TSK DOSYASI : Karadayı FETÖ’cüleri neden kabul etti ??? Bari Hulusi Akar’a sorsaydınız !!!


Karadayı FETÖ’cüleri neden kabul etti ??? Bari Hulusi Akar’a sorsaydınız !!!

Önce A Haber’in hazırladığı ve yayınladığı, AKP’li siyasetçilerin de sosyal medyada yoğun şekilde paylaştığı bu kısa videoyu izleyin.

Yazımıza öyle başlayalım.

VİDEOYU BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Evet şimdi başlayabiliriz.

Yukarıdaki videoda gördüğünüz kişi eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı.

Geçen hafta hayatını kaybetti.

O hiç bitmeyen mağduriyet olan 28 Şubat yeniden gündeme geldi.

E tabii bu konunun baş aktörlerinden biri İsmail Hakkı Karadayı ve gündem de “darbe iddiaları” olunca, vur vurabildiğin kadar.

İslamcı-AKP medyası ve televizyona çıkarılan konuklar Karadayı’ya ağır laf etme konusunda adeta yarıştı.

Gerekçe basitti. Onlara göre, Karadayı birçok inançlı askeri TSK’dan atmıştı.

O kadar ağır sözler vardı ki Karadayı hakkında, bu kadar ağırını FETÖ’cülere söylediler mi hatırlayamadım.

Her kanal ve sözde iktidara yakın kişi harekete geçti.

AKP’nin propaganda kanalı A Haber de öyle…

Yukarıda izlediğiniz haberi yaptı.

4 yıl önce ilk kez ortaya çıkmıştı video.

Yine A Haber yayınlamıştı.

Video 1995 yılına aitti.

Karadayı açıkça başında Nurettin Veren’in bulunduğu bir FETÖ okulunun öğrencileriyle konuşuyordu.

Veren, Fetullah Gülen’den ve okullarından bahsederken, Karadayı da “başarılı” olan öğrencileri kutluyor ve öğrencilere bir küçük ödül veriyordu.

Bu haber, Karadayı’nın FETÖ’cüleri Karargâhta ağırlayarak aslında onlara yol verdiğini ima ediyor.

Haberde, FETÖ’nün o yıllarda bile Genelkurmay Karargahına rahatlıkla girebildiği, en üst düzeyde kabul gördüğü vurgulanıyor.

Sonuç hasıl oluyor ve bunu izleyen birçok kişi de sosyal medyada, “İşte Karadayı’nın gerçek yüzü”, “FETÖ’yü Karargâha sokan komutan” gibi tepki göstermeye başlıyor.

Millet kısaca İsmail Hakkı Karadayı’nın FETÖ ile irtibatına ikna oluyor.

Fakat TSK’da görev yapmış herkes bilir ki, Karadayı’nın FETÖ ile hiçbir işi yok. Hatta kendisinin irticaya karşı büyük mücadeleler verdiği biliniyor.

Karadayı’nın TSK’dan FETÖ’cüleri atan son komutan olduğu da biliniyor.

Zaten İslamcı cenah da bu nedenle Karadayı’dan nefret etmiyor mu?

Ama A Haber öyle bir ima yapıyor ki, görseniz sanki Karadayı FETÖ’cü.

Görevini yapıyor tabii.

Kendisine ve tüm grubuna 17-25 Aralık 2013’ü milat sayan, bu tarih öncesinde işlenmiş her türlü FETÖ günahını affeden ama bu tarihten sonra verilen desteği kabul etmeyen bir AKP var karşımızda.

Kim kendini kurtarmak istiyorsa, “Ben bunları 17-25 Aralık öncesinde, bunları hizmet hareketi olarak zannettiğim zaman söyledim” diyordu. Aklanıp paklanıyordu.

Hala da öyle…

Kendilerine bu sonsuz anlayışı gösteren AKP ve A Haber, Karadayı’nın 1995 yılındaki bir videosundan algı yaratmaya çalışıyor. Yani Karadayı’yı FETÖ’ye destek vermekle suçluyor.

Peki gerçek ne?

Bir Genelkurmay Başkanının FETÖ okul yöneticileriyle ve öğrencileriyle ne işi var?

Bu soruyu A Haber’in akıl edemediği(!), o gün Karadayı’nın ziyaretine giden bir numaralı tanığa, Nurettin Veren’e sordum.

Veren ziyareti şöyle anlattı:

Yekta Güngör Özden’i ziyaret etmiştik. Ani bir kararla gitmiştik, planlanmış bir şey değildi. Bu cemaat okullarında yetişmiş öğrenciler, dünya olimpiyat yarışmalarında her türlü fen dallarında dünya birincilikleri almışlardı. Onları devlet yetkilileriyle tanıştırmak istiyordum.

O zaman yaygın okullar zinciri yoktu. ‘Neden devlet bir cemaat okulundan olimpiyat şampiyonları çıkmasıyla ilgilenmiyor’ diye düşündüm. İlk önce öğrencileri Başbakan Tansu Çiller’e götürdüm. Fotoğraflarını yayınladık onların. Çok memnun oldu, hediyeler verdi.

Aklıma o an geldi, ‘Diğer devlet yetkilileri de görse de basında gündem olsa’, diye.

Tansu Hanım ‘gidin ziyaret edin’ dedi. Nusret Demiral’dan başladık (Dönemin DGM Savcısı), Sayıştay ve Yargıtay başkanlarına gittik.

Sonra da Yekta Güngör Özden’i (Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı) ziyaret ettik. ‘Bu işi takip edin, bu çocukların bir cemaat okulundan çıktığını görün, destek verin bunlara’ dedim. Çok memnun oldu. O da hediyeler verdi.

Özden, ‘Bu çocuklar nasıl olimpiyat şampiyonu oldu?’ diye sordu. Ben de ‘Bakın bunlar Fetullah Gülen’in kurup organize ettiği okullarda yetişen çocuklar’ dedim. Çok memnun oldu. O an aklıma geldi, ‘Paşalar da bu çocukları görse, sevinirler, çok mutlu olurlar’ dedim. Hemen telefonu kaldırdı, İsmail Hakkı Karadayı Paşa’yı aradı: ‘Burada çocuklar var, bunlar fen alanında dünya birincisi olmuş çocuklar, ben şaşırdım, siz de bir görseniz bu çocukları’ dedi. Karadayı Paşa da, ‘Hemen gelsinler o zaman buraya’ dedi.

Gittik, kapıda karşıladılar bizi. Okulun müdürü ve öğretmenleri de geldi. Karadayı Paşa dedi ki, ‘Bakın oğlum buraya benim devre arkadaşlarım bile gelmek için randevu alırlar, 10-15 gün 1 ay bekleyenler var ama ben sizi anında kabul ettim, çok memnun oldum, bu başarılarınızı tebrik ediyorum’ dedi. Hemen oradan hediye edilecek şeyleri hazırlatmış, çocuklara bu hediyeleri verdi.

Şimdi bu iş spontane olduğu için Karadayı’nın işin gerçeğini ve konuyu anlamadığını hissettim. O ara konuştu Karadayı Paşa, normal talebelere konuşur gibi. İşte ‘ülkemiz düşmanlarla çevrili, Türkiye bir tehlike içinde, Atatürk ilkelerine bağlı gençler olarak sizi kutluyorum, bu hedefinizde yürüyün’ gibi öğrencileri normal talebe statüsünde görüp konuştu.

Cemaat okulu öğrencisi olduğunu anlamadığını görünce dedim ki, ‘Paşam bu çocuklar daha çok Fetullah Gülen’in İzmir, Ankara, İstanbul okullarında yetişmiş talebeler.’ Ben bunu deyince Karadayı Paşa’nın rengi kaçtı. Gülen hakkında demek ki olumsuz bir bilgisi vardı. ‘Çocuklar’ dedi, ‘Bakın Atatürk ilke ve devrimlerine bağımlı ve bağlı olun, ilkelerinizi buna göre ayarlayın, sakın böyle sapkın fikirlere düşmeyin’. Karadayı Paşa bir anda konuşma stilini değiştirdi.

Ardından Karadayı Paşa, ‘Buraya fotoğraf makinesi ve kamera hiçbir şekilde girmez, ben size müsaade ettim ama sakın bu görüntüleri bir yerde yayınlamayın, bu okulunuzda dursun’ dedi. 1 saate yakın çocuklara nasihat etti. Çocuklara hayatlarına Atatürk ilkelerinde yetişmiş bireyler olarak devam edin gibi nasihatlerde bulundu ve bu konuşma bittikten sonra oradan çıktık biz.”

Bu açıklamalar başka söze gerek duyulmadığını gösteriyor.

Hayatını kaybetmiş bir askere bu alçak iftirayı atan bir medya…

Kendisi 4 sene önceye kadar FETÖ övgüsü yaparken, 25 yıl önce çekilmiş ve sadece FETÖ’cülerin elinde olan bir videoyu buluyor ve Karadayı’ya itibar suikastı yapıyor.

Hadi Nurettin Veren’i aramıyorsun! Peki ya videonuzun 8’inci saniyesinde görünen Karadayı’nın arkasındaki askere neden sormadın?

Evet, o asker Hulusi Akar.

İsmail Hakkı Karadayı’nın Genelkurmay Başkanlığı yaptığı süreçte Özel Kalem Müdürü Hulusi Akar’dı ve o zamanlar Kurmay Albaydı.

Bari Hulusi Akar’a sorsaydınız, FETÖ’cüler oraya niye gelmiş diye?

Bu ülkeye ve millete kötülük yapıyorsunuz, sizin gazeteciliğiniz bu kadar!

MİLLİ GÜVENLİK DOSYASI /// Hulusi Akar : Rusya’yla karşı karşıya gelmek gibi bir niyetimiz yok !!!


Hulusi Akar : Rusya’yla karşı karşıya gelmek gibi bir niyetimiz yok !!!

Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, CNNTürk yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Suriye’deki ve Libya’daki gelişmelere dair konuşan Akar, “Rusya’yla karşı karşıya gelmek gibi bir niyetimiz yok” dedi.
Akar’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

– Soçi Mutabakatının arkasındayız. Taraflar Soçi Mutabakatına uysun.

– Birliklerimizi sevk etmek, gerekirse zor kullanmak suretiyle ateşkesi sağlayacağız diyoruz, kim olursa olsun. Bu konuda kararlıyız.

– Rusya’nın bu konuda etkisini kullanması gerektiğini her toplantıda söyledik, söylemeye devam ediyoruz.

– Rejimin saldırıları bir taraftan radikalleşmeyi, bir tarafından göçü hızlandırıyor. Bu devam ederse göç artacak. Bu durumda da bizim gelen bu misafirlerimizi ağırlamamız imkansız, bu Avrupa’ya, Amerika’ya da yansıyacak.

‘Soçi’yi esas alacağız’

– Rusya ile görüşmelerimiz devam edecek. Soçi’yi esas alacağız.

– Cumhurbaşkanımız talimatı verdi, hedefi gösterdi. A, B, C planlarımız hazır. Yeri gelince uygulanır.

– Bizim Rusya’ya karşı herhangi bir tavrımız söz konusu değil, tek hedefimiz rejim. Ateşkesi ihlal eden gruplardır.

– (Suriye hava sahasının Rusya’nın kontrolünde olması sorun teşkil edecek mi? sorusu) Rusya’nın bu konuda karışmamasıyla bu sorun aşılır.

– Rusya ile Türkiye arasındaki diyalog devam ediyor.

– Hava sahasını etkin bir şekilde kullanmak istiyoruz.

Türkiye Suriye’den ne zaman çıkacak?

– Rusya’yla karşı karşıya gelmek gibi ne niyetimiz ne maksadımız var. Bizim oradaki tek niyetimiz rejimin katliama son vermesi ve böylelikle radikalleşmenin ve göçün önlenmesi.

– Mehmetçiğin can güvenliği için tüm önlemler alındı.

– “Türkiye Suriye’den ne zaman çıkacak?” Anayasa yapılacak, meşru bir seçim yapılacak, meşru bir yönetim olacak, demokrat bir devlet olacak, herkes yerini alacak, biz de yerimizi alacağız.

– Türkiye geçmiş yıllarla karşılaştırılmayacak bir şekilde, uluslararası sahada iddiası, yeri olan bir ülke.

– ABD bizim stratejik ortağımız, NATO üyesiyiz.

‘ABD’nin Patriot desteği olabilir’

– (“ABD’nin ne gibi bir desteği olabilir?” sorusuna) Ülkemize karşı hem hava, füze tehdidi var, hem de yaşanmış bazı olaylar var. Patriot desteği olabilir.

– “Türkiye yüzünü yeniden ABD’ye dönüyor mu?”: Ülkemizin hak ve menfaatlerini korumak bakımından çeşitli temaslarımız var. Rusya’yla, İran’la, Çin’le görüşmelerimiz var. Bizim eksenden kayma gibi bir durumumuz yok. Kimse de bizi ittirmesin dışarıya doğru.

– Oyunu kurallarına göre oynuyoruz. Alamazsınız, aldınız imzalayamazsınız, imzaladınız getiremezsiniz, getirdiniz açamazsınız dediler. Cumhurbaşkanımız cevaplarını verdi. S-400’ler faaliyete geçecek.

‘ABD ile 4 yıl görüşme yapıldı çözülemedi, müspet cevabı Ruslar verdi’

– Biz 90’lı yıllardan beri ülkemizin ve vatanımızın korunması ve kollanması için maruz kaldığımız tehdide karşı hava savunma arayışımız var. Suriye’deki durumla birlikte bu aciliyet arz etti. ABD’lilerle Patriot çalışmaları yapıldı ama müspet cevabı Ruslar verdi. Bu konuda Ruslarla mutabakata varıldı. Patriot görüşmeleri 2013-2017 yıllarında yapıldı, çözülemedi. Bunu bizzat Trump dile getirdi, “İstiyorlar vermiyorsunuz, ondan sonra niye S-400 aldınız diye kızıyorsunuz” dedi.

– Biz bir tercih olarak değil zorunlu olarak S-400’e gittik. Hava savunma tehdidi varken tedbir almayacak mıyız? Kimse kusura bakmasın. Halkımızın, milletimizin menfaatleri doğrultusunda ilerliyoruz. Çözümler olsaydı biz Patriot alabilirdik. Hala söylüyoruz, bizim hava savunma sistemine ihtiyacımız var.

‘F-35’ler için daha 2.1 milyar dolar ödememiz var’

– F-35’in ortağıyız, müşterisi değiliz. Bu yapılan şey bütün kurallara aykırı. Biz anlaştık. F-35’ler için 1,5 milyar dolar ödeme yaptık. 2.1 milyar dolar ödememiz var daha bizim. Trump ifade etti, “İnsanlar parasını veriyor, malını istiyor, vermiyorsunuz” diye personeline kızdı. Biz orada ortaklık sorunumuzu yerine getirdik. Biz ABD ve diğer ülkelerinde sorumluluklarını yerine getirmesini istiyoruz.

– Zimmetimizde olan 4, ortada kalan 1, toplam 5 uçak ABD’de hangarda bekletiliyor.

– ABD F-35’leri vermezse biz çözüm üreteceğiz.

– Türkiye ile ABD arasındaki en önemli engel PKK’dan hiçbir farkı olmayan YPG’dir. PYD/YPG’ye verilen destekler ortaklığa sığmaz. Bu önemli bir sorun. 9 Ekim’de başladı ve Mehmetçik başarıyla üstesinden geldi. Barış Pınarı Harekatı ile terör koridoru hevesleri bitti. ABD dostlarımızla görüşmeler yaparak bu oluşumu ortadan kaldırmak için gayret gösterdik. 49 gün birlikte çalıştık. 30 kilometrelik bir hat koyduk.

‘Rusya ile diyaloğumuz içerisinde iletiyoruz’

– Barış Pınar Harekatı bölgesinde doğu ve batı bölgesinde hala tacizler devam ediyor. Rusya ile diyaloğumuz içerisinde iletiyoruz. Onlar da müdahale ediyor ve tacizler azaldı. Orada çok sayıda okul öğretime başladı. Kiliseler açıldı, camiler onarıldı. Hepsi hizmet ediyor. 200 bin Suriyeli kardeşimizde topraklarına dönerek hayatlarına devam ediyor.

– Libya ile 500 yıllık bir geçmişimiz var. Ortak tarihimiz var. Bu ülkeninde yaşadığı bir takım olaylar var. Bunun sonucunda Ulusal Mutabakat Hükümeti var. Çalışmalar devam ediyor. Bizzat Sarrac tarafından Cumhurbaşkanımıza yardım mektubu yazıldı. Biz de ne yapabiliriz tartışıp görüştük. Meclis’te karar çıktı ve bir kısım asker subayımız Libya’lı kardeşlerimize eğitim veriyor. Bunun dışında Orta Doğu’dan Avrupa ülkelerinden çok ciddi destek sağlandığını, Sudan’dan paralı askerlerin geldiğini gördük. Hafter’e ne yardımlar yapılıyor? Biz görüyoruz. Denizden havadan karadan Hafter’e yardımlar gidiyor. 8 Ocak’ta Putin ile Cumhurbaşkanımız bir araya geldi. Hafter ve Sarrac tarafına ateşkesin gerçekleşmesi için çalışmalarda bulundu. İstanbul’da hazırlanan metin Rusya’da geliştirildi. Sarrac tarafı bu metni imzaladı, Hafter imzalamadı, kaçtı. Cenevre’de taraflar davet edildi. Oradaki çalışmalarda da Hafter tarafının uyumsuz olduğunu görüyoruz. Dünya kamuoyunun da bunu görmesi lazım. Orada bir an önce ateşkesin sağlanması için gayret gösteriyoruz. Bu yaklaşımla barışın, huzurun bölgeye gelmesi lazım.

– “Darbe tehlikesi var mı?”: RAND raporunun çok iyi okunması gerekiyor. RAND raporundan çıkan bir fitne, fesat, nifak, kurnazlıklar var. Cumhurbaşkanlığı kararıyla TSK, Milli Savunma Bakanlığı bünyesine konuldu. Dolayısıyla bizler komuta kademesi olarak anayasa çerçevesinde görevinin başında, milletinin emrindeyiz. Neler olabileceği konusunda tedbir, çalışma, koordinasyonlarımızı her anlamda büyük bir dikkatle sürdürüyoruz.

– Biz hiçbir zaman TSK’da FETÖ ile mücadele bitti demedik, demeyeceğiz.

– “Vesayet isteği görüyor musunuz?”: Modern hukuk devletindeki asker-sivil ilişkisi var. Allah nazarlardan saklasın

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// İşte Hulusi Akar’ın tepki gösterdiği fotoğraflar : “Bu bir tehdit değil ama…”


İşte Hulusi Akar’ın tepki gösterdiği fotoğraflar : "Bu bir tehdit değil ama…"

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Kara Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal‘la birlikte Roketsan‘ı ziyaret etti.

Yaptığı açıklamada Yunanistan’a sert çıkan Bakan Hulusi Akar, “Yunanistan, gayri askeri statüde ada olmasına rağmen bunlardan 16’sını anlaşmalara aykırı olarak silahlandırılmıştır. Yunanistan’dan uluslararası hukuka, imzaladığı anlaşmalara ve iyi komşuluk ilişkilerine göre davranmasını bekliyoruz” dedi. Akar sözlerinin devamında da, “Hiçbir şekilde hakkımızı çiğnetmeyiz. Bu bir tehdit değil ama iyi komşuluktan yanayız dememiz de bir zafiyet değil. Şu anda ne dünyada ne de tarihte karasuları 6 mil, hava sahası 10 mil olan bir ülke var. Böyle bir garabetle karşı karşıyayız. Bunu bir doğruymuş gibi dünya kamuoyuna tanıtmaya çalışıyorlar. Bu konudaki hakkımızı hukukumuzu savunuyoruz” ifadelerini kullandı.

“O ADALARIN DENİZ YETKİ ALANLARI VE HAVA SAHASI TÜRKİYE KALMIŞTIR”

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım da, Bakan Akar’ın Ege Denizi’ndeki ifadeleri ile ilgili açıklama yaptı.

“Bakan Akar’ın sözünü ettiği gayri askeri statüdeki 23 adadan 9’u Kuzey Ege’de bulunan Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Ahikerya, İpsara ve Bozbaba adaları olup Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesine göre Yunanistan’a bu adaların sadece kullanma hakkı verilmiş adaların egemenliği ile deniz yetki alanları ve hava sahası Türkiye’de kalmıştır. Lozan Antlaşması’nın 12 ve 13. maddelerine göre anılan adalar gayri askeri statüdedir. Yunanistan, bu adalara asayişi sağlayacak miktarda jandarma ve polis dışında asker yerleştiremez” diyen Ümit Yalım, “Gayri askeri statüdeki diğer adalar ise 12 ada, Rodos ve Meis olmak üzere toplam 14 adadır. 1923 Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesine göre İtalya’nın egemenliğinde olan adalar, İkinci Dünya Savaşından sonra 1947 Paris Barış Antlaşması ile Yunanistan’ın egemenliğine verilmiştir. Paris Antlaşması’nın 14. Maddesine göre anılan adalar gayri askeri statüde olup Yunanistan, bu adalara da asayişi sağlayacak miktarda jandarma ve polis dışında asker yerleştiremez” ifadelerini kullandı.

“ADALARIN SİLAHLANDIRILMASI, TÜRKİYE İÇİN POTANSİYEL BİR TEHDİTTİR”

Yunanistan’ın Lozan Antlaşmasına ve Paris Antlaşmasına aykırı olarak gayri askeri statüdeki adaları silahlandırmaya 1960’ların ilk yarısında başladığına dikkat çeken Ümit Yalım, Türkiye’nin buna karşı yaptığı hamlelerle ilgili şu hatırlatmaları yaptı:

“Türkiye bu durumu ilk defa 1964’te protesto etmiştir. Daha sonra Nisan 1975’te Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne nota gönderen Türk Hükümeti, Yunanistan’ın adaları silahlandırmasını protesto etmiş ve bu durumun Türkiye’nin güvenliğini tehdit ettiğini bildirmiştir.

1976’da tırmanışa geçen sorun daha sonra Yunanistan’ın adalara büyük çaplı askeri birlikler yerleştirmesi ile devam etmiştir. Mevcut durum itibarıyla, Midilli ve Rodos adalarında birer Yunan Mekanize Tümeni; Limni, Sakız, Sisam ve İstanköy adalarında birer Yunan Mekanize Tugayı olmak üzere toplam 2 Mekanize Tümen ve 4 Mekanize Tugay bulunmaktadır.

Ayrıca, Yunanistan, Türkiye’ye yönelik jet harekatı için, Limni, Midilli, İstanköy ve Rodos Adası’nda, havaalanları inşa etmiş ve anılan adalardaki havaalanlarına savaş uçakları yerleştirmiştir. Ege Denizi’ne çıkan Türk savaş uçaklarına anılan adalardan kalkan Yunan savaş uçakları tarafından önleme ve it dalaşı yapılmaktadır.

Yunanistan, Taşoz, Semadirek, Bozbaba, İpsara, Ahikerya, Batnoz, Lipso, İleriye, Kelemez, İstanbulya, İncirli, Sömbeki, İleki, Kerpe ve Meis olmak üzere toplam 15 adaya da Tabur- Alay seviyesinde askeri birlik konuşlandırmıştır. Doğu Ege Denizi’ndeki toplam 23 adadan 21’i Yunanistan tarafından silahlandırılmıştır. Herke ve Çoban adalarında askeri birlik tespit edilememiştir.”

Ümit Yalım açıklamasının devamında Yunanistan tarafından silahlandırılmış adalardan bir kısmında yapılan denetleme, tatbikat ve silah atışlarını gösteren fotoğrafları paylaştı.

İşte Hulusi Akar’ın “Yunanistan, gayri askeri statüde ada olmasına rağmen bunlardan 16’sını anlaşmalara aykırı olarak silahlandırılmıştır" dediği o adalardan bazı fotoğraflar:

Odatv.com

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI /// AYTUNÇ ERKİN /// AKAR : PKK EŞİTTİR YPG – ABD : YPG TERÖRİST DEĞİL !!!!


AYTUNÇ ERKİN /// AKAR : PKK EŞİTTİR YPG – ABD : YPG TERÖRİST DEĞİL !!!!

14 Ağustos 2019

“PKK-YPG bunların hiçbirinin birbirinden farkı yok. Bunlar Kandil’deki sözde karargahtan bunların yaptıklarını bir şekilde duyuyoruz görüyoruz biliyoruz. Burada herhangi bir şekilde PKK’nın bir uzantısı olan YPG’nin ilişkisi olmadığını söylemek. YPG’nin PKK olmadığını söylemek her şeyden önce bizim aklımıza hakarettir. Her zaman dediğimizi tekrarlıyorum PKK eşittir YPG. ” Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar önceki gün TRT Haber’de adını net bir şekilde koydu: “PKK eşittir YPG!” Peki Bakan Akar’ın bu değerlendirmesi “Güvenli Bölge” konusunda ‘uzlaştığımız’ ABD tarafında nasıl yankılanacak? Göreceğiz…;Çünkü ‘stratejik ortak’ terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’yi terör örgütü olarak görmediğini her fırsatta resmi kanallarıyla dile getirdi.

ANKARA GÜVENMİYOR

Peki… ‘Güvenli Bölge’ ya da ‘Barış Koridoru’ nun geleceği bu açıklamadan sonra hangi düzlemde ilerleyecek? Ankara’daki hava şu: ABD’ye güven yok. Bu da zaman zaman iktidara yakın köşe yazarlarının yazılarına yansıyor. Ancak … Şu anda Fırat’ın Doğusu’nda Amerika ile karşı karşıya gelmek istenmiyor. Bürokrasinin NATO’ya yakın kanadıysa “ABD bu kez oyalamazsa ilişkiler dengeye girer” diye düşünüyor! Bakan Hulusi Akar’ın açıklaması da “ABD elini çabuk tut. Yoksa kamuoyundan gelecek tepkileri göğüsleyemeyiz” diye okunabilir… Bir not daha verelim: ABD dış politikasına paralel bir çizgi izleyen Washington Post Gazetesi’nde 3 Temmuz’da PKK terör örgütünün kurucularından Cemil Bayık’ın makalesinin yayınlanması ne anlama geliyor? Ki… Cemil Bayık ABD Dışişleri Bakanlığının “Adalet için Ödül” adlı Terörle Mücadele Ödül Programında başına ödül koyulmuş teröristler listesinde bulunuyor. Başına da 4 milyon dolar ödül konulmuş!

Yani ABD için PKK da YPG de aynı! Devam edelim…

“Güvenli bölge koalisyon ve ortaklarının (YPG) IŞİD’i yenilgiye uğratmaya odaklanmasını sağlayacak. ” Bu cümle ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’dan dün Irak’ın kuzeyinde yayın yapan Rudaw’ın muhabirine yapılan açıklama!

Yani…;Türkiye ile ABD arasındaki ‘uzlaşma’nın PKK/YPG’yi korumak için olduğunun da itirafı! Pentagon’un bu açıklamasına şaşırmamak gerekiyor. Çünkü… 2018’de Savunma Bakanlığı Başmüfettişi’nin ABD Senatosu’nun bütçe görüşmelerine sunmak üzere hazırladığı raporda YPG’nin de içinde bulunduğu Suriye güvenlik programına 2019 için 550 milyon dolar harcanması uygun bulunmuştu!

Buradan da Ankara’da ABD’ye güvenmeyen; kesimin şu tezinin haklı çıktığı görülüyor: “ABD PKK/YPG’nin yok olmasını engellemek için her çözüme başvurur. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin olası operasyonu ‘koridor’la engellendi. ”

20 Eylül 2018…

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan “Terörizm 2017 Ülkeler Raporu’nun Türkiye bölümünde Fetullahçı Terör Örgütünden (FETÖ) bahsedilirken 2016’da raporda yer alan terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı PYD/YPG ile ilgili bölüm rapordan çıkarılmıştı. Türkiye’nin içeride PKK dışarıda da IŞİD ile mücadele ettiği vurgulanan raporda “Türkiye’nin YPG’yi PKK’nın uzantısı olarak gördüğü” şeklindeki ibarelerin metinden çıkarılması çok net bir mesajdı!

Raporda “Türkiye’nin FETÖ’yü terör örgütü olarak tanımladığı” belirtilerken FETÖ elebaşı Fetullah Gülen için “din adamı” ifadesi kullanıldı. Hatta “Türkiye’nin terörle mücadele çabalarının FETÖ’ye yönelik soruşturma nedeniyle etkilendiği” iddia edildi FETÖ soruşturmaları dolayısıyla yapılan bazı operasyonlar eleştirildi.

Şimdi Fetullah Gülen’i ‘din adamı’ gören YPG’yi terör örgütü olarak görmeyen Amerika’ya nasıl güveneceğiz? Aslında… 1990’lardan bu yana Türkiye ile ABD arasında örtülü bir savaş var!

“PKK eşittir YPG” tezini itiraf eden kuruluşlardan birisi de ABD merkezli Carnegie Enstitüsü’ydü. Enstitü ABD’deki en etkili beş ‘düşünce kuruluşundan’ biri. Carnegie Enstitüsü’nce “Kuzeydoğu Suriye’de Kürt-Arap Güç Mücadelesi” başlıklı çalışmada “Kandil’den gelen üst düzey PKK’lılar Suriye’nin kuzeydoğusunda karar verme merciinde yer alıyor. Bu kişiler Kandil’de eğitim almış Türkiye’ye karşı ya da Avrupa’da PKK adına aktif olan kadın ve erkek kadrolardan çoğunluğu da PKK’ya katılmış Suriyelilerden oluşuyor” ifadeleri kullanılmıştı.

Terör örgütü YPG/PKK’nın Suriye’de işgal ettiği bölgelerde Araplara yönelik uyguladığı ayrımcı politikalara ve baskılara ilişkin analiz 29 Temmuz 2019’da Elizabeth Truskov ve Esam al-Hassan imzasıyla yayınlanmıştı. Örgütün kurduğu sözde yerel yönetimlerde Kandil’den gelen teröristlerin etkisinin bulunduğu belirtilmişti.

Sonuç: Türkiye Fırat’ın Doğusu’nda YPG’yi bitirmek istiyor. ABD askerleriyle ise karşı karşıya gelmek istemiyor. 2003’ten bu yana her alanda ‘stratejik düşman’ın ABD olduğu ise unutuluyor.

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/aytunc-erkin/akar-pkk-esittir-ypg-abd-ypg-terorist-degil-5281003/

PENTAGON DOSYASI : ABD SAVUNMA BAKANI VEKİLİ SHANAHAN’IN AKAR’A YAZDIĞI MEKTUP


ABD Savunma Bakanı Vekili Patrick M.Shanahan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a Rusya’dan alınacak olan S – 400 Füze Savunma Sistemi ile ilgili 06.06.2019 tarihli bir mektup yazdı. Bu mektup ister istemez eski ABD Başkanı Lyndon Baines Jonhson’un İsmet İnönü’ye yazmış olduğu mektubu anımsattı.

***

Sayın Bakan,

Sizi Nisan ayında Pentagon’da ağırlamak ve 28 Mayıs 2019’da telefonunuzu almak bir zevkti. Tartışmalarımızı takdir ediyorum ve 6 Nisan 2019 mektubunuz için teşekkür ederim.

ABD, ABD-Türkiye diyaloğuna ve stratejik ortaklığımıza büyük değer veriyor. Ancak, Türkiye’nin S-400 sistemi eğitimi için Rusya’ya personel gönderdiğini öğrenmek bizi hayal kırıklığına uğrattı.

Türkiye, S-400’ü 28 Mayıs 2019’da yaptığımız çağrı sırasında tartıştığımız gibi tedarik ederse, iki ülkemizin Türkiye’nin F-35 programına katılımını durdurmak için bir plan geliştirmesi gerekiyor.

Biz değerli ilişkimizi sürdürmeye çalışırken Türkiye S-400’ü teslim alırsa, F-35’i alamaz. Hala S-400 rotasını değiştirme seçeneğiniz var.

Haziran 2019’da Brüksel’deki toplantımızdan önce, ABD’nin 31 Temmuz 2019’a kadar Türkiye’nin F-35 programına katılımını askıya almak için gerçekleştireceği eylemlerin bir özetini ekledim.

Bu zaman çizelgesi, şu anda eğitim görmekte olan F-35 öğrencilerinin hepsinin değil ama çoğunun 31 Temmuz 2019’a kadar ABD’den ayrılmadan önce eğitimlerini tamamlamalarına olanak tanıyacaktır.

Ayrıca Milli Savunma Bakanlığına ABD’deki Türk personel için yeni bir F-35 eğitim programı başlatılmasını tavsiye etmediğimizi de bildirdik. (as we anticipate they would be recalled in the near future)

F-35 programının programatik yönetim faaliyetlerine Türk katılımının düzenli bir şekilde durdurulmasını kolaylaştırmak için 12 Haziran 2019 tarihinde yapılacak olan yıllık F-35 İcra Kurulu Başkanı Yuvarlak Masa Toplantısı’na Türkiye’nin katılmasını planlamıyoruz. Programın yönetim belgelerinde yapılması planlanan güncellemeler Türkiye’nin katılımı olmadan yapılacaktır. F-35 meselesinde gerçekleştirilen bütün eylemler, Türkiye’deki S-400 varlığının taşıyacağı risklere dayanmaktadır ve Rusya ile mücadele eden Amerika’nın CAATSA yaptırımlarından ayrıdır. Türkiye’nin S-400’leri teslim alması halinde ABD Kongresinin iki tarafı da CAATSA’nın Türkiye’ye yaptırım uygulamasında kararlıdır.

Türkiye’nin S-400’leri satın alması, F-35 gibi platformların güvenliğini tehdit etmesinin yanı sıra, ülkenizin ABD ve NATO ile iş birliğini geliştirme ve sürdürme kabiliyetine engel olacak, Türkiye’nin Rusya’ya stratejik ve ekonomik açıda aşırı bağımlılığına yol açacak ve Türkiye’nin çok yetenekli ve iddialı ekonomik hedeflerini baltalayacaktır. Bu yolu takip etmek, işlerde, gayri safi yurtiçi hasılada ve uluslararası ticarette kayba neden olacaktır. Başkan Trump, ikili ticareti 20 milyar dolardan 75 milyar dolara çıkarmayı taahhüt etti, ancak Birleşik Devletler CAATSA yatırımlarını uygularsa bu zor olabilir.

Sizi temin ederim ki derin güvenlik iş birliğimizin diğer yönlerini korumak için bu meseleyi saygılı bir biçimde yönetiyoruz. F-35 eğitimimizi sürdürürken cevabınızı ve devam eden tartışmalarımızı sabırsızlıkla bekliyorum.

Patrick M. Shanahan

***

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar yazılan mektup ile ilgili şu açıklamayı yaptı.

"Bilindiği gibi ABD Savunma Bakan Vekili’nden bir mektup aldım. Üslubuyla ilgili kamuoyunun da hassasiyetle durduğu gibi biz de hassasiyetle durmaktayız. Mektupta, mevcut sorunlara stratejik ortaklık çerçevesinde ve kapsamlı güvenlik iş birliğini muhafaza edecek şekilde bir çözüm bulunması yönünde beklenti dile getirilmekte ve görüşmelere devam edilmesinin önemi ifade edilmekte ise de üslubun müttefiklik ruhuna uygun olmadığını ilk andan itibaren gördük. Buna göre gerekli çalışmaları yapıyor, gerekli cevabı hazırlıyoruz. Önümüzdeki günlerde bu cevabı kendilerine vereceğiz. Bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlarla gerekli koordinasyonlarımız sürmektedir. Ayrıca bu ayın sonunda Brüksel’de NATO Savunma Bakanları Toplantısı var. Orada da ABD Savunma Bakan Vekili ile bir araya geleceğiz."

Doğrusunu söylemek gerekirse ben Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın yaptığı açıklamadan ABD’ye verilecek olan yanıtın bir hayli daha gecikebileceğini anladım. Hatta verilecek yanıt Brüksel’de yapılacak olan NATO Savunma Bakanları Toplantısı sonrasına da kalabilir. Belki de böyle bir mektup hiç yazılmayabilir. Çünkü Akar yapmış olduğu açıklamada bu konu ile ilgili ‘’NATO Toplantısında bir araya geliyoruz’’ diyerek konuyu orada da görüşebileceğini ima ediyor.

Burada öncelikle önemli olan bir konu var. O da ABD’den gelen bir mektubun karşılığının muhakkak suretle en kısa zamanda cevabının yazılmasıdır. ABD Savunma Bakanı Vekiline yazılacak olan mektup elbette ilgili kurumlar tarafından detaylı olarak incelenmeli ve buna göre gerekli yanıt verilmelidir. Ancak bu yanıt sürünceme de kalmamalıdır. İkili görüşme ile geçiştirilmemelidir. Nihayetinde yazılan mektup ABD Savunma Bakanlığı’nın yaptığı gibi basına da sızdırılmalıdır. Yani mektubun yanıtı her şart ve koşullarda yerine getirilmelidir.

ABD Savunma Bakanı Vekili Patrick M. Shanahan’ın yazıdığı mektup basında da dillendirildiği gibi dönemin ABD Başkanı Lyndon Baines Jonhson’un yine dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye yazmış olduğu mektubu akıllara getiriyor. Yine bu mektup 1974 yılında Kıbrıs Barış harekâtı sırasında ABD’nin silah ambargosunu hatırlatıyor. İsmet İnönü ABD Başkanı’nın yazmış olduğu mektuba aynı üslup ile yanıt vermişti. Keza Bülent Ecevit’de silah ambargosu uygulayan ABD’nin yaptırımını dinlememiş ve Kıbrıs Barış Harekâtını başarılı bir şekilde sonuçlandırmıştı. Bu sayede Rumların zulmüne uğrayan Kıbrıs Türkleri özgürlüklerini kazanmışlardı.

ABD Savunma Bakanı Vekili Patrick M. Shanahan’ın Milli Savunma Bakanlığı’na yazdığı mektup bu nedenlerden dolayı önemlidir. ABD’ye yazılacak olan mektup aynı üslup ile yazılmalı ve Brüksel’de düzenlenen NATO Savunma Bakanları Toplantısı öncesinde gönderilmeli ve basına da sızdırılmalıdır. ABD’ye bu süreç içinde gerekli yanıt verilemez ise hem ülkenin itibarı zedelenir, hem de yeni yaptırımlarla karşılaşırız.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ileriki günlerde ABD Savunma Bakanı Vekili Patrick M.Shanahan’a bir yanıt verip veremeyeceğini göreceğiz. Daha da önemlisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir İnönü veya bir Ecevit kadar olup olamayacağını göreceğiz.

17.06.2019 – SAİT BALCI

GÖÇMEN DOSYASI /// Hulusi Akar : “Suriyeliler için 40 milyar dolar civarında para harcadık”


Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Suriyeli sığınmacılar için harcanan parayı açıklayarak “40 milyar dolar civarında bir parayı bu Suriyeli kardeşlerimiz için harcamış bulunuyoruz" dedi.

Milli Savunma Bakanlığı, ’18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 104’üncü yıl dönümü nedeniyle bakanlık karargahındaki Atatürk Kültür Sitesi’nde şehitleri anma programı düzenledi. Programa, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, kuvvet komutanları ile şehit yakınları ve çok sayıda askeri personel katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan program, kısa film gösterimi ile devam etti.

Düzenlenen etkinlikte konuşan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Suriyeli sığınmacılar için 40 milyar dolar harcandığını belirterek "Bu misafirlerimize karşı yapılan harcamayı söylememe kültürümüz var ama siyasi bir konu olduğu için de bunu ifade etmek durumundayız. 40 milyar dolar civarında bir parayı bu Suriyeli kardeşlerimiz için harcamış bulunuyoruz. Türkiye, Suriye’de terör zulmüne uğramış, Suriyeli Kürt kardeşimiz dahil, milyonlarca mültecinin sığındığı güvenli bir limandır. Zaten tarihin asil milletimize yüklediği misyon, masum ve mazlumların hakkı için daima zalimlerle mücadele etmek olmuştur. Ayrıca Türkiye, bu çerçevede İdlib’de sivillerin zarar görmemesi, yeni krizler ve insani trajediler yaşanmaması ve tüm dünyaya yayılabilecek yeni bir mülteci akını olmaması için yoğun çaba harcamaktadır” ifadelerini kullandı.

‘BU IRKÇI TERÖRÜ LANETLİYORUM’

Bakan Akar, Yeni Zelanda’da iki camiye yönelik gerçekleştirilen terör saldırısına tepki göstererek, şöyle konuştu:

"Bugün Yeni Zelanda’da sadece ibadet etmek için bir araya gelen masum ve korunmasız insanlara karşı canice bir katliam gerçekleştirildi. Bu katliam, İslamofobik faşist terörü bir kez daha tüm dünyanın gözleri önüne serdi. Bu olay, dünyada İslam karşıtlığı ve Müslüman düşmanlığının geldiği kaygı verici noktayı da açıkça göstermektedir. Caniler tarafından sosyal medyada canlı olarak yayımlama alçaklığı ve sapıklığının da gösterildiği bu ırkçı terör olayını lanetliyorum. Bu tür elim olayların bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum. Ancak sapıkların hamileri oldukça bu tür alçaklıkların da bitmeyeceğini biliyoruz. Yaşanan menfur katliamda hayatlarını kaybeden insanlara Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına ve insanlık duygusu olan herkese sabırlar diliyorum."

TSK DOSYASI : Emekli Koramiral Atilla Kıyat’tan Hulusi Akar’a gönderme


Emekli Koramiral Atilla Kıyat’tan Hulusi Akar’a gönderme

Emekli Koramiral Atilla Kıyat, yeni sistemde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a yönelik, sosyal medya hesabından bir mesaj yayınladı. Yayınladığı o mesajda; ”Cumhurbaşkanlığı sistemi ile çağ atlayan demokrasimizde bu makama sizden daha çok yakışacak tek bir kişi dahi olmadığı konusunda, Cumhurbaşkanı ile aynı fikirdeyim. Bu seçimden dolayı hem kendilerini hem de sizi yürekten kutlarım . Mutluluğumun diğer bir nedeni de artık üniforma giymeyecek oluşunuzdur.” diye bir nevi göndermede bulundu.

Muhakkak, daha önemli nitelikleriniz de vardır.

Kıyat, yaptığı açıklamasında; Eski Orgeneral Hulusi Akar’ın Milli Savunma Bakanlığına getirilmesindeki kriterlere de değindi.

Emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şöyle;

”Değerli Kardeşim Hulusi Akar,

Kabine açıklandı ve Milli Savunma Bakanı olduğunuzu , büyük bir mutlulukla öğrendim.

Cumhurbaşkanlığı sistemi ile çağ atlayan demokrasimizde bu makama sizden daha çok yakışacak tek bir kişi dahi olmadığı konusunda, Cumhurbaşkanı ile aynı fikirdeyim. Bu seçimden dolayı hem kendilerini hem de sizi yürekten kutlarım . Mutluluğumun diğer bir nedeni de artık üniforma giymeyecek oluşunuzdur.

Seçilmenizde , muhakkak ki , aşağıdaki kriterler etkili olmuştur.

1 . Emrinizde görev yapan binlerce vatan haininin Türkiye’ye 15 Temmuz kara gününü yaşatması.
2. Bu vatan hainlerinin sizi rehin almaları.
3. Harp Akademileri ve Askeri Liselerin kapatılmasına , Harp Okullarının Kuvvet Komutanlıklarının emrinden alınarak, sivil bir rektörün emrine verilmesine , kuvvet komutanlıklarının emrinizden alınarak Milli Savunma Bakanına bağlanmasına sessiz kalmanız…
4. Binlerce askeri öğrencinin, haklarında hiçbir soruşturma açılmaksızın , okullarından atılmasına göz yummanız…
5. Askeri hastanelerin kapatılmasına tepkisizliğiniz…
6. Askeri okullara çalınan suallerle girdikleri kanıtlananlar dışında, 15 Temmuz gecesi amirlerinin emirleri ile ve terörü önlemeye gidiyoruz diye aldatılarak, okullarından çıkarılan öğrencilerin müebbet hapse mahkum olmalarından rahatsız olmamanız…

Muhakkak, daha önemli nitelikleriniz de vardır.

Ben listeyi uzatmayayım. Bu özellikleriniz de, siyasilerin malumudur.

Sizi ve sizi bu göreve layık görenleri yürekten kutlar , başarılar dilerim.”

Atilla Kıyat’ın, Hulusi Akar’a gönderdiği o mesaj sosyal medyada büyük yankı uyandırdı.