ETNİK KÖKENLER DOSYASI /// ŞENDİKİCİ : KARS’IN SÜT KOKAN İNSANLARI “MALAKANLAR”


ŞENDİKİCİ : KARS’IN SÜT KOKAN İNSANLARI “MALAKANLAR“

(m.turizmhaberleri.com) yazarı Kemal Şendikici, Rusya’dan Kars’a sürülen ve kente kültürleriyle iz bırakan Malakanları yazdı.

Kars, son günlerin çok özgün bir gezi rotası. Ankara’dan kalkan Doğu Expres Treni hep kapalı gişe satıyor. Yapılan ek tren seferleri bile,anında doluyor. Kars’ta gezilecek ve görülecek çok yer var.

Doğunun serhat şehri olan Kars, 93 Harbi sonrası, kırk yıl Rusya’nın egemenliğinde kalmış olması nedeniyle,üzerinde Ruslara ait birçok etnik mimari ve kültürel motif barındırıyor. Tüm yolların kesişme noktasında bulunan, Kars Ani harabelerinin bulunduğu bölgeye Türklerin, 1071 Malazgirt Savaşı’ndan tam yedi sene önce geldiği ve yerleştikleri düşünülüyor.

Özel şehir planlamasına sahip olan taş binalarla kaplı Kars sokaklarında yürümek, soğuk savaş dönemine ait bir ülkede bulunma hissi uyandırıyor. Bembeyaz karlara bürünmesi ise Kars şehrine ayrı yakışıyor. Fotoğrafçı gezginler ve sinemacılar için adeta bir DOKTOR JİVAGO filmi atmosferi.

II. Abdülhamit döneminde, 1877 – 1878 yılları arasında Osmanlı ve Rus Çarlığı arasında gerçekleşen 93 Harbi sonrası Kars, savaş tazminatı olarak Ruslara teslim edilir ve bir daha buradan ayrılmamak niyetiyle yerleşilir. Fakat,1915 Çarlık rüyasının Bolşevikler tarafından yıkılmasıyla, arkalarında çok özel bir Rus kabilesini bırakarak Kars’ı terk etmek zorunda kalırlar.

MALAKANLAR…

MALAKANLAR, Rus Çarı Deli Petro’nun uygulamalarına karşı çıkarak, dinsel bir hareket ve yaşam tarzı olan Molokanizm‘i hayat felsefesi olarak kabul eden insanlardır.

Malakanlar, bir Ortodoks Hristiyan topluluk ve daima egemen bir güç olan kilise ile çatışmışlar, yönetimde çok etkili olan Rus Ortodoks kilisesi için hep bir çıbanbaşı olmuşladır. Bu nedenle, 93 Harbi sonrası Kars’a yerleşen Rus Çarlık Hanedanlığı, onlara göre baş ağrısı olan bu topluluğu, Rusya’dan Kars’a sürmüş; hem onlardan kurtulmuş, hem de Kars’ta kalıcı bir koloni oluşturmuştur.

Malakan, Rusça MOLOKAN yani ‘’SÜT İÇENLER’’ anlamına geliyordu. Ortodoks Kilisesi’ne göre dindar Ruslar haftada sadece iki kez süt içmeliydi, fakat asi Malakan tarikatı, her gün süt içiyordu. Hristiyanlığın sembolü olan HAÇ’ı kullanmıyorlardı. Dini törenlerinde papaz veya rahip istemiyor, kiliseye gitmiyor, bunun yerine temiz ve tek odalı evlerinde toplanıp kadınlı erkekli ibadet etmeyi tercih ediyorlardı. Savaş karşıtı olmaları nedeniyle, Rus ordusuna dâhil olmayarak, ellerindeki tüm kalan silahlarını toplu bir tören ile yakmışlardı. Tüm bu nedenlerden dolayı, kilisenin tüm şimşeklerini üzerine çekerek AFOROZ edildiler. Kars’ın ele geçirilmesini fırsat bilen Rus hükümeti, yaklaşık on beş bin Malakanı ana topraklarından sürerler. Günlerce süren yolculuk sonrası Kars’a varan Malakanlar, dere kenarlarında kendi köylerini kurarak, yeni vatanlarına ve yerli halka çok hızla uyum sağlayıp tarım yaparak geçimlerini sağlamaya başladılar.

