İRTİCA DOSYASI /// MEB’ten başı açık kadınlara ağır saldırı : Kötü kadınların başı açık, iyiler türbanlı


MEB’ten başı açık kadınlara ağır saldırı : Kötü kadınların başı açık, iyiler türbanlı

Milli Eğitim Bakanlığı’nın rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta çocuklara cinsel istismar ve şiddet uygulayan kadınlar başı açık, şefkat gösteren kadınlar ise türbanlı olarak resmedildi.

Okullara dağıtılan ders kitaplarındaki yanlış uygulamaların bir benzeri de Milli Eğitim Bakanlığı’nın hizmet içi eğitimleri kapsamında rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta yer aldı. Bakanlığın doğal afet, terör ve cinsel istismar gibi olaylar karşısında psikolojik destek sağlamak amacıyla başlattığı, “Psikososyal Önleyici Destek Programı” kapsamında hazırlanan kitapta başı açık kadınların çocuklara şiddet ve istismar uygularken, türbanlı kadınların ise şefkat gösterirken resmedilmesi dikkati çekti.

Milli Eğitim Bakanlığı doğal afet, terör, göç, intihar, ölüm ve istismar gibi travmatik olaylar karşısında yürütülen önleme hizmetlerinin programlarını Nisan 2019’da tamamıyla yeniledi. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü öncülüğünde yapılan çalışmalar kapsamında, “Psikososyal koruma, önleme ve krize müdahale ekipleri” kurulması kararlaştırıldı.

KILAVUZ KİTAP

BirGün’den Mustafa Mert Bildircin‘in haberine göre, Bakanlık, Psikososyal Destek Programı eğiticisi tarafından hizmet içi eğitim kapsamında açılan, “Psikososyal Destek Programı Uygulayıcı Eğitimleri” hazırladı. Eğitimi başarı ile tamamlayan rehberlik öğretmenlere, “Psikososyal Destek Programı Uygulayıcı” unvanı verildi. Öğrencilere yaşadıkları travmalar konusunda destek olacak rehber öğretmenler için bir de kılavuz kitap hazırlandı.

MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan kitapta, travma türlerine ilişkin önleyici etkinlikler yer aldı. Kitabın, “Cinsel İstismar” başlığı altında olumlu ve olumsuz davranışlara örnek olacak resimler çizildi. Küçük yaştaki çocuğu muayene eden türbanlı bir doktora ilişkin resimde, muayene olan çocuk ve ailesinin mutlu şekilde yansıtıldığı görüldü.

Kitapta bulunan, “Doğrular ve Yanlışlar” etkinliği altında da çocuğunu öpen, şefkatle sarılan anne görseli paylaşıldı. Görseldeki anne türbanlı şekilde yansıtıldı. Bir başka resimde ise çocuğu öpmeye çalışan başı açık yetişkin bir kadın ve bu girişim karşısında hoşnut olmayan çocuk anlatıldı. Bu resmin hemen altına ise çocuğunun başını okşayan kapalı bir annenin çizildiği resim yerleştirildi. Kitapta yer alan hikayelerin birinde ise sokakta oynayan çocuğun yanına gelen komşusunun onu öpmek istediği ifade edildi. Bu hikayenin görselinde de başı açık bir kadın tercih edildi.

İYİ NİYETLİ DEĞİL

Sosyal Hizmetler Uzmanı Dr. Bülent İlik, BirGün’ün, “Bu görseller çocuğun bilinçaltında, ‘Türbanlı iyi açıklar ise kötü algısı yaratır mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Çocukta hemen böyle bir algı oluşmaz ama bu tip şeyler üst üste geldiği zaman çocuğun zihnine öyle yerleşir. Bu yaşananlar sistemli şekilde adım adım uygulanan bir sürecin parçası. Bunu yapanların iyi niyetli olmadığını söylemek gerekir. MEB, çok uzun bir süredir benzer politikayı ısrar ve inatla sürdürüyor. Şunu da söylemek gerekir ki çocuğun yaşadığı çevre ve ailesi bu noktada çok önemli. Bu tür konular her çocuk için aynı etkiyi yaratmaz.”

İRTİCA DOSYASI /// NİHAT GENÇ : BADECİ ŞEYHİN SİYASETTEKİ ADAMLARI


NİHAT GENÇ : BADECİ ŞEYHİN SİYASETTEKİ ADAMLARI

15.06.2019

Kırmızı Kedi’den çıktı, kahvede otururken elime aldım, Badeci Şeyhin Sır Odası. Aslında Badeci Şeyh haberlerini ben de sizler gibi haberlerden biliyorum, iğrenerek okuduk, biliyoruz.

Ama sayfaları devirdikçe neye uğradığıma şaşırdım, bu dünyada böyle bir rezalet böyle bir utanç böyle bir cehalet var tamam da bu kadar kalabalık mı?

Aman bu kitap Netflix’in eline geçmesin, ki, sapık tarikatlar konusunda uzmanlaşmış Netflix bir gün mutlaka bu kitabı bulur prodüksiyon masraflarından kaçınmaz ve Türkiye’de yaşanan bu yoğun sapık sosyolojisini dünyanın gözleri önüne serer.

FETÖ’cüler, açılımcılar yeniden devreye girmişken, bildik liberal takım, yine İslam ve Demokrasi yazılarına başlamışken, bu bir türlü akıllanmayan cehaletin köklerini bizi çok iyi anlatan bu kitaptaki mahkeme tutanaklarından tiksinsek iğrensek de cehaletimizle yüzleşmek için alıntılamak zorundayız.

