İRTİCA DOSYASI /// Nihat Genç : Badeci şeyhin siyasetteki adamları


Nihat Genç : Badeci şeyhin siyasetteki adamları

Kırmızı Kedi’den çıktı, kahvede otururken elime aldım, Badeci Şeyhin Sır Odası. Aslında Badeci Şeyh haberlerini ben de sizler gibi haberlerden biliyorum, iğrenerek okuduk, biliyoruz.

Ama sayfaları devirdikçe neye uğradığıma şaşırdım, bu dünyada böyle bir rezalet böyle bir utanç böyle bir cehalet var tamam da bu kadar kalabalık mı?

Aman bu kitap Netflix’in eline geçmesin, ki, sapık tarikatlar konusunda uzmanlaşmış Netflix bir gün mutlaka bu kitabı bulur prodüksiyon masraflarından kaçınmaz ve Türkiye’de yaşanan bu yoğun sapık sosyolojisini dünyanın gözleri önüne serer.

FETÖ’cüler, açılımcılar yeniden devreye girmişken, bildik liberal takım, yine İslam ve Demokrasi yazılarına başlamışken, bu bir türlü akıllanmayan cehaletin köklerini bizi çok iyi anlatan bu kitaptaki mahkeme tutanaklarından tiksinsek iğrensek de cehaletimizle yüzleşmek için alıntılamak zorundayız.

Badeci Şeyh konuşuyor, kısaltarak veriyorum: “Bana pirliği 2005 yılında vefat eden Hasan Burkay Efendi verdi. Hasan Burkay Efendi beni badeledi. Badelemek benim tarikatıma göre pirin cinsel organını yalayıp öpmek ve sonra gelen sıvıyıiçmektir. Pirin cinsel organından gelen sıvı sperm değildir, beyaz başka bir sıvıdır. Bu sıvı sadece pirlik verilmiş kişiden gelir. Pir olan kişiye herhangi bir şahıs badeleme yapamaz.

“CİNSEL ORGANIMI ÖPTÜRMEK VE YALATMAK SURETİYLE BADELERİM”

"Ben tarikata gelen şahıslara dini sohbetler veririm. Bu şekilde birçok kere gelen şahıslar benim sır odama gelirler. Sır odası benim kullandığım dergahta gelen şahısların gizli kalması gereken konuların konuşulduğu kısımdır. Bu sır odasında yer yatağı, minder vardır.

"Sır odasına benden başka gerek erkek gerek kadın tek kişi girebilir. Sır odasına gelmeden önce şahıslara zikir yaptırılır. Bu zikir esnasında şahıslar cezbelenir. Bu zikir sırasında Ay Allah denir. El Mürselat Suresi ilk ayetleri mealinde ‘yemin olsun Allah’ın gönderdikleri görevlilere’ ve Yunus Suresi 64’üncü ayette ‘Benim evliyalarıma ve razı olduklarıma korku yoktur, korumam altındadır’ şeklinde bildirilmiştir. Zikir esnasında cezbelenen şahıslar benim bulunduğum sır odasına tek tek gelir. Ben gelen bayan ve erkek şahısları cinsel organımı öptürmek ve yalatmak suretiyle badelerim. Bunun dışında şahısların istekleri üzerine erkeklerle ters ilişki, kadınlarla ise ters ve normal yoldan cinsel ilişkiye girdim.

"Benim dergahıma gelen Mesut K’yi cinsel organımı emdirmek suretiyle birden fazla kereler badeledim. Mesut ile çok kereler ters ilişkiye girdim. Mesut dergaha çevresinde bulunan şahısları getirir. Bu şekilde çok şahıs dergaha getirip mürit yapmıştır.

"Ahmet Ş. benim müridimdir. Kendisini çok kereler cinsel organımı emdirmek suretiyle badeledim. Ayrıca ters ilişkiye girdim. Ahmet dergaha yakın çevresindeki arkadaşlarını, eşi Birgül Ş’yi ve tanıdıklarını getirdi. Birgül Ş’yi birçok kez badeledim ve bir çok kez cinsel ilişkiye girdim.

"Malatyalı İsmail D müridim olur. Kendisini hem badeledim hem de ters ilişkiye girdim.

"Çetin Ç. Benim müridim olur. Kendisini hem badeledim hem de birkaç sefer ters ilişkiye girdim."

“BİR DEĞİL BEŞ DEĞİL ONLARCA YÜZLERCE MÜRİD”

Yeter, tamam, dayanmak mümkün değil. Bu ifade sayfaları onlarca sayfa sürüyor. Bir değil beş değil onlarca yüzlerce mürid, hepsiyle aynı ilişki.

Kadınlar ayrı erkekler ayrı, kadınlarını getiren ayrı.

Hikayenin özeti şu, müritler zikre başlıyor ve cezbeye giriyorlar, cezbeye girenler sır odasına koşup şeyhin şalvarını indiriyor ve oral ve ters ilişki.

Ve insanı delirten ifadeler, oral ve ters ilişkiye giren kadın ve erkekler şu şekilde ifade veriyor: “Bu bildiğiniz cinsel ilişki değil. Bu Allah’ın aşkı. Asla şikayetçi değilim.”

Sapık şeyh hem dergahın kirasını elektriğini müridlerine ödetiyor ve hem de hepsini erkek kadın arkalı önlü düzüyor ve bütün bunları haşa estağrufullah Kur’an ayetlerine dayatıyor, üstelik, haşa, Arapça Allah Muhammed hat yazılarını da cinsel içerikli domalma şeklinde müridlerine öğretiyor.

Bu sapıklığa alet olanlar hadi bir kişi üç kişi olsa bir nebze insan anlayabilir, bu sapıklığa yüzlerce insan dahil oluyor, hadi bu sapıklığa bir kez şahit olunsa bir nebze insan anlayabilir, ama bu sapıklık on yıllarca sürüyor.

2000’li yılların başlarını hatırlayın, tarikat ve cemaatlere özgürlük yazılarını hatırlayın, önlerinin açılmasını ‘denetimsizliğini’, ve bu yazıların İslam ve Demokrasi başlığı altında ‘Ilımlı İslam’ diye doktrine edildiğini hatırlayın.