Tarihin en tanınmış Malakanı, ‘’Savaş ve Barış’’ın yazarı TOLSTOY’dur. Zengin bir aileden gelen ve halkının mücadelesine her daim destek olan yazar, kitaplarından kazandığı tüm geliri, göçe zorlanan bu insanlara destek olmak için çekinmeden harcadı.

Karslılar, yeni gelen bu insanları hep çok sevdi. Farklı din ve ırktan olmalarını hiç önemsemediler. Yardımsever, akıllı insanlardı. Dere kenarına su değirmenleri kurup un öğüttüler, kaz yetiştirdiler. İleri yöntem tarım ve hayvancılık uygulamalarına geçtiler. Sabanda öküz yerine at kullanıp süt kalitesini arttırarak Çeçil Peyniri’ni ürettiler. Bugün bile kullanılan, onlara ait birçok tarımsal yenilik, bölgenin kaderini değiştirmiştir.

Yardımsever olmalarına karşın, kendilerine dönük insanlardı. Din farklılıkları nedeniyle, Müslümanlarla birebirinden kız alma verıp olayı pek yaşanmadı.

Malakanlar kilise inşa etmediler, evlerinde ibadet ettiler. Dini bayramlarını kutlarken, Müslüman bayram ve geleneklilerine saygılı oldular. Müslüman halk da onlarınkine… 1915’de Ruslar Kars’ı terk edince, tüm Malakanlar bölgede kalarak, Osmanlı kimliğine tabii oldular. Dinlerine sahip çıktıkları gibi, savaş karşıtı toplum olmak en büyük kırımızı çizgileriydi. Bu nedenle, 1921’de Türk ordusunun kurutuluş mücadelesi için düzenli ordu kurma girişimcilerine başlamasıyla istemeyerek de olsa Kars’ı terk etmeye karar verdiler. Bir kısım, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Yeni Zelanda’ya göç ettiler. Geri kalanlar için yalnızlık ve fakirleşme dönemi 1961’e kadar sürdü. Onlar da ekonomik sebeplerden dolayı Rusya’ya göç etmek zorunda kaldılar. Bir süre sonra oraya adapte olamayarak tekrar dönmek isteseler de, Rus Hükümeti pasaportlarına el koyarak dönmeleri engellendi. Bugün dünyanın farklı yerlerinde Malakanlar yaşıyor. Kars’ta ise 5 aile kalmış diyorlar. Müslümanlarla evlenip din değiştiren de olmuş ,ismi Sara veya İvan olarak Müslüman eşiyle yaşantısını gayet güzel sürdüren de…

Ama şu bir gerçek, toplumsal nedenlerden dolayı göç etmeye zorlanan bu asil insanlar, Kars’a hem ekonomik, hem de kültürel anlamda damgasını vurmuş görünüyor. Bugün, Arpaçay ve İncesu köylerinde bulunan Malakan mezarlıkları dışında, dere kenarında atıl durumda bulunan bir kaç un değirmeni ve taş ev, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından koruma altına alınmış bulunuyor. Elde kalan kültürel Malakan mirasının, Kars turizmine büyük yarar sağlayacağını ve ivedikle bir Malakan müzesi açılması gerektiğini düşünüyorum. Yılda bir kez de,’’Malakan Kültür ve Sanat’’ festivali düzenleyerek, dünyanın birçok yerinde yaşayan Malakanları Kars’a davet edip unutulmuş bu kültürel hayatın canlandırılması gerektiğine inanıyorum.