Badeci Şeyh konuşuyor, kısaltarak veriyorum: “Bana pirliği 2005 yılında vefat eden Hasan Burkay Efendi verdi. Hasan Burkay Efendi beni badeledi. Badelemek benim tarikatıma göre pirin cinsel organını yalayıp öpmek ve sonra gelen sıvıyıiçmektir. Pirin cinsel organından gelen sıvı sperm değildir, beyaz başka bir sıvıdır. Bu sıvı sadece pirlik verilmiş kişiden gelir. Pir olan kişiye herhangi bir şahıs badeleme yapamaz.

“CİNSEL ORGANIMI ÖPTÜRMEK VE YALATMAK SURETİYLE BADELERİM”

"Ben tarikata gelen şahıslara dini sohbetler veririm. Bu şekilde birçok kere gelen şahıslar benim sır odama gelirler. Sır odası benim kullandığım dergahta gelen şahısların gizli kalması gereken konuların konuşulduğu kısımdır. Bu sır odasında yer yatağı, minder vardır.

"Sır odasına benden başka gerek erkek gerek kadın tek kişi girebilir. Sır odasına gelmeden önce şahıslara zikir yaptırılır. Bu zikir esnasında şahıslar cezbelenir. Bu zikir sırasında Ay Allah denir. El Mürselat Suresi ilk ayetleri mealinde ‘yemin olsun Allah’ın gönderdikleri görevlilere’ ve Yunus Suresi 64’üncü ayette ‘Benim evliyalarıma ve razı olduklarıma korku yoktur, korumam altındadır’ şeklinde bildirilmiştir. Zikir esnasında cezbelenen şahıslar benim bulunduğum sır odasına tek tek gelir. Ben gelen bayan ve erkek şahısları cinsel organımı öptürmek ve yalatmak suretiyle badelerim. Bunun dışında şahısların istekleri üzerine erkeklerle ters ilişki, kadınlarla ise ters ve normal yoldan cinsel ilişkiye girdim.

"Benim dergahıma gelen Mesut K’yi cinsel organımı emdirmek suretiyle birden fazla kereler badeledim. Mesut ile çok kereler ters ilişkiye girdim. Mesut dergaha çevresinde bulunan şahısları getirir. Bu şekilde çok şahıs dergaha getirip mürit yapmıştır.

"Ahmet Ş. benim müridimdir. Kendisini çok kereler cinsel organımı emdirmek suretiyle badeledim. Ayrıca ters ilişkiye girdim. Ahmet dergaha yakın çevresindeki arkadaşlarını, eşi Birgül Ş’yi ve tanıdıklarını getirdi. Birgül Ş’yi birçok kez badeledim ve bir çok kez cinsel ilişkiye girdim.

"Malatyalı İsmail D müridim olur. Kendisini hem badeledim hem de ters ilişkiye girdim.

"Çetin Ç. Benim müridim olur. Kendisini hem badeledim hem de birkaç sefer ters ilişkiye girdim."

“BİR DEĞİL BEŞ DEĞİL ONLARCA YÜZLERCE MÜRİD”

Yeter, tamam, dayanmak mümkün değil. Bu ifade sayfaları onlarca sayfa sürüyor. Bir değil beş değil onlarca yüzlerce mürid, hepsiyle aynı ilişki.

Kadınlar ayrı erkekler ayrı, kadınlarını getiren ayrı.

Hikayenin özeti şu, müritler zikre başlıyor ve cezbeye giriyorlar, cezbeye girenler sır odasına koşup şeyhin şalvarını indiriyor ve oral ve ters ilişki.

Ve insanı delirten ifadeler, oral ve ters ilişkiye giren kadın ve erkekler şu şekilde ifade veriyor: “Bu bildiğiniz cinsel ilişki değil. Bu Allah’ın aşkı. Asla şikayetçi değilim.”

Sapık şeyh hem dergahın kirasını elektriğini müridlerine ödetiyor ve hem de hepsini erkek kadın arkalı önlü düzüyor ve bütün bunları haşa estağrufullah Kur’an ayetlerine dayatıyor, üstelik, haşa, Arapça Allah Muhammed hat yazılarını da cinsel içerikli domalma şeklinde müridlerine öğretiyor.

Bu sapıklığa alet olanlar hadi bir kişi üç kişi olsa bir nebze insan anlayabilir, bu sapıklığa yüzlerce insan dahil oluyor, hadi bu sapıklığa bir kez şahit olunsa bir nebze insan anlayabilir, ama bu sapıklık on yıllarca sürüyor.

2000’li yılların başlarını hatırlayın, tarikat ve cemaatlere özgürlük yazılarını hatırlayın, önlerinin açılmasını ‘denetimsizliğini’, ve bu yazıların İslam ve Demokrasi başlığı altında ‘Ilımlı İslam’ diye doktrine edildiğini hatırlayın.

Sapıklığın da bir ülkede yüz binde bir gibi milyonda bir gibi her coğrafyaya yayılmış ortalama bir istatistiği vardır, nedir bu, yüzlerce insan, yüzlerceeee. Ünlü popüler gökbilimci Carl Sagan’ın uzayda sonsuz gezegenleri görüp o Amerikalılar’ın dilinde çok şöhret bulan şu sözleri gibi: ‘milyarlarcaaaa milyarlarcaaaaa’

“DENETİMLER SIKILAŞTIRILDI MI, HAYIR”

Bu sapık tarikatlardan birkaçı mahkeme edildi, peki, eleştirisi mi yapıldı, denetimi mi yapılıyor, peki, sosyolojik olarak incelemesi yapılıp bir ders çıkartmak için ekranlarda halkı uyarmak için anlatıldı mı, denetimler sıkılaştırıldı mı, hayır.

