HAARP DOSYASI : İran depreminde HAARP iddiası


İran depreminde HAARP iddiası

Kasım Süleymani’nin öldürülmesi üzerine İran-ABD krizlerinin ardından, İran’da meydana gelen depremler ile Alaska’da yaşanan yanardağ patlamaları olayları HAARP projesini yeniden gündeme taşıdı. Peki HAARP nedir? Deprem yaratır mı? İşte detaylar…

İstanbul’da yaşanan depremlerde gündeme gelen ve komplo teorisi olarak isimlendirilen HAARP projesi, İran – ABD krizi sonrası İran’da yaşanan depremlerle yeniden gündeme geldi. İşte HAARP projesi ile ilgili detaylar…

HAARP NEDİR?

HAARP, Türkçe’ye “yüksek frekanslı etkin güneşsel araştırma programı’ olarak çevrilen ABD’nin Alaska eyaleti Gakona isimli kasabasında kurulan bir tesistir.

Söylentiye göre kuruluş amacı, Atmosfer katmanlarında İyonosfer’in özellikleri hakkında araştırmalar yapmak ve gerektiğinde radyoaktif ve termonükleer dalgaları kontrol edip kendi çıkarları için kullanmak olduğu söylenir. Bir başka söylenti de yine iyonosfer katmanı ısıtılarak burada bir takım değişiklikler yapmak ve bunun etkilerini incelemek için de kurulduğu söylenir.

Bu tesis, Pentegon tarafından kontrol edilir ve ABD ordusunun emrindedir. Tesisin finansmanı, ABD ordusu, Alaska Fairbanks Üniversitesi ve Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı DARPA tarafından sağlanıyor.

Projenin en bilinen yönü ise yüksek frekansta çalışan güçlü radyo frekans verici tesisi veya iyonosfer ısıtıcısı tesislerinin olduğudur.

KULLANIM AMAÇLARI

HAARP projesinin bilinen amaçları;
• Atmosfer ve iyonosfer tabakasındaki termonükleer ve radyoaktif dalgaları zenginleştirip kontrol ederek gerektiğinde elektromanyatik vuruşlar gerçekleştirmek.
• Radar sistemlerini geliştirmek,
• ABD Donanması, ordusu ve denizaltılarıyla haberleşmeyi sağlamak, Yeraltının tomografik yapısını belirlemek,
• Petrol ve doğalgaz yataklarını belirlemek,
• Yapılacak olan füze saldırılarını havada imha etmek gibi amaçları bulunduğu biliniyor.

KOMPLO TEORİLERİ

HAARP projesi ile ilgili pek çok komplo teorisinden bahsedilmektedir. Bunlardan en çok konuşulan ve savunulan görüşlere değinecek olursak şöyle sıralayabiliriz.

Bu projeyle yapay depremler meydana getirme, belirli sınırlar içerisindeki haberleşmeyi komple kesmek, elektronik cihazların çalışmasını durdurmak, iklimsel ve hava olaylarına müdahale etmek, büyük depremlere müdahalede bulunup parçalara ayırarak etkisini en aza indirmek gibi komplo teorileriyle de anılmaktadır.

Ülkemizde en çok merak edilen tarafı ise bu projenin depremlere etkisinin ne olduğudur. Yapay depremler oluşturma komplo teorisi gerçek midir, yer artında bulunan fayları tetikler mi ve yer kabuğu hareketlerine etkisi nedir bu soruları bu proje kapsamında en çok merak edilen konulardır. Çünkü yine o teorilere göre Türkiye’de gerçekleşen 17 Ağustos depreminde HAARP’ın etkisinin olduğu söylenir. Geçtiğimiz yıl İstanbul’da meydana gelmiş depremlerle tekrar gündeme gelen HAARP projesi şimdi ise İran’da meydana gelen depremlerle tekrar gündeme geldi. Zira insanları bu düşünceye sevk eden sebep, depremlerin ABD ile kriz yaşanan dönemlere denk gelmesinden kaynaklanmaktadır.

DİĞER BİLGİLER İÇİN TIKLAYIN

DEPREMLERİ TETİKLER Mİ?

HARP Projesi karşıtlığıyla bilinen ABD’li bilim adamı Rosalie Bertell 1996 yılında HAARP Projesinin ABD ordusu tarafından silah gibi kullanıldığını iddia ederek dünyayı uyarmıştır. Bunun yanında Kanadalı ekonomist ve aynı zamanda yazar olan Michel Chossudovsky bir kitabında HAARP Projesinin doğal afetlere yol açabilecek bir kapasiteye sahip olduğunu iddia etmiş ve uyarmıştı. Sebep olacağı doğal afetleri sel, fırtına, kuraklık, deprem gibi felaketler olarak sıralamıştır.

Diğer yandan HAARP projesi karşıtı açıklamalar da gündemdeki yerini alıyor. Karşıt açıklamalarla gündeme getirilen HAARP’ın neden olabileceği tehlikelerden şu şekilde bahsedilir.

