İSTİHBARAT DOSYASI /// İSMET ÖZÇELİK : Yolu Türkiye’den geçen diplomat (!) istihbaratçılar


İSMET ÖZÇELİK : Yolu Türkiye’den geçen diplomat (!) istihbaratçılar

Diğer•

10 Ağustos 02:02

Büyükelçilerin istihbaratçı olması;

Çok tartışılmıştır.

İstihbaratçı diplomatlar;

Bazen ülkeler arasında;

Ciddi sorunlara yol açmıştır.

“İstenmeyen kişi” durumu yaşanmıştır.

Ama hiçbir ülke;

Bu yoldan vazgeçmedi.

Büyükelçilik kadroları arasında;

İstihbaratçılar hep olmuştur.

İLK SIRADA ABD VAR

Türkiye’ye atanan yabancı diplomatlar da aynı.

Bu konuda ilk sırada;

ABD var.

Onlara göre, “Türkiye;

Türklere bırakılmayacak kadar;

Önemli bir ülke.”

Bu nedenle de;

Diplomatlarının çoğu;

CIA ve yan kuruluşları kadrolarındandır.

CIA BAŞKANI GİNA HASPEL

CIA’nın (ABD) başındaki Gina Haspel;

Yolu iki kez Türkiye’den geçmiş.

“Örtülü operasyonlar” konusunda uzman.

Türkiye’de neler yaptığı bilinmiyor.

Su işkencesine merakı konuşuluyor.

Suudi Arabistan Büyükelçiliği’nde;

Cemal Kaşıkçı’nın öldürülme kasetlerini;

İzlerken gözünü bile kırpmamış.

FRANSA DIŞ İSTİHBARAT SERVİSİ

Fransa dış istihbarat servisi DGSE.

Başkanlığına Bernard Emie getirildi.

İyi Türkçe konuşan bir diplomat(!)

Fransa’nın eski Ankara Büyükelçisi.

Fransa-Türkiye ilişkilerinin fırtınalı döneminde;

2007-2010 yılları arasında, Ankara’da görev yaptı.

Ortadoğu konusunda uzman.

İNGİLTERE BÜYÜKELÇİSİ

Son örnek İngiltere Büyükelçisi.

Richard Moore.

Koyu Beşiktaşlı.

Dışişleri’nden önce kariyerine;

1987 yılında MI6’da başlamıştı.

Türkiye’de görevi bittikten sonra;

Yine oraya döndü.

İngiliz istihbarat örgütü;

MI6’nın başına geldi.

Türkiye’de görev yapmak;

Yükselmede mihenk taşlarından biri.

HEPSİ İYİ TÜRKÇE BİLİYOR

Bu üç ülkede de istihbaratın patronları;

İyi Türkçe biliyor.

Üçünün de yolu Türkiye’den geçmiş.

Türkiye’de sadece Türkiye ile değil;

Tüm bölgeyle de ilgilenmişler.

Türkiye ile komşularının;

Arasını açma görevlerini de üstlenmişler.

Türkiye, gelen isimleri;

Fazla araştırmamış, sorgulamamış.

Başka ülkeler gibi yapmamış.

Fazla izlememiş…

***

ABD ALMANYA BÜYÜKELÇİSİ

Bolton’un yerine, Beyaz Saray’a;

Ulusal Güvenlik Danışmanlığına atanacaktı.

Nedeni bilinmiyor, ama olmadı.

Almanya’ya Büyükelçi yapıldı.

Adı Douglas Macgregor.

Atama duyulur duyulmaz;

Almanya tüm geçmişini araştırmış.

Trump’ın “Önce Amerika” politikasının destekçisi.

ABD askerlerinin;

Almanya’dan da çekilmesini istiyor.

Sadece Almanya mı?

Afganistan, Suriye ve Irak’tan da;

Çekilmesinden yana.

Ona göre;

Ortadoğu’da ABD’ye karşı en büyük tehdit;

İran değil.

Erdoğan yönetimindeki Türkiye.

Almanya, Türkiye’nin ticaret ortakları arasında;

İlk sıralarda.

Böyle bir ismin Almanya’ya atanması;

Hayra alamet olmasa gerek.

Bu arada;

Gelen bilgilere bakılırsa;

Almanya da atamaya pek sevinmemiş.

Bakalım önümüzdeki günlerde;

Nasıl bir görev yapacak..!

İSTİHBARAT DOSYASI : İngiliz eski istihbarat subayı James Gustaf Edward Le Mesurier’in İstanbul’da dolandırıcılık yaptığı iddia edildi


İngiliz eski istihbarat subayı James Gustaf Edward Le Mesurier‘in İstanbul‘da dolandırıcılık yaptığı iddia edildi

İngiliz eski istihbarat subayı ve Yardım kuruluşu Mayday Rescue‘nin kurucu yöneticisi James Gustaf Edward Le Mesurier‘in ölümünden önce, sponsorların parasını kötüye kullandığını itiraf ettiği ve istifa etmeyi önerdiği öne sürüldü. Ölümü halâ bir sır olan Mesurier, 2016’da İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth tarafından "Büyük Britanya İmparatorluk Nişanı" ile ödüllendirilmiştir.

Volkskrant gazetesi ulaştığı bir mektuba dayandırdığı haberinde, İngiliz eski istihbarat subayı ve yardım kuruluşu Mayday Rescue‘nin yöneticisi James Le Mesurier‘in sponsorların parasını zimmetine geçirdiğini itiraf ettiğini ve istifa etmeyi önerdiğini belirtti.

"GÖNDERİLEN YARDIMI ZİMMETİNE GEÇİRDİĞİNİ ÖLÜMÜNDEN 3 GÜN ÖNCE İTİRAF ETTİ"

Gazeteye göre, Le Mesurier ölümünden üç gün önce, sponsor olan ülkelere yazdığı bir mektupta yaptığı sahtekarlığı itiraf etti. Mali dolandırıcılık, geçen yılın kasım ayında Hollandalı bir mali hesap uzmanının Mayday Rescue’nun İstanbul ofisini ziyareti sırasında, 50 bin dolarlık zararı gizlemek için düzenlenen sahte makbuzları bulmakla ortaya çıktı. Le Mesurier, Mayday Rescue’nin yönetiminin Beyaz Miğferler için gönderilen parayı zimmetine geçirdiğini itiraf etti.

Le Mesurier’in ölümünden sonra, Hollanda, Almanya ve İngiltere‘nin de dahil olduğu donör ülkeler, kuruluşun belgelerini inceledi ancak zimmete para geçirme konusunda herhangi bir kanıta rastlamadı.

"YANLIŞ ANLAŞILMA"

Gazeteye göre, bazı büyük işlemleri denetlemek etmek artık mümkün değil. Kamuoyuna açıklanmayan soruşturmanın sonucuna göre, Le Mesurier’in itiraf ettiği dolandırıcılık bir ‘yanlış anlaşılma‘ sonucuydu.

Muhasebe şirketi SMK, Kasım ayında bir dizi başka sorunlar buldu. Mayday Rescue tamamen kar amacı gütmeyen bir organizasyon değildi, Türkiye ve Dubai’de ticari ofisleri vardı. Bazı durumlarda, kuruluşun yöneticilerinin maaşı, primler hariç ayda 26 bin euroya kadar ulaşabiliyordu.

Halâ Suriye‘de faaliyet gösteren Beyaz Miğferler, şu anda başka kuruluşlar aracılığıyla finansman aldıklarını açıkladı.

Batı’da popülerlik ve destek kazanan Beyaz Miğferler, amacını savaş bölgelerindeki sivilleri kurtarmak olarak açıklamıştı, ancak Suriye makamları tarafından aşırılık yanlısı gruplarla bağlantı kurmak ve propaganda faaliyetleri yürütmekle suçlanıyor.