İşte Kırmızı Kedi’den çıkan kitabın iddiası bu, yüzlerce müridin hepsi halinden çok memnun, hepsi Allah aşkıyla yaptıklarını yine olsa yine yapacaklarını savcı hakim huzurunda söylüyorlar ve nerdeyse tamamına yakını elini kolunu sallayıp hiç bir şey olmamış gibi dışarda geziyor.

Şeyhle sır odasında oral ve anal seklin dini terimlerle yüceltilmesi, bu sapıklık-patolojik durumun Allah’ın ve dinin emri olarak telkin edilmesi ve erkeklerin kendileri oral ve anal sekse aşkla girmeleri, yetmedi kadınlarını da getirip sokması, bütün bu vahşet karşısında, yaşadığımız medyada akademide ve toplumda, bir ‘infial’ uyandı mı?

Zikirle coşup şeyhin odasına koşup şalvarını indirmek, ne demek?

Ve bunu ilahi bir cezbeyle yani şiir gibi nur gibi şerbet içer gibi anlatmak, ne anlama geliyor.

İfadelerinde melekler gibi uçmuşlar melekler gibi Sır odasına girmişler melekler gibi şeyhin şalvarını indirip önden arkadan nurlanmışlar!

Yani, önce cezbeyle kendilerinden geçiyor.

Kendinden geçmek ne demek?

İlahi aşkın sarhoşu oldum.

Sonra, domaldım.

Hadi kumpasa geldin hadi aklını çeldiler hadi arkadaşına kocana aldandın hadi bir kez ne olduğunu anlamadan bir ortama girdin, defalarca ve yıllarca bu ‘ortama’ niye koşarsın ve niye ballandıra ballandıra anlatırsın?

Ey memleket, ey yazarlar ey akademi, ey İslamcılar! Anlatılan senin hikayendir!

Bu sapıklığın tıpkısı aynısı aç gözlerini siyasette yaşanıyor!

Bu ‘cehalet’i bir sapık şeyhin marifeti deyip görmezden gelebilir miyiz, yoksa, bu cehalet neden çok büyük bir sosyolojiye denk geliyor.

“AŞKLA CEZBEYLE SIR ODALARINA KOŞUYORLAR”

İşte, açılımcılar yine Güney Afrika’yı sil baştan hiç yaşanmamış gibi yine dolaşmaya başladı, hatırlayın, güya İrlanda, İskoçya bölünmenin dünya örneklerini inceliyorlarmış, binlerce kürt genci hendeklerde öldürüldü, akıllandılar mı, hayır! Bu açılım kervanına katılanlar bir kaç sapık mı hayır, yüzlerceeeeee…

İşte, Abdullah Gül, Sadullah Ergün, Hüseyin Çelik, Beşir Atalay, Babacan, hatta toplantılara Ertuğrul Günay dahi katılıyor, bir ülkenin askeriyesini hukukunu mahveden bunca kıyametten sonra akıllandılar mı, hayır, yüzlerceeeeesi hareket halinde, aşkla cezbeyle sır odalarında konuşuyorlar.

İmamoğlu, İstanbul seçimini kazandıktan sonra, CHP İyi Parti’yi verdiği gibi, 15 vekil de bunlara verecek, grup kurup harekete geçecekler.

Sapık şeyhleri bu ülkede yüzbinlerce masum genci CIA ajanı yaptı, akıllandılar mı, bu ülkeden üçyüz milyar dolar para kaçırdılar, akıllandık mı, İslam-Demokrasi, tarikat cemaat, Saidi Nursi, yazıları yaza yaza bir ülkede birbirine güvenecek iki polis iki komutan iki savcı dahi kalmadı, akıllandık mı?

Hayır, ilahi aşkla nurla badelenip nurlanmaya hiçbiri doymadı.

HİÇBİRİ SAPIK ŞEYHLERİ ALEYHİNE KONUŞMADI

Badeci Sapık Şeyhin müritleri işte mahkeme tutanaklarından bire bir kitap anlatıyor hiçbiri sapık şeyhleri aleyhine konuşmadı, aksine, yine aşkla yaparım, diyor.

Bu siyasilerin hiçbiri sümüklü şeyhleri aleyhine konuşmadı, CIA ajanlarının devlet kademesindeki uzantılarından tek bir isim vermediler, tek bir gün Sır Odası’dan çıkmadılar.

Kaldıkları yerden o ‘Sır Odası’ndan hayatlarına güle oynaya aşkla şehvetle devam ediyorlar.

Bir heyecanlılar bir umutlular siyasi gelişmelerden o kadar memnunlar ki..

YOLA ÇIKMIŞ GELİYORLAR

Bylock haberleşmesinden sonra şimdi de Ponçik adlı bir çocuk oyunu, bu çocuk oyununda oyuncular birbirleriyle karşılıklı konuşabiliyormuş, işte bu oyunla üstelik askeriye içinde haberleşiyorlar.

Bir ay kadar önce cürete bakın genelkurmay hukuk işleri başkanına FETÖ’nün baş adamlarından şimdi hapiste Muharrem Köse emriyle ‘tutuklama emri’ dahi çıkartabiliyorlar, olacak iş mi, oluyor işte.

