MİT DOSYASI : FETÖCÜ MEDYA YİNE MİT’İ HEDEF YAPTI /// İŞTE HABER : AHVAL NEWS : ‘Erdoğan’ın casus ağı’


AHVAL NEWS : ‘Erdoğan’ın casus ağı’

ZDF’in hazırladığı belgesel, MİT’in Almanya’daki örgütlenmesine ilişkin kapsamlı bilgiler sunuyor. Buna göre elçilikler veya konsolosluklarda bulunan gayri resmi istihbarat elemanları, dokunulmazlık zırhına kavuştukları için yürüttükleri faaliyetlerden dolayı, ajan olarak yargılanamıyor.

Gazeteci Susana Santina ve Simone Müller tarafından hazırlanan “Erdoğan’ın hizmetinde” ismini taşıyan ve ZDFzoom programında yayınlanan bir belgesel, MİT’in Almanya’daki faaliyetlerini ele aldı. 4 Haziran Perşembe gecesi Almanya’nın ikinci kanalı ZDF’te yayınlanan belgesel, kanalın internet sitesindeki “Mediathek” bölümünden izlenebiliyor.

LİNK : (https://www.zdf.de/dokumentation/zdfzoom/zdfzoom-im-dienste-erdogans-100.html)

Belgesel, MİT’in çalışma sistemi ve casus ağı ile bunun arka planı ve Alman (güvenlik) makamlarının buna neden göz yumduğunu da ele alıyor.

MİT’e çalışan muhbirler ağırlıklı olarak diplomatlar, diplomasi çalışanları ve Almanya’daki 13 Türk konsolosluğunda kamufle edilmiş çalışanlardır. ”Yasal Temsilcilik” (Almanca: Legalresidenturen) -elçilikler veya konsolosluklarda bulunan gayri resmi istihbarat departmanlarına verilen isim- diplomasinin dokunulmazlıktan yararlanırlar ve ajan olarak faaliyet yürüttükleri için yargılanamazlar.

Almanya’da MİT’in ana çalışanlarının yanı sıra 8 bin MİT ajanı bulunuyor. Weilheim’da yaşayan tanınmış istihbarat uzmanı Erich Schmidt-Eenboom, bunu sayının diğer ülkelere kıyasla “devasa bir sayı” olduğunu belirtiyor.

Schmidt-Eenboom belgeselde Alman iç istihbarat çalışanları ile düzenli olarak bir araya geldiğini belirtirken, binlerce MİT ajanı olduğu görüşünü de destekliyor. Bu durumda Diyanet’e bağlı DİTİB’in 1000’e yakın camisi, merkezi bir rol oynuyor. DİTİB’e çalışan imamlar, Gülen Hareketi’ne bağlı çalışan, üye vb muhalifler hakkında bilgileri konsolosluklara sızdırıyor. Tüm bunlar Alman makamlarının da bilgisi dahilinde. 2017 yılında çok sayıda imama açılan casusluk davasının basına sızmasıyla Türk hükümeti imamları ülke dışına çıkardı ve davalar ancak imamların Türkiye’ye kaçışından sonra açıldı.

MİT’in faaliyetleri için DİTİB camilerinin görevlendirmesi yeni bir bilgi değil; FOCUS dergisi 18 Nisan 1994’teki sayısında Türk istihbaratının o dönem Almanya’daki mevcut 700 camisinde istihbarat çalışmaları yaptığı yazdı. FOCUS’un araştırmalarında şunlar belirtiliyor: “Manevi liderler olarak görülen ve konsoloslukların maaş bağladığı bu imamlar, dört ayda bir Almanya’daki Türk toplumu üzerine ayrıntılı bir rapor yazmakla yükümlü. Söz konusu istihbarat operasyonu, ’Refah’ kod adını taşıyor ve imamlara ‘iç güvenlik meseleleri’ söz konusu olduğunda konsolosluklara derhal bilgilendirilme yapması için talimat veriyor.” FOCUS’un araştırmalarına göre MİT’in Almanya merkezi, o dönem Köln Ehrenfeld’deki DİTİB camisiydi.

MİT’in casusları camilerin yanı sıra seyahat acenteleri ve Almanya’daki Türk bankalarında da bulunuyor. 2014’te Alman polisi Türk ajanları tutukladığından yana bu biliniyor. Erdoğan’ın eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu ile iki ajanın Kürt, Alevi ve Êzîdî aktivistler hakkında bilgi toplama ve casusluk faaliyeti yürütmekle yargılandığı dava, ajanların devlet hazinesine 70 bin euro kefalet ödemesi kararıyla Mayıs 2015’te apar topar kapatıldı.

