İSTİHBARAT DOSYASI /// Serkan Yıldız : Ateş çemberindeki Türkiye


Serkan Yıldız : Ateş çemberindeki Türkiye

Onlarca asırdır “Yurt” bellediğimiz bu topraklar, hiç bugün olmadığı kadar “düşmanla” ve “düşmanca hisler” besleyen topluluklarla çevrilmemiştir tarihte. Ama bugün içinde bulunduğumuz durum ne yazık ki budur. Tek tek saymaya kalkıp da laf kalabalığına gerek yoktur. İmkân ve şerait ortadadır. Ve en çok ihtiyacımız olan şey; “fakir fukara edebiyatı olarak sayacağım; -Birlik ve beraberlik- teorisi” dışında bilimsel çözümlerdir.

Bu bilimsel çözümler içinde en çok yol almamız gereken kısım ise, hiç şüphe yok ki; “İstihbarat Teknikleridir.” Evet, son zamanlarda bu konuda önemli yollar kat etmiş olsak da, spesifik olarak tek bir bölge ve düşman üzerinde durulması ciddi bir hatadır. Ve sanırım şu an yaptığımız da tam olarak budur. Devletin tüm istihbarat kaynakları, Güney ve Güney Doğu cephemize çevrilmiş durumdadır. Ancak düşmanı sadece orada görmek / hissetmek ölümcül bir hata olacaktır. Çünkü düşman sadece orada değildir. Kuzeyimizde, Batımızda, Doğumuzda ve hatta okyanusların bile ötesindedir.

Güney ve Güney Doğu sınırımızdaki hengâmenin yazılacak – çizilecek bir yeri yoktur, kalmamıştır. ABD tarafından ağzımıza sürülen bir parmak bal ile “Tampon Bölge” için varımızı – yoğumuzu dökerken, ABD’nin istediği ve daha önceki yazılarımızda işlediğimiz “Güvenli Bölge”nin her geçen gün önemini artmaktadır. Fakat gidilen yol ile alınan yol arasında ciddi bir fark vardır. İstihbarat kanallarımızın büyük çoğunluğunun buraya akması da şu an en doğal olanı gibi görülmektedir.

Yine aynı cephede Suriye – PKK / PYD ve uzantıları gibi “aleni düşmanlar” da mevcuttur. Ve en sağlam yumruğu yiyebileceğimiz yer de yine orası gibi gözükmektedir. Bireysel, örgütsel ve teomilijik istihbarat açısından en büyük risk de oradadır. Zaten bu sebeple değil midir tüm savunmamızı oraya kaydırmamız? Ama yazının başından beri demem odur ki, bu bize pahalıya mal olabilir.

Zira Kuzeyimizde Rusya ile yapılmış olan S-400 antlaşması, bize güven verse de asla güvenilip, rahatlamamalıyız. Zira bir kuzey ayısı ile dans ediyorsanız, dansın ne zaman biteceğine ayının karar vereceğini de bilmeniz gerekir. Ve biz burada “ayı” değil, dans teklif edilen partneriz. İyice gözlemlemek, düşünmek, analiz etmek, eldeki verileri çok iyi değerlendirip, ayı “Tamam bu kadar dans yeter” demeden önce bizim çoktan hazırlıklarımızı yapmış olmamız gerekmektedir. Bu da ancak; “Bilimsel İstihbarat” ile mümkün olur. Yoksa birden kendimizi pistin ortasında, yapayalnız ve tüm salon bize gülerken bulabiliriz.

Rusya’nın bizimle olan ilişkileri, bizimle ilgili olan dış dünya ilişkileri, bizle alakalı Rus halkının görüşleri, fikirleri, politikaları çok ama çok mühimdir. Merak ediyorum şimdi, en son Rus halkının hakkımızdaki “fikirleri” ile ilgili bir alan çalışması ne zaman yapıldı? “Dost / Düşman” ayrımı konusunda ne zaman ciddi bir hazırlık düzenlendi Rus halkı içinde? Bilen varsa söylesin lütfen… Yani Rusya ile “Kurtuluş Savaşı” nda başlayan dostluk, SSCB ve “Anti – Komünizm” ile gerilen ahbaplık, sonrasındaki S-400 antlaşmaları ile ısınan ortaklık, oraya karşı savunmamızı düşürmemiz anlamına gelmemelidir. Zira bugün ülkemize en çok turist Rusya’dan gelmekteyken acaba gelenlerin hepsi turist midir? Artık daha da dikkat etmeliyiz şu noktadan sonra, çünkü dediğim gibi, dans teklifini kabul eden biziz…

Dünyanın en eski sınır antlaşmalarından birine sahip olduğumuz İran’da da durum oldukça karmaşık bir hal almıştır. Rusya Enerji Bakanının Opal kararı, Trump’ın İran’a olan ambargoları hafifletme / katılaştırma kararları, John Bolton’ın İran politikası yüzünden görevinden alınmış olma dedikoduları ve uranyum kaynakları açısından hiç de hafife alınacak bir komşu değildir İran. Ki zaman zaman ülkemiz ve politikalarımıza karşı anormal sayılabilecek çıkışları da mevcutken, mezhep farklılığı oldukça keskin çizgilerle belirlenmişken, ne kadar boş bırakılabilir?

ABD ve NATO ile olan “Şiddetli Geçimsizlik üzerinde yürüyen evliliğimiz” öyle ya da böyle İran’ı rahatsız etmektedir. Peki, biz tüm gücümüzle Suriye sınırında istihbarat çalışmalarını yaparken, İran’ı ne kadar ciddiye alıyoruz? İran ve onun politikaları hakkında ne kadar bilgiye sahibiz? İran’la kırılacak – tarumar olacak bir dostluk sonrası ortaya çıkabilecek problemlerle ilgili çözümsel çalışmalarımız var mıdır? Arazi etüdünde İran üzerinde ne kadar hâkimiz? Sosyolojik ve epidemiyolojik çalışmalarımız ne durumdadır? İran hemen dibimizde, perdelerini kapatmış bir komşu gibidir. Ne bizi evine davet eder, ne de bizim evimize gelir. Oysa evine gelip gidenleri görüyoruz, biliyoruz hatta tüm mahallede, hakkında dedikodular da almış başını gidiyor, peki biz ne yapıyoruz? “Oradan bize zarar gelmez ya…” demek ne büyük bir gafilliktir oysa? Perdeleri kapanmış evin içinde neler döndüğünü bilmiyoruz çünkü…

Batımızda ise “Ezeli Rakibimiz” Yunanistan, artık eskisi gibi “maaşlarını alamayan memurların” oluşturduğu bir ülke olmaktan çıktı. Çıkalı da çok oldu. Hatta inceden tekrar bilenmeye de başladılar. Akdeniz’deki petrol arayışlarımızdaki pervasız ve özensiz çıkışları bunu gösteriyor. 1995 – 2005 yılları arasında, istihbarat kaynaklarımızın en çok yoğunlaştırıldığı bölgeyken, yaşadıkları büyük ekonomik kriz o cephemizde biraz olsun bizi rahatlatmış olsa da, artık tekrardan dikkatlerimizi oraya da vermek zorundayız. AB ile aralarındaki gerilimi düşürmeleri, dış politikalarındaki gelişmeler, kaynak oluşturmaktaki yaratıcılıkları ve ordularına yaptıkları yatırımlar bu “becerikli” komşumuzla olan istihbarat faaliyetlerimizi tekrar gözden geçirmeye mecbur bırakmaktadır bizi. Ege’de yine adaları oymaya, küçük büyük demeden birçok adada yedek hava meydanları, deniz kuvvetleri için gizli limanlar yapmaya başladılar. Ve bunu yine aylar önce bir yazımızda işlemiştik.

Yunanistan’la ilgili en son yapılan istihbarat çalışması üzerinden kaç yıl geçti? Ne zaman raporlar düzenlendi en son? Bunlar hep “Devlet”in bileceği işler… Ama hassas karnımız “Güney ve Güney Doğu” derken burayı ihmal etmemek lazımdır.

Okyanuslar ötesindeki müttefikimiz Amerika… 1980 öncesi bu ülkede her 2000 kişiye 1 tane CIA ajanı düşerken, kanlı 12 Eylül darbesini hazırlarken, “Yeşil Kuşak” projesi ile FETÖ ve diğer tüm tarikatları başımıza sarmallarken, harıl harıl çalışan Amerika’ya bugün güvenmek yapılabilecek en büyük hatadır. “Biz kendi ülkemizdeki hainleri asarız, ama başka ülkedeki hainleri besleriz” felsefesi ile hareket eden bir ülke ve onun politikaları asla boş bırakılmaya gelmez. Nitekim ülkemizin yetiştirdiği en büyük hain şuan oradadır ve biz sadece uzaktan izlemekle meşgulüz. Neden? Ama sözde en büyük müttefikimiz… Ne diyelim; “Peki…” Hükümet temsilcilerimiz de böyle demiyor mu zaten? Amerika’da faal olarak kaç istihbarat uzmanımız alan görevinde bulunmaktadır diye haddimi aşan bir soru sormak isterim bu durumda… Cevaplayabilecek varsa buyursun…

Tüm bu “Ateş Çemberindeki Türkiye” için sanırım en güvenildik yer; Gürcistan ve Bulgaristan gibi durmaktadır. Ama sakın… Sakın! Buraları da gevşetmemeliyiz. Çünkü her ikisi de birilerinin, abilerinin ya da ağalarının “Hadi bakalım” dediğinde nara atmaya başlayacak fedaileridir. Nitekim bunu tarihte görebiliriz. Atmışlardır. Ve yeri geldiğinde yine atacaklardır. Ve o acı tarihten ders almıyorsak, alamıyorsak ne yazık ki, kendi kafamıza bir altı patlar dayamış sadece tetiği çekeceğimiz zamanı bilmiyoruzdur. Eğer boşluk yaratıp, bir an o boşlukta yakalanırsak emin olun o tetiği bizim çekmemize bile gerek kalmaz. Bulgaristan ve Gürcistan bunun için elini kaldırıp, gönüllü olmaya hazırdır. Peki, biz bu iki yaramaz komşumuzun bu fevri ve kendilerine çok zarar verecek çıkışları için ne tür önlemler almış durumdayız? Uzun yıllardır ben hiç bu konuda bir çalışma işitmedim doğrusu…

Sözün kısası; istihbaratın önemi ve kesinliği işte bu kadar mühimdir. Komşularınızın evlerinde ne yaptıklarını bilmezseniz bir gün tüm komşularınız toplanır, kapınıza dayanıp, “Süren doldu. Artık bu ev bizim. Kendi aramızda paylaştık. Hadi boşalt” diyebilir. Demiştir de. Ve o zaman elimizde bir Mustafa Kemal olmayabilir. Bir Mustafa Kemal‘e ihtiyaç duymamak için, “Yetiş! Kurtar bizi” diye feryat etmemek için çalışmalarımızı kati suretle yaygınlaştırıp, operasyonel olarak daha aktif olmalıyız. Bilimsel, materyalist, gerçekçi ve hayalden uzak istihbarat çalışmaları yapmamız lazımdır. İlla ki devletin, bu konuyla yetkili kurumu tarafından değil, toplum olarak bu konuda çalışmamız gerekir. Tüm toplum, küçük – büyük demeden… Sadece Güney cephemizde değil, sınırımız olan her cephede. Hatta okyanus ötelerinde… En kuzeyde ve en güneyde… Batıda ve doğumuzda…

İstihbarat işte bu kadar önemlidir.

İSTİHBARAT DOSYASI : ABD terörle mücadele analisti gizli bilgi sızdırma suçundan tutuklandı


ABD terörle mücadele analisti gizli bilgi sızdırma suçundan tutuklandı

Adalet Bakanlığı yaptığı açıklamada, Frese "kişisel kazanıma yönelik hassas ulusal güvenlik bilgilerini açıkladığı için yakalandı. Çok gizli bilgilerin yetkisiz bir şekilde ifşa edilmesinin makul bir şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal güvenliğine olağanüstü derecede zarar vermesi beklenebilir.” denildi.

ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı’nın eski terörle mücadele analisti Henry Kyle Frese, Virginia eyalet savcısı tarafından gizli bilgileri muhabirlere iletme suçlamasıyla tutuklandı.

Virginia’nın doğu bölgesi genel avukatı G Zachary Terwilliger, 9 Ekim’de Henry Kyle Frese’nin tutuklandığını duyurdu.

Diğer şeylerin yanı sıra, sızan malzemeler beş istihbarat raporu içeriyordu ve yabancı bir ülkenin silah sistemleriyle ilgiliydi. Sağlanan bilgiler en az sekiz haber makalelerinde kullanıldı.

Adalet Bakanlığı yaptığı açıklamada, Frese "kişisel kazanıma yönelik hassas ulusal güvenlik bilgilerini açıkladığı için yakalandı. Çok gizli bilgilerin yetkisiz bir şekilde ifşa edilmesinin makul bir şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal güvenliğine olağanüstü derecede zarar vermesi beklenebilir.” denildi.

Savcı, Frese’nin birlikte yaşadığı gazetecinin, meslektaşına yardım etmesini istediğine inanıyor. Makalesi için silah sistemleri hakkında bilgiye ihtiyacı vardı. Frese sözde kabul etti, ancak karşılığında kız arkadaşının işyerinde terfi almasını istedi.

Gazeteciler iddia edilen sızıntıya karşı iddianamede isimlendirilmedi, ancak The Wall Street Journal onları CNBC muhabiri Amanda Macias ve NBC muhabiri Courtney Kube olarak tanımladı.

Friz Çarşamba sabahı işe geldiğinde tutuklandı.

Kaynak: Guardian

İSTİHBARAT DOSYASI /// Hasan Mesut Önder : İstihbarat Servisleri, Komplo Teorileri ve Türkiye


Hasan Mesut Önder : İstihbarat Servisleri, Komplo Teorileri ve Türkiye

Komplo teorileri genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklanır. Yani, bir olayı net bir biçimde anlamak için elde somut veriler yoksa bilgi boşlukları tahminlerle doldurulur ve gerçeğe yakın senaryo yaratılmaya çalışılır.

Komplo teorileri ile ilgili Türkiye’deki algı genellikle olumsuzdur. Çünkü Türkiye’de komplo teorileri, hiçbir veriye dayanmadan, neden-sonuç ilişkisi kurulmadan yapılıyor ve suçu veya sorumluluğu dış güçlere atmak için kullanılıyor.

Komplo teorilerinde genellikle kesin hükme varmak doğru değildir. Her şey bir dizi ihtimallere dayanır ve en yüksek olasılık taşıyan senaryo doğru kabul edilir. Bu yüksek ihtimal gibi görünen seçeneklerde de hata payı yüksektir. Olaylarla kısıtlı bilgi ve insanın bilişsel yapısı dikkate alındığında, bir olayla ilgili kesin hükme varmak için o olayın baş aktörü veya sorumlusu olmanız gerekir; eğer değilseniz yaptığınız her analiz bir ihtimal anlamına gelir.

İstihbarat servisleri işlerinin doğası gereği, toplama faaliyetlerini yaparlar. Herkesin erişimine açık olan gazete küpürlerine bile, servisler tarafından kullanıldıktan sonra, gizli damgası vurulur. Gazetelerdeki bir haberi gizli damgası ile sınıflandırıp arşivlemek çok gülünç geliyor değil mi? Bu nasıl kafa diyorsunuz; ama öyle düşünmeyin. Çünkü bir istihbarat servisi önem verdiği, ihtiyaç duyduğu veya üzerinde çalıştığı konunun bir başkası tarafından bilinmesini istemez. Sıradan bir insan için okurken dikkat etmediği bir bilgi, bir analizci için altın değerinde bir bilgi olabilir. CIA‘nın erişime açtığı raporları incelediğinizde, gazete analizlerinden istifade edildiği görülecektir.

Bilginin bu kadar iyi korunduğu ve hatta manipüle edildiği bir ortamda, gerçek veriye ulaşmak, verileri ayıklamak ve analiz etmek oldukça zordur. Bundan dolayı iyi bir analizci, sağlam verilere dayanarak ve boşlukları mantıklı bir şekilde doldurarak komplo teorileri üretir.

Bütün bu teknik arka planı verdikten sonra AK Parti iktidarı döneminde yaşanan dış ve iç gelişmeler hakkında bir komplo teorisi yazmaya çalışalım. Yazacağım her senaryoda farklı görüşlere açığım. Yazdıklarımın yüzde yüz doğru olduğunu iddia etmiyorum.

Ergenekon operasyonları sırasında, üst düzey generallerden bazıları, bu operasyonların siyasi olduğunu ve 2003 yılında ABD’nin talep ettiği tezkerenin geçmesine direnen askeri kadroların bu operasyonlarla tasfiye edilmek istendiğini söyledi. Bu operasyonların FETÖ’yü taşeron olarak kullanan ABD’nin işi olduğu söylendi. Orgeneral Çetin Doğan ise, Ergenekon Operasyonlarını, 2004 yılında Patalya Otel toplantılarında Aleksandır Dugin ile el sıkışan herkes tutuklandı şeklinde yorumladı.

Ergenekon, gerçekten Türkiye’deki Avrasyacı bir yapılanmanın adı mıdır?

Bir ülkede, ideolojik bir alt yapı kurmak için ilk önce hedef ülkede güçlü sermaye grubu, medya ve sivil toplum mekanizmalarının inşa edilmesi gerekir. Rusya’nın Türkiye’de bu derece bir alt yapısı var mı? Türkiye’deki Avrasyacı politikanın taşıyıcılığını yapan siyasi partinin ve liderinin iddia edilen ilişkileri göz önüne alındığında, bunun bir Avrupa ülkesi (İngiltere) ile olan ilişkileri gizlemek için kullanılan bir ideolojik örtü olabileceği akla geliyor. Eğer bu varsayımlar doğru ise Türkiye’de kuzenlerin rekabeti olduğu sonucu çıkmaz mı?

Ergenekon operasyonlarında FETÖ terör örgütü, gücün vermiş olduğu etki ile bütün ihtiyatlı davranma alışkanlıklarından vazgeçerek göstere göstere operasyonlar yapmış, bütün operasyonel kadroları neredeyse sokaktaki sıradan vatandaş tarafından dahi tanınır hale gelmiştir. Bir güç, Ergenekon operasyonlarını, FETÖ’nün bütün organizasyonunu ortaya çıkarmak ve örgütün bir kanadını kontrol altına almak için bir turnusol kağıdı gibi kullanmış olabilir mi? Aynı güç, FETÖ terör örgütü içerisinde devşirdiği operasyonel unsurlarla, 7 Şubat, 17-25 Aralık kumpaslarını yaparak Erdoğan’ın FETÖ örgütüne karşı tutumunu kesinleştirmek için kurgulanmış olabilir mi? Erdoğan, örgütle mücadeleyi başlattıktan sonra elini kolunu sallayarak yurt dışına kaçan kişiler bu güçle iltisaklı unsurlar olamaz mı?

Bütün bu soruların daha iyi anlaşılabilmesi için teknik bir hususu açıklamak gerekiyor. Dünyanın birçok bölgesinde etkili faaliyet yürüten bir örgütün, tek bir merkezden bir devlet tarafından kontrol altında tutulması mümkün değildir. Faaliyet yürütülen sahalarda ilgili devletler kendi kontrolünde örgüt merkezi ile bağlantılı güdümlü departmanlar yaratır. Yani FETÖ terör örgütü içerisinde, örgütün faaliyette olduğu ülke kadar, istihbarat servisinin olduğunu söylemek mümkün. Bütün bu departmanları, eşgüdüm içinde bir amaç doğrultusunda yöneten ise örgüt merkezidir. Hiçbir gizli servis klonladığı departmanın örgüt merkezi ile aleni bir şekilde çatışmasını istemez. Aksine örgüt merkezi üzerinde etki sahibi olmak için mümkün olduğu kadar yakın ilişki içinde olması sağlanır. Eğer bu yapılmazsa örgüt merkezi, ilgili bölgedeki departmanı tasfiye eder ve istihbarat servisi, o örgüt içinde kör olur. Bütün bu teknik açıklamanın sebebi, yukarıda sorduğum sorulardan, FETÖ’nün masum, hiçbir şeyden haberinin olmadığı her şeyin alt kadrolar tarafından tezgahlandığı algısının oluşmaması içindir.”

İstihbarat servisleri tarafından yapılan operasyonlarda başarısızlık bile bir planın parçası olabilir. Bunun yanında, hesaplanmayan faktörlerden dolayı sonuç alınamaması durumunda, bu ortamdan nasıl istifade edilmesi gerektiği ile ilgili çeşitli senaryolar üretilir. Köklü ve geleneği olan istihbarat servislerini büyük beyinler yönetir ve kurgucular hiçbir işi şansa bırakmamaya çalışırlar.

Peki, bu darbe girişimin amacı ne idi? Benim aklıma gelen nedenler şunlar:

• İlk akla gelen, Erdoğan’ı devirip, yerine FETÖ’nün kuklası olacak bir kadroyu başa getirip, yeni rejim yaratmak …

• Devlet içinde yapılanmış ve hükümet üzerinde ciddi etkilere sahip ABD kontrolündeki FETÖ’cü kadroların Türkiye içindeki yapılanmasını tasfiye ederek örgütün yönetimini ele geçirmek.

Burada bu darbenin kontrollü faaliyet olduğunu iddia ettiğim anlaşılmasın. Bir yabancı gücün darbecilerin altını oyup Türkiye’ye yem etmiş olması güçlü ihtimal… Darbe sonrası tasfiye edilecek kişilerle ilgili bilgi paylaşımı ve kendi unsurlarının elini kolunu sallayarak kaçması için kolaylık istenmiş olabilir.

• Bu darbe girişimi ile Erdoğan’ın siyaseten toplumun geniş kesimi ile irtibat kurabilmesi için ihtiyaç duyduğu “farklı eğilimdeki” kadrolara karşı önyargılı davranmasını sağlayarak siyaset üretiminin dar bir çevreye hapsolmasını sağlamak…

• ABD ve NATO ile ilişkileri zedeleyerek, Türkiye’nin dış politikada rotasını başka merkezlere doğru çevirmesini sağlamak…

Türk-Rus yakınlaşması göz önüne alındığında bu gerekçenin nedenlerden birini teşkil ettiği söylenebilir. Rusların Türkiye’ye yönelik politikasının temelinde ABD’nin Türkiye üzerindeki ekonomik, askeri ve siyasi etkinliğini azaltarak, Türkiye’nin daha rahat hareket edebileceği bir ortam yaratmak olduğu söylenebilir. Erdoğan’ın nükleer silahlar edinme ile ilgili açıklaması bu amacın bir parçası olabilir.

Bu darbe girişimi ile Türkiye ile Rusya’nın yakınlaşmasını isteyen güç kim? Ruslar adına casusluk yapan meşhur Cambridge Beşlisinin, İngiliz servisi tarafından Ruslara monte edilen ajanlar olduğu, Rusya’nın nükleer silah edinmesinde bu casus grubunun aktif rol aldığı iddiaları var. İngiltere’nin bunu yapmasının sebebinin ise İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bütün emperyal mirasına çöken ABD’yi Rusya ile dengelemek olduğu şeklinde bir izah var… Türk-Rus yakınlaşmasının arkasında yine aynı güç olabilir mi?

İstihbarat, belirsizlikler deryasıdır. Kurguladığınız her şey bir yanılsamadan ibaret olabilir ve hiçbir şeyi tüm yönleri ile bilmek mümkün değildir. Belgeler, haberler, analizler, istihbarat dünyasında çoğu zaman yanılma veya yanıltma aracı olabilir.

Ben Türkiye’deki olayları kuzenlerin çatışmasının tezahürü olarak görüyorum

İSTİHBARAT DOSYASI /// VİDEO : Osmanlı’da istihbarat – İSTİHBARAT SAVAŞLARI – MEHMET EYMÜR – BÜLENT ORAKOĞLU VE AYYILDIZ TİM


Osmanlı’da istihbarat

https://www.youtube.com/watch?v=p8J7l1nFuds&feature=youtu.be

İSTİHBARAT & MEHMET EYMÜR – BÜLENT ORAKOĞLU

https://www.youtube.com/watch?v=8kbpbXUjTeE&feature=youtu.be

Ayyıldız Tim Canlı yayını – İstihbarat Programı !

https://www.youtube.com/watch?v=cfMV0VkCYj8&feature=youtu.be

Öteki Gündem – 27 Aralık 2016 (İstihbarat Savaşları)

https://www.youtube.com/watch?v=Ux5d1qKkoM8&feature=youtu.be

İSTİHBARAT DOSYASI /// VİDEO : Dünyadaki İstihbarat Örgütleri ve Operasyonları – TÜRK-ABD SAVAŞI – PADİŞAHIN İSTİHBARAT TEŞKİLATI VE İSTİHBARAT BOŞLUKLARI


Dünyadaki İstihbarat Örgütleri ve Operasyonları

https://www.youtube.com/watch?v=MVRjX8E-iCU&feature=youtu.be

2. ABDÜLHAMİD’İN DÜNYAYI ÇALKALAYAN İSTİHBARAT TEŞKİLATI

https://www.youtube.com/watch?v=BKsbWAm0FtM

Türkiye-ABD arasındaki istihbarat savaşının perde arkası – 14.10.2017 Cumartesi

https://www.youtube.com/watch?v=_-JeHMmMbCE&feature=youtu.be

Istihbarat Boşluğu : Güvenilmez Kaynaklar

https://www.youtube.com/watch?v=PH4NIHCbLQs&feature=youtu.be