Daha iki gün önce bir Tuğgeneralimiz FETÖ’cülere ‘hain’ dediği için tutuklama emri çıkartan FETÖ’cü savcılarımız var, olacak iş mi, oluyor işte.

Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgeye dikkat çeken ‘Mavi Vatan’ yazılarıyla Doğu Akdeniz’de milli bir duyarlılık oluşturan donanımlı birinci sınıf bir entelektüel ve 3,5 yıl Balyoz’dan hapis yatmış Amiral Cem Gürdeniz’e dahi akıllara seza ‘fesli Kadir’ benzetmesi yapabilen uzantıları hala yazıp çizebiliyor.

Sır Odaları’ndan CIA’yla Sümüklü sapık şeyhleriye oral anal her türlü ilişkiye girmeyi ilahi aşk vecd nurlanmak olarak kabul edip iman edenler, ey millet, yola çıkmış geliyorlar!

Sapık şeyhlerin sapık doktrinlerin kurbanları köleleri akıllanmamış cahiller sürüsü kullanılmaya doymayan yazarları ajanları, yola çıkmış geliyorlar!

Bu cemaat ders çıkartmayacak, bu sosyoloji akıllanmayacak, bu sapıklar ordusu yine Haçlılarla yine PKK’sı FETÖ’süyle, yine sarhoş taşkın yazıları, yine gizemli karanlığa boğulmuş üslupları, yine cüretkar delilikleriyle yine nurlanmış coşmuş, yola çıkmış geliyorlar!

Bir toplum bu kadar körlüğe maruz kalıyorsa.

Bir memleket bu kadar sapığa hala cirit attırıyorsa.

Bir vatan bu kadar sağırı dilsizi arsızı utanmazı hala baş köşelerinde ağırlıyorsa.

O halde, geriye dönüp ben ne b.k yedim deme, o halde, hiç ağlama, yıkıl Sezar!

BU İKİ YÜZLÜ OYUN NE KADAR SÜRECEK

Kendine uzak köylerde ormanda yaylalarda yeni bir yaşam seçmiş çok arkadaşım var, birkaç yılda bir şehre iniyorlar ve konuşuyoruz, ancak, aramızda çok ciddi bir iletişim bozukluğu başladı. Şöyle, yaşadıkları sessiz yerler onları yavaş ve mıy mıy konuşmaya zorlamış ve konuşma şekilleri değişmiş. Ne söyleseler anlamıyorum, kulağımı veriyor eğiliyorum, yine cümleleri seçemiyorum. “Burası şehir, gürültülü ve yüksek sesle konuşmalısın” deyip araya girsem de alçak sesli konuşmak artık alışkanlıkları olmuş. Yaşadıkları yerlerdeki ayılardan domuzlardan kurtlardan yılanlardan bahsediyorlar, ama, hikaye nedir, ne anlatıyor, çıkartamıyor ne diyor bu herif diye boş boş gözlerine bakıyorum.

Ancak yakın arkadaşım olduğu için anlamasam da nezaketen güya anlıyormuş gibi bazı yerleri onaylıyor gibi bazı yerlerde vay be der gibi sahte tepkiler veriyorum. Bu gerçek. Ama bu sahte yüzlü iki yüzlü oyun ne kadar sürecek. Anladım ki birlikte çok sert kavgalar verdiğimiz arkadaşlarımı dinlerken anlamamak dünyanın en büyük yorgunluğu, dünyanın en büyük işkencesi.

Bir an evvel izbe köylerine gitseler de kurtulsak diyorum. Üstelik onlar çakalları kurtları nedense eğlenceli bir dille anlatıyorlar, ben şehirdeki çakalları kusura bakmasınlar pek eğlenceli anlatamayacağım, bu yüzden çok kızgınlar bana. Ama içimden de bu kadar yakın arkadaşa ayıp ediyorsun, diye kendime kızıyorum. Sonuç, uzaklığın iklimi ses tonumuzu dahi değiştirmiş ve hatta canavarları dahi kimimize eğlenceli bir hikaye haline getirmiş. Yani küçük sesle konuşabilmek bir insan için büyük bir servet. Küçük sesle konuşabilmek büyük bir iktidar. Hakimler savcılar da küçük seslerle konuşur. Ey okuyucu, yaşımız kaça gelmiş, hala bağırarak konuşuyor çıplaklığımı yoksulluğumu ele veriyorum.

Kim bağırır, karanlıktaki insan kim bağırır hayal kırıklığına uğramış, kim bağırır, en yakınındakine sesini duyuramayan. Mesela yırtıcı kuşlar çığlık atmaz sessizdir ama peşine düştüğü avı çığlık çığlığadır. Yırtıcı kuşların sessizliğe gömülmüş güven altına alınmış göklerde usul usul süzülen huzurlu bir hayatları var. Ah ceylanım ah kekliğim ah bıldırcınım bu satırlarda yine çığlık çığlığa, kime bağırıyorsun? Anladım ki o mıymıy konuşmaları anlamak için sarf ettiğin büyük nezaket sonun da senin de dilini bozmuş.

Nihat Genç

Odatv.com

Link : https://odatv.com/badeci-seyhin-siyasetteki-adamlari-15061952.html

İRTİCA DOSYASI : OKUL MÜDİRESİ İZMİR MARŞINI SÖYLEYEN ÖĞRENCİLERİ YATAKHANEYE KİLİTLEDİ..


OKUL MÜDİRESİ İZMİR MARŞINI SÖYLEYEN ÖĞRENCİLERİ YATAKHANEYE KİLİTLEDİ..

Bursa Anadolu Kız Lisesi’nde neler oluyor ?