Sapıklığın da bir ülkede yüz binde bir gibi milyonda bir gibi her coğrafyaya yayılmış ortalama bir istatistiği vardır, nedir bu, yüzlerce insan, yüzlerceeee. Ünlü popüler gökbilimci Carl Sagan’ın uzayda sonsuz gezegenleri görüp o Amerikalılar’ın dilinde çok şöhret bulan şu sözleri gibi: ‘milyarlarcaaaa milyarlarcaaaaa’

“DENETİMLER SIKILAŞTIRILDI MI, HAYIR”

Bu sapık tarikatlardan birkaçı mahkeme edildi, peki, eleştirisi mi yapıldı, denetimi mi yapılıyor, peki, sosyolojik olarak incelemesi yapılıp bir ders çıkartmak için ekranlarda halkı uyarmak için anlatıldı mı, denetimler sıkılaştırıldı mı, hayır.

İşte Kırmızı Kedi’den çıkan kitabın iddiası bu, yüzlerce müridin hepsi halinden çok memnun, hepsi Allah aşkıyla yaptıklarını yine olsa yine yapacaklarını savcı hakim huzurunda söylüyorlar ve nerdeyse tamamına yakını elini kolunu sallayıp hiç bir şey olmamış gibi dışarda geziyor.

Şeyhle sır odasında oral ve anal seklin dini terimlerle yüceltilmesi, bu sapıklık-patolojik durumun Allah’ın ve dinin emri olarak telkin edilmesi ve erkeklerin kendileri oral ve anal sekse aşkla girmeleri, yetmedi kadınlarını da getirip sokması, bütün bu vahşet karşısında, yaşadığımız medyada akademide ve toplumda, bir ‘infial’ uyandı mı?

Zikirle coşup şeyhin odasına koşup şalvarını indirmek, ne demek?

Ve bunu ilahi bir cezbeyle yani şiir gibi nur gibi şerbet içer gibi anlatmak, ne anlama geliyor.

İfadelerinde melekler gibi uçmuşlar melekler gibi Sır odasına girmişler melekler gibi şeyhin şalvarını indirip önden arkadan nurlanmışlar!

Yani, önce cezbeyle kendilerinden geçiyor.

Kendinden geçmek ne demek?

İlahi aşkın sarhoşu oldum.

Sonra, domaldım.

Hadi kumpasa geldin hadi aklını çeldiler hadi arkadaşına kocana aldandın hadi bir kez ne olduğunu anlamadan bir ortama girdin, defalarca ve yıllarca bu ‘ortama’ niye koşarsın ve niye ballandıra ballandıra anlatırsın?

Ey memleket, ey yazarlar ey akademi, ey İslamcılar! Anlatılan senin hikayendir!

Bu sapıklığın tıpkısı aynısı aç gözlerini siyasette yaşanıyor!

Bu ‘cehalet’i bir sapık şeyhin marifeti deyip görmezden gelebilir miyiz, yoksa, bu cehalet neden çok büyük bir sosyolojiye denk geliyor.

“AŞKLA CEZBEYLE SIR ODALARINA KOŞUYORLAR”

İşte, açılımcılar yine Güney Afrika’yı sil baştan hiç yaşanmamış gibi yine dolaşmaya başladı, hatırlayın, güya İrlanda, İskoçya bölünmenin dünya örneklerini inceliyorlarmış, binlerce kürt genci hendeklerde öldürüldü, akıllandılar mı, hayır! Bu açılım kervanına katılanlar bir kaç sapık mı hayır, yüzlerceeeeee…

İşte, Abdullah Gül, Sadullah Ergün, Hüseyin Çelik, Beşir Atalay, Babacan, hatta toplantılara Ertuğrul Günay dahi katılıyor, bir ülkenin askeriyesini hukukunu mahveden bunca kıyametten sonra akıllandılar mı, hayır, yüzlerceeeeesi hareket halinde, aşkla cezbeyle sır odalarında konuşuyorlar.

İmamoğlu, İstanbul seçimini kazandıktan sonra, CHP İyi Parti’yi verdiği gibi, 15 vekil de bunlara verecek, grup kurup harekete geçecekler.

Sapık şeyhleri bu ülkede yüzbinlerce masum genci CIA ajanı yaptı, akıllandılar mı, bu ülkeden üçyüz milyar dolar para kaçırdılar, akıllandık mı, İslam-Demokrasi, tarikat cemaat, Saidi Nursi, yazıları yaza yaza bir ülkede birbirine güvenecek iki polis iki komutan iki savcı dahi kalmadı, akıllandık mı?

Hayır, ilahi aşkla nurla badelenip nurlanmaya hiçbiri doymadı.

HİÇBİRİ SAPIK ŞEYHLERİ ALEYHİNE KONUŞMADI

Badeci Sapık Şeyhin müritleri işte mahkeme tutanaklarından bire bir kitap anlatıyor hiçbiri sapık şeyhleri aleyhine konuşmadı, aksine, yine aşkla yaparım, diyor.

Bu siyasilerin hiçbiri sümüklü şeyhleri aleyhine konuşmadı, CIA ajanlarının devlet kademesindeki uzantılarından tek bir isim vermediler, tek bir gün Sır Odası’dan çıkmadılar.

Kaldıkları yerden o ‘Sır Odası’ndan hayatlarına güle oynaya aşkla şehvetle devam ediyorlar.

Bir heyecanlılar bir umutlular siyasi gelişmelerden o kadar memnunlar ki..

YOLA ÇIKMIŞ GELİYORLAR

Bylock haberleşmesinden sonra şimdi de Ponçik adlı bir çocuk oyunu, bu çocuk oyununda oyuncular birbirleriyle karşılıklı konuşabiliyormuş, işte bu oyunla üstelik askeriye içinde haberleşiyorlar.

Bir ay kadar önce cürete bakın genelkurmay hukuk işleri başkanına FETÖ’nün baş adamlarından şimdi hapiste Muharrem Köse emriyle ‘tutuklama emri’ dahi çıkartabiliyorlar, olacak iş mi, oluyor işte.

Daha iki gün önce bir Tuğgeneralimiz FETÖ’cülere ‘hain’ dediği için tutuklama emri çıkartan FETÖ’cü savcılarımız var, olacak iş mi, oluyor işte.

Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgeye dikkat çeken ‘Mavi Vatan’ yazılarıyla Doğu Akdeniz’de milli bir duyarlılık oluşturan donanımlı birinci sınıf bir entelektüel ve 3,5 yıl Balyoz’dan hapis yatmış Amiral Cem Gürdeniz’e dahi akıllara seza ‘fesli Kadir’ benzetmesi yapabilen uzantıları hala yazıp çizebiliyor.

Sır Odaları’ndan CIA’yla Sümüklü sapık şeyhleriye oral anal her türlü ilişkiye girmeyi ilahi aşk vecd nurlanmak olarak kabul edip iman edenler, ey millet, yola çıkmış geliyorlar!

Sapık şeyhlerin sapık doktrinlerin kurbanları köleleri akıllanmamış cahiller sürüsü kullanılmaya doymayan yazarları ajanları, yola çıkmış geliyorlar!

