TARİH /// Burak GÖRE : İçki İçen Osmanlı Padişahları


ÖZEL BÜRO NOTU : ŞU ANA KADAR TARİH KONUSUNDA ÇOK PAYLAŞIM YAPTIK. BU PAYLAŞIMI DA 2 NEDENDEN ÖTÜRÜ YAPIYORUZ. BİRİNCİ NEDENİ TARİHİMİZE IŞIK TUTUYOR OLMASI, İKİNCİ NEDENİ İSE BAZI OSMANLI HAYRANLARI VE AYNI ZAMANDA ATATÜRK DÜŞMANI ŞAHISLARIN HER FIRSATTA OSMANLIYI GÖKLERE ÇIKARIYOR, ATATÜRK’Ü DE RAKI İÇTİĞİ İÇİN DİNSİZ, GAVUR, KAFİR GİBİ SIFATLARLA YAFTALIYOR OLMASI. BU PAYLAŞIMI OKURLARSA O ÇOK BEĞENDİKLERİ PADİŞAHLARIN DA ZAMANINDA ÇOK KADEH DEVİRDİĞİNİ GÖRÜRLER DİYE UMUYORUZ. ASLINDA İÇKİ İÇMEK TE MESELE DEĞİL. ADABI İLE İÇEN, ÇEVRESİNE AİLESİNE ZARAR VERMEDEN SOFRADAN KALKAN BİRİNE HİÇ KİMSE BİR ŞEY DEMEZ. ATATÜRK DE ÖYLE İÇERDİ. NEREDE BIRAKACAĞINI DA ÇOK İYİ BİLİRDİ. BU KADAR YIL İÇMESİNE RAĞMEN SARHOŞ GÖRÜLDÜĞÜ OLMADI, BİR TERBİYESİZLİĞİ OLMADI. AĞZI İLE İÇER ADABINDA BIRAKIRDI. DEMEK Kİ NEYMİŞ. İÇKİ İÇMEK KİMSEYİ TU KAKA YAPMAZ. HERKESİN KİŞİSEL TERCİHİDİR. O İÇKİ İÇEN PADİŞAHLAR NE KADAR KAFİRSE ATATÜRK TE O KADAR KAFİRDİR. EĞER İLLAKİ BÖYLE BAKILMAK İSTENİYORSA TABİ.

Burak GÖRE : İçki İçen Osmanlı Padişahları

Öncelikle niye bu konuyu seçtim, çünkü Atatürk dönemi gibi Osmanlı dönemiyle de alakalı bilmediğimiz veyahut yanlış bildiğimiz bir sürü konu var.

Örneğin bu tarz konularda insanlarımız genelde okumayıp dizilerden veya şarlatanlardan tarihini öğrendiği için osmanlı padişahlarını insani şeylerin dışında görmeye çalışıp adeta onlar içki içmez evliya gibidirler noktasına geliyor.

Mesela II. Abdülhamit Han için yere gusülsüz basmazdı gibi saçma sapan bir iddia var ama insanların inanıyor ve sosyal medya mecralarında dolaşıma sokuyorlar.

Şimdi bu yazım için muhtemelen bir sürü küfür ve hakaret işiteceğim ve hakaret edecekler muhtemelen yazıyı da okumayacaklar yazının en altına gelip yazıyı kim yazmış diye bakıp sövecekler ama bu konuda bir makale yazmam gerektiğini düşünüyordum ve şimdi yazıyorum.

Gerçekten osmanlı padişahları içki içmiş midir ?

El cevap evet bu konuda ki kaynağım osmanlı hanedanının son halifesi Abülmecid’tir.

Peki bu yazıma kaynak olarak aldığım abdülmecid efendiyi kısaca tanıtacak olursak;

Abdülmecid 1868 yılında İstanbul’da doğmuştur. Şehzadelik dönemini Sultan Abdülhamit döneminde geçirmiş ve o dönem şehzadelerin sancakta değil sarayda eğitim alması yönündeki kanun nedeniyle sarayda eğitim almış resim alanında başarılı olmuş Sultan Vahdettin dönemine veliaht ilan edilmiş ama saltanatın kaldırılışıyla meclis tarafından halife seçilmiş Osmanlı’nın son halifesidir.

