TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : TÜRKİYE’NİN HEDEFİ BÖLGESEL GÜÇ OLMANIN ÖTESİNDE


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : TÜRKİYE’NİN HEDEFİ BÖLGESEL GÜÇ OLMANIN ÖTESİNDE

Türkiye’nin, Ermenistan’dan Irak’a, oradan Suriye’ye, Mavi Vatan kavramıyla Doğu Akdeniz’de Libya’ya kadar uzanan hattaki mücadelesine bakıldığında hedefinde, bölgesel güç olmanın biraz daha ötesinde etkin rol oynama istediğinin olduğu söylenebilir. Savunma sanayiindeki açıklamalar bu hedefini teyit eder mahiyettedir.

Türkiye hamlelerinde haklı

Türkiye kurtuluş mücadelesine 1922’de askeri zaferle noktayı koymuş, 1923’de en büyük müjdesi Cumhuriyetine kavuşmuştur. Lozan ve Montrö’yle egemenliğini sağlamış, “yok” olmaktan “var” olmaya dönmüştür. Cumhuriyet döneminde ilkeleri ve devrimleriyle modernleşme yönünde önemli adımlar atmış, ayakta kalmak için kıt imkânlarla büyük atılımlar gerçekleştirmiştir.

Türkiye zor bir coğrafyadadır. Emperyal güçler ve mağluplar, Türkiye’nin bu başarısını hazmedememiş, her fırsatta Türkiye’yi zor duruma sokmaya çalışmıştır. Zamanı geldiğinde de yok etmek isteyeceklerdir. Çevreden de kendilerine ortaklar bulmaktadırlar.

Türkiye’nin topraklarını, karasularını, kıta sahanlığını, münhasır ekonomik bölgelerini ve hava sahasını koruması, uluslararası hukuk çerçevesinde haklarına sahip çıkması kadar tabii bir şey olamaz. Türkiye’nin yapmakta olduğu eylemler tamamen bu kapsamdadır.

Türkiye bekasını sağlamak, hak ve menfaatlerini korumak için kesinlikle bölgesel güç olmak zorundadır. Ancak Türkiye’nin bulunduğu coğrafya ve jeopolitiği, etki ve ilgi alanı sınırlarını biraz geniş tutmasını gerektirmektedir.

Düşmanı azaltmak gerekiyor

Türkiye’nin sahip olduğu politik, ekonomik ve askeri gücünün, bu kadar geniş bir sahada istenen etkiyi gösterebilmesi için, sorun yaşadığı ülke sayısını mümkün olduğunca azaltmasında fayda görülmektedir. Bu ülkelerin başında İsrail, Suriye ve Mısır gelmektedir.

İsrail’le ilişkileri düzeltmek; ABD’deki Yahudi Lobilerini lehimize çevirerek ABD’yle ilişkileri yumuşatmak, Filistin konusuna daha etkin yaklaşabilmek, Doğu Akdeniz’de fikir ve menfaat birliği ortamı yaratmak demektir. Bu daha önce denenmiş ve faydası görülmüştür. İstenirse olur.

Suriye’yle ortak noktamız, Suriye’nin siyasi birlik içinde toprak bütünlüğüdür. Dolayısıyla PYD/PKK’yla mücadeledir. İlişki sağlanması Rusya ve İran’la ilişkilerimizin daha da güçlenmesine vesile olur. Dünya, Suriye yönetimini meşru görürken, bizim “Esat katil” dememiz bir fayda getirmemektedir. Çıkarlarımızı gözetmemiz, inattan vazgeçmemiz gerekir.

Mısır, önemli bir ülkedir. Sisi’nin darbeyle iş başına gelmesi bizi ilgilendirmez. Bütün ülkeler meşru görüp ilişki kurarken dışlamamızın bir yararı yoktur. Müslüman kardeşleri kendisine tehdit olarak görmesi de bizim konumuz olmamalıdır. İlişki kurulmalı, deniz yetki alanları konusunda kandırıldığı da hatırlatılmalı, çıkarlarımız ön planda tutulmalıdır.

Yunanistan’a güvenilmez

Osmanlı’yla bağımsızlık mücadelesinden bugüne kadar, doğuya doğru genişleme ve menfaat elde etme peşinde olan Yunanistan’la iletişimde son derece dikkatli olunmalıdır. İlişkilerimizin bozulduğu her ülkeyle dost olmaya ve işbirliği yapmaya çalışır. “Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışıyla hareket eder.

Bir zamanlar Suriye’ye verdiği destek, PKK’ya sağladığı yardım, İsrail’le aramız bozulunca Girit’te uçaklarına eğitim olanağı vermesi ve GKRY’yle birlikte enerji kaynakları konusunda anlaşması, Türkiye ve KKTC aleyhindeki tutumu unutulamaz.

Batının şımarık çocuğu, sürekli olarak Doğu Akdeniz ve Ege’de, Türkiye’nin hak ve menfaatlerini gasp etmek için, Türkiye’nin ilişkilerinin bozuk olduğu ülkelerle işbirliği içinde hareket etmektedir. Ne tesadüftür ki bu ülkeler, Libya’da bizim karşımızdaki ülkelerin tamamı ve ondan da fazlasıdır.

Karşımızdaki düşman sayısını azaltmalı, dostlarımızı ve iletişim kurabilme/ işbirliği yapabilme imkânı olan ülke sayısını arttırmalıyız.

Tecrübeli ve meslekten olan diplomatlarımıza yetki ve olanak sağlayarak diplomasiyi güçlendirmeli ve onları ön plana çıkartmalıyız.