Bu cemaat ders çıkartmayacak, bu sosyoloji akıllanmayacak, bu sapıklar ordusu yine Haçlılarla yine PKK’sı FETÖ’süyle, yine sarhoş taşkın yazıları, yine gizemli karanlığa boğulmuş üslupları, yine cüretkar delilikleriyle yine nurlanmış coşmuş, yola çıkmış geliyorlar!

Bir toplum bu kadar körlüğe maruz kalıyorsa.

Bir memleket bu kadar sapığa hala cirit attırıyorsa.

Bir vatan bu kadar sağırı dilsizi arsızı utanmazı hala baş köşelerinde ağırlıyorsa.

O halde, geriye dönüp ben ne b.k yedim deme, o halde, hiç ağlama, yıkıl Sezar!

BU İKİ YÜZLÜ OYUN NE KADAR SÜRECEK

Kendine uzak köylerde ormanda yaylalarda yeni bir yaşam seçmiş çok arkadaşım var, birkaç yılda bir şehre iniyorlar ve konuşuyoruz, ancak, aramızda çok ciddi bir iletişim bozukluğu başladı. Şöyle, yaşadıkları sessiz yerler onları yavaş ve mıy mıy konuşmaya zorlamış ve konuşma şekilleri değişmiş. Ne söyleseler anlamıyorum, kulağımı veriyor eğiliyorum, yine cümleleri seçemiyorum. “Burası şehir, gürültülü ve yüksek sesle konuşmalısın” deyip araya girsem de alçak sesli konuşmak artık alışkanlıkları olmuş. Yaşadıkları yerlerdeki ayılardan domuzlardan kurtlardan yılanlardan bahsediyorlar, ama, hikaye nedir, ne anlatıyor, çıkartamıyor ne diyor bu herif diye boş boş gözlerine bakıyorum.

Ancak yakın arkadaşım olduğu için anlamasam da nezaketen güya anlıyormuş gibi bazı yerleri onaylıyor gibi bazı yerlerde vay be der gibi sahte tepkiler veriyorum. Bu gerçek. Ama bu sahte yüzlü iki yüzlü oyun ne kadar sürecek. Anladım ki birlikte çok sert kavgalar verdiğimiz arkadaşlarımı dinlerken anlamamak dünyanın en büyük yorgunluğu, dünyanın en büyük işkencesi.

Bir an evvel izbe köylerine gitseler de kurtulsak diyorum. Üstelik onlar çakalları kurtları nedense eğlenceli bir dille anlatıyorlar, ben şehirdeki çakalları kusura bakmasınlar pek eğlenceli anlatamayacağım, bu yüzden çok kızgınlar bana. Ama içimden de bu kadar yakın arkadaşa ayıp ediyorsun, diye kendime kızıyorum. Sonuç, uzaklığın iklimi ses tonumuzu dahi değiştirmiş ve hatta canavarları dahi kimimize eğlenceli bir hikaye haline getirmiş. Yani küçük sesle konuşabilmek bir insan için büyük bir servet. Küçük sesle konuşabilmek büyük bir iktidar. Hakimler savcılar da küçük seslerle konuşur. Ey okuyucu, yaşımız kaça gelmiş, hala bağırarak konuşuyor çıplaklığımı yoksulluğumu ele veriyorum.

Kim bağırır, karanlıktaki insan kim bağırır hayal kırıklığına uğramış, kim bağırır, en yakınındakine sesini duyuramayan. Mesela yırtıcı kuşlar çığlık atmaz sessizdir ama peşine düştüğü avı çığlık çığlığadır. Yırtıcı kuşların sessizliğe gömülmüş güven altına alınmış göklerde usul usul süzülen huzurlu bir hayatları var. Ah ceylanım ah kekliğim ah bıldırcınım bu satırlarda yine çığlık çığlığa, kime bağırıyorsun? Anladım ki o mıymıy konuşmaları anlamak için sarf ettiğin büyük nezaket sonun da senin de dilini bozmuş.

Nihat Genç

Odatv.com

İRTİCA DOSYASI : HIRSIZLIK VE IRZA GEÇME’DEN SABIKALI ŞEYH HAREM KURDU 8 KADINLA YAŞIYOR


HIRSIZLIK VE IRZA GEÇME’DEN SABIKALI ŞEYH HAREM KURDU 8 KADINLA YAŞIYOR

01 Şubat 2020

Sahte şeyhlerin kurdukları tarikatlarda yaşanan akıl dışı olaylar Türkiye’nin gündemini sarsmaya devam ediyor. Tarikat adı altında yapılan fuhuş taciz ve din istismarı mahkeme kayıtları ile belgelendi.

İnanan insanların dini duyguları sahte şeylerin cinsel tatmin merkezi ve maddi kazanç kapısı oldu.

Birçok örneği olan ve mahkeme kayıtlarına girmiş olayların yaşandığı sahte tarikat ve cemaatler bitmek bilmiyor.

Gazeteci İsmail Saymaz’ın araştırdığı ve “Şehvetiye Tarikatı” adlı kitabında mahkeme ifadeleri ile yer verdiği olayın detaylarını okudukça dehşete düşmemek elde değil.

HIRSIZLIKTAN ŞEYHLİĞE

Aksaray’da bir ev kadınının ihbarını değerlendiren polisin yaptığı araştırma ve baskın sonucu mahkemeye intikal eden kan donduran olayın detayları şöyle:

İhbar edilen Mustafa Çalışkan Aksaray polisi tarafından araştırılınca Genişletilmiş Bilgi Taraması (GBT) sonucu polisi şüpheye düşürdü.

Mustafa Çalışkan İlkokul mezunu ve 1958 Nevşehir doğumlu.

1983 yılında Nevşehir’de hırsızlık suçundan ceza almış. 1993 yılında da ırza geçme ve küçük yaşta çocuğu baştan çıkarma suçundan ceza yemiş.

Çalışkan 2001’den sonra adres değiştirmiş ve Çorum’a yerleşmiş. Burada “Suffe” derneğini kurmuş.

Hırsızlık ve ırza geçme suçlarından sabıkalı Mustafa Çalışkan Çorum 7 ayrı mahallesinde Kur’an kursu ve evler açıyor.

Kurs öğrencilerinden yardım ve bağışlardan kurban derisi ve fitre-zekât’a kadar her türlü parayı kabul ederek servet ediniyor.

Çalışkan gittikçe sahasını genişleterek Kırşehir Rize ve Aksaray’dan müritler ediniyor.

