İRTİCA DOSYASI : İskender Evrenesoğlu KENDİNİ PEYGAMBER İLAN EDİNCE DİYANET SİTELERİNİ KAPATTI !!!


İskender Evrenesoğlu KENDİNİ PEYGAMBER İLAN EDİNCE DİYANET SİTELERİNİ KAPATTI !!!

17-08-2019

Kendisini “mehdi” ve “resul” ilan eden sözde peygamber İskender Evrenesoğlu’na ait 5 internet sitesine erişim engeli getirildi.

Diyanet İşleri Başkanlığının talebi üzerine Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliğince kendisini “mehdi” ve “resul” ilan eden sözde peygamber İskender Evrenesoğlu’na ait 5 internet sitesine erişim engeli getirilmesine karar verildi.

Evrenesoğlu’na ait olduğu belirlenen Kur’an-ı Kerim meali ve tefsir yayını yapan internet sitelerinin Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulunca yapılan inceleme sonunda “İslam dininin temel nitelikleri açısından sakıncalı olduğu” tespit edildi.

Kurul yayınlara erişiminin engellenmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına talepte bulundu.

Talebi değerlendiren Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliği söz konusu sitelerin “İslam dininin temel nitelikleri açısından sakıncalı olduğuna” hükmederek sitelerin erişimini engelledi.

DİYANETİN ‘ERİŞİM ENGELİ’ TALEBİ

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kur’an-ı Kerim meallerinin Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığınca Diyanet İşleri Başkanlığı kamu kurumları özel kişi ve kuruluşların talebi üzerine veya resen inceleneceği ya da incelettirileceği bildirilmişti. Kararnamede inceleme sonunda “İslam’ın temel nitelikleri açısından sakıncalı olduğu Kurul tarafından tespit edilen meallerin Başkanlığın yetkili ve görevli merciye müracaatı üzerine basım ve yayımının durdurulmasına dağıtılanların toplatılmasına ve imha edilmesine karar verilebileceği” ifade edilmişti.

Kararnamede “yayının internet ortamında yapılması halinde Başkanlığın müracaatı üzerine bu yayınla ilgili olarak erişimin engellenmesinin yetkili kurumlardan istenebileceği” kaydedilmişti.

İskender Evrenesoğlu kendisine vahiy geldiğini ve peygamber olduğunu “Risalet Nurları” isimli kitabın ise vahiy yoluyla Allah tarafından yazdırıldığını iddia ediyor.

LİNK : https://www.abcgazetesi.com/kendini-peygamber-ilan-edince-diyanet-sitelerini-kapatti-34786

İRTİCA DOSYASI /// Türbe sanıp yıllarca öptüler : Bakın ne çıktı


ÖZEL BÜRO NOTU : DEDEMLERİN 1950’Lİ YILLARDA BİR KAPI KOMŞUSU VARDI VE DEDEMLER İLE ÇOK SAMİMİ OLDUKLARI İÇİN SIK SIK EV ZİYARETLERİ YAPARLARDI. BU KOMŞULAR ÇOK DİNDAR İNSANLARDI. DEDEMİN EV KOMŞUSU OLAN HAKKI AMCA EVİNİN EN MÜSTESNA YERİNDE BİR RAFIN ÜZERİNDE ARAPÇA BİR KİTAP BULUNDURUYORDU. DEDEM DE HEP MERAK EDERMİŞ, BİR GÜN FIRSATINI BULUNCA SORMUŞ HAKKI AMCAYA. O DA KURAN-I KERİM DEMİŞ. ANCAK DEDEM DE ÇOK DİNDAR BİR İNSAN OLDUĞU İÇİN BİR ARA FIRSATINI BULUNCA HAKKI AMCANIN KURAN-I KERİM DEDİĞİ KİTABI ALIP İNCELEMİŞ. DEDEM ÇOK İYİ OLMASA DA ARAPÇA OKUR-YAZARDI. KİTABI ELİNE ALDIĞINDA BUNUN KURAN OLMADIĞINI ARAPÇA YAZILMIŞ DİNİ ÖYKÜ KİTABI OLDUĞUNU ANLAMIŞ VE ÇOK GÜLMÜŞ. İŞTE BU YAZIDAKİ HİKAYEDE BENZER. İNSANIMIZ DİN KONUSUNDA HURAFELERE O KADAR ALIŞTIRILDI Kİ HER SAKALLIYI ŞEYH, HER MEZARI DA TÜRBE ZANNEDİYOR. ALLAH AKIL VE FİKİR VERSİN. ERKUT ERSOY & ÖZEL BÜRO GRUBU

Muğla’nın Marmaris ilçesindeki Turgut Mahallesi sakinleri ve civarda yaşayanlar, yıllarca kapısına gelip dua etti, duvarlarını öptü. İnsanlar mezarı Çağbaba olarak biliyordu. Dilek dilemeye gelenler, şifa arayanlar sık sık ziyaret ediyordu. Ancak gerçek bambaşkaydı.

Türbe olduğu sanılan yapıda arkeolojik çalışmalar yapıldı ve Antik Karia uygarlığında yaşayan gladyatör (dövüşçü/savaşçı) Diagoras’a ait bir mezar olduğu belirlendi. Mezar hakkındaki bir diğer önemli özellik ise, 2 bin 300 yıllık ve 6 metre yüksekliğindeki bu anıt mezar, dünyanın yedi harikasından biri olan Mousoleum’a benzerliğiyle dikkat çekiyor ve Türkiye’de ayakta kalan tek piramit mezar olma özelliğini taşıyor.

Diagoras ödüllü bir dövüşçü

Arkeograf ve yazar Raşit Öztürk, “Bu boksörün resimleri falan daha yeni bulundu. İki oğlu var ve iki oğlu da boksördür. Diagoras’ın ödülleri vardır, bu ödüller bir yığın tapınaklarda var. Diagoras, sokaklarda dolaştığı zaman halkın alkışladığı bir boksördü " dedi.

TRT Haber’den Duygu Tuncer’in haberine göre, yöre insanı mezarda kaçak kazı yapanların, öldüğü, boşandığı ya da hasta olduğuna inanıyor.

İRTİCA DOSYASI : ŞERİAT TEHLİKESİ SANDIĞINIZDAN ÇOK DAHA BÜYÜK . ..!!


ÖZEL BÜRO NOTU : BU GİDİŞAT İÇ SAVAŞA NEDEN OLUR. HER İKİ TARAFTA KAZANAMAZ AMA ÜLKE İŞGALE AÇIK HALE GELİR. BİZİ DAĞITIR, MADENLERİMİZE VE YER ALTI KAYNAKLARIMIZA EL KOYARLAR. EĞER BUNU İSTİYORLARSA DEVAM ETSİNLER.

ŞERİAT TEHLİKESİ SANDIĞINIZDAN ÇOK DAHA BÜYÜK …!!

Kimden : Güngör Özeke – ozeke2009

Uyan ey halkım uyan ..Çok geç olmadan uyan ..!! Yeni Türkiye Hayırlı olsun: Şimdi sıkı durun…

2017-2018 Eğitim Öğretim yılından itibaren Dinkültürü ve Ahlak Bilgisi dersi içerisine bir ünite ekleniyor.”MUAMELET VE UKUBAT” ünitesi..Bunun anlamı şudur: ”MUAMELET VE UKUBAT” dersinde çocuklarımıza şeriatın anlatıldığı, el-kol kesme cezasını, recm (taşlayarak öldürme), evlilikte çok eşlilik, şeriata göre eş boşama öğretilecek….

Kültürel devrim başladı..“Laikliğin fiilen ve hukuken bitirilmesinin zemini eğitim yoluyla inşa ediliyor”

Bilmeyenler için söyleyelim:

MUAMELET: Kişisel, toplumsal ve yönetsel eylemlerin şeriat düzenindeki karşılığı..

UKUBAT : Şeriata göre suç kabul edilen eylemlere / fiilere verilecek cezalar..

Sakın evinizden çıkmayın olur mu….!! Siz hala Türkiye’ye şeriat rejiminin gelemeyeceğini mi sanıyorsunuz?..

İRTİCA DOSYASI /// Yobaza bak : Göbeklitepe, Urfa’nın ‘peygamberler şehri’ kimliğini yok etmek için icat edilmiş !!!!


Yobaza bak : Göbeklitepe, Urfa’nın ‘peygamberler şehri’ kimliğini yok etmek için icat edilmiş !!!!

Dünyanın en eski anıtsal tapınağı olarak kabul edilen Şanlıurfa’daki Göbeklitepe için Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, "Urfa’nın Peygamberler şehri kimliğini yok etmek için icat edildi" dedi.

Şanlıurfa’da bulunan ve dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olarak kabul edilen ayrıca en eski anıtsal tapınak olarak kabul edilen Göbeklitepe için Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan’dan cihatçı çetelerin söylemlerini aratmayacak bir ‘uyarı’ geldi.

Twitter hesabından Göbeklitepe’nin fotoğrafını paylaşan Kaplan, fotoğrafın yanında “Göbeklitepe Urfa’nın Peygamberler şehri kimliğini yok etmek için icat edildi” iddiasında bulundu. Kaplan paylaşımının devamında da “Gözümüzün içine baka baka bir cinayet işleniyor ama biz göremiyoruz bile” dedi.

Gerici yazar, insanlığın ortak miraslarından biri olarak görülen buluntular için sarfettiği sözleri içeren paylaşımını gelen tepkilerin ardından kaldırmak zorunda kaldı.

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası kalıcı listesine alınan Göbeklitepe için AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından yapılan açıklamada 2019’un ‘Göbeklitepe Yılı’ ilan edildiği belirtilmişti.

İRTİCA DOSYASI : DİŞ HEKİMİ ÖĞRENCİLERİNİN İÇKİ İÇTİĞİ YER ŞİMDİ “BARDAKÇI BABA” TÜRBESİ OLDU :) KOMİK AMA GERÇEK :)


ÖZEL BÜRO NOTU : BİZ YILLARDIR BOŞUNA İRTİCA İLETİLERİ PAYLAŞMIYORUZ. HEPSİNİN BİR NEDENİ, BİR AMACI VAR. ÇÜNKÜ HER NE KADAR 21. ASIRDA YAŞIYOR OLSAK TA LOKAL ÖLÇEKTE BAZI VATANDAŞLARIMIZ ORTAÇAĞDAN ÖTEYE GİDEMİYOR. ÇÜNKÜ HURAFELİ DİN ONLARI O KADAR UYUŞTURMUŞ Kİ BİR ÇAKMA ŞEYH ÇIKIP İDRAR KANSERE İYİ GELİYOR DİYE UYDURMA BİR FETVA VERSE BU ZAVALLI GÜRUH SIRF ŞEYLERİ ÖNERDİ DİYE KENDİ ÇİŞİNİ BİLE TİKSİNMEDEN İÇER. İŞTE BİZİM MÜCADELEMİZ AYDINLIĞI, BİLİMİ, MODERNİZMİ TAVSİYE EDEN GERÇEK İSLAM İLE DEĞİL BU TÜR İSLAM İLE. ASLINDA BUNA İSLAM DA DENMEZ. BİR TAKIM ŞAİBELİ VE HAYALİ ŞEYHLERİN ŞIHLARIN KENDİ TOTOLARINDAN UYDURUP UYDURUP YAZDIKLARI EKLEMELER İLE KUTSAL DİNİMİZ TANINMAZ BİR HALE GETİRİLDİ. İÇİNE BOLCA KURAN’DA GEÇMEYEN SÖZDE HADİSLER, AYETLER EKLENDİ VE BU HURAFELER NESİLDEN NESİLE ABARTILARAK BUGÜNKÜ HALİNİ ALDI. ŞİMDİ İSE BU HURAFELER YÜZÜNDEN CİHAD DENİLEN SAÇMALIK SAYESİNDE IŞİD GİBİ, EL KAİDE GİBİ TALİBAN GİBİ TERÖR YUVALARI OLUŞTU VE BUNLAR DA DÜNYANIN BAŞINA BELA OLDU. ETKİME-TEPKİME MESELESİ. KALEMİMİZ KIRILMADIĞI MÜDDETÇE ÇAKMA ŞEYLER VE ŞIHLAR İLE MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ. BİZİ TAKİBE DEVAM EDİN.

BARDAKÇI BABA

Yıl 1968 idi. .

İstanbul’da Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde okuyan bir grup genç okulun hemen yanındaki koruluk alanı buluşma yeri yapmıştı. .

Gündüzleri ders çalışıyor geceleri şarap içiyorlardı. .

Ağaçların arasında oldukları için onları kimse görmüyordu. .

Önce tahta bir masa koydular. .

Bir kaç sandalye…

Sonra masaya 4-5 bardak. .

Yanına da bir damanaca su. .

Onlar yokken kimse bardaklara dokunmuyordu.

Bardaklar hep masanın üzerinde duruyordu. .

Zamanla grubun üyeleri çoğaldı. .

Doğal olarak bardak sayısı da çoğaldı. .

Ardından yer kolay bulunsun diye tahtadan bir taleba yaptılar.

Buluşma yerine bir isim koydular. .

Birgün kız arkadaşlarını korkutmak için mezar görüntüsü veren bir tümsek yaptılar. .

Ders çalışmak için okuldan getirdikleri çene kemiklerini ve kuru kafaları bu tümseğin üzerine koydular. .

Gel zaman git zaman okul bitti. .

Herkes mezun oldu. .

İş hayatına atıldılar. .

Bugün İstanbul Fulya’da bir türbe var. .

Bardakçı Baba Türbesi. .

Hergün dolup taşıyor. .

Evlenmek isteyen. .

Çocuğu olmayan. .

Eşiyle kavga eden. .

İş arayan. .

Hastalığına çare arayan. .

Sınav kazanmak isteyen. .

Kısacası umut dilenen herkes. .

Geliyor dilek tutuyor mum yakıyor bardak kırıyor. .

Bu rituel yıllardır sürüyor. .

Türbeyi bugüne kadar ziyaret edenlerin sayısı milyonları geçmiştir. .

Bardakçı Baba türbesi uzun yıllar boş bir arsadaydı. .

Sonra Belediye etrafını çevirdi bir türbe haline getirdi. .

Tabela bile asıldı. .

Ancak el ayak kestiği ve çevreyi kirlettiği için bardak kırmak yasaklandı. .

Daha sonra arsayı satan alan Tertace Rezidans inşaatın tam önünde kalan türbeyi kaldırmak için çare aradı. .

Ama halkın tepkisinden korktu geri adım attı. .

Bunun üzerine binayla uyum sağlaması için mezarı siyah mermer ile kapladı.

Etrafını camla kapattı ve ışıklandırıldı. .

Türbenin yanına kocaman harflerle de yazdı. .

“BARDAKÇI BABA EL FATİHA. ”

Şimdi yoldan gelip geçenler Bardakçı Baba’ya bir “El Fatiha” okuyup gidiyor…

Kimi dilek tutuyor. .

Kimi yanında yetirdiği bardağı türbeye sürüp tekrar çantasına koyuyor. .

Peki kim bu Bardakçı Baba?. .

Kim biliyor musunuz?. .

Bardakçı Baba 1968 yılında diş hekimliği fakültesinde okuyan bir grup gencin kız arkadaşlarını korkutmak için kazdıkları mezarda yattığı sanılan hayali kişi. .

O dönemin şahitlerinden Diş Hekimi Hüseyin Cahit Dursun yıllar sonra gerçeği şöyle açıklamıştı.

“Ders çalışırken su ve bazen de şarap içmek için koyduğumuz bardaklara kimse dokunmazdı…

Bu nedenle tahtadan yaptığımız tabelaya muziplik olsun diye Bardakçı Baba yazdık. . Sonraları biz orada yokken birileri damacanaya su doldurmaya başladı. Bir süre sonra da türbe oldu. Ağaçların kesilmemesi için sırrı açıklamadım. Fakat ağaçlar kesildi…

Devletimiz de bir yatır olduğuna inandı. . Ağaçlar kesildi çevre türbeye yakışır şekilde düzenlendi. Özel tabelalar asıldı. Oysa burası kesinlikle boş. .

Mezarda yatan falan yok. ”

Sonra da Beşiktaş Müftülüğü ve İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğü şu açıklama yapmıştı. .

“Kayıtlarımızda söz konusu Bardakçı Baba ile ilgili hiç bir bilgi yok. ”

İRTİCA DOSYASI : -Başörtüsü ilahi emir değil- dedi Savcı soruşturma açtı !!!!


Başörtüsü ilahi emir değil- dedi Savcı soruşturma açtı !!!!

İlahiyatçı yazar ve TELE1 programcısı Cemil Kılıç, Twitter hesabından savcılığın kendisine açtığı soruşturmayı ‘Şeriat hukukuna geçtik de bir tek benim mi haberim yok?!’ diyerek eleştirdi.

AKİT, DAHA ÖNCE HEDEF GÖSTERMİŞTİ

Gerici Yeni Akit gazetesinin hedef göstermesinin ardından Rami Atatürk Anadolu Lisesi’ndeki görevinden uzaklaştırılan ilahiyatçı-yazar Cemil Kılıç, görevine iade edilmişti. Ancak, Kılıç görev yaptığı okula değil sürgün edilerek Anadolu’da uzak bir köye gönderilmişti.

Başörtüsü İslami bir gelenektir’ diyen İlahiyatçı Cemil Kılıç’a savcılık dava açtı. Kılıç ise sosyal medya hesabından açılan davayı eleştirerek ‘GERÇEKTEN ANLAMIYORUM! Başörtüsü İslamî bir gelenektir ancak ilahi bir emir değildir, diye görüşümü belirtiyorum. Savcı bana dava açıyor. Şeriat hukukuna geçtik de bir tek benim mi haberim yok?!’ ifadelerini kullandı.

DAHA ÖNCE AKİT HEDEF GÖSTERMİŞTİ

Gerici Yeni Akit gazetesinin hedef göstermesinin ardından Rami Atatürk Anadolu Lisesi’ndeki görevinden uzaklaştırılan ilahiyatçı-yazar Cemil Kılıç, görevine iade edilmişti. Ancak, Kılıç görev yaptığı okula değil sürgün edilerek Anadolu’da uzak bir köye gönderilmişti.
******

Okurlarımıza,
Arşivimizden aşağıdaki dosyayı sunuyoruz…

Dr. Ahmet Saltık
10.7.19, http://www.ahmetsaltik.net
****

D. Ali Ercan

Mart 16, 2012

DİNDARLAR DİNCİLERE KARŞI

Değerli arkadaşlar,

En sonunda Mısır’da dindarlar da patladı dincilere karşı. Her zaman söylediğim gibi, sistemler kendi çelişkilerini kendileri yaratır. Bu manada, Şeriata doğru gidişatı da ülkedeki laik kesimin direnişinden daha çok, makul dindarların karşı çıkışları engelleyecektir, engellerse. æ

***

Sünni İslam’ın en önemli kurumu olan Mısır’daki El Ezher üniversitesi’nin Rektörü Şeyh Muhammed Said Tantavi, okul gezisi sırasında girdiği bir sınıfta bir genç kıza, yüzünü açmasını söyledi.

Kız, “Bu benim inancım gereğidir. Açmam.” deyince, sinirlendiği her halinden belli olan Şeyh Tantavi, bağırarak “Bu tarz örtünmenin İslam’da yeri yok. Ben İslam dinini senden ve senin ailenden daha iyi biliyorum.” dedi.

…AP Ajansına konuşan El Ezher Üniversitesi güvenlik görevlileri de kendilerine

sözlü olarak emir geldiğini, üniversitenin herhangi bir binasına veya üniversitenin alanına, baştan kara çarşaflı genç kızların bundan böyle alınmayacağının söylendiğini belirtti.

El-Ezher Üniversitesinden, Prof. Taha Riyan “Müslümanların kendi ders kitaplarını yeniden yazması gerekiyor, İslam 1430 yaşında, yeniden bir temizlik yapılmalı,

temel hükümleri hafifletmek gerekiyor.” dedi. VATAN, 15.3.2012

Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nin rektörü Tantawi:

ÖRTÜNMENİN ve ÇARŞAFIN İSLAMLA İLGİSİ YOK!

Tuncay Erciyes

Mart 15, 201

Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nin rektörü Tantawi:

ÖRTÜNMENİN ve ÇARŞAFIN İSLAMLA İLGİSİ YOK!

Mısır’da Arapça yayın yapan Masrawy sitesinin haberine göre, Sünni İslam’ın en önemli enstitüsü olan Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nin rektörü Şeyh Muhammed Said Tantavi, El Ezher Enstitüsü’nün ilk ve ortaokullarına domuz gribi ile ilgili yaptığı bir okul gezisi sırasında yaşandı.

Tantavi, bir sınıfta bir genç kıza, YÜZÜNÜ AÇMASINI SÖYLEDİ.

Kız da ” Bu benim İNANCIM GEREĞİDİR. AÇMAM” deyince, sinirlendiği her halinden belli olan Şeyh Tantavi, kaba sesiyle bağırarak kıza;

“BU TARZ ÖRTÜNMENİN yani Nikabın İSLAM’DA YERİ YOK. Ben İslam dinini senden ve senin ailenden daha iyi biliyorum, sizi Nikab değil, El Ezher’in duvarları korusun.” dedi.

Rektör Tantavi ,

ÇARŞAFIN YALNIZCA BİR GELENEK OLDUĞUNU ve Kur’an-ı Kerim’le ve İslam’la bir ilişkisi olmadığını söyledi.EL EZHER, daha önce de kadınların vücut çizgilerinin belli olmaması koşuluyla bol PANTOLON GİYEBİLECEKLERİ FETVASINI VERMİŞTİ. Yalnızca Mısır’da değil, dünyanın dört bir yanındaki Müslüman topluluklarında da olay yaratacak olan olay, Şeyh Tantavi’nin kadının yüzünü ve vücudunun tümünü baştan aşağı örten kara çarşafın İslami inançla bir ilgisi olmadığından yasaklanması için FETVA ÇIKARACAKLARINI belirtti.

EL EZHER HOCALARINDAN TANTAVİ’YE DESTEK GELDİ

Olayın arından AP ve Reuters, Şeyh Tantavi’ye ulaşmak için birbirleriyle yarıştı.