Yazımızın sonunda, Malakanları daha iyi tanımak isteyen okuyuculara, Tarık Akan ve Şerif Sezer‘in başrollerinde oynadığı, 2009 yapımı DELİ DELİ OLMA adlı sinema filmini izlemelerini öneririm.

Kars’ta yaşayan Malakanların son temsilcisi olan MİŞKA karakterinin zor ve yalnız hayatını anlatan, oldukça etkileyici bir film. Filmde, piyano çalan Malakan karakter Mişka ile doğuştan müzik yeteneği olan Müslüman köylü kızı küçük Alma arasındaki duygusal bağ inanılmaz güzel anlatılmış. Mişka’nın, piyano ile beraber çalıp söylediği ‘Bir Sarmaşık Olsaydım ‘ adlı Malakan şarkısının sözleriyle makalemi bitiyorum. Faklı kültürler ve dinler, Anadolu’nun zenginliği ve solan renkleridir.

Hep yaşatmak dileğiyle…

Bir sarmaşık olsaydım, sıkıca tutunsaydım bir yere,
Sökülüp atılmasaydım, köklerimi salsaydım derinlere.
Bir sarmaşık olsaydım, dolasaydım gövdemi döne döne,
Günlerce aynı yerde kalsaydım, hareketsizlikten uyusaydım.

Bense ayrık otuyum, her çıktığı yerden sökülen,
Sarmaşık olmak isteyip de, basit bir ot bilinen
Bir ayrık otuyum, kökü olmayan, sevilmeyen
Sarmaşık olmaya özenen, öylece bir ot işte…

kaynak fotoğraflar:
http://www.karsmanset.com
gündemavrasya
gazetebilkent.com

TARİH /// Kadir Toykan Özdoğan : Modern İnsanlar Neden Daha Fazla Neandertal Genine Sahip Değil ???


Kadir Toykan Özdoğan : Modern İnsanlar Neden Daha Fazla Neandertal Genine Sahip Değil ???

KAYNAK : https://evrimagaci.org/modern-insanlar-neden-daha-fazla-neandertal-genine-sahip-degil-7117?utm_source=evrimagaci&utm_medium=social&utm_campaign=as-facebook#

Neandertaller, yaşadıkları dönemde modern insanların en yakın akrabalarıydı. Önceki araştırmalar, Afrika’dan göç eden modern insanların on binlerce yıl önce Neandertallerle karşılaştıklarını ve birbirleriyle karıştıklarını gösterdi. Kaliforniya Üniversitesi’nde evrimsel biyolog olan çalışmanın baş yazarı Ivan Juriç şöyle diyor:

Modern Avrupalıların ve Asyalıların atalarının, Neandertallerle çiftleştiğini biliyoruz ve sonuç olarak, bu insanların günümüzdeki torunları, genomlarında bir miktar Neandertal DNA’sına sahipler.

2014’te yayınlanan bulgular, bu türden melezleşmelerin hibrit torunlarının, bu Neandertal genlerinden birçoğundan yararlanabilmiş olduğunu öneriyor. Örneğin, Neandertal mutasyonları, günümüz Avrupalı modern insanlarında bağışıklık sistemine iltihapları önleme konusunda yardımcı olmaktalar.

Bununla birlikte, günümüzde Neandertal genetik materyali, 2010’da yayınlanan Neandertal genomunun taslak dizilimine göre, Afrika dışındaki insan genomlarının yalnızca yüzde 1,5 ila 2,1’ini oluşturuyor. Bu, zamanla bazı genetik materyallerin kaybolduğu anlamına geliyor. Juric ve arkadaşları, evrimsel "temizliğin" neden gerçekleştiğini daha iyi anlamak için, modern insan genomunda Neanderthal DNA’sının nerede olduğunu araştırdılar. Juric şöyle diyor:

Modern insanlar ve Neandertallerin çocukları, zararlı alelleri olan, zararlı genetik varyantlara sahip olan Neandertal DNA bölümlerine sahip olsaydı çocuk sahibi olma ihtimalleri azalır ve bu şekilde Neanderthal bölümlerini gelecek kuşaklara daha az aktarırlardı.