Bu arada, BAE uçaklarının Libya’da Vatiyye hava üssüne yaptığı saldırıyla Türkiye’nin kurduğu tesisleri tahrip etmesinin hesabının sorulmasını ve Yunanistan’a terk edilen 18 adanın geri alınması için yapılacak teşebbüsü de beklemekteyiz.

ZAFER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

28 Ağustos 2020 Yeniçağ Gazetesi

DIŞ POLİTİKA DOSYASI /// Suinbay Suyundikov /// Lübnan’a Yeni Atama : Rus Diplomasisi Neyi Hedeflemekte ???


Suinbay Suyundikov /// Lübnan’a Yeni Atama : Rus Diplomasisi Neyi Hedeflemekte ???

14 Ağustos 2020

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, imzaladığı olağanüstü kararnameyle Rusya Dışişleri Bakanlığı Orta Doğu ve Kuzey Afrika Dairesi Başkan Yardımcısı Aleksandr Nikolayeviç Rudakov’u Lübnan Cumhuriyeti’nin Büyükelçisi ve Tam Yetkili Temsilcisi olarak atadı.

Başka bir kararname ile Devlet Başkanı, 2010’dan beri Beyrut’taki Rus diplomatik misyonuna başkanlık eden Aleksandr Zasypkin’i görevden aldı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Lübnan ile ilişkileri geliştirmek üzere Ortadoğu ve Kuzey Afrika alanında uzman olan Aleksandr Rudakov’u Rusya’nın Beyrut’taki Büyükelçisi ve Tam Yetkili Temsilcisi olarak atadı. Aleksandr Rudakov 22 Temmuz 1962 doğumlu. Kasım 2012 yılında İkinci dereceli Büyükelçi rütbesine terfi edildi. Aynı yıl Ramallah’daki Filistin Ulusal Yönetimi Rusya misyonuna Başkan olarak atandı.

Rudakov’un atamasına iki farklı varyanttan bakılabilir. Birincisi atama, Rusya’nın Lübnan konulu dış politika ekibinin diplomasi, ekonomi-ticari ve askeri alanı arasındaki dengeyi sağlamada Kremlin’in elini kolaylaştıracak. Yeni atamaya kadar özel olarak Rus Dışişleri Bakanlığı Orta Doğu ve Kuzey Afrika Dairesi Başkan Yardımcısı olan Aleksandr Nikolayeviç Rudakov, daha çok Filistin-İsrail sorununa daha yakındı.

İkincisi, Doğu Akdeniz’de suların ısınması bu bölgede İsrail’in diğer Arap ülkeleri ve Yunanistan ile anlaşmalara varılarak aktif rol oynamaya başlamasını seyretmekte olan Rus dip misyonunu bölgede daha çok aktif rol oynayarak kendi nüfuz alanını genişletmeye çalışmaktadır. Rusya askeri alanda Ortadoğu’da sadece Suriye ile yetinmeyip Libya ve bunun yanı sıra stratejik ticari limanlara sahip olan Lübnan’da da etkili olmaya çalışacaktır. Aynı zamanda Moskova’nın Orta Doğu’daki konumunun daha da güçlendirilmesi için bütçesinin artırılmasını istemektedir. Rusya Beyrut’ta gerçekleşen patlamada ilk insani yardım gönderen ülkelerden biri olmuştu. Rusya Acil Durumlar Bakanlığı (EMERCOM) uzmanları, Beyrut Limanı’ndaki patlamada yaralananların tedavisi için Lübnan’ın başkentinde kısa sürede seyyar hastane kurarak yaralıları kabul etmeye başlamıştı. Bu da Lübnan halkının Rusya’ya karşı güvenin artmasına ve Rus imajının iyileşmesine neden olacaktır. Böylece Rudakov’un ataması, Rus dış politikasındaki nüfuzunu arttırmaya yönelik bir hamle olarak görülebilir.

Yeni temsilci Moskova’nın Lübnan misyonuna ekonomik ve diplomatik boyutlar kazandırmaya çalışacaktır. Rudakov’un İsrael uzmanı olması Lübnan oynanmaya başlayan yeni oyunun esas rüzgârı hangi taraftan estiğini iyi değerlendirmesi ve bu saha çalışmasına hâkim olması Rus diplomasının Lübnan’da baş aktörlerden biri olacağının göstergesidir. Rudakov, Filistin-İsrail tecrübesinin yanı sıra Arap ülkeleri arası ve kabiller arası iç sorunlarına vakıf olması ve diplomasi birikimi sayesinde de Büyükelçi ve tam yetkili temsilci olması bölgede Moskova’nın hızlı hareket etme açısından da önemlidir.

KAYNAK:

Link : www.kremlin.ru

Link : www.mid.ru

Link : http://www.publication.pravo.gov.ru/Document/View/0001202008140003

MİT DOSYASI : FETÖCÜ MEDYA YİNE MİT’İ HEDEF YAPTI /// İŞTE HABER : AHVAL NEWS : ‘Erdoğan’ın casus ağı’


AHVAL NEWS : ‘Erdoğan’ın casus ağı’

ZDF’in hazırladığı belgesel, MİT’in Almanya’daki örgütlenmesine ilişkin kapsamlı bilgiler sunuyor. Buna göre elçilikler veya konsolosluklarda bulunan gayri resmi istihbarat elemanları, dokunulmazlık zırhına kavuştukları için yürüttükleri faaliyetlerden dolayı, ajan olarak yargılanamıyor.

Gazeteci Susana Santina ve Simone Müller tarafından hazırlanan “Erdoğan’ın hizmetinde” ismini taşıyan ve ZDFzoom programında yayınlanan bir belgesel, MİT’in Almanya’daki faaliyetlerini ele aldı. 4 Haziran Perşembe gecesi Almanya’nın ikinci kanalı ZDF’te yayınlanan belgesel, kanalın internet sitesindeki “Mediathek” bölümünden izlenebiliyor.

LİNK : (https://www.zdf.de/dokumentation/zdfzoom/zdfzoom-im-dienste-erdogans-100.html)

Belgesel, MİT’in çalışma sistemi ve casus ağı ile bunun arka planı ve Alman (güvenlik) makamlarının buna neden göz yumduğunu da ele alıyor.

MİT’e çalışan muhbirler ağırlıklı olarak diplomatlar, diplomasi çalışanları ve Almanya’daki 13 Türk konsolosluğunda kamufle edilmiş çalışanlardır. ”Yasal Temsilcilik” (Almanca: Legalresidenturen) -elçilikler veya konsolosluklarda bulunan gayri resmi istihbarat departmanlarına verilen isim- diplomasinin dokunulmazlıktan yararlanırlar ve ajan olarak faaliyet yürüttükleri için yargılanamazlar.

Almanya’da MİT’in ana çalışanlarının yanı sıra 8 bin MİT ajanı bulunuyor. Weilheim’da yaşayan tanınmış istihbarat uzmanı Erich Schmidt-Eenboom, bunu sayının diğer ülkelere kıyasla “devasa bir sayı” olduğunu belirtiyor.

Schmidt-Eenboom belgeselde Alman iç istihbarat çalışanları ile düzenli olarak bir araya geldiğini belirtirken, binlerce MİT ajanı olduğu görüşünü de destekliyor. Bu durumda Diyanet’e bağlı DİTİB’in 1000’e yakın camisi, merkezi bir rol oynuyor. DİTİB’e çalışan imamlar, Gülen Hareketi’ne bağlı çalışan, üye vb muhalifler hakkında bilgileri konsolosluklara sızdırıyor. Tüm bunlar Alman makamlarının da bilgisi dahilinde. 2017 yılında çok sayıda imama açılan casusluk davasının basına sızmasıyla Türk hükümeti imamları ülke dışına çıkardı ve davalar ancak imamların Türkiye’ye kaçışından sonra açıldı.

MİT’in faaliyetleri için DİTİB camilerinin görevlendirmesi yeni bir bilgi değil; FOCUS dergisi 18 Nisan 1994’teki sayısında Türk istihbaratının o dönem Almanya’daki mevcut 700 camisinde istihbarat çalışmaları yaptığı yazdı. FOCUS’un araştırmalarında şunlar belirtiliyor: “Manevi liderler olarak görülen ve konsoloslukların maaş bağladığı bu imamlar, dört ayda bir Almanya’daki Türk toplumu üzerine ayrıntılı bir rapor yazmakla yükümlü. Söz konusu istihbarat operasyonu, ’Refah’ kod adını taşıyor ve imamlara ‘iç güvenlik meseleleri’ söz konusu olduğunda konsolosluklara derhal bilgilendirilme yapması için talimat veriyor.” FOCUS’un araştırmalarına göre MİT’in Almanya merkezi, o dönem Köln Ehrenfeld’deki DİTİB camisiydi.

MİT’in casusları camilerin yanı sıra seyahat acenteleri ve Almanya’daki Türk bankalarında da bulunuyor. 2014’te Alman polisi Türk ajanları tutukladığından yana bu biliniyor. Erdoğan’ın eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu ile iki ajanın Kürt, Alevi ve Êzîdî aktivistler hakkında bilgi toplama ve casusluk faaliyeti yürütmekle yargılandığı dava, ajanların devlet hazinesine 70 bin euro kefalet ödemesi kararıyla Mayıs 2015’te apar topar kapatıldı.

Ancak dava iddianamesi Almanya’da seyahat acentesinin muhaliflerin seyahat planlarını MİT’e servis ettiği, Türkiye’ye girdiklerinde tutuklandıklarını ortaya koydu. Schmidt-Eenboom de buna dikkat çekerek, “Kamufle edilmiş casuslar bankada aktarılan paraları, seyahat acentelerinde de yolculuk bilgilerini aktarıyor” diyor.

ZDF’ye konuşan eski bir casus, kumar bağımlılığından dolayı borçlu olduğunu, bu nedenle MİT’in ajan faaliyetlerinde yer aldığını itiraf ediyor. İsmini vermeyen istemeyen casus, MİT’in kendisiyle irtibata geçtiğini ve muhalifler hakkında bilgi aktarması karşılığında para teklif ettiğini aktardı. Diğer casuslar ise gönüllü çalışanlardır; maaşlı ajan değil. Belgeselde, “Türk Cumhurbaşkanı’na tapanlar, Almanya’daki vatandaşları hakkında bilgi sızdırıp casusluk yapmayı kendilerine görev sayıyor” deniliyor.

Federal Dışişleri Bakanlığı, seyahat ve güvenlik uyarılarında ülkeye giriş ve çıkış yasağı ile tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya kalmalarının casusluk faaliyetlerle bağlantılı olabileceğini açık bir şekilde belirtiyor. Almanya’dan birilerini ihbar etmek, ücretsiz olan “EGM Mobil” uygulamasıyla bile mümkün. Erdoğan’a muhalif olanlar, Facebook paylaşımlarından dolayı haklarında soruşturma açıldığını, Türkiye’ye gittiklerinde havaalanında gözaltına alınırken öğreniyor. Sadece şanslı olanlar, işlem yapmak için Türk konsolosluklarına gittiklerinde haklarında soruşturma veya yakalama kararı olup olmadığını öğrenebiliyor.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABF) Onursal Başkanı Turgut Öker de Almanya’dan EGM uygulamasıyla şikayet edilen ve bu yüzden hakkında dava açılanlardan biri. Türkiye’de bulunan Öker’e sınır dışı yasağı getirildi. Nordrhein-Westfalen eyaletinde yaşayan casus, ZDF’nin belgeseline konuşarak, Öker’in ‘terörist’ olduğunu; PKK’yi desteklediğini; hatta bir mitingde Türk bayrağını yaktığını iddia ederek, EGM uygulaması üzerinden ihbar ettiğini anlatıyor. Öker’in avukatı Mahmut Erdem ise MİT’e çalışan casusu ajanlık faaliyetlerinden dolayı şikayet ettiğini belirtiyor.

Federal Meclisi Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen de MİT’e casusluk yapmanın bir suç olduğunu kaydediyor. Aslında Ceza Kanunu’nun 99’uncu maddesine göre, Almanya’da yabancı bir ülkenin istihbaratına bilgi sızdırmanın 5 ila 10 yıl arası hapis cezası var. Ancak üst düzey ajanlar diplomasinin dokunulmazlığının koruması altında.
Öte yandan EGM Mobil uygulaması ile ihbar edildiğini ispat etmek de mümkün değil; gizlilik kararı bulunan dava dosyalarından bunu öğrenmek mümkün değil; tabii bu tür soruşturmaların anonim ihbarlarla yapılması da mümkün.

Söz konusu EGM Mobil uygulamasına karşı 2018 baharında açılan inceleme süreci ise bir suç unsuru teşkil etmediği savunularak kapatıldı. Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi, Eylül 2018’de EGM Mobil uygulamasına ilişkin “Bir şikayet, ihbar veya şüphe sonucunda bir başkasını tehlikeye sokar ve siyasi kovuşturulmasına sebep olursa 5 ila 10 yıl hapis veya para cezası ile karşı karşıya gelebilir” uyarısında bulunurken, uygulamanın kullanımının önüne geçilemeyeceğini savundu.

MİT’e bağlı örgütlerden bir tanesi de 2018’de Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklanan “Osmanen Germania” adlı paramiliter örgüt. Belgeselde yurt dışındaki muhalif kişilere yönelik suikast planları da yer alıyor. Kürt devrimci kadınlar Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in 9 Ocak 2013’te katledildiklerine yer veriliyor.

İstihbarat uzmanı Schmidt-Eenboom, bu suikastin arkasında MİT’in olduğunun duruşma başlamadan önce cezaevinde ölen katil Ömer Güney hakkında hazırlanan iddianameden de anlaşıldığından bahsediyor. Belgeselde “Irak Kürdistan Özerk Bölgesinde Kürt özel kuvvetleri tarafından tutuklandığı” belirtilen iki MİT ajanının ifadelerine yer veriliyor. Ancak doğrusu, söz konusu iki MİT yetkilisi, PKK’nin emriyle ele geçirildi. Schmidt-Eenboom, Fırat Haber Haber Ajansı’nın (ANF) yayınladığı MİT ajanlarının ifadelerinin inandırıcı olduğunu söylüyor. Bu argümanını da ajanların komuta hiyerarşisi hakkında verdiği ayrıntılı bilgiye dayandırıyor.

Belgeselde Berlin’de sürgünde yaşayan gazeteci Hayko Bağdat da kendisine suikast hazırlığı yapıldığından bahsediyor. Bremen’de yaşayan KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç’a da suikast hazırlığı yapıldığı ve bu planın arkasında MİT ajanı Mehmet Fatih Sayan’ın olduğu, bu yüzden 2017’de yargılandığı ise belgeselde yok. Schmidt-Eenboom, federal hükümetinin Ankara’ya siyasi cinayetlerin kırmızı çizgileri olduğu, bunun aşılmaması gerektiğini açıkça belirttiği için MİT’in Almanya’da siyasi cinayetlerden kaçındığını söylüyor. Ancak bu MİT’in tek kırmızı çizgisi olmalı.

Aynı zamanda, on yıllardır Alman ve Türk istihbarat teşkilatları arasında çok yakın bir işbirliği söz konusu. Bu temelde cihatçı terör de özellikle son 20 yılda daha önemli hale geldi. Alman makamları, terör örgütü olarak gördüğü Suriye ve Libya’daki El Kaide ve DAİŞ’e yakın milislerin MİT tarafından desteklendiğinin de farkında. Bu da MİT’i daha güçlü bir pozisyona sokuyor. Böylece kontrol altına alabileceği yakınında olan bu örgütlerle, Alman partnerini de tehdit edebiliyor.

Bu nedenle Alman makamlarının, Almanya yasalarına aykırı olan Türk ajan faaliyetlerine karşı harekete geçme gayretleri de düşük. Daha çok ajanlık faaliyetlerine karşı sembolik uyarılarda bulunuyorlar.

Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (iç istihbarat) son raporunda, “Ajanlık ve diğer istihbarat faaliyetleri” bölümünde bu kez MİT’in faaliyetlerine de yer verildi. Oysa genelde Çin, Rus veya İran’ın istihbaratına yer veriliyor.

Türkiye’de “aşırılıkçı ya da terörist” olarak sınıflandırılan parti ve örgütler, Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Marksist-Leninist Komünist Partisi (MLKP), Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C) ve Fethullah Gülen’in hareketi MİT’in odağında.

Almanya’ya kaçan ve resmi makamların koruması altına alınan Gülen Hareketi’nin üyeleri dışında söz konusu örgütler, Federal Hükümet tarafından da aşırı solcu ve ‘terörist’ olarak görülüyor. Bu da; geleneksel, jeostratejik ve ekonomik çıkarların yanı sıra Alman hükümetinin MİT’in Almanya’daki devasa casus ağının sürgünde yaşayan muhalifleri izleme ve sindirmesine göz yummasının bir sebebi olmalı.

THINK THANK KURULUŞLARI DOSYASI /// Arslan BULUT : Örgütlenmiş kaosun hedefleri !!!!!


Arslan BULUT : Örgütlenmiş kaosun hedefleri !!!!!

E-POSTA : arslanbulut

05 Haziran 2020

Kurucuları arasında George Soros, Morton I. Abramowitz ve Stephen Solarz’ın da bulunduğu Uluslararası Kriz Grubu adlı "düşünce" kuruluşu, 25 yıldır ilk defa ABD içinde gelişen bir kaosla ilgili rapor yayınladı.

Raporda özetle, "Geçtiğimiz çeyrek yüzyıl boyunca, Kriz Grubu, dünya çapında çatışma ve krizleri analiz ederken bütün bu olaylar sırasına ‘ne yapılmalı ve ne yapılmamalı’ konularında tecrübeler edinmiştir. Ne yazık ki, Washington’daki şu andaki liderlik, ‘yapılmaması gerekenler’ listesini çok aştı. Trump yönetimi, ABD’nin kendi halkıyla silâhlı çatışma içinde olduğunu veya bazı siyasi fraksiyonların düşman kabul edildiğini düşündüren panik söyleminden vazgeçmeli, suçluları adalete teslim etmeli, reform çağrısı yapan yerel görevlileri ve toplum liderlerini desteklemeli, gelecekteki benzer krizlerden kaçınmak istiyorsa, polis vahşetini ve militarizasyonun yanı sıra yapısal ırk ayırımcılığını da sona erdirmek için adımlar atmalı" ifadeleri kullanıldı.

***

ABD’de gelişen olaylar, bütün dünyayı etkileyecek sonuçlar üretecektir. Bu bakımdan 140 şehirde aynı anda başlatılan ve sadece bu yönüyle bile ciddi bir organizasyon eseri olduğu belli olan eylemlerin arka planındaki gücün asıl hedefini sorgulamak gerekir.

Raporun tümünden, olayları organize eden Antifa örgütüne sahip çıkılmakta olduğu sonucunu çıkarıyorum. Tıpkı İdlib’deki HTŞ örgütüne sahip çıktıkları gibi… "Washington’daki şu andaki liderlik" sözleri ise manidardır. Evet seçim yakın ama bu ifade, Washington’daki liderliğin kısa zaman içinde değişeceği ön kabulüyle kullanılmış…

Dünyadaki turuncu devrimlerin ve "Arap Baharı" organizasyonunun arka planında ABD’nin bulunduğu biliniyor. Yine bu tür girişimlerin, Soros’un "Açık Toplum Enstitüsü" üzerinden finanse edildiğini ve Yugoslavya’yı dağıtmakta kullanılan Otpor örgütlenmesinin bu ülkelerde klonlandığını da artık bilmeyen yok gibidir.

Peki Soros ve örgütleri, ABD Başkanı’nın bile nüfuz edemeyeceği bir gücü mü temsil etmektedir? Öyle ya ABD derin devletinin görünen yüzlerinden bir olan Kriz Grubu, Trump’ın "Terör örgütü" dediği Antifa’ya sahip çıkıyor ve başkanın değişeceğini öngörüyorsa, ABD Başkanı’na karşı örgütlenmiş kaos operasyonu yapılıyor demektir.

Bu, ilk hedeftir…Yeni Dünya Düzeni’ne geçebilmek için karar veren sermaye çevreleri ile işbirliği içindeki ABD derin devleti, işe ABD’den başladı… Bu da Nejat Eslen’in, olayları, "Amerikan baharı" diye nitelendirmesini doğruluyor.

***

Anadolu Ajansı, Antifa hareketi ile ilgili bir haberi öne çıkardı. Habere göre, Türkiye Polis Akademisi, 18-20 Haziran 2019’da İzmir’de yapılan "Yabancı Terörist Savaşçılar – Geri Dönenler" adlı uluslararası toplantıda Antifa konusunda uyarılarda bulunmuş.

Konu ile ilgili Polis Akademisi raporunda, PKK/YPG’nin "Uluslararası Özgürlük Taburu" adı altında yabancı savaşçıları eğittiği, bu yapılanmanın, Batılı antifaşist ve anarşist organizasyonlar tarafından farklı dillerde çevrimiçi olarak desteklenip savunulduğu belirtiliyor…

Yine "Anarşist Mücadele" adlı bir grup daha oluşturulduğu küresel düzeyde anarşist şiddeti tetiklemek amacındaki örgütün sosyal medya destekçilerinin, Batılı ülkelerdeki potansiyel terörist adaylarından oluştuğu bildiriliyor!

Irak ve Suriye’de kullanılan bu tür gruplar, şimdi ABD derin devleti tarafından, ABD içinde sahaya sürülmüş ki Trump, konuyu "savaş" olarak değerlendiriyor ve orduyu sokağa çıkarıyor. Sonucu ordu belirleyecek!

***

Türkiye’de ise herhangi bir direnişe karşı silahlı örgütlerin kurulduğuna dair muhalefetin uyarıları var! Polis Akademisi, bu konuda da bir rapor hazırlayabilir mi acaba?

Bunun dışında "bekçilik sistemi" hakkında, yine muhalefet tarafından, "yeni rejim muhafızları" gibi değerlendirmeler yapılıyor. İktidarın "mülâkatla alırım" hesabı, çarşıya uymayabilir ama…

Kaynak Yeniçağ: Örgütlenmiş kaosun hedefleri! – Arslan BULUT

İSLAM DÜNYASI : Virüs bahane hedef Müslümanlar


Virüs bahane hedef Müslümanlar

Avrupa’da Müslümanlara ve göçmenlere yönelik saldırı ortamı hazırlanıyor…

Avrupa’da Müslümanlara karşı yeni bir tehlike daha ortaya çıktı. Belçika İstihbarat Servisi’nin (VSSE) yayınladığı raporda, Haçlı zihniyete sahip ırkçı grupların, koronavirüsü yayma iftirasıyla suçladıkları Müslüman göçmenlere karşı hızla silahlandığı belirtiliyor. Ayrıca raporda İtalya ve İspanya’da salgının bu kadar yayılma sebebinin Müslümanlar olduğu iddia ediliyor. Haçlı Birliği’nin Müslümanlara karşı kirli bir oyun hazırlığında olduğu istihbarat raporlarıyla gözler önüne seriliyor.

Avrupa’da Müslümanlara ve göçmenlere yönelik saldırı ortamı hazırlanıyor. Avrupa Birliği’nin başkenti olarak bilinen Belçika’nın İstihbarat Servisi (VSSE) geçtiğimiz haftalarda “Covid-19’un Arkasındaki Gizli Tehlike” adlı 2020 yılı analiz raporunu yayımladı. Raporda, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar ve göçmenlere karşı saldırıların artacağı belirtiliyor. Ayrıca bu gruplar koronavirüsün yayılmasından Müslümanları sorumlu tutuyor. Her fırsatta Müslümanlara ve İslâm dinine saldırmaya teşebbüs eden Haçlı Birliği, bu kez koronavirüsü bahane ederek Müslümanlara karşı tehdit oluşturuyor. Avrupa, içi çürümüş raporlar yayımlayarak batıl fikriyatını meşru göstermeye çalışıyor. Bu amaçla daha da ileri gidilerek, koronavirüsün göçmen Müslümanlar tarafından Avrupa’nın çeşitli ülkelerine yayıldığı oyunu sahneye sürülüyor.

“GÖÇMENLER VE MÜSLÜMANLAR KORONADAN DAHA TEHLİKELİ!”

Belçika İstihbarat Servisi’nin (VSSE) resmi sitesinde yayımlanan“Covid-19’un Arkasındaki Gizli Tehlike” 2020 yılı raporunda korona salgının sonuçlarından çok, Avrupa’da yaşayan ve göç etmek zorunda kalan Müslümanların hedef alındığı ortaya çıkıyor. Skandal raporda şu ifadeler dikkat çekiyor.

“Son haftalarda, istihbarat servisinde aşırılık yanlısı çeşitli grupların ön planda olduğu saptanmıştır. Covid-19 krizi aşırı grupları birbirlerine karşı örgütlenmeye taşımıştır. Bu tür gruplaşmalar, Belçika hükümetini zayıflatmayı amaçlamaktadır. Bunun bir örneği, aşırı sağ Hıristiyan gruplar ve Müslümanların oluşturduğu bir takım önde gelen gruplardır. Ayrıca Avrupalı ırkçı gruplar, koronavirüsten daha tehlikeli olarak göçmenler ve Müslümanları görmektedir. Birçok kişi Avrupa ülkelerinde göçmenleri virüsün yayıcıları olarak görüyor. Belçika ve Avrupa’nın birçok ülkesinde göçmen Müslümanlar, İslâm’ı yayarak Avrupa’yı etkisi altına alıyor. Avrupa’da aşırı gruplar, sosyal medya yoluyla göç hareketliliğinin tehlikesine yönelik, Avrupa’nın İslâmlaşması ve küreselleşmesi için karşı harekete geçiyor.”

ANARŞİSTLER, MÜSLÜMANLARA KARŞI SİLAHLANIYOR

Avrupalıların talan ettikleri ülkelerinden kaçarak iyi bir yaşam umuduyla Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan Müslümanları hedef alan istihbarat raporunun devamında ise şu ifadelere yer verilmiş:

“Avrupa’nın İslâmlaşması ve küreselleşmesi hızla yayılıyor. Bu yönünde koronavirüs salgınının yayılması da göçmen Müslümanlar ile ilişkilendiriliyor. Bu yöndeki göçmenlerin bir kısmında Avrupa Birliği karşıtlığı görülürken, Rus yanlısı söylemlere de yer veriliyor. Özellikle 23 Mart 2020’den sonrası izlenen bazı grup profilleri, Rusya’nın propagandasını yaymak için kullanılıyor. Çoğunlukla bu tür sosyal medya paylaşımları Belçika’da bulunan yerel ırkçı grupları aşırı rahatsız ediyor. Brüksel’deki anarşist toplulukların bir kısmı, korona krizinin baş göstermesinden sonra ortaya çıktı. Bunlara bir örnek ise solcu anarşist web sitesi Indymedia Bruxsel’di. Bu yayın organı Avrupa’da kargaşa ortamı oluşturmak amaçlı bir çağrı başlattı. Indymedia’ya göre, Avrupa’ya yönelik kaos ortamına geçmenin tam vakti olarak çağrıları sürüyor. Öte yandan, bir teoriye göre laboratuarlarda üretilen virüsler, göçmen Müslümanlar tarafından İtalya ve İspanya’ya taşındığı belirtiliyor.”

RUSYA, AVRUPA’YI KAOSA SÜRÜKLEMEKLE SUÇLANIYOR

Avrupa’da aşırı sağcıların ve anarşist grupların, Müslümanlara ve göçmenlere karşı saldırılar planladığını anlatan raporda, “Rusya’nın Avrupa’ya yönelik sosyal medyada uyguladığı siber saldırılar kaos ortamına zemin hazırlıyor. Salgının Avrupa’da ileri derecede patlak vermesi durumunda Rusya Avrupa’yı hedef alıyor. Rusya salgınla birlikte ekonomik anlamda iş gücünü zayıflatmak için, siber saldırılar düzenliyor.” ifadeleri yer alıyor.

Öte yandan Avrupa ülkelerinin sosyo, ekonomik durumunun çöküşte olduğu ifade edilirken, yayımlanan rapora göre aşırı grupların hızla silahlanmaya gittiği belirtiliyor.

KOMPLO TEORİLERİ /// Arslan BULUT : Salgın projesinin hedefi netleşiyor !!!


Arslan BULUT : Salgın projesinin hedefi netleşiyor !!!

E-POSTA : arslanbulut

05 Mayıs 2020

Sosyal medyada, yazılarımı takip eden Mete Musa, "Bu pandeminin hedefinin aşılama için vücudumuza dokunma izin ve hakkı elde etme olduğu artık netleşti." diye mesaj gönderdi ve şunları belirtti:

"5G ve devamında gelecek olan teknolojilerin de artık ‘cyborg’laşacak (yarı robotlaşmış) yeni nesil insanların organik bağını sağlayacağı anlaşıldı. Yani insanlar, merkezi yapay zekâya uygun aparatlar haline getirilecek.

Burada soru şu: Biz bu geleceğe davetli miyiz? Değil isek; paganik ritüellerle, tarife uygun şekilde hayvanlar gibi hastalık, salgın, kıtlık ve savaş bıçaklarına kurban edilip elenecek miyiz?

Muhtemelen iklim düzenlemeyle, atmosferde güneşi örterek özel kurulmuş gelecek şehir devletlerinin dışında, direnme ihtimali olabilecek ülkeleri veya bölgeleri karanlığa gömme fikirleri de olduğu anlaşılıyor.

Neo feodalizm… Kale şehirler… Dışarıda kalanlar, tüm dünyada, sistemlere, hükümetlere isyancı kabul edilenler… Bugünkü devletler de plânı kabul etmiş duruyor…"

***

Bu tür değerlendirmelerden sonra bana sorulan soru ise şu:

– Türkiye, bu projeye devlet olarak direnecek mi?

Öncelikle belirteyim ki, şu anda bilim kurulunda görev yapan akademisyenlerden biri, alenen, Bill Gates’in ürettireceği moleküler aşıların propagandasını yapıyor!

Bu, ne demektir? Devlet, çocuk değil ki kandırılsın?

Peki ya salgın bahanesiyle, Atatürk Havaalanı pistlerinin yok edilmesi ne demektir?

Salgından birkaç yıl önce, Türkiye’nin aşı üretme kapasitesine sahip Hıfzısıhha Enstitüsü’nü kapatmak ne demek?

Salgından önce, buğday, pamuk ve pancar ekim alanlarını sınırlamak, ekmeyen, üretmeyen çiftçiye para vermek, şeker fabrikalarını satmak ve kapattırmak ne demek oluyor? Fındık bile neden İtalyan firmasına terk edildi?

Türkiye’de siyasi iktidarlar, uzun zamandan beri neden Türk kimliği ve Atatürk ile hesaplaşıyor?

Bu kadrolar, küresel salgınla korkutulan insanların, aşı diye tanıtılacak moleküler vericileri istemesine karşı onları uyarır mı yoksa projenin yanında mı yer alır?

***

Türkiye’nin direnmeyeceğini gösteren bir haber daha var. 6 Ocak 2020 günü, Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlenen törenle, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Etki Hızlandırıcı Vakfı kuruluş senedi imzalandı.

Vakfın saha çalışmaları Bangladeş ve Uganda’da yapılacak! Modern tuvalet kurmak projesi olduğu da açıklandı! Türkiye programın ikinci fazı için 1 milyon dolar finansman sağladı. Projenin ortakları BM Kalkınma Programı (UNDP), Dünya Gıda Programı (WFP), Bill ve Melinda Gates Vakfı, Katar Kalkınma Fonu, Limak, Eczacıbaşı, Özaltın ve IC Holdingleri… Bill Gates tuvalet mi yapacak yani? Yoksa kümes tilkiye mi emanet ediliyor?

***

Teksas- Houston’dan yazan Atlas Şirketler Grubu Başkanı Yunus Doğan ise "ABD’de bir milyonun üzerinde vaka ve 60 binin üzerinde ölü olduğu bildiriliyor ama hükümet normalleşmeye karar verdiğini açıkladı. Aşı mı bulundu? Hayır! Tedavi mi bulundu? Hayır! Korona bulaşıcı olmaktan vaz mı geçti? Hayır! Ne oldu da normalleşmeye geçiliyor?" diye soruyor.

Cevabı şöyle:

"Yoksa 3. Dünya ülkeleri yeteri kadar batırıldı mı?

100 milyar doların üzerinde değeri olan pek çok şirketin hisseleri yeteri kadar el değiştirdi mi?

Amerikan borsasında işlem gören hisselerdeki trilyon dolarlık Arap ve Çin yatırımlarının buharlaşması tamamlandı mı?

Sadece Boing’de 750 milyar Dolar buhar oldu. Bunun yüzde 35’i Çin yatırımı idi. Arapların başka şirketlerdeki hisselerini düşünün. Türkiye gibi zaten hazinesi boş ülkeleri, eksiye düşürme çabasını da buna ekleyin. Mesele sadece aşı ve ilaçtan elde edilecek kârlar değil…"

Kaynak Yeniçağ: Salgın projesinin hedefi netleşiyor! – Arslan BULUT

SAĞLIK DOSYASI /// TALHA AYTEKİN : Korona Virüsü’nün Hedef Tahtası


TALHA AYTEKİN : Korona Virüsü’nün Hedef Tahtası

Bir önceki Korona Virüsü makalem de Korona Virüsü’nün dünya hegemonya savaşında nasıl kullanıldığına dikkat çekmiştim. Bugün ise Korona’nın hedef tahtasını dikkatle inceleyip toplum üzerindeki etkisine değinmemiz gerektiğine inanıyorum.

Bu bağlamda Korona Virüsü’nün yayılma hızı ve etki alanın sınır tanımayıp kendisini ‘dokunulmaz’ adleden kişilere kadar ulaşıyor olmasının oldukça dikkat çekici olduğunu gözlemliyorum. Çin’den başlayıp İran’a sıçrayan daha sonra İtalya üzerinden Avrupa’ya sıçrayan virüs engellenemez bir hızla Amerika Kıtası’nı da kontrolü altına almaya başladı.

Korona’nın Türk Devletlerindeki etkisinin minimum olması ise bizleri sevindiren bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Umarız böyle devam eder. Ülkemizde de şuana kadar aynı aileden olduğu açıklanan 5 vaka tespit edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Korona Virüsü’yle ilgili almış olduğu önlemler ve konuya duyalan özel ilgi de taktire şayandır. Devletimize ve hükümete teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Konumuza dönecek olursak, bizler daha önce de defalarca kez çeşitli virüslerin ortaya çıktığına şahit olduk. Bazı virüsler Korona’dan daha ölümcül de oldular. Ancak hiçbir virüs Korona gibi hızlı haraket edip elit isimleri hedef almamıştı. Afrika’nın seyrekleştirilmesi ve çeşitli deneyler için üretilen bir çok virüs görevini tamamladıktan sonra ortadan kaybolmuştu. Büyük ihtimal Korona’da görevini tamamladıktan sonra unutulup gidecektir. Peki, Korona’nın görevi nedir?

Bazı teorisyenler Korona Virüsü’nü "İnsan nufüsunu azaltma projesi" olarak değerlendirmişti. Bu değerlendirmeye katılmamakla birlikte Korona’nın toplum tarafından dokunulmaz adledilen bir çok siyasi ve elit insanı temizleme operasyonuna dönüşme ihtimalinin olduğunu gözlemliyorum.

Korona Virüsü’nün küreselleşme sürecine etkisi ve devletler arasındaki çekişmede nasıl kullanıldığına değinmiştik. Korona’nın dikkat çeken en önemli özelliklerinden bir tanesi de sanatçı, bürokrat, siyasi ve futbolculara kadar sirayet etmesidir. Korona’ya bu perspektiften baktığımızda Korona’nın görevinin, ‘hedeflenen ve eskiyen bir çok siyasi ve elit kişinin ortadan kaybolmasını sağlayıp yeni bir dünya düzeni için yeni yüzler mi’ getirmesi amaçlanmaktadır? sorusu aklımızı kurcalamaya başlamıştır.

Korona aynı zamanda bir çok doğal ve suni afetten (virüs) zarar görmeyeceği genel kabul gören siyasi elitlerin dokunulmaz olmadığını da toplum nezdinde ortaya koymuştur. Devletlerin Korona Virüsü karşisındaki kabulü ve çaresizliği de ayrıca tartışılması gereken bir husustur. Ne hazindir ki, etrafında onlarca özel görevlisi bulunan siyasetçilerin Korona Virüsü karşısında bu kadar savunmasız kalmaları da dikkatimizi yönlendirmemizi gerektiren bir diğer husustur. Korona Virusü geldiği aşamada kafamıza onlarca soru oluşmasını sağlamıştır. Bu soruların cevabını da yaşanan sürecin sonunda alacağımız aşikardir.

Bir el hem devletlere hem de küresel sermaye sahiplerine ikazda mı bulunmaktadır?

Son yıllarda dünya genelinde yaşanan olaylar Firavun’un Sarayı’ndaki zulmü aratır hale gelmiştir. Bir kaç adım geri çekilip dünyayı ve Firavun’un Sarayını karşılaştırdığımızda aynı kaderini yaşamaya başladıklarını görüyoruz.

Aklımızı kurcalayan bu soruların cevabı için makalelerimiz devam edecek.

Kaynak: Korona Virüsü’nün Hedef Tahtası