KOMPLO TEORİLERİ : 5G TEKNOLOJİSİN DE İNSANLARI VE DÜNYAYI BEKLEYEN TEHLİKE


5G TEKNOLOJİSİN DE İNSANLARI VE DÜNYAYI BEKLEYEN TEHLİKE

‘Emperyalist Devletlerin; Haarp, Chentrails, Echelon, Sps, Emp ve Çip Projelerinin Tamamlayıcısı 5G Teknolojisi’

5G TEKNOLOJİSİ NEDİR?
5G kavramının İngilizce açılımını 5 Generation, yani 5. nesil şeklinde açıklayabiliriz. 5G sayesinde internet de 1Gbps ve 10Gbps arasında bir hıza ulaşmak artık mümkün olacak. Evlerden bilgisayarlı araçlara dek pek çok alanda kullanılabilecek olan 5G teknolojisinin hayatımızı ciddi düzeyde kolaylaştıracağı ortada. Bu durum bir yandan sevindirici ve heyecan verici; ancak bir yandan da ne yazık ki endişe uyandırıyor. Çünkü 5G muhteşem yararlarından ziyade tehlikeli yönleriyle de geliyor.

5G TEKNOLÜJİSİNİN ZARARLARI
Şu anda çok sayıda ülke 5G teknolojisine geçmek için geri sayıma başlamış durumda. Buna rağmen örneğin Belçika gibi çalışmalarını bir süreliğine durdurma kararı alan ülkeler de yok değil. Şu anda Avrupa ülkelerinin bazıları 5G teknolojisine endişe ile bakıyor. Bu endişenin altında yatan temel sorun ise radyasyon. Aslında teknoloji ile alakalı pek çok noktada radyasyon gündemimize dahil oluyor; ancak 5G teknolojisinde radyasyon düzeyinin çok ciddi noktalara ulaşacağı iddia ediliyor. Bu nedenle bilim insanları daha şimdiden kullanıcıları 5G teknolojisinin zararlarına dair uyarıyor. Hatta bazı ülkelerde bu konuda ses getiren bazı sokak eylemleri de yapıldı.

5G VE IOT TEKNOLOJİSİNİN İNSANA, ÇEVREYE VE DÜNYAYA ZARARLARINDAN BAŞLIKLAR
-Elektromagnetik radyasyon sağlığımıza zarar verecek.
-Özel hayatın gizliliği ortadan kalkacak.
-Siber güvenlik riskleri doğacak.
-İnsanlar tek elden denetilir ve yönetilir olacak.
-Tabiata, arılara, kelebeklere ve diğer aşılayıcılara zarar verecek.
-Çok fazla enerji ihtiyacı oluşacak.
-Çok fazla astronomik e-posta ortaya çıkacak.
-IOT ve 5G’nin ihtiyacı olan mineraller uluslararası problemlere neden olacak.
-Ahlâkî sıkıntılar ortaya çıkacak.
-Tabiatta çok yoğun bir elektrosis olacak.
-Yüksek radyasyona bağlı ciddi sağlık sorunları yaşanacak.

PROF. DR. SELİM ŞEKER 5G’NİN ZARARLARINA DİKKAT ÇEKTİ
”5G’nin ufak hücre baz antenleri sokak lambaları, otobüs durakları, bina yan cepheleri gibi yollardaki yüksek noktalara yerleştirilecek. Dolayısıyla evlerdeki radyasyon seviyesi çok artacak. Yapılan araştırmalara göre 5G’nin kesinleşmiş yan etkileri, deriye, göze, savunma sistemine, hücre büyümesine, organlara etki ederek kansere sebep olmasıdır. Bağışıklık sistemini zayıflatır. Bakterilerin antibiyotiklere karşı direncini artırır. Bitkilere ise insanlardan daha fazla etki eder. Tabii dengeyi etkiler. Atmosfere olumsuz tesirleri vardır. 5G darbeli dalga kullandığından potansiyel olarak mevcut hücre teknolojileri içinde en tehlikelisidir. Yüksek nüfuz kabiliyetli 5G milimetrik radyasyonunun uzaydan yollanması planlandığı için, dünyada yaşanacak radyasyonsuz yer kalmayacak. Bu konuda çocuklar büyüklerden daha fazla risk altında. Spermlere zarar vererek kısırlığı artırıcı etkisi var. 1992 yılında 53-78 GHz frekanslarında Rusya’da yapılan çalışmalarda kalbin çalışmasını etkilediği deneysel olarak ispatlandı.”

”5G mevcut 2G, 3G, 4G mobil iletişimin yerini almayacak, ilave bir mobil radyasyon yükünü çevremize getirecek. Mevcut frekansların yanı sıra çok daha yüksek frekanslar kullanacak. Bu teknolojide belediye, sivil toplum örgütleri ve vatandaşların söz hakkı olmayacak. Ev sahiplerinin caddedeki antenlere itirazı hiç nazara alınmayacak, çünkü otomatik onay alınacak”

35 ÜLKEDEN 180 BİLİM İNSANINDAN 5G VE IOT UYARISI
”Dünya Ekonomik Forum’un Global Riskler Raporu 2018’de siber güvenlik konusunu doğal afetler ve aşırı hava koşullarından sonra dünyanın en büyük üçüncü riski ilan etti. Rapor dünyayı uyarıyor. 5G – IOT işbirliği rahat, kolay ve etkin hayat sağlayacak, akıllı evler ve şehirler oluşacak ve mobil telefonlar halkı ve hayatı kontrol eden bir platforma dönüşecek. Her geçen gün IOT ürünleri üretiliyor. Şoförsüz arabalar, kahve makineleri, elbiseler, akıllı sayaçlar, akıllı diş fırçaları, akıllı bebek bezi… Ancak IOT bunları yaparken 7/24 çevreye zararlı elektromanyetik radyasyon yayar. Bu çok önemli sağlık riskleri taşıyor. 2017 yılının Eylül ayında 35 ülkeden 180 bilim adamı ve doktor 5G ile ilgili çalışmaların, bilhassa çocuklar ve hamile hanımlar için güvenli olduğu ispat edilene kadar durdurulmasını istedi”