İSTİHBARAT DOSYASI /// Köksal Taşkent : İran İstihbarat Servisleri ve Çalışma Yöntemleri


Köksal Taşkent : İran İstihbarat Servisleri ve Çalışma Yöntemleri

30 Mayıs 2020

GİRİŞ

Dünyadaki istihbarat servislerinin esas işlevi, devletin karar verme mekanizması olan yürütme erkine istihbarî bilgi sağlamaktır. Ayrıca istihbarat servislerinin güvenlik açısından önem arz eden başka işlevleri de vardır.

Başka bir deyişle istihbarat servislerinin temel işlevi; değerlendirilmiş olan bilgi ve verileri zamanında, hızlı ve doğru analizler şeklinde sunarak, ulusal güvenlik açısından devletin karar verme mekanizmasına yardımcı olmaktır. İstihbarat çalışmasının ilk katmandaki amacı devlet sisteminin ve ulusal güvenliğin istikrarını ve toprak bütünlüğünü korumak; ikinci katmandaki amacı ise devlet-ulus ilişkisini ve sosyal güvenliği teşvik edip, derinleştirmektir.

İran, İslam Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana silahlı terör örgütlerinin istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine maruz kalmıştır. Bu yüzden de bu silahlı terör örgütlerinin (Halkın Mücahitleri Örgütü, Kürdistan Demokratı ve Komala gibi) oluşturduğu terörizm tehdidine karşı çıkmak, kuruluşundan bu yana İstihbarat Bakanlığı’nın en önemli işlevi olmuştur.

VAJA olarak kısaltılan İran İslam Cumhuriyeti İstihbarat Bakanlığı, güvenlik konularıyla ilgilenen hükümet bakanlıklarından biridir. İstihbarat Bakanlığı; İran’ın içinde ve dışında bilgi toplamak, bilgiyi korumak ve karşı istihbarat faaliyetlerini yürütmekten sorumludur.

İstihbarat Bakanlığı çok karmaşık, çok yönlü ve çok düzeyli bir süreç içerisinde terörist ve rejime karşı grupları takip etmektedir. Bakanlık, terörle mücadele faaliyetleri kapsamında psikolojik operasyonlar, stratejik aldatma, etki ve nüfuz gibi birçok karmaşık teknik kullanmaktadır. Öte yandan İstihbarat Bakanlığı savaş ve casusluk kapsamını sadece İran’ın başkentinde ve ülkede değil; aynı zamanda bölge ve Avrupa ülkelerinin başkentlerinde de agresif bir yaklaşım benimseyerek genişletmiştir.[1]

Bakanlığın görevleri; haber toplamak, ihtiyaç duyulan iç ve dış kaynaklı bilgileri elde edip analiz etmek, komplo teorilerini, casusluk ve sabotajı tespit etmek ve ülkenin bağımsızlığı, güvenliği ve toprak bütünlüğünü korumak gibi çeşitli cephelerde açıklanmıştır.[2]

İran’da, İstihbarat Bakanlığı’nın yanında Ordu İstihbarat Koruma Teşkilatı, Devrim Muhafızları İstihbarat Teşkilatı, Devrim Muhafızları İstihbarat Koruma Teşkilatı ve Devrim Muhafızlarını Koruma Teşkilatı gibi diğer istihbarat kurumları da resmi faaliyet göstermektedir.

Bu bağlamda İran Devrim Muhafızları, İstihbarat Bakanlığı’nın destek kolu olarak bu kurumla etkileşim içerisinde faaliyet yürütmektedir. Bir diğer yandan İran Ordusu’nun İstihbarat Koruma Teşkilatı da görevlerini yerine getirirken; İstihbarat Bakanlığı ile koordine edilmektedir.

İstihbarat Bakanlığının Kuruluşu

1979 İran Devrimi’nden beş yıl sonrasına kadar güvenlik istihbaratı görevini Başbakan Yardımcısı İstihbarat Ofisi, Devrim Komiteleri, bazı devrimci ya da yargı kurumlarının istihbarat birimleri gibi kurumlar yürütmüştür.

Şubat 1979’un sonundan ve devrim zaferinden itibaren güç büyük ölçüde İslami Devrim Komitesi elinde bulunmaktadır. Komitenin istihbarat çalışmalarında ise bir tür mezhep monarşisi mevcuttur. Bu sebeple İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ruhullah Musevi Humeyni, din alimi Mahdavi Keni’ye merkezi bir komite kurmalarını ve komiteleri koordine etmelerini emretti. İran’ın muhtelif illerinde Humeyni’ye bağlı temsilciler de aynı şekilde hareket etmiştir.

Devrimden kısa bir süre sonra İran Devrim Muhafızları kuruldu ve istihbarat faaliyetleri bu çatı altında yoğunlaşmıştır. Bu esnada yargıçlar da yürüttükleri davalar üzerinde istihbarat çalışması yapmışlardır.

1979 İran devrimi sonrası Geçici Hükümet ve Devrim Konseyi, SAVAK’ın kalıntılarının bir kısmını, özellikle de karşı istihbarat kurumu olan Sekizinci SAVAK’ı canlandırmaya çalışmıştır.

SAVAK’a dair iyi hatıraları olmayan devrimciler, ayrı bir güvenlik sistemi kurma gereğini hissetmişlerdir[i].Suikastlar, bombalamalar ve silahlı eylemler 1981’lerin başlarında gerçekleşmemiş olsaydı İstihbarat Bakanlığı’nın hiç kurulmamış olma ihtimali bulunmaktadır. İlk olarak, İran’ın 2. Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recai’nin inisiyatifiyle Başbakan İstihbarat Ofisi kurulmuştur ve istihbarata dair meseleler İran Devrim Muhafızları ile ordu; İslami Devrim Komitesi ve polis arasında bölünmüştür. Nihayet, İstihbarat Bakanlığı’nın mecliste kurulmasına ilişkin genel plan onaylanmış, yasa tasarısı 1983 yılında Mir Hüseyin Musevi Hamene[ii] hükümetinde hazırlanmış ve mecliste onaylanmıştır.

Başından beri hangi üst çatı kurumunun istihbarat örganizasyonunu yürütmesi gerektiği konusunda anlaşmazlık mevcuttur. Bazıları istihbarat servisinin Devrim Muhafızları tarafından yönetilmesi gerektiğine inanırken; bazıları ise istihbarat, sorgulama, kovuşturma ve tutuklamadan yargı çalışmalarına kadar birçok mesele yargının sorumluluğunda olduğu için örgütü yargının kontrolüne alınmasını istemişlerdir.[3] Meclis Başkanı aynı zamanda Silahlı Kuvvetler Komutanı ve Yüksek Savunma Konseyi Başkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani, Devrim Muhafızları’na yakındı. Kimileri SAVAK’ı cumhurbaşkanlığının bir parçası olarak görürken; bazıları da istihbarat servisinin duyarlılığı ve önemi nedeniyle istihbarat servisinin en yüksek otorite altında ve İran liderine doğrudan bağlı olarak yürütülmesi gerektiğine inanıyordu.

İran yetkililerinin kontrolsüz güvenlik gücüne dair korkusu, sonunda İstihbarat Teşkilatı yerine İstihbarat Bakanlığı tasarısının getirilmesine yol açtı. Böylece bir yandan parlamento ve diğer yandan Cumhurbaşkanı, istihbarat teşkilatının faaliyetlerini izleyebilecekti.

