ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Teoman Ertuğrul TULUN : SRİ LANKA’DAKİ TERORİST SALDIRI TRAJEDİSİ SAHTE SOYKIRIM İDDİALARINI YAYMAK İÇİN KÖTÜYE KULLANILIYOR !!!


Teoman Ertuğrul TULUN : SRİ LANKA’DAKİ TERORİST SALDIRI TRAJEDİSİ SAHTE SOYKIRIM İDDİALARINI YAYMAK İÇİN KÖTÜYE KULLANILIYOR

21 Nisan’da Sri Lanka’da gerçekleşen menfur terör saldırılarının ardından Guardian gazetesinde aynı tarihte Giles Fraser imzası ile "Sri Lanka saldırılarının gösterdiği gibi Hristiyanlar dünyanın her yerinde zulümle karşı karşıya" başlıklı bir görüş yazısı yayınlanmıştır.[1] Guardian, adı geçen yazarı “ Güney Londra ‘Elephant and Castle’ kilise rahibi” olarak tanıtmaktadır. Adıgeçen geçmişte Londra merkezli bir Anglikan Hristiyanlık haftalık dergi olan Church Times’ de haftalık köşe yazıları yazmıştır.

Giles Fraser görüş yazısının kısa açılış paragrafında, Sri Lanka’daki çeşitli kiliselere yapılan terörist saldırılara kısaca atıfta bulunmakta, ancak çoğunlukla Budist olan bu ülkedeki Hristiyanlığın tarihine veya eğer mevcut ise, Hristiyanlığın bir azınlık dini olarak karşı karşıya bulunduğu sorunlara değinmemektedir. Bunun yansıra, Sri Lanka’nın Hristiyan nüfusunun hem Sinhala hem de Tamil etnik gruplarının üyelerinden oluştuğu konusunda bilgi vermemektedir.

Bu kısa girişin ardından Giles Fraser tanınmış bir bilim insanı ve klasik tarih uzmanı ile yaptığı “Roma dönemindeki Hristiyan zulmü hakkında” bir konuşmadan söz etmekte, “onun (klasik tarih uzmanı) daha sonraki Hristiyanların büyüttüğü kadar büyük bir sorun olmadığı görüşünde olduğunu “ belirtmektedir. Adıgeçen daha sonra görüş yazısının şu şekildeki temel iddiasını ortaya koymaktadır: “Hristiyan zulmünün tarihteki en ciddi aşamalarından birini yaşıyor olmamıza rağmen çoğu insan bunu kabul etmeyi reddediyor.”

Nisan ayının, propagandacıların ve bunların gözü kapalı destekçilerinin 1915 olaylarıyla ilgili sahte soykırım iddialarını yinelemelerinin adet haline getirilmiş yıllık törensel ayinlerine rastlayan bir dönem olduğu bilinmektedir. Bir “yıldönümü” olarak görülen Nisan ayı bu bağlamda propagandacılara beyin yıkama faaliyetinde bulunmaları için iyi bir fırsat sağlamaktadır. Bu propagandanın ana hedef kitlesi Hristiyan Batı dünyası ve propagandanın temel aracı dindir, yani Hristiyanlıktır. Bu “Hristiyancılar” (Christianist) için gözde düşman grupları Türkler ve Müslümanlardır. Söz konusu “Hristiyancılar” ilkel ve yıkıcı bir intikam zihniyetinden beslenen propaganda çalışmalarında araç olarak Türk ve İslam kimliğine karşı düşmanlığı, yani Türk düşmanlığını (Turcophobia) ve İslam düşmanlığını (Islamaphobia) kullanmaktadırlar.

Kilise rahibi Giles Fraser görüş yazısında Sri Lanka’daki terör saldırıları bahanesi altında bu Türk ve İslam düşmanı koroya katılmakta ve “Hristiyanlığın geçtiğimiz yüzyılda, doğduğu yer olan Orta Doğu’dan neredeyse sürüldüğünü” iddia etmektedir. Soykırımın yasal anlamını açıklamadan ve 9 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme ”den söz etmeden, cahilce Türkiye’yi soykırım suçuyla itham etmektedir.

Giles Fraser, bu bağlamda, Negev Ben Gurion Üniversitesi’nden Benny Morris ve Dror Ze’evi isimli iki İsrailli profesör tarafından gelecek günlerde yayınlanacağını bildirdiği yeni bir kitabı da tanıtmaktadır. Adıgeçen bu konuyla ilgili olarak “İsrailli tarihçiler Benny Morris ve Dror Ze’evi bu hafta söz konusu dönemin uzun zamandır beklenen bir muhasebesini yayımlayacaklar. Otuz Yıllık Soykırım: Türkiye’nin Hristiyan Azınlıklarını İmhası, 1894’ten 1924’e kadar, Türk yetkililerin yaklaşık 2,5 milyon Hristiyan’ı sistematik olarak katlettiğin ileri sürüyor” demektedir.

“Otuz Yıllık Soykırım: Türkiye’nin Hristiyan Azınlıklarını İmhası” kitabının yazarları kimlerdir?

Söz konusu kitabın yazarlarının isimlerinin kısa bir taraması, Benny Morris’in “kendisini Siyonist olarak tanımlayan ve Siyonist eylemleri destekleyen” bir İsrailli profesör olduğuna işaret etmektedir.[2] Basında, Morris’in “Haaretz’de yayınlanan 2004 tarihli bir röportajda, Nakba (el-Nakbah- felaket veya facia ) olarak bilinen ve 700.000’den fazla Filistinli Arap’ın kaçtığı veya evlerinden atıldığı etnik temizliği haklı gördüğü” belirtilmektedir.[3] Haberde, “Morris, Filistinlilerin etnik temizliğini haklı buldu. Bu husustaki beyanlarını son görüşmede tekrar değerlendirmeye davet edilen tarihçi görüşünde ısrar etti. Görünüşe göre kullandığı bazı ifadelerden pişmanlık duyan Morris, (Filistinli) nüfusun ülkeden kovulmasını desteklemeye devam etti.” denilmektedir.