Ne diyor peki son halife abdülmecid risalesinde bu konuyla alakalı diye bakacak olursak;

‘’Osmanlı Devleti’nin çöküşüne sebep olan dertlerin başında, içki gelir. İçki, dinen de yasaklanmıştır haramdır. Halife çocuğu olan şehzadeler bunu asla unutamazlar ve unuttukları taktirde hem ilahi emirlere karşı gelmiş, hem de millete ve Osmanlı Hanedanı’na verilmiş olan hilafet ile saltanata ihanet etmiş olurlar. İçki içenlerin hilafette ve saltanatta hiçbir hakları yoktur.’’ [1] (Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013)

Şimdi sırayla içki içen padişahları yazmaya ve onların hayatıyla alakalı kısa bilgiler vermeye başlayayım – yazımın ana unsurunu oluşturan konuya geçeyim – .

II. BAYEZİD

Fatih Sultan Mehmet’in oğlu. Fatih’ten sonra tahta geçmiştir. Fatih bilime ve bilgiye çok meraklı olduğu için oğlunu da iyi yetiştirmiştir dönemin en iyi hocalarından ders aldırmıştır. Bunun sonucunda Bayezıd bir çok dile hakim olmuş ve çok iyi şiirler yazmıştır. Babası gibi kudretli bir padişah değildi zira tahtı oğluna bırakmak zorunda kaldı. Halk arasında sofu olarak ta bilinirdi. Lakin Abdülmecid’in yazdıkları bize gösterdi ki gerçek tam olarak öyle değil.

Abdülmecid ‘’ Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri’nin oğlu olan İkinci Beyazid, pederinin heybetine ve büyüklüğüne sahip olmaktan mahrumdu. Ne babasından kendisine kalan büyük devleti idare edebildi, ne de İslam aleminin çöküşüne, mesela o zaman İspanya’da yıkılan Emevi Devleti’nin felaketine ve Avrupalıların Müslümanları işkencelerle katletmelerine çare bulup ses çıkartabildi. En nihayet millete karşı vazifelerini yerine getirememesi ve içkiye olan düşkünlüğü yüzünden devletin geleceğinin büyük bir felaket ile karşı karşıya bulunduğunu gören oğlu Yavuz Sultan Selim’in şiddetli müdahalesiyle ezilip bertaraf oldu. Felaketinin başlıca sebebi, içmesiydi.’’ [2] ( Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013)

II. SELİM

Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu. Kanuni ölmeden verdiği kararla büyük oğlu Mustafa ve Beyazıd’ı idam ettirip tahta tek namzet olarak onu bırakmıştır. Buna rağmen iyi eğitim almış bir şehzade olarak yetişmiştir. Halk arasında özellikle -Muhteşem Yüzyıl dizisiyle – ayyaş selim olarak bilinirdi. Onun dönemi için Sokullu Mehmet Paşa döneminin başlangıcı da diyebiliriz. Birçok yer fetih edilmiştir lakin Osmanlı donanması onun döneminde yakılmıştır. İki büyük projeyi hayata geçirmesi için Sokullu’ya çok destek olmuştur ve iyi bir şairdir.

Abdülmecid, ‘’ Kanuni Sultan Süleyman gibi büyük bir padişahın yegane hatası, akıl evladı Şehzade Mustafa’yı feda ederek devletin idaresini İkinci Selim gibi sefih bir serhoşa bırakmasıydı ki bu işte yükselmenin sona ermesi böyle başlar. O zamana kadar mağlubiyet bilmeyen Osmanlılar’ın Haçlı donanmasına yenilmeleri üzerine bütün Avrupa’da ilk şenliklerin yapılması, İkinci Selim zamanındadır. İkinci Selim, Kıbrıs şarabı ile serhoş olan ve hiçbir işe yaramayan başını eski sarayda hamam mermerlerine çarparak parçalamış ve bu suretle layık olduğu manevi cezayı görerek vücudunu dünyadan kaldırmıştı. Artık bundan sonra sefahat, işret, şehvet ve israf devri başlamış; felaket yollarına doğru büyük adımlar atılmıştı. Uğranan her çeşit bela fedakar millete yüklenmiş, refah ve saadet uzaklaşmış ve arada bir yüzünü göstermiş ise de, akşam güneşi gibi hemen batıp gitmiştir.’’ [3] ( Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013 )

IV. MURAD

Babası I. Ahmettir. Abisi Genç Osman tahta geçtikten sonra yapmak istedikleri icraatler yüzünden öldürülünce çok sert mizaçlı bir şehzade olarak yetiştirmiştir kendini. Yine abisi ölünce çok küçük yaşta tahta o geçmiştir özellikle o dönemler Kösem Sultan devri olarak bilinir lakin büyüdükçe iktidarı eline alan ve iktidarına kimsenin gölgesini düşürmeyen IV. Murad döneminin en büyük mareşali olmuştur. Hem Anadolu’daki isyanları bastırmıştır hem de Bağdat’ı fethi etmiştir. Bağdat – Bağdat’ın fethi tabi bu durumdan çok daha ayrı ve önemlidir – ve diğer seferleri özellikle Padişah’ın askerin başında tekrar sefere çıkması açısından önemlidir. – Özellikle güç ve yasaklar dönemi olarak niteleyebiliriz onun dönemini- .