İlk İran İstihbarat Bakanı Muhammed Muhammedi Reyşehri’den sonra, Haşimi Rafsancani hükümetinde Ali Fallahiyan, Muhammed Hatemi hükümetinde Kurban Ali Dorri Nacafabadi ile Ali Yunusi, Mahmud Ahmedinijad hükümetinde ise Kulam Hüseyin Muhsini Ejei ile Haydar Moslehi, Hasan Ruhani hükümetinde Mahmud Alevi İstihbarat Bakanlığı görevini yürüttü. Muhammed Muhammedi Reyşehri, Ali Fallahian, Ali Yunusi, Mustafa Purmuhammedi, Kulam Hüseyin Muhsini Ejei ve Ruhullah Hüseyiniyan da dahil olmak üzere birçok bakan ve üst düzey İstihbarat yetkilileri Hakkani Okulu’nun mezunlarıdır.[iii]

İran İslam Cumhuriyeti İstihbarat Bakanlığı’nın Yapısı

İran İslam Cumhuriyeti İstihbarat Bakanlığı’nda çalışanların, istihbarat memurlarının ve personellerin sayısına dair paylaşılan resmi bir istatistik yoktur. Ancak Ocak 2013’te ABD Savunma Bakanlığı, İran İslam Cumhuriyeti İstihbarat Bakanlığı hakkında, teşkilata bağlı yaklaşık 30.000 kişinin olduğunu belirten 64 sayfalık bir rapor yayınlamıştır.

Bakanlığa bağlı istihbaratçılar İran medyasında "Çağın İmamının Anonim Askerleri"[4] olarak adlandırılmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti İstihbarat Bakanlığı, İmam Bakır adı verilen özel okullara sahiptir.

İran İstihbarat Bakanlığı altında 16 daire vardır:

  1. Güvenlik
  2. Casuslukla mücadele
  3. Yurt Dışı
  4. Koruma
  5. Sağlık
  6. Politik
  7. Stratejik çalışmalar ve ilişkiler
  8. Eğitim
  9. Araştırma
  10. Arşivler ve belgeler
  11. İşgücü
  12. İdari-Finansal
  13. Parlamenter
  14. Ekonomi
  15. Kültürel
  16. Teknoloji

Organizasyonel Şemada İstihbarat Bakan Yardımcıları altında yer alan birimler şunlardır:

  1. İstihbarat Bakanlığı Genel Müdürlükleri
  • Güvenlik Genel Müdürlüğü
  • Emniyet Genel Müdürlüğü
  • Operasyon Genel Müdürlüğü
  • Koruma Genel Müdürlüğü
  1. Yurt Dışı Dairesi
  • ABD
  • İsrail ve Filistin
  • Orta Doğu
  • Amerika (kıta)
  • Avrupa
  • Afrika
  • Asya ve Pasifik
  • Eklektizm
  1. Karşı İstihbarat Dairesi
  2. Soruşturma Dairesi
  3. Araştırma Dairesi
  4. Siyasi Dairesi
  • Siyasi Genel Müdürlüğü
  • Ekonomi Genel Müdürlüğü
  • Ekonomik Suçla Mücadele Genel Müdürlüğü
  1. Kültürel ve Sosyal Dairesi
  • Kültürel İşlerMüdürlüğü
  • Sosyal İşlerMüdürlüğü
  1. Teknoloji Dairesi
  • Yeni Teknoloji Genel Müdürlüğü
  • Casus Teknolojileri Genel Müdürlüğü
  1. Bilgi İşlem Dairesi
  • Bilgi Koruma Genel Müdürlüğü
  • Takip ve Şikayetler Genel Müdürlüğü
  1. Hukuk ve Parlamento Dairesi
  • Parlamento Departmanı
  • Hukuk Departmanı
  1. Personel Dairesi
  • İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü
  • Refah Hizmetleri Genel Müdürlüğü
  1. İdari-Finansal Daire
  2. Arşiv ve Belgeler Dairesi
  3. Eğitim Dairesi

Diğer genel departmanlar:

1- Danışmanlık alanı

2- Bakanlık alanı

3- Bültenler

İstihbarat Bakanlığı’nda personel alımı iki genel yolla yapılmaktadır. Bunlardan birincisi, İstihbarat Bakanlığı’na bağlı İmam Bakır Üniversitesi’nde öğrenci alımıdır. İmam Muhammed Bakır Üniversitesi yazılı sınavını geçtikten sonra fizik muayene ve zeka testinin yanı sıra yerel araştırma aşamaları bulunmaktadır. Seçilen kişiler, il istihbarat dairelerinin seçim birimlerinde görüşme sürecinden sonra atanmaktadırlar. Diğer bir yol ise; İstihbarat Bakanlığı’nda çalışmak isteyenlerin İstihbarat Bakanlığı’nda çalışan bir kişi aracılığıyla tanıtımını yapmaktır. Genellikle, İstihbarat Bakanlığı çalışanları, bu şekilde birbirleriyle ilişkili olan kişileri İl Genel İstihbarat Ofisi Seçim Birimi’ne tanıtmaktadır. Bu durumda, Bilgi Genel Müdürlüğü’nün seçim departmanı tarafından onaylanan kişiler seçim döngüsüne girerler.

İstihbarat Koordinasyon Konseyi

İran İslam Cumhuriyeti 42 yıldır çeşitli güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu zorlukların boyutu, diğer birçok ülke için rejimi devirme potansiyeline sahip olacak kadar büyüktür. İran İslam Cumhuriyeti, kuruluşunun başlangıcından bugüne kadar yaygın tehditler nedeniyle çeşitli askeri ve kolluk birimlerinde istihbarat teşkilatları kurma gereği hissetmiştir.

İstihbarat Bakanlığı Tüzüğü’nü gözden geçirerek İstihbarat Koordinasyon Konseyi’nin görevlerini değerlendirmek daha isabetli olacaktır. İstihbarat Bakanlığı Tüzüğü’nün 1. maddesi uyarınca; “Bakanlık, Devlet Şirketi, Kurum, Askeri ve Disiplin Kuvvetlerinin uzmanlık bilgilerinin elde edilmesinden ve İstihbarat Bakanlığı’nın talep ettiği her türlü bilginin edinilmesinden sonra; bu bilgiler İstihbarat Bakanlığı’na bildirmelidir.” Bu kararnameye göre İstihbarat Bakanlığı, ülkenin istihbarat koordinasyonunun çatı kurumu olarak belirlenmiştir. Bakanlık atlında da doğrudan bu koordinasyonu sağlamak için İstihbarat Bakanlığı Konseyi oluşturulmuştur.

İstihbarat yürütme işlerinin koordinasyonu için gerekli istişareleri yapmak üzere; her bir organın yasal sınırları dahilinde, aşağıdaki üyelerden oluşan bir konsey oluşturulmuştur:

  1. İstihbarat Bakanı
  2. Ülke Başsavcısı
  3. İçişleri Bakanı veya yetkili temsilcisi
  4. Devrim Muhafızları’nın İstihbarat Koruma Sorumlusu
  5. Devrim Muhafızları İstihbarat Birimi Başkanı
  6. Ordu İstihbarat Koruma Sorumlusu
  7. Ordu İstihbarat Birimi Başkanı
  8. Dışişleri Bakanı veya yetkili temsilcisi
  9. Polis İstihbarat Koruma Sorumlusu‌

Polis istihbarat misyonunun kapsamı İçişleri Bakanı tarafından onaylanıp koordine edilmektedir.[5]

İstihbarat Koordinasyon Konseyi, kurulduğu günden bu yana gerçekleştirilen toplantılarında iniş çıkışlar yaşamıştır. Yine de mevcut istatistikler göstermektedir ki, İran istihbarat servislerinin geliştirilmesi ve olgunlaşmasında, bu konseyin rolü ve etkililiği büyük önem taşımaktadır. Mevcut bilgilere göre İstihbarat Koordinasyon Konseyi, tüm katılımcı üyelerle işbirliği içinde, çeşitli konulara yönelik ortak istihbarat-güvenlik tahminleri hazırlamaktadır. Koordinasyon Konseyi günümüzde de ulusal, adli ve askeri istihbarat teşkilatlarının etkin işbirliğini sağlamaktadır.

Ancak İran’daki güvenlik istihbarat örgütlerinin çokluğu, bu örgütler arasında tutarsızlıklara, hatta farklılıklara neden olmuştur. Bu durum, İran lideri altındaki kurumlar ile hükümete bağlı çalışan İstihbarat Bakanlığı arasında bir yetki çakışması veya ikilik yaratabilmektedir.