İklim değişikliklerine neden olacak, buzulları eritebilecek, ozon tabakasıyla oynayabilecek, dünyanın her yerinde yapay depremler yaratabilecek, okyanus dalgalarını kontrol edebilecek, dünya enerji kuşaklarıyla oynanabilecek ve bu da insan biyolojisini değiştirebilecek gibi birçok yıkıcı etkisinden bahsedilmektedir.

Bir başka iddia da HARP Projesinin, Türkiye, İran, Pakistan, Yunanistan, Filipinler ve Haiti gibi ülkelerde bazı deprem ve ruhsal hastalık felaketlerine sebep olduğu söylenmektedir.

Bu teori ile geçtiğimiz yıl İstanbul’da yaşanan deprem ve İran – ABD krizi sonrası İran’da meydana gelen depremlerle HAARP projesinin depremler meydana getirmesi düşüncesi insanlar arasında yaygın inanış haline geliyor.

Rus askeri dergisi de iyonosfer tabakasında çalışmalar yapmanın dünya manyetik kutuplarına zarar verebileceğinden ve elektron hasarına neden olabileceğinden, bunun da dünya için hiç iyi olmayacağından bahsediliyor.

TÜRK BİLİM İNSANI ÜMRAN SAVAŞ’IN GÖRÜŞÜ

HAARP Projesi ile ilgili daha önce açıklamalarda bulunan Türk Bilim İnsanı Ümran Savaş İnan aynı bu ifadeleri kullanmıştır. İnan, projeyle ilgili komplo teorilerinin yersiz olduğunu, bu sistemin dünyanın hava sistemlerini, iklim koşullarını ve atmosferi kontrol edebilecek güçte olmadığını, ışın saçma gücü olsa bile bir hava olayı olan şimşek çakma ile kıyaslanamayacak kadar güçsüz bir etkisi olduğunu belirtmiştir.

VİDEO LİNK : https://youtu.be/hvPqNc7YxTs

SU & DOĞALGAZ & ENERJİ DOSYASI : ABD-İRAN GERİLİMİ GÖLGESİNDE HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA ENERJİ GÜVENLİĞİ


ABD-İRAN GERİLİMİ GÖLGESİNDE HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA ENERJİ GÜVENLİĞİ

Analiz No : 2020 / 1

Yazar : Gülperi GÜNGÖR

15.01.2020

Çin, İran ve Rusya 26 -30 Aralık 2019 tarihleri arasında, Hint Okyanusu’nun kuzeyinde, Umman Körfezi’nde ortaklaşa bir deniz tatbikatı gerçekleştirdi. İran Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı tatbikatın 17bin km karelik bir alanda yapıldığını ve tatbikatın amacının uluslararası ticaretin güvenliğinin arttırılması, deniz korsanlığı ve terörizme karşı mücadele ve deniz arama kurtarmada tecrübe paylaşımı olduğunu ifade etti. Deniz Emniyet Kemeri adıyla gerçekleşen askeri tatbikat, İran’ın Çin ve Rusya ile bu düzeyde gerçekleştiği ilk üçlü tatbikat olması bakımından dikkat çekmiştir.

Tatbikatın gerçekleştiği Umman Körfezi, dünyada deniz yoluyla ticareti yapılan petrolün beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’na bağlanmaktadır. BBC’nin aktardığı bilgiye göre, günde ortalama 19 milyon varil petrol Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir,[1] bu yüzden bu bölge enerji güvenliği açısından önem arz etmektedir.

Bu bölge 2019 yılında petrol tankerlerinin güvenliği konusunda gerilimlere sahne olmuştur. 12 Mayıs’ta ikisi Suudi Arabistan’a ait dört ticari gemi, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) açıklarında, kimliği belirsiz bir saldırıya uğramıştır. Haziran ayında Norveç şirketi Frontline’a ait Marşal Adaları bandıralı Front Altair gemisinde patlamalar olmuş ve Japonya ile bağlantılı kimyasal tanker, Panama bandıralı Kokuka Courageous’a mermi saldırıları yapılmıştır. 14 Eylül’de ise Suudi Arabistan’ın Aramco Petrol Şirketi’nin tesislerine füze saldırıları olmuştur.

ABD’nin İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İran’a yönelik yaptırımları sıkılaştırması, Haziran 2019’da ABD’ye ait insansız hava aracının İran tarafından, hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle, düşürülmesi, Temmuz’da İngiltere-İran arasında gerçekleşen tanker krizi gibi olaylar bölgede gerçekleşen saldırılardan İran’ın sorumlu olduğu şüphelerini güçlendirmiştir. İran bu suçlamaları reddederken, BAE kıyılarındaki saldırılarda kullanılan mayınlarının İran’ın mayınlarına benzer olduğu iddiası ile, ABD İran’ı saldırılardan sorumlu tutmuştur. Suudi Arabistan tesislerine yapılan saldırıları Yemen’deki Husiler üstlenirken ABD saldırıların kuzeybatıdan, İran’dan düzenlendiğini ileri sürmüştür.