Haaretz’in Benny Morris ile söyleşisi “en güçlü olan yaşamını sürdürür” başlığını taşıyor.[4]

Haaretz gazetesinin 2004 yılında Benny Morris ile yaptığı söyleşi, ilginç biçimde Sosyal Darwinistlerin, Eugeniklerin ve insanın doğal ayıklanması sosyal teorisinin ilke sözü olan “en güçlü olan yaşamının sürdürür” başlığını taşımaktadır. Söyleşiden alınan aşağıdaki bölümler, söyleşinin başlığının neden bir Sosyal Darwinist ve Eugenic ilke sözünü yansıttığını açıklamaktadır:

“ (Ari Shavit, Haaretz muhabiri) Ben-Gurion’un kasıtlı ve sistematik bir kitlesel kovma politikasından kişisel olarak sorumlu olduğunu mu söylüyorsunuz?

(Benny Morris) Nisan 1948’den itibaren, Ben-Gurion bir nakil (transfer) resmi bildirgesi (message) öngörüyor. Yazılı olarak açık bir emir yoktur, düzenli kapsamlı bir politika yoktur, ancak [nüfus] nakli atmosferi vardır. Nakil düşüncesi söyleniyor. Tüm liderlik bunun fikir olduğunu biliyor. Görevli olanlar onlardan ne istendiğini anlıyor. Ben-Gurion devrinde bir nakil oydaşması (consensus) yaratıldı.

(Ari Shavit) Ben-Gurion bir "nakilci" miydi?

(Benny Morris) Elbette. Ben-Gurion bir nakilciydi. Ortasında büyük ve düşman bir Arap azınlığa sahip bir Yahudi devletinin olamayacağını anladı. Böyle bir devlet olmazdı. Var olamazdı.

(Ari Shavit) Onu kınadığınızı işitmedim.

(Benny Morris) Ben-Gurion haklıydı. Yaptığı şeyi yapmasaydı, bir devlet oluşmazdı. Bu açık olmalı. Kaçmak mümkün değil. Filistinlilerin köklerinden sökülmesi (uprooting) olmasaydı, burada bir Yahudi devleti olmazdı.

Morris’in bu söyleşide bir Yahudi devletinin kurulması için etnik temizliği, zorla sınır dışı etmeyi ve yer değiştirmeyi açıkça savunduğunu görmek oldukça hayret vericidir. Söyleşiyi yapan gazeteci, Benny Morris’in ruh haline ilişkin gözlemlerini şu şekilde açıklamaktadır:

“ Siyasi olarak doğru olan en keskin, en şok edici ifadeleri ateş eder gibi söylerken iki kez düşünmedi. Korkunç savaş suçlarını düşüncesizce, vahiysel bakış (apocalyptic vision) ile betimleyerek dudaklarındaki bir gülümsemeyle izah etti. Gözlemciye, kendi elleriyle Siyonist Pandora kutusunu açan ve bu kutunun içinde bulduğuyla tedirgin olan, içsel çelişkileriyle başa çıkmakta zorluk yaşayan bir kişi izlenimini verdi.”

Bu bağlamda, Morris’in yukarıda “etnik temizlik” konusundaki sözleriyle ilgili açıklamalarına da değinmek istiyorum. Adıgeçenin bu açıklaması Haaretz gazetesinde de yayınlandı. Açıklamanın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“Arapların bölgeden veya İsrail Devleti’nden kovulmalarını desteklemiyorum! Böyle bir kovma ahlaksızlık olur ve aynı zamanda gerçekçi değildir. Söylediğim şuydu: gelecekte, bu topluluklar komşuları tarafından İsrail’e yapılan geniş bir saldırı ile birlikte İsrail Devletine karşı şiddet uygularlar ve onun (İsrail) hayatta kalmasını tehlikeye sokarlarsa, kovmalar (expulsions) elbette olanaklıdır.”[5]

Benny Morris’in bu açıklaması gelecekte Türk bilim insanları tarafından, Ermeni devrimci komitelerinin Osmanlı İmparatorluğunda hükümete karşı isyanları ve Türk halkı için bir ölüm-kalım anı olan Birinci Dünya Savaşı sırasında ülkeyi işgal etmek isteyen kuvvetlerle işbirlikleri nedeniyle yeniden iskâna tabi tutulmaları açısından incelenmelidir. Ayrıca İsrail’deki durumun aksine o dönemde bir sınırdaşı edilme durumu söz konusu değildir. Osmanlı hükümeti Ermeni nüfusunu geçici bir önlem olarak yeniden iskânını öngörmüş ve savaşın getirdiği güvenlik riski azaldığında, Ermenilere evlerine dönmeleri için yasal ve idari olanak tanımıştır. Bu bağlamda, yukarıda değinilen kitabın Benny Morris gibi açık biçimde acımasız ve ayrımcı bir şahıs tarafından hazırlanmasının konuya komik bir görünüm kazandırdığının altının da çizilmesi gerekir.

Kitap ne zaman ve kim tarafından yayınlanacak?

“Otuz Yıllık Soykırım: Türkiye’nin Hıristiyan Azınlıklarının İmhası, 1894–1924” başlıklı 672 sayfalık kitabın 24 Nisan 2019’da “Harvard University Press” tarafından yayınlanacağı belirtilmektedir.[6] “Harvard University Press” kitabı şu şekilde tanıtmaktadır:

“ Osmanlı İmparatorluğunun ve ardından Türkiye Cumhuriyetinin Hristiyan azınlıklarına karşı yaptığı dev katliamların yeniden değerlendirmesi.
1894 ve 1924 arasında Anadolu’yu daha önce nüfusun yüzde 20’sini oluşturan bölgedeki Hristiyan azınlıkları hedef alan üç şiddet dalgası silip süpürdü. 1924’te Ermeniler, Asuriler ve Yunanlılar yüzde 2’ye düşürülmüştü. Tarihçilerin çoğu bu dalgaları ayrı, yalıtılmış olaylar olarak değerlendirdi ve ardı ardına gelen Türk hükümetleri bunları bir dizi talihsiz kaza olarak sundular. Otuz Yıllık Soykırım, bu üçünün aslında Anadolu’nun Hıristiyan nüfusunu yok etmek için yapılmış tek, sürekli ve kasıtlı bir çabanın bir parçası olduğunu gösteren ilk muhasebesidir”