Bu yolla, doğal seleksiyonla evrim mekanizması, zararlı alelleri içeren Neanderthal kesimlerinin zamanla, zararlı varyantları içermeyen Neanderthal kesimlerinden daha hızlı şekilde popülasyonlardan çıkartılmasını garanti eder.

Önceki araştırmalar, genler arasındaki nispeten inaktif bölgelere kıyasla, genlere yakın bölgelerde daha az Neandertal DNA’sı bulunduğunu bulmuştu. Juric, doğal seleksiyonun bu genlerin Neandertal varyantlarını yok ettiği görüşünde.

Juric ve meslektaşları doğal seleksiyonun Neandertal DNA’sının bulunduğu bölgelerin ve modern insan genleri arasındaki uzaklığa etkilerini taklit eden bir bilgisayar modeli geliştirdiler. Neandertaller ile modern insanlar arasındaki melezleşme ile modern insan genomunda bulunan Neandertal DNA’sının miktarı ve yerleri arasındaki zaman farkı göz önüne alındığında, bulgular, Neandertallerin ve modern insanların çiftleşmesinin ardından modern insan genomuna giren birçok Neanderthal gen varyantlarının "zayıf şekilde zararlı" – yani "doğal seleksiyonla yavaş yavaş kaldırılıyor" olduklarını gösteriyor.

Araştırmacılar, çok hafif negatif gen varyantlarının veya alellerinin, Neandertallerde varlığını sürdürdüklerini ileri sürdüler çünkü, Neandertaller, modern insanlara göre çok daha küçük nüfusa sahipti. Bununla birlikte, bu gen varyantları modern insanlara girdiğinde, modern insanların daha büyük popülasyonları – ve dolayısıyla daha büyük gen havuzları – bu zararlı alelleri yok etmekte daha başarılıydı. Juric şöyle diyor:

Neandertaller Avrupa’da daha büyük nüfusa ulaşsaydı ya da modern insan nüfusu yavaşlasaydı, bugün bazılarımızın genomunda muhtemelen daha fazla Neandertal kökenli gen olacaktı.

Gelecekteki araştırmalar, modern insanın, soyu tükenmiş akrabalarından hangi genetik varyantın modern insan genomlarının dışında bırakıldığını araştırabilir. Juric sözlerini şöyle bitiriyor:

Neanderthal allellerinin hangilerinin aleyhte seçilime uğradığını bilmek isterim. İlgili genler hakkında daha fazla bilgi bir kez öğrenildiğinde, bu genlerin ne yaptığını ve modern insanlarda hangi özelliklerle ilişkili olduklarını sorabiliriz, o zaman, modern insan-Neandertal hibritlerinin özellikleriyle ilgili bazı tahminlerde bulunabiliriz.

FACEBOOK MUHABBETLERİ : Yozlaştırılmış Dinin insanları taşığıdı saçmalık bataklığına bir örnek. Haber sosyal medyadan.


Müthiş bir haber. Birkaç tane daha var yazarım. Kaynağımı ve olayın doktor ablamın ismini vermeyeceğim 😂😂😂

Kartal Koşuyolu hastanesinde geçer olay. Şöyledir.

Bir hasta göğüs ağrısı nedeniyle anjioya alınır. Ameliyat kararı verilir. Hastanın ameliyat hazırlıklıkları başlar ve zamanı planlanır. Hasta bu süre içerisinde yatmaktadır. Doktor hanımın eline bir kağıt gelir. Açıklama istenmektedir. Şikayet dilekçesinin içeriği göz yaşartıcıdır.