ABD Öncülüğünde Deniz Güvenliği Koalisyonu ve Diğer Ülkelerden Tepkiler

Hürmüz Boğazı’nda tansiyonu yükselten bir diğer olay, İran-İngiltere arasında olan tanker krizidir. 4 Temmuz 2019’da İngiltere’ye bağlı Cebelitarık Özerk Yönetimi, Suriye’ye yönelik ambargoyu ihlal ederek petrol taşıdığı gerekçesiyle İran’ın "Grace 1" adlı tankerini alıkoymuştu. Cebelitarık Yüksek Mahkemesi İran tankerinin alıkoyma süresini 15 Ağustos’a kadar uzatmıştı. İran ise 19 Temmuz’da Hürmüz Boğazı’nda Stena Impero adlı İngiltere bandıralı petrol tankerini, bulunduğu konumu gösteren sinyali kapattığı ve denizcilik kurallarına riayet etmediği gerekçesi ile alıkoymuştu.

Bölgede enerji güvenliğinin riske girdiği ve petrol fiyatlarının yükseldiği bu dönemde ABD kilit su yollarının gözetimi ve güvenliği için girişimler başlattı. Temmuz ayında ABD Merkez Komutanlığı, Orta Doğu’da güvenli geçişi sağlamak ve hayati önem taşıyan nakliye hatlarını korumak için Sentinel (Nöbetçi) Operasyonu’nu geliştirdiğini açıkladı.[2] Bu operasyona bölgesel ve uluslararası katkılar için çağrıda bulundu. Bölgedeki nakliyeyi korumak için ABD öncülüğünde kurulan koalisyona Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn, Katar, İngiltere, Arnavutluk ve Avustralya katılmıştır.

Ancak bu süreçte, öncelikle Almanya ve Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri, ABD’nin İran’a uyguladığı “maksimum baskı” politikasına destek vermeye yanaşmadıkları ve İran ile müzakerelerin devam etmesini arzuladıkları için ABD öncülüğünde bir koalisyona katılmak istemediklerini açıkladılar. Deniz trafiğini korumak için bir Avrupa Deniz Misyonu oluşturmak üzere İngiltere, Almanya ve Fransa çalışmalar başlattıklarını açıkladı ancak Londra’da hükümet değişikliği ve Boris Johnson’ın yeni başbakan olarak göreve başlamasının ertesinde, İngiltere, ABD öncülüğündeki koalisyona dahil olacağını bildirdi.

24 Kasım’da Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, Abu Dabi’deki bir Fransız deniz üssünün Basra Körfezi’ni korumak için Avrupa liderliğindeki bir misyonun merkezi olacağını açıkladı. Almanya, bu girişimi politik olarak desteklese de, bunun bir Avrupa Birliği misyonu olmadığı gerekçesi ile katılmayacağını bildirdi. Alman yasalarına göre, Almanya’nın bu tür bir koalisyona katılabilmesi için, misyonun AB, NATO ve BM çerçevesinde kolektif güvenliğe dayalı bir sistem olması gereklidir. Hürmüz’de güvenliğin sağlanması için İspanya ve İtalya bir Avrupa Misyonu’na sıcak baktıklarını açıkladılar. Hürmüz Boğazı’ndaki Avrupa Misyonu’na (European-Led Mission Awareness Strait of Hormuz) Hollanda, Ocak 2020’den başlayarak altı aylık bir süre için bir gemi katkıda bulunacağını açıkladı. Danimarka Dışişleri Bakanı Jeppe Kofod ise, Danimarka’nın dünyanın beşinci en büyük denizcilik ülkesi olduğunu, Hürmüz Boğazı da dahil olmak üzere deniz güvenliğinin sağlanmasında Danimarka’nın özel bir ilgi ve sorumluluğunun olduğunu ifade etti. Danimarka Hürmüz Boğazı’na helikopter ve yaklaşık 155 askerle bir fırkateyn göndermeyi teklif ettiğini açıkladı.

Petrol ithalatının yüzde 90’ını Körfez bölgesinden elde eden Japonya ise deniz taşımacılığını güvence altına almak için, bir koalisyona katılmayarak, bölgeye kendi Öz Savunma Kuvvetleri güçlerini gönderme kararı aldı. Yaz aylarında saldırıya uğrayan tankerler arasında bir Japon gemisi de vardı. ABD’nin koalisyon girişimi sonrasında, İran Dışişleri Bakanı, Japonya’ya ABD öncülüğündeki koalisyona katılmaması hususunda çağrıda bulunmuştu.