Devrim Muhafızları örneğinde olduğu gibi birden fazla istihbarat biriminin varlığı, kurumsal mantık ve pratikler açısından da farklılıklar doğurabilir. Ayrıca tüm bu örgütlerin doğrudan ve dolaylı olarak İran İslam Cumhuriyeti Yüksek Lideri’nin gözetimi altında olması da dikkat çekicidir.

İran İstihbaratının Çalışma Yöntemi

İran’ın istihbarat sistemi İslami esaslarla yönetildiği söylenen bir hiyerarşi altında olduğu için, İstihbarat Bakanı’nın yetki ve sorumlulukları İran yasalarında ele alınmaktadır. Dolayısıyla SAVAK personelinin işkence eylemlerinde bulunmuş olması gibi yasadışı ve insanlık dışı eylemlerin olması, SAVAK’ın kapatılmasına yol açmıştır.

Eski İran İstihbarat bakanı Ali Fallahian, 1987’de göreve geldikten sonra, bireylerin özel hayatına tecavüz ederek, telekulak ve kırlangıçlar[iv] gibi tekniklerin kullanılması İstihbarat Bakanlığı’nın gündemine gelmiştir.[6]Bu tür yasa dışı faaliyetlerden biri olarak SAVAK’ın işlediği seri cinayetlerin ayyuka çıkmasıyla birlikte eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin ısrarı ve İran lideri Hamenei’in de halkın talebine olumlu yanıt vermesi ile mesele siyasi gündeme taşınmıştır.[v]Ancak, Devrim Muhafızları’nın istihbarat servisi ve paralel istihbarat kurumlarında da SAVAK mantığı ve sistemi yaygınlaşmıştır.Öte yandan, İran parlamentosu Devrim Muhafızları’nın istihbarat servisinin başkanını sorgulayamamakta, sadece İstihbarat Bakanını çağırıp sorgulayabilmektedir.

İran İstihbarat pratiğinde, İranlı muhaliflerine yönelik özel konuşmaları dinlemek, bireylerin özel alanına girmek, kırlangıçları özellikle yurtdışındaki rakipleri yakalamak için yem olarak kullanmak yaygındır. Bu kapsamda icra edilmiş olan istihbarat faaliyetlerinin sonucunda İran yönetimi, hükümet karşıtı protestoları kontrol eden, yöneten veya bastıran güçlerin çok boyutlu, çok katmanlı bir yapıya ve organizasyona ait olduğunu söylemektedir. İran İslam Cumhuriyeti’nde protestolara karşı sorumlu olan yapı sadece polis değildir. Aynı zamanda paramiliter, askeri, istihbarat, operasyonel, yargı, medya hatta finansal alt bölümler de bu tür durumlarda sorumluluk taşımaktadır.

Tüm güvenlik bürokrasisi kurum ve kuruluşlarında dünya çapında protestoları bastırmanın ilk adımı bilgidir. İran İslam Cumhuriyeti de dahil olmak üzere bugün tüm hükümetler, potansiyel ve mevcut muhalifleri hakkında bilgi toplamaktadır. İstihbarat Bakanlığı, kuruluşundan bu yana hükümeti eleştirenlerin ve muhaliflerin tutuklanmasında kilit bir rol oynamıştır.

İran’da gözaltına alınan siyasi ve sivil aktivist vakalarına bakınca, çeşitli istihbarat teşkilatlarının hükümetin eleştirenler ve muhalif figürler hakkında sürekli bilgi topladığını göstermektedir. İran istihbarat servisleri; protestocuları, eleştirmenleri ve muhalifleri henüz bir protesto veya eleştiri gerçekleşmemiş olsa bile gerekli gördüklerinde tutuklamaktadır.

Son yıllarda bu metot; İstihbarat Bakanlığı, Polis İstihbaratı, Yargı İstihbaratı ve Devrim Muhafızları İstihbaratı tarafından büyük ölçüde kurumsal pratiğe adapte edilmiştir. Bu istihbarat teşkilatlarının her birinin ne ölçüde aktif olduğu; devlet içindeki güç odaklarının konjonktürel pozisyonu ve siyasal eğilimleri gibi çeşitli durumlara bağlıdır. Diğer bir ifadeyle kurumların etkinliği; kurumsal gelenek ve işlevsellikten ziyade dönemin güç odağı haline gelmiş figürlerinin İran yönetimi içindeki özgül ağırlığı ile alakalıdır.

Bilhassa İran lideri veya Devrim Muhafızları ile çelişen hükümet politikaları baş gösterdiğinde (Örneğin Ruhani’nin Cumhurbaşkanlığı sırasında) İstihbarat Bakanlığı’nın rolü ve etkisi, Devrim Muhafızları İstihbaratı gibi doğrudan Ayetullah’a bağlı istihbarat teşkilatlarına göre nispi olarak azalmıştır. Bir diğer örnek olarak Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı sırasında muhalefet ile mücadelede çok daha aktif bir rol oynayan Polis İstihbarat Koruması, son yıllarda daha etkisiz durumdadır.

İran İslam Cumhuriyeti’nin en etkin ve hızla gelişmekte olan istihbarat teşkilatı olan Devrim Muhafızları İstihbarat Teşkilatı, 2008 yılında Devrim Muhafızları İstihbarat Yardımcılığı’nın başlı başına bir istihbarat teşkilatına dönüştürülmesi ile kurulmuştur. Hüseyin Taib‘in önderliğinde Devrim Muhafızları İstihbarat Teşkilatı, önceden muhaliflere yapılan muamelenin niteliği ve miktarını değiştirmiş; ayrıca istihbarat pratikleri açısından da temel değişikliklere gitmiştir. Devrim Muhafızları’nın istihbarat servisi, yasal olarak koordinasyonda bulunmak zorunda rağmen bazı durumlarda İstihbarat Bakanlığı’nı görmezden gelmektedir.

Muhalif kişi ve gruplar, son yıllarda birçok savcı ve yargıcın, hatta hapishane yetkililerinin, Devrim Muhafızları İstihbaratı ve İstihbarat Bakanlığı tesiri ve kontrolü altında olduğunu; hâkimlerin yasa dışı biçimde istihbarat sorgulama emirlerini yerine getirdiğini belirtmektedir.

İran’da istihbarat servislerinin, hükümet karşıtı protestoları kontrol etmek, yönlendirmek ya da bastırmak için başvurduğu bir diğer mecra da medya sektörüdür. Muhalefete göre medya sektörü; istihbarat, kolluk ve yargı birimleri ile adeta birbirini tamamlayıcı bir biçimde muhaliflerin bastırılması için kullanılan bir propaganda ve psikolojik savaş enstrümanına dönüştürülmüştür. Örneğin İran televizyonu, gözaltına alınan muhalefet tarafından yapılan itirafları sık sık yayınlayarak halk nezdinde algıyı yönlendirmekte ve muhalefete yönelik bir kamuoyu baskısı oluşturmaktadır.

İran İslam Cumhuriyeti İstihbarat Bakanlığı belki de dünyanın en karmaşık istihbarat ve güvenlik kuruluşlarından biridir. Muhalefet güçlerine çeşitli şekil ve taktiklerle sızmaya çalışan casusların teşhisi pek de kolay değildir. İstihbarat Bakanlığı, muhalefete sızacak elemanlarını, yakalanmamak ve ortama uyum sağlamak adına İslam Devleti’nin kırmızı çizgilerini takip etmek zorunda olmadıkları konusunda salık vermektedir. Avrupa başkentlerinin çoğu İran istihbarat ajanlarıyla doludur. İran’ın çeşitli alanlarda faaliyet gösteren casuslarının sayısı, İran’ın ekonomik, diplomatik ve hatta askeri güvenlik ilişkileri kurduğu ülkelerde daha fazladır. Zira tüm bu katmanlarda görev yapan yetkililer, bir yandan da İran için istihbarî veri sağlamaktadır. Aynı zamanda sözde kültürel organizasyonlar üzerinden de istihbarat faaliyetleri yürüten İran’ın yurt dışındaki temel hedeflerinden biri de İranlıların demokratik muhalefet ve diaspora örgütlerini siyasetten uzaklaştırmaktır. Bunun dışında İran, dış ülkelerde restoran, kafe, turistik acente vb. büroları kurarak istihbarat faaliyetleri yürütmektedir.