Hastanın kızı akşam yattığında bir rüya görür. Rüyasında babası bir uçurumun kenarındadır. Bir akrep ve bir yılan babasını sarmış parçalamaya çalışmaktadır. Kız korkmuş çığlık çığlığa kalmıştır. Babasını uçurumdan aşağıya çekmeye çalışan bu iki mahlukat saldırılarına devam ederken doktor hanım bu mahlukların üzerine atılır. Yılanlı ve akrebi yakaladığı gibi hastanın üzerinden alır ve mahluklarla beraber uçurumdan aşağıya düşerler. Yırtıcı ve korkunç sesler aşağıdan bir süre geldikten sonra sesler kesilir. Doktor hanım bir süre sonra tırmanarak uçurumdan çıkar.

Bu kısma kadar müthiş bir mistik hayal gücü işlemiştir. Tabii mistik tarzda düşünüldüğü İÇİN olay burada bitmez.

Hastanın kızı kantar içinde uyanarak bilgisayarın başına geçer ve şikayet dilekçesini döşenir. Rüyasında gördüğü doktor bir yılan ve akrep ile boğuşmuş uçurumdan düşmüş ve canlı olarak uçurumdan çıkmıştır. Bu nasıl bir insandır. Bu nasıl bir doktordur. Hastanın kızı doktordan daha çok korkmuştur. Sonuçta çıkarttığı ise bu doktorun babasının doktoru olmaması gerektiği çünkü böyle güçleri olan bir doktorun babasına neler yapabileceğini düşünmekte ve babasının ameliyatını bu doktorun yapmaması gerektiğidir.

Dilekçeyi yazar sonrası daha güzel. Bu doktor hanımın eline sağlık müdürlüğünden çıkan bir yazı geçer. Bu konuda savunması istenir.

Tümden mantıki düşünme yetisini kaybetmiş bir toplumdan şiddetin ortadan kaldırmasını beklemek daha garip bir durumdur. Kolay gelsin herkese.

YOLSUZLUK DOSYASI /// Murat AĞIREL : İnsanın aklına kuşku düşüyor!..


Murat AĞIREL : İnsanın aklına kuşku düşüyor !..

Bir süredir bankacılık sektöründe devleti nasıl zarara uğrattıklarına dair çalışmalar yürütüyorum. Hatta bununla ilgili de bir yazı yazmıştım.

Fakat Fatih’te 4 kardeş borçları yüzünden canına kıydığını görünce bir önceki yazım aklıma geldi. Böyle acı olaylar yaşadıkça daha da hırsla çalışıyorum.

İnsanların hak etmediği bir dünyada, bunca hırsızlık, haksızlık varken yaşamaları sinirlerimi bozuyor.

Daha iyisini yapabileceğimizi bile bile hala böylesine kötü bir düzende yaşıyor olmayı aklım almıyor. Üstelik ülke olarak bunu düzeltebilecek enerjimiz de bulunuyor.

Öyle ki bankacılık sektöründe yaşanan olaylarla ilgili yeni bilgilere de ulaşınca hırsım ve öfkem daha da arttı.

Öncelikle…

Okumayanlar için bir önceki yazımı kısaca hatırlatmak istiyorum.

Türkiye Finans Katılım Bankası, Ülker Grubu’nun Family Finans ve Boydak Grubu’nun Anadolu Finans şirketlerinin birleşmesi ile oluştu.

Bankada çalışan bir vatandaş bazı usulsüzlüklere şahit oluyor. Banka yetkililerine durumu bildiriyor ancak sonuçsuz kalıyor. Soluğu BBDK’da alıyor ve belgeleri sunuyor. BBDK inceleme neticesinde usulsüzlükleri tespit ediyor ve durumu hemen Maliye Bakanlığına yönlendiriyor.