250 BİLİM İNSANINDAN UYARI
Yakın zaman öncesinde dünyanın her bölgesinden bir araya gelmeyi başaran 250 civarında bilim insanı BM ile DSÖ’ye ortak şekilde yazdıkları dilekçelerini gönderdiler. Bilim insanları söz konusu teknolojinin kısa ve uzun vadede özellikle kanser riskine yol açabileceğine işaret etti. Diğer yandan aynı dilekçede kanser dışında hücresel stres, öğrenme ya da hafıza problemleri ile genetik aksaklıklara da dikkat çekildi. Üstelik bu durum sadece insanları değil, doğayı, bitkileri, hayvanları da etkisi altına alıyor. Daha önce hatırlanacağı üzere etkisi 5G’nin katbekat altında olan 3G, 4G gibi teknolojilere ilişkin sayısız deney ve bilimsel araştırma yapıldı. Bu araştırmalarda DNA hasarlarına ya da stres kaynaklı sperm hasarlarına rastlanıldı. Ayrıca çok güçlü radyo frekanslarıyla kanser teşhisi konulan fareler arasında önemli bağlantıların bulunduğu bir çalışma yapıldı. 2 sene boyunca bir grup fare gün içinde toplamda 9 saat boyunca elektromanyetik alana bırakıldı. 2 yılın sonunda yapılan testlerde hücre ölümlerinin önemli ölçüde arttığı, sinir sistemlerinin olumsuz yönde etkilendiği ortaya konmuştur. Üstelik bu iz bırakan deney yapıldığında daha ortada 5G teknolojisinin adı dahi yoktu.

HER 150-200 METREDE ANTENLER KURULACAK
Yüksek frekans dalgalarını kullanacağı için tıp alanında çok önemli cerrahi müdahalelerde bile kullanılabilecek olan 5G teknolojisi şimdilik kafaları karıştırmış görünüyor. Dalganın boyu kısalacağı için artık bu teknolojiden faydalanmak adına çok daha fazla anten yerleştirmek gerekecek. Baz istasyonlarını güçlendirmek için artık her 150 , 200 metrede bir antenler entegre edilecek. Yakın zaman sonra yaşadığımız kentlerde neredeyse adım başı bir güçlendirici antenle karşılaşmak durumunda kalabiliriz. Radyo dalgalarının da doğal olarak artması vücudumuza olumsuz yönde etki edecektir. 5G tarafından yoğun olarak yayılan radyasyon vücudumuz için oldukça zararlı.

DÜŞÜK RADYASYON ZARARLI DEĞİL DEMEK DOĞRU DEĞİL
Helsinki Üniversitesi’nden moleküler biyoloji profesörü Dariusz Leszczynski 5G’nin sağlık açısından risklerini kimsenin tam olarak bilmediğini belirterek, “5G emisyonlu radyasyonun etkilerinin biyomedikal olarak araştırılmadı. 5G’nin güvenli olduğu görüşü, düşük seviyeli radyasyon sağlığa zararlı değildir varsayımına dayanıyor” diyor.

FARELER ÜZERİNDE DENEY YAPILDI
Almanya’da Aachen Üniversitesi Elektromanyetik Çevre Uyumluluğu Araştırma Merkezi, güçlü radyo frekans alanları ile kanser teşhisi konan fareler arasında açık bir bağlantı olduğunu gösteren bir rapor hazırladı. Buna göre, iki sene boyunca günde 9 saat elektromanyetik alana maruz bırakılan farelerin beyin, kalp ve sinir sistemlerinde değişimler yaşandığı ve hücre ölümlerinin arttığı görüldü.

BEYİN TÜMÖRÜN DE YÜZDE 34 ARTIŞ VAR
İngiltere’de Kanser Araştırma Merkezi (CRUK) 90’lı yıllardan 2016’ya cep telefonu kullanımının yüzde 500 oranında arttığını, buna bağlı olarak beyin tümörü vakalarının da eskiye nazaran yüzde 34 oranında artış gösterdiğini açıkladı. Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi ise cep telefonlarını 2011’de “kansere yol açabilecek etken” olarak tanımlamıştı.

HALKI DÜŞÜNEN ÜLKELER 5G’Yİ YASALARLA ENGELLİYOR
G’den kaynaklı yüksek frekans ve radyasyonun zararlarının kesin olarak tespit edilebilmesi için yıllar sürebilecek bazı deneylerin yapılması şart. Bu sebeple birçok hükümet 5G teknolojisine altyapı olarak hazır olsa da, yasalarla bu teknolojinin gelmesini erteliyor.

5G DE GÜVENLİK AÇIĞI ORTAYA ÇIKMA İHTİMALİ YÜKSEK
5G hakkındaki tehlike riski sadece sağlık alanıyla sınırlı değil. 5G’nin özelliklerini kapsamlı bir güvenlik analizinden geçiren ETH Zürih, Lorraine Üniversitesi ve Dundee Üniversitesi araştırma görevlileri, şu andaki hizmet kapasitesiyle pek çok güvenlik açığının bulunduğunu, bu durumun sayısız siber saldırıya yol açabileceğini belirtiyor.