Ancak dava iddianamesi Almanya’da seyahat acentesinin muhaliflerin seyahat planlarını MİT’e servis ettiği, Türkiye’ye girdiklerinde tutuklandıklarını ortaya koydu. Schmidt-Eenboom de buna dikkat çekerek, “Kamufle edilmiş casuslar bankada aktarılan paraları, seyahat acentelerinde de yolculuk bilgilerini aktarıyor” diyor.

ZDF’ye konuşan eski bir casus, kumar bağımlılığından dolayı borçlu olduğunu, bu nedenle MİT’in ajan faaliyetlerinde yer aldığını itiraf ediyor. İsmini vermeyen istemeyen casus, MİT’in kendisiyle irtibata geçtiğini ve muhalifler hakkında bilgi aktarması karşılığında para teklif ettiğini aktardı. Diğer casuslar ise gönüllü çalışanlardır; maaşlı ajan değil. Belgeselde, “Türk Cumhurbaşkanı’na tapanlar, Almanya’daki vatandaşları hakkında bilgi sızdırıp casusluk yapmayı kendilerine görev sayıyor” deniliyor.

Federal Dışişleri Bakanlığı, seyahat ve güvenlik uyarılarında ülkeye giriş ve çıkış yasağı ile tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya kalmalarının casusluk faaliyetlerle bağlantılı olabileceğini açık bir şekilde belirtiyor. Almanya’dan birilerini ihbar etmek, ücretsiz olan “EGM Mobil” uygulamasıyla bile mümkün. Erdoğan’a muhalif olanlar, Facebook paylaşımlarından dolayı haklarında soruşturma açıldığını, Türkiye’ye gittiklerinde havaalanında gözaltına alınırken öğreniyor. Sadece şanslı olanlar, işlem yapmak için Türk konsolosluklarına gittiklerinde haklarında soruşturma veya yakalama kararı olup olmadığını öğrenebiliyor.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABF) Onursal Başkanı Turgut Öker de Almanya’dan EGM uygulamasıyla şikayet edilen ve bu yüzden hakkında dava açılanlardan biri. Türkiye’de bulunan Öker’e sınır dışı yasağı getirildi. Nordrhein-Westfalen eyaletinde yaşayan casus, ZDF’nin belgeseline konuşarak, Öker’in ‘terörist’ olduğunu; PKK’yi desteklediğini; hatta bir mitingde Türk bayrağını yaktığını iddia ederek, EGM uygulaması üzerinden ihbar ettiğini anlatıyor. Öker’in avukatı Mahmut Erdem ise MİT’e çalışan casusu ajanlık faaliyetlerinden dolayı şikayet ettiğini belirtiyor.

Federal Meclisi Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen de MİT’e casusluk yapmanın bir suç olduğunu kaydediyor. Aslında Ceza Kanunu’nun 99’uncu maddesine göre, Almanya’da yabancı bir ülkenin istihbaratına bilgi sızdırmanın 5 ila 10 yıl arası hapis cezası var. Ancak üst düzey ajanlar diplomasinin dokunulmazlığının koruması altında.
Öte yandan EGM Mobil uygulaması ile ihbar edildiğini ispat etmek de mümkün değil; gizlilik kararı bulunan dava dosyalarından bunu öğrenmek mümkün değil; tabii bu tür soruşturmaların anonim ihbarlarla yapılması da mümkün.

Söz konusu EGM Mobil uygulamasına karşı 2018 baharında açılan inceleme süreci ise bir suç unsuru teşkil etmediği savunularak kapatıldı. Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi, Eylül 2018’de EGM Mobil uygulamasına ilişkin “Bir şikayet, ihbar veya şüphe sonucunda bir başkasını tehlikeye sokar ve siyasi kovuşturulmasına sebep olursa 5 ila 10 yıl hapis veya para cezası ile karşı karşıya gelebilir” uyarısında bulunurken, uygulamanın kullanımının önüne geçilemeyeceğini savundu.

MİT’e bağlı örgütlerden bir tanesi de 2018’de Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklanan “Osmanen Germania” adlı paramiliter örgüt. Belgeselde yurt dışındaki muhalif kişilere yönelik suikast planları da yer alıyor. Kürt devrimci kadınlar Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in 9 Ocak 2013’te katledildiklerine yer veriliyor.

İstihbarat uzmanı Schmidt-Eenboom, bu suikastin arkasında MİT’in olduğunun duruşma başlamadan önce cezaevinde ölen katil Ömer Güney