ERGENEKON DAVASI /// GAFFAR YAKINCA : 300 ALÇAK


GAFFAR YAKINCA : 300 ALÇAK

Arjantinli yazar Jorge Louis Borges’in en ilgi çekici metinlerinden biri 1960’ta yazdığı “Argumentum ornithologicum’dur”. Türkçe’ye “kuşlar kıssası” olarak çevirebileceğimiz metin Borges’in Tanrı’nın varlığına dair kurguladığı bir düşünce jimnastiğidir. Borges özetle “Gökyüzünde kısa bir süre gördüğümüz varlığını bildiğimiz ama sayamadığımız kuşların aslında kesin bir sayısı vardır. O kesin sayıyı bilen varlık Tanrı’dır” der.

Felsefi anlamda kesin bir sayıyı bilmenin bir grup “şeyi” kesin bir sayı olarak ifade etmenin getirdiği gücü görüyor musunuz? Tarih boyunca hep böyle oldu kesin sayılarla ifade etmek üç yedi ya da kırk demek varlığı sayı ile çerçeve içine almak ona adeta Tanrı katından bahşedilmiş bir güç verdi.

KESİN SAYILAR GÜÇLÜ ANLATILAR

İncil’de “mahşerin dört atlısı” var mesela. Beyaz Kızıl Siyah ve Soluk. Yedi mühür açıldıktan sonra ortaya çıkacaklar ve kıyamet başlayacak. Sığındıkları mağarada Allah tarafından 309 sene uyutulan Ashab-ı Kehf yedi kişidir. Yahya Kemal’in ilk şiirim dediği Mehlika Sultan’da aşk için yollara düşen gençler de yedi kişidir.

Türk tarihinin efsanevi kahramanı Kürşad Çin sarayını kırk arkadaşı ile basmıştı. Alevi inancında Hz. Muhammed’in Mirac’a çıkarken konuk olduğu meclis de kırk kişidir. Fransız dilini korumak için 1635 senesinde kurulan Fransız Akademisi “ölümsüzler” diye bilinen kırk kişiden oluşur.

Öyle sanıyorum ki son üç yüz yılın en önemli gelişmesi hayatımıza kamuoyu kavramının girmiş olmasıdır. Kamuoyu dediğimizde sadece halktan değil en başta devlet aygıtı olmak üzere kurumlardan da söz ederiz. Dolayısı ile onu etkilemek bize hayatın akışına müdahale etme imkanı verir. Özellikle 20. yüzyıl ile beraber çeşitli gruplar seslerini bu büyük güce duyurabilmek için bildiriler manifestolar yayınlamaya başladılar. Araştırmacı Samuel McCormick bu tür çabalara genel olarak “Güce yazılan mektuplar” diyor.

İMZALAR VE SAYILARI

Prensip olarak mektupların altına ne kadar çok imza atılırsa o kadar kuvvetli olacağı varsayılır. 4 Ekim 1914’te Almanya’nın savaşa girmesine karşı aydınların yayınladığı bildiri “93’ler manifestosu” olarak bilinir. Fransız aydınlarının Cezayir bağımsızlık savaşına destek veren açıklamasına 121 kişi imza atmıştı bu da tarihe “121’lerin manifestosu” olarak geçti. Fransa dışında pek bilinmez ama “121’lerin manifestosuna” karşı yayınlanan bir de “185’ler bildirisi” vardır. Teslimiyete karşı Fransız aydınları manifestosu” diye bilinir.

20. yüzyıl boyunca tüm dünyada küsuratlı destekçi sayıları sık sık böyle bildiriler yayınlandı. Gerçek ötesi (post-truth) samimiyetsizlik çağına girdiğimizden beri ise bu rakamlar yuvarlanıyor. 73 192 388 gibi sayıları göremiyoruz. Bunun yerine manşetleri “200 aydından bildiri” “30 aydından mektup” gibi başlıklar süslüyor. Bu yuvarlama işi bir yanı ile en eski efsanelerdekine benzer bir gücü donanma arzusuna denk geliyor. Ama asıl önemlisi çifte standarda dayalı düşünceler üzerine kurulmuş bir öfkeyi ve ‘seçilmiş’ olmanın kibrini yansıtıyor olması. İmzanın kendisi değil reklamı önemli çünkü çağdaş aydının da önemli olan kısmı aslında “reklamıdır”.