İnsani istihbarat, insan unsuru kullanmak, yabancı karar alma sistemine sızma yöntemiyle yabancı sistem güç ve zayıflıkları, amaç ve niyetleri konusunda bilgi toplamaktır. İnsani istihbaratın etkin olarak toplanabilmesi için istihbarat ağrının rakip devletin ve toplumun örgütlü yapısına, askeri ve sivil bürokrasiye, partilere, öğrenci ve işçi kuruluşlarına yerleşmiş olması lazımdır.[7]

İstihbarat Bakanlığı, yurt dışına gönderilen burslu öğrencilerden de en iyi şekilde yararlanmaktadır. Bu öğrencilere İran’a her dönüşlerinde özel toplantılar düzenlenip, istihbarat ve casusluk ile ilişkili görev ve eğitimler verilmektedir. Ayrıca bu öğrencilerden aylık raporlar veya duruma göre özel raporlar sunmaları istenmektedir. Bu kişiler ve özellikle aileleri, dış ülkelerdede hükümete karşı çıkan İranlıların ailelerini etkilemek için kullanılmaktadır. Hatta bazı öğrenciler, yurt dışına gönderilmeden önce eğitim kursları almaktadır.[8]

Yurt dışındaki siyasi aktivistler İran’a seyahat ettiklerinde sorgulanmakta, hatta devletle işbirliği yapmaları teklif edilmektedir. İstihbarat Bakanlığı ayrıca gönüllü kişilerden de işbirliği yapmak amacıyla faydalanmaktadır. İran İstihbarat Bakanlığı yurtdışındaki İran topluluklarına sızmak, bu gruplardan bazı kişileri kendileri payına çalıştırmak için çeşitli yöntemler kullanmaktadır. Yine benzer şekilde İstihbarat Bakanlığı birkaç kez rejim muhaliflerini çeşitli yöntemlerle yurtdışından kaçırıp İran’a getirmiştir.

İstihbarat Servislerinin Tekabülü

İstihbarat kurumlarının, İran Yüksek Lideri’nin doğrudan gözetimi altında bulunması meselesi, Humeyni’nin yaşamı boyunca gündeme gelen bir meseledir. O yıllarda hükümetten bağımsız ve dini liderin önderliğinde bir güvenlik teşkilatının kurulmasından iki önemli nedenden dolayı vazgeçilmiştir. Birinci sebep, bu istihbarat örgütü dini liderlik altında yürütülürse cevap verme mekanizması net olmayacağıdır. İkincisi, bu örgütün yasadışı eylemler, işkence vb. suçlara karışması durumunda Yüksek Lider’in yönetiminin bu durumdan zarar görmesi ihtimalidir. Bu nedenle hükümete bağlı bir İstihbarat Bakanlığı’nın kurulması hakkında kanun oluşturulmuş; iç ve dış alanlarda askeri kuvvetlerin yasal güvenlik faaliyetleri hariç tüm güvenlik faaliyetlerinin bu bakanlıkta yoğunlaştırılması gerektiği öngörülmüştür.

Humeyni’nin ölümü ve Ali Hamenei liderliğinin başlamasından sonra durum birkaç yıl daha bu şekilde devam etmiştir. Ancak yeni lider, selefinin aksine istihbarat çekirdeğini güçlendirmek yerine; polis, Devrim Muhafızları ve yargı alanında farklı istihbarat aygıtları oluşturarak adeta bir paralel istihbarat şebekesi yaratmaya çalışmıştır.

Hasan Ruhani, 1989 yılında Haşimi Rafsancani’nin İstihbarat Bakanlığı makamına önerdiği ilk kişidir. Bu teklifin nedeni, Ordu’nun tasfiyesi ve McFarlane müzakerelerindeki güvenlik faslına ek olarak, Hasan Ruhani’nin 1983’te bir Parlamento Üyesi olarak İstihbarat Bakanlığı Komisyonu’ndan sorumlu olmasıdır. Ancak Ruhani, İstihbarat Bakanlığı’nın teklifini kabul etmemiş ve bunun yerine İran Lideri Ali Hamenei’nin temsilcisi olarak Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’ni kurmuştur.

Ruhani’nin cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından İstihbarat Bakanlığı’nın kurucularından Sayıt Haccariyan, Ruhani’yi bakanlıkta "Temel Reformlar" yapmaya çağırmıştır. Ancak İstihbarat Bakanlığı, Devrim Muhafızları’nın istihbarat servisinin paralel biçimde çalışmasını engellemeye yönelik etkili bir sonuç alamamıştır. Kurumlar arası bu paralellik, Muhammed Hatemi Cumhurbaşkanlığı’nda yoğunlaşan bir süreçtir.

İstihbarat Bakanı, yasaya göre İstihbarat Koordinasyon Konseyi’ne başkanlık yapmaktadır. 2017 yılında Hasan Ruhani, paralel çalışmayı eleştirirken; İstihbarat Bakanı’ndan tek beklentisinin "İstihbarat Koordinasyon Konseyi’nin emrinin arkasında oturmak" olduğunu açıklamıştır. Böylece İstihbarat Bakanlığı’nın kuruluşundan otuz dört yıl sonra bu güvenlik kurumu, kuruluşundan önceki yerine geri dönmüştür.

Bir başka dikkat çekici nokta ise, Ali Hamenei’nin otuz yıllık liderliğinde izlediği politika şablonunun, ülkenin ana işlerini en güvendiği kurum olan Devrim Muhafızları’na bırakma yönünde olmasıdır

Devrim Muhafızları’nın ekonomik alana da nüfuz etmesi ve ülkenin en büyük müteahhiti haline gelmesi, anayasaya göre ordunun yetki ve sorumluluğunda olmasına rağmen sınır kontrollerini kendi eline almış olması, büyük medya kuruluşları oluşturması ve mevcut medya kuruluşlarına etki etmesi, İran İslam Cumhuriyeti’nin ana güvenlik kurumu olarak İstihbarat Bakanlığını ortadan kaldırma ve etkisizleştirmeye yönelik çabalarının tümü Ali Hamenei’nin yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Devrim Muhafızları’nın tüm bu faaliyetleri, günün sonunda güvenlik bürokrasisi içinde Devrim Muhafızları’nın mutlak hakimiyet kazanması sonucuna emin adımlarla yaklaştırmaktadır.

Sonuç Yerine

İran’da istihbarat organlarının çokluğu ve karmaşıklığı, halihazırda politik güç odakları sebebiyle ortaya çıkmış bir durumdur. Fakat bunun ötesinde bu karmaşıklığın doğurduğu sonuç ayrışma, çakışma ve farklılaşmadır.

Son otuz yılda vuku bulan ardışık krizler ve iç çekişmeler sonucunda İstihbarat Bakanlığı İran’ın güvenlik politikalarındaki rolü azalmıştır. Bakanlık, Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanlığı sırasında önceki üç cumhurbaşkanına kıyasla örgütsel iç istikrar sağlasa da eski pozisyonunu geri kazanamamıştır. Geliri olmayan bir bakan ve tek bir istihbarat kaynağı bulunmayan bir bakanlık haline gelmiş olan İran İstihbarat Bakanlığı, bu durum devam ettiği takdirde bu etkisizlikten kurtulmakta zorlanacaktır.

Ancak İran’ın istihbarat ve güvenlik hizmetleri, siyasi ve sosyal protestolarla ve ülke içindeki siyasi faaliyetlere yönelik ortaya koyduğu mantık ve pratikleri açısından yurt dışından eleştiri ve suçlamalara maruz kalmaktadır. İran açısından bakılacak olursa bu tür krizler karşısında İran İslam Cumhuriyeti’nin güvenlik bürokrasisinin her zamankinden daha fazla kaynaşmaya ihtiyacı olduğu tespiti yapılabilir. Lakin görünen durumda İran’daki istihbarat servisleri arasında rekabet ve karşılıklı tasfiye çabası söz konusudur. Bu gergin durum, yeni parlamentonun göreve başlamasıyla İstihbarat Bakanlığının kaldırılmasına yol açabilir. Bakanlık kaldırılmasa dahi, muhtemeldir ki İran Devrim Muhafızları’nın İstihbaratı kontrolü ve düzeni altında olacaktır.

Kaynakça

Buzan, Barry (1983), People, States and Fear. University of North Carolina Press

Özdağ, Ümit (2008), İstihbarat Teorisi. Kripto Yayınları

Tenhai, Ebulhasan (1999), Sosyolojik Teoriler. Marandiz Yayınları

Nasri, Kadir (2002), Güvenlik Sosyolojisinin Anlamı ve Temelleri. Rahbord Dergisi, Sayı 26

Nevidniya, Menije (2003), Sosyal Güvenliğe Giriş. Stratejik Araştırmalar Dergisi, Yıl 6, Sayı 1

[1]

[2]http://www.dana.ir/6664

[3]Musevi Erdebili

[4]Şiilerin 12. imamı Mehdi‘nin askerleri

[5]mshrgh.ir/353915

[6]Muctaba Seccadi, https://negaam.news(Erişim: 15.03.2020)

[7]Ümit ÖZDAĞ, İstihbarat Teorisi, 13.Baskı, Kripto Yayınları, Ankara, Kasım 2018.

[8]

[i]Milli İstihbarat ve Devlet Güvenlik Örgütü, İran’ın casus yetiştirmek ve istihbaratçı eğitmek amacıyla CIA yardımıyla kurulan ve 1957 ile 1979 yılları arasında faaliyet gösteren istihbarat teşkilatıdır

[ii]2009 İran Cumhurbaşkanı seçimleri için Musevi, görevdeki İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad yönetimine karşı iki reformcu adayı seçti. Resmi sonuçlara göre, seçimde kazanamadı ve iddia edilen oy hilesi ve manipülasyonu sonrasında, kampanyası uzun süren bir protestoya yol açtı ve sonunda hükûmet ve Dini Lider Ali Hamenei‘ye karşı ulusal ve uluslararası bir harekete dönüştü.

[iii] Hakkani Okulu, 21 Nisan 1960’de Muhammed Beheşti, Mehdi Haeri Tahrani, Ali Meşkini ve Hüseyin Hakkani tarafından Kum’da gelecekteki faaliyetleri için personel oluşturmak amacıyla kurulmuştur.

[iv]Kırlangıç, güvenlik kurumları tarafından memurlar, siyasi figürler, eleştirmenler ve hükümetin muhalifleri ve hatta yabancı diplomatların kendilerine karşı dava açmaları için yerleştirilen kadınları tanımlamak için kullanılan bir terimdir.

[v] İran’ın Zincir katilleri veya İran’ın Seri katilleri, İslam Cumhuriyeti sistemini eleştiren bazı İranlı muhalif aydınların bir dizi 1988-98 cinayeti ve ortadan kaybolmasıydı. Cinayetler ve kayıplar İran hükümetinin iç ajanları tarafından gerçekleştirildi.

İSTİHBARAT DOSYASI /// HÜSEYİN KAYA : İSTİHBARAT


Yıl…1989 Yedek Subay Okulunda öğrenciyim… İstanbul Halıcıoğlu Personel Okul Komutanlığı adresimiz… Haliç köprü altı savaş beden eğitimi sahamız… “Her Türk Asker Doğar “sesleriyle başlayan günlerimizde… Hepimizin maşallahı var… Canavar gibiyiz… *** Günlerimiz… Askeri alan içindeki binalarda geçiyor… Derslerimiz ağırlıklı olarak Asal, Askerlik kanunu, Askeri Hukuk ve Askeri Ceza şeklinde… Ve ilgiyle taklip ettiğimiz bir ders daha var… İSTİHBARAT…

Çok bilgilendik bu derse, ufkumuz inanılmaz derecede açıldı Kimse birbiriyle konuşmadı ama sivil hayatta mutlaka kullanırız diye düşündüğümüz bilgiler öğrendik… Ve bende öğrendiklerini uygulayanlardan biri oldum. *** Üç yıl sonra… Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesinde akademik göreve başladım… Kadromun olduğu Meslek Yüksek Okulunda ortam siyasi karmaşıklık içindeydi… Göreve başladıktan birkaç ay sonra… İncelemelerim sonrasında kendime seçtiğim akademik görevli bir arkadaşımın ofisine gittim… Ona, bazı bilgiler anlattım ve bu bilgilerin aramızda kalmasını söyledim… Bana “ben adamım hocam kimseye de söylemem” demesi üzerine konuyu kapattım… Yanından ayrılmadan aynı konuyu Bolu Ticaret Odasından iki iş adamıyla da konuştuğumu ancak onlarla Bursa Ticaret Odasından ortak dostlarımızın da olduğunu ve başkalarına söylememek üzere söz verdiklerini de belirttim.

Bir hafta sonra… Söylediğim bilgi bulunduğumuz ortamda yayıldı ve kulağıma da geldi… Hoca arkadaşıma gidip aramızda kalması gereken bilgiyi neden başkalarına söylediğini sordum. “Bir dakika hocam, ben size ben adamım dedim ben söylemedim siz o iki işadamına gidip hesap sorun onlar söylemiştir” diyerek savunmaya geçti… Yanından ayrıldım. *** Hedefi tam on ikiden vurdum… Çünkü iki işadamı bölümü gerçekte yoktu ve ben hoca arkadaşımın gerektiğinde kullanmak üzere benden alacağı bilgileri etrafa yayar mı diye test etmiştim. O arkadaşım hiçbir zaman anlamadı bu olayın nedenini… İhtiyaç olduğu zamanlarda bir bilgiyi yaymam gerektiğinde ona söyledim ve takibini yaptım… Emekli olana kadar her zaman hedef noktalara ulaştım… Bizans oyunlarının sıklıkla uygulandığı yaşadığım ortamlarda karşı hamleler her zaman sonuç verdi…

İstihbarat ve Karşı İstihbarat derslerine giren askeri hocalarımız sağ olsunlar… Zaten Türk Devletleri her zaman tarihte özü itibariyle bir İstihbarat devleti değil midir? Cumhurbaşkanlığı forsundaki on altı Türk Devletini temsil eden 16 yıldız… Sadece MİT flamasında olmasının da anlamı bu değil midir? Hayatın tam ortasında tek bir gerçek vardır… İSTİHBARAT

Kaynak: https://www.oncevatan.com.tr/istihbarat-makale,48856.html

Önce Vatan Gazetesi

İSTİHBARAT DOSYASI /// Tunca Bengin : İstihbarat dünyasına Kovid-19 faturası


Tunca Bengin : İstihbarat dünyasına Kovid-19 faturası

E-POSTA : tunca.bengin

21 Mayıs 2020

Koronavirüs salgınından küresel güçler başta olmak üzere tüm ülkeler kadar, istihbarat dünyası adına da çıkarılacak dersler var. Çünkü askeri anlamda güvenlik, manipülasyon, ülkeleri içten ele geçirme ya da kontrol etme konusundaki faaliyetlerde son derece aktif olduğu bilinen istihbarat servisleri koronavirüs hakkında bilgilendirme ve tehdit değerlendirmesi yaparak ülkeyi yönetenleri durumun ciddiyeti konusunda uyarmak konusunda sınıfta kaldılar.