Bursa eğitim camiası ve kamuoyu, Bursa’nın en eski ve köklü okullarından biri olan Bursa Anadolu Kız Lisesinde yaşandığı belirtilen son derece ciddi iddialarla sarsılıyor. Öğrenciler, öğrenci velileri ve eğitim camiasının yoğun şikayetleri üzerine kamuoyunun gündemine taşınan bu iddialar Okul Müdürü Zeliha Özbek üzerinde yoğunlaşıyor.

Lodos haber adlı bir internet sitesine gönderilen mektupla ortaya çıkan skandal ve adı geçen sitenin yönelttiği sorular;

· Okulun geleneksel Mantı Günü’nün bu yıl Ramazan ayına denk gelmesi sebebiyle iftar yemeğine çevrildiği ve bu iftar yemeğinde yaşanılan olayların öğrenciler üzerinde hiç bir eğitim sistemine yakışmayacak baskı ve hakarete dönüştüğü doğru mu?

· Osmangazi Belediyesinin sponsorluğunda düzenlendiği belirtilen iftar organizasyonunda, iftar yemeği biletlerinin okulun yatılı öğrencilerine, yani beslenme ve barınma dahil tüm giderleri devlet tarafından karşılanması gereken bu öğrencilere 20 lira karşılığında satıldığı doğru mu?

· Ve bu yemeğin biletlerini para ödeyerek satın almak zorunda kalan yatılı öğrencilerin, “fazla katılımdan ötürü yemeğin yetişmediği” gerekçesiyle aç kaldığı doğru mu?

· Üzerine para ödedikleri halde iftar yemeği yiyemeyen öğrencilerin bu durumu protesto etmek amacıyla İzmir Marşı’nı söyledikleri için, o öğrencilerin cezalandırılarak yatakhaneye kilitlendiği doğru mu?

· O geceyi aç ve kilit altında geçiren öğrencilerin, ertesi gün “Vatan haini” ve “edepsiz” ilan edildikleri ve ağır hakaretlere maruz kaldıkları doğru mu?

· Yine aynı öğrencilerin, önümüzdeki eğitim öğretim yılında “okula alınmamakla” tehdit edildiği doğru mu?

· Yine bu öğrencilerin almaya hak kazandığı onur belgelerine okulda düzenlenen karne töreninde, “siz bu belgeyi hak etmiyorsunuz” diyerek el konulduğu doğru mu?

· Kutlu Doğum Haftası’nda ve ders saatinde okul bahçesinde lokma döktürüldüğü! Ve çağırılan imamın okuduğu Kuran’ın yine ders saatinde okulun hoparlörlerinden tüm sınıflara yayın yapıldığı doğru mu?

· İftar organizasyonuna dönüştürülen Mantı Gününde, Mantı Günü’nün geleneksel olduğunu ve bu nedenle bir başka tarihte yapılmasını isteyen Bursa Kız Lisesi Mezunlar Derneği yöneticilerinin okul idarecileri tarafından, “Haddinizi bilin! Yol boyu mantıcılar var! Kapı orada! Beğenmiyorsanız gidin!” denilerek kovuldukları doğru mu?

· Kılık kıyafet noktasında büyük baskı altında olduklarını ve sürekli hakaret işittiklerini öne süren öğrencilerin anlattıkları doğru mu?

· Bu baskı ve hakaret ortamında psikolojileri ciddi oranda bozulan öğrencilerin yaşadığı travmadan İl Milli Eğitim yöneticilerinin bilgisi var mı?

· Ve son olarak, Bursa’nın en köklü eğitim kurumlarından biri olan Bursa Anadolu Kız Lisesi’nde yaşandığı öne sürülen tüm bu iddialar doğru mu?

Başta öğrenciler, velileri, eğitimciler ve tüm kamuoyunun aydınlanmaya ihtiyacı olduğu gerçeğinden hareketle, Bursa Anadolu Kız Lisesi’nde okuyan ve adı bizde saklı olan bir öğrencimizin yazdığı mektubu öğrenci psikolojisinin daha net bir şekilde anlaşılabilmesi için okurlarımızla paylaşıyoruz.

İşte gönderilen o mektup:

“Bursa Anadolu Kız Lisesinde okuyan aynı zamanda Bursa Anadolu Kız lisesi Pansiyonunda kalan öğrenciyim. Okulumu severek ve büyük mutlulukla başladım. İki yıldır da çok mutluydum. Fakat bu yıl yeni okul müdürümüzün gelmesiyle huzuru, gülmeyi unuttuk. Bize ülkemizin geleceği olduğumuzu söylüyorlar, fakat düşünmeyin, sorgulamadan itaat edin diyorlar. Bir yanlışa itiraz ettiğimizde vatan haini oluyoruz. Son çare olarak yaşadıklarımızın bir özetini size anlatmayı istedik. Sizi, haberlerinizi yakından takip ediyor ve cesaretle bizi anlayabileceğinizi düşündük.

Sorunlarımız okul müdüremiz Zehra Özbek’in gelişi ile başladı.İlk gün okul kürsü konuşmasında ”kesin sesinizi, terbiyesizler” dediğinde yeni müdür kendi otoritesini bir şekilde kurmaya çalışıyor diye düşünmüş çok dert etmemiştik. Fakat bu tür konuşmalar hız kesmeden devam etti.Her gün birimiz okul bahçesinde ”terbiyesiz” olarak sınıfa yollanıyorduk. Kıyafette kısmı serbestliğe son verildiği söylenir, birimiz düz renk siyah tişört giysek dahi çekilir ,olur olmadık sözler işitiriz.Fakat okulda siyah çarşafla, baş örtüsünün rengine göre tunik giyen bir çok arkadaşımız var. Bu ayrımcılık bizi rahatsız ediyor. Yanlış anlamayın kimsenin ne giydiği bizi rahatsız etmiyor, bizi dışlamaya ayrımcılık yapma çalışmaları bizi rahatsız ediyor.