Ergenekon davasında mahkemenin son kararı ile beraber cumhuriyet tarihimizin en organize ihanet hamlesi çırılçıplak ortaya serildi. Ancak bu kumpaslar kurulurken “daha da ileri gidilsin” diye alkış tutanların marifetleri hâlâ orta yerde duruyor.

300 “aydının” Ergenekon derinleştirilsin” bildirisi de böyle bir şeydi. FETÖ savcılarından dışarıda bir tek yurtsever kalmayıncaya dek ileri gitmelerini Türk milletinin beli kırılıncaya dek yüklenmelerini rica ediyorlardı.

Bu 300 rakamı da yukarıda izah ettiğim türde bir yuvarlamadır. Şüphesiz Türkiye’de bundan çok daha fazla alçak bulunabilir. Ancak gördük ki kaç kişi olursa olsunlar rakamı neye yuvarlarsa yuvarlasınlar Türk milletinin bileğini bükemezler. Çünkü millet olmak sadece sayıca büyük olmak değil sayılardan da büyük olmak anlamına gelir.

LİNK : https://www.aydinlik.com.tr/300-alcak-gaffar-yakinca-kose-yazilari-temmuz-2019

BİYOGRAFİ DOSYASI : 2 Temmuz 1955’de yitirdiğimiz Kurtuluş Savaş ı Gazisi Kara Fatma’yı (Üstğm.Fatma Seher Erden) tanıyalım !!!!


Vatanı uğrunda neler yaptığı, yapabileceğini göstermiş olan Türk kadını Üstğm. Fatma Seher Erden , ya da namı diğer Kara Fatma’yı gençlerimize ve çocuklarımıza anlatmak her yurttaşın sorumluluğudur.

Türk halkı, kadın-erkek demeden Kurtuluş Savaşı’nda destan yazdı. Aradan geçen yıllar içinde o kahramanlar unutturuldu, unuttuk. Piyes, tiyatro, filmlerde,belgesellerde,hikaye ve romanlarda çoğuna yer bulunamadı.

ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak 2 Temmuz 1955’de yitirdiğimiz Kurtuluş Savaşı Gazisi Kara Fatma’yı (Üstğm. Fatma Seher Erden) başardıkları önünde saygı eğiliyor ve sevgiyle anıyoruz.

Erzurum’da dünyaya gelen Fatma Seher, Balkan Harbi yıllarında asker olan eşiyle birlikte Edirne’ye yerleşti. Sarıkamış’a gönderilen eşiyle birlikte bu defa Doğu Cephesi’nde çeşitli görevler üstlendi. Eşinin şehit düşmesinden sonra savaş sahnesine çıktı.

1888 yılında Erzurum’da doğar. Bir ismi de Seher’dir. Soyadı olarak Erden’i alır. Erzurumlu Yusuf Ağa’nın kızı, ilk cephe mücadelesini kocası Derviş Bey’le birlikte Balkan Savaşı’nda verdi. Balkan Savaşı sırasında Edirne’de, Yanık Kışla’da düşmanla çarpıştı. Rütbesi çavuştur. Fatma Çavuş olarak anılır.
Hemen ardından I. Dünya Savaşı başladı. Fatma Çavuş ailesinden kendi gibi yürekli on kadından oluşturduğu müfrezeyle Kafkasya Cephesi’ne gitti. O sırada eşi Derviş Bey, Sarıkamış’ta şehit düşmüştür.
Buna rağmen durmadı, vatan aşkıyla cepheden cepheye koşmaya devam etti. Yanında iki oğlu ve kendisi gibi yürekli kadınlar vardı.

MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN KARŞISINA NASIL ÇIKTI?
Kara Fatma’nın vatan mücadelesi, Kurtuluş Savaşı’nda da devam etti. Mücadeleye katılmak için Sivas’a gitti. Mustafa Kemal’in önünü keserek kendisine görev vermesini istedi. Kara Fatma, 1944’de yayınlanan anılarında bu görüşmeyi şöyle anlattı:
"Mustafa Kemal’in huzuruna çıkabilmek için muhtelif kıyafetlere girerek üç günlük bir mücadeleden sonra devamlı bir takibin neticesi olarak, Sivas’ta öğle yemeğine davetli bulunduğu bir yere giderken yolda yakaladım. Üzerimde çarşaf vardı ve yüzüm de peçe ile kapalıydı. Kendisiyle bir mesele hakkında görüşmek istediğimi söyleyince ilk defa sert bir lisan kullanarak ‘ne görüşeceksin’ dedi. Kalbimdeki vatan aşkı, bu sert muameleye üstün geldi. Derhal peçemi kaldırdım ve ‘İstanbul’dan buraya kadar sizinle görüşmek için geldim ve maruzatımı bir dakika için dinlemenizi ısrarla rica ediyorum’ dedim. Sonra, pek yakınımızda bulunan küçük bir lokantaya beni kabul ettiler."

Mustafa Kemal kendisine adını, silah kullanmayı, ata binmeyi bilip bilmediğini sordu.
Aldığı yanıtlardan duyduğu memnuniyeti, "Bütün kadınlar senin gibi olsa idi Kara Fatma" sözleriyle ifade etti. Fatma Seher, işte bu olaydan sonra “Kara Fatma” olarak anılmaya başlandı. Kara Fatma, Mustafa Kemal’den aldığı talimat üzerine İstanbul’a döndü.
Mustafa Kemal’den getirdiği pusulayı göstererek Topkapılı Pire Mehmed ve Laz Tahsin’le birlikte 15 kişilik bir çete kurdu. Kısa sürede bu çetedeki üyelerin sayısını arttırdı ve Üsküdarlı Albay Neşet Bey’in emrinde savaşmaya başladı.

DÜŞMANA ESİR DÜŞTÜ
Kara Fatma asıl başarısını İzmit’in işgali sırasında gösterdi. Yunan işgaline karşı 480 kişilik çetesiyle mücadele verdi. Burada gösterdiği kahramanlıkla adını tarihe yazdırdı. Hisarcık’ta, Kaynarca mıntıkası Kumandanı Naim imzasıyla Süvari Livası’na (tugay) gönderilen yazıda, “Bugünkü harekatta pek çok yararlığı görülmüş olan Fatma Seher Hanım’a teşekkür ederim” deniliyordu.
Kara Fatma, ardından 43 kadın ve 700 erkekten oluşan müfrezesiyle İnönü Savaşlarına katıldı. Bu savaşta müfrezenin pek çok kadın neferi şehit düştü, Kara Fatma ise yaralandı. Kara Fatma, beraberindeki gönüllülerle birlikte İznik’te, Kumlu’da, Alaşehir’de, Sivrihisar’daydı; düşman neredeyse oradaydı.
Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne katılanlardan biri de oydu. Ama bu çarpışmalar sırasında esir düştü Kara Fatma. Buna rağmen, düşmanın elinden kaçmayı başardı. Hatta bu başarısından ötürü Kara Fatma’ya “üsteğmen” rütbesi verildi.

İSTİKLAL MADALYASI SAHİBİ
Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nden sonra Kara Fatma vakit kaybetmeden Bursa’ya geçti. Şehrin Yunan işgalinden kurtarılması için de müfrezesiyle birlikte çarpıştı. Kara Fatma, o günleri anlatırken son derece mütevazıydı:
"Bursa Cephesi’nde harbe girdim. Bizim vazifemiz kıtanın gerilerine akın etmek ve yollarını kesmekti. Vazifemizde başarılı oluyorduk. Yunanlılar bizim ordunun hücumuna fazla dayanamadı. Bozgun başladı. Birkaç gün içinde Yunan’ı denize döktük. Artık vazifem bitmişti. Yorgun vücudumu dinlendirmek için izin verdiler."

SAVAŞTAN SONRA KARA FATMA’NIN YAŞAMI
Tüm bu mücadelenin sonunda Kurtuluş Savaşı’nın büyük kahramanı Kara Fatma,tüm gaziler gibi İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. Bu madalya, kendisi için yeterliydi. Öyle ki, savaşın ardından kendisine bağlanan üsteğmenlik maaşını kabul etmedi. “Ben para için savaşmadım. Vatanım için savaştım” diyerek maaşını Kızılay’a bağışlar.Büyük zaferden sonra ise İstanbul’a taşınıp köşesine çekildi.
* Fatma Seher Hanım:
– Askerliğe çavuşluk rütbesiyle başladı, askerlikten üsteğmen rütbesiyle emekli oldu. (Emekli maaşını Kızılay’a bağışladı)
– Eşi ve iki oğlu savaşta şehit olmuştur. Hem şehit eşidir, hem de şehit annesidir.
– Kendisiyle birlikte savaşa katılan ve bir çatışmada elini ve akli dengesi bozulan yeğeni küçük Fatma’yı ve çocuklarını sahiplenmiştir.
* 1933 yılında o zamanın tanınmış gazetecisi Mekik Sait Esen’in kendisiyle yaptığı röportaj Yedigün Dergisinde yayınlanmıştır. Yayınlanan röportaj yurtta geniş yankı uyandırmıştır. O zamanın İstanbul Belediye Başkanı Lütfi Kırdar, Fatma Seher hanıma Kasımpaşa’da bir vakıf evi tahsis etmiştir. Daha sonraki dönemlerde Fatma Seher Erden hanıma gerektiği kadar yardım edilmediği için son yıllarında sefalete düşer. Düştüğü parasal sıkıntılar nedeniyle Galata’da bir Rus manastırına sığınır. Perişan halini soranlara "Beni yaşatan İstiklâl Madalyasıdır. Açım ama şerefliyim." demektedir.
Daha sonraki Kara Fatma’nın fakirlik ve çaresizliğini gören Kars Mebusu Tezer Taşkıran ve Rize Mebusu Yusuf Ziya Akçal’ın 1954 yılında verdikleri bir önergeyle TBMM Kara Fatma için 170 liralık aylık tahsis etti. Kurtuluş savaşı kahramanı Kara Fatma, geçirdiği bir hastalıktan sonra Darülaceze’ye yatırılır. Ömrünün son yıllarını İstanbul’da, Darülaceze’de geçirir.
Erzurumlu Fatma Çavuş namıyla Balkan Savaşın’da ,Kara Fatma namıyla Kurtuluş Savaşında büyük yararlıklar göstermiş olan Fatma Seher Erden 2 temmuz 1955 yılında Darülaceze’de 67 yaşında hayata gözlerini yumar.
Devletin kendisine bağladığı maaşın tek bir kuruşuna bile dokunmadan Kızılay’a bağışlamış yüksek ruhlu Tür kadının mezarı İstanbul Kasımpaşa Kulaksız Mezarlığındadır.( 4)
Kara Fatma’nın mezarı yol yapım çalışmaları sonrasında kayboldu. Türk Kızılayı, yıllar sonra vefa göstererek İstanbul Kulaksız Mezarlığı’nda Kara Fatma için 2014 yılında anıt mezar yaptırmıştır. Beyoğlu Belediyesi de hayatının son 20 yılını geçirdiği Kasımpaşa’daki evin bulunduğu sokağının adını “Üsteğmen Kara Fatma Sokağı” olarak değiştirmiştir.


(1 ) https://www.aydinlik.com.tr/kara-fatma-nin-sonu-ozgurluk-meydani-haziran-2019
(2 ) https://www.trthaber.com/haber/yasam/kurtulus-savasinin-kadin-kahramani-kara-fatma-373046.html
(3 ) https://www.kizilay.org.tr/Haber/HaberDetay/4266
(4 ) http://www.corumhaber.net/kurtulus-savasi-kahramani-ustegmen-kara-fatma-makale,5472.html

TEKNİK TAKİP DOSYASI : NSA kişisel veri toplama işinden vazgeçti !


NSA kişisel veri toplama işinden vazgeçti !

Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA), Beyaz Saray’a bir dilekçe sundu. Dilekçeye göre ajans, telefon verilerinin toplu olarak izlenmesini durdurmak istiyor. NSA, kişisel veri toplama uygulamasının çok zor olduğunu belirtiyor.

NSA, kişisel veri toplama konusunda isteksiz! Donald Trump ne diyecek?

Kaynaklara göre NSA, artık insanların verilerini toplu olarak izlemek istemiyor. Buna neden olarak ise bunu yapmanın çok zor olduğunu gösteriyor.

Beyaz Saray ya da ABD Başkanı Donald Trump ise konuya henüz bir cevap vermiş değil. Beyaz Saray verilerin toplanıp toplanmayacağının kararını verecek olan nihai kurum olarak gösteriliyor. Programın sona erdirilip erdirilmeyeceğine Beyaz Saray içerisinde bulunan “Bölüm 215” adlı özel birim karar verecek.

Ulusal Güvenlik Ajansı‘nın söz konusu birimi kapatmak istediğine dair haberler aslında Ocak ayında bir raporda ortaya çıkmış, ancak herhangi bir şekilde doğrulanamamıştı.

Beyaz Saray azınlık lideri Kevin McCarthy’de konuya değinmiş ve Ulusal Güvenlik Ajansı’nın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ı konu hakkında zorladığını belirtmişti. Fakat Donald Trump, bu birimin kapanmasını istemiyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin insanların telefonlarının verilerini topladığı ilk olarak Snowden tarafından 6 yıl önce ortaya çıkarılmıştı. ABD yetkilileri önce olayı yalanlamış, bir süre sonra ise kabul etmişti.

Ulusal Güvenlik Ajansı‘nın elinde milyonlarca petabayt veri olduğu tahmin ediliyor. Bu verilerin artık toplayamayacak kadar büyük ve maliyetli olması sebebiyle de NSA’ın programdan vazgeçmek istediği belirtiliyor.

Fakat Ulusal Güvenlik Ajansı, kişiye özel veri toplamaya devam edebilecek.

CIA DOSYASI : CIA Instagram hesabı açtı, kullanıcılar geçmişi hatırlattı


CIA Instagram hesabı açtı, kullanıcılar geçmişi hatırlattı

ABD’nin Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) resmi Instagram hesabını açtı. Hesap, CIA Başkanı’nın masasına ait bir fotoğrafla sosyal medyanın gündemi olurken, kullanıcılar teşkilatın kötü şöhretli geçmişini hatırlatmaktan geri durmadı.

CIA Başkanı Gina Haspel’in teşkilatın ‘halkı eğitmek’ için artık fotoğraf paylaşım platformunda da yer alacağını açıklamasından bir hafta sonra açılan resmi Instagram hesabı açıldı.

CIA’in Perşembe günü aktif olan hesabının ilk paylaşımı da, Haspel’e ait olduğu söylenen masanın fotoğrafı oldu.

PERUK, HARİTA, İLHAM VEREN SÖZ…

Masada kulaklık, ‘Dünyayı dolaşmak istiyorum’ şeklinde ilham verici bir söz, kırtasiye malzemeleri, bir dizi harita, saat ve nazar boncuğu olduğu görüldü. Sandalyede duran peruk da dikkat çekti. Teşkilat tarafından hazırlanan ‘mizansende’, Haspel’in 1985’teki ilk CIA rozeti de bir cekete tutturuldu.

Fotoğraf, “I spy with my little eye…” notuyla paylaşıldı. Söz konusu ibare, Türkiye’de sınıflarda veya evlerde oynanan ‘Nesi var?’ oyununda kullanılan ifadelere benziyor. Genelde dil becerilerini geliştirmek için oynanan oyunda önce bir nesne seçiliyor ve onun baş harfi söyleniyor. Çocuklar da bulundukları ortamda o harfle başlayan doğru nesneyi bulmaya çalışıyor.

‘FENOMENLERİN MASASINA BENZİYOR’

CIA’in Instagram hesabı sosyal medya kullanıcıları tarafından da farklı tepkilerle karşılandı.

Masanın, CIA Başkanı’ndan ziyade yeni bir iş başlatan girişimcilerin ya da Instagram fenomenlerinin masasına benzediği belirtildi.

Bir kullanıcı, “Bu masanın Gina Haspel’e ait olmasına imkan yok. Kazan dairesine benziyor” diye yazdı.

‘GELECEK SEFERE İŞKENCE VİDEOSU PAYLAŞIRSINIZ DİYE UMUYORUZ’

Fotoğrafa eleştirel yorumlar da yapıldı. Bir kullanıcı CIA’in tepki çeken işkence yöntemi ‘waterboardingi’ (su ile sorgulama) hatırlatarak, “Bir sonraki paylaşımda waterboarding ile ilgili öğretici bir video paylaşırsınız diye umuyoruz, ama çok gizli şeyler de olur” dedi.

Bazı kullanıcılar da CIA’nin 1950-1970 arasında yürüttüğü zihin kontrolü deneyleri ‘MKUltra’ projesine atıfta bulundu. CIA’in 1980’lerde Nikaragua’daki hükümete karşı savaşan kontraları finanse etmek için karıştığı uyuşturucu ticaretini hatırlatanlar da “Kokaini hatırla” gibi yorumlar yaptı. Bazıları da ödedikleri vergilerin daha iyi kullanılması gerektiğini söyledi.

14 BİN TAKİPÇİYİ GEÇTİ

Hesap açıldıktan sadece birkaç saat sonra 14 bin takipçiyi geçti. Hesabın açıklama kısmında, "Biz milletin ilk savunma hattıyız. Başkalarının başaramayacağı şeyleri başarıyor; diğerlerinin gidemediği yerlere gidiyoruz" ifadeleri kullanılıyor. CIA’in Twitter’da yaklaşık 2.6 milyon, Facebook’ta ise yaklaşık 900 bin takipçisi bulunuyor.

PSİKOLOJİ DOSYASI : Akıl Sağlığınızın Yerinde Olmadığının 7 İşareti


Akıl Sağlığınızın Yerinde Olmadığının 7 İşareti

KAYNAK :

Aslında, “normal” bir akla karşılık olarak “anormal” bir akıl kıyaslaması yapamayız. Durup bir düşünürseniz, belirli bir yer ve zamanda ‘normal’ olarak kabul edilen bir durumun, başka bir yer ve zaman da tıbbi açıdan sorunlu olarak kabul görmesi, ihtimal dahilindedir. Zihin ve insan davranışı, çok çeşitli şekillerde kendini gösterebilir ve olağan dışı bir zihin veya davranış şekli, birey ile ilgili bir problemin var olduğu anlamına gelmez.

Buna rağmen, zihinde zaman içerisinde sorunların baş gösterebileceği ve/veya zihinsel rahatsızlıklar yaşanabileceğini de hatırlamak da fayda var. Örneğin, birisi sistematik olarak hem kendine hem de başkalarına zarar veren fikirler veya davranışlar geliştirir ya da gerçek ile fanteziyi birbirinden ayırmada zorluk çekerse, yukarıda bahsettiğimiz durum meydana gelir.

“Köleliğin zincirleri yalnızca elleri bağlar: insanı özgür ya da köle yapan zihnidir.”

– Franz Grillparzer

Psikolojik problemleri olan kişilerin yaşadığı zorluk ile ilgili sıkıntı, kişinin bu sorunlarının genellikle farkında olmamasıdır. Genel olarak şu yönde ilerleyen bir ilişkidir: problemler ne kadar kötüyse, kişinin kendisi bu problemlerin o kadar az farkına varır. Bunun nedeni, mevzu bahis sorunun zihinde ortaya çıkması ve muhakeme yapması gerekenin de aynı zihin olmasıdır.

Bu nedenle, semptomlara dikkat etmeniz önemlidir. Bunlar, davranışın özellikleri, işaretleri veya karakteristikleri olarak tanımlanır. Semptomlar kesin değildir, ancak bir çeşit zihinsel zorluğun varlığına işaret edebilirler. Bu bu semptomlara dair yedi tanesini sizler ile paylaşacağız.

Zihindeki algı ve sorunlar

Algı, dünyayı işitme, görme, dokunma, tat alma ve koklama duyularımız aracılığı ile idrak etme yeteneğidir. Yeterli zihin fonksiyonlarına sahip olan bir akıl renkleri, kokuyu ve şekilleri ve benzeri gibi durumları olduğu gibi anlar. Tabi ki de ufak bir farkla. Algılama sistemimiz, “hile” yapma konusunda uzmanlaşmış bir yapıdadır, ancak bu durum aklımızda ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmez. Böyle bir durumun olup olmadığını anlamak için, bu ‘hilelerin’ hayatımıza ne oranda yansıdığına bakmak gerekir: yani bu sorunlar ya da ‘hileler’ ne ölçüye kadar bizlere sorun yaratmaktadır?

Bazen zihnimiz, aslında gerçekte var olmayan bir şeyi algılar. Var olmayan bir şeyi görür veya duyar. Durum böyle olmasa bile, sanki çok gerçekmiş gibi yaşanır. Örneğin, bu hadiseler, yalnız başınıza, eski bir evde otururken genelde meydana gelir: bu gibi olaylarda, aklımız, kendisini etkileyen tüm uyaranların yoğunluğunu artırır. Sorun, mükerrer bir hale geldiğinde ya da duyduğumuz rahatsızlık herhangi bir anekdotun ötesine geçtiğinde tedirginlik artmaya başlar.

Düşüncelerinizi organize etmek

Hepimizin, bazen dağıtmaya meylettiği anları ya da günleri olması gayet anlaşılabilir bir durumdur. Bir konudan başka bir konuya, bir işten başka bir işe herhangi bir önem sıralaması yapmadan atlarız. Stres, bu karmaşayı daha da büyük bir kaos haline getirebilir. Genel olarak, ortaya çıkan sonuç sadece “daha fazla strestir”.

Bu durum süreklilik arz eden bir tutarsızlık haline büründüğü zaman sorun ortaya çıkmaya başlıyor. Bu tür bir tutarsızlık hali, bir düşünceden diğerine atlayarak, birbirleri arasında herhangi bir bağ olmadan, bir fikrin veya diyaloğun doğal seyrini takip etmede yaşanan sorunu işaret eder.

Düşüncelerin kısıtlanması

Düşüncelerin kısıtlanması, belirli özelliklere sahip olduğunda, sıkıntı çeken bir zihne işaret eder. Bunların en kötüsü ise sabitlemedir. Esnek olmayan veya yoğun duygular kendi içerisinde bir sorun teşkil edebilir. Fakat bunlar gerçeklikten uzaklaştırıldıkları zaman, büyük bir acı kaynağı olabilirler.

Bu acı, bireyin saçma sapan bir inanca saplanıp kalması ama bundan uzaklaşmayı becerebilmesi olarak görülebilir. Yani, kendilerine yoğun, süreklilik arz eden ve sık sık karşılaşılan sorunlara neden olmaz. Bu durumda, çekememezlikten bahsedebiliriz. Ama eğer bu sabit inanç, büyük boyutlarda acı vermeye başlarsa, başka bir düzeyde bir sorun hakkında konuşabiliriz.

Bilinç hali

Günlük yaşam meşgalesinin içerisinde, birçok şey bilincimizden kaçar gider. Bu normal bir zihin için kabul edilebilir bir durumdur. Mesela, aklımıza yapmamız gereken bir iş gelir, onu yapmak için hareketlenirken, tamamen unutup, başka bir işe yöneliriz.

Eğer bu bilinçsel kaçışlar sıklaşırsa ya da bizler için önemli olayları içeriyorsa, aklımızda bir sorun olabileceğine dair öngörüler geliştirebiliriz. Eğer bir insan yaptığı bir eylemin nedenini, ne zaman yaptığını ya da ne yaptığını daha sonrasında hatırlayamaz ise, o zaman bir sorun var demektir.

Zihin ve dikkat

Dikkat sorunları, konsantrasyon eksikliğinde veya aşırılığında görülür. Konsantrasyon eksikliği olduğu zaman, zihin deyim yerindeyse, bir o yana, bir bu yana doğru oynar. Misal, bu durumdaki bir insan, son derece basit talimatları algılayıp, takip edemez.

Öte yandan, aşırı oranda odaklanma durumu varsa, birey, çevresine olan dikkatini de kaybeder. Yani bu durum, bir şeye odaklanmışken, kendi çevresinde olan biten ile bir bağ kuramayacağı anlamına gelir. Açıkçası, bunun zihinsel bir sorun olması için, bu semptomun çok şiddetli olması ve teşhis kriterlerinde öngörülen süre boyunca devam etmesi gerekir.

Hafıza ve hatırlama

Hafıza kaybı ya da hatırlayamama durumları, birçok nedene bağlı olabilir. Stres, yorgunluk, fazla sayıda dikkat dağıtan öge ve diğer tetikleyiciler nezdinde ortaya çıkar. İnsan hafızası bir bilgisayar gibi değildir. Örneğin, duygularımız gerçekleri veya olayları kaydettiğimiz derinlikte, büyük bir etkiye sahiptir.

Bazı kişilerin hafıza kaybı veya önemli olayların kısmen ya da tamamen unutulması olarak adlandırdıkları sağlık durumu, bireyin aklında yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunun bir göstergedir. Sıklıkla unutmak ya da bireyin başından geçen olayları hatırlayamaması bir sorun olduğuna işaret eden faktörlerdir.

Dil ve zihin

Dil, düşüncenin ana taşıdır. Akıcı bir dil, akıcı bir zihnin habercisidir. Öte yandan, zihinde bir sorun olduğunda, bu durum düzensiz ve alakasız bir dil oluşumu olarak kendini belli eder.

Dil alanında, ses tonu ve mimik gibi tamamen sözlü bir iletişim kanalına dayanamayan ifade biçimleri olduğunu da hesaba katalım. Konuşurken aşırı derece de mimik kullanan ya da hiç bir şekilde yüzünde ifade belirmeyen insanlarda da sorun olduğu söylenebilir. Hem yukarıda ifade edilen durumlarda, hem de dil sorunlarında, tıbbi açıdan bir değerlendirme yapmak adına bir profesyonelden yardım almak gerekir.