Abdülmecid, ‘’ Hakikaten en büyük padişahlarımız arasında sayılmak yeteneğine sahipti ve mertliği ile Osmanlılar’ı hayrette bırakmıştı. Fazilet sahibi idi, eski pehlivanların kaldıramadıkları demirlere ve gürzlere başka halkalar ilave ettirir ve bunları kaldırarak hünerini icra ederdi. Bağdat ve İran seferlerine çıkan iktidar sahibi bu padişah, geleceğin en büyük hükümdarı olmaya namzetken içtiği rakının kurbanı olmuş; devletin talihini ve geleceğini İbrahim gibi akıl noksanı ve anlayıştan mahrum bir şahsa terk ederek dünyadan çekilmişti. [4] (Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013)

II. MAHMUD

Babası I. Abdülhamittir. Osmanlı’nın düştüğü durumlardan kurtulmaya çalıştığı ilk dönem diyebiliriz. Osmanlı’nın en yenilikçi padişahıdır kendisi. Kendisinden sonra gelenler devleti eski gücüne döndürebilmek için eskiye yönelmiştir ama o tam tersini yapıp yeniye ve yeniliğe yönelmiştir. Şapkadan kılık kıyafete resimlere kadar birçok şeyi değiştirmiştir. Yeni bir ordu yaratmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır. Kendisinin döneminde çok sayıda isyan olmuştur tarihçilerin genel olarak tenkit ettikleri tek nokta Ruslar bu kadar üzerine gelirken kendisine isyan eden Kavalalı Mehmed Ali Paşa’yı yanına çekememesidir.

Abdülmecid, ’’ İkinci Mahmud dönemi tarihimizin incelemeye en fazla layık devirlerinden biri. Osmanlı devletini geçmişten alıp parlak bir şekilde geleceğe nakleden azimli bir padişah idi. Genç yaşında üzerine aldığı vazifeler o kadar önemli ve o kadar da zor idi ki , geçmişten gelen dertlerin altında eziliyordu. Böyle zor bir zamanda üstlendiği görevi yerine getirebilmesi için gereken azmin, ilmin ve irfanın yanında büyük bir cesarete de sahipti. Bu sayede bazı hatalarına rağmen devletin yeniden ayağa kaldırılması için yerine getirmeye muvaffak oldu ama ne çare ki eserini henüz tamamlayamadan henüz genç sayılabilecek bir yaşta vefat etti. Sultan mahmud’un yaptığı işleri yarım bırakmasının sebebi ne idi? İşte araştırdığımız mesele budur. Başlattığı inkılap, kuvvetten düşmüş olan devleti her türlü zorlukla karşı karşıya bırakmıştı. İç sıkıntılar, Rusya meselesi, devletin bir vilayeti olan Mısır’ın Mehmed Ali Paşa vasıtası ile bağımsızlığını kazanıp muazzam ve şevket sahibi Osmanlılar’ı mağlup etmesi, İkinci Mahmud Hazretlerini sıkıntıya sokmaya kafi idi. Mısır’da kendisine karşı isyan eden mehmed ali paşa’ya ‘’ Aradığım adam sen imişsin , gel burada benimle çalış, Osmanlı’yı ihya edelim’’ diyeceği yerde paşa’yı gıyabında idama mahkum etmekle başına büyük dert açmış, bu gibi dertler az imiş gibi çelik gibi vücudunu tahrip etmek için de bir de içkiye müptela olmuş, 55 yaşında tam tecrübeye sahip olmuş ve iş görüp eserini tamamlayacağı sırada üzüntüler içine gözlerini kapatmış idi. Son sözü ‘’Ah kahpe İngiliz, en nihayet eserimi tamamlayamadan benim de canıma kıydın’’ olmuştu.’’ [5] [Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013)

  1. ABDÜLMECİD

Babası II.Mahmud’tur. Kendisi çok iyi eğitim almış bir Sultandır. Tanzimat Fermanı olarakta bilinen Gülhane Hattu Hümayunu onun devrinde okundu. Gayrimüslimlere daha fazla haklar tanındı. Savaş ve başarı anlamında çok iyi bir dönem geçirdi. Babasını zorlayan Rusları bozguna uğrattı.

Abdülmecid, ‘’Saltanata, devletin en buhranlı zamanında gelmişti. Pederinin kendisine bıraktığı mühim ama tamamlanmamış vazifeyi üzerine alarak aynı siyaseti büyük bir iktidarla devam ettirdi. Tanzimat’ı cihana ilan ederek bütün devletlerin itimadını kazandı. Osmanlı İmparatorluğu’nu Avrupa devletleri arasına kattı, Kırım savaşını da kazandı ve memleketine büyük hizmetler etti. Ama binlerce defa yazıklar olsun ki, babasından devraldığı işleri bitirebilmek için daha pek çok çalışması lazım iken o da içkiye müptela oldu ve bu yüzden vefat etti. [6] (Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013)

V. MURAD, II. ABDÜLHAMİT, I. REŞAD , VAHDETTİN

Bu 4 padişah içinse Abdülmecid, ‘’Bunların hepsi ard arda tahta geçerek Avusturya sınırından Basra Körfezine uzanan koskoca bir devletin çöküşünün sebebi oldular. Ben, bu dört hükümdarı, tarihin vereceği en şiddetli hükme bırakmak istiyorum. ‘’ [7] (Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013)

Burada Bardakçı yer vermiyor ama II.Abdülhamit’in ve Vahdettin’in İçki kullandıklarını biliyoruz yine bu kaynak bardakçı’nın yaptığı bir televizyon programıdır. Ertuğrul Osmanoğlu Abdülhamit için ‘’İçki yani, içkici değildi, akşamcı değildi arada sırada bir rom içerdi, babama söylerdi Kuran’a bak orada bahsi geçen şarap diyor şekerli sudan hiçbir bahis geçmiyor derdi.’’[8]

Yine Bardakçı’nın yaptığı bir diğer programda Orhan OSMANOĞLU’nun ona anlattığını şu şekilde aktarmış ‘’ Biz çocukluğumuzda işimiz gücümüz yoktu doğru düzgün tahsilimiz de yoktu Enver Paşa bizim bu halimizi gördü ve bir şehzade mektebi kurdu 7 – 14 yaşları arasındaki şehzadeleri oraya gönderdi bize öğretilen burada üç dedenize benzemeyindi ; 4. Murad, Yavuz Selim , 2. Murad dediniz.’’ demişti ama kayıt edilmeyi çok sevmezdi kayıt altına alamadım.[9]

Makalemde kullandığım kaynaklardan da anlayacağınız üzere – tetkikte yapabilirsiniz- ismi geçen osmanlı padişahları içki içerdi bahsedildiği gibi onlar evliya değildi. Fatihle alakalıda İlber ORTAYLI’nın ve birçok tarihçinin şehzadeyken içerdi iddiası var ama ben net olarak bilmediğim için o konuya hiç girmedim.

KAYNAKÇA

İlber ORTAYLI, (2016), ‘’PADİŞAHLARIN BİR GÜNÜ’’, KAFA DERGİSİ

İnternet Kaynakları;

Murat BARDAKÇI, (2013), (1-7), ‘’OSMANLIYI DEDELERİMİN İÇKİSİ YIKTI’’, https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/841641-osmanliyi-dedelerimin-ickisi-yikti,

Ertuğrul OSMANOĞLU, (8), ‘’ABDÜLHAMİT ROM İÇERDİ’’ https://www.youtube.com/watch?v=-qrHw1M1gKA

Orhan OSMANOĞLU, (9), ‘’ÜÇ DEDENİZE BENZEMEYİN’’ https://www.youtube.com/watch?v=DqHOD8ttCRE

Burak GÖRE

İRTİCA DOSYASI : DİŞ HEKİMİ ÖĞRENCİLERİNİN İÇKİ İÇTİĞİ YER ŞİMDİ “BARDAKÇI BABA” TÜRBESİ OLDU :) KOMİK AMA GERÇEK :)


ÖZEL BÜRO NOTU : BİZ YILLARDIR BOŞUNA İRTİCA İLETİLERİ PAYLAŞMIYORUZ. HEPSİNİN BİR NEDENİ, BİR AMACI VAR. ÇÜNKÜ HER NE KADAR 21. ASIRDA YAŞIYOR OLSAK TA LOKAL ÖLÇEKTE BAZI VATANDAŞLARIMIZ ORTAÇAĞDAN ÖTEYE GİDEMİYOR. ÇÜNKÜ HURAFELİ DİN ONLARI O KADAR UYUŞTURMUŞ Kİ BİR ÇAKMA ŞEYH ÇIKIP İDRAR KANSERE İYİ GELİYOR DİYE UYDURMA BİR FETVA VERSE BU ZAVALLI GÜRUH SIRF ŞEYLERİ ÖNERDİ DİYE KENDİ ÇİŞİNİ BİLE TİKSİNMEDEN İÇER. İŞTE BİZİM MÜCADELEMİZ AYDINLIĞI, BİLİMİ, MODERNİZMİ TAVSİYE EDEN GERÇEK İSLAM İLE DEĞİL BU TÜR İSLAM İLE. ASLINDA BUNA İSLAM DA DENMEZ. BİR TAKIM ŞAİBELİ VE HAYALİ ŞEYHLERİN ŞIHLARIN KENDİ TOTOLARINDAN UYDURUP UYDURUP YAZDIKLARI EKLEMELER İLE KUTSAL DİNİMİZ TANINMAZ BİR HALE GETİRİLDİ. İÇİNE BOLCA KURAN’DA GEÇMEYEN SÖZDE HADİSLER, AYETLER EKLENDİ VE BU HURAFELER NESİLDEN NESİLE ABARTILARAK BUGÜNKÜ HALİNİ ALDI. ŞİMDİ İSE BU HURAFELER YÜZÜNDEN CİHAD DENİLEN SAÇMALIK SAYESİNDE IŞİD GİBİ, EL KAİDE GİBİ TALİBAN GİBİ TERÖR YUVALARI OLUŞTU VE BUNLAR DA DÜNYANIN BAŞINA BELA OLDU. ETKİME-TEPKİME MESELESİ. KALEMİMİZ KIRILMADIĞI MÜDDETÇE ÇAKMA ŞEYLER VE ŞIHLAR İLE MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ. BİZİ TAKİBE DEVAM EDİN.

BARDAKÇI BABA

Yıl 1968 idi. .

İstanbul’da Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde okuyan bir grup genç okulun hemen yanındaki koruluk alanı buluşma yeri yapmıştı. .

Gündüzleri ders çalışıyor geceleri şarap içiyorlardı. .

Ağaçların arasında oldukları için onları kimse görmüyordu. .

Önce tahta bir masa koydular. .

Bir kaç sandalye…

Sonra masaya 4-5 bardak. .

Yanına da bir damanaca su. .

Onlar yokken kimse bardaklara dokunmuyordu.

Bardaklar hep masanın üzerinde duruyordu. .

Zamanla grubun üyeleri çoğaldı. .

Doğal olarak bardak sayısı da çoğaldı. .

Ardından yer kolay bulunsun diye tahtadan bir taleba yaptılar.

Buluşma yerine bir isim koydular. .

Birgün kız arkadaşlarını korkutmak için mezar görüntüsü veren bir tümsek yaptılar. .

Ders çalışmak için okuldan getirdikleri çene kemiklerini ve kuru kafaları bu tümseğin üzerine koydular. .

Gel zaman git zaman okul bitti. .

Herkes mezun oldu. .

İş hayatına atıldılar. .

Bugün İstanbul Fulya’da bir türbe var. .

Bardakçı Baba Türbesi. .

Hergün dolup taşıyor. .

Evlenmek isteyen. .

Çocuğu olmayan. .

Eşiyle kavga eden. .

İş arayan. .

Hastalığına çare arayan. .

Sınav kazanmak isteyen. .

Kısacası umut dilenen herkes. .

Geliyor dilek tutuyor mum yakıyor bardak kırıyor. .

Bu rituel yıllardır sürüyor. .

Türbeyi bugüne kadar ziyaret edenlerin sayısı milyonları geçmiştir. .

Bardakçı Baba türbesi uzun yıllar boş bir arsadaydı. .

Sonra Belediye etrafını çevirdi bir türbe haline getirdi. .

Tabela bile asıldı. .

Ancak el ayak kestiği ve çevreyi kirlettiği için bardak kırmak yasaklandı. .

Daha sonra arsayı satan alan Tertace Rezidans inşaatın tam önünde kalan türbeyi kaldırmak için çare aradı. .

Ama halkın tepkisinden korktu geri adım attı. .

Bunun üzerine binayla uyum sağlaması için mezarı siyah mermer ile kapladı.

Etrafını camla kapattı ve ışıklandırıldı. .

Türbenin yanına kocaman harflerle de yazdı. .

“BARDAKÇI BABA EL FATİHA. ”

Şimdi yoldan gelip geçenler Bardakçı Baba’ya bir “El Fatiha” okuyup gidiyor…

Kimi dilek tutuyor. .

Kimi yanında yetirdiği bardağı türbeye sürüp tekrar çantasına koyuyor. .

Peki kim bu Bardakçı Baba?. .

Kim biliyor musunuz?. .

Bardakçı Baba 1968 yılında diş hekimliği fakültesinde okuyan bir grup gencin kız arkadaşlarını korkutmak için kazdıkları mezarda yattığı sanılan hayali kişi. .

O dönemin şahitlerinden Diş Hekimi Hüseyin Cahit Dursun yıllar sonra gerçeği şöyle açıklamıştı.

“Ders çalışırken su ve bazen de şarap içmek için koyduğumuz bardaklara kimse dokunmazdı…

Bu nedenle tahtadan yaptığımız tabelaya muziplik olsun diye Bardakçı Baba yazdık. . Sonraları biz orada yokken birileri damacanaya su doldurmaya başladı. Bir süre sonra da türbe oldu. Ağaçların kesilmemesi için sırrı açıklamadım. Fakat ağaçlar kesildi…

Devletimiz de bir yatır olduğuna inandı. . Ağaçlar kesildi çevre türbeye yakışır şekilde düzenlendi. Özel tabelalar asıldı. Oysa burası kesinlikle boş. .

Mezarda yatan falan yok. ”

Sonra da Beşiktaş Müftülüğü ve İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğü şu açıklama yapmıştı. .

“Kayıtlarımızda söz konusu Bardakçı Baba ile ilgili hiç bir bilgi yok. ”

ADLİ TIP DOSYASI : SAHTE ALKOL VE İÇKİ ZEHİRLENMELERİ


SAHTE ALKOL VE İÇKİ ZEHİRLENMELERİ

Prof. Dr. Nevzat ARTIK* Prof.Dr.Hamit HANCI**

* Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü/ANKARA

*Ankara Üniversitesi Gıda Güvenliği Enstitüsü/ANKARA

** Ankara Üniversitesi Adli Bilimler Enstitüsü+

Son günlerde ülkemizde alkol zehirlenmeleri ve zehirlenmelere bağlı ölümler artmıştır. Alkol ve rakı üretimi konusunda tüketicilerin bilgilendirilmesi çok önemlidir. Bu amaçla alkol ve rakı konusunda tüketicilerin uyarılması amacıyla aşağıdaki bilgi notu hazırlanmıştır.

Alkol; şekerli hammaddelerden fermantasyon yolu ile elde edilen etil alkolün, damıtma ile yüksek konsantrasyona çıkarılmış, daha açık bir tanımlama ile saflaştırılmış şeklidir. Alkol hammaddeleri üç grupta altında toplanır; -Alkol içeren hammaddeler (şarap, bira ve bira atıkları) -Fermente olabilen şeker içeren hammaddeler (kuru üzüm, melas, şeker, şeker pancarı) – Fermente olabilen şekerlere dönüştürülebilen karbonhidratları içeren hammaddeler (nişasta, selüloz, inülin vb.) Damıtık alkollü içki üretiminin en önemli safhası damıtma işlemidir. Hammaddeler uygun koşullarda buharlama, mayşeleme, nötralizasyon ve ekstraksiyon ile mayşe haline getirilir. Daha sonra mayşe değişik yöntemlerle alkol fermantasyonuna uğratılarak, hammaddede bulunan şekerler, maya ile etil alkole dönüştürülür. Fermente olmuş bu alkole "olgun mayşe" denir ve alkol oranı %7-10 arasında değişmektedir. Olgun mayşe, damıtma aygıtları (imbiklerde) ile ısıtılarak buharlaştırılır, içindeki alkol, su ve diğer uçucu fermantasyon, yan ürünleri ile birlikte buhara geçer. Buhar soğuk su ile soğutularak tekrar sıvı haline getirilir. Bu işleme damıtma, elde edilen sıvıya distilat ve arta kalan alkolsüz sıvıya da "şilempe" veya "vinas" adı verilir. Normal basınç altında alkol 78,3 C;de, su ise 100 C;de kaynamaktadır.

RAKI ÜRETİMİ

Rakı; "suma" adı verilen kuru veya yaş üzümden üretilen şıranın fermantasyonu ile elde edilen sıvıdan üretilir. Þıra fermantasyonunda saf maya kullanılmalı ve fermantasyon koşulları uygun olmalıdır. Bu amaçla ideal fermantasyon sıcaklığı 28-31 C; ve süre, kalite için en fazla 3 gün olmalıdır. Çünkü mayşe asiditesi düşük olduğu için kalite azalması ve tat değişikliği oluşabilir. Fermantasyondan sonra mayşe havalandırılmadan hemen damıtmaya verilmelidir. Özellikle rakı damıtımı için özel imbikler kullanılmakta ve elde edilen etil alkol içinde metil alkol düzeyinin düşürülmesi için özel damıtma programı uygulanmaktadır. Rakı damıtmada ilk ve son damıtık ayrılıp "orta" adı verilen, metil alkolce düşük ve insan sağlığı açısından problem olmayacak kısım, anason ile aromatize edilerek rakı üretilmektedir. Rakı aromasına "buke" adı verilir. İyi kalitede buke için kaliteli damıtma aygıtı kullanılmalıdır. Damıtmaya başlamadan önce suma alkol derecesi %40-45’e ayarlanmalıdır. Çünkü üründe baş ve son olarak tanımlanan damıtma ürünlerinde kalması gereken aldehit ve fuzel yağları, orta ürüne buharla daha fazla geçmektedir. Bu nedenle damıtmaya çok özen gösterilmelidir. Rakıda anason esansı alkolde çözünmüş haldedir. Normalde anason esansları çok küçük partiküller halindedir. Seyreltme ile alkol konsantrasyonu yaklaşık %20-22’ye düşünce partikül çapları büyüyerek emülsiyon oluşturur. Bu emülsiyon bazı ışıkları tutarak donuk görünür ve rakı beyaz görünür. Rakının beyaz görünmesi, anason aromatik bileşik ve yağlarının belli alkol konsantrasyonunda çözünmüş halden çözünmez forma geçmesindendir (alkol konsantrasyonunun su ile %20-22’ye düşmesi).

ALKOL ZEHİRLENMESİNİN NEDENİ

Ülkemizde rakı ve alkol üretimi için Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan üretim izni almak zorunludur. Diğer yandan alkol piyasasındaki düzenlemelerle ilgili olarak Tarım ve Orman Bakanlığı “Tütün Alkol Piyasası Düzenleme Biriminin” (TAPDB) belli izin işlemlerini gerçekleştirmeleri ve bu kurumdan bandrol almaları gerekmektedir. Bu şekilde kayıtlı bir üretim ve izlenebilirlik sağlanmaktadır. Bunun dışında sahte alkol ve rakı üretim yasaktır. Tüketicilerin bandrolu olmayan, açık, ucuz alkol ve rakıları satın almamaları çok önemlidir. Çünkü sahte alkol üreticileri etil alkol yerine ucuzluğu nedeni ile metil alkol kullanmaktadırlar. Sahte rakı ve votkadaki metil alkol gözleri kör eder ve insanın kısa sürede ölümüne neden olur. Sahte rakı dışında Anadolu’da "boğma rakı" olarak adlandırılan ev yapımı rakının da halk sağlığı açısından çok riskli olduğu bilinmelidir. Çünkü uygun olmayan işlemle üretilen ve damıtılan rakı veya herhangi bir damıtık içkide yüksek miktarda "metil alkol" kalmaktadır. Metil alkol; kalp ve kas zayıflaması, kramp, titreme nöbeti, görme zayıflıkları, körlük ve görme sinirlerinde iltihaplanmalar oluşmaktadır. Bazen derhal ölüme bile sebebiyet vermektedir. Bu normal damıtma işleminde yapılan hata ile ortaya çıkan bir durumdur. Rakı ve damıtık alkollü içkilerde metil alkol çok düşük miktarda olmasına rağmen bir çok olumsuzluğa yol açar. Diğer taraftan sahte alkolde etil alkol yerine, ucuz olduğu için direkt olarak şişeye metil alkol doldurulmakta ve çok ucuza satılmaktadır. Kullanan tüketiciler derhal ölmektedir. Metil alkol için öldürücü doz 50-75 gram olmakla birlikte, ölüm olayları 11.5 gram metil alkol de bile görülebilir. Metil alkol vücutta önce formaldehit ve sonra formik aside dönüşmekte ve zehirlenmeye neden olmaktadır. Bu nedenle tüketicilerin bandrolsuz içki tüketmemeleri, rakı ve votka gibi içkileri orijinal şişesinde istemeleri ve çok ucuza satılan alkolleri tüketmemeleri yaşamları için çok önemlidir. Sahte rakıyı kimse bakarak ayırt edemez. Bu amaçla geliştirilmiş analiz aygıtları (HPLC veya GC) kullanılmaktadır. Gıda güvenliği ve sağlık açısından tüketicilerin alkol tüketimde çok titiz davranmaları gerekmektedir. Açık ambalajda rakı tüketmemeleri çok önemlidir. Lokantalarda ambalajın açılıp açılmadığı kontrol edilmelidir.

TARİH : CUMHURİYET DÖNEMİ “AYYAŞLAR DÖNEMİ” DİYENLERE KAPAK OLSUN /// OSMANLI’DA ALKOLLÜ İÇKİ SATIŞLARI


CUMHURİYET DÖNEMİ “AYYAŞLAR DÖNEMİ” DİYENLERE KAPAK OLSUN /// OSMANLI’DA ALKOLLÜ İÇKİ SATIŞLARI

Yıl 1890…

II. Abdülhamit’in hükümdarlık dönemi. İsviçreli Bomonti Kardeşler Feriköy’de ve Vasil isminde bir Yunanda Şişlide bira imalathaneleri kurdu. Üretmekle kalmadılar; bahçelerinde halka satış yaptılar.

İki yıl sonra…

O tarihte Osmanlı egemenliğindeki Selanik’te de “Olimpos Bira ve Şampanya Fabrikası” açıldı. Sahipleri Osmanlı vatandaşı Mizrahi ve Fernandez adlı Allatini Kardeşler idi. Kurucuların “arz tezkiresi”ne olumlu yanıt veren

II. Abdülhamit’ti…

Bira işi kazançlıydı. Osmanlı birayı sevmişti.

Bomonti Kardeşler imalathaneyi fabrikaya dönüştürdü; sermayelerini hep artırdı. Üstelik işletmelerine soğuk hava tesisleri ilave ederek “alt fermantasyon” bira imal etmeye başladılar. Yılda 7 milyon litre bira üretiyorlardı. Ve zamanla üretimi 10 milyon litreye kadar çıkardılar.

Sadece İstanbul değil; Trakya ve Marmara Körfezi kıyılarından Eskişehir’e kadar uzanan bölgede “Bomonti Bira Bahçeleri” kurdular.

Oluk oluk para kazanınca rakiplerin çıkması kaçınılmazdı.

İstanbul Büyükdere’de “Nektar Biracılık” 1909’da kuruldu. Bira imalatında memba suyu kullanarak kısa sürede pazarda iyi pay sahibi oldular. İkram ve Sabah gazetelerine reklam vermelerinin bunda payı vardı kuşkusuz.

İki şirketin birbiriyle giriştiği rekabet bira fiyatlarını hayli düşürünce iki firma daha fazla zarar etmemek için birleşme kararı aldı; 1912 yılında “Bomonti-Nektar Birleşik Bira Fabrikaları” kuruldu. İşleri büyüttüler; “Aydın Bira Fabrikası”nı açtılar. Bomonti-Nektar sadece bira ile sınırlı kalmadı ve İzmir’de ilk rakı fabrikalarını kurarak büyüdüler.

Keza Osmanlı’da…

1911’de kurulan “Milli Bira Fabrikası Osmanlı AŞ” ve 1919’da kurulan “Büyük Sulh Bira Fabrikası” gibi işletmeler faaliyete geçti. Mehmet Sabit Bey veya Ata Rauf Bey gibi Müslümanlar yöneticilik yaptılar.

Çamlıca Belediye Bahçesi ve Tepebaşı Belediye Bahçesi gibi resmi kurum olan belediye bahçelerinde bira içiliyordu. Bomonti birası 40 para ve Avrupa birası ise 5 kuruştu!

Kuşkusuz Osmanlı’da Müslümanlara içki yasaktı. Bira fabrikalarında çalışan 367 kişinin kaçı Müslüman bilmiyoruz. .

Osmanlı’da bira içenlerin ne kadarı Müslüman bilmiyoruz.

Ama…

Biraya “Fatma ananın helvası” diye şifreli bir isim verildiğini biliyoruz.

Osmanlı’da ortalama 8-9 milyon litrelik birayı tüketecek gayr-i müslim olmadığını biliyoruz!

Osmanlı döneminde/ 1910 yılında 11 milyon litre bira tüketim düzeyine Cumhuriyet döneminde ancak 1943’te ulaşıldı …