Durum ise şu…

Türkiye’de kurulu bazı firmalar ve sahipleri ev almak istiyorlar. Bir kısmı kredi çekmek istiyorlar. Mesela 5 milyon TL’lik bir ev alacak, 3 milyonunu peşin veriyor. Diğer kısmını ise kredi çekiyor. Tam bu noktada tapudaki alım satımlarda iki taraf içinde düşük vergi ve alım satım çıkması için çekilen kredi miktarı emlak kredi için değil Londra Borsasından başka bir işlem yapmış gibi gösteriliyor. Bu durumda devlet vergi kaybına uğruyor.

Yeni ulaştığım bilgilerde ise daha ilginç detaylar ortaya çıktı.

Anlatayım…

Alanya’da AKP de yöneticilik yapmış olan döviz bürosu sahibi Adnan Yavuz adlı bir vatandaşımız 2016 yılında Kocaeli Karamürsel’de yatırım amaçlı arazi satın almak istiyor. Bunun için de Türkiye Finans Katılım Bankası’nın İstanbul Üsküdar şubesine başvuruyor. Arazinin piyasa bedeli 1 milyon 895 bin TL.

Arsalar İsmail Canan isimli vatandaşın. Arsaları 22 Nisan 2016 tarihinde almış olmasına rağmen 25 Mayıs 2016 tarihinde satmaya karar vermiş. Yani arsaları 1 ay gibi bir sürede aldığı fiyata elinden çıkarmaya karar vermiş. Satış bedeli olarak 1 milyon 600 bin TL’de anlaşılmış.

Ancak gayrimenkul kredisi olarak 105 bin TL kullandırılmış. 1 milyon 495 bin TL ise ihtiyaç kredisi olarak kullandırılmış. Maliyenin anlamaması için 1 milyon 495 bin TL İsmail Canan’a şubede müdüriyet odasında nakit olarak elden ödeniyor.

Banka şubesinin istihbarı notunda alıcının bu arsaları bu bölgede yapılacak yol, köprü, köprü bağlantıları ve diğer sosyal projeler ile daha da değerleneceği için yatırım amaçlı alındığı belirtilmiş.

Bu satışa referans olan kişi ise Eski Genel Müdür yardımcısı Mehmet Ali Gökçe. Bank Asya TMSF’ye geçtiğinde TMSF tarafından yönetime atanan Zülfükar Şükrü Kanberoğlu ve Mehmet Ali Gökçe KHK ile görevinden alındı.

15 Temmuzdan önce yeni aldığı arsayı acilen satan Tavuk Dünyasının ortağı olduğu iddia edilen İsmail Canan… FETÖ operasyonunda gözaltına alındı ve serbest bırakıldı. Referans olan kişi Mehmet Ali Gökçe KHK ile TMSF’den uzaklaştırılıyor.

İster istemez bir kuşku düşüyor insanın aklına.

Biz yine konumuzdan kopmayalım…

Bir kişi, bir gayrimenkulü alır 5 yıl içinde yüksek fiyata satarsa gelir vergisi ödemek zorunda, beyan etmek zorunda.

Bu işlem devlete gerçek şekli ile beyan edilseydi 511 bin TL gelir vergisi çıkacaktı. Buradaki asıl sorun faizi haram gören, fetva makamına sahip bir bankacılık sisteminin bu olaylara aracı olması, teşvik etmesi ve tarafları yönlendirmesi, tanıdık müşterilere bunu yapması.

Çünkü banka için verimli müşteri zengin, mevduatı olan müşteridir.

Ben neden ısrarla üzerine gidiyorum?

Ülkemizde varlıklı kişiler devlete ödemesi gereken vergileri ödememek için türlü dalavereler ile çeşitli yollara başvururken Fatih’te 4 kardeş borçları yüzünden canına kıyıyor.

Borçları bu işlemleri yapan kişiler için devede kulak kalacak kadar küçükken onlar gururlarına yediremediklerinden hayatlarını sonlandırıyor.

Yine unutacak mıyız?

Yoksa Ahmed Arif’in yazdığı gibi mi yaşayacağız:

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip…

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne – üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının…