SAVAMA (İRAN GİZLİ SERVİSİ) DOSYASI : İstanbul’da öldürülen İran’lı ajan ve İran’daki protestolar


İstanbul’da öldürülen İran’lı ajan ve İran’daki protestolar

14 Kasım’da İstanbul’da öldürülen İranlı “rejim muhalifi” eski siber-ajan Masoud Molavi Vardanjani’nin 28 Mayıs’ta Twitter’da yayınladığı fotoğraf.

İstanbul Emniyeti, iki hafta kadar önce İstanbul’da öldürülen İranlı Masoud Molavi Vardanjani’nin katil zanlısı “Abdülvahap K.” ve ona yardımcı olan 4 kişinin Arnavutköy’de düzenlenen bir operasyonla yakalandığını 27 Kasım’da duyurdu. Zanlılar, Emniyet ve MİT’in ortak operasyonuyla yakalanmıştı. Bir gün önce, 26 Kasım’da ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “Türkiye’ye iltica eden İranlı rejim muhalifi” Masoud Molavi’nin İstanbul’da öldürülmesini İran rejiminin sınır aşan saldırganlığına örnek olarak göstermişti.
Vardanjani 14 Kasım gecesi Şişli, Esentepe’de bir arkadaşı ile yolda yürürken üzerine açılan 11 el ateşle öldürülmüştü. Bu, İran’da (Uluslararası Af Örgütü rakamlarına göre) şimdiye dek en az 143 göstericinin öldürüldüğü protestoların başlamasından bir gün önceydi.
Masous Molavi Vardanjani, Mart 2018’den bu yana İstanbul’da yaşıyor, Telegram haberleşme platformu üzerinden “Black Box – Kara Kutu” adındaki video kanalı yoluyla İran’dan haberler veriyordu. Kendisine Batı’da “gazeteci” olarak anılmasını da sağlayan bu haberler sadece İran’daki yolsuzluk iddiaları ve ABD yaptırımlarıyla artan ekonomik sıkıntıları duyurmakla kalmıyordu. Aynı zamanda İran Savunma Bakanlığı, Devrim Muhafızları ve istihbarat örgütlerine dair gizli bilgiler de içeriyordu. Dışişleri Bakanlığından önce ABD istihbaratı CIA başkanlığı yapmış olan Pompeo 26 Kasım konuşmasında İran rejiminin interneti kapatması ardından İran’da olup bitene dair 20 bin videonun Telegram üzerinden kendilerine ulaştırıldığını söylüyordu. (Telegram haberleşme sisteminin 2018 Şubat ayında Sakarya’da yakalandıktan sonra Irak’a iade edilen IŞİD liderlerinden İsmail el-İthâvi’nin “güvenli” sayarak kullandığı cep telefonunda da çıktığını ve başka örgüt üyelerinin de tuzağa çekilerek yakalanmasını sağladığını hatırlatalım.)
Peki, Vardanjani bu bilgileri nasıl elde edebiliyordu?

Muhalif gazeteci mi, çok taraflı siber-ajan mı?

Masoud Molavi Vardanjani, siber-dünyanın harika çocuklarından biri kabul ediliyordu. İsfahan 1982 doğumluydu. Daha Necefabad İslam Üniversitesini bitirdiği 2006 yılında İran askeri istihbaratı tarafından kullanılacak olan “robot kuşları” tasarlayıp imal etmişti. 2008’de Tahran Üniversitesinde bilgisayar mühendisliği ve siber teknoloji üzerine lisansüstü eğitimi devam ederken Yapay Zekâ kullanımıyla ses tanıma sistemlerini icat etti. Bir sonraki yıl, 2009’da ABD Uzay Ajansı NASA’nın Uluslararası Uzay İstasyonunda astronotların sağlık denetimlerinde kullanacağı sistemini tasarlarken, diğer yandan İran ordusunun kullanacağı yeni nesil bir mayın temizleme robotu geliştirecekti. Mezun olduğu 2010’da ise ilk keşif ve istihbarat işlerinde kullanılacak olan ilk insansız helikopteri geliştirip imal etti. Aynı yıl Japon JVC şirketi için geliştirdiği ve 5 dilde verilen komutları anlayıp yerine getiren bir LCD ekran sistemi o dönem dünyanın en ileri Yapay Zekâ uygulaması kabul edildi.
Yapay Zekâ konusunda ABD’de Georgia Teknik Üniversitesindeki doktora çalışmalarını 2011’de, Arizona Üniversitesindekini de 2014’de tamamladı. www.cybershafarat.com sitesine göre, Vardanjani uluslararası planda “Etik Bilgisayar Korsanı” sertifikasına sahipti. Bu arada 2013’te, bugünlerde ABD ve Batı istihbarat şebekesi Beş Göz’ün hedefindeki iki Çin telekomünikasyon şirketlerinden biri olan (diğeri Huawei) ZTE’nin İran’daki operasyonlarında danışmanlık üstelenmişti.
Ama bütün bunları yaparken 2010’dan itibaren ise İran Savunma Bakanlığına bağlı Siber Savunma Karargâhının başı olarak çalışıyordu. Bir dönem İran’ın siber istihbarat ve siber güvenlik sisteminin kilit elemanlarından biriydi.

Cinayet öncesinde ABD-İran siber çatışması

İran ile ABD arasında (İsrail ve Suudi Arabistan’ında taraf olduğu) gerilimin siber-savaş boyutu da son zamanlarda açığa çıkmaya başladı. Güvenlik alanında yayın yapan sitelerde ABD Siber Komutanlığının (CYBERCOM) İran’a yönelik iki siber saldırı düzenlediğini öne sürüyor. Bunlardan birisinin 2019 Haziran ayında, İran Devrim Muhafızlarının Basra Körfezinde Norveç ve Japonya tankerlerine düzenlediği saldırı ardından yürütüldüğü bildiriliyor. Diğeri de Eylül ayında İran destekli Yemen militanlarının Suudi Arabistan’ın iki petrol sahasına düzenlediği (ve Patriot füzelerinin engelleyemediği) insansız hava aracı saldırısı ardından yapıldığı bilgisi var. ABD siber saldırılarının İran’ın (Vardanjani tarafından tasarlanmış olan) İran Siber Savunma Komutanlığı bilgisayarlarını hedef aldığı ve ciddi miktarda verinin hafızalardan silindiği öne sürülüyor.
İran 2007 yılında bilindiği kadarıyla tarihteki ilk siber saldırıya maruz kalmış, bu nedenle nükleer programı ağır hasar almıştı. Bu saldırı CIA’nın talebi üzerine İsrail gizli servisi MOSSAD’ın, Hollanda gizli servisi AIVD tarafından geliştirilen Stuxnet bilgisayar virüsünü, İran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisinde çalışan bir mühendisi devşirerek santrifüj birimine “bulaştırması yoluyla gerçekleştirmişti. İran’ın Siber Güvenlik Karagâhı kurup başına “harika çocuk” Masoud Molavi Vardanjani’y, getirmesi bu saldırı ardından kararlaştırılmıştı.

Cinayetin arkasında İran istihbaratı mı var?

Yetkililer henüz bir açıklama yapmadı ancak Vardanjani’nin geçmişi, Mart 2018’den bu yana İran üzerine Türkiye’den yayın yapıyor olması ve öldürülmesiyle İran’daki olayların tırmanmaya başlaması, cinayetin arkasında İran gizli servisinin (VAJA) bulunabileceği kuşkusunun dile getirilmesine yol açıyor.
Daha önce 30 Nisan 2017’de İstanbul’dan Farsça yayın yapan GEM TV sahibi İranlı Saeed Kerimian, ortağı Kuveytli Muhammed al-Mukhtar ile birlikte Maslak’ta araçlarının önünü kesek, çarşaflı kadın kılığındaki saldırganlarca öldürülmüştü. Cinayetle ilgili olarak İran’da rejim muhalifi Halkın Mücahitleri örgütü İran istihbaratını, İran hükümeti ise, örgütten ayrılan Kerimian’dan intikam almak isteyen Halkın Mücahitlerini suçlamıştı.
Kerimian aynı zamanda İngiltere vatandaşıydı; Vardanjani de aynı zamanda ABD vatandaşı.
Vardanjani’nin “rejim muhalifi gazeteci” mi, İran istihbaratından ABD istihbaratına geçen bir siber-casus mu, ya da hem İran, hem ABD istihbaratına çalışan bir çifte ajan mı olduğu soruları şimdilik belirsiz. Daha 11 Kasım’da İstanbul’da ölü bulunan ve Suriye’deki Beyaz Bereliler grubunun başı sayılıp İngiliz istihbaratı MI6’in eski elemanı olduğu öne sürülen James Le Mesurier’in durumu belirsizliğini koruyorken…
İran ise kaynamaya devam ediyor.

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : Eski istihbaratçıya İstanbul’da suikast !!!!


Eski istihbaratçıya İstanbul’da suikast !!!!

11 Kasım’da eski İngiliz askeri istihbarat subayı James Gustaf Edward, İstanbul’da ikamet ettiği evin önünde ölü bulunmuştu. Dün akşam yine İstanbul’da İran istihbaratının eski üyesi olduğu iddia edilen Mesut Mevlevi sokak ortasında silahlı saldırıya uğradı. Güvenlik kamerası görüntüleri saldırının dehşetini gözler önüne serdi.

İran istihbaratının eski üyesi olduğu iddia edilen rejim muhalifi Mesut Mevlevi, İstanbul’un göbeği Şişli’de arkadaşıyla yürüdüğü esnada sokak ortasında silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü.

Mevlevi, 15 Kasım gecesi saat 21:45 sıralarında arkadaşıyla birlikte Şişli Esentepe Mahallesi Ecza Sokak’ta yürüdüğü sırada arkadan yaklaşan kimliği belirsiz kişinin saldırısına uğradı.

SALDIRGAN HIZLA YAKLAŞTI VE 11 EL ATEŞ ETTİ

Görgü tanıklarına göre şapkalı saldırgan tabanca ile 11 el ateş ederek Mevlevi’yi vurdu ve kayıplara karıştı. Saldırıda ağır yaralanan Mevlevi yapılan tüm müdahalelerin ardından hayatını kaybetti.

Polis ekipleri saldırı mahallinde 11 adet kovan tespit etti. Güvenlik kamerası görüntüleri saldırının dehşetini gözler önüne serdi.

Mesut Mevlevi, İstanbul’da sokakta yürürken suikast sonucu hayatını kaybetti.

MESUT MEVLEVİ KİMDİR?

İran’ın İsfahan şehrinde doğan Mesut Mevlevi, “Kara Kutu” isimli Telegram kanalı üzerinden İranlı yetkililere dair ifşa ettiği belgelerle gündeme gelmişti.

İran istihbaratının eski üyesi olduğu iddia edilen Mevlevi, bazı kaynaklara göre istihbarat teşkilatında çalışmaya devam ediyordu.

Ölümünün ardından sosyal medya hesapları kapatılan Mevlevi’nin Instagram sayfasında eski İran cumhurbaşkanları Haşimi Rafsancani, Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad ile çekildiği fotoğraflar yer alıyor.

Mesut Mevlevi ile İran’ın eski cumhurbaşkanlarından Haşimi Rafsancani ile birlikte.

Mevlevi’nin sosyal medya hesaplarında İran’daki muhtelif askeri tesislerde çekilmiş fotoğraflar da bulunuyor.

Arizona Üniversitesi’nde yapay zekâ üzerine doktora eğitimi alan Mesut Mevlevi, “yapay zekâ biliminin babası” unvanıyla İran Radyo ve Televizyonu’na bağlı kanallara birçok kez konuk olmuştu.

“KARA KUTU” TELEGRAM KANALI

Mesut Mevlevi, 2018 yılı mart ayında “İran halkının etkin sesi” sloganıyla faaliyete başlayan “Kara Kutu” isimli Telegram kanalıyla meşhur oldu.

Mevlevi, söz konusu kanalı“Yolsuzlukları, cinayetleri ve İslam Cumhuriyeti’nin perde arkasındaki hadiselerini ortaya çıkaran medya” diye tanıtmıştı.

Mevlevi, “Kara Kutu” isimli Telegram kanalında yaklaşık 20 ay boyunca İran yargısı, İstihbarat Bakanlığı ve Devrim Muhafızları İstihbarat Birimi’ne ilişkin belge, bilgi ve ses kayıtları paylaştı.

Polis Mevlevi’yi vuran suikastçiyi güvenlik kamerası görüntüleri üzerinden teşhis etmeye çalışıyor.

Mevlevi Telegram kanalında, İran devrim lideri Ali Hamaney’in Ofis Başkanı Muhammed Muhammedi Golpayegani’nin Laricani Kardeşler ile birlikte karıştığını iddia ettiği yolsuzluk belgelerini yayımlamıştı.

Kara Kutu’da İran İstihbarat Bakanlığı’nın casusluk karşıtı biriminin toplantı salonunun gizli çekim görüntüleri yayımlanmıştı.

Kara Kutu’nun Youtube kanalında yayınlanan belgeselde ise İran Devrim Muhafızları Ordusu’nda gerçekleştiği iddia edilen yolsuzluklara dair belgeler paylaşılmıştı.

"YENİ BELGELER İFŞA EDECEEĞİ" İDDİASI

Suikasttan iki gün önce gerçekleşen mesajlaşma kayıtlarına göre, Mesut Mevlevi İranlı yetkililere ilişkin önemli belgeleri ifşa edeceğinin haberini veriyor.

Mesut Mevlevi, şahsi Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Devrim Muhafızları Ordusu’nu kastederek “Yozlaşmış mafya komutanlarının kökünü kazıyacağım, dua edin ben bu işi yapmadan onlar beni öldürmesin.” ifadelerini kullanmıştı.

Mevlevi’nin infaz edilmesi akıllara İstanbul’da öldürülen GEM TV’nin sahibi Saeed Karimian’ı getirdi.

2017 yılında İstanbul Maslak’ta İran kökenli İngiliz vatandaşı 45 yaşındaki Saeed Karimian ile Kuveytli ortağı Muhammed El Muhtari’nin içinde bulunduğu aracın önünü ciple kesen çarşaflı saldırganlar yaylım ateşi açtıktan sonra kayıplara karışmıştı.

İRAN’DA 6 YIL HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILMIŞTI

Karimian, İran’da gıyaben yargılanıp "ulusal güvenliğe aykırı eylem" ve "devlete karşı propaganda" suçlamasıyla 6 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

İngiliz haber kanalı BBC’nin internet sitesine mülakat veren Karimian’ın bir aile yakını şunları kaydetmişti: “Saeed Karimian son üç aydır rejim tarafından tehdit ediliyordu ve bunun sonucunda İstanbul’u terk etmeyi ve Londra’ya dönmeyi planlamıştı.”

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// İstanbul’da ölü bulunan İngiliz ajanı Le Mesurier ile ilgili bomba iddia : CIA Suriye’de infaz edecekti !!!!


İstanbul’da ölü bulunan İngiliz ajanı Le Mesurier ile ilgili bomba iddia : CIA Suriye‘de infaz edecekti !!!!

Suriye‘de faaliyet gösteren ve küresel çapta Beyaz Baretliler olarak bilinen Suriye’deki sivil savunma ekiplerinin kurucusu eski İngiliz istihbarat subayı James Le Mesurier İstanbul’da ölü bulundu. İngiliz ajanının sır ölümünü bugünkü köşesine taşıyan Takvim yazarı Ergün Diler, "ABD, İngiltere’nin gizli kapılar ardındaki buluşmasını engellemek için Le Mesurier’u infaz etti. Aslında CIA, Le Mesurier’u önümüzdeki ay Suriye’de infaz edecekti. Suriye lideri Beşar Esad’a suikast düzenlemek isteyen MI6 ajanı olarak öldürülecekti." diye yazdı. Ergün Diler, "Hatta CIA tarafından dün Kraliçe’ye gönderilen fotoğraflarda, İstanbul Karaköy’de bir cafede Le Mesurier’un kahve içerken, arkasındaki iki Rus ajanı görülüyordu. Hem de Le Mesurier öldürülmeden birkaç gün önce." ifadelerini kullandı.

İngiliz ajanının sır ölümünü bugünkü köşesine taşıyan Takvim yazarı Ergün Diler, "İmparatorluk Nişanı sahibi İngiliz ajan James Gustaf Edward Le Mesurier, CIA‘nın takibindeydi. Ölmeden birkaç gün önce Karaköy‘de bir kafede yan masada iki Rus ajanıyla birlikte fotoğraflandı.
Hepsini o kafeye çağıran elbette CIA‘ydı. Olaydan hemen sonra o kare Kraliçe Elizabeth‘in masasına konuldu." dedi.

İşte Ergün Diler’in bugünkü yazısı;

AJANLARLA ilgili filmler, romanlar, oyunlar hep izlenir. Merak edilir çünkü. Ortalama zekanın üzerindeki insanların sahne aldığı oyunlardır SPY GAME’ler! BATI medyası da dünden itibaren KARAKÖY’deki cinayet işine girdi. JAMES GUSTAF EDWARD LE MESURIER’un öldürülmesi de bazı karanlık dehlizlerde deprem etkisi meydana getirdi. Bu konuları çok iyi bilen isimleri ve yayınları takip edince sarsıntının büyüklüğünü görmek zor olmuyor…
Öncelikle şunu paylaşmak istiyorum.
Bir JAMES BOND filmindebulacaklarımızdan çokdaha fazlasıyla karşıkarşıyayız… Öyle şeyleryazılmakta şaşarsınız… Benöğrendiklerim karşısında ilkolarak "İstanbul’da yaşıyoruzve hiçbir şey bilmiyoruz.
Bu çok kötü…" duygusuna kapıldım…
Doğal olarak insan öğrenmek ve paylaşmak istiyor… İstanbul’da yaşanan ve çok önemli bir operasyonla ortadan kaldırılan Le Mesurier DOSYASINI genişletelim…
Biraz geri gidelim…
2018 yılında İngiltere’nin Salisbury kentinde Rus eski ÇİFTE ajan Sergey Skripal ve kızı Yulya Skripal’e düzenlendiği öne sürülen sinir gazı saldırısı, sahte bayrak operasyonuydu.
Bu planın arkasında ABD vardı. MI6’daki derin yapı ile Washington ortak hareket ediyordu. Bunu anlatan çok şey yazdım. Amaç İngiltere’nin Rusya ile olan GÜÇLÜ BAĞI’nı zayıflatmaktı! Skripal operasyonu da bunun için kurgulandı.
Ardından İngiltere ile Rusya karşı karşıya geldi. Birbirlerini düşman ilan ettiler. İngiltere’de yaşayan oligarklar, milyarlarca sterlin kaybetti.
Bu para Rus devletinin parasıydı. Sonuç itibariyle operasyon etkisini göstermiş ve sonuç alınmıştı. Roman Abramovich gibi bir isim LONDRA’ya girememişti.
Kriz büyüktü! Unutmayın!
Abramovich üzerinden de en sert tepki, Putin’e verildi.
Putin de Kraliçe Elizabeth de İngiliz Lordlar Kamarası ile 10 Numara da tüm gerçekleri biliyordu ama Amerikan algısı işte böyle güçlü bir silahtı ve başarılı oluyordu.
Bu hamle, özenli bir şekilde hazırlanan ALGI ile bezenince, sonuçlar haliyle değerli oldu! CIA başardı!
MI6’in desteğiyle…
Şimdi İstanbul’a gelelim.
Kılıç Ali Paşa Camii’nin yan sokağına demir atalım…
James Gustaf Edward Le Mesurier’un sahte bayrak OLMAYAN operasyonuna…
Açık şekilde İngiliz İmparatorluğu Le Mesurier’u koruyamadı.
Le Mesurier’a 2016’da, "Suriye Sivil Savunma hizmetlerindeki gayreti ve petrolün İngiliz şirketlerince kazanılmasındaki üstün başarısından dolayı" Kraliçe’nin en prestijli ödülü olan İngiliz İmparatorluğu Nişanı (OBE) takdim edildi. Bu ne OSCAR ödülüne ne de NOBEL‘e benzer! Rakipsizdir, büyük bir onurdur!
Bu ödüle layık görünen herkes, ailesiyle birlikte Kraliçe II. Elizabeth’in güvencesi altına girer.
Bilenler bunu bilir! Şimdi ABD, İngiltere’nin gizli kapılar ardındaki buluşmasını engellemek için Le Mesurier’u infaz etti. Sanırım bilinmesi gereken de bu! Bunu da Amerikalılar söylüyor. İlgili kişilerin duyacağı şekilde!

SORU ŞU! NEDEN LE MESURIER HEDEF OLDU?
Evet burada Rusya suçlu.
Mariya Zaharova, Cuma günü Le Mesurier için "MI6 ajanı. O çok tehlikeli biri. Kosova’da ve Bosna’da karşımıza çıkan kişi Le Mesurier" dedi. Hatta daha da ileri gidip "Beyaz miğferler en tehlikeli terör örgütlerine yardım etmekte. Bir dizi kimyasal silah bile kullandılar…" demekteydi…
Mariya Zaharova veya herhangi önemli bir Rus, bir başka İngiliz’i bile suçlasaydı o infaz edilecekti.
İsimlerin önemi yoktu yani…
Operasyonun kendisi değerliydi! Aslında CIA, Le Mesurier’u önümüzdeki ay Suriye’de infaz edecekti.
Suriye lideri Beşar Esad’a suikast düzenlemek isteyen MI6 ajanı olarak öldürülecekti. ALGI BÖYLE ŞEKİLLENECEKTİ!
O kişi de Amerikan medyasının yüklenmesiyle Le Mesurier olacaktı. Ancak Le Mesurier, CIA’deki kaynaklarından bu istihbaratı alınca Suriye seyahatini iptal etti. CIA de operasyonu durdurdu. Ancak Zaharova’nın açıklaması, Le Mesurier’un infazını başlattı.
Şimdi Rusya suçlanacak. Ki öyle olmakta!
Pentagon, Rusya’nın hedef olacağını gösterdi. Amerikan medyası, hemen harekete geçti. Rusya ve Beşar Esad’ın Le Mesurier hakkındaki "Ajan ve tehlikeli" sözlerini öne çıkardı.
Çünkü Rusya, perde arkasında İngiltere ile hem Suriye hem de Akdeniz pazarlığı yapıyordu. İngiltere, bölgeye Rusya ile girecekti.
Güney Kıbrıs, aslında İngiliz ve Rus toprağıdır.
Moskova ile Londra, Güney Kıbrıs’ta ortaktır.
Dolayısıyla Akdeniz’de de bu ortaklık görülmektedir.

RUS OLİGARKLARIN RUM KESİMİNDEKİ PARALARINI DÜŞÜNECEK OLURSAK, TATMİN EDİCİ BİR CEVAP ORTAYA ÇIKMAKTA!

Şimdi Suriye için bir ortaklık planı yapılırken, CIA‘nın operasyonunu gördük. İSTANBUL‘da!
Rusya ile İngiltere ne kadar yakın olmak isterse istesin artık bu çok kolay değil.
Çünkü İngiltere’de muhalifler, Kraliçe’nin korumasındaki Le Mesurier’un ölümünden Rus Gizli Servisi FSB’yi sorumlu tutuyor.
Hatta CIA tarafından dün Kraliçe’ye gönderilen fotoğraflarda, İstanbul Karaköy’de bir cafe’de Le Mesurier’un kahve içerken, arkasındaki iki Rus ajanı görülüyordu. Hem de Le Mesurier öldürülmeden birkaç gün önce.
O kişiler MI6 ile CIA’nın ortak kullandığı yüz tanıma programında Rus ajanı olarak görülüyor. Rus ajanları o cafe’de bir davet üzerine bulunuyordu. Bu netti!
Belki de Le Mesurier’u o cafe’ye çağıran CIA, RUS misafirleri de ağırlıyordu! Yani bir fotoğraf dizayn ediliyordu!
KRALİÇE‘ye kadar gönderilecek bir fotoğraf!

KURGU BUYDU!
Bu cinayet elbette İNTİHAR denilerek kapatılacak. Kimse çıkıp "ÖLDÜRÜLDÜ" demeyecek. Kuraldır bu!
Bundan sonrası İngiltere ile Rusya’nın atacağı adımlara bağlı. İSTANBUL merkez olmaya devam edecek…
Başka olaylar da göreceğiz…
Hem de çok önemli!

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// İstanbul’da karanlık ölüm : Deliller cinayet şüphesini artıyor


İstanbul’da karanlık ölüm : Deliller cinayet şüphesini artıyor

Beyaz Baretliler’in eğiticisi olduğu ortaya çıkan Le Mesurier’in ölümünde cinayet şüphesi artıyor. İngiltere sorumlu olarak Rusya’yı gösteriyor

İngiliz ordusunun eski askeri istihbarat görevlisi James Gustaf Edward Le Mesurier’in önceki gün İstanbul’da ölü bulunması, yanıtlanması beklenen birçok soruyu barındırıyor. Suriye’deki savaşta sona doğru yol alınırken bölgede cirit atan istihbaratçılar arasında yer alan bu ismin şaibeli bir şekilde hayatının son bulması, hesaplaşma iddialarını da gündeme getiriyor.

İngiliz istihbarat örgütü MI6 adına Ortadoğu’da ve Balkanlar’da kritik görevler yürüten hatta görevlerinden ötürü kraliçenin şövalyelik unvanıyla onurlandırılan Le Mesurier’in İstanbul’da ne yaptığı, Suriye’deki faaliyetleriyle ilgili İstanbul’dan nasıl bir koordine sağladığı da elbette merak konusu oldu. Öte yandan Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Alkan, Le Mesurier’in ölümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunarak “ilk etapta cinayet gibi gözüküyor” dedi. İngiltere Le Mesurier’in ölümüyle ilgili Rusya’yı suçladı.

‘WHITE HELMETS’ YALANI

Suriye’de militanların Batı desteğiyle silahlandırılarak aktif kılınmaya başladığı 2011’den bu yana Batı istihbaratı “yardım kuruluşu” adı altında cihatçıları işlevli kılacak kimi araçlar geliştirdi. Silahlı saldırıların yanı sıra propaganda savaşlarının da bir parçası olan manipülasyon kuruluşlarından biri de White Helmets (Beyaz Baretliler) oldu. Le Mesurier, White Helmets’in kurucusu olarak söz konusu organizasyonların başını çekiyordu.

White Helmets isimli El Kaide bağlantılı cihatçı dezenformasyon kuruluşu, Şam yönetiminin kimyasal silah kullandığı iddialarını defalarca ortaya atmış, kurgu düzeneklerle ölü/yaralı beden görselleri pazarlamış ve bunlarla Batı’da kamuoyu oluşturmaya çalışarak Suriye’ye uluslararası müdahaleye kapı açacak girişimler yürütmüştü.

KİM BU MAYDAY RESCUE?

White Helmets’in işlevinin son bulduğu, Suriye savaşında sona gelindiği bir dönemde bu savaşı hararetlendirmek adına ciddi katkıları bulunan eski İngiliz istihbaratçının ölümünün tesadüf olmadığı anlaşılıyor. Le Mesurier’in ölümüyle ilgili bir diğer dikkat çeken detay ise cesedinin evine ve ofisine çok yakın bir mesafede bulunması.

Le Mesurier’in cesedinin bulunduğu yerin birkaç yüz metre ilerisinde Mayday Rescue isimli paravan kuruluşun ofisi yer alıyor. Söz konusu kuruluşun en önemli projesinin White Helmets’e verilen destek olduğu biliniyor.

Şirket, kurulduğu dönem Suriyeli militanların “arama ve kurtarma” eğitimi vermek üzere Türkiye’ye gönderilmesi işini organize etmişti. Mayday Rescue’nun sitesinde vakfa maddi destekte bulunan ülke ve kurumlar ise şöyle sıralanıyor: Birleşmiş Milletler, Danimarka, Almanya, Hollanda, İngiltere, ABD ve Kanada hükümetleri, Katar Kalkınma Fonu ve birçok hayırsever.

SURİYE’YLE SINIRLI DEĞİL

Le Mesurier’in faaliyetlerinin yalnızca Suriye’yle sınırlı kalmadığı da biliniyor. Le Mesurier, Vanessa Beeley’in ortaya çıkardığına göre, Bosna ve Kosova gibi NATO müdahalelerinde ve Irak, Lübnan ve Filistin’deki hareketliliklerde dikkat çekici bir sicile sahip.

Eski İngiliz istihbarat subayı neden öldü ? Uzman isim yorumladı

Suriye’de faaliyet gösteren Beyaz Baretliler’in kurucusu eski İngiliz istihbarat subayı Le Mesurier, Beyoğlu’ndaki evinin penceresinden düşerek hayatını kaybetmişti. Polis bir yandan ölümün ardındaki sır perdesini araştırırken, diğer yandan cenazenin teslim alınmasıyla ilgili işlemler devam ediyor. CNN TÜRK Muhabiri Fulya Öztürk ve kameraman Mehmet Bulut, şüpheli ölümün detaylarını Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Alkan’la konuştu.

"İLK ETAPTA CİNAYET GİBİ GÖZÜKÜYOR"

Eski İngiliz istihbarat subayının ofisinin bulunduğu Ali Paşa Medresesi Sokağına gelen Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Alkan, Le Mesurier’in ölümüne ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. "Gerçekten şüpheliden ziyade çok şüpheli bir ölüm var" diyen Alkan, "Çünkü birkaç alternatif var. Kaza, cinayet ve intihar gibi. İntihar veya cinayet üzerine gidiliyor. Çünkü ölen kişi bir istihbarat elemanı. Olay yerine baktığımızda çok alçak olduğunu görüyoruz. İntihar edilecek bir yer gibi görünmüyor. Ayrıca oradan atladığında ölür mü? Çünkü şu an kamuoyuna sızan bilgiye göre hem elleri hem de ayakları kırık. Elleri ve ayakları kırıksa ölmez zaten. Boynu falan kırıldıysa ölür. Ceset duvar dibine yaklaşık 5 metre uzakta bulunmuş. Boynu kırıldıysa o zaman da sürüklenemez. Otopside iç kanama olup olmadığı ortaya çıkacak. İlk etapta cinayet gibi gözüküyor" diye konuştu.

"EŞİNİN İYİ BİR ŞEKİLDE SORGULANMASI GEREKİYOR"

Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Alkan, Le Mesurier’in eşinin detaylı şekilde sorgulanması gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:

"Şimdi burada 1 yıl önce evlendiği bir kadın var. Onun üzerinde yoğunlaşmak lazım. Kadının kan ve idrar analizlerini de yapmak lazım. Kadının iyi bir şekilde sorgulanması gerekiyor. Türk makamlarının normal bir ifade işleminden sonra hemen yurt dışına çıkış iznini vermemesi gerekiyor. Sonuçta ölüm araştırmasını Türkiye Cumhuriyeti yapıyor. İlgili savcı bakamından en iyi sonucuna ulaşabilmek için araştırma ve soruşturma yapmak şart."

EŞİNİN İFADESİ ORTAYA ÇIKTI

Le Mesurier’in eşi İsveç vatandaşı Emma Hedvig Christina Winber’in ifadesi de ortaya çıktı.

CESEDİ HAMAM GÖREVLİSİ FARK EDEREK POLİSE BİLDİRDİ

James Gustaf Edward Le Mesurier’in cesedini ilk olarak Kılıçalipaşa Hamamı görevlisi bularak polis ekiplerine haber verdi. Olay yerine gelen polis ekipleri yerde şüphelinin cansız bedeni ile karşılaştıktan sonra kaldıkları home ofis dairesinin kapısını uzun süre çaldıktan sonra kapıyı İsveç vatandaşı eşi Emma Hedvig Christina Winber (39) açtı. Emma Hedvig Christina Winber, polis ekiplerinin uyarısı üzerine pencereden baktığında eşinin yerde yatan cansız bedeni ile karşılaştı.

10 YILDIR DEPRESYON İLACI KULLANIYORDU

İngiliz istihbarat subayı James Gustaf Edward Le Mesurier’in eşi Emma Hedvig Christina Winber, emniyette verdiği ilk ifadesinde, "Eşim James Gustaf Edward Le Mesurier 10 yıldan fazladır depresyon ve yaygın anksiyete bozukluğunu tedavi kullanılan ‘Cipralex’ ve ‘Xanax’ ilaçlarını kullanıyordu. Saat 02.30 sıralarında yatağa gelerek bir uyku ilacı aldı. Bende uyuyamadığım uyumak için bir süre bekledim. Saat 04.30 sıralarında ben yatmaya geldiğim zaman eşim uyanarak bana uyku ilacı verdi ve birlikte yattık. Polisler geldiğinde zor uyandım ve eşimin cansız bedenini gördüm" dedi.

YÜKSEK GÜVENLİKLİ OFİS…

Emma Hedvig Christina Winber, "Bulunduğumuz bina herkesin rahatlıkla girip çıkabileceği bir bina değil. İşyerimizin kapısında yüksek güvenlik önlemi olan şifreli girişimiz bulunuyor. Bu şifreleme sistemi çalışanlarımız ve sadece biz kullanabiliyoruz. Eşimin sürekli stresli olması sebebiyle intihar etmiş olabileceğini değerlendiriyorum" diye konuştu.

KIRILMALAR SEBEBİYLE VE EŞİNİN İTİRAFIYLA İNTİTAR İZLENİMİ…

Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı incelemelerde İngiliz istihbarat subayı James Gustaf Edward Le Mesurier’in düşmenin etkisiyle ayaklarının bileklerinden kırık olduğunu ve yüzünün sol tarafında düşmeye bağlı iki yarık olduğunu tespit etti. Le Mesurier’in bir süredir yoğun stres nedeniyle tedavi gördüğü, Büyükada’daki evinin uzak olması nedeniyle sağlık kuruluşlarına yakın olması için Karaköy’deki home ofise geçtiği kaydedildi.

Emma Hedvig Christina Winber ifadesinde olayın olduğu gece eşinin aşırı şekilde stresli olduğunu ve yaklaşık 15 gündür intihardan söz ettiğini polis ekiplerine bildirdiği öğrenildi. James Gustaf Edward Le Mesurier ölü bulunduğunda üzerinde günlük kıyafetlerinin bulunduğu da belirtildi.

PATRİKHANE DOSYASI /// Mehmet Oğuzhan TULUN : 2019 İSTANBUL ERMENİ PATRİĞİ SEÇİMİ TALİMATNAMESİ VE İLGİLİ TARTIŞMALAR


Mehmet Oğuzhan TULUN : 2019 İSTANBUL ERMENİ PATRİĞİ SEÇİMİ TALİMATNAMESİ VE İLGİLİ TARTIŞMALAR

Analiz No : 2019 / 27

İstanbul Ermeni Patriği (Türkiye Ermenileri Patriği) II. Mesrob Mutafyan’ın 8 Mart 2019’da vefatı sonrasında ilan edilen yas döneminin bitmesiyle beraber Türkiye Ermenileri yeni patriklerini seçme süreci içerisine girmişlerdir. Bu çerçevede 4 Temmuz’da, yeni patrik seçim sürecini yönetmekle yükümlü olan Değebah (kayyum – geleneksel adıyla Patrik Kaymakamı) seçimi yapılmış ve bu göreve Episkopos Sahak Maşalyan getirilmiştir.[1] Müteveffa Patrik II. Mesrob’un hastalığı boyunca Patrik Vekilliği görevini üstlenmiş olan Başepiskopos Aram Ateşyan ise bu görevini bırakarak Patrikhanenin Ruhani Kurul Başkanı olmuştur. Bu gelişmeler sonrasında ise devlet yetkilileri ile yapılan istişareleri takiben 11 Aralık 2019 patrik seçim günü olarak belirlenmiştir. En güncel resmi gelişme ise 23 Eylül’de İçişleri Bakanlığı tarafından Patrikhaneye gönderilen Patrik Seçimi Talimatnamesi olmuştur.[2]

II. Mesrob’un vefatına kadar geçen sürede Patrikhanenin idaresi ve patrik seçimi hakkında Türkiye Ermenileri arasında çeşitli tartışmalar çıkmış ve bu konulara yurt dışından müdahale girişimleri olmuştu.[3] Aynı o dönemde olduğu gibi Talimatnamenin yayınlanması sonrasındaki dönem de çeşitli tartışmalara sahne olmaktadır. Tartışmaların merkezinde, Talimatnamenin Madde 25.C’de yer alan “İstanbul Ermeni Patrikhanesine mahsus episkoposlar sınıfına dahil olmak,” ifadesi olmuştur. Bu ifadenin, Türkiye Cumhuriyeti döneminde önceki patrik seçimleri için yayınlanmış talimatnamelerde olmayan bir ifade olduğu belirtilmektedir. Söz konusu ifadenin tam olarak ne anlama geldiği ve patrik adaylarını nasıl etkileyeceği ise devam eden bir tartışma konusudur. Ancak baskın görüş, bu ifadeyle bir şahsın patrik adayı olabilmesi için İstanbul Ermeni Patrikhanesi ruhanisi olması ve fiilen Türkiye’de görev yapıyor olmasının kastedilmesidir. Bu kıstaslar çerçevesinde 11 Aralık patrik seçiminde aday olabilecek iki kişi bulunmaktadır: Başepiskopos Aram Ateşyan ve Episkopos Sahak Maşalyan.

Talimatnamenin mevcut şekline karşı çıkanlar, bahsi geçen ifade sebebiyle doğal olarak patrik adayı olabilecek yaklaşık on kişinin önünün kesildiğini ve patrik aday listenin fazlasıyla kısıtlandığını iddia etmektedir. Ayrıca bu talimatnamenin gelecek için sorunlu bir teamül oluşturacağı iddia edilmektedir, zira İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin yeni nesil ruhaniler yetiştiren bir manastırı (ruhban okulu) bulunmadığı, episkoposluk unvanı almak isteyen ruhanilerin Ermenistan’da bulunan Eçmiadzin Ermeni Katolikosluğu’na müracaat etmek durumunda kaldıkları ve geçmişte İstanbul Ermeni Patriği olarak göreve başlayan ruhanilerin öncesinde yurtdışında görev yapmış olduğu belirtilmektedir. Bu çerçevede ilerleyen yıllarda Türkiye Ermenilerinin yeni patrik adayı belirlemekte zorluk yaşayacağı endişesi dile getirilmektedir. Tüm bu anlatılanlardan yola çıkarak, talimatnameyi eleştirenler şu olasılıklar üzerinde durmaktadır: 1) Talimatname konusunda İçişleri Bakanlığına itirazda bulunarak düzeltme yaptırtmak, 2) Talimatnameyi yargıya taşımak (yani İçişleri Bakanlığını dava etmek) ve 3) İstanbul Ermeni Patrikhanesi nezdinde bir takım idari “kurnazlıklar” yaparak, mevcut talimatname çerçevesinde patrik adayı olamayacak şahısları Madde 25.C’ye uygun hale getirmek.[4]

Bir yandan da geçmişte adı patrik adayı olarak geçen bazı isimlerden kışkırtıcı çıkışlar olmuştur. Bu isimlerden bir tanesi Başepiskopos Karekin Bekçiyan’dır. Bekçiyan; Almanya’daki Ermenilerin ruhani önderliği görevini yaptığı sırada Mart 2017’de İstanbul Ermeni Patrikhanesinde oldubittiye getirilmek istenerek düzenlenen bir seçimde değabah seçilmiş, Diaspora eksenli kavgacı bir zihniyetle Devlete karşı iktidar mücadelesine girmeye çalışmış, bir yandan da o dönem patrik adayı olduğunu açıklamıştı. Bekçiyan 2019 Seçim Talimatnamesinin Madde 25.C’ye göre aday olması mümkün olmasa da bu seçimde aslında aday olduğunu, ancak hakkının yendiğini iddia ettiği diğer doğal patrik adaylarıyla dayanışma adına adaylıktan çekildiğini açıklamıştır. Bekçiyan ayrıca kalan iki adayın da aynı şekilde çekilmesi çağrısında bulunmuştur.

Geçmişte patrik adayı olarak ismi geçen Ermenistan’ın Gugark bölgesi ruhani önderi Başepiskopos Sebuh Çulciyan da şu beyanatı yapmıştır: “Beni engellemek için yurt dışındaki ruhanilerin seçime katılmaları engelleniyor, ben diğer ruhani biraderlerimin haklarını savunmak üzere patriklik adaylığımı geri alıyorum.”[5] Ancak Çulciyan’ın açıklamasının yersizliği, geçmiş bir yazımızda kendisiyle ilgili yaptığımız şu tespitten anlaşılacaktır:

“Seçilmesi en zor aday ise Başepiskopos Çulciyan’dır, zira kendisi Türkiye’de diğer aday isimler gibi tanınmamaktadır. Bunun ötesinde, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde uzun yıllardır devam eden gerginlik sebebiyle, Çulciyan’ı Türkiye’nin köklü bir kurumu olan İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin başına getirmek isteyecek fazla seçmen olması pek muhtemel değildir.”[6]

Patrik seçim sürecini Değabah Episkopos Maşalyan ile yürütmekle yükümlü olan Müteşebbis Heyet, Türkiye Ermenilerinin vakıflarının yöneticileri ve Patrikhane ruhanileri ile 2019 Seçim Talimatnamesi konusunda 3 Ekim’de bir danışma toplantısı düzenlemiştir. Sonuç olarak, yapılan tüm karşı açıklamalara ve yersiz çıkışlara rağmen, Müteşebbis Heyet Talimatnamenin geçerli olduğunu onaylamış ve bu çerçevede resmi makamlara itirazda bulunmamaya karar vermiştir. Bekleneceği üzere bu karar, Agos gazetesi gibi Türkiye karşıtı Diaspora Ermenisi zihniyetine sahip bazı çevrelerin yoğun eleştirisine maruz kalmıştır. Ancak Müteşebbis Heyetin aldığı karar basına yansıyanlardan anlaşıldığı kadarıyla nihaidir ve patrik seçimine iki adayla gidilecektir. Bu çerçevede Başepiskopos Ateşyan ve Episkopos Maşalyan seçim kampanyalarına başlamıştır.

Değabah Episkopos Maşalyan seçim talimatnamesinin bazı yönlerini kusurlu bulmasına rağmen, seçime mevcut talimatname ile gidilmesine yönelik eleştirilere cevaben kişisel Facebook profilinden açıklamalar ve hatırlatmalarda bulunmuştur.[7] Bu açıklamalar ve hatırlatmalar mevcut durumun anlaşılması açısından önem arz etmektedir:

“[…] [Talimatnameyle ilgili] Tartışma; “itiraz edilsin mi, edilmesin mi, hangisinin sonuçları daha yararlı olur”, tartışmasıydı. Tek tezli bir tartışma olmaz. En az iki görüş olmalı. […] İkinci görüş ise; itiraz edilirse seçim öngörülemez bir şekilde uzayabilir şeklinde. Bu durumda yıllar boyu seçim yapmamız mümkün olmayabilir. Patriksizliğe artık halkımızın ve sistemin tahammülü kalmadı. Talimatnamenin öngördüğü üç [Maşalyan ilginç bir şekilde Karekin Bekçiyan’ı da dahil etmiştir] mümkün adayla seçime gidilmeli ve cemaat olarak önümüzü görmeli; biriken ve devleşen sorunlarımızı vakit kaybetmeden çözmeye başlamalıyız. Cumhuriyet döneminde iki adaydan fazlasıyla patrik seçimi yapılmamış, hatta tek adayla olduğu durumlar bile mevcuttur. Talimatnameler her seçime özel bir kereliğine, zamanın ihtiyaçları göz önünde tutularak veriliyor. Gelecekteki talimatnamelerde de geçmiş örneklerde olduğu gibi kolaylık sağlanacaktır. […]

[…] Resmi merciler Müteşebbis Heyetle, özellikle Heyet başkanıyla talimatnamenin yazılmasının her aşamasında çok olumlu ve yapıcı bir diyalog içindeydiler. […] 1863 Nizamnamesinin patrik seçilme şartlarından “İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne mahsus episkoposlar sınıfına dahil olmak” şartının ruhanilerimiz ve halkımız tarafından sorun yaratacağı ve buna mutlaka itirazlar yükseleceğinden, mümkünse bunun önceki talimatnamelerin ruhuna uygun düzeltilmesi gerektiği tarafımızdan ısrarla belirtildi. Kendilerinin kesin cevabı bu kuralın bilinçli koyulduğu ve devletin en üst mercilerinin iradesi olduğu ve tartışmaya açık olmadığıydı. Talimatname geldikten sonra da yetkililere, yapılacak bir itirazın kendileri tarafından nasıl karşılanacağı soruldu. Alınan yanıt olumsuzun ötesinde oldukça sertti. Bize başka bir talimatnamenin gelmesinin mümkün olmadığı açıkça belirtildi.

[…] [Talimatnameye] İtiraz o denli basit bir olay değildi. Yazılı olarak yapılmalıydı. İtiraz dilekçesiyle birlikte seçim süreci donacak ve yanıt gelene kadar askıya alınacaktı. 60 gün yanıt gelmediğinde, belki bir 60 gün daha beklenecek, yine yanıt gelmezse hukuksal süreçler başlatılacaktı. Yani mahkeme açılacaktı. İçişleri bakanlığı mahkemeye verilecekti. Böyle mahkemelerin yanıtlanma süresiyle ilgili bir tecrübemiz oldu. En az sekiz yıl!

[…] Hakikat şu ki, seçime eski talimatnamelerdeki gibi “babadan Türk” olma şartıyla katılmak mümkün olsaydı, patrikliğimiz dışından sadece bir Episkopos katılacaktı. Bu işin pratik gerçeği. Ama içimizden yükselen bazı sesler, teorinin büyüsüne kapılmış, abartılmış aday hakları taleplerini, birkaç yıl daha Patriksiz kalma bedeliyle ödetmek istiyorlar. Muhtemel adayların dokuzu, aklının ucundan bile geçirmiyor patrik olmayı. Hiç geçirmediler. Daha önceki seçimlerde de olaya dahil olmadılar. Böyle bir niyetleri var idiyse ara sıra burada olurlardı bir şekilde. Aslında dürüst olalım, bize hizmet etmek gibi bir sorumlulukları da yok. Çoğu yaş olarak uygun değil ve emekli. […]

[…] bilerek ya da bilmeyerek Karekin [Bekçiyan] ve Sebuh [Çulciyan] Srpazanlar [din görevlileri] çözümsüzlüğü bize bir çözüm olarak sunuyor. Yıllarca sürecek ve sonucun ne olacağı meçhul bir kaos ve bekleme süresini göze alamayız. Ucu açık soyut bir “hak arama” adına, somut olarak 11 Aralık’ta Patrik seçme hakkımızdan vazgeçemeyiz […] Bu seçimi, elini taşın altına koymuş insanların sağduyusuyla gerçekleştireceğiz. Biz İstanbullu Ermenilerin makus talihi diğer dünya Ermenileri tarafından anlaşılamamak olmuştur. Hep uzaklardan bize nasıl Ermeni olmamız gerektiğini telkin ededururlar. […] İstedikleri olmayınca da bize dersimizi vermeye kalkar, onur, korkaklık ve mertlik nutukları atarlar. Şimdi ise nasıl din adamı olmamız gerektiğini bize öğretmeye kalkıyorlar. Onlardan bizi anlamalarını beklemiyoruz. Bizi biz anlayalım, bu yeter.”

