniversitesi’nde İşletme okudu. İngiltere’de bulunan Cambridge Üniversitesi’nde İngilizce eğitimi aldı. 1987 yılında 1. Filistin intifadasında önde gelen isimler arasında yer aldı. Sonra sürgüne gönderildi. Amman, Bağdat, Kahire’ye gitti. Libya ve Tunus’ta bir süre yaşadı. Bu dönemlerde Batılı istihbarat gruplarıyla yakın çalışma zemini bulduğu sıkça söylenir. 1994 yılında Filistin’e geri döndü.

Kariyer basamakları

Dahlan, Filistin’e döndükten sonra kariyer basamaklarını çok hızlı tırmandı. Filistin özerk yönetimin oluşturulmasından sonra “Koruyucu Güvenlik Birimi”nin Gazze sorumluluğunu yaptı. Bu dönemde Dahlan, işkenceleriyle Gazzeliler arasında nam saldı. Binlerce kişilik polisi ve silahlı adamı ile Gazze artık Dahlanistan olarak anılıyordu. Dahlan’ın işkenceleri sonu-cu onlarca Filistinli hayatını kaybediyor, çoğu insan sakat kalıyordu. Filistinlilere yönelik tutuklamaları öyle noktalara gelmişti ki, adeta İsrail ile yarışıyordu. Şubat 1996’da başlattığı tutuklama furyası, kendi deyimiyle İsrail’in 1967’de Gazze’yi işgal etmesinden bu yana gerçekleştirilen en geniş çaplı tutuklama kampanyasına dönüşmüştü.

2004 yılında Arafat’ın itirazlarına rağmen Mahmud Abbas hükümetinde İçişleri Bakanlığı’ndan sorumlu devlet bakanı oldu. Arafat ile Abbas arasındaki anlaşmazlık böyle bir bakanlık formülünü doğurmuştu. Bu arada, Kasım 2004’te Arafat öldü. 2006 yılına geldiğimizde Filistin genel seçimlerinde Hamas büyük bir zafer elde etti. Yıllarca Hamas ile en sert şekilde mücadele eden Dahlan ile Hamas yönetimindeki Gazzeliler için bundan sonra yeni bir dönem başlıyordu. 2007 yılına kadar Hamas ile el-Fetih arasında anlaşmalar ve çatışmalar hiç durmadı.

Dahlan Suudi istihbaratına takılıyor

“Tarihin en zorlu sorunlarından birini çözmek için bir araya gelen heyetler, aralarında anlaşmazlığa düştüklerinde Kabe’ye bakıyorlar ve tavırlarında yumuşama meydana geliyordu.” Suudi Arabistan Kralı Abdullah; Şubat 2007’de bir perşembe akşamı imzalanan anlaşma törenindeki konuşmasında, kendi sarayı El Safa’da bir araya getirdiği Hamas ve el-Fetih liderlerinin nasıl anlaştıklarını bu cümlelerle aktarıyordu.

Anlaşmanın imzalandığı akşam büyük salonda, heyetlere dahil olmasına rağmen bir kişinin eksikliği dikkat çekiyordu. O kişi Filistin Güvenlik Ba-kanı Muhammed Dahlan’dan başkası değildi. Dahlan görüşmeler devam ederken İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan bir isimle telefon görüşmeleri yapmış ve anlaşmanın içeriğini sürekli olarak İsrail’e sızdırmıştı. Dahlan’ı İsrail’den arayan isim ise el-Fetih Milletvekili ve eski Bakan Kaddura Faris’ti. Faris’in, anlaşmanın bu halini İsrail’in kabul etmeyeceğini, Dahlan’ın da buna cevaben, anlaşmanın daha sonra bozulabileceğini söylediği konuşmaları Suudi istihba-ratına takılmıştı. Ancak bu anlaşma Dahlan’ın eski Bakan’a söylediği gibi uzun sürmedi. Mart’ta kurulan hükümet, Haziran’da Mahmud Abbas’ın Batı Şeria ve Gazze’de olağanüstü hal ilan etmesiyle son buldu. Geçici hükümet atandı ve Gaz-ze artık tamamen Hamas’ın kontrolüne girdi.

En büyük istihbarat krizi

Hükümet yıkıldıktan sonra Hamas üyeleri, Gazze’de el-Fetih’in denetimindeki İstihbarat Karargâhını el geçirdi. İsrail istihbarat kaynakları, Mısır istihbarat birimlerine hemen bilgi verdi ve Hamas’ın bunu yayması durumunda yüzyılın büyük felaketi olacağı dile getirildi. Mısır’a iletilen şu ifadeler belgelerin önemini ortaya koyuyordu. “Bu olayın dünya istihbarat birimleri tarihinde bir benzeri yoktur. Hatta Nazilerin İkinci Dünya Harbi sonrası çöküşünde ve 90 yıllarda Doğu Almanya’da Komünist rejimin bitişinde dahi benzeri yaşanmadı”.

El Cezire bu belgeleri kamuoyuna duyurmaya karar verdi. 1,600’den fazla belge Filistin’in ihanetlerle, işkencelerle, kumpaslarla dolu gizli siyasi ha-yatını ortaya seriyordu. Ses kayıtları, e-mailler, haritalar, gizli toplantılardan notlar, yüksek meblağlı para transferlerinin belgeleri, strateji belgeleri ve sunumlardan oluşan bu belgeler 1999 yılından başlayan süreci kapsıyordu.

Ele geçirilen belgeler, Muhammed Dahlan’ın İsrail’in yabancı istihbaratlar ile ortak operasyonlarını, İsrail’le ortak çalışan Filistinli yetkililerin adları-nı, silah ve kara para transferini içeriyordu. Ancak daha çarpıcı olanları da vardı. Yaser Arafat’ın Dahlan tarafından zehirlenme olayı bunlardan belki de en önemlisiydi. Mahmud Abbas 2014 yılında Arafat’ın, Dahlan tarafından zehirlendiğini kamuoyuna açıkladı.

İçişleri Bakanı Dahlan ile ilgili belgeler bununla da sınırlı değildi. Hamas’lılara yönelik olarak Dahlan’ın bizzat yönettiği işkence kayıtları bulundu. El-Fetih liderleri, komutanları ile Mossad ve CIA arasındaki ilişkileri ortaya koyan sayısız evrak bulundu. Dahası, birçok Hamas siyasetçisine yönelik suikastlarla ilgili bilgiler elde edildi. İsrail istihbaratçılarının dediği gibi bugüne kadar ele geçirilen en büyük istihbarat kaynağı deşifre olmuştu.