ÇOCUKLAR TEHLİKEDE
Suyun bile yan etkisi varken bu cihazların yan etkilerinin saklanması insan haklarına aykırı.
Çok düşük seviyelerdeki radyasyon bile baş ağrısı, uyku düzensizliği, konsantrasyon zorlukları, çocuklarda ve gençlerde davranış bozukluklarına sebep olabiliyor.
25 Nisan 2020 / Abidin SARI-ÖZGÜR İFADE
KAYNAKLAR: euronews.com, mediaclick.com, Prof. Dr. Selim Şeker, Sevda Dursun-gercekhayat.com,dw.com

KOMPLO TEORİLERİ /// Abidin Sarı : DÜNYAYI VE İNSANLARI BEKLEYEN YENİ VİRÜS ‘ÇİP’


Abidin Sarı : DÜNYAYI VE İNSANLARI BEKLEYEN YENİ VİRÜS ‘ÇİP’

‘Genetiği ile Oynanmış Gıdaların İnsan Sağlığına Verdiği Zararları, Virüs Genleriyle Oynamanın Sonuçlarını Yaşadığımız Şu Günlerde; İnsanların Derisi Altına Çip Yerleştirme Koronavirüsü Gölgede Bırakacak Mahiyette’

Film yapımcısı Aaron Russo, bir dönem dünyanın en büyük zenginlerinden Rockefeller ailesiyle yakın ilişki içine girmişti. Ancak Rockefeller ailesinin iç yüzünü öğrenen Russo, aileyle görüşmeyi kesti ve bu ailenin gerçek amacını kameralar önünde anlatmıştı. Russo’nun iddiasına göre ailenin en büyük amaçlarından biri insanlara RFID çipi takarak dünyayı kontrol altına almak.

Amerikalı Rockefeller ailesinin yakın dostu iş adamı, film yapımcısı Yönetmen Aaron Russo 24 Ağustos 2007 de ölmeden önce ‘insanlara çip takacaklarını ve kontrol altında tutacaklarını’ söylemişti.

Başta suç ve suçluları denetim altında tutmak diye lanse edilen sistem daha sonra anahtarından banka kartına uzanacak yeni düzeni kurmaya başladılar. Nitekim artık sistem insanların bütün özel hayatlarını kontrol etme noktasına getirildi.

Russo’nun dediği gibi asıl amaç bütün insanların vücuduna çip takmak, böylelikle her insan bir navigasyon cihazına dönüştürülerek kontrol edile bilinecek. Vücudumuzda ki çip yardımıyla; kan akışımızdan, hormon salgılarımızı, göz bebeklerimizden, topuk dikenimize kadar her şeyi kontrol altına ala bilecekler.

Kendi irademizle aldığımızı sandığımız kararlar aslında vücudumuzda ki çipin beynimize gönderdiği sinyaller sayesinde gerçekleşirken; bizlere ikna yoluyla yaptırılamayanlar bu küçük alet yardımıyla yaptırılacak ve hepimiz birer robota dönüşeceğiz.

Hiç kimse böyle bir çipin vücudunda olmasını istemez, ancak korku yaratarak ve insanlara sizi bu korur güvende olursunuz, başınıza bir şey gelirse müdahale ederiz, koruruz, kurtarırız popülizmiyle yarattıkları korku dağları vasıtasıyla (Örneğin 11 Eylül gibi sansasyonel terör saldırısı, Virüs saldırıları, soygun, hırsızlık, tecavüz vs. gibi) insanlara bir bir bu çipi öyle veya böyle takacaklar. Böylelikle ele geçirilen vücudumuz, beynimizi komuta eden ‘Dijital şeytan’ tarafından yönetilecek.

HER TÜRLÜ BİLGİ BİRİLERİNİN ELİNDE OLACAK!

Kredi kartı, bilet, anahtar yerine geçen çipler İsveçlilerin sağlık verilerini de depoluyor. İngiliz bilim adamı Ben Libberton, sağlık ölçümleri de yapan çip için tehlike çanlarının da çaldığını ifade etti. Libberton, kişisel verilerin nasıl kullanılacağının önemli olduğunu ifade ederek, “Asıl problem, bu verilerin sahibi kim olacak. Sigorta şirketlerinden hasta olduğumu bilmeden primlerimin yükseldiğini gösteren bir mektup alır mıyım? Öğlen yemeği, spor ve işe gidiş saatlerimi bu çipe kaydedersem birileri bunu kullanabilir mi? Endişesi olabilir” ifadelerini kullandı.

MİKROBİYOLOG TEHLİKEYİ İŞARET ETTİ

Karolinska Enstitüsü’nde çalışan mikrobiyolog Ben Libberton ise, deri altına yerleştirilen çip ile kişilik haklarının kolayca ihlal edilebileceğini ve başta sağlık olmak üzere birçok gizli bilgiye ulaşılabileceğini ifade ediyor. Çip taktırmanın riskleri konusunda uyarıyor. Kişilerin hareket profilinin çıkabileceğini vurgulayan uzmanlar, kişilerin kobay gibi kullanılabileceği riskinin bulunduğuna dikkat çekiyor.

ÇİPLENMİŞ İNSAN SAYISI 10 BİNİ GEÇTİ

Dünya genelinde, vücuduna çip enjekte edilmiş “cyborg” sayısının 10 bini geçtiği tahmin ediliyor. En çok mikroçip şirketinin bulunduğu İsveç, 4 bin kişi ile “çiplenmiş” en fazla insana sahip ülke konumunda.