Çin ve Rusya’nın Rolü

Aralık ayında gerçekleşen Çin, İran, Rusya üçlü tatbikatına geri dönersek, İran Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı bu tatbikatın İran’ın izole edilemeyeceğini gösterdiğini ifade etmiştir. ABD ve Avrupa Ülkeleri Hürmüz’de deniz ve enerji güvenliği için girişimler başlatmışken Çin ve Rusya da bu yönde iradelerini bu girişimle ortaya koymuş olmaktadır. Ancak bu tatbikat, Çin ve Rusya’nın, İran’ı da yanlarına alarak, ABD öncülüğündeki koalisyondaki ülkeleri tamamen karşılarına aldıkları anlamına gelmemektedir.

Nitekim, Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü tatbikatın amacının üç ülkenin donanması arasında eşgüdüm sağlamak ve iyi niyet mesajı göndermek olduğunu söylemiştir. Yaptığı açıklamada tatbikatın uluslararası kurallara uygun olduğunu ve İran-ABD gerilimini kastederek bu tatbikatın uluslararası durumla ilişkilendirilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü de, tatbikatın güvenlik işbirliğini güçlendirme ve terörist tehditlere yanıt verme amaçlı olduğunu ifade etmiştir.

Çin ve Rusya’nın ABD ve Arap ülkeleri ile ilişkilerini riske atarak İran’ı tamamen destekleyen bir politika içerisine girebileceği düşünülemez. Sonuç olarak, enerji güvenliği için mekanizmalar oluşturulurken, Rusya ve Çin’in sorumlu güçler olarak bölgede varlıklarını ortaya koyma isteğini göstermeyi amaçladıkları söylenebilir.

*Fotoğraf: NTV

[1] Why Does The Strait of Hormuz Matter?”, BBC, 11 Haziran 2019, https://www.bbc.com/news/av/world-middle-east-48586787/why-does-the-strait-of-hormuz-matter

[2] “U.S. Central Command Statement on Operation Sentinel”, U.S. Central Command, 19 Temmuz 2019, https://www.centcom.mil/MEDIA/STATEMENTS/Statements-View/Article/1911282/us-central-command-statement-on-operation-sentinel/utm_source/hootsuite/

DIŞ POLİTİKA DOSYASI /// E. TUĞG. ARMAĞAN KULOĞLU : İRAN – SURİYE – LİBYA HATTINDAKİ GELİŞMELER VE TÜRKİYE’YE ETKİSİ


E. TUĞG. ARMAĞAN KULOĞLU : İRAN – SURİYE – LİBYA HATTINDAKİ GELİŞMELER VE TÜRKİYE’YE ETKİSİ

Dış politikadaki gelişmeler, güvenlik boyutunu da içine alarak çok hızlı bir seyir izliyor. Diplomasi baş döndürecek düzeyde. Bu hızlı süreç içinde hata yapmadan hareket etmek, bölge açısından önemli olmasının yanında Türkiye için çok daha fazla bir önem arz ediyor.

ABD-İran gerginliği şimdilik endişe verici değil

Süleymani’nin ABD’nin düzenlediği saldırıyla öldürülmesinden sonra, ABD-İran ilişkileri daha da gerginleşmiştir. Her an için beklenen karşı saldırı, ABD’nin Irak’taki iki üssüne yapılmıştır. İran’a göre çok etkili, ABD’ye göre fazla etkili olmadığı söylenen bu saldırılardan sonra ABD’nin yaptığı açıklamalarla tansiyon düşmüştür.

Ancak İran’ın, füze saldırılarıyla intikamını tam olarak alamadığı ve ABD’nin Irak’ı terk etmesi için yeterli olmayacağı düşüncesiyle yeni saldırılarda bulunabileceğine ilişkin açıklamaları oluşmuştur. Fakat İran’ın Füze saldırılarından bir müddet sonra Ukrayna hava yollarına ait yolcu uçağının düşmesindeki rolü ortaya çıktığında bu durumun yakın vadede gerçekleşemeyeceği kanaatine varılmıştır.

İran’ın 176 masum kişinin ölümüne sebep olan hatasının yankıları devam etmektedir. Bölgedeki gerginliğin taraflarından birisi olması ve bu gerginliğin yarattığı bir hata sonucunda suçlu duruma düşmesi, kendisine prestij kaybettirmiş, uluslararası kamuoyu nezdinde sıkıntıya sokmuştur. Bu konu, İran içinde de protestolara neden olmuştur. Dini lidere olan protestolar artmakta, ülke geneline yayılma temayülü göstermektedir.

Diğer taraftan ABD’nin de, krizi fırsata çevirmeye çalıştığı gözlemlenmiş, İran’da yaptığı kargaşa yaratıcı açıklamalarla bu protestoları istismar etmesi dikkat çekmiştir. Ancak İran yine de, prestijini kaybetmemek ve iç kamuoyunda rejim aleyhine gelişmekte olan oluşumu engellemek için ABD üslerine etkisiz saldırılar yapmaya devam etmektedir.

ABD’nin NATO çağrısı sıkıntı verebilir

Trump, bu gelişmelerden sonra “NATO’nun bundan sonraki süreçte Ortadoğu’ya daha fazla müdahil olmasını isteyeceğim” açıklamasında bulunmuştur. Müteakiben NATO Genel Sekreteri’yle yaptığı görüşme sonucundaikilinin,NATO’nun bölgesel istikrar ve uluslararası terörle mücadeleye daha fazla katkı sağlayabileceği konusunda anlaştığı bildirilmiştir.

NATO’nun bölgeye gelmesi ABD etkisini arttıracak, istikrar operasyonları adı altındaki faaliyetler mevcut fiili durumun kalıcı olmasına sebep olacak, bunun sonucunda Irak ve Suriye’nin bölünmesi sıkıntısı güçlenecektir. Ayrıca bu durum, ABD-İran gerginliğinin NATO-İran gerginliğine dönüşmesi tehlikesini de beraberinde getirebilecektir. Bu muhtemel gelişmelerin, hem bölgesel olarak, hem de NATO üyesi olmamızdan dolayı Türkiye’yi olumsuz yönde etkilememesi mümkün değildir.

İdlip’te ateş kes sağlandı

Türk Akımı projesi töreni maksadıyla Türkiye’yi ziyaret eden Putin’le hem bölgesel, hem de Libya konusunda bir seri görüşmeler yapılmış, kararlar alınmış ve bunu takiben karşılıklı temaslarla bir seri girişimlerde bulunulmuştur.

Mutabık kalınan hususlardan biri de İdlip’te ateş kesin sağlanması, aksayan çalışmaların devam ettirilmesi olmuştur. Bu kapsamda tarafların bugüne kadar yerine getiremedikleri yükümlülükleri için çaba göstermesi kararlaştırılmıştır. Buna göre Türkiye, taraflardan biri olan Radikal İslami Grupları ikna ederek bölgeden uzaklaştıracak, Rusya da destek verdiği, hatta birlikte fiilen çatışmaya girdiği Suriye ordusunun saldırılarını durduracaktır. Gözlem noktaları da asli görevlerini yapacaktır.

Ateş kesin 12 Ocak 2020 saat 00.01 itibariyle, bazı küçük ihlaller dışında, gerçekleştiği Türkiye tarafından açıklanmıştır. Ancak kararlaştırılan bu tarihten hemen önce, Suriye ordusunun, son fırsattır düşüncesiyle, sivillerin de ölümüne neden olan saldırıda bulunması, ne etik ne de insancıldır.

İdlip’te yeniden başa dönülmüştür. Bu vesileyle Türkiye sınırına göçün azalması beklenmektedir. Şimdi önemli olan bu durumun devam ettirilerek istikrarın sağlanmasıdır.

Libya’da ateş kes çağrısı

Putin’n Türkiye ziyaretinde yapılan görüşmelerde mutabık kalınan hususlardan biri de Libya’da ateş kes çağrısıdır. Bu kararın alınması olumlu bir gelişmedir. İdlip’te olduğu gibi Libya’da da Sarraj ve Hafter güçleri arasında 12 Ocak 00.01 itibariyle ateş kes yapılması öngörülmüştür.

Başlangıçta bu çağrıya Sarraj yönetimi olumlu cevap vermiş, ancak Hafter buna uymayacağını beyan etmiştir. Hafterin bu davranışının, Libya’da halen elinde bulundurduğu durum üstünlüğünden istifade ile bazı avantajlar elde ederek daha fazla etkinliğe sahip olma düşüncesinden kaynaklandığı değerlendirilmiştir.

Hafter ateşkesi başlangıçta ihlal etmiş, ancak daha sonra, özellikle Rusya’nın Wagner paralı askerlerini geri çekmesi ve baskısıyla ateşkese şimdilik uyduğu görülmüştür. Bu gelişmelerde Türkiye’nin Libya’yla yaptığı güvenlik ve askeri işbirliği anlaşmalarının, asker gönderme kararı ve bunu derhal kısmen uygulamasının etkisi büyüktür.

Libya’da tarafları bir araya getirerek bir anlaşma sağlanması için diplomatik temaslar hızlı gelişmiştir. Bu temasların sağlanmasında Türkiye’nin girişimleri etkili olmaktadır. Sarraj Türkiye’ye gelmiş görüşmelerde bulunmuştur. İtalya Başbakanı Libya’daki her iki tarafla temas halindedir. Türkiye’ye gelmiş ve Libya konusunda fikir birliği içinde olunduğu, Berlin Sürecinde de işbirliği yapılacağı açıklanmıştır. Mısır dahi ateşkese destek vermiştir.

Ateş kes anlaşması zora giriyor

Yoğun temaslara devam edilmektedir. Ateşkesin bir anlaşmayla sonuçlanmasına Rusya öncülük etmektedir. Türki heyeti Moskova’ya gitmiş ve Rus heyetiyle masada bir araya gelmiştir. Sarraj ve Hafter de ekibiyle Moskova’ya gelmiştir. Türkiye ve Rusya heyetleri taslak bir ateş kes anlaşma metni hazırlamış, bu taslak Sarraj tarafından imzalanmıştır. Ancak Hafter sabaha kadar müddet istemiş, sonrasında imzalamadan Libya’ya dönmüştür. Rusya tarafından yapılan açıklamada Hafter’in ülkedeki gruplarla istişarede bulunmak üzere iki günlük mühlet istediği ifade edilmiştir.

Hafter, bulunduğu tarafın homojen bir yapıda olmamasından dolayı böyle bir ihtiyaç duymuş olabilir. Ancak ateş kes anlaşmasının imzalanmasını geciktirip taviz kopararak daha sonra yapılması muhtemel Berlin toplantısı ve sürecine daha etkin girmeyi ve Libya’da daha fazla söz sahibi olmayı planladığı da söylenebilir.

Bu durum, Libya konusunda etkin olan Rusya için bir prestij kaybı olarak nitelendirilmiştir. Bu nedenle Rusya’nın durumu düzeltmek için daha fazla çaba göstermesi beklenmektedir. Zaten illegal olarak nitelendirilen, ancak bir gerçek olan Hafter’in, Türkiye’nin askeri alandaki girişimlerini de dikkate alarak daha fazla direnmesinin söz konusu olamayacağı değerlendirilmektedir.

Bundan sonraki aşamada, Hafter’in de bir şekilde anlaşmayı imzalayacağı, müzakere sürecinin başlayacağı, ancak zaman zaman Hafter’in ateşkesi ihlal edilerek durum üstünlüğü sağlamaya çalışabileceği, Libya’da İdlip modeline benzer bir sistemin uygulanabileceği düşünülmektedir.

14 Ocak 2020

İRAN ORDUSU DOSYASI : Kudüs Gücü İran Ordusu İçinde Gücünü Nereden Aldı ???


Kudüs Gücü İran Ordusu İçinde Gücünü Nereden Aldı ???

10 Ocak 2020

İran’ın dini lideri Ali Hamaney, Kasım Süleymani’nin 3 Ocak’ta Amerikan hava saldırısıyla öldürülmesinden sadece birkaç saat sonra İran Devrim Muhafızları Ordusu bünyesindeki Kudüs Gücü’nün başına yeni bir komutan atadı.

Atama açıklamasının hızla yapılması, devamlılık mesajı verilmesinin amaçlandığı izlenimi oluşturdu.

Hamaney, ”Kudüs Gücü’nün misyonu, şehit Süleymani’nin komutasındakiyle aynı çizgide devam edecektir,” ifadesini kullandı.

Hamaney’in belirttiği gibi misyonun değişmemesi, Kudüs Gücü faaliyetlerinin, yeni komutan İsmail Kani liderliğinde de geçmişteki rolünü temel alması bekleniyor.

İran Silahlı Kuvvetleri içindeki Kudüs Gücü

Kudüs Gücü, İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu içindeki sekiz kuvvetten biri.

Diğer kuvvetler Muhammed Pakpur komutasındaki Kara Direniş Gücü, Emir Ali Hacızade komutasındaki Hava Gücü, Alirıza Tangsiri komutasındaki Donanma Gücü, Gülemzade Süleymani komutasındaki gönüllü Besiç milisleri, Hüseyin Taeb komutasındaki İstihbarat, Muhammed Kazımi komutasındaki Karşı İstihbarat ve Fethullah Cumeyri komutasındaki Güvenlik Gücü’nden oluşuyor.

Sekiz kuvvet de İran Devrim Muhafızları Ordusu Baş Komutanı Hüseyin Salami ve yardımcısı Ali Fadavi’nin liderliğinde faaliyet gösteriyor.

Ancak Kudüs Gücü komutanı, faaliyetlerini, paralel bir yapı içerisinde yürütüyor ve sadece İran’ın dini liderine karşı sorumlu tutuluyor.

Kudüs Gücü’nün denizaşırı faaliyetleri

Kudüs Gücü, 1980’li yılların sonunda kurulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun yurtdışı kolu olarak görülüyor.

Bu askeri gücün varlığı, 2011’de Suriye Savaşı patlak verene kadar resmi olarak kabul edilmemişti. Ancak Kudüs Gücü’nün Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat’ı ayakta tutma çabalarındaki kapsamlı katkıları gerek bu askeri birimi, gerekse başındaki komutan Kasım Süleymani’yi gün yüzüne çıkardı.

Kudüs Gücü’nün faaliyet gösterdiği alanların başında Lübnan geliyor. Hizbullah’ı destekleyen Kudüs Gücü’nün Lübnan’daki hükümet ve güvenlik yapıları içinde daha fazla nüfuz elde etmek için çalıştığı bildiriliyor. Kudüs Gücü, Suriye’de hükümet yanlısı milislerin, Irak’ta ise Haşdi Şabi olarak bilinen, İran’la daha yakın ilişkilerin kurulmasını teşvik eden ve Kürt bölgesiyle ilişkileri idare eden Gönüllü Halk Güçleri’nin kurulmasına katkıda bulundu. Yemen’de ise Sanaa’da Suudi baskılarına karşı Husi hükümetini destekleyen Kudüs Gücü, Afganistan’da İran’a yakın siyasi ve silahlı grupları, Gazze’de de Hamas’ı destekliyor.

Bu örgütlerin çoğu, tıpkı 2019 yılı Nisan ayından bu yana İran Devrim Muhafızları Ordusu gibi Amerika’nın terörist olarak nitelediği örgütler arasında yer alıyor.

Bu ülkelerin dışında Kudüs Gücü’nün Ortadoğu’nun diğer bölgelerinde de etkili olduğu söyleniyor. Kudüs Gücü’nün İran ve Bahreyn arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar sırasında da rol oynaması, buna bir örnek.

Kudüs Gücü’nün mevcut misyonu içinde yer alan faaliyetler, İran’da 1979 İslam Devrimi’nden önce birkaç kuruluş tarafından yürütülüyordu.

İslam rejiminin ilk hamlelerinden biri, bu faaliyetlerin birçoğunu, Filistinliler ve diğer militanlarla yakın ilişkileri olan ve sürgündeyken silahlı grupları yöneten devrimci Muhammed Montazeri’nin komutasında birleştirmek olmuştu.

Montazeri’nin 1981’deki ölümünden sonra Devrim Muhafızları Ordusu’nun denizaşırı faaliyetleri, ülkenin gelecekte dini lideri olacak olan ve o dönemde Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Ali Hamaney’in komutasındaydı.

Hamaney’in, Mahmut Haşimi Şahrudi gibi müttefikleri desteklediği söyleniyordu. Şahrudi daha sonra İran yargısının başına getirilmişti, İran’daki Iraklı muhalif güçleri desteklemişti. Irak İslam Devrim Yüksek Konseyi’nin kurulmasına katkıda bulunan Şahrudi, daha sonra konseyin sözcüsü olmuştu. Konseyin amacı, 1980-1988 yılları arasındaki İran-Irak Savaşı sırasında Irak içinde muhalefet oluşturmaktı.

Devrim Muhafızları Ordusu komutanı Muhsin Rızai, İran-Irak Savaşı sırasında yurt dışında faaliyet gösteren İran destekli gruplarla resmi bağları gizliyordu.

Rizai ayrıca Irak’ta Saddam Hüseyin’e muhalefet eden, faaliyetleri İranlılar tarafından yürütülen Bedir Tugayı’nı kurmuştu. Rizai’nin kurulduğu günden bu yana Bedir Tugayı’nı Irak İslam Devrim Yüksek Konseyi’nin ve konseyin lideri Muhammed Bekir El Hakim’in denetimi dışında tutmaya çalıştığı söyleniyordu. Hekim’in bu konuda eski devrimci Ali Ekber Haşimi Rafsancani’ye ve Hamaney’e yakındığı bildiriliyordu.

Bedir Tugayı’nın o günlerdeki komuta zinciri içinde Ebu Mehdi El Mühendis de yar alıyordu. Haşdi Şabi’nin lideri El Mühendis, 3 Ocak’ta Amerika’nın Bağdat yakınlarında düzenlediği saldırıda Süleymani’yle birlikte öldü.

1980’li yılların başında Irak’tan Kuveyt’e kaçan El Mühendis, Lübnan İslami Cihat Örgütü’nün kurucu üyelerinden İmad Mugniye’yle işbirliği yaptıktan sonra İran’a gitti.

Mühendis, daha sonra Devrim Muhafızları Ordusu’yla bağları olan Bedir Tugayı’nın komutanı oldu.

Süleymani’nin yükselişi


Kasım Süleymani, Kudüs Gücü’nün başına 1997’de geçti.

Örgüt kısa zamanda yükselişe geçmeye ve nüfuzunu İran içinde ve dışında hissettirmeye başladı. Hamaney’in en çok sevdiği komutanlardan olan Süleymani, kendisini kararlı bir askeri kimlik olarak kabul ettirdi.

Süleymani, Kudüs Gücü’nü, faaliyet gösterdiği ülkelere göre farklı bölümlere ayırdı. Her bölümün başına sadece Süleymani’ye hesap veren bir kumandan getirildi.

Süleymani ayrıca Kudüs Gücü içinde istihbarat, finans, siyaset, sabotaj ve özel operasyonlar olmak üzere beş yeni bölüm açtı. Bu bölümler, Süleymani’nin başında bulunduğu Kumandanlar Konseyi altında birbiriyle etkileşim içinde faaliyet gösteriyor.

Ancak Kudüs Gücü ve komutanı, Suriye’de savaşın patlak verdiği 2011’e kadar dikkatlerden kaçmayı başardı.

Suriye’nin İran’a ”stratejik derinlik” kazandırdığı tanımlaması yapan Süleymani, söylendiğine göre Hamaney’i, Beşar Esat’ı desteklemeye inka etti.

Alınan haberler, Kudüs Gücü’nün binlerce üyesinin ve eğittikleri Iraklı Şii milislerin Esat karşıtı güçlerle savaşmak için Suriye’ye akın ettiği yönündeydi.

Kudüs Gücü uzmanları, Süleymani’nin doğrudan gözetimi altında Afganistan ve Pakistan’dan gelen Şiileri Suriye’de savaşmak üzere eğitmeye başladı.

Süleymani’nin halefi

Hamaney, Kasım Süleymani’nin öldürüldüğü 3 Ocak günü Kudüs Gücü komutanlığına atadığı 62 yaşındaki Kani’yi ”İslam Devrim Muhafızları Ordusu kumandanları arasındaki en seçkin isimlerden biri” sözleriyle övdü.

İran’ın en büyük ikinci kenti olan, Horasan’a bağlı Meşhed’de doğan Kani, İran-Irak Savaşı eski muhariplerinden. Kani, Nasır 5 ve İmam Rıza 21 tugaylarının komutanlığını yapmış, İmam Rıza 21 Tugayı daha sonra tümen olmuştu.

Kurulduğundan bu yana Kudüs Gücü’nün üyesi olan Kani, son 20 yıldır Kasım Süleymani’nin komutasında istihbarat yetkilisi ve yardımcı komutanlık görevlerini yürütüyordu.

Amerika Maliye Bakanlığı Kani’yi 2012’de Ortadoğu ve Afrika’da, özellikle Gambiya’da Lübnan Hizbullahı ve Kudüs Gücü unsurlarına mali destekte bulunma ve silah sevkiyatı yapmada rol oynayan kişiler listesine almıştı.

İRAN ORDUSU DOSYASI : İşte İran’ın intikam planı


İşte İran’ın intikam planı

ABD’ye yönelik misilleme planı İran meclisi tarafından onaylandı. İşte 14 maddelik misilleme planı

ABD’nin İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutan Şehit Korgeneral Kasım Süleymani’ye yönelik terör eylemine karşı "Ağır İntikam" misilleme planı İran meclisi milletvekilleri tarafından onaylandı.

ABD’nin İran Devrim Muhafızlarını "terör örgütü" olarak ilan etmesine karşı misilleme planı şu şekilde:

1. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanlığı ve buna bağlı tüm örgütlerle birlikler terörist tanılarak İran İslam Devrim Muhafızları’na karşı herhangi bir askeri destek terör eylemi olarak kabul edilir.

2.İran İslam Cumhuriyeti Ulusal Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde ülkenin menfaatlarını zedeleyen ABD’nin terör eylemlerine misilleme yapılmalı.

3.İran İslam Cumhuriyeti ve Silahlı Kuvvetleri ABD’nin İran’ın çıkarlarına karşı imkan kullanmasını önlemek için gereken önlemler almalı.

4.İran İstihbarat Bakanlığı ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanlığı ve buna bağlı tüm örgütlerlerin komutan listesini dava açmak için sunmalı.

5. İran İslam Cunhuriyeti Devrim Muhafızlarıyla işbirliği yapan ve böylece zarar gören tüm gerçek ve tüzel kişilere yasal olarak destek sağlamalı.

6. İran Dışişleri Bakanlığı diğer kurumların içbirliğiyle bölgedeki ABD üslerini kapatarak, ABD’lilerin bölgedeki diğer ülkelerin tesislerinden ve diğer imkanlarından yararlanmasına son vermeye çalışmalı.

7. İran, ABD’nin Devrim Muhafızlarını terörist olarak ilan etmesi kararını savunan ülkelere misilleme yapabilir.

8. ABD’nin kararını savunarak Devrim Muhafızları’na hizmet vermekten kaçınan tüm gerçek ve tüzel kişiler cezalanmalı.

9. İran İslam Cumhuriyeti ABD’nin Devrim Muhafızları’na karşı kararına itiraz edip uluslararası kuruluşlarla istişarelerde bulunarak, İran’ın savunma kurumlarının egemenliğini ihlal eden ABD kararını baltalayabilir.

10. İran Plan ve Bütçe Komisyonu bu yasanın uygulanması için her yıl gereken mali kaynak sunmalı.

11. Devlet mecliste incelenmesi için her dört ayda Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonuna performans raporu sunmalı.

12. İran İstihbarat Bakanlığı yasanın konusuyla ilgili karara katılanların isimlerini belirlemeli.

13. Silahlı kuvvetlerin tüm görevleri, Genelkurmay Başkanlığı’nın talimatıyla yapılmalı.

14. Bu yasa onaylanmasının ardından yürürlüğe girmelidir.