Sonuç

“Batı Dünyasında Yükselen İslam Düşmanlığı ve Türk-Ermeni Anlaşmazlığı” başlıklı AVİM analizinde[7] açıklandığı gibi din 1915 Olaylarında ve bununla ilgili Türk-Ermeni anlaşmazlıklarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda şu hususlar dile getirilmiştir:

“Ermeni soykırımı anlatısında Ermeniler sık sık ‘ilk Hıristiyan milleti’ olarak nitelendirilirken, Türkler çeşitli Hristiyan gruplarını yok etmek isteyen acımasız Müslümanlar olarak tasvir edilir. Bu, Hristiyan grupların dikkatini çekmek ve Ermeniler çevresinde dayanışma sağlamak için kullanılır. Birçok Hristiyan grup, 1915 Olaylarıyla ilgili tarihsel verileri incelemeden bu anlatıyı desteklemiştir” [8]

Guardian gazetesinde yer alan Giles Fraser’in yukarıda değinilen görüş yazısı, Batı Hristiyan dünyasındaki bu zihniyetin bir örneğidir. Bu kez, iki İsrailli profesörün yazdığı kitabın devreye girmesiyle, bu konuya bir Yahudi-Hıristiyan (Judeo-Christian) boyutunun katılmasına tanık oluyoruz. Fraser’in Yahudi köklerinin[9] ve yeni aile bağlarının bu yeni boyutun ortaya çıkmasına katkıda bulunmuş olması kuvvetli bir olasılıktır. Bağnazlık, geçmişte insanlığa iyilikten çok kötülük getirmiştir. İnsanlık Haçlı Seferleri’nin yıkımını yaşamıştır. Bu yıkımları hazırlayan zihniyeti günümüze taşımak isteyenlere kararlı bir şekilde karşı durmalıyız.

*Fotoğraf:https://www.straitstimes.com

[1] Gile Fraser, “As the Sri Lanka attacks show, Christians worldwide face serious persecution”, Guardian, 21 Nisan 2019, blm. Opinion, https://www.theguardian.com/commentisfree/2019/apr/21/sri-lanka-attacks-christians-worldwide-persecution-silence.

[2] Hillel Cohen ve Haim Watzman, Year Zero of the Arab-Israeli Conflict 1929, 2. bs, The Schusterman Series in Israel Studies (New England: Brandeis University Press, 2015), 253.

[3] “Benny Morris says Nakba was ‘very clean war’”, Middle East Monitor, 14 Ocak 2019, https://www.middleeastmonitor.com/20190114-benny-morris-says-nakba-was-very-clean-war/.

[4] Ari Shavitt, “Survival of the Fittest”, Haarezt, 08 Ocak 2004, https://www.haaretz.com/1.5262454.

[5] Benny Morris, “Right of Reply / I Do Not Support Expulsion”, Haaretz, 22 Ocak 2004, https://www.haaretz.com/1.4677465.

[6] “The Thirty-Year Genocide”, Publication, Harvar University Press, 2019, http://www.hup.harvard.edu/catalog.php?isbn=9780674916456.

[7] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Rising Islamophobia in the Western World and the Turkish-Armenian Controversy”, Center For Eurasian Studies (AVİM), 15 Mart 2019, blm. Analysis, 2019/4, https://avim.org.tr/en/Analiz/RISING-ISLAMOPHOBIA-IN-THE-WESTERN-WORLD-AND-THE-TURKISH-ARMENIAN-CONTROVERSY.

[8] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Islamophobia and Turkish-Armenian controversy: Analysis”, Hürriyet Daily News, 22 Mart 2019, http://www.hurriyetdailynews.com/islamophobia-and-turkish-armenian-controversy-analysis-142087.

[9] Gile Fraser, “This German circumcision ban is an affront to Jewish and Muslim identity”, Guardian, 17 Temmuz 2012, Opinion baskı, https://www.theguardian.com/commentisfree/belief/2012/jul/17/german-circumcision-affront-jewish-muslim-identity.

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Demirhan Çiraci : SOYKIRIM İDDİALARINA BAKIŞ VE GENEL BİR DEĞERLENDİRME


Demirhan Çiraci : SOYKIRIM İDDİALARINA BAKIŞ VE GENEL BİR DEĞERLENDİRME

E-POSTA : demirhanciraci

KAYNAK : http://www.haberdokuz.com/demirhan-ciraci/soykirim-iddialarina-bakis-ve-genel-bir-degerlendirme.html

Küresellesen dünya stratejik ve politik güç oyunlarina sahne olmaktadir. Emperyalist devletler, dünya devletleri üzerinde baski ve hâkimiyet kurmak adina çesitli senaryolar ile çesitli unsurlar yaratip, menfaat saglamak derdindedir. Bu stratejik oyunlar içerisinde önemli yer tutan ögelerden biriside soykirim taseronlugu yaparak, bunu siyasi alanda kullanip, hedefteki ülkeyi taarruza tutmaktir.

Bu stratejik oyunlar içerisinde jeopolitik ve jeostratejik önemi bir hayli fazla olan ülkemizde, ciddi manada bir hedef teskil etmektedir. Yogun olarak Ermeni Soykirimi söylemi hâkim kilinmaya çalisilsa da, bunun yaninda Pontus Rum’lari ve Süryani’ler üzerinde de soykirim yapildigi iddialari servis yapilmakta, bu stratejik oyunlar ile Türk Devleti baski altinda tutulmaya çalisilmaktadir.

Bu güç oyunlari, Türk Devleti üzerinde farkli soykirim tezlerinin ötelerde uygulamaya sokacagini da isaret etmektedir. Ülkemizdeki etnik yapinin çok çesitlilik arz ettigi vurgusu sürekli yapilmakta, Türk Devleti bir mozaikmis gibi sunulmaya çalisilmaktadir. Çesitliligin fazla sunulmasi, yakin tarihimizde farkli kökenler üzerinde de Türk Devleti’nin katliama giristigi iddialarinin yesertilmesi ihtimalinin, ufukta oldugu izlenimini yaratmaktadir.