STOCKHOLM – İsveç’te kart, kimlik, kredi kartı, bilet taşıma dönemi sona eriyor. Ülkede, şırınga ya da çeşitli yollarla deri altına enjekte edilen pirinç tanesi büyüklüğünde çipleri kullananların sayıları arttı. İsveç’te deri altına enjekte edilen pirinç tanesi büyüklüğündeki çipler ile halk kimlik kartı, kredi kartı ve anahtarı artık cebinde değil elinde taşıyor. Ülkede, deri altına çip enjekte edenlerin sayısı 4 bini geçti.

TRENE BİLET, KAPIYA ANAHTAR

İsveç’te 4 binden fazla kişi kimlik kartı, tren bileti ya da anahtarı derilerinde taşıyor. Günlük hayatı kolaylaştırması amaçlanan çipleri deri altına enjekte ettiren İsveçliler, bu çiplerle kapıyı açabiliyor, çipleri tren bileti yerine kullanabiliyor.

BANKA KARTININ YERİNİ ALACAK DİYE MÜJDELENİYOR

Deri altına çip yerleştiren şirket Biohax International CEO’su Jovan Österlund, “Teknoloji yeni fakat önemli şekilde arttı” dedi. Österlund, “Bu teknoloji anahtarların, banka kartlarının yerini alabilecek ve sağlık amaçlı kullanabilecek. Ancak şu ana kadar toplum bu teknolojiye tam olarak ayak uyduramadı. Buna rağmen şirketimiz tarafından en az 3 bin 500 kişiye çip enjekte edildi. 2018’de başlayan teknolojiye ilgi ise giderek artıyor” ifadelerini kullandı.

ŞUNU BİLMEKTE YARAR VAR: Aaron Russo 2007 yılında öldü, bu sistemin Avrupa’da tartışılmaya başlandığı tarih 2013 ve şuan bu sisteme dahil edilmiş insan sayısı 10 bini aşmış durumda. Aynı Rockefeller ailesine ait Rockefeller Vakfının bu gün tüm Dünyayı saran Koronavirüs salgınını bundan 10 yıl önce 2010 da senaryo olarak harfi harfine raporlamış olduğu düşünülecek olursa; gelecekte çip konusunda insanlığın nasıl bir belaya bulaşacağını kestirmek güç olmasa gerek.

Bu gün yaşananlar karşısında ülkeleri ve toplumları yöneten söz, karar ve yetki sahipleri tarafından sarf edilen ”YENİ BİR DÜZEN KURULACAK” söylemi düşünüldüğünde ve bu yazıda anlatılanlar göz önünde bulundurulduğun da manidar olsa gerek.

12 Nisan 2020 / Abidin SARI-ÖZGÜR İFADE

***

BU AYRINTIYA DİKKAT!… ROCKEFELLER VAKFI 10 YIL ÖNCE KORONAVİRÜSÜ SENARYO OLARAK RAPORLAMIŞ

Rockefeller Hakkında Dehşete Düşürecek Ayrıntı; 10 Yıl Önce Harfi Harfine 2020’yi Yazmışlar: (NOT: aşağıda ki ayrıntılar 22 Mart 2020 de gazeteci M. Şakir Saraç tarafından ortaya çıkartılış ve Yeni şafak gazetesinde yayınlanmıştır)

ROCKEFELLER VAKFI KORONAVİRÜS SALGININI 2010 DA RAPORLAMIŞ

Rockefeller ailesine ait Rockefeller Vakfı’nın 2010 yılında yayınladığı bir raporda adeta günümüzdeki salgının birebir anlatılıyor oluşu dikkat çekiyor. ‘Gelecek bilimci’ Peter Schwartz’ın, Rockefeller Vakfı’na bağlı olarak kurduğu Global Business Network (GBN) tarafından yayınlanmış ‘Teknoloji ve Uluslararası Kalkınmanın Geleceği için Senaryolar’ başlıklı raporda çarpıcı ifadeler var. 2010 Mayıs’ında servis edilen rapor, 2030 yılına kadar olacak gelişmeler hakkında bir çerçeve sunuyor, ‘Senaryo Anlatıları’ bölümünde ise ‘ölümcül küresel bir virüs salgınının ortaya çıkacağını’ öngörüyor.

GELİŞMİŞ ÜLKELER ÇOK ZORLANACAK

Geleceğe ilişkin olası senaryolara yer vermesine rağmen ‘olaylar olup bitmiş gibi’ geçmiş zaman ifadeleri kullanılan Rockefeller metninde ‘gelişmiş ülkelerin bile virüsle savaşmakta zorlanacağı’ söylenerek aynen şu cümle yazılmış: “Yıllardır öngörülen küresel salgın geldi. Hızla yayılan virüs, salgınlara en hazırlıklı ülkeleri bile altüst etti.”

İLK ÇİN KURTULACAK

Vatandaşlarını virüsten korumak için hükümetlerin ‘olağanüstü önlemler’ alacağını belirten rapor, “Küresel salgın sırasında tüm dünyada liderler yetkilerini genişletti. Yüz maskelerinin kullanımının zorunlu hale gelmesinden, tren istasyonları ve süpermarketler gibi toplumsal alanlara girişlerde vücut ısısı kontrollerine kadar çok sıkı kural ve kısıtlamalar uygulandı” gibi şimdilerde gördüğümüz çok tanıdık uygulamaları anlatıyor. Ülkelerin virüsle nasıl mücadele ettiklerine de yer veren rapor, virüsten ilk olarak Çin’in kurtulmayı başaracağı kehanetinde bulunuyor: “Salgın tüm dünyayı sardı. Tedbirlerin uygulanması gelişmiş ülkeler için bile büyük sorun oldu. Fakat birkaç ülke üstesinden daha iyi geldi; özellikle Çin. Çin hükümetinin tüm vatandaşlar için zorunlu karantinayı hızlı bir şekilde koyup uygulaması ve tüm sınırları anında kapatması milyonlarca can kurtardı. Ve virüsün yayılmasını diğer ülkelerden çok daha erken durdurmaları salgın sonrası hızlıca toparlanmalarına imkân verdi.”

BOMBOŞ KALACAK

Virüsün sadece insanları öldürmediği ifade edilen raporun devamında, “Küresel salgının ekonomiler üzerinde ise ölümcül bir etkisi oldu. Hem insanların hem de malların uluslararası hareketliliği durma noktasına geldi, turizm gibi zayıf endüstriler ve küresel tedarik zincirleri etkilendi. Yerelde bile, normalde en hareketli olan dükkânlar ve ofis binaları hem çalışanlar hem de müşterilerden yoksun şekilde aylarca boş kaldı” denildi.

“GIDA KITLIĞI”

Gelecekte teknoloji alanındaki olası eğilimlere değinilen Rockefeller raporunda, “Korumacılık ve ulusal güvenlik kaygılarıyla hareket eden ülkeler, Çin’in güvenlik duvarlarını taklit ederek kendi bağımsız, bölgesel tanımlı teknoloji ağları oluştururlar. Hükümetler internet trafiğini denetlemek konusunda çeşitli derecelerde başarıya sahiptir ancak bu çabalar yine de ‘dünya çapında’ internetin etkisini kıramadı” ifadeleri bulunuyor. Ekonomide sektörel ve devlet düzeyinde büyük değişimlerin yaşanacağını öngören raporda ayrıca şöyle deniliyor: “Küresel gıda ve kaynak kıtlığı karşısında ülkeler iç piyasalarını ithalata karşı korumak ve tarımsal ürün ve diğer emtia ihracatını azaltmak için ticaret bariyerlerini yükseltti. 2016 yılına gelindiğinde, ülkeler Berlin Duvarı’nın yıkılışı sonrası dünyaya damgasını vuran küresel işbirliği ve birbirine bağlılığın en zayıfladığı döneme girdi.” 2016 yılında ABD’de Donald Trump seçimleri kazanarak başta Çin ve Avrupa olmak üzere ticaret savaşlarının fitilini ateşlemişti.

YAYINDAN KALDIRDILAR

Tartışmalı rapor, Rockefeller Vakfı’nın yayımlarının yer aldığı resmi sitesinde 25 Mayıs 2010 tarihinde “www.rockefellerfoundation.org/news/publications/scenarios-future-technology” adresinden paylaşıldı. Birkaç yıl boyunca erişime açık olarak kalan yayın sonra bilinmeyen bir nedenle siteden kaldırıldı. Yeni Şafak, raporun yayımlanma tarihini ve orijinalliğini doğrulamak için sözkonusu rapora ve web adresine web sitelerinin belirli tarihlerdeki imajlarının kayıtlarıyla ulaştı.

GLOBAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI /// İnsan Öldürmek İçin Tasarlandığına İnanmanın Zor Olduğu İncelikli Tank : Panther


İnsan Öldürmek İçin Tasarlandığına İnanmanın Zor Olduğu İncelikli Tank : Panther

Alman yapımı, II. Dünya Savaşı’nda Sovyet T-34 tanklarına çare olması için üretilen tankı, ortaya çıkış sürecini ve teknik özelliklerini inceliyoruz.

otomobilseverler bilir bazı modeller vardır böyle çok zarif, kuğu gibi görünür hemen herkese. mesela mercedes 300sl böyle bir araçtır. ne kadar bakarsanız bakın eksiklikleri, olumsuz yönlerini bir anda görmez olur, yalnızca siz ve o makine arasındaki enteresan ilişkiyi, çekimi hissedersiniz.

Mercedes 300SL

işte panther tankı da böyledir. 2. dünya savaşı’nda üretilen en zarif tanktır. insan öldürmek için tasarlandığını düşünmezseniz o süspansiyonlarındaki harika işçiliğe, neredeyse bir spor araba gibi tasarlanmış aerodinamik gövdesine, işçiliğindeki harika detaylara hayranlıkla saatlerce bakabilirsiniz.

Tankın süspansiyonları

VİDEO LİNK : https://youtu.be/fjfzxn-Bza8

Gövde

kendisinin hikayesi almanların sovyetleri işgali ile başlar. sovyetlerin bir şekilde üretmeyi başardığı t-34 tankı alman piyadesi ile tank gücü üzerinde deprem etkisi yarattığından almanlar hemen bir tane ele geçirir bu tanktan ve inceleme için albert speer‘in ellerine teslim ederler. speer oturur, tankın incelenip zayıf yönlerinin tespit edilerek kendisine karşı daha etkili mücadele edilebilmesi için çalışmalar başlatır. bu arada farklı bir ekibi de "lan oğlum fritz, acaba biz bu tankın bir benzerini yapabilir miyiz?" diye çalışmaktadır.

Albert Speer

elbette almanları en fazla şaşırtan şey t-34’ün eğimli ön zırhı ile basit, kaba üretilmiş ama şaşırtıcı derecede başarılı genel tasarımıdır. eksiklikleri vardır; mesela tank komutanı hem nişancı hem de komutan rolünde olduğundan pratikte tank etkisizleşmiştir, telsizi berbattır, palet tasarımı kötüdür, yol tutuşu berbattır, mürettebat konforu yoktur, topu gayet isabetsizdir, cephane ve yakıt yerleşimi nedeniyle tam bir saatli bomba gibi dolanmaktadır ama yine de rusya şartları ve kızılordu’nun karman çorman milletlerden oluşan cahil asker kesimi düşünüldüğünde tasarım enteresan bir şekilde tam da rusya için uygun bir ürün haline gelmiştir. şimdilerde çinlilerin yaptığını yapan almanlar tankı komple söker, toplar, kullanır ve özelliklerinden bazılarını kendi prototiplerine eklemeye karar verir.

prototipleri dedik kısaca anlatalım orasını da. almanlar t-34’ü kopyalamaya başladığında iki farklı şirkete bu görevi verdi. man ve daimler-benz bu işe girişti. şimdi her ne kadar nazi almanya’sı bir diktatörlük de olsa kapitalist koşullar ideolojinin önünde olduğundan silah işinden para kazanmak savaş ortamında en geçerli metoddu ve 3.reich’da gayet iyi bir müşteriydi. o nedenle alman silah şirketleri devletten ihale kapabilmek adına tüm gayretleri ile silah geliştirme işine giriyordu. t-34’ün kopyalanmasında da bu yaşandı ve man ile daimler-benz ciddi ciddi kapıştı.

panther’in prototip versiyonunun adı vk 3002’dir ve doğrudan kopyalandığı tank t-34/76’dır.

daimler-benz versiyonu vk 3002 (db), man versiyonu ise vk 3002 (man) olarak geçer literatürde.

VK 3002 (DB)

VK 3002 (man)

t-34 ile görsel kıyaslamasına baktığınızda vk 3002 (db), vk 3002 (man) versiyonuna göre t-34’e daha çok benzer. daimler-benz kendi prototipinde t-34’de olduğu gibi arka dişliden çekişli, dizel bir motor kullanmışken man ise klasik önden çekişli ve benzinli motoru tercih etmiştir. daimler’in tasarımında şanzıman mekanizması arkada, motorun orada olduğundan öndeki sürücü ile makineli tüfekçinin kullanabildiği alan büyümüş, bu mekanizmalardan doğan sıcaklık ve gürültü ortadan kalkmıştır ve tank rus muadili gibi fazla büyük ve yüksek olmamıştır ancak şanzıman arkaya taşındığından vites değiştirme mekanizması daha karmaşık ve zor bir hale gelmiştir. man versiyonu ise almanların daha alışık olduğu bir türdür ama yarattığı sıkışıklık nedeniyle sürücü ve makineli tüfekçi çok daha sıkışık bir ortamda kalmıştır.


ihaleye göre seçilecek tankın tam yüklü haliyle 5 saatlik bir muharebeye hem yakıt hem de mermi adedi olarak yetişebilmesi gerekmektedir ve man tasarımı bu sürede 750 litrelik yakıt tanklarıyla 195 km’lik bir menzilde (arazi elbette yol değil) bu koşulu karşılarken daimler tasarımı 550 litrelik dizel yakıtıyla sadece 140 km’lik bir harekat yarıçapı sağlar. man tasarımı önden çekişli olduğundan paletlerin kendini temizleme özelliği vardır ama daimler’de bu yoktur. daimler’in içi daha ferahken man’ın içi sıkışıktır ama iş vurulmuş bir aracın içinden personel kurtarmaya geldiğinde man’ın içindeki adamlar daimler’dekilere göre daha hızlı tahliye edilebilirler. man tasarımının bir kötü tarafı da (ki bu aslında ciddi bir kötü taraftır) şanzıman mekanizması öndeki eğimli zırh altında olduğundan tankın yüksekliği daimler’in tasarımına göre daha fazladır.

raporlar gider gelir, hitler düşünür taşınır. daimler tasarımı aslında kazanmaya çok yakındır ama gelecekte yaklaşan citadel harekatı herşeyi değiştiren bir etken olur. hitler rusya’da kaybettiği saldırı inisiyatifini eline almak için bu harekata güvenmektedir ve en yeni silahları harekatta görmek ister. burada man tasarımı birkaç adım öne geçer çünkü üretim imkanları bakımından man tasarımı daimler tasarımına göre daha hızlı ve kolay üretilebilir durumdadır ve ayrıca daimler’in dizel motorunun daha yapılacak çok işi vardır. bu durumda hitler kararını man tasarımı lehine verir ve vk3002 (man), pzkpfw panther (sd.kfz.171) olarak üretim hattına girer.

almanların t-34’ten esinlendikleri en önemli özellik eğimli ön zırhtır. panther öncesindeki tanklara baktığınızda (panzer iii, panzer iv) almanların eğimli ön zırh yerine kalın, eğimi çok az ama nerdeyse 90 derece dik ön plakalar ile tankı tasarladıklarını görürsünüz.

Panzer III

Panzer IV

bunun böyle yapılmasının en önemli nedeni sovyetlere gelinceye kadar almanların en önemli düşmanları olan ingilizler ve fransızların elindeki tanklar ile tanksavar tüfekler ve topların kapasiteleridir. yanlış bilinen bir noktayı düzeltmekte fayda var, almanlar tankları çok etkin kullanmıştır ancak alman doktrinlerine göre tank hala yanında destek kuvvetleri olmadan asla ve asla düşman önüne atılmayacak bir makinedir ve blitzkrieg gereği düşman hattındaki zayıf yerlerin tespit edilmesinden sonra asıl penetrasyon öncesinde uzun menzilli topçu ve hava kuvvetleri ile bu zayıf yerler daha da zayıflatılıp nispeten uygun noktalardan tanklar, piyade ile hücum edecek ve nihai penetrasyon bundan sonra yapılacaktır. uzun menzilli topçu ile uçakların bu zayıflatma harekatında tankları zorlayacak tanksavar mevzileri de muhtemelen yokedileceğinden eldeki tankların dik ama kalın ön zırhları kendilerine açılan nispeten zayıf ateşe dayanabilecektir. bu noktada bir de şunu düşünmelisiniz, 1939-40’lı yıllarda daha tank kavramı yeni yeni yayıldığından tanksavar teknolojisi de ona göre yavaştı. ilk tanksavar silahı olan tanksavar tüfekleri 1. dünya savaşında ortaya çıkmıştı ve iki savaş arası dönemde asıl tanksavar silahları bunlardı. tanksavar topları henüz emekleme çağındaydı ve genelde küçük kalibreliydiler. bu nedenle almanların bu tip bir tank tasarımı seçmeleri normal. ayrıca mürettebat yerleşimi ve konforu ile şanzıman mekanizmasının yerleşimi açısından eğimli zırhın tercih edilmemesi durumu da var. alman tankları ön dişlilerden tahrikli olduğundan şanzıman mekanizması önde ve bu kocaman mekanizmayı eğimli bir zırh altına sokmak olanaksız. o nedenle de kutu gibi bir tasarım tercih edilmiş.


panther’in en önemli özelliklerinden biri de isabet oranı çok iyi olan gayet etkili 75 mm’lik topudur. bu arada işin ihalesi sürerken bir ara (tasarım ekipleri) yürür aksam detaylarınaa çok fazla takıldıklarına farkeder ve bir süre sonra aralarında "yahu tankın işi diğer tankları yok etmektir, bunu yapan da toptur. o zaman gövde sadece bu işi yapan topa destek olan bir yapıdır" görüşü hakim olup tasarımı o şekilde ilerletirler. silah açısından bakarsak aslında hitler panther’e 88 mm’lik tanksavar topu takılmasını istemiş (tiger’da olan topun aynısı, bir de uçaksavar olan değil kwk olan, karışmasın) ancak 88’mm’lik kwk topunun takıldığı test taretlerinde top hem tarete zorlukla sığmış hem de ateşlendikten sonra geri tepmeden ötürü taret yüzüğü, tank gövdesi vs yerlerde de kırık ve çatlaklara neden oldundan tercih edilememiştir. taretin büyütülmesi de zaten silüeti yüksek olan panther’i iyi kocaman bir hale sokacağından uzunca bir süre yapılmamıştır.

alman tankları için bizim tarih meraklılarının çok söylediği bir laf vardır, burada da yazılmış zaten; çok karmaşık olduklarından çok sık arıza yapıyorlar ve savaşamadan terk edilmek zorunda kalınıyorlardı. bu laf kısmen doğrudur ama alman tank gücünün gerçek kabiliyetini de küçümser ve sürece yönelik çok kolay bir bahane oluşturur. halbuki cephe raporlarına bakarsanız mesela 1942 ve 1943 yılı sovyet tank üretiminin neredeyse %80-90’nı almanlarca yok edilmiştir. sovyetleri ayakta tutan müttefiklerin yardımlarıdır. bu başarılı skorun büyük çoğunluğu da aktif çatışan tank gücüne aittir. gelgelelim almanların hammaddeye ulaşmadaki zorlukları, sanayi kuruluşlarının bombalanması sonucu bu tesislerin yeniden yeraltında inşası nedeniyle kaybedilen vakit gibi gibi yan etkenler var. bu üretim sayısını kısıtlıyor. bir de almanların başında hitler diye bir adam var sürekli her naneye maydanoz. bakın stalin’e, o da karışır üretime ama belli tasarımların bozulmadan geliştirilerek devam etmesi ruslar için başarılı olmuştur ve stalin’in üretimi sekteye uğratıcı etkisi hitler’e nazaran azdır. ama hitler sürekli tasarım ve üretime müdahale etmiş, panzer iv gibi her yola gelen, workhorse bir platformu giderek zayıf hale sokarak onun yerine üretimi çok pahalı tiger, king tiger, maus, ferdinand, jadgtiger gibi tankları araya sokturmuştur. keza panther’de gayet başarılı bir tasarımdır ama çok hızlı geliştirildiği için özellikle deli gibi hammadde sıkıntısı çeken alman metalürji endüstrisi panther’de zilyon tane kusurla tankları üretmeye zorlanmıştır. savaş süresince kusurlar halledilmeye çalışılır ama bu defa da yeterli zaman elde yoktur ve almanya savaşı kaybetmeye başlamıştır.

neyse, neticede standart wehrmacht vs kızılordu geyiğine girmeyelim. mühendislik ve askeri ihtiyaçlar anlamında bakarsanız panther de t-34’de başarılı tasarımlardır. panther ortaya koyduğu kavramsal çözümler ile günümüz tanklarına ilham veren önemli bir tasarımdır. şekli şemali de 10 numaradır. yani elimde yeterli para olsa gidip bir tane alır evin önüne koyarım, helezonları kestirip altına neonları dizdirir sonra da yengenizle caddede tura çıkarım o derece hastayım kendisinin. bak bak güzelliğe bak, bir panther’im olsun gerekirse 5 milyon borcum olsun hey maşallah be.

Panther’i videodan inceleyebilirsiniz

VİDEO LİNK : https://youtu.be/Ywkux1mJhUE

son bir bilgi daha vereyim

panther’in üretilen ilk versiyonu ausf.d olarak çıkar ama sonraki versiyonları ausf.a, ausf.g diye gider. bunun neden böyle olduğunu ise araştırın siz bulun artık benden bu kadar.

dayanamadım biraz daha yazıyorum, kimseler bilmez ama panther’in en önemli tasarım kusurlarından biri de ilk taretine (ausf.d) takılı top kalkanının bariz yanlış tasarlanması sonucu taretin altına çarpan mermilerin sekip parçalanarak sadece 20 mm kalınlığındaki tankın üst gövdesini (yani tavanını) delmesi ve bunun sonucunda da çoğu sürücü ile makineli tüfekçinin savaşın ortasında ölmesidir.

AUSF.D

ilerleyen modellerde top kalkanının (ausf.g) tasarım değişikliğine gitme nedeni budur.

AUSF.G

SAĞLIK DOSYASI /// Arslan BULUT : Virüsün kaynağı, insan hücreleri mi ???


Arslan BULUT : Virüsün kaynağı, insan hücreleri mi ???

E-POSTA : arslanbulut

17 Nisan 2020

ABD’de Washington Post gazetesinin gündeme getirdiği, "ABD istihbaratı, Covid-19 virüsünün Çin’de salgının başladığı Vuhan kentinde yarasa virüslerinde araştırmalar yapan bir viroloji laboratuvarından yayıldığı iddialarını araştırıyor" haberi CNN İnternational tarafından da yayınlandı.

Konu, ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley’e de soruldu. Milley, "İstihbarat bu iddiaları ciddi bir şekilde inceledi. Virüsün doğal yollarla ortaya çıktığına dair önemli ölçüde kanıt olmasına rağmen bir sonuca ulaşılamadı. Ama yine de tam emin olamayız" dedi.

Bilindiği gibi Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, virüsün, Vuhan’a askeri oyunlar için gelen ABD askerleri tarafından yayıldığını söylemişti… Trump da bu açıklamadan sonra Covid-19’dan "Çin virüsü" diye bahsetmişti…

***

Diğer taraftan, virüsün biyoterör sonucu yaygınlaştığı haberleri, "Salgın, elektromanyetik dalgalar yüzünden insan hücre yapısında bulunan ve Covid-19 virüsüyle aynı görüntüye sahip eksozom adı verilen yapı taşlarının, kana karışarak, yayıldığı bütün organlara hasar vermesi yüzünden başladı" iddiasını gündemden düşürmeye de yarıyor.

Biyoterör iddiasını yok saymak mümkün değil ama virüsün bu kadar hızla bütün dünyaya yayılması, bu varsayımı zayıflatıyor.

Virüsün kaynağı, laboratuvar ürünü veya doğal korona virüsler değil insanın kendi hücreleri ise bunun bütün dünyada elektromanyetik dalgaların etkisinin artırılmasıyla ilgisi bulunduğu iddiası kuvvet kazanıyor.

Elektromanyetik dalgaların kansere, kısırlığa, otizme, sakat doğumlara yol açtığı yönünde, dünyada 25 bin civarında bilimsel araştırma var. Türk bilim adamlarının da bu yönde çok sayıda araştırması bulunuyor.

Bütün bu araştırmalara rağmen son virüs salgınını, bütün dünyada başlatılan elektromanyetik dalga denemelerinin tetiklediği iddiasını gündeme getirenleri susturmaya çalışanlar da var. Böyle bir sorun yoksa bu iddia "saçmalık" ise niçin bu kadar telaş yapıyorlar?

Üstelik Washington Devlet Üniversitesi Biyokimya ve Temel Tıp Bilimleri Profesörü Martin L. Pall, 17 Aralık, 2019’da, yani henüz koronavirüs salgını başlamamışken elektromanyetik dalgaların, 5 G örneğinde olduğu gibi frekansı artırıldığında, erkekte üreme yeteneğini, kadında doğurganlığı düşüreceğini, nörolojik ve nöropsikiyatrik etkiler oluşacağını, "programlanmış hücre ölümü" gerçekleşebileceğini, kalp ritminin bozulacağını, serbest radikal hasarına ve ağır kanser vakalarına sebep olacağını bilimsel verileriyle ortaya koymuş durumdadır…

Bunun aksini iddia edenler, yine bilimsel verilerle bunun neden mümkün olamayacağını söylesin! İşte virüsün tat alma ve koku duygusunu yok ettiği tespitinden sonra kısırlığa sebep olduğu da ortaya çıktı! Bunlar neyin işareti?

***

Göğüs, Kalp Damar Cerrahisi uzmanı Opr. Dr. Mehmet Okan Özdemir ise Dünya Sağlık Örgütü verilerini inceledi ve "Türkiye’de her yıl 82 bin kişi, gribe bağlı enfeksiyonlardan ölüyor! Bu ölümlerin yüzde 5-14 ünün corona virüsten olduğu gerçeği ile ülkemizde her yıl 4100 ile 11.480 kişi o yılki mutant coronavirüsler nedeniyle kaybedilir. Her yıl!" dedi.

Özdemir, "Geçen yıl dünyada toplamda 7 milyon insan grip ve griple tetiklenen komplikasyonlardan kaybedildi. Soruyorum bu gürültü, patırtı neden? Bu korkuya neden olan olan algı eğer sokakta aniden ölenlerse hiçbir viral veya bakteriyel pnomoni hastası böyle pat diye sokakta düşüp ölmez. O zaman aniden akut hipoksi yapan ve sokaktaki bir insanı aniden öldürebilen başka bir sebep arayacaksınız!" diye yazdı.

***

Bilimsel araştırma verilerine karşı "komplo teorisi" diye yaygara yapanlara itibar edilemez. "Yoktur" diye kesip atmak, bilimsel bir tutum değildir.

Kaynak Yeniçağ: Virüsün kaynağı, insan hücreleri mi? – Arslan BULUT