Ankara’da da Suffe Emlak adlı bir işyeri açıyor ve bir ev tutuyor.

HZ. MUHAMMED’İN SOYUNDAN GELİYORUM

Çalışkan Hazreti Muhammed’in soyundan geldiğini yayarak mehdinin kendi soyundan geleceğini duyuruyor. Peygamberle görüştüğünü iddia eden Çalışkan aynı anda yetmiş yerde olabildiğini müritlerin evlerini manevi âlemde ziyaret ettiğini her birini eşiyle yatakta banyoda yıkanırken ya da bebeğini emzirirken görebildiğini anlatıyor.

Çalışkan oruç tutmadığı ve namaz kılmadığı halde soran olursa “Hocamız manevi âlemde kılar” dedirtmeyi de ihmal etmiyor.

ŞEYH HAREM KURUYOR

Çalışkan’ın ilk resmi nikâhlı eşi Güllüzar Çalışkan’dan 2 çocuğu oluyor. 2004’te boşandıktan sonra 1978 doğumlu Gülsün ile resmi nikâhla evleniyor. Kur’an kurslarında hocalık yapan Gülsün’ün beş çocuğu oluyor.

Çalışkan Çorum’a taşınınca haremini genişletiyor. Filiz Hacıbekiroğlu ile imam nikâhı kıyıyor. Evli olduğunu bildiği halde Çalışkan ile imam nikâhı kıyan Filiz Hacıbekiroğlu Edebiyat Fakültesi mezunu.

Aynı günlerde cemaatin müritlerinden 1977 doğumlu İlahiyat Fakültesi mezunu ve evli olan Ebru Kara şeyhin müridi olunca kocasını boşayıp Çalışkan’ın İmam nikâhlı 3. eşi olmayı kabul ediyor.

ÇALIŞKAN DURMAK BİLMİYOR;

1982 doğumlu Tülay Acuner’e göz koyuyor. 2006 yılında Çalışkan’ın sohbetlerine katılan Tülay Acuner imam nikâhlı 41 eş oluyor ve bir çocuk doğuruyor.

Tülay Çalışkan: ”Dördüncü eş olarak bu durumu kabul ettim. Benden sonra iki kişiyle daha evlendi. Hocamızdan hiç kötü yan görmedim. Kendisine halen güvenmekteyim” sözleri ile evliliğini savunuyor.

ÖNCE MÜRİT SONRA İMAM NİKÂHLI EŞ

Çalışkan’ın beşinci eşi Şengül Genç oldu. Genç haremdeki bürokrasiyi izleyerek önce mürit sonra eş oldu ve bir çocuk doğurdu.

5. Eş Genç mahkemede şeyh hakkında şunları söylüyor:

“Hocam mangal yüreklidir. Hiç kimsenin cehenneme girmesini istemiyor. Herkesin cennete girmesini istiyor. Hocamız öğrencilerinin Kura’an ve sünnet ışığında yaşamasını istemiştir. ”

Sağlık Meslek Yüksek Okulu mezunu Ümmühan Itır da şeyhin imam nikâhlı 6. Eşi olmayı kabul ediyor ve 2 çocuk doğuruyor.

ÇOCUKLARIN DNA RAPORLARINDA İLGİNÇ DETAYLAR ÇIKTI

Çalışkan altı eşiyle Çorum’da aynı binada ve bir arada yaşıyor. Kayıtlara göre beşi erkek on üç çocuğu var. Bu çocukların on birini Gülsün Çalışkan ve Filiz Hacıbekiroğlu’nun nüfusuna kaydettiriyor.

Ebru Kara’nın iki çocuğu Hacıbekiroğlu’nun üzerine kayıtlıydı. Kara durumu “ Gizli kalmak istedim ve çocuklarımın Çalışkan’dan olduğunun öğrenilmesini istemedim” diye açıklıyordu.

DNA raporlarından çıkan başka bir detay ise çok dikkat çekiciydi.

Rapora göre şeyh kayınbiraderinin eşiyle cinsel ilişkiye girmişti. Kayınbirader Ali Aytaç ise “Adli Tıp raporuna inanmıyorum” diyordu.

Şeyh Çalışkan ise mahkemede bütün suçlamaları reddedrek haremdeki kadınların ya manevi kızı ya da bacısı olduğunu söylüyordu.

Çalışkan Elif Ceyhan’ı yedinci Seher Barın’ı da sekizinci eş olarak haremine kattı.

LİNK: https://www.haberasi.com/hirsizlik-ve-irza-gecme-den-sabikali-seyh-harem-kurdu-8-kadinla-yasiyor/12944/?fbclid=

İRTİCA DOSYASI : GERİCİ İLİM YAYMA VAKFI’NA KARŞI MAHALLELİ SOKAKTA


GERİCİ İLİM YAYMA VAKFI’NA KARŞI MAHALLELİ SOKAKTA

İstanbul Ümraniye Belediyesi’nde Atakent Mahallesinde bulunan İlim Yayma Vakfı’nın kamuya ait araziyi kullandığı ortaya çıktı…

Gerici İlim Yayma Vakfı’na karşı mahalleli sokakta İstanbul Ümraniye Belediyesi’nde Atakent Mahallesinde bulunan İlim Yayma Vakfı’nın kamuya ait araziyi kullandığı ortaya çıktı.

Vakfın planlarda park alanı olarak gözüken yerlere de üstü kapalı spor salonu ve betonarme bir güvenlik kulübesi yaptığı anlaşıldı.

Mahalleli bu durum karşısında isyan ederek vakfa ait binanın önünde eylem yaptı.

Odatv’nin haberine göre Vakfa ait söz konusu bina 1997 yılında Ümraniye Belediyesi tarafından Atakent Mahallesi’ne anaokulu ihtiyacı karşılanmak üzere yapılmıştı.

Fakat bu bina yapıldıktan sonra İlim Yayma Vakfı’na kiraya verildi ve özel okul olarak faaliyetine başladı.

İlim Yayma Vakfına ait bu özel okul zaman içinde arka bahçesini genişleterek kamuya ait park alanını kullanmaya başlamış ve etrafını çevirerek okul bahçesi yaptı.

Başlarda üzerinde bir yapı bulunmayan okul bahçesine daha sonrasında üstü kapalı bir spor sahası yapıldı.

Ümraniye Belediyesi planlarında park alanı olarak gözüken bu alan vakfa ait kolej tarafından yıllardır kullanılıyor.

Buna tepki gösteren mahalliler de toplanarak vakfa karşı bir eylem yaptı.

Eylemde yapılan basın açıklamasında “Atakentlilere ait olan park alanının özel bir kurum tarafından kullanmasını mahalle sakinleri olarak kabul etmemiz olanaksızdır” denildi.