Biz bu yaşımızda bile bir idarecinin böyle ikide bir yanına üç erkek müdür yardımcısını alarak okulda değil de askeriye de dolaşır gibi dolaşmaları, üzerimizde baskı kurmaya çalışmaları bizi rahatsız ediyor. Dersin ortasında bir bakıyorsunuz pat diye müdüremiz geliyor. Tamam gelsin hakkıdır diyebilirsiniz, bizi de gelmesi rahatsız etmiyor. Ama geliş var geliş var. Pat diye geliyor, dersi bölüyor, öğretmen dersi anlatırken beğenmeyip müdahale ediyor, gözümüzün önünde öğretmeni rencide ediyor. Dersin ortasında”bu böyle olmaz” ”bunu böyle mi yapıyorsunuz ? ”Artık bundan sonra şu şekilde olacak ” gibi cümlelerle derse her zaman müdahele ediyor.Sonra o öğretmen öğrenci karşısında nasıl saygı kuracak hiç düşünmüyor. Sonra zannedersiniz ki, müdüre hanım tüm branşların uzmanı. Gerçi öğretmenleri de seçerek yapıyor bu uygulamasını. Bu yaşımızda bile bunu anlayabiliyoruz.

Örneğin Atatürk köşesini kaldırtan, ya da her dersin yarısını Ak partiye ayıran öğretmenlerimizle hiç sorunu yok. Müdiremizin sayesinde siyasetten anlamasak da kim hangi partili kim güçlü bunu anlamış öğrenmiş oluyoruz.

Okul öğretmenlerimizin bir çoğu uzun yıllardır öğretmenlik yapan saygıdeğer insanlar.Onlara gözümüzün önünde bu şekilde muamele edilmesi bizleri oldukça üzüyor.Bir çok değerli öğretmenimize ”sen bu okulda yetersizsin ” diyerek psikolojik baskı uyguluyor. Nöbetci öğretmenimiz sınav öncesi dersine girmeden önce yan sınıfta boş dersi olan bir sınıftan dersle ilgili bir soru sormuş, öğretmenimiz gelip yan sınıftayım beş dakikaya geliyorum dedi. Kameradan öğretmenimizin sınıftan çıktığını gördü sanırız hemen denetleme adı altında sınıfa gelip birkaç arkadaşı alıp çıktı. Sonra öğrendik ki, öğretmenimizin haklarında ”derste yoktur” diye tutanak tutup arkadaşlarımıza baskıyla imzalatmış. Biz öğrenciyiz, küçüğüz diye hiçbir şeyi anlamadığımız görüp duymadığımızı zannediyorlar. Halbuki öğrenciliklerini hatırlayan herkes bilir ki, okulda olan biten herşeyi öğrenciler duyar görür, anlar. Birçok öğretmenize bu şekilde sesiz çekingen arkadaşlarımızı korkutarak yalanlarla tutanaklar tutturduğunu biliyoruz. Bu gidişle seneye bir çok öğretmenimizi göremeyeceğiz diye üzülüyoruz.

Okulumuz sosyal faaliyetler açısından oldukça başarılı bir okul. Bursa’nın köklü en eski en tanınmış okullarından. Yıl içerisinde çeşitli programlar hazırlar bunu öğretmenlerimize, velilerimize ve arkadaşlarımıza sunarız. Keyifle yaptığımız bu faaliyetler bu yıl müdüremizin önümüze çıkartılan engeller yüzünden kısıtlandı ve yapılanlarda da tedirgin ve mutsuzduk. Kıyafetlerimizden, sahnede sergileyeceğimiz program metnin içeriğine kadar herşeyi denetliyor ve müdüre hanımın istediği gibi olmak şartıyla yapılıyordu.10 Kasım programında ”Cumhuriyetimizin kurucusu, başkumandan M.K.Atatürk” cümlesini kullanacaksanız programı yapamazsınız diye uyarıda bulunmuştu.

8 martta kadın skeçlerimizi yapamadık.

Yıl sonu mezunlar gösterisi gösteri olmaktan ziyade birşeyler yapabilmenin onur kavgasına döndü. Bursa kız lisesinde kendi içimizde yapacağımız bir etkinlikte bale gösterici yapacak arkadaşlarımız bale kıyafetlerini giymelerine izin verilmediği için gösterisini yapamazken, bir arkadeşımız inanta ağlayarak taytla bale gösterisi yaptı.

Okulumuzun fotokopi ihtiyacı karşılanamazken, neredeyse tüm duvarlar ”15 Temmuz” başlıklı panolarla donatıldı. Sorduğumuzda ise okullara kırtasiye ödeneği geliyor denildi. Sanırız fotokopi kırtasiye ihtiyacı değil (!)

Pansiyondaki sorunlar ise yemeklerin kısıtlanması ile başladı. Kahvaltı çeşitlerinin fazla olduğu,(zeytin,peynir,reçel,salatalık bal veya tahin,gününe göre salam veya yumurta) ”israf ” edildiği söylenerek azaltıldı. Öğlenki yemekleri akşamda görünce nedenini yemekhane görevlilerine sorduk ”müdüre hanım israf edilmesin dedi ” yanıtını aldık. Artık yemeklerin, çorbaların tekrar tencerelere dökülüp akşam önümüze geldiğini görünce isyan ettik. Şikayetler üzerine biraz daha düzelir gibi oldu. Aslında pansiyonun müdürü, okul müdür yardımcımız vardı eski yıllarda herşey yolundaydı fakat anlaşıldı ki müdüre hanım pansiyon müdürümüzü sevmiyor. Okulda neyden şikayetçi olsak, hemen pansiyon müdürümüze topu atmasından, “o sizi kışkırtıyor, zaten o okul müdürü olmak istiyor diyerek bizleri susturmasından” yorulduk. Sanki bizim aklımız yok. Pansiyon müdürümüzün de yakında sürüldüğünü duyarsak hiç şaşırmayız. Çünkü müdüremizin anladık ki arkası çok kuvvetli.

Bazı veliler milli eğitime şikayetlerde bulundular ama nafile. Müdürümüzün yaptıkları hız kesmeden üstelik eskisinden daha da beter devam ediyor.

Ramazan da iftar yemeği verilecek denilerek 20 şer lira istediler. Pansiyonda kalan öğrenciler yatılı öğrenciler ve hepsi için devlet ödeneklerini ödüyor. Fakat iftarda bağış adı altında para toplandı bu yemek için. Halbuki öğrendik ki yemek belediye tarafından gönderilmiş. Bir çoğumuz için o yirmi liralar haftalık harçlığımız bizim. Bu da yetmezmiş gibi yine de aç kaldık. Çünkü müdüremiz çok bilet satmış birçoğumuza yemek yetmedi. Buna itiraz edince de vatan haini olduk. itiraz ettik aç kaldık çünkü.

Şerefsizler diye bağırmasına da izmir marşıyla cevap verdik saygısızca kavga mı etseydik. Bu CHP marşı vatan hainleri diye bas bas bağırdı.

Aslında eski mezunlar derneğinin de yöneticileri vardı yemekte. Onlarla da tartıştılar biz yurda kilitlendik.

Seneye siz buraya zor gelirsiniz diyerek. Her gün her ders zilinde domrayı evrensel müzik o diye dinliyoruz ama aç kalmaya izmir marşı söyleyince vatan haini oluyoruz.

Şuan tam olarak okulda kaç öğretmen soruşturmalık bilmiyoruz. Çünkü iki de bir öğrencileri korkutarak tutanaklar tutturulduğunu duyuyoruz.

Dönem sonunun gelmesi ile beraber gece nöbetindeki öğretmenlerimiz, hizmet personelleri işten atıldı. Ödeneğin olmadığı söylenerek pansiyonumuz kapatılmaya çalışılıyor.Ve bu pansiyonda kalmadığı sürece başka şehirde, Kız Lisesinde okuma şansı olmayan 184 öğrenci var.

Müdüre hanım bir şikayetiniz varsa buyrun gelin dediği için çeşitli zamanlarda çeşitli konularla kendisine gittik.Fakat kendisi dinlemek yerine siz beni suçluyorsunuz, bana iftira atıyorsunuz,öğretmenlerinizin dolduruşuna geliyorsunuz deyip bizleri dinlemedi.Bir sorundan bahsedince ”bu okulu ben adam ettim” diyor.Yani bizim sorun olarak gördüğümüz şey müdüre hanım için ”adam ettiği” konu oluyor. Bir çok arkadaşımız,velilerimiz kendisiyle tartışmak zorunda kaldı. Bunlar ne bir kız lisesi müdürüne ne de kız lisesi adına yakışacak davranışlar değil. Eğitim huzurumuz kalmamış durumda.

Özlem abla, burası okul burda siyaset yasak diyorlar ama müdürümüz neyin siyasetini yapıyor. Bize dayatılan bu siyasete biz boyun eğmek zorundamıyız. Biliyoruz, okul müdürümüz, valiliğe, milli eğitime cimere bir çok yere yazıldı. Bu yaşta anladık özlem abla, arkasını hükümete dayayan istediğini yapabiliyormuş. Peki bu ne kadar doğru. Onlardan farklı düşünüp hissedemez miyiz? Haberlerde hergün dinliyoruz. Fetöcü öğretmenler alınıyor falan diye. Yarın işlerine gelinmediğinde yarın eğer devran değişirse değiştiğinde şimdi bu kişilere de akötü mi diyecekler? Bu adaletsizlik bizim genliğimizi elimizden alıyor.

Bizim sesimizi duyacak birileri var mı bilmiyoruz. Son bir çare size sığındık.

Biz bu ülkenin geleceğiyiz! Bu okullar bizim! Boyumuzdan yaşımızdan büyük konuşuyor olabiliriz. Ama yine de söylemek istiyoruz ki, Bu okullar, bu ülke bizim. Kimsenin kendi çiftliğiymiş gibi davranmaya hakkı yok ! Tarihi Kız Lisesi önemini yitirmeden birilerinin harekete geçmesini sesimizi duymalarını diliyorum. Diyebilir siniz ki siz sadece bir okulda bir avuçsunuz. Ama biz inanıyoruz ki bu adaletsizlik birileri sesimizi duymazsa heryere adım adım yayılıyor. Veliler çocuklarına sahip çıkmalı korkmadan. Biz şımarıklık yapmıyoruz. Biz mızmıklık yapmıyoruz. Biz boşuna ağlanmıyoruz. Geleceğimiz çalınıyor. Veliler çocuklarına aman kızım sen sorun yaratma sus diyor. Yetkililer duymuyor. Bugün belki bir avuç küçük kızlarız. Ama çalınan hepimizin geleceği.

Not. Size bu mektubu isimlerimizle yazabilmeyi çok isterdik. ama isimlerimiz yayınlandığında öğretmenlerimiz disiplinlik oluyorsa biz kesin atılırız.

İRTİCA DOSYASI : MEB okullarında ‘Hizbullah’ sınavı ! ‘Karşı çıkan din düşmanı ilan ediliyor’


MEB okullarında ‘Hizbullah’ sınavı ! ‘Karşı çıkan din düşmanı ilan ediliyor’

MEB, terör örgütü Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen, “Peygamber Sevdalıları Vakfı”na bu yıl da okullarda Siyer (peygamberin hayatını anlatan) sınavı düzenlenmesine izin verdi.

Siyer sınavına hazırlanan H.R.K. “Babam sınava girmemi istemiyor. Ancak tablet kazanmak için sınava gireceğim” dedi. M.N. isimli veli, “Sınava karşı çıktığımız için din düşmanı ilan ediliyoruz” diye konuştu.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) terör örgütü Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen, “Peygamber Sevdalıları Vakfı”na bu yıl da okullarda Siyer (peygamberin hayatını anlatan) sınavı düzenlenmesine izin verdi. İstanbul’da çok sayıdaki okulda ise öğretmenlerin iki hafta sonra düzenlenecek siyer sınavına öğrencilerin girmesi için çağrı yaptığı öğrenildi.

Cumhuriyet’ten Seyhan Avşar’ın haberine göre, Sultançiftliği’nde bir ilkokulda okuyan ve siyer sınavına hazırlanan H.R.K. isimli kız çocuğu, “Bu sınava girmemi aslında babam istemiyor. ‘Otur okul derslerine çalış’ diyor. Ancak babamdan tablet istiyorum. Parası olmadığı için alamıyor. Bende tablet kazanmak için sınava gireceğim” dedi. Yine aynı semtte oturan ve çocuğunun sınava girmesini istemeyen M.N. isimli bir anne ise “Bizler bu sınava karşı çıktığımız için din düşmanı ilan ediliyoruz. Okulda öğretmenler ve diğer veliler tarafından dışlanıyoruz” diye konuştu.

MEB, çocukları tarikatlara, cemaatlere, dini kurum ve kuruluşlara emanet etmeye devam ediyor. Yıllardır Hizbullah’a yakınlığı bilinen “Peygamber Sevdalıları Vakfı” adı altında örgütlenen dinci grup, ülke genelinde ilkokul, ortaokul ve liselerde bu yılda “Siyer Sınavı” düzenleyecek.

Arasında tablet, bisiklet, çeyrek altının da bulunduğu 2 bin farklı ödülün verileceği belirtilen sınavda, en iyi dereceyi yapan öğrenciler ise bu vakfa emanet edilerek umreye gönderilecek. Ayrıca çok sayıda okulda ise öğretmenlerin bu sınava girmesi için öğrencilere çağrı yaptığı, öğrencilerin ise sınava katılmak için 5 TL ödeme yaptığı belirtildi.

ÖĞRETMEN İSTEDİ

Bu sınava girecekler arasında yer alan H.R.K. isimli kız çocuğu ise sınava girmesini din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeninin istediğini belirterek “Sınavı kazanmak için çok çalışıyorum. Bu sınava girmemi aslında babam istemiyor. Ancak babamdan tablet istiyorum. Parası olmadığı için alamıyor. Bende sırf tablet almak için sınava gireceğim. Verecekleri hediyeler çok güzel” dedi.

“Bu sınav okul derslerine engel olmuyor mu?” sorumuza ise H.R.K., “Sadece şu ara bu sınava çalışıyorum. Sınav bitince tekrar okul derslerime çalışacağım. Bazen babamda kızıyor. ‘Otur okul derslerine çalış’ diyor.” ifadelerini kullandı.

‘DİN DÜŞMANI İLAN EDİLİYORUZ’

Çocuğunun siyer sınavına girmesini istemeyen M.N., isimli veli ise “Müslümanız bizler ancak çocuklara böyle sınavlar yapmalarını uygun görmüyorum. Ona gerekli dini bilgiyi ben evde veriyorum. Yazın çocuğumu Kuran kursuna çağırıyorlar. Şimdi ise bu sınav. Çocuğumun böyle bir sınava girmesini istemiyorum. Ancak diğer çocuklardan etkileniyor. Ayrıca bizler karşı çıktığımız için din düşmanı ilan ediliyoruz. Okulda öğretmenler ve diğer veliler tarafından dışlanıyoruz” dedi.

İRTİCA DOSYASI : CÜBBELİNİN KIZLARI DOSTOYEVSKİYİ İSPANYOLCA OKUYOR


ÖZEL BÜRO NOTU : BÖYLE DURUMLARDA SÖYLENEN BİR DEYİŞ VARDIR. “ELE VERİR TALKINI KENDİ YUTAR SALKIMI”. CÜBBELİNİN DURUMU DA BÖYLE. HANÇERİNDEN YIRTARCASINA YILLARDIR KIZ ÇOCUKLARINI OKULA GÖNDERMEYİN DİYEN BİR ADAMIN KIZLARI BÖYLE OLSUN. İŞTE BÖYLE OLDUĞU İÇİN ALLAHTAN KİMSE BUNLARA İNANIP DEDİKLERİNİ YAPMIYOR.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.