Evet, ABD istihbaratı CIA’nın Çin’de patlak veren koronavirüs salgınıyla ilgili rapor hazırlayarak uyardığı ancak Trump’ın bunu ciddiye almadığı gibisinden haberler çıktı ama sadece o kadar. Bu bilgilere dönük yalanlama da olmadı, pek fazla detay da duyulmadı. Şimdilerde süren ABD istihbaratının Çin’in siber saldırılar düzenleyerek koronavirüs aşısı ve tedavisine yönelik çalışmalar yürüten laboratuvarlardaki hassas bilgileri çalmaya çalıştığı iddiaları da tam anlamıyla bir algı yönetimi ve dezenformasyon örneği. Dolayısıyla da dünyanın “yeni normal düzene” geçmeye başladığı şu günlerde, istihbarat teşkilatlarında da sistem tartışmaları olduğu, olacağı açık. Niyesini MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş anlatıyor:

“İstihbarat genellikle sadece dar kapsamlı güvenlik yaklaşımları içerisinde değerlendirilir. Casuslar arası savaş, operasyonlar ve terör, yıkıcı faaliyetlere karşı güvenlik eksenli bakışlar içinde bir Hollywood filminin görüntüsü içerisinde meselelere yaklaşılır. Halbuki istihbarat, yani devlet istihbaratı esasında o devletin o toplumun temel güvenliğinin korunması ekonomiden sağlığa iç politikadan dış politikaya kadar, ondan sonra sosyal hayattaki ortaya çıkan risklere kadar her alanı ilgilendiren, her alandaki zafiyetleri önceden haber alarak, değerlendirerek politikacıya politika üretiminde yardımcı olan bir meslektir. Öyle olması lazım ama günümüzde bu işlev her ülke için çok farklı ancak büyük devletler, küresel güçler istihbarat teşkilatlarını çok amaçlı şekilde kullanmaya çalışırlar ama bu kullanım da siyasetin niteliğine, demokratik yapılarına göre artı ve eksileriyle sonuç olarak ortaya çıkıyor maalesef.”

Daha çok da manipülatif amaçlı gibi?

“Niteliksiz bir siyasetin yönetiminde nitelikli bir istihbarat üretimi olamaz. Dar kapsamlı güvenlik meseleleri içerisinde tabii ki manipülasyonlar da var, provokatif hareketler, farklı yönlendirmeler de var. Her şeyi görebilirsiniz. O da ancak o ülkelerin imkân ve kabiliyetlerine göre ortaya çıkan sonuçlar oluyor.”
Peki ya önümüzdeki yeni süreçte, örneğin virüsler konusunda neler olabilir? Öneş devam ediyor:

“Bir defa terör devamlılığını koruyor, güvenlik meseleleri, yıkıcı faaliyetler devamlılığını korumakta. Çin ile ABD arasındaki soğuk savaşın devam edeceğini anlıyoruz, çok yapılı bir küresel hakimiyet mücadelesi içine giriyoruz. Bu konuda güvenlik meseleleri, siyasi mücadeleler, askeri çatışmalar olmaya devam edecek, ülkeleri içten ele geçirme ya da kontrol altına alma gayretleri sürecek. Tüm bunlarda istihbarat teşkilatları kullanılmaya devam edecek. Tabii ki virüsler toplumun güvenliği meselesi, yaşamsal bir konu ve istihbarat teşkilatlarının da görevleri arasında olması gerekir.”

Biyolojik silah çalışmaları falan?

“Olabilir; nasıl gazlarla, kimyasal silahlarla ilgilendilerse ve yer yer pratikte geçmişte gördüysek, şimdi bu virüsün kullanımı açısından da çalışmalar yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz ama ilgilenmediklerini söylemeyiz. İşte o zaman da karşımıza siyasetin niteliği çıkıyor. Yani insani çıkarları düşünmeden küresel-bölgesel çıkarı ya da otoriter yapısını korumak veya sadece ranta dayanan çıkarları için politika yapan liderliklerde, yönetimlerde istihbarat teşkilatlarını bu konuda kullanmak isteyenlerin olacağını düşünmek, dikkate almak zorundayız.”

Şimdilerde ABD ile Çin arasında aşı savaşı var?

“Bunlar propaganda savaşları. Güvenlik açısından bakarsak, psikolojik harp yapıyorlar. Maalesef ders alınmadığını, Trump gibi otoriter ya da rantçı siyasetlerin çıkarlarından vazgeçmediklerini gösteriyor. O bakımdan da dünya nasıl evrilecek, insani, barışçı mı yoksa daha otoriter ve çıkarları koruma amaçlı bir çizgiden mi gidecek noktası önemli. O gidişe göre de istihbarat teşkilatlarını siyaset konumlandıracak. Onun için zaten demokrasi diyoruz, insan hakları diyoruz, barış diyoruz. Tüm dünyada da işte bu sesler var.”

Tersi felaket yani?

“Tabii her zaman, zaten tarihte de örnekleri çok. Günümüzde de aşıyı bulalım, önce Afrika’daki bir kabilede deneyelim diyenler oluyor. Hatta bunu açık açık söyleyen, bilim adamı sıfatına sahip insanlar dahi var maalesef…”

İSTİHBARAT DOSYASI /// Asım Öcal : İstihbarat Hikayeleri – BÖLÜM 2…Cemile Hanım /// BÖLÜM 3 : Musatafa Sagir


Asım Öcal : İstihbarat Hikayeleri – BÖLÜM 2 – Cemile Hanım

E-POSTA : gazeteciasim

29 Nisan 2020, 22:49

Geçen yazıda M:İ:T ‘in kuruluş tarihiyle ilgili kısa bir özet yapmıştım. Bu sayıda ise bir istihbarat hikâyesi anlatacağım.

Kurtuluş savaşının kahramanları sadece cephede savaşan askerler değildir. O günün yurtseverleri canları pahasına mücadele etmiş Anadolu İhtilal inin kazanılması için silah kaçırmış, istihbarat toplamıştır. Profesyonel olmamalarına rağmen çok iyi bir istihbarat ağı kurmuşlar, bu amaçla hamal, tablacı, yankesici v.s her kesten her kesimden insanlar mücadeleye katılmışlardı.

Eski Atina büyükelçisinin kız kardeşi olan, iyi bir eğitim görmüş,26 yaşındaki CEMİLE hanım da bu gizli kahramanlardan biridir.

Şimdi CEMİLE hanımla ilgili bir anı anlatacağım:

Anadolu’nun paylaşımı sonrası İngilizler daha önce anlaştıkları İtalyanlar ve Fransızlara kazık atmışlardı. Bu nedenle Fransızlar Anadolu’daki İngiliz egemenliğine kendi çıkarları açısından karşı oldukları için, zaman zaman Türk gizli örgütlerine yardım etmişlerdir.

Yıl 1921,İngiliz gizli servisinin İstanbul’daki liderlerinden Binbaşı HEY tokatlıyan otelde Fransız servisinin ikinci bürosunun şefi Albay BLANC’ı bir Türk kadınıyla görmüş ve merak etmiştir. Sadık arkadaşı Cengiz den kadının kimliğini öğrenmesini ister. Cengiz in getirdiği bilgilere göre Tokatlıyan Oteli’nin terasında Albay BLANC ile oturan kadının adı CEMİLE hanımdır. Türkiye’nin eski Atina Büyükelçisinin kız kardeşidir. Kadın BLANC ile eğlenmemekte, görevini yerine getirmektedir. Görevi, BLANC ile Anadolu’ya yapılacak silah sevkiyatını konuşmaktır. Binbaşı HEY İngiliz servisini alarma geçirir. Fransız albay silah sevkiyatında yakalanacaktır. Tabi CEMİLE hanımın da gözünün yaşına bakılmayacaktır.

İngiliz ajanları Boğaza doğru yol alan, görünüşte masum bir Fransız Şilebini belirlemiş ve gözaltına almışlardır. Şilebin kaptanı ile CEMİLE Hanım arasındaki bir görüşme de İngilizlerce saptanmış ve bir kısmı dinlenmiştir. Boşaltma ertesi gece yapılacaktır ve CEMİLE’NİN ışık işaretleri Fransızlara yol gösterecektir. İngiliz Binbaşı CEMİLE nin göz hapsine alınmasını ve sıkı bir şekilde izlenmesini ister.