Ancak Tantavi’ye ulaşılamadı. Ama El Ezher Üniverstiesi araştırma kurumlarından Şeyh Abdel Maotai Bayumi, AP’ye yaptığı açıklamada;

“Biz hep birlikte Nikabın, İslami olmadığını biliyoruz.
TALİBAN KADINLARI ÇARŞAF GİYMEYE ZORLUYOR.

Ve bu iş giderek yayılıyor. Bunu yasaklamanın zamanı geldi.” dedi.

AP Ajansına konuşan El Ezher Üniversitesi güvenlik görevlileri de kendilerine sözlü olarak bir emir geldiğini, üniversitenin herhangi bir binasına veya üniversitenin alanına, baştan KARA ÇARŞAFLI GENÇ KIZLARIN BUNDAN BÖYLE ALINMAYACAĞININ söylendiğini belirtti.

DERS KİTAPLARI TEKRAR YAZILMALI : CİHAD ŞİDDETTİR.

El-Ezher Üniversitesinden Prof. Taha Riyan

Müslümanların kendi ders kitaplarını yeniden yazması gerekiyor.

İslam 1430 yaşında, yeniden bir temizlik yapılmalı, temel hükümleri hafifletmek gerekiyor.”

dedi ve Muhammed Seyyid Tantawi’nin ders kitaplarında değişiklik yapılması emrini verdiğini de söyledi. Hatırlanacağı gibi geçen yıl Vatikan’dan resmi bir açıklama yapılmış İslam’ın ümmeti için
“din reformu çağrısında bulunulmuştu.
“Vatikan özellikle Müslümanların Cihadı terk etmelerini talep etmişti. Papa Benedict’in Baş Danışmanı

“Cihadı Kur’an hükümlerinden çıkarmak gerektiğini, CİHADIN ŞİDDET OLDUĞUNU” söylemişti.
Vatikan’ın bir iddiasına göre de, Müslüman ülkelerin liderlerinin

“Cihadın şiddet olduğunu tanımlamak için tekrar tartışmak gerekir.” dediği söyleniyor.

LİNK : www.turkishnews.com/tr/content/2009/10/18/misir-el-ezher-kara-carsaf-tartismasini-kapatti/

İRTİCA DOSYASI : LAİK SİSTEME SAHİP ÇIKMAZ İSENİZ KARINIZ, KIZINIZ, ÇOCUĞUNUZ HATTA BİZATİHİ GÖ….Z DÜDÜKÇÜ ŞEYHLERİN İLGİ ALANINA GİRER /// BİZDEN UYARMASI !!!!!


BARIŞ TERKOĞLU : PUTLARI YIKMAYA CESARETİNİZ VAR MI ????

ÖZEL BÜRO NOTU : LAİK SİSTEMİN GÖZÜNÜ SEVEYİM. EĞER ATATÜRK BU SİSTEMİ KURMASAYDI, BU YAZIDAKİ GİBİ TÜRKİYE’NİN HER YANINDA “DÜDÜKÇÜ ŞEYH”LER MEZRA, KÖY, İL, İLÇE DEMEDEN NE KADAR ERKEK KADIN ÇOCUK VARSA DÜDÜKLEYECEKTİ. ÇÜNKÜ BİZDE DİN-ALLAH-KURAN DEDİKTEN SONRA CAHİL VATANDAŞLARA B…..NUZU BİLE ŞİFA DİYE YEDİRİSİNİZ. ÜSTELİKTE KETÇAP İLE MAYANOZ İLE YERLER. BAZI GERZEKLER DE HALA ŞERİAT REJİMİ GELSİN DİYOR. GELİNCE NE OLACAK SÖYLEYELİM. ŞEYH KARINIZA, KIZINIZA YADA ÇOCUĞUNUZA GÖZ DİKECEK. ALLAH İÇİN KENDİNE İSTEYECEK. VERMESEN KAFİR İLAN EDECEK, VERSEN NAMUS GİDECEK. HATTA BAZISI BUNUNLA DA YETİNMEYECEK G…TÜNÜZE GÖZ DİKECEK. O ZAMAN NE OLACAK ? İŞTE LAİK SİSTEM BUNU ÖNLEMENİN TEK TEMİNATI. EĞER G…..NÜZE TALİP İSTEMİYORSANIZ, ÖNCE LAİK SİSTEME SAHİP ÇIKIN. LAİKLİK G….NÜZÜN VE NAMUSUNUZUN TEMİNATIDIR. ARGO İFADEMİZ İÇİN LÜTFEN KUSURA BAKMAYIN. BU REZİLLERİN DURUMUNU NORMAL CÜMLELERLE ANLATINCA BAZI SALAKLAR ANLAMIYOR DA.

“Ve işte orada Muhammed, devesinden indi.Gururlu bir edayla putların yanına gidipasasını havaya kaldırdı. Önündeki ilk putagüçlü bir darbe indirerek onları kırmaya başladı. Müslümanlarda onu izlediler. Güçlü Hubal, üç ay bakiresi…360 put toza toprağa karıştı. (…) Kısa süre içindeMekke’de tek bir put kalmadı.” Hazreti Muhammed, Esad Bey (Kurban Said), Mızrak Yayınları.
Gazeteci
Timur Soykan’ın yeni çıkan “Badeci Şeyh’in Sır Odası” kitabını okuyunca düşündüm. Acaba peygamberin yıktığı putları dinciler elleriyle yeniden mi diktiler? Kuran’ın harflerini, inançlarını, ibadetlerini kendilerine harç mı yaptılar?
Daha açık söyleyeyim…
Dergâhlar, hocaefendiler, gavslar geç kalmış putları mı temsil ediyor?
Ben Nakşibendi Tarikatı Halidiye Kolu’nda şeyhlik yaparım. Askerden geldikten sonra Bursa ilinde Hasan Burkay Efendi’nin yanında kalarak yetiştirildim. Hasan Burkay Efendi bana dervişliği ve mürşitliği öğretti. Benim şeyhliğini yaptığım dergâhın ismi Kırklari Sohbet Evi’dir.
Sorgusunda kendisini böyle tanıtıyordu. Gerçek adının Uğur Korunmaz olduğunu müritleri karakolda öğrendi. “Şeyh Hasan Uğur Hoca” diye biliyorlardı. Türkiye ise 8 yıl önce onu Bursa’dan çıkan “Badeci Şeyh” olarak tanıdı. Üzerine espriler yapıldı, unuttuk. Timur Soykan’ın kitabı ise peşini bırakmıyor. 9 Haziran 2011’de polise gelen ihbar telefonundan mahkeme kararına kadar Badeci Şeyh’in dosyasını anlatıyor.

İçene ‘mübarek olsun’ derim
Yüreğim kaldırmadı, inanamadım, öfkelendim. Hem Şeyh’in kendisi, hem de müritler açık açık anlatıyordu:
Bana pirliği 2005 yılında vefat eden Hasan Burkay Efendi verdi. Hasan Burkay Efendi beni badeledi. Badelemek benim tarikatıma göre pirin cinsel organını yalayıp öpmek ve sonra gelen sıvıyı içmektir.
Pirin cinsel organından gelen sıvı sperm değildir, beyaz başka bir sıvıdır. Bu sıvı sadece pirlik verilmiş kişiden gelir.
Tarikatta dini sohbetler harem selamlıktı. Ortam muhafazakârdı. Zikir yapılıyor, müritler kendilerinden geçiyordu. Her şeyi bozan ise arkasından kapı kilitlenen “sır odası”ydı:
Zikir esnasında cezbelenen şahıslar benim bulunduğum sır odasına tek tek gelir. Ben gelen bayan ve erkek şahısları cinsel organımı öptürmek ve yalatmak suretiyle badelerim. Bunun dışında şahısların istekleri üzerine erkeklerle ters ilişki, kadınlarla ise ters ve normal yoldan cinsel ilişkiye girdim.
Pir’in cinsel organına “kelam-i ala”, gelen sperme “bade” diyorlar. Badeci Şeyh “içene ‘mübarek olsun’ derim ve mürit odadan çıkar” sözleriyle ilişkinin bitişini anlatıyor.
Onlarca erkek ve kadın müridin ifadeleri birbirini doğruluyor. Kimi ev kadını, kimi esnaf, kimi işsiz. İçlerinde AKP İl Başkanlığı’nı koruyan özel güvenlik dahi var. Karakolda, savcılıkta, mahkemede konuşuyorlar. Kendi istekleriyle sır odasına girip defalarca badelendiklerini anlatıyorlar. Cinsel ilişkiye ise “tabi olmak” diyorlar. Erkekler anal, kadınlar her yolla şeyhe “tabi oluyor”. Şeyhin sperminin “nur çeşmesi” olduğuna inanıyorlar. İçlerine ne kadar çok doldururlarsa cennete o kadar yaklaşacaklarını sanıyorlar. Hesap gününde “Uğur Hoca”nın kendilerinin yanına gelip yol göstereceğini düşünüyorlar. Yetmiyor. Eşlerini, kardeşlerini, annelerini “badelensin”, “tabi olsun” diye şeyhe götürüyorlar.
2011 yılında 34 yaşında olan internet kafe işletmecisi Ümüt S. ifadesinde anlatıyor:
Resmi nikâhlı eşim olan Ayşe S’yi ders alması için Uğur Hoca’nın yanına dergâha götürdüm ve hocamız ile tanıştırdım. (…) Eşime gerek ben, gerekse Uğur Hocam, Allah’a yakınlaşmak, cenneti kazanmak için bade olması gerektiğini söylerdik. Beraber dergâha gittik. Eşim Uğur Hoca’nın bulunduğu sır odasına tek başına girdi. Amacı bade yapmaktı ve yarım saat sonra odadan dışarı çıktı. Ben o sırada dergâhın yan odasında bulunuyordum. Dergâhı eşim ile beraber terk ettik. Eşim ile birlikte yolda giderken bade olayının nasıl geçtiğini sorduğumda bana ilk sıralarda zorlandığını sonra alışarak Uğur Hoca’nın cinsel organını ağzına alarak boşalttığını bana anlattı ve evimize gittik.
Şeyh’in ifadesinden Ayşe S. ile normal ilişkinin de olduğunu, Ümüt S’nin kardeşini bile Şeyh’e sunduğunu anlıyoruz. Mahkemede dahi “benim inancım bunu gerektirdiği için devam etmeyi düşünüyorum, hocama bağlılığım sürekli olacaktır” sözleriyle tabiyetini sürdürüyor.

Badeci Şeyh’in son durumu
Konu tarikat olunca soruşturmada bir isteksizlik başlıyor. Savcılığa bile çıkarılmadan serbest bırakılan Şeyh, tepkiler üzerine tekrar gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Soruşturmanın başlamasına neden olan çocuk istismarı ihbarı nedense hiç soruşturulmuyor. Hakkında sadece 4 sayfalık bir iddianame çıkıyor. Şikâyetçiler birer birer vazgeçiyor.
Yılmaz Y. gibi müritleri “biz bade dediğimiz olayı yaparken çocuğun annesinin göğsünü emmesinden farklı duygular hissetmiyorduk” sözleriyle şeyhlerini savunuyor.
Yargı bile ikiye bölünüyor. Yerel mahkeme “herkes razı” diyerek şeyhe çocuk pornosu arşivinden ve tarikat kurmaktan 6 yıl hapis cezası veriyor. Yargıtay ise “din ile kandırmayı” rızasızlık sayıyor. Sonunda cinsel saldırı da sayılarak 188 yıl hapis cezası ile mahkeme bitiyor.
Hapisteki Şeyh’in son durumunu avukatı anlatıyor:
Morali, psikolojisi iyi. Ben ‘yeniden yargılama için yollar deneyelim’ diyorum. ‘Boş ver’ diyor. Kabullenmiş durumda. 32 yıl hapis yatacak. 73 yaşında çıkacak…”
Bugün halen sosyal medyada “Zamanın Gavsı Hasan Uğur Hazretleri” adıyla Badeci Şeyh’in dini videoları izlenebiliyor. Badeci Şeyh utanmadan konuşuyor: “Doğru yerde, doğru zeminde, doğru kişiyle olamazsanız güderler sizi, Allah adını kullanarak bile güderler”.

‘Sır odası’nın tek görüntüsü
Peki, sır odasının görüntüsü?
Mahkeme dosyasında bir video var. Şeyh’in badeleme görüntüsünden bilirkişiler şu sözleri rapora yazıyor:
“Oh, işte öyle tavaf et”.
41 yaşında kendisini Şeyh’e teslim eden Dokumacı Ahmet Ş. polise “sır odası”nda attığı çığlığı anlatıyor:
“Canım çok acıdı ve ben de tam o sırada ‘Allah’ dedim.”

Nasıl oluyor?
Kendilerine “cennet” vaat edilenler Allah’a ulaşmak için şeyhi aracı kabul ediyor. Akıl ve irade ona teslim ediliyor. Rehberliği, Tanrı buyruğunun yerine geçiyor. Kandırılma öyküsü başlıyor. Müritler anlamını bile bilmedikleri El Mürselat Suresi’nde badelenmenin onaylandığını sanıyorlar. Şeyh, cinsel arzularına namaz pozisyonlarını, kimi ayetlerdeki ifadeleri hatta Hazreti Muhammed’in adının yazılış şeklini bile gerekçe kılıyor. Yarım yamalak inançları insanlara bıçak gibi saplanıyor.
O cemaat, bu tarikat konuşuyoruz. Asıl olana bir türlü gelemiyoruz. Badeci Şeyh’in gerçek öyküsü akıl düzeninden kopuşumuzu gösteriyor. Peki, başları göğe değen zamane putlarını yıkmaya ne zaman başlayacağız?