Bu noktada su an için en etkin kullanmayi hedefledikleri durumun Kürtler oldugu, birçok platformda Kürtlere bir baski, hak kisitlamalari ve hatta cani yöntemler uygulandigi iddialari, bazi kesimler tarafindan dillendirilmeye baslandigi gözlemlenmektedir.

Kürtlere deginmeden önce Ermeni, Pontus, Süryani soykirim iddialarina deginmek, ufukta böyle bir ihtimalin nasil ortaya sunulabilir olacagini isaret etmek gerekmektedir.

Sözde Ermeni Soykirim Iddialari Ortaya Nasil Atildi?

Millet-i Sadika unvani almis bir milletin, bugün Türklerin yaptigi iddia edilen bir soykirimin merkezine oturtulmasi, Osmanli üzerinde emelleri olan milletlerin 1. Cihan Harbi’nde ve öncesinde kiskirtmalariyla ortaya çikmis, savas halinde basariya ulasamamis milletlerin, siyasi ortamda sikistirmak istemeleriyle ile tezahür etmistir.

Rus, Ingiliz ve Fransiz kiskirtmalari sonucunda, Ermeniler Osmanli’ya karsi ayaklanmis, birçok yerde isyanlar çikarmis ve bu isyanlar neticesinde bir hayli kan dökülmesine sebebiyet vermislerdir. Ermeni çetecileri Hinçak ve Tasnak birçok vilayetimizde, köyümüzde katliam yapmis, bunlar Avrupali destekçilerinin de yönlendirmeleriyle, Ermeni katliami olarak sunulmustur.

Ilk isyan hareketi olarak bilinen, 1890 yilinda Erzurum’da meydana gelen olaylarda, 12 kisi ölmüs, bu ise Avrupa’ya ‘Ermeniler Türkler tarafindan katledildi’ seklinde lanse edilmistir. Yine birçok vilayetimizde cereyan eden isyanlar ve neticesinde dökülen kanda Türklerin, Ermenileri katlettigi seklinde servis yapilmistir.

Van’da 3000, Mus’ta yine Ermeniler tarafindan katledilen 20.000 dolayinda Türk, Avrupa’da katledilen Ermeniler olarak anlatilmis, Osmanli Imparatorlugu üzerinde siyasi bir baski yaratilmaya çalisilmistir.

Cephe ardindaki Ermeni çetecileri, Osmanli kuvvetlerinin lojistik destegini kesmek için girisimlerde bulunmus, Osmanli Devletinin bazi cephelerde zaafa ugramasina sebebiyet vermis, ayrica köylere yaptigi baskinlarla birçok Türk’ün katlinin müdahili konumuna geçmistir. Gerçeklesen bu olaylar cephe ardinin güvence altina alinmasi gerekliligini hâsil etmis ve önce 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni derneklerinin kapatilmasi ve elebaslarinin tutuklanmasi, ardindan kisa sürede tehcir kararini almistir. Ermeni komitecileri için yikim olan bu karardan dolayi, bu tarihi soykirim günü ilan etmislerdir.

Görüldügü üzere, Ermeni isyan hareketlerine karsi alinan tedbirler ve savas hali soykirim olarak ortaya atilmistir. Söz konusu dönemde çesitli için isyanlarda ölen Türkler dahi, Avrupa’da ‘Ermeni katliami devam ediyor’ seklinde yanki bulmus ve böyle bir inanç olusturulmustur.

Bugünlerde ise Ermenilerin Türkiye topraklarinda olan ideallerinin yansimasi olarak kuvvetli bir sekilde seyir almakta, Türk topragindan parça koparma hevesleri ile sicak tutulmaktadir.

Ayrica, ülkemizi ayristirma gayretinde olanlar, olusturduklari lobiler ile sözde soykirimin destekçisi konumuna geçmislerdir.

Pontus Soykirimi Yalani

Yunan Megalo Ideasi’nin bitmek tükenmek bilmeyen Pontus ve Bati Anadolu sevdasinin dogurdugu bir yalan da, Pontus Rumlarina soykirim uygulandigi yalanidir.

1. Cihan Harbi ve Istiklal Harbi’ni, Hiristiyanlara karsi baslatilmis bir etnik temizlik hareketi olarak sunmaya çalisan emperyalist zihniyet, sözde Ermeni Soykiriminda oldugu gibi, yaratmaya çalistiklari Pontus soykirim masalinda da ayni teraneleri çalma gayretindedirler.

19. yüzyilin ikinci yarisindan sonra Amerikan misyonerlerinin yönlendirmeleriyle baslayan ve 1904 yilinda Pontus Rum Cemiyeti’nin kurulmasi ile temellerini olusturan Karadeniz’i Rum topraklarina ilhak hareketi, Rumlarin kaybetmesiyle 1922 yilinda fiilen bosaltmasina ve nüfus mübadeleleri tamamlanana kadar devam etmistir.

Bu süreç içerisinde çesitli dernek ve cemiyetler kuran Pontus Rumlari, Osmanli Devleti’nin 1. Cihan Harbi’nde basarisiz olmasinin ve ardindan imzalanan Mondros Ateskes Anlasmasi’nin ardindan umuda kapilmis, Venizelos’un, Patrigin ve Pontus cemiyetçilerinin direktifleriyle isyan hareketlerine baslamistir.

Samsun, Çarsamba, Bafra, Erbaa, Terme, Havza, Ladik, Amasya, Tokat, Vezirköprü gibi yerlerde silahli çeteler vasitasiyla eylemlere baslamis ve bu yerlerde birçok Türk’ün canina, irzina ve malina kastetmistir.

Milli direnis güçlerinin bu çetelere karsi verdigi mücadele, isgal güçleri tarafindan katliam olarak nitelendirilmistir. Bu durum Ermeni soykirim iddialariyla yakindan benzerlik tasir. Her iki iddiada oldugu gibi, Osmanli Devleti üzerindeki emelleri gerçeklestirmek adina kullanilan bu söylemler, siyasi destek bulup hem baski altina almak, hem de bu bölgelerde isgali kolaylastirmak içindir.

Günümüzde, Yunanistan’in tesekkül ettigi birçok dernek faaliyet içerisinde olup, silahli çetecilerin yaptigi katliamlar görülmeksizin, direnis güçlerinin onlara karsi verdigi mücadele soykirim olarak addedilmeye çalisilmaktadir.

Istiklal Harbi’nin filizlendigi tarih olan, Mustafa Kemal’in Samsun’a bundan 89 yil önce ayak bastigi 19 Mayis gününü de, sözde Pontus Soykirim günü olarak anilmaktadir.

Süryani Soykirimi Yalani

Topraklarimiz içerisinde huzur içerisinde yasayan bir diger grupsa Süryani’lerdir.

19. Yüzyilin sonlarina kadar, Osmanli Imparatorlugu’nda, farkli din ve etnik köken sahiplerinin huzuru yasattigi bireylerindendir.

Geçmiste dini bir katliama ugramalari, bu durumdan Islam ordularinin Anadolu’ya gelisiyle kurtulmalari ve akabinde Türklerin Anadolu’ya gelmeleriyle tamamen huzura kavusmus olmalari, 19. Yüzyilda misyoner faaliyetlerinin bas göstermesine kadar baglilik içerisinde yasamalarini saglamistir.

Etnik bir ayrimi körükleyen ve Türkiye’yi siyasi alanda sikistirmak gayesinde olanlar, 20. Yüzyilin baslarindan itibaren Süryanilere de el atmistir.

1. Cihan Harbi’nde gerek cephe içerisinde, gerekse cephe gerisinde Süryani’ler kullanilmis, basariyi elde edemeyen siyasi güç odaklari 20. Yüzyilin ortalarindan itibaren soykirim tezgâhi içerisine Süryanileri de dâhil etmistir.

Bazi iddialara göre 600 bin, bazilarina göre de 250 bin gibi kendi içinde çelisik bir rakam vererek soykirima tabi tutulduklarini iddia edenlerin tezini, ‘’Keldanî Cemaati Patrik Vekili Peder Francois Yakan; “Anadolu’da 250 bin Keldanî’nin soykirima ugratildigini söylemek dogru olmaz. O tarihteki Keldanî nüfusu Anadolu’da ancak o kadardi. Hepsi mi yok edildi? Tarihi çarpitma, gerçekleri inkâr etme var bunun içinde. Tarihin degisik dönemlerinde birtakim problemler çikmis olabilir; ama bundan herkes zarar görmüstür. Müslümanlar kadar Ermeniler, onlar kadar da Keldanîler zarar görmüstür. Sadece bir tarafa ait bir zarar yok. Ciddî bir kargasa vardi ve bunun aci sonuçlari oldu. O zaman soykirim bunun neresinde var diye sormak lâzim’’ sözleriyle bertaraf etmektedir.

Ayrica birçok kaynakta da, 1. Cihan Harbi’nde bir kisim Süryani’nin Rus, Ingiliz ve Fransizlarin yaninda cephede yer aldigi ve o tarihlerde ölenlerin birçogunun savas nedeniyle öldügünü ortaya koymaktadir.

Su an ciddi manada lobi faaliyetleri içerisinde olup, azimsanmayacak derecede Süryani soykirim iddialari Avrupa’da gündeme getirilmekte, Türkiye’nin Avrupa Birligi’ne girisinde kabulünün sart konulmasi çabalanmaktadir. Ayrica daha fantazik düsünüp, topraklarimiz içerisinde özerk bir bölge talebinde olanlarda vardir.

Gelecek Yillar, Kürt Soykirimi Oldugu Iddialarina mi Gebe?

Yazinin baslangicinda da belirttigimiz gibi, dünya siyasi güç oyunlarina sahne olmaktadir. Bu manada ciddi bir baski unsuru olan soykirim tezleri, özellikle etnik çesitlilik vurgusu yapilan ve geçmiste onlarca millet ve devlete hâkimiyet kuranlar için kullanilabilecek niteliktedir.

Osmanli gibi onlarca millet ve devlete hükmetmis bir imparatorlugun varisi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti de, stratejik önemi ve bu güç oyunlarinin odagina oturtulma gayreti içerisinde, bu tür tezlerle sürekli muhatap tutulmaktadir.

Üretilen Ermeni, Pontus, Süryani soykirim palavralari, yarinlarda ülkemizin bu tarz uyduruk yeni söylemlerle muhatap kalabilecegine isarettir. Bu noktada yillardir ülkemizin Güney Dogu’sunda ezilmislik, sömürülmüslük, baski psikolojisi var oldugu yaratilmaya çalisilip, yeni bir söylemin zemini hazirlaniyor olabilir.

Soykirim söylemlerinin olusturuldugu duruma bakarken, 1. Cihan Harbi ve Istiklal Harbi’nin sartlari içerisinde cereyan eden durumlarin soykirim olarak sunulmaya çalisildigi, Osmanli Imparatorlugu’nun ve yerlesik direnis güçlerinin isgal güçlerine ve katliamci çetecilere karsi almis oldugu tedbir ve uygulamalar, bugün etnik veya dini bir katliam hareketi olarak sunulmaya çalisilmaktadir.

Diger soykirim iddialarinda yaratilan durumlarin bir benzeri, su an ülkemizin güney dogusunda etnik ayrimcilik tohumlari ekilerek filizlendirilmek istenmektedir. Kürtleri ayristirma gayreti içerisinde olanlar, onlarin mazlum duruma sokuldugunu, baski ve zulüm gördügünü, hatta canice öldürüldügü safsatalarini üretmektedirler.

Tarih boyunca gerçeklesen 40’in üzerindeki Kürt isyanini ise, Türklerin Kürtlere karsi girismis oldugu yok etme düsüncelerinin birer parçasi durumuna getirmeye çalismaktadirlar. Dersim, Koçgiri, Seyh Sait isyanlari ve onlarcasi hiyanet hareketi olarak degil de, Osmanli’nin veya Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürtlere uyguladigi despot yönetim anlayisinin bir ürünü olarak gösterilmeye çalisilmaktadir.

Avrupa Birligi ve çesitli ülke parlamenterleri, bölgeye sik sik ziyarette bulunarak, bölge halkinin durumunu çarpitarak dünya kamuoyuna sunmaktadir. Teröristlerin katlettigi bölge halkinin, devletin güvenlik güçleri tarafindan öldürüldügü gibi safsatalar üreterek, hem bölge halkini ayristirma, hem de ötelerde Türk güvenlik güçlerinin bölgede etnik kiyim yaptigi safsatalarini türetmek gibi bir gayret içindedirler.

Haricilerden öte ülkemizde bulunup ta aydin kisvesine bürünmüs kisilerin söylemleri, dis ülkelerde katildigi toplanti ve brifinglerle bu minvalde gösterilmeye çalisilmaktadir.

Nobel ödüllü ‘’aydin’’ yazar Pamuk efendinin ‘Türkler 30 bin Kürt’ü katletti’ gibi açiklamalari ise, yine bölgede Türklerin Kürtlere karsi girismis oldugu bir kiyim kanisini uyandirma çabasindan baska bir sey degildir.

ORHAN PAMUK = BIR VATAN HAININ PORTRESI

Hülasa geçmiste üretilen diger soykirim safsatalarina bir yenisini hazirlama ve bölgeyi ayristirma gayreti içerisindeler. Istiklal Harbi’ni dini ve etnik bir kiyim olarak sunmaya çalisanlar, Ermeni, Rum ve Süryani çetelerinin savas hali nedeniyle öldürülüsünü katliam diye savunanlar, yarinlarda güvenlik güçlerimizin PKK teröristlerine karsi yaptigi girisimi yine bir kiyim olarak sunmaya çalisacaklardir.

Sonuç olarak söylenebilir ki; 21. Yüzyil ve sonrasi, siyasi güç çatismalarina sahne olacaktir. Ortada yeni bir dünya düzeni olusturmak, çok uluslu veya uluslar arasi küresel sermayenin çikarlarini saglamak için bir saldiri vardir. Mühim olan ise burumdan kendi devletini zarar görmeden muhafaza edebilme ve menfaatleri noktasinda edinimler kazanabilmektir.

Etnik temelli bir ayristirma çabalari, bu minvalde hareket eden sempatizan güruh ve destekçisi ‘’aydin kalemsorlar’’ Türk devletini küresel güçlerin kucagina itmeye çalismaktadir.

Soykirim söylemleri ile baski yaratmaya çalisan küresel güç, yeni söylemler ortaya sürerek bu baskiyi artirma ve etkinlik kazanip, ayristirmaya gidebilir. Bu minvalde yillardir Kürt’lerin üzerinde demagojik bir siyaset güden misyonerler ve isbirlikçi aydinlar, emelleri pesinde durmadan propagandaya devam edeceklerdir.

Ülkemiz stratejik ve jeopolitik öneminin getirdigi konumu iyi kullanmali, bu söylemlerin olusmasina dahi firsat vermemelidir. Su an sözde Ermeni soykiriminda düstügümüz duruma mahal verilmemelidir.

CIA DOSYASI : CIA’in Usame bin Ladin’i desteklediği iddiaları


CIA’in Usame bin Ladin’i desteklediği iddiaları

Bazı kesimler, Sovyetler Birliği‘nin Afganistan‘a askerî müdahalesi sırasında Sovyet güçlerine karşı savaşan Afgan mücahitlere Siklon Operasyonu kapsamında eğitim, para ve silah desteği veren CIA‘in, Usame bin Ladin‘in de aralarında bulunduğu gönüllü Arap mücahitleri de destekleyerek bin Ladin’in liderliğindeki el-Kaide‘nin kurulmasına zemin hazırladığını iddia etmektedir.

Arka plan

Nisan 1978’de gerçekleşen ve Sevr Devrimi adı verilen askerî darbeyle var olan Afganistan Cumhuriyeti yıkıldı ve Afganistan Demokratik Halk Partisi yönetiminde oluşturulan hükûmetle Afganistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu.[1][2] Yeni hükûmete karşı olan bazı kesimler, mevcut hükûmete karşı ayaklanma başlattı.[2]Afganistan hükûmetinin isteği sonrasında, 1979 Aralık’ında, Sovyetler Birliği‘nin ülkeye askerî müdahalede bulundu.[2] Sovyet güçlerine karşı mücadeleye girişen mücahitler, Amerika Birleşik Devletleri‘nin Merkezi İstihbarat Teşkilatı (kısaca CIA) tarafından 1979 ile 1989 yılları arasında yürütülen ve Siklon Operasyonu kod adını taşıyan program çerçevesinde, Pakistan‘ın Servislerarası İstihbarat (kısaca ISI) teşkilatı ve Pakistan Silahlı Kuvvetleri tarafından eğitilmiş, para ve silah desteği almıştı.[3][4] Mayıs 1988 itibarıyla Sovyet güçlerinin ülkeden çekiliş süreci başlarken,[5] Sovyet kuvvetlerinin ülkeden ayrılmasının ardından, Afganlara destek amacıyla ülkeye gelen Arap mücahitler cihada devam edilmesini kararlaştırılarak Ağustos 1988’de Usame bin Ladin‘in liderliğinde el-Kaide‘nin kuruluşu gerçekleştirildi.[6][7]

İddialar

Kasım 2000’de, The Guardian‘da yayınlanan yazısında Luke Harding, CIA’in bin Ladin’i desteklediğini, hatta 1986 yılında Host‘ta bir yeraltı kampının inşa edilmesinde kendisine yardım ettiğini öne sürmektedir.[8]

CNN‘de yayınlanan Larry King‘in sunduğu Larry King Live‘ın 1 Ekim 2001 tarihli bölümünde programa konuk olan Bender bin Sultan ile King arasında şu diyalog geçti:

Bender bin Sultan: Bu oldukça garip. 80’lerin ortalarında, hatırlayacak olursanız, biz ve Birleşik — Suudi Arabistan ve Birleşik Devletler, Afganistan’ı Sovyetlerden bağımsızlaştırmak için mücahitleri destekliyorduk. Kendisi [Usame bin Ladin] bana gelerek; ateistlere, komünistlere karşı yardımlarda bulunan Amerikalıları, dostlarımızı getirmek için harcadığım çabaya teşekkür etti. Sizce de bu garip değil mi?

Larry King: Ne kadar garip. Diğer bir deyişle, kendisi size geldi ve Amerika’nın kendisine yardım etmesi konusundaki yardımlarınız için size teşekkür etti.

Bender bin Sultan: Doğru.[9]

Robin Cook, 7 Temmuz 2005 Londra saldırıları sonrasında The Guardian‘da yayınlanan yazısında "Bin Ladin, Batılı güvenlik teşkilatlarının devasa bir yanlış hesaplamasının ürünüydü. 80’lerin başından beri, Afganistan’ın Ruslar tarafından işgaline karşı başlatılan cihadı sürdürmesi için CIA tarafından silahlandırıldı ve Suudiler tarafından finanse edildi. Birebir karşılığı ‘veritabanı’ olan el-Kaide, esasında Rusları mağlubiyete uğratması amacıyla CIA’in yardımlarıyla toplanan ve eğitilen binlerce mücahidin meydana getirdiği bir bilgisayar dosyasıydı." ifadelerini kullanmaktaydı.[10]

Münir Ekrem‘in yazdığı ve Ocak 2008’de The New York Times‘ta yayınlanan mektupta "Afganları, Sovyet askerî müdahalesine karşı desteklemek için uygulanan strateji, CIA ve Servislerarası İsthbarat’ın da aralarında olduğu istihbarat teşkilatlarınca geliştirildi. Sovyet güçlerinin çekilmesi sonrasında Batılı güçler bölgeden ayrılsa da geride, farklı ülkelerden gelerek Sovyet karşıtı cihadı sürdüren 40.000 militanı bıraktı. Pakistan, aşırıcılık, uyuşturucu ve silahların geri tepmeleriyle karşı karşıya kaldı." demekteydi.[11]

Karşı yöndeki iddialar

CIA’in Usame bin Ladin’i desteklediği iddialarına karşı yöndeki görüşü savunanlar, genelde CIA’in yalnızca Afgan mücahitleri desteklediğini belirtmektedir.

Eymen ez-Zevahiri‘nin 2001’de yazdığı ve Knights Under the Prophet’s Banner adıyla İngilizceye çevrilen kitapta, Afgan mücahitlerin aksine Arap mücahitlerin CIA ile herhangi bir teması olmadığından ve Arap mücahitlerin yalnızca Araplardan gelen paralarla finanse edildiğinden bahsedilmekteydi.[12]

2001’de yayınlanan Holy War, Inc.: Inside the Secret World of Osama Bin Laden adlı kitabında Peter Bergen, el-Kaide’ye yakın bir kaynaktan "Amerika veya Amerikalı yetkililerle hiçbir zaman bir ilişkisi olmadı […] Seksenlerin başından beri bir sonraki savaşlarının Amerika’ya karşı olacağını söylüyordu […] Amerikalıların bin Ladin’e ne yardım ne eğitim ne de herhangi bir desteği olmadı." sözlerini alıntılamaktaydı.[13] Üst düzey bir Amerikalı yetkiliden de "Bin Ladin CIA ile asla tanışmadı" alıntısını eklememişti.[13] Eski CIA ajanı ve 1980’lerin sonlarında teşkilatın Afganistan’daki işlerini yürüten kişi olan Milt Bearden da CIA’in Araplara herhangi bir desteği olmadığını ve "Afganların dahi Arapların sorun teşkil ettiğini" belirtti.[14] Aynı kitapta Bergen, CIA’in ISI aracılığıyla yalnızca Afganları desteklediğini ve Arap gönüllülerin de Afganlarla aynı tarafta yer alması sebebiyle CIA’in Arapları da desteklediği gibi yanlış görüşlerin ortaya atılmasına yol açtığını yazmaktaydı.[15] 2006’da, CNN.com okurları tarafından kendisine yöneltilen soruları yanıtlayan Bergen, CIA’in bin Ladin’i finanse ettiği veya eğitim verdiği yönündeki iddiaları "söylenti" olarak tanımlarken, "Buna dair bir kanıt bulunmamakta. Esasen bin Ladin, Eymen ez-Zevahiri ve Amerika Birleşik Devletleri hükûmetinin anlaştığı çok az nokta var. Bunların tamamı, 1980’lerde aralarında bir ilişki olmadığı konusunda hemfikirler. Ayrıca buna ihtiyaç da yoktu. Bin Ladin’in kendi parası vardı, Amerikan karşıtıydı ve gizlice ve bağımsız bir şekilde faaliyetlerini sürdürmekteydi. Burada gerçek olan şey CIA’in, kendisini takip etmekle görevli bir birim oluşturduğu 1996 yılına kadar bu şahsın kim olduğu hakkında bir bilgi sahibi olmamasıydı." ifadelerini kullandı.[16]

1983-1987 yılları arasında ISI’ın Afganistan Bürosu sorumlusu olan Muhammed Yusuf, 1992’de yayınlanan The Bear Trap: Afghanistan’s Untold Story adlı kitabında "Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen her bir dolar için Suudi Arabistan hükûmetinden de aynı miktarda para gelmekteydi. Toplamda yıllık birkaç yüz milyon doları bulan bu ödenekler, CIA tarafından Pakistan’da ISI’in kontrolündeki özel hesaplara aktarılmaktaydı." ifadelerini kullanarak toplanan ödeneklerin ISI aracılığıyla Afgan mücahitlere aktarıldığını belirtmekteydi.[17]

Kaynakça

Genel

Özel

1. ^ Ram, Mohan (19 Ocak 1980). "A rocky revolution". Economic and Political Weekly (İngilizce). 15 (3), s. 101.

2. ^ a b c Gibbs, David (Aralık 1987). "Does the USSR Have a ‘Grand Strategy’? Reinterpreting the Invasion of Afghanistan". Journal of Peace Research (İngilizce). 24 (4), s. 371-372. ISSN 0022-3433.

3. ^ Rizvi, Hasan-Askari (2004). "Pakistan’s Foreign Policy: an Overview 1974-2004" (PDF) (İngilizce). PILDAT. ss. 19-20. 11 Aralık 2015 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi.

4. ^ Bergen 2002, s. 55.

5. ^ Şahi, Ağa (Ocak-Nisan 2008). "The Geneva Accords". Pakistan Horizon (İngilizce). 61 (1/2), s. 143.

6. ^ Wright 2006, s. 131.

7. ^ Wright 2006, s. 447-448.

8. ^ Harding, Luke (13 Kasım 2000). "Bin Laden: the question facing the next US president" (İngilizce). The Guardian.

9. ^ "America’s New War: Responding to Terrorism" (İngilizce). CNN. 1 Ekim 2001.

10.^ Cook, Robin (8 Temmuz 2005). "The struggle against terrorism cannot be won by military means" (İngilizce). The Guardian.

11.^ Weiner, Robert S. (19 Ocak 2008). "Pakistan, Terrorism and Drugs" (İngilizce). The New York Times.

12.^ Mansfield, Laura (2006). His Own Words: Translation and Analysis of the Writings of Dr. Ayman Al Zawahiri. Lulu.com. ss. 39-40. ISBN 1-84728-880-4.

13.^ a b Bergen 2002, s. 67.

14.^ Bergen 2002, s. 68.

15.^ Bergen 2002, s. 67-68.

16.^ "Bergen: Bin Laden, CIA links hogwash" (İngilizce). New York: CNN. 6 Eylül 2006.

17.^ Yusuf, Muhammed; Adkin, Mark (1992). The Bear Trap: Afghanistan’s Untold Story (İngilizce). Leo Cooper. s. 81. ISBN 0850522676.

KONTRESPİYONAJ DOSYASI : BAE için çalıştığı iddiasıyla gözaltına alınan 2 şüpheli casusluktan tutuklandı


Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), iki istihbaratçının Ankara ve İstanbul’da içerisinde bulundukları yoğun telefon ve görüşme trafiğinin dikkat çekmesi üzerine teknik ve fiziki takiple incelemeye aldı. MİT tarafından yapılan takipler sonucunda iki istihbaratçının Ankara, İzmir, İstanbul ve Diyarbakır’da çok sayıda kişiyle görüştükleri tespit edildi.

MİT’in elde ettiği bulgular üzerine, geçen pazartesi günü MİT ve İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi’nin ortak operasyonu ile 2 BAE vatandaşı yakalandı. Sorgulanan iki ajanın, sorgularında BAE’ye çalıştıklarını itiraf ettikleri belirtildi. Yakalanan kişilerden birinin Cemal Kaşıkçı soruşturmasıyla bağlantılı bir kişiyle telefon görüşmesi de yaptığı bildirildi.

MİT ve İstanbul Emniyeti’nin bu operasyonunun aynı zamanda, yabancı istihbarat örgütlerinin İstanbul’da yapacakları olası toplantıların engellenmesiyle ilgili olarak önemli bir mesaj da taşıdığı kaydedildi.

Emniyet’teki işlemlerinin ardından iki şüpheli Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edildi. Savcılık tarafından “Siyasi, askeri ve uluslararası casusluk” suçlamasıyla tutuklanmaları talep edilen şüpheliler dün akşam saatlerinde Nöbetçi İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği’nce tutuklandı.

Ne olmuştu?
Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’-dan 2 Ekim Salı günü resmi işlemler için Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’na gittikten sonra bir daha haber alınamamıştı. Suudi gazeteci Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’dan gönderilen infaz timi tarafından vahşice öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. Suudi Arabistan yönetimi, İstanbul Başkonsolosluğu’na girdikten sonra haber alınamayan Suudi gazeteci Kaşıkçı’nın konsolosluk binasında yaşanan arbede sonucunda öldüğünü açıklamıştı.

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Sözde ‘Ermeni Soykırımı’ iddialarının perde arkası : Köken inde bir istihbarat operasyonu var


Sözde ‘Ermeni Soykırımı’ iddialarının perde arkası : Kökeninde bir istihbarat operasyonu var

Prof. Dr. Hasan Köni, İtalya ve Fransa’nın gündemindeki sözde ‘Ermeni Soykırımı’ tasarılarının perde arkasını anlattı. 24 TV ekranlarında gazeteci Selim Atalay’ın konuğu olan Köni ‘Ermeni iddialarının kökeni bir istihbarat operasyonudur’ açıklamasında bulundu.

Star Gazetesi yazarı Selim Atalay’ın moderatörlüğünü yaptığı Küresel Oyun programına katılan Prof. Dr. Hasan Köni 24 TV ekranlarında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Hasan Köni, İtalya, Fransa ve ABD’nin eş zamanlı olarak harekete geçmesi ile birlikte gündeme gelen sözde ‘Ermeni Soykırımı’ iddiaları hakkında kamuoyunda bilinmeyen gerçekleri dile getirdi.

Sözde "Ermeni Soykırımı" söylemlerinin Batı’da uzun yıllardır sık sık gündeme gelerek Türkiye aleyhinde kullanılmasının tarihsel arka planını anlatan Köni, "Bu bize Rus istihbaratının bir hediyesidir." dedi.

Sovyetler Birliği’nin NATO’nun zayıf olduğunu göstermek için ASALA’ya "Türk elçileri NATO ülkelerinde vurun" talimatı verdiğini aktaran Köni, Rus istihbaratının uzun süre Ermeni lobisini kullandığını ifade etti.

Köni, Ermenistan’ın Karabağ’a saldırısı ve Azerbaycan’la yaşadıkları çatışmalalardaki Rusya’nın rolüne dikkat çekerek "Nuremberg mahkemelerinde soykırım sözleşmesinin nasıl geliştiğini bilen Ruslardı" diye konuştu.

Programa katılan Star Gazetesi yazarı Sevil Nuriyeva İsmayılov ise, sözde "Ermeni Soykırımı" söylemlerinin daha sonra, Rusların yanı sıra Fransa ve ABD tarafından da kullanıldığını belirtti.