Beklenen gün gelmiştir. HEY ve aynı teşkilattan Albay MAXFİELD o gün Tarabya Palas’ın bahçesinde diğer ajanlarla birlikte CEMİLE hanımın çıkışını beklemektedir. CEMİLE gece saat 21.00 de otelden süzülerek, kapıda kendisini bekleyen arabaya biner. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaktadır. Otomobilin şoför koltuğunda Albay BLANC ın bir adamı vardır.

Otomobil hızla hareket eder. Arkasında İngiliz gizli servisinin araçları bulunan Fransız otomobili, İstanbul’un eski mahallelerinden birinde, Albay BLANC ın randevu yeri olarak kullandığı bir evin önünde durur. CEMİLE koşarak eve girer, birkaç dakika sonra çıkar. Takip devam etmektedir. Bu sırada Boğazdaki Fransız şilebi bütün lambaları sönük olarak karanlıkta yol alır. CEMİLE kıyıya varır, bir süre sonra CEMİLE ile şilep arasında beklenen ışık işaretleri başlar. CEMİLE yi takipteki dört İngiliz arabasındaki kişiler iner ve siper alırlar.

Binbaşı HEY, müdahaleye hazırlanırken üzerlerine çevrilen ışıldağın aydınlatmasıyla irkilir. Bu sırada yaylım ateş başlamıştır. İngilizler karşılık verir. Bir süre devam eden ateş sırasında isabet alan ışıldak kırılır. Silahlar susar. HEY, CEMİLE nin arabasına doğru koşar, öfkeyle bağırmaya başlar. Şoför soğukkanlı şekilde kendisinin bir Fransız olduğunu ve arabada da bir Türk diplomatının kız kardeşinin bulunduğunu belirterek, ‘ ben hanımın şoförüyüm. Işıldağımızı neden kırdınız?’ Diye sorar. İngiliz’in şaşkın bakışları arasında şoför devam eder: ‘ bizim hanımın romantik kaprisleri vardır, Fransız gemisinde kaptan olan sevgilisine, projektörün ışıklarıyla veda edeceğine söz vermişti. İşte kırdığınız o projektördür.’

HEY, sırılsıklam bir durumda, ne yapacağını bilmeden, herkesi gözaltına alıp, yaralı adamlarını toplayıp merkezine döner. CEMİLE yi bir büroya alır. Aydınlık odada CEMİLE hanımın peçesini kaldırır. Önce sararır, sonra morarır. Karşısında BLANC ın ortağı CEMİLE değil, adının Ahmet olduğunu gülerek söyleyen bir Arap durmaktadır. İngilizler için iş işten geçmiştir. CEMİLE hanım bir başka sahilde boşalttığı silahları çoktan Anadolu yollarına çıkarmıştır bile.

İşte bir macera filmini aratmayacak olaylarla dolu o günlerde kurtuluş savaşı böyle kazanılmıştır.

ASIM ÖCAL : İstihbarat Hikayeleri – BÖLÜM : 3 – Musatafa Sagir

02 Mayıs 2020, 13:52

Kurtuluş savaşı sırasında meydana gelen casusluk olaylarının en ilginçlerinden biri de Mustafa SAGİR olayıdır.

1921 yılı başlarında İstanbul’a orta boylu, yakışıklı, kırmızı suratlı bir Hintli gelir. Adı Mustafa SAGİR dir çok iyi Türkçe ve İngilizce konuşur. Tepebaşında İngiliz sarayının yakınındaki bir otelde kalır ve İstanbul’a gizli geldiği söylenir.

SAGİR bir süre sonra, İngilizce dersler vererek, odasına Mustafa Kemal, Enver ve Cemal paşaların resimlerini asarak dikkat çeker. Şehzadebaşı’nda tuttuğu evin kapısında ise Türk ve Hint Uhuvvet-i İslamiye Cemiyeti yazar. Karakol örgütünün önde gelen bazı subaylarıyla iyi dostluklar kurmuştur

Kuvvayı Milliyecilerle girdiği ilişkiler nedeniyle İngilizlerce tutuklanır. Ancak bunlar düzmecedir. SAGİR bir İngiliz casusudur. Bunu anlamayan İstanbul gizli servisi on yedi günlük esareti sonunda SAGİR’i kaçırır. Karakol örgütü vasıtasıyla Anadolu’ya geçirir.

Hintli casus kaçışından sonra gittiği her yerde kahraman gibi karşılanarak Ankara’ya kadar getirilir. SAGİR Ankara da Kılıç Ali Paşa, Ankara Valisi, Polis müdürü ve milletvekilleri tarafından karşılanır.

Adnan Adıvar ile görüşür. İstanbul üzerinden İsveç kanalıyla Hindistan’a ileteceği raporlar bulunduğunu, bunun için kendisine olanak yaratılmasını ister. Ankara da Hürriyet otelinin en üst katına yerleşen SAGİR, kendisini Hintli Müslümanların lideri olarak tanıtır.

SAGİR Mustafa Kemal tarafından kabul edilir ve kendisinin TBMM genel kuruluna takdimini emreder. TBMM Mustafa SAGİR’i büyük bir gösteri içinde alkışlarla karşılar. İlk raporlarını İstanbul’a geçer, bunları açık bırakmaya özen gösterir. Okunan metinlerde görünen bir şey yoktur.

Mustafa Kemal, SAGİR’e ilgisini devam ettirir, onun namına Hintli Müslümanlara telgraflar çeker. Adnan Bey ile arası iyi olan SAGİR yakalanabileceğini aklına hiç getirmez. Gönderdiği metinler uzmanlarca incelenince, görünen yazıların altında, görünmez mürekkeple yazılmış metinler bulunduğu ortaya çıkar.

Bir süre sonra geçtiği mesajlara yanıt gelmeyince Adnan Bey’e giderek durumu aktaran SAGİR için artık oyun bitmiştir. Adnan Bey çekmecesini açıp SAGİR in şifreleri çözülmüş mektuplarını gösterir ve tutuklatır. Kaldığı yerde yapılan aramada gizli dolaplarda çok sayıda evrak ile patlayıcı madde ve tabanca bulunur. On günlük sorgusu sonunda SAGİR itiraf ederek şunları söyler.

‘ Lawrence, Osmanlı İmparatorluğunu altınlara dayanarak yıkmıştı. İngilizler beni de milli hükümeti tabanca ile ortadan kaldırmakla görevlendirdiler. Maksadım Mustafa Kemal Paşayı öldürmekti. Bununla Türklerin Kurtuluş Savaşı duracak, milli hükümet yıkılmış olacaktı. Fakat başaramadım. Diğer arkadaşlarımın hiçbir şeyden haberleri yok, suikast planı benden başka kimse tarafından bilinmiyordu. Mustafa Kemal Paşa yı da Afgan Kralını öldürdüğüm gibi öldürecektim’

Mustafa SAGİR’i Ankara da kurulu bulunan istiklal mahkemesi yargılar ve idama mahkûm eder. SAGİR idam edildikten sonra, vasiyeti niteliğinde bıraktığı bir mektup İngiliz Konsolosluğu’na isteği üzerine iletilir. Mektupta şunlar yazılıdır;

‘ İngiltere hükümetinden aldığım vazifeyi sadakatle yaptım. Mahkeme sırasında her şeye rağmen İngiltere hükümetine ait hiçbir sır vermedim. Okuldaki kardeşimi İngiltere hükümetinin himaye ve şefkatine bırakıyorum’

SAGİR i ele veren, onunla İstanbul’daki İngiliz ajanları arasındaki rapor alışverişini sağlayacak olan Ferit Cavid tir. Cavid İngilizlerle temastan önce durumu Mustafa Kemal ve istihbarat komisyonu başkanı Rıza Bey’e bildirmiştir.

Bu olaydaki başarısızlığından ötürü gizli servis karakol örgütü kapatılır.

ASIM ÖCAL