Başından bu yana süreci takip eden Bulut Can Okuducu’nun okuduğu basın açıklamasında şu ifadeler kullanıldı: “Değerli Atakentliler Ümraniyeliler; Sorunumuza ilgi gösteren saygıdeğer dostlar ve basın mensupları; Atakent Mahallesi sakinleri olarak bugün burada mahallemizin yeşil alanlarını korumak ve sahip çıkmak üzere bir araya geldik.

Biliyoruz ki çoğumuzun top oynadığı üzerinde koşturduğu yeşil alanlarımız mahalleliye aittir.

Bu alanlara sahip çıkmak ise tümümüzün görevidir.

Çünkü bu alanlar çocuklarımızındır.

Atakent; parkları spor alanları düzenli yapılaşması ve bahçeli evleriyle Ümraniye’nin göz bebeği bir mahalledir.

Mahalle kültürünün yaşandığı yeşil alanlara sahip nadir yerleşim yerlerindendir.

Yeşil alanlarımız zaman içinde okul kültür merkezi sağlık ocağı gibi kurumlar yapılmak üzere imara açılmıştır.

Üzerinde bulunduğumuz 1761 ada buna bir örnektir.

Bu alana bir okul yapılmış fakat yapılan okul mahallemize hizmet etmek yerine kolej olarak özel bir kuruma kiraya verilmiştir.

Bilal Erdoğan’ın başkan vekili olduğu bu kurum hemen arkasında bulunan ve belediye planlarında Park Alanı lejantında kalan bölgenin etrafını çevirerek yıllarca kullanmıştır.

Daha sonra da üzerine bir spor sahası kurulmuştur.

Kısacası; Atakentlilerin yeşil alanı parkı olması gereken bu alan amacının dışında kullanılmış ve özel okulun mülkiyeti haline dönüştürülmüştür.

Bu duruma ek olarak yine kolejin önünde bulunan elektrik trafosu kaldırıldıktan sonra aynı alanın etrafı çevrilerek izinsiz bir betonarme bina yapılmıştır.

Ümraniye belediyesinin bu durum karşısında sessiz kaldığını biliyoruz.

Metro güzergâhında kaldığından dolayı İBB Ulaşım Dairesi Başkanlığından görüş alınmadan bu alana bir inşaat yapılması mümkün olmadığı için Büyükşehir Belediyesine de buradan ihbarda bulunuyoruz.

Üzerinde bulunduğumuz arazi daha buradaki binalar yükselmeden önce Atakentlilerin yeşil alan olarak terk ettiği bölge içindedir.

Atakentlilere ait olan park alanının özel bir kurum tarafından kullanmasını mahalle sakinleri olarak kabul etmemiz olanaksızdır.

İzinsiz bir yapılaşmayla el konulan bu alanın park olarak Atakentlilerin kullanımına açılmasını talep ediyoruz.

Ayrıca yıllardır büyük bir ihtiyacı karşılayan ve burada yer alan sağlık ocağımız gerekçesiz olarak mahalle dışına taşınmıştır.

Bizler sağlık ocağımızın neden komşu mahalle sınırlarında uzak bir noktaya taşındığını merak ediyoruz.

Şimdi bu alanda da bir imar değişikliğiyle başka tasarrufların planlandığı konuşulmaktadır.

Sağlık Ocağı arazisine bir spor salonu yapmak amacıyla daha önce ihale yapıldığını biliyoruz.

Konunun Aralık 2018 de ulusal basında gündeme gelmesi ile bu ihalenin iptal edildiği tarafımıza yazılı olarak bildirilmişti.

Aynı parsele anaokulu ihtiyacı karşılanmak üzere yapıldığı söylenen ve sonrasında özel okula kiraya verilen bina örneğinde olduğu gibi bir spor salonu yapılarak yine aynı kuruma peşkeş çekilmesi ihtimali söz konusudur.

Kamuya ait alanların nasıl haksız kullandığını bilgi belge ve resimleriyle ortaya koyuyoruz ve mahalle sakinleri olarak buna izin vermeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz.

Mahallemizde doğmuş ve doğacak olan çocukların hakkı olan avuç içi büyüklüğündeki bir kamu alanını bile çocuklarımızın elinden alan anlayışı şiddetle kınıyoruz.

Ümraniye Belediyesi’nin bu yanlış ve haksız uygulamalara son vermesini İlim Yayma Vakfı’nın çocuklarımıza ait olan alanları terk etmesini istiyoruz.

Basın açıklamamıza destek veren Atakent Mahallesi sakinlerine Ümraniye Genç Platformuna ve katılan herkese teşekkür ediyoruz.

Atakent sahipsiz değildir.

Yeşil alanlarımız bizimdir.”

LİNK : https://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/gerici-ilim-yayma-vakfi-na-karsi-mahalleli-sokakta-h138859.html

İRTİCA DOSYASI /// MEB’ten başı açık kadınlara ağır saldırı : Kötü kadınların başı açık, iyiler türbanlı


MEB’ten başı açık kadınlara ağır saldırı : Kötü kadınların başı açık, iyiler türbanlı

Milli Eğitim Bakanlığı’nın rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta çocuklara cinsel istismar ve şiddet uygulayan kadınlar başı açık, şefkat gösteren kadınlar ise türbanlı olarak resmedildi.

Okullara dağıtılan ders kitaplarındaki yanlış uygulamaların bir benzeri de Milli Eğitim Bakanlığı’nın hizmet içi eğitimleri kapsamında rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta yer aldı. Bakanlığın doğal afet, terör ve cinsel istismar gibi olaylar karşısında psikolojik destek sağlamak amacıyla başlattığı, “Psikososyal Önleyici Destek Programı” kapsamında hazırlanan kitapta başı açık kadınların çocuklara şiddet ve istismar uygularken, türbanlı kadınların ise şefkat gösterirken resmedilmesi dikkati çekti.

Milli Eğitim Bakanlığı doğal afet, terör, göç, intihar, ölüm ve istismar gibi travmatik olaylar karşısında yürütülen önleme hizmetlerinin programlarını Nisan 2019’da tamamıyla yeniledi. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü öncülüğünde yapılan çalışmalar kapsamında, “Psikososyal koruma, önleme ve krize müdahale ekipleri” kurulması kararlaştırıldı.