Anlaşılacağı üzere 11 Aralık 2019 Ermeni Patriği seçimine iki adayla gidilecektir. Bu seçim süreci, geçmişte de olduğu gibi İstanbul Ermeni Patrikhanesi yetkilileri ve resmi makamlar arasında istişareler yapılarak tamamlanacaktır. Değabah Episkopos Maşalyan ifadelerinden de anlaşılacağı üzere 2019 Seçim Talimatnamesinde tartışma yaratan Madde 25.C, Devletin hassasiyetleri doğrultusunda, bilinçli bir şekilde eklenmiştir. Müteveffa Patrik II. Mesrob’un hastalığı boyunca yaşanan olaylar ve çıkan tartışmalar irdelenecek olursa; resmi makamlar Madde 25.C’yi Talimatnameye ekleyerek baştan önlem alarak Devletle yıpratıcı bir kavgaya girişebilecek isimlerin patrik adayı dahi olmasını istememiştir. Bu konuyla ilgili daha önceki bir yazımızdaki tespiti burada paylaşmak uygun olacaktır:

“Unutulmamalıdır ki, Ermeni Apostolik Kilisesi’nin en üst düzey dört yetkilisinden birisi olan İstanbul Ermeni Patrikleri hiçbir zaman sadece bir dini önder olmakla kalmamış, Ermeni topluluğunun en önde gelen kanaat önderlerinden birisi olmuşlardır. Bu çerçevede de İstanbul Ermeni Patrikleri kanaat önderlikleri üzerinden, dini yetkilerinin ötesinde siyasi güç de elde etmişlerdir (bu olgu, Ermeni yazarlar tarafından da kabul görmektedir). Bu bağlamda yeni seçilecek İstanbul Ermeni Patriğinin bir yandan Ermeni topluluğunun dini ihtiyaçlarını karşılayabilen, dini önderlik yapabilen, diğer yandan da devlet yetkilileri ile uyumlu bir şekilde çalışabilen sağduyulu ve yapıcı tutuma sahip bir kişi olması gerekmektedir.”[8]

Ayrıca 2019 Seçim Talimatnamesine Madde 25.C’nin eklenmiş olmasının, gelecek yıllardaki talimatnamelere benzer bir maddenin eklenmesini zorunlu kılmadığının akıllarda tutulması gerekmektedir. Cumhuriyet tarihi boyunca patrik seçimi talimatnameleri sadece mevcut patrik seçimi için, Türkiye’nin mevcut hassasiyetleri ve ihtiyaçları doğrultusunda bir defaya mahsus olarak çıkarılmıştır.

Son olarak, İstanbul Ermeni Patriği seçimi süreci ve ilgili tartışmalar göz önünde bulundurulursa, bu Aralık ayında yeni bir patriğin seçilmesin ardından yapılması faydalı olabilecek iki çalışma öngörüldüğü anlaşılmaktadır:

1) Her patrik seçim dönemi yayınlanan geçici talimatnameler Türkiye Ermeni toplumu içinde tartışma yarattığı için; Patrikhane ve Ermeni vakıfları yetkilileri, toplumun kanaat önderleri ve resmi makamların bir araya gelerek ilgili tarafları olabildiğince tatmin edecek kalıcı bir Patrik Seçim Düzenlemesi oluşturulmaları.[9] Patrikhanenin tüzel kişiliği olmadığı için böyle bir düzenlemenin idari hukuk açısından niteliği araştırılması gereken bir konudur.

2) İstanbul Ermeni Patrikhanesinin din görevlisi ihtiyacını karşılamak ve Patrikhaneyi yurtdışı kaynaklı müdahalelere karşı daha dirençli kılmak için Türkiye’de bir ruhban okulu (manastır) kurulması. Böylece örnek olarak episkoposluk unvanı almak isteyen Türkiye Ermenisi din görevlileri Ermenistan’a gitmek zorunda kalmayacak, patrik adayları listesi ise Türkiye eğitimli ve Türkiye’de görev yapan din görevlilerinden daha rahat bir şekilde oluşturulabilecektir.

*Fotoğraf: İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 13 Mayıs’ta İstanbul Ermeni Patrikhanesi ziyareti sırasında Patrikhane yetkilileri ile çektirdiği hatıra fotoğrafı

[1] Abdurrahman Tufan Kaya, “Türkiye Ermenileri Patrik Seçim Süreci,” ,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Blog No: 2019/44, 8 Temmuz 2019, https://avim.org.tr/Blog/TURKIYE-ERMENILERI-PATRIK-SECIM-SURECI-08-07-2019

[2] Talimatnamenin tam metnini incelemek için bakınız: “İstanbul Ermeni Patrikliği Patrik Seçim Talimatnamesi (Tam Metin),” HyeTert.org, 23 Eylül 2019, https://hyetert.org/2019/09/23/istanbul-ermeni-patrikligi-patrik-secim-talimatnamesi-tam-metin/

[3] AVİM, “İstanbul Ermeni Patriği Mutafyan’ın Vefatı Ve Yeni Patrik Seçimi Süreci,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Yorum No: 2019/30, 13 Mart 2019, https://avim.org.tr/tr/Yorum/ISTANBUL-ERMENI-PATRIGI-MUTAFYAN-IN-VEFATI-VE-YENI-PATRIK-SECIMI-SURECI

[4] Örnek olarak bakınız: Ohannes Kılıçdağı, “Mahsusluk ve mahsusçuktan seçim,” Agos, 4 Ekim 2019, s. 5.

[5] “Başepiskopos Çulciyan: ‘Sorun Bensem adaylığımı geri alıyorum’,” Agos, 25 Ekim 2019, s. 3.

[6] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Türkiye Ermenileri Patriği Seçim Sürecinde Başa Dönüldü,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Analiz No: 2018/10, 2 Mayıs 2018, https://avim.org.tr/tr/Analiz/TURKIYE-ERMENILERI-PATRIGI-SECIM-SURECINDE-BASA-DONULDU

[7] Sahak Mashalian, “DEĞABAH SAHAK SRPAZAN MAŞALYAN İLE GÜNDEM ÜZERİNE…,” Facebook paylaşımı, 23 Ekim 2019, https://www.facebook.com/sahak.mashalian/posts/10157228509172012

[8] Tulun, “Türkiye Ermenileri Patriği Seçim Sürecinde Başa Dönüldü.”

[9] Bu konuda Türkiye Ermeni toplumu içinde pek çok yazı yazılmıştır. Örnek olarak bakınız: Sarkis Adam, “Patrik seçimi sürecine yararlı olabilecek öneriler,” Luys, Sayı 99, 15 Temmuz 2017, s. 15.