Belgeler arasında Dahlan’ın İsrail Dışişleri Bakanı Mofaz’a gönderdiği bir mektup, kamuoyunda hayli ilgi çekti. Mektupta, İsrail’le birlikte yaşama düşüncesini kabul etmeyenlerin kökünün kazınacağını, Filistin Parlamentosu’ndaki bir çok bakanı teşvik veya şantajla kendisine çekmeyi başardığını yazan Dahlan “Başkan Bush’un önünde verdiğim sözleri yerine getirmek için hayatımı vermeye hazırım” demişti. Dahlan, Bush’a bu sözü muhtemelen yazının başında aktardığım Ürdün toplantısında vermişti. Bu belgeler Filistin-İsrail görüşmelerinin nasıl sabote edildiğinin ve neredeyse tamamının neden İsrail lehine sonuçlandığının da çok açık ispatıydı.

Dahlan ve adamlarnın İsrail Sahil Güvenlik Güçleri ile deniz yoluyla Gazze’den Mısır’ın El-Ariş bölgesine kaçtığı iddia edildi. Bu grubun içerisin-de Dahlan’ın olduğu İsrail tarafından inkar edildi. Ancak gerçek olan bir şey vardı ki, o da aralarında “Ölüm Mangası” olarak bilinen ve Hamas üyeleri-nin tasfiyesi görevini yürüten grubun elebaşı Atıf Bekir’in de yer aldığı Dahlan’ın en önemli 97 adamı bu şekilde Gazze’den kaçırılmıştı.

Küresel operasyonlar dönemi

Muhammed Dahlan o günden sonra farklı ülkelerde yaşamaya başladı. Son olarak, Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed’in danışmanı oldu. İşte bu süreçten sonra Dahlan’ın siyasi operasyon alanı da genişledi. Artık sadece Filistin değil, bununla birlikte aralarında Türkiye’nin de bulunduğu, Mısır, Katar, Libya gibi birçok ülkede siyasi operasyonlar gerçekleştirmeye başladı. BAE’nin bölge-deki tüm operasyonlarını yürüten kişi olarak son zamanların en etkili isimlerinden biri oldu. Dahlan, son birkaç yıldır BAE’nin finanse ettiği birçok medya kuruluşu aracılığıyla aralarında Türkiye ve Katar’ın da olduğu birçok ülke aleyhine müthiş algı operasyonlarını yönetiyor. Sadece medya değil, sosyal kuruluşlar, sivil toplum ve siyasi hareketleri finanse ederek devletlere operasyon yapıyor.

Mısır darbesinde BAE’nin Sisi’ye olan desteğinin arkasında olan Dahlan, Mursi iktidarı boyunca medya ve finans gücünü kullanarak Müslüman Kardeşler’i itibarsızlaştırma ve Mursi’yi devirme planlarını hayata geçirdi. Böylece Filistin mesele-sinde Mısır’ı da yanına almanın hesaplarını yapıyordu. Hem Gazze’yi boğmayı hem de Hamas’ın sonunu getirmeyi planlıyordu.

Katar’a yönelik olan ablukanın mimarlarından birinin, BAE veliaht prensi ilişkisi dolayısıyla yine Dahlan olduğu biliniyor. Katar’ın özellikle Hamas liderlerine ev sahipliği yapması, Müslüman Kardeşler’i destekleyen politikalar izlemesi, El Cezire televizyonunun birçok alanda BAE-İsrail ile ters düşmesi ve 2007’deki açığa çıkan istihbarat belgelerini yayınlayarak hem Dahlan’ı hem İsrail’i zor duruma sokması bu operasyonun birkaç ayağından biri. Dahlan’ın Katar’ı sıkıştırma strateji-lerini ABD’li düşünce kuruluşlarıyla birlikte geliştirdikleri, BAE’nin ABD Büyükelçisi Uteybe’nin sızan e-maillerinden anlaşılıyor. Bu yazışmalarda konuşulan maddelerin tümü daha sonra Katar ablukası sonrasında Suudi yetkililerin ağzından ablukanın kalkmasına yönelik şartlar olarak okundu.

15 Temmuz’daki rolü

Bununla birlikte ülkemizde gerçekleşen 15 Temmuz darbe girişiminde de Dahlan’ın, FETÖ’yü yönlendiren, yöneten, destekleyen küresel ekibin içerisinde olduğu birçok otorite tarafından dillendiriliyor.

Aralık 2015’te yani 15 Temmuz’dan önce Dahlan’ın Abu Dabi’deki ofisinde, medya dünyası ve siyasetçilerden oluşan kişilerle gizli toplantılar yaptığı sıkça iddia ediliyor. Bu toplantılarda Dahlan ve ekibinin tıpkı Mursi’nin indirilmesi sürecinde yaşananların bir benzerini Erdoğan için hayata geçirmeyi planladıklarını yine BAE Washington Büyükelçisi Uteybe’nin sızan e-maillerinden okuyoruz.

30 Temmuz 2016’da, yani darbeden hemen sonra Türkiye’yi çok iyi tanıyan, İngiliz The Guardian gazetesinin eski editörü David Hearst, Genel Yayın Yönetmeni olduğu Middle East Eye’da bir makale yayınladı. 15 Temmuz darbe girişiminden haftalar önce BAE hükümetinin FETÖ’ya para aktardığını, para transferi için bir aracı belirlediğini ve bu aracının da Muhammed Dahlan olduğunu yazdı. Hearst’e göre, Dahlan’ın Fetullah Gülen ile iletişim kurmasına, ABD’de yaşayan Filistinli bir iş adamının yardımcı olmuştu. Gerçekten de 15 Temmuz’un hemen sonrası darbeci Fethullah Gülen, Dahlan’ın sahibi olduğu ve BAE tarafından finanse edilen ve El Gad kanalında demeç verdi. Gülen-Dahlan ilişkisini de ispatlayan bu yayında Gülen, Batı’nın Türkiye’ye müdahale edilmesi gerektiğini açıkça söylemişti.

Washington DC’deki en etkili büyükelçi olarak bilinen BAE büyükelçisi Uteybe ile Dahlan’ın birçok siyasi operasyonu birlikte planladıkları biliniyor. Uteybe’nin 2017 ortalarında sızan e-maillerinin birçoğunda Dahlan ile ABD’deki düşünce kuruluşlarının Abu Dabi’deki buluşmaları ve geliştirdikleri stratejiler yer alıyor. Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimden indirilmesine, Suudi Arabistan’da Muhammed bin Selman’ın tahta geçmesine, Müslüman Kardeşler’in bölgedeki tüm etkisinin kırılmasına, özellikle Hamas’ın yok edilmesine yönelik çalışmalar Uteybe-Dahlan ve FDD adlı düşünce kuruluşunun yetkilileri Dubowitz-Schanzer-Hannah (ABD’de görülen ve Türkiye aleyhine bir kumpas davası olan Sarraf davasına bilirkişi olarak atandı bu kişiler) ve uluslararası medyanın önemli isimleri arasında konuşuluyor. Türkiye aleyhine yazılan birçok yazıda bu ekibin etkisi görülüyor. Özellikle Türkiye ile DEAŞ’ı işbirliği içerisinde gösterme stratejisinin fikir babalarından biri olan Dahlan’ın, Kasım 2015’te NATO’nun bir toplantısında kıdemli diplomatlara, Türkiye’nin DEAŞ ile işbirliği yaptığı konusunda uzun bir konuşma yaptığı basına sızmıştı.

Geleceği belirsiz Filistin

Geçtiğimiz Ekim ayında Dahlan’ın hayli etkili olduğu Mısır’ın arabuluculuğuyla Hamas ile el-Fetih, 10 yıl sonra Gazze’nin Filistin Yönetimine devredilmesi konusunda anlaştı. Gazze’nin nefes alabilmek için tek şansı buydu. Dahlan Gazze’nin durumunu çok iyi biliyor ve bu çaresizliği kendi siyasi geleceği için kullanmaktan çekinmiyordu. ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etmesinin ardından Filistin’in durumunun ne olacağı belirsiz. Ancak bugüne kadarki süreçte Filistin meselesinin nasıl bu kadar çözümsüz kalabildiğini, İsrail’in her seferinde topraklarını nasıl genişletebildiğini, Filistin içinde birliğin neden sağlanamadığını Dahlan’ın on yıllarca yürüttüğü faaliyetlerine bakarak anlayabiliyoruz. Yıllar sonra hayatını kaybeden yüz binlerce insan, hapislerde çürüyen milyonlar, etrafı duvarlarla örülen ve her yeri işgal edilmiş bir ülke, ablukada nefes bile alamayan şehirlerin kaderinin nasıl örüldüğünü anlatıyor Dahlan’ın hikayesi bize.

İSTİHBARAT DOSYASI : İstihbarat Uzmanı Erkut Ersoy İle Röportaj


İstihbarat Uzmanı Erkut Ersoy İle Röportaj

Röportajı yapan Muhabir : Eren Talha Altun

Röportaj Tarihi : 12.12.2019

EREN TALHA ALTUN : Kendinizi Tanıtır Mısınız ?

ERKUT ERSOY :

1969 Üsküdar İstanbul doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi İstanbul’da yaptım. Arkasından lise hayatım başladı. Liseyi 1987 yılında bitirdim. Arkasından üniversitenin işletme bölümünü, işletme fakültesini bitirdim. Anadolu üniversitesi. Arkasından Marmara Üniversitesinde Bilgisayar üzerine yüksek eğitim gördüm. Program, Bilgisayar Uzmanlığı yada bilinen adı ile Management Information System (MIS) adlı bilgi yönetimi adı altında bir eğitim gördüm. Okul bittikten sonra Atilla Aytek dönemin EGM Kaçakçılık Daire Başkanı ile bir ahbaplığım vardı. Aynı zamanda da serviste başbakanlık müşaviri olan bir akrabamız vasıtasıyla ve ikisinin yardımıyla serviste intisap ettim. Ondan sonra bir süre serviste görev yaptıktan sonra 2008 yılında Ergenekon davasından dolayı CIA‘nin hedefi olduğum için, CIA’nın ayağına dolandığım için açıkçası, tam tabir ile böyle ifade edeyim yani CIA’nin bölgedeki politikalarına ters düşen faaliyetlerim olduğu için onların yönlendirmesi ve FETO’cü Hakim ve Polislerin, FETÖ’cü İstihbaratçıların yardımı ve desteği ile Ergenekon operasyonu başlatıldı ve 3. Dalga’da Emekli Tuğgeneral Veli Küçük Komutanım ile beraber tutuklandım. Ergenekon operasyonu süresince 3,5 yıl boyunca tutuklu olarak yargılandım. Silivri cezaevinde tutuklu kaldım. 28 Ocak 2011 tarihinde tahliye oldum. Şu anda mahkememiz yeni sonuçlandı. Daha önce 13 Ağır Ceza Mahkemesi hakkımda 11 sene 15 gün ceza vermişti. Arkasından siyasi konjonktür değişince verilen cezalar Yargıtay tarafından bozuldu ve Yargıtay tarafından yeniden yargılama kararı verildi. 2013 senesinde. Daha sonra 13 Ağır Ceza Mahkemesi Yargıtay tarafından kapatıldığı için. Bizim yeniden yargılamamızı 4. Ağır Ceza Mahkemesi devam etti yargılamaya. 4. Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden yargılandık ve davamız yeni sonuçlandı. 1 Temmuz 2019 tarihinde. Beraat kararı ile sonuçlandı bütün sanıklar için beraat kararı verildi. Şu anda da halen Yargıtay aşamasında bu yerel mahkemenin 4. ağır cezanın verdiği beraat kararının onaylanmasını bekliyoruz. O da yeni sonuçlandı ve verilen beraat kararı onandı. Resmen tescil edilmiş oldu. Tabi bu süreçte görev görev almadım. Aktif bir görevim olmadı, bende kurmuş olduğumuz bir grup vardı. Özel Büro Grubu’nda halen vatansever ve istihbarat hizmetlerime bir yurtsever olarak devam ediyorum. Bundan da son derece memnunum. Ben şuna inanırım her zaman vatana hizmetin, koşulu, şekli şemali olmaz. Vatana hizmet çok önemli bir meziyettir. Herkes yurtsever olamaz. Doğuştan gelen bir haslettir. Yetenektir. Sonradan yurtsever olunmaz. Ya doğuşunuzda bu özelliği kazanırsınız ya da kazanmazsınız. Dolayısıyla bende böyle yurtsever olarak doğduğum için vatana hizmetin şekli şemali olmadığını düşünüyorum. Yani üzerimizde bir üniforma olması olmaması benim için fark etmiyor. Ya da maaş alıyor ya da almıyor olmam benim için hiç birşey değiştirmiyor. Ben yine yurtsever olarak vatanıma hizmete arkadaşlarım ile beraber devam ediyorum. Ömrümün sonuna kadar da ister akitf görevlere döneyim, ister dönmeyeyim bu çalışmalarıma fırsat bulduğum her an her zaman için devam edeceğim. Allah bana böyle bir yol bahşetti. Bende bundan son derece memnunum. Yeter ki sağlık sıhhatim yerinde olsun. Bu hizmetleri ölene kadar devam ettirmek niyetindeyim.

EREN TALHA ALTUN : Meslek Hayatınıza Nasıl Başladınız ? Sizi Bu Mesleğe Yönlendiren Oldu Mu ?

ERKUT ERSOY :

Tabi. Oldu. Daha önce de belirttiğim gibi Atilla Aytek dönemin EGM Kaçakçılık Daire Başkanı bizim akrabamızdı, baba tarafından. Çok sık görüşürdük. Kardeşi Fatih abi. Fatih Aytek’in’in bilgisayar dükkanı vardı. 1990’lı yıllarda. O bilgisayar dükkanı Mecidiyeköy’deydi. Bende yeni mezun olmuştum. Onun dükkanına çok gidip geliyordum. Hatta yardım da ederdim Fatih abiye. Zaman zaman beni de, satış işlerinde kullanmışlığı olmuştur. Fatih abimin. Satış elemanı olarak ta Fatih abimin yanında çalışmışlığım vardır. O dönem Fatih abimin yanında çalışırken, abisi olan Atilla Aytek çok gelip giderdi ofise. Bende o vasıtayla Atilla abi ile tanıştım. Atilla Aytek ile. O dönemler yıldızının parladığı dönemlerdi Atilla abinin, EGM Kaçakçılık Daire Başkanı olarak, yakın dönemde Babalar operasyonu yapmışlardı. Çok önemli operasyonlara imza atmışlardı ve devamlı basın tarafından takip edilen, önemli bir Polisti. MİT Yönetimi ile beraber koordineli olarak uzun yıllar çalıştılar. Ben tabi o ofise gidip gelirken, samimiyetimiz de ilerleyince bende bu samimiyete istinaden, kendisine düşüncemi söyledim. Milli İstihbarat Teşkilatına girmek istediğimi belirttim ve yardımcı olur musun ? diye böyle bir teklifte bulundum kendisine. O da benden yani Fatih abimden olumlu feedbackler almış, olumlu dönüşler almış hakkımda ve beni bu şekilde tavsiye etti. Sağolsun üst yönetime. Tabi ben bununla kalmadım. Aynı zamanda gene baba tarafından bir akrabamız Başbakan müşavirliğinde görev yapıyordu. Hatta ismini de vereyim onun. M. D. Bir kanaldan da ona açtım. O da herhalde benim hakkımda olumlu referanslar almış. Bu şekilde sağolsunlar ikisinin de yardımları, destekleri ile servise intisap etmiş oldum. Bu şekilde yani aslında beni yönlendirenler. Daha doğrusu ben kendi kendimi yönlendirdim diyebilirim.

EREN TALHA ALTUN : Bu Mesleğinizin Riskleri Nelerdir ? Biraz Bahseder Misiniz ?

ERKUT ERSOY :

Tabi. Yani bu meslek en başta risk faktörü olan mesleklerden bir tanesi. Çünkü bir kere hayatınız tamamen farklı bir formatta devam ediyor. Siz siz olmaktan çıkıp farklı bir kimliğe bürünüyorsunuz. Yapmış olduğunuz görevlerde bazen farklı kimlikler kullanmanız gerekiyor. Farklı coğrafyalarda yaşamanız gerekiyor. Farklı ülkelere girip çıkmanız gerekiyor. Farklı ülkelerde. Tabi ki bunları rahat bir şekilde de yapamıyorsunuz. Çünkü yapmış olduğunuz gizli bir görev var ve bu gizli görevi yaparken bulunduğunuz ülkedeki veya coğrafyadaki hedef olan teröristler veya yabancı ajanlar sizi kontrol etmek, takip etmek, izlemek durumundalar. Böyle bir durum içerisinde çok rahat bir yaşam süremezsiniz. Yani mutlaka belli bir risk var. Belli bir adranalin yükselme durumu oluyor. Sıkıntılar yaşıyorsunuz ama tabi bu biraz daha kişinin kendisini ne kadar eğittiği ve biraz da kişinin karakteriyle, psikolojik profiliyle alakalı bir şey. Bazı insanlar çok çabuk adapte olurlar. Bazı insanlar adapte olmakta zorluk çekerler. Bazı insanlar sıcak kanlıdır. Bazı insanlar soğuk kanlıdır. Bizim mesleğimizde soğuk kanlı olmak çok önemli bir meziyettir açıkçası. Yani durumlara ve olaylara karşı soğukkanlılığınızı yitirmeyeceksiniz. Her ortama ayak uydurabilmek durumunda kalacaksınız. Kalmayı bileceksiniz. Adaptasyon çok önemli, eğitim çok önemli. Yani insanın hayatını böyle durumlarda eğitim kurtarır. Eğer zor bir görev içerisindeyseniz, gizli bir görev yapıyorsanız, soğukkanlılık ve eğitim sizin başyardımcılarınız olur. Eğer soğukkanlılığınızı kaybederseniz, panik yaşarsınız ve panik’te zaten sizi ya ölüme götürür yada deşifre olmanızı sağlar. Her iki durumda sonuçta sonu kötü olan, sonu kötü biten hadiseler.

EREN TALHA ALTUN : İstihbarat Servislerinin Çalışma Usul ve Metodları Hakkında Bu Zamana Kadar Edinmiş Olduğunuz Tecrübelerden Bahseder Misiniz ? Bir Türk İstihbarat Teşkilatı Olarak, Dünya İstihbaratına Nazaran Hangi Konumdayız ?

ERKUT ERSOY

Şimdi önce usul ve yöntemlerine değinelim. Tabi ki her istihbarat teşkilatının kendi bünyesi içerisinde, dışarıda verilmeyen istihbarat eğitimi veriliyor. Yani mesela Milli İstihbarat Teşkilatı içerisinde Akademi dediğimiz bir bölüm var.

Amerika’da bunun muadili kamuoyunun da çok iyi bildiği yakından bildiği, Çiftlik denen bir yer var. Bu gibi yerlerde istihbarat adayları önce okulu bitirdikten sonra, askerliğini de bitirdikten sonra, servise başvuruyorlar. CV’ler değerlendirildikten sonra eğer olumlu görülürse, bu sefer önce yazılı sınava arkasından mülakata çağırılıyor. Mülakattan başarılı olan, yazılı sınavdan da geçen üstün puan alan adayların diğer şartları da uyuyorsa, güvenlik kontrolünden sonra Meslek Memuru Adayı olarak başlıyorlar göreve.

Tabi bu başlangıçta belli bir süre, bu istihbarat eğitimini almak durumundalar, çünkü bu istihbarat eğitimleri, Dünyanın hiçbir yerinde başka bir yerde yani kamuya açık şekilde verilmez. Bu bölümde yani bu akademi süresince meslek adayına, bir Milli İstihbaratçının olması gereken kazanması gereken, yetenekler. Görev halindeyken yapması gereken prosedür, silah kullanmadan tutun kendinizi korumaya kadar bir canlı takip nasıl yapılır, takipten nasıl kurtulunur, bilgi işlemde bilgisayara nasıl sızılır, stres altındayken nasıl proje geliştirilir, stres altındayken nasıl operasyon yapılır gibi çeşitli bir istihbaratçının olması bilmesi gereken prensipler adaya kazandırılıyor. Akademik eğitim bittikten sonra da başarılı olan adaylar bölge müdürlüklerinde görev alıyor. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde bölge müdürlüklerimiz var. Bu bölge müdürlüklerinde İstihbarat Uzman Yardımcısı olarak göreve başlıyorlar. Ve oryantasyona tabi tutuluyorlar. Bu görev süresince bütün memurlar, bağlı bulundukları şubeye uygun olarak çeşitli eğitimlerden geçiyorlar. Özel bir operasyon ajanının aldığı eğitimlerle bir bilgi işlem memurunun aldığı eğitimler, farklıdır. Veya bir yabancı bir ülkede çalışan ajanın almış olduğu eğitim ile bir tercümanın aldığı eğitimler farklıdır. Yani burada kompartımasyon usulü çalışıldığı için serviste her bir birim kendisine uygun adayı, o usule uygun eğitimi verir kazandırır o şekilde sürer. Çalışma şekli de kompampartımasyon sistemine uygundur. Bir serviste çalışılan konu diğer servis tarafından bilinmez, çıkan-giren tüm evraklar kontrole tabidir ve en son ulaştığı yere kadar kayıt altındadır.

Uzman Yardımcıları görev süresince bölgede oryantasyona tabi tutulur. Amir memur ilişkisi çerçevesinde. Orada memurlar bağlı bulundukları şubenin büyükleriyle yani onlardan kıdemli memurlar ile iletişim içerisine geçerler. O şekilde yerinde eğitim devam eder. Daha sonra yapmış oldukları görevlerden, başarı kazanarak sicil kazanırlar ve sicil kazandıkça da rütbeleri artar. Uzman yardımcılığından uzmanlığa geçerler, en son müsteşar olmaya kadar gidebilir bu serüven. Tabi kişinin başarısına bağlı bu. Her şeyden önce ve sicil amirinin verdiği notlara bağlı.

Milli İstihbarat Teşkilatının güncel durumunu soracak olursan şöyle cevaplayayım ;

Daha önceden 1990 ‘lı yıllara kadar, hatta 90’ların sonuna kadar, 2000’li yılların başına kadar, bizim servisin bütün bütçesini CIA karşılıyordu. Bunlar zaten bilinmeyen şeyler değil, bu konuda yüzlerce kitap yazıldı. Herkes google’a girerek, bu konudaki bilgilere erişebilir. Gerek Mehmet Eymür’ün anlattıklarından yola çıkarak, gerek Mahir Kaynak’ın ve diğer deşifre olmuş üst düzey ajanların anlatımlarından yola çıkarak bunları öğrenebilirsiniz. Birçok açıklama var zaten bu konuda internette. Zamanında bu konu le ilgili kitaplarda yazıldı. Yani bir dönem komünizm ile mücadele adı altında CIA, servisin yani Milli İstihbarat Teşkilatının bütçesini karşılıyordu. Ödemelerini yapıyordu. Onun karşılığında da Türkiye’yi ana üs gibi kullanabiliyordu. Sadece CIA değil, MOSSAD’da elemanlarını çok rahat bir şekilde, hatta kimlik bile göstermeden, sınırdan geçirebiliyordu. Daha sonra tabi Milli istihbarat Teşkilatı askerlerin kontrolünden çıkıp sivillerin kontrolüne girmeye başlayınca tabi MİT’te de değişiklikler olmaya başladı. Daha özel bir düzen oturmaya başladı. MİT’teki liyakate göre eleman seçme durumu daha da arttı. Çünkü eskiden MİT elemanlarının çocukları MİT’de çalışıyordu. Hemen hemen yüzde yüz gibi bir orandı çalışması. Bir MİT elemanının çocuğunun, MİT elemanı olacağı biliniyordu. Herkes tarafından. Fakat bu önyargı ortadan kalktı. Şu anda Milli İstihbarat Teşkilatı internet sitesi üzerinden binlerce başvuru alıyor ve herkesi derecesine göre, başarısına göre değerlendirip o şekilde liyakate göre değerlendirip içeriye alıyor ve çalıştırıyor. En azından böyle bir profesyonelleşme gerçekleşti. Tabi yönetimde de profesyonelleşme olunca, bu devam etti ve artık bütün ajanlar dünya standartlarında eğitim görüyorlar ve çalışıyorlar. Dünya standartlarındaki lojistik ve teknik malzemeleri kullanıyorlar. Yani yabancı servislerden, gerek lojistik olarak gerek, teknolojik olarak, gerek ajan eğitimi konusunda, hiçbir eksiğimiz yok. Hatta birçok servisten çok daha öndeyiz diyebilirim. Eskiden Milli İstihbarat Teşkilatı sınır ötesi operasyon yapamaz haldeydi. Bunu beceremiyordu. Daha doğrusu kapasitesi oluşturulmamıştı ve engelleniyordu. 7-8 milyonluk İsrail bile MOSSAD aracılığı ile dünyanın her yerinde operasyon yapabiliyorken bizim MİT elemanları sadece İRAN, IRAK, Suriye gibi komşu ülkelerde sınır ötesi operasyonlar yapabiliyordu. 1990’lı yıllarda. Ama şimdi görüyoruz ki basından da takip ediyorsunuzdur. Etiyopya’dan Afrika’nın bir bölgesinden birini alabiliyorlar. Veya Balkanlardaki bir bölgeden alıp getiriyorlar artık FETÖ elemanlarını. Türkiye’ye getiriyorlar Servis elemanları. Bu bile bizim sınır ötesi operasyon kabiliyetimizin ne kadar arttığını gösterebilir. İnşallah böyle devam eder. Temennim odur.

EREN TALHA ALTUN : Eski Zamandaki İstihbarat Servisleri İle Günümüzdeki İstihbarat Servisleri Aynı Değil. Eski Zamanlarda İstihbarat Elemanı Eğitimlerine Daha Çok Bütçe Ayrılmaktaydı. Fakat Günümüzde Siber Casusluk Gibi Etkenlerinde Ortaya Çıkmasıyla Servislerin Büyük Miktarda Bütçeler Ayırmadan da Espiyonaj Faaliyetleri Yürütmesi Mümkün, Eskiye Göre Başka Ne Gibi Gelişmeler Oldu ?

ERKUT ERSOY :

Şimdi şunu söyleyeyim. Tabi ki teknoloji geliştikçe HUMINT dediğimiz insani istihbarat her ne kadar diğer faktörler, istihbarat çeşitleri, metotları geliştikçe azalmış gibi görünse de HUMINT Faktörü olduğu müddetçe istihbarat ödemelerinde, bütçesinde, yani eğitim harcamalarında bir azalma olmaz. Çünkü Yabancı istihbarat servisleri, etkinlikleri artsa da HUMINT’den vazgeçemez. Çünkü HUMINT insana dayalı bir istihbarat çeşididir ve çok önemlidir. En başta gelen istihbarat metodudur. Yani diğer istihbarat şekilleri ne kadar gelişirse gelişsin, HUMINT yani insana dayalı istihbarat asıl istihbaratı sağlayan unsurdur. Bu sebeple önemlidir. Yani bir robotu bir bir Terörist organizasyon içerisine sokamazsın veya bir yapay zeka da kullansan herhangi bir makinayı bir yabancı ülkede casus olarak kullanamazsın. Mutlaka bu gibi işleri yapman için insan eğitimine, insan faktörüne ihtiyacın vardır. Dolayısıyla yani elektronik dinlemeler, teknik takip kapasiteleri, SIGINT dediğimiz sinyal istihbaratı ve siber istihbarat metotları ne kadar gelişirse gelişsin bir insanın daha doğrusu eğitimli bir ajanın yapacağı işlemleri yapamaz.

Bunlar sadece destek olurlar. O yüzden gelişmiş bütün ülkeler, özellikle CIA diyelim. CIA bile bugün ne kadar uydu istihbaratından yararlanırsa yararlansın, ne kadar ileri teknoloji kullanırsa kullansın, sahadaki elemanının eğitimine güvenir. Sahadaki elemanının başarısına inanır. Yani sahada dökülen ter savaşı kazandırır diye bir laf vardır. İstihbarat camiasında yani sahada döktüğünüz ter ile bir savaşı engelleyebilirsiniz ya da savaş başlatabilirsiniz. O yüzden bu kadar önemlidir. Saha elemanları. Yani diğer metotlar dediğim gibi ne kadar, artarsa artsın, GEOINT (Geospatial Intelligence), MASINT (Measurement and Signature Intelligence), Elektro-optik MASINT, Nükleer MASINT Jeofiziksel MASINT, Radar MASINT, Malzeme MASINT, Radyo frekans MASINT, OSINT (Open source intelligence), SIGINT (Signals intelligence), Sinyal istihbaratı – Sinyallerin arasına girilerek elde edilen istihbarat, COMINT (Communication Intelligence) – Haberleşme istihbaratı, ELINT (Electronic Intelligence) – Elektronik isthabarat, FISINT (Foreign Instrumentation Signals Intelligence), TECHINT (Technical intelligence), Teknik istihbarat (Technical Intelligence), MEDINT (Medical Intelligence) CYBINT/DNINT (Cyber Intelligence/Digital Network Intelligence), Siber istihbarat – Siber dünyadan elde edilen istihbarat, FININT (Financial intelligence) vs diğer metotlar ne kadar artsa da eğitimli bir ajanın yapacağı işleri yapamaz. Sadece destek olurlar. O yüzden hiçbir zaman bir istihbarat teşkilatı bir eğitim konusunda, ajan eğitimleri konusunda tasarrufa gitmemeli. Hatta onun önünü açabilecek daha farklı metotlar, daha gelişmiş teknolojiler işin içine katmalı. Onu daha donanımlı hale getirmelidir diye düşünüyorum. Yani sahadaki vermiş olduğunuz emek bugün size çok kazançlı olarak dönebilir. Örneğin lokal ve global politikalarınızın oluşturulmasında yardımcı olabilir. O yüzden ajanın eğitimi her şeyden önce gelir. O da tabi ki yapacağınız masraf ile alakalı Bir şey. Tasarrufa kaçar, eğer cimrilik yaparsanız, ajanların eğitimlerinde eksiklikler olacağı için, yarın öbür gün başınıza daha büyük dertler açabilir, o yüzden bir ajanın her şeyden önce kendi konusu ile ilgili uzman derecesinde bilgi sahibi olması gerekir. Bir ajan güncel politikayı, siyasi gelişmeleri, jeo astratejiyi de iyi bilmelidir. Bilgiyi toparlayabilecek ve kapasitede bir yetenekte olması gerekir. Onun için hiçbir masraftan kaçmamalıdır Devlet. Tabi sadece saha değil diğer metotlarla da bunu sağlamalı. Onları da geliştirerek desteklemelidir diye düşünüyorum.

EREN TALHA ALTUN : Örtülü Operasyon Nedir ? Deşifre Olmuş Bir Örtülü Operasyondan Bahseder Misiniz ?

ERKUT ERSOY :

Bundan bir süre önce Ergenekon operasyonu başlamadan önce 2006 – 2007 yıllarında Kürt Mafyasının çok etkin olduğu bir dönemiydi. İstanbul’da özellikle Kürt kökenli işadamlarının PKK’ya vermiş olduğu finansal destek inanılmaz boyutlardaydı. Kürt Mafyası, gerek kaçak sigaradan tut, uyuşturucu ve silah kaçakçılığına kadar birçok yasadışı yapıyordu ve engellenemiyordu. Fuhuş ticareti vs. PKK diğer iş adamlarından da haraç alma gibi bir takım illegal yöntemlerle inanılmaz derecede bir para trafiği oluşturdu. Kürt Mafyası diyelim. O dönem bu Kürt mafyasıyla tabi yasal anlamda mücadele edilmeye çalışıldı ama maalesef Kürt Mafyasının elindeki finansal güç nedeniyle çok fazla etkili olunamadı. Tabi bunda yasal anlamda mücadelenin önünün tıkanması da önemli bir unsurdu. O zamanlar Kürt Mafyası çok çabuk istihbarat alabilen bir yapı oluşturmuştu. İçerideki adamları vasıtasıyla, para göndererek, rüşvet yedirerek, bürokrasiden satılık kiralık adamlar devşirdiler. Bu bürokrasiden satın aldıkları adamlar vasıtasıyla operasyonlardan önceden haberdar oluyorlardı. Bu şekilde kendilerine güvenlik temin ediyorlardı. Tutuklanma gibi şeylerden kaçınmak için. Tabi bununla yasal anlamda mücadele edilemeyince, biz de yurtsever bir grup olarak Kürt mafyasının pasifize edilmesi için örtülü bir operasyon planladık. Tabi detaylara değinmeyeceğim. Ama sadece şunu söyleyeyim amaçlanan operasyon Kürt mafyasının pasifize edilmesiydi. Hatta bu anlamda bir takım motorsikletli tim falan kurulması bile gündeme geldi. Daha sonra tabi bu bizim yapmış olduğumuz planlama, FETO’cü istihbaratçılar tarafından takip edilince, telefon takibi ile ortaya çıkartılınca Ergenekon operasyonu başlatıldı ve bu şekilde plan sona erdirildi.

EREN TALHA ALTUN : Röportajı kabul ettiğiniz ve sorularıma cevap verdiğiniz için teşekkür ederim.

ERKUT ERSOY :

Ben teşekkür ederim. Umarım yanıtlarım ile bazı konuları aydınlığa çıkarmış olurum.

İSTİHBARAT DOSYASI /// Serkan Yıldız : Ateş çemberindeki Türkiye


Serkan Yıldız : Ateş çemberindeki Türkiye

Onlarca asırdır “Yurt” bellediğimiz bu topraklar, hiç bugün olmadığı kadar “düşmanla” ve “düşmanca hisler” besleyen topluluklarla çevrilmemiştir tarihte. Ama bugün içinde bulunduğumuz durum ne yazık ki budur. Tek tek saymaya kalkıp da laf kalabalığına gerek yoktur. İmkân ve şerait ortadadır. Ve en çok ihtiyacımız olan şey; “fakir fukara edebiyatı olarak sayacağım; -Birlik ve beraberlik- teorisi” dışında bilimsel çözümlerdir.

Bu bilimsel çözümler içinde en çok yol almamız gereken kısım ise, hiç şüphe yok ki; “İstihbarat Teknikleridir.” Evet, son zamanlarda bu konuda önemli yollar kat etmiş olsak da, spesifik olarak tek bir bölge ve düşman üzerinde durulması ciddi bir hatadır. Ve sanırım şu an yaptığımız da tam olarak budur. Devletin tüm istihbarat kaynakları, Güney ve Güney Doğu cephemize çevrilmiş durumdadır. Ancak düşmanı sadece orada görmek / hissetmek ölümcül bir hata olacaktır. Çünkü düşman sadece orada değildir. Kuzeyimizde, Batımızda, Doğumuzda ve hatta okyanusların bile ötesindedir.

Güney ve Güney Doğu sınırımızdaki hengâmenin yazılacak – çizilecek bir yeri yoktur, kalmamıştır. ABD tarafından ağzımıza sürülen bir parmak bal ile “Tampon Bölge” için varımızı – yoğumuzu dökerken, ABD’nin istediği ve daha önceki yazılarımızda işlediğimiz “Güvenli Bölge”nin her geçen gün önemini artmaktadır. Fakat gidilen yol ile alınan yol arasında ciddi bir fark vardır. İstihbarat kanallarımızın büyük çoğunluğunun buraya akması da şu an en doğal olanı gibi görülmektedir.

Yine aynı cephede Suriye – PKK / PYD ve uzantıları gibi “aleni düşmanlar” da mevcuttur. Ve en sağlam yumruğu yiyebileceğimiz yer de yine orası gibi gözükmektedir. Bireysel, örgütsel ve teomilijik istihbarat açısından en büyük risk de oradadır. Zaten bu sebeple değil midir tüm savunmamızı oraya kaydırmamız? Ama yazının başından beri demem odur ki, bu bize pahalıya mal olabilir.

Zira Kuzeyimizde Rusya ile yapılmış olan S-400 antlaşması, bize güven verse de asla güvenilip, rahatlamamalıyız. Zira bir kuzey ayısı ile dans ediyorsanız, dansın ne zaman biteceğine ayının karar vereceğini de bilmeniz gerekir. Ve biz burada “ayı” değil, dans teklif edilen partneriz. İyice gözlemlemek, düşünmek, analiz etmek, eldeki verileri çok iyi değerlendirip, ayı “Tamam bu kadar dans yeter” demeden önce bizim çoktan hazırlıklarımızı yapmış olmamız gerekmektedir. Bu da ancak; “Bilimsel İstihbarat” ile mümkün olur. Yoksa birden kendimizi pistin ortasında, yapayalnız ve tüm salon bize gülerken bulabiliriz.

Rusya’nın bizimle olan ilişkileri, bizimle ilgili olan dış dünya ilişkileri, bizle alakalı Rus halkının görüşleri, fikirleri, politikaları çok ama çok mühimdir. Merak ediyorum şimdi, en son Rus halkının hakkımızdaki “fikirleri” ile ilgili bir alan çalışması ne zaman yapıldı? “Dost / Düşman” ayrımı konusunda ne zaman ciddi bir hazırlık düzenlendi Rus halkı içinde? Bilen varsa söylesin lütfen… Yani Rusya ile “Kurtuluş Savaşı” nda başlayan dostluk, SSCB ve “Anti – Komünizm” ile gerilen ahbaplık, sonrasındaki S-400 antlaşmaları ile ısınan ortaklık, oraya karşı savunmamızı düşürmemiz anlamına gelmemelidir. Zira bugün ülkemize en çok turist Rusya’dan gelmekteyken acaba gelenlerin hepsi turist midir? Artık daha da dikkat etmeliyiz şu noktadan sonra, çünkü dediğim gibi, dans teklifini kabul eden biziz…

Dünyanın en eski sınır antlaşmalarından birine sahip olduğumuz İran’da da durum oldukça karmaşık bir hal almıştır. Rusya Enerji Bakanının Opal kararı, Trump’ın İran’a olan ambargoları hafifletme / katılaştırma kararları, John Bolton’ın İran politikası yüzünden görevinden alınmış olma dedikoduları ve uranyum kaynakları açısından hiç de hafife alınacak bir komşu değildir İran. Ki zaman zaman ülkemiz ve politikalarımıza karşı anormal sayılabilecek çıkışları da mevcutken, mezhep farklılığı oldukça keskin çizgilerle belirlenmişken, ne kadar boş bırakılabilir?

ABD ve NATO ile olan “Şiddetli Geçimsizlik üzerinde yürüyen evliliğimiz” öyle ya da böyle İran’ı rahatsız etmektedir. Peki, biz tüm gücümüzle Suriye sınırında istihbarat çalışmalarını yaparken, İran’ı ne kadar ciddiye alıyoruz? İran ve onun politikaları hakkında ne kadar bilgiye sahibiz? İran’la kırılacak – tarumar olacak bir dostluk sonrası ortaya çıkabilecek problemlerle ilgili çözümsel çalışmalarımız var mıdır? Arazi etüdünde İran üzerinde ne kadar hâkimiz? Sosyolojik ve epidemiyolojik çalışmalarımız ne durumdadır? İran hemen dibimizde, perdelerini kapatmış bir komşu gibidir. Ne bizi evine davet eder, ne de bizim evimize gelir. Oysa evine gelip gidenleri görüyoruz, biliyoruz hatta tüm mahallede, hakkında dedikodular da almış başını gidiyor, peki biz ne yapıyoruz? “Oradan bize zarar gelmez ya…” demek ne büyük bir gafilliktir oysa? Perdeleri kapanmış evin içinde neler döndüğünü bilmiyoruz çünkü…

Batımızda ise “Ezeli Rakibimiz” Yunanistan, artık eskisi gibi “maaşlarını alamayan memurların” oluşturduğu bir ülke olmaktan çıktı. Çıkalı da çok oldu. Hatta inceden tekrar bilenmeye de başladılar. Akdeniz’deki petrol arayışlarımızdaki pervasız ve özensiz çıkışları bunu gösteriyor. 1995 – 2005 yılları arasında, istihbarat kaynaklarımızın en çok yoğunlaştırıldığı bölgeyken, yaşadıkları büyük ekonomik kriz o cephemizde biraz olsun bizi rahatlatmış olsa da, artık tekrardan dikkatlerimizi oraya da vermek zorundayız. AB ile aralarındaki gerilimi düşürmeleri, dış politikalarındaki gelişmeler, kaynak oluşturmaktaki yaratıcılıkları ve ordularına yaptıkları yatırımlar bu “becerikli” komşumuzla olan istihbarat faaliyetlerimizi tekrar gözden geçirmeye mecbur bırakmaktadır bizi. Ege’de yine adaları oymaya, küçük büyük demeden birçok adada yedek hava meydanları, deniz kuvvetleri için gizli limanlar yapmaya başladılar. Ve bunu yine aylar önce bir yazımızda işlemiştik.

Yunanistan’la ilgili en son yapılan istihbarat çalışması üzerinden kaç yıl geçti? Ne zaman raporlar düzenlendi en son? Bunlar hep “Devlet”in bileceği işler… Ama hassas karnımız “Güney ve Güney Doğu” derken burayı ihmal etmemek lazımdır.

Okyanuslar ötesindeki müttefikimiz Amerika… 1980 öncesi bu ülkede her 2000 kişiye 1 tane CIA ajanı düşerken, kanlı 12 Eylül darbesini hazırlarken, “Yeşil Kuşak” projesi ile FETÖ ve diğer tüm tarikatları başımıza sarmallarken, harıl harıl çalışan Amerika’ya bugün güvenmek yapılabilecek en büyük hatadır. “Biz kendi ülkemizdeki hainleri asarız, ama başka ülkedeki hainleri besleriz” felsefesi ile hareket eden bir ülke ve onun politikaları asla boş bırakılmaya gelmez. Nitekim ülkemizin yetiştirdiği en büyük hain şuan oradadır ve biz sadece uzaktan izlemekle meşgulüz. Neden? Ama sözde en büyük müttefikimiz… Ne diyelim; “Peki…” Hükümet temsilcilerimiz de böyle demiyor mu zaten? Amerika’da faal olarak kaç istihbarat uzmanımız alan görevinde bulunmaktadır diye haddimi aşan bir soru sormak isterim bu durumda… Cevaplayabilecek varsa buyursun…

Tüm bu “Ateş Çemberindeki Türkiye” için sanırım en güvenildik yer; Gürcistan ve Bulgaristan gibi durmaktadır. Ama sakın… Sakın! Buraları da gevşetmemeliyiz. Çünkü her ikisi de birilerinin, abilerinin ya da ağalarının “Hadi bakalım” dediğinde nara atmaya başlayacak fedaileridir. Nitekim bunu tarihte görebiliriz. Atmışlardır. Ve yeri geldiğinde yine atacaklardır. Ve o acı tarihten ders almıyorsak, alamıyorsak ne yazık ki, kendi kafamıza bir altı patlar dayamış sadece tetiği çekeceğimiz zamanı bilmiyoruzdur. Eğer boşluk yaratıp, bir an o boşlukta yakalanırsak emin olun o tetiği bizim çekmemize bile gerek kalmaz. Bulgaristan ve Gürcistan bunun için elini kaldırıp, gönüllü olmaya hazırdır. Peki, biz bu iki yaramaz komşumuzun bu fevri ve kendilerine çok zarar verecek çıkışları için ne tür önlemler almış durumdayız? Uzun yıllardır ben hiç bu konuda bir çalışma işitmedim doğrusu…

Sözün kısası; istihbaratın önemi ve kesinliği işte bu kadar mühimdir. Komşularınızın evlerinde ne yaptıklarını bilmezseniz bir gün tüm komşularınız toplanır, kapınıza dayanıp, “Süren doldu. Artık bu ev bizim. Kendi aramızda paylaştık. Hadi boşalt” diyebilir. Demiştir de. Ve o zaman elimizde bir Mustafa Kemal olmayabilir. Bir Mustafa Kemal‘e ihtiyaç duymamak için, “Yetiş! Kurtar bizi” diye feryat etmemek için çalışmalarımızı kati suretle yaygınlaştırıp, operasyonel olarak daha aktif olmalıyız. Bilimsel, materyalist, gerçekçi ve hayalden uzak istihbarat çalışmaları yapmamız lazımdır. İlla ki devletin, bu konuyla yetkili kurumu tarafından değil, toplum olarak bu konuda çalışmamız gerekir. Tüm toplum, küçük – büyük demeden… Sadece Güney cephemizde değil, sınırımız olan her cephede. Hatta okyanus ötelerinde… En kuzeyde ve en güneyde… Batıda ve doğumuzda…

İstihbarat işte bu kadar önemlidir.

İSTİHBARAT DOSYASI : ABD terörle mücadele analisti gizli bilgi sızdırma suçundan tutuklandı


ABD terörle mücadele analisti gizli bilgi sızdırma suçundan tutuklandı

Adalet Bakanlığı yaptığı açıklamada, Frese "kişisel kazanıma yönelik hassas ulusal güvenlik bilgilerini açıkladığı için yakalandı. Çok gizli bilgilerin yetkisiz bir şekilde ifşa edilmesinin makul bir şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal güvenliğine olağanüstü derecede zarar vermesi beklenebilir.” denildi.

ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı’nın eski terörle mücadele analisti Henry Kyle Frese, Virginia eyalet savcısı tarafından gizli bilgileri muhabirlere iletme suçlamasıyla tutuklandı.

Virginia’nın doğu bölgesi genel avukatı G Zachary Terwilliger, 9 Ekim’de Henry Kyle Frese’nin tutuklandığını duyurdu.

Diğer şeylerin yanı sıra, sızan malzemeler beş istihbarat raporu içeriyordu ve yabancı bir ülkenin silah sistemleriyle ilgiliydi. Sağlanan bilgiler en az sekiz haber makalelerinde kullanıldı.

Adalet Bakanlığı yaptığı açıklamada, Frese "kişisel kazanıma yönelik hassas ulusal güvenlik bilgilerini açıkladığı için yakalandı. Çok gizli bilgilerin yetkisiz bir şekilde ifşa edilmesinin makul bir şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal güvenliğine olağanüstü derecede zarar vermesi beklenebilir.” denildi.

Savcı, Frese’nin birlikte yaşadığı gazetecinin, meslektaşına yardım etmesini istediğine inanıyor. Makalesi için silah sistemleri hakkında bilgiye ihtiyacı vardı. Frese sözde kabul etti, ancak karşılığında kız arkadaşının işyerinde terfi almasını istedi.

Gazeteciler iddia edilen sızıntıya karşı iddianamede isimlendirilmedi, ancak The Wall Street Journal onları CNBC muhabiri Amanda Macias ve NBC muhabiri Courtney Kube olarak tanımladı.

Friz Çarşamba sabahı işe geldiğinde tutuklandı.

Kaynak: Guardian