KILAVUZ KİTAP

BirGün’den Mustafa Mert Bildircin‘in haberine göre, Bakanlık, Psikososyal Destek Programı eğiticisi tarafından hizmet içi eğitim kapsamında açılan, “Psikososyal Destek Programı Uygulayıcı Eğitimleri” hazırladı. Eğitimi başarı ile tamamlayan rehberlik öğretmenlere, “Psikososyal Destek Programı Uygulayıcı” unvanı verildi. Öğrencilere yaşadıkları travmalar konusunda destek olacak rehber öğretmenler için bir de kılavuz kitap hazırlandı.

MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan kitapta, travma türlerine ilişkin önleyici etkinlikler yer aldı. Kitabın, “Cinsel İstismar” başlığı altında olumlu ve olumsuz davranışlara örnek olacak resimler çizildi. Küçük yaştaki çocuğu muayene eden türbanlı bir doktora ilişkin resimde, muayene olan çocuk ve ailesinin mutlu şekilde yansıtıldığı görüldü.

Kitapta bulunan, “Doğrular ve Yanlışlar” etkinliği altında da çocuğunu öpen, şefkatle sarılan anne görseli paylaşıldı. Görseldeki anne türbanlı şekilde yansıtıldı. Bir başka resimde ise çocuğu öpmeye çalışan başı açık yetişkin bir kadın ve bu girişim karşısında hoşnut olmayan çocuk anlatıldı. Bu resmin hemen altına ise çocuğunun başını okşayan kapalı bir annenin çizildiği resim yerleştirildi. Kitapta yer alan hikayelerin birinde ise sokakta oynayan çocuğun yanına gelen komşusunun onu öpmek istediği ifade edildi. Bu hikayenin görselinde de başı açık bir kadın tercih edildi.

İYİ NİYETLİ DEĞİL

Sosyal Hizmetler Uzmanı Dr. Bülent İlik, BirGün’ün, “Bu görseller çocuğun bilinçaltında, ‘Türbanlı iyi açıklar ise kötü algısı yaratır mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Çocukta hemen böyle bir algı oluşmaz ama bu tip şeyler üst üste geldiği zaman çocuğun zihnine öyle yerleşir. Bu yaşananlar sistemli şekilde adım adım uygulanan bir sürecin parçası. Bunu yapanların iyi niyetli olmadığını söylemek gerekir. MEB, çok uzun bir süredir benzer politikayı ısrar ve inatla sürdürüyor. Şunu da söylemek gerekir ki çocuğun yaşadığı çevre ve ailesi bu noktada çok önemli. Bu tür konular her çocuk için aynı etkiyi yaratmaz.”

İRTİCA DOSYASI /// NİHAT GENÇ : BADECİ ŞEYHİN SİYASETTEKİ ADAMLARI


NİHAT GENÇ : BADECİ ŞEYHİN SİYASETTEKİ ADAMLARI

15.06.2019

Kırmızı Kedi’den çıktı, kahvede otururken elime aldım, Badeci Şeyhin Sır Odası. Aslında Badeci Şeyh haberlerini ben de sizler gibi haberlerden biliyorum, iğrenerek okuduk, biliyoruz.

Ama sayfaları devirdikçe neye uğradığıma şaşırdım, bu dünyada böyle bir rezalet böyle bir utanç böyle bir cehalet var tamam da bu kadar kalabalık mı?

Aman bu kitap Netflix’in eline geçmesin, ki, sapık tarikatlar konusunda uzmanlaşmış Netflix bir gün mutlaka bu kitabı bulur prodüksiyon masraflarından kaçınmaz ve Türkiye’de yaşanan bu yoğun sapık sosyolojisini dünyanın gözleri önüne serer.

FETÖ’cüler, açılımcılar yeniden devreye girmişken, bildik liberal takım, yine İslam ve Demokrasi yazılarına başlamışken, bu bir türlü akıllanmayan cehaletin köklerini bizi çok iyi anlatan bu kitaptaki mahkeme tutanaklarından tiksinsek iğrensek de cehaletimizle yüzleşmek için alıntılamak zorundayız.

Badeci Şeyh konuşuyor, kısaltarak veriyorum: “Bana pirliği 2005 yılında vefat eden Hasan Burkay Efendi verdi. Hasan Burkay Efendi beni badeledi. Badelemek benim tarikatıma göre pirin cinsel organını yalayıp öpmek ve sonra gelen sıvıyıiçmektir. Pirin cinsel organından gelen sıvı sperm değildir, beyaz başka bir sıvıdır. Bu sıvı sadece pirlik verilmiş kişiden gelir. Pir olan kişiye herhangi bir şahıs badeleme yapamaz.

“CİNSEL ORGANIMI ÖPTÜRMEK VE YALATMAK SURETİYLE BADELERİM”

"Ben tarikata gelen şahıslara dini sohbetler veririm. Bu şekilde birçok kere gelen şahıslar benim sır odama gelirler. Sır odası benim kullandığım dergahta gelen şahısların gizli kalması gereken konuların konuşulduğu kısımdır. Bu sır odasında yer yatağı, minder vardır.

"Sır odasına benden başka gerek erkek gerek kadın tek kişi girebilir. Sır odasına gelmeden önce şahıslara zikir yaptırılır. Bu zikir esnasında şahıslar cezbelenir. Bu zikir sırasında Ay Allah denir. El Mürselat Suresi ilk ayetleri mealinde ‘yemin olsun Allah’ın gönderdikleri görevlilere’ ve Yunus Suresi 64’üncü ayette ‘Benim evliyalarıma ve razı olduklarıma korku yoktur, korumam altındadır’ şeklinde bildirilmiştir. Zikir esnasında cezbelenen şahıslar benim bulunduğum sır odasına tek tek gelir. Ben gelen bayan ve erkek şahısları cinsel organımı öptürmek ve yalatmak suretiyle badelerim. Bunun dışında şahısların istekleri üzerine erkeklerle ters ilişki, kadınlarla ise ters ve normal yoldan cinsel ilişkiye girdim.

"Benim dergahıma gelen Mesut K’yi cinsel organımı emdirmek suretiyle birden fazla kereler badeledim. Mesut ile çok kereler ters ilişkiye girdim. Mesut dergaha çevresinde bulunan şahısları getirir. Bu şekilde çok şahıs dergaha getirip mürit yapmıştır.

"Ahmet Ş. benim müridimdir. Kendisini çok kereler cinsel organımı emdirmek suretiyle badeledim. Ayrıca ters ilişkiye girdim. Ahmet dergaha yakın çevresindeki arkadaşlarını, eşi Birgül Ş’yi ve tanıdıklarını getirdi. Birgül Ş’yi birçok kez badeledim ve bir çok kez cinsel ilişkiye girdim.

"Malatyalı İsmail D müridim olur. Kendisini hem badeledim hem de ters ilişkiye girdim.

"Çetin Ç. Benim müridim olur. Kendisini hem badeledim hem de birkaç sefer ters ilişkiye girdim."

“BİR DEĞİL BEŞ DEĞİL ONLARCA YÜZLERCE MÜRİD”

Yeter, tamam, dayanmak mümkün değil. Bu ifade sayfaları onlarca sayfa sürüyor. Bir değil beş değil onlarca yüzlerce mürid, hepsiyle aynı ilişki.

Kadınlar ayrı erkekler ayrı, kadınlarını getiren ayrı.

Hikayenin özeti şu, müritler zikre başlıyor ve cezbeye giriyorlar, cezbeye girenler sır odasına koşup şeyhin şalvarını indiriyor ve oral ve ters ilişki.

Ve insanı delirten ifadeler, oral ve ters ilişkiye giren kadın ve erkekler şu şekilde ifade veriyor: “Bu bildiğiniz cinsel ilişki değil. Bu Allah’ın aşkı. Asla şikayetçi değilim.”

Sapık şeyh hem dergahın kirasını elektriğini müridlerine ödetiyor ve hem de hepsini erkek kadın arkalı önlü düzüyor ve bütün bunları haşa estağrufullah Kur’an ayetlerine dayatıyor, üstelik, haşa, Arapça Allah Muhammed hat yazılarını da cinsel içerikli domalma şeklinde müridlerine öğretiyor.

Bu sapıklığa alet olanlar hadi bir kişi üç kişi olsa bir nebze insan anlayabilir, bu sapıklığa yüzlerce insan dahil oluyor, hadi bu sapıklığa bir kez şahit olunsa bir nebze insan anlayabilir, ama bu sapıklık on yıllarca sürüyor.

2000’li yılların başlarını hatırlayın, tarikat ve cemaatlere özgürlük yazılarını hatırlayın, önlerinin açılmasını ‘denetimsizliğini’, ve bu yazıların İslam ve Demokrasi başlığı altında ‘Ilımlı İslam’ diye doktrine edildiğini hatırlayın.

Sapıklığın da bir ülkede yüz binde bir gibi milyonda bir gibi her coğrafyaya yayılmış ortalama bir istatistiği vardır, nedir bu, yüzlerce insan, yüzlerceeee. Ünlü popüler gökbilimci Carl Sagan’ın uzayda sonsuz gezegenleri görüp o Amerikalılar’ın dilinde çok şöhret bulan şu sözleri gibi: ‘milyarlarcaaaa milyarlarcaaaaa’

“DENETİMLER SIKILAŞTIRILDI MI, HAYIR”

Bu sapık tarikatlardan birkaçı mahkeme edildi, peki, eleştirisi mi yapıldı, denetimi mi yapılıyor, peki, sosyolojik olarak incelemesi yapılıp bir ders çıkartmak için ekranlarda halkı uyarmak için anlatıldı mı, denetimler sıkılaştırıldı mı, hayır.

İşte Kırmızı Kedi’den çıkan kitabın iddiası bu, yüzlerce müridin hepsi halinden çok memnun, hepsi Allah aşkıyla yaptıklarını yine olsa yine yapacaklarını savcı hakim huzurunda söylüyorlar ve nerdeyse tamamına yakını elini kolunu sallayıp hiç bir şey olmamış gibi dışarda geziyor.

Şeyhle sır odasında oral ve anal seklin dini terimlerle yüceltilmesi, bu sapıklık-patolojik durumun Allah’ın ve dinin emri olarak telkin edilmesi ve erkeklerin kendileri oral ve anal sekse aşkla girmeleri, yetmedi kadınlarını da getirip sokması, bütün bu vahşet karşısında, yaşadığımız medyada akademide ve toplumda, bir ‘infial’ uyandı mı?

Zikirle coşup şeyhin odasına koşup şalvarını indirmek, ne demek?

Ve bunu ilahi bir cezbeyle yani şiir gibi nur gibi şerbet içer gibi anlatmak, ne anlama geliyor.

İfadelerinde melekler gibi uçmuşlar melekler gibi Sır odasına girmişler melekler gibi şeyhin şalvarını indirip önden arkadan nurlanmışlar!

Yani, önce cezbeyle kendilerinden geçiyor.

Kendinden geçmek ne demek?

İlahi aşkın sarhoşu oldum.

Sonra, domaldım.

Hadi kumpasa geldin hadi aklını çeldiler hadi arkadaşına kocana aldandın hadi bir kez ne olduğunu anlamadan bir ortama girdin, defalarca ve yıllarca bu ‘ortama’ niye koşarsın ve niye ballandıra ballandıra anlatırsın?

Ey memleket, ey yazarlar ey akademi, ey İslamcılar! Anlatılan senin hikayendir!

Bu sapıklığın tıpkısı aynısı aç gözlerini siyasette yaşanıyor!

Bu ‘cehalet’i bir sapık şeyhin marifeti deyip görmezden gelebilir miyiz, yoksa, bu cehalet neden çok büyük bir sosyolojiye denk geliyor.

“AŞKLA CEZBEYLE SIR ODALARINA KOŞUYORLAR”

İşte, açılımcılar yine Güney Afrika’yı sil baştan hiç yaşanmamış gibi yine dolaşmaya başladı, hatırlayın, güya İrlanda, İskoçya bölünmenin dünya örneklerini inceliyorlarmış, binlerce kürt genci hendeklerde öldürüldü, akıllandılar mı, hayır! Bu açılım kervanına katılanlar bir kaç sapık mı hayır, yüzlerceeeeee…

İşte, Abdullah Gül, Sadullah Ergün, Hüseyin Çelik, Beşir Atalay, Babacan, hatta toplantılara Ertuğrul Günay dahi katılıyor, bir ülkenin askeriyesini hukukunu mahveden bunca kıyametten sonra akıllandılar mı, hayır, yüzlerceeeeesi hareket halinde, aşkla cezbeyle sır odalarında konuşuyorlar.

İmamoğlu, İstanbul seçimini kazandıktan sonra, CHP İyi Parti’yi verdiği gibi, 15 vekil de bunlara verecek, grup kurup harekete geçecekler.

Sapık şeyhleri bu ülkede yüzbinlerce masum genci CIA ajanı yaptı, akıllandılar mı, bu ülkeden üçyüz milyar dolar para kaçırdılar, akıllandık mı, İslam-Demokrasi, tarikat cemaat, Saidi Nursi, yazıları yaza yaza bir ülkede birbirine güvenecek iki polis iki komutan iki savcı dahi kalmadı, akıllandık mı?

Hayır, ilahi aşkla nurla badelenip nurlanmaya hiçbiri doymadı.

HİÇBİRİ SAPIK ŞEYHLERİ ALEYHİNE KONUŞMADI

Badeci Sapık Şeyhin müritleri işte mahkeme tutanaklarından bire bir kitap anlatıyor hiçbiri sapık şeyhleri aleyhine konuşmadı, aksine, yine aşkla yaparım, diyor.

Bu siyasilerin hiçbiri sümüklü şeyhleri aleyhine konuşmadı, CIA ajanlarının devlet kademesindeki uzantılarından tek bir isim vermediler, tek bir gün Sır Odası’dan çıkmadılar.

Kaldıkları yerden o ‘Sır Odası’ndan hayatlarına güle oynaya aşkla şehvetle devam ediyorlar.

Bir heyecanlılar bir umutlular siyasi gelişmelerden o kadar memnunlar ki..

YOLA ÇIKMIŞ GELİYORLAR

Bylock haberleşmesinden sonra şimdi de Ponçik adlı bir çocuk oyunu, bu çocuk oyununda oyuncular birbirleriyle karşılıklı konuşabiliyormuş, işte bu oyunla üstelik askeriye içinde haberleşiyorlar.

Bir ay kadar önce cürete bakın genelkurmay hukuk işleri başkanına FETÖ’nün baş adamlarından şimdi hapiste Muharrem Köse emriyle ‘tutuklama emri’ dahi çıkartabiliyorlar, olacak iş mi, oluyor işte.

Daha iki gün önce bir Tuğgeneralimiz FETÖ’cülere ‘hain’ dediği için tutuklama emri çıkartan FETÖ’cü savcılarımız var, olacak iş mi, oluyor işte.

Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgeye dikkat çeken ‘Mavi Vatan’ yazılarıyla Doğu Akdeniz’de milli bir duyarlılık oluşturan donanımlı birinci sınıf bir entelektüel ve 3,5 yıl Balyoz’dan hapis yatmış Amiral Cem Gürdeniz’e dahi akıllara seza ‘fesli Kadir’ benzetmesi yapabilen uzantıları hala yazıp çizebiliyor.

Sır Odaları’ndan CIA’yla Sümüklü sapık şeyhleriye oral anal her türlü ilişkiye girmeyi ilahi aşk vecd nurlanmak olarak kabul edip iman edenler, ey millet, yola çıkmış geliyorlar!

Sapık şeyhlerin sapık doktrinlerin kurbanları köleleri akıllanmamış cahiller sürüsü kullanılmaya doymayan yazarları ajanları, yola çıkmış geliyorlar!

Bu cemaat ders çıkartmayacak, bu sosyoloji akıllanmayacak, bu sapıklar ordusu yine Haçlılarla yine PKK’sı FETÖ’süyle, yine sarhoş taşkın yazıları, yine gizemli karanlığa boğulmuş üslupları, yine cüretkar delilikleriyle yine nurlanmış coşmuş, yola çıkmış geliyorlar!

Bir toplum bu kadar körlüğe maruz kalıyorsa.

Bir memleket bu kadar sapığa hala cirit attırıyorsa.

Bir vatan bu kadar sağırı dilsizi arsızı utanmazı hala baş köşelerinde ağırlıyorsa.

O halde, geriye dönüp ben ne b.k yedim deme, o halde, hiç ağlama, yıkıl Sezar!

BU İKİ YÜZLÜ OYUN NE KADAR SÜRECEK

Kendine uzak köylerde ormanda yaylalarda yeni bir yaşam seçmiş çok arkadaşım var, birkaç yılda bir şehre iniyorlar ve konuşuyoruz, ancak, aramızda çok ciddi bir iletişim bozukluğu başladı. Şöyle, yaşadıkları sessiz yerler onları yavaş ve mıy mıy konuşmaya zorlamış ve konuşma şekilleri değişmiş. Ne söyleseler anlamıyorum, kulağımı veriyor eğiliyorum, yine cümleleri seçemiyorum. “Burası şehir, gürültülü ve yüksek sesle konuşmalısın” deyip araya girsem de alçak sesli konuşmak artık alışkanlıkları olmuş. Yaşadıkları yerlerdeki ayılardan domuzlardan kurtlardan yılanlardan bahsediyorlar, ama, hikaye nedir, ne anlatıyor, çıkartamıyor ne diyor bu herif diye boş boş gözlerine bakıyorum.

Ancak yakın arkadaşım olduğu için anlamasam da nezaketen güya anlıyormuş gibi bazı yerleri onaylıyor gibi bazı yerlerde vay be der gibi sahte tepkiler veriyorum. Bu gerçek. Ama bu sahte yüzlü iki yüzlü oyun ne kadar sürecek. Anladım ki birlikte çok sert kavgalar verdiğimiz arkadaşlarımı dinlerken anlamamak dünyanın en büyük yorgunluğu, dünyanın en büyük işkencesi.

Bir an evvel izbe köylerine gitseler de kurtulsak diyorum. Üstelik onlar çakalları kurtları nedense eğlenceli bir dille anlatıyorlar, ben şehirdeki çakalları kusura bakmasınlar pek eğlenceli anlatamayacağım, bu yüzden çok kızgınlar bana. Ama içimden de bu kadar yakın arkadaşa ayıp ediyorsun, diye kendime kızıyorum. Sonuç, uzaklığın iklimi ses tonumuzu dahi değiştirmiş ve hatta canavarları dahi kimimize eğlenceli bir hikaye haline getirmiş. Yani küçük sesle konuşabilmek bir insan için büyük bir servet. Küçük sesle konuşabilmek büyük bir iktidar. Hakimler savcılar da küçük seslerle konuşur. Ey okuyucu, yaşımız kaça gelmiş, hala bağırarak konuşuyor çıplaklığımı yoksulluğumu ele veriyorum.

Kim bağırır, karanlıktaki insan kim bağırır hayal kırıklığına uğramış, kim bağırır, en yakınındakine sesini duyuramayan. Mesela yırtıcı kuşlar çığlık atmaz sessizdir ama peşine düştüğü avı çığlık çığlığadır. Yırtıcı kuşların sessizliğe gömülmüş güven altına alınmış göklerde usul usul süzülen huzurlu bir hayatları var. Ah ceylanım ah kekliğim ah bıldırcınım bu satırlarda yine çığlık çığlığa, kime bağırıyorsun? Anladım ki o mıymıy konuşmaları anlamak için sarf ettiğin büyük nezaket sonun da senin de dilini bozmuş.

Nihat Genç

Odatv.com

Link : https://odatv.com/badeci-seyhin-siyasetteki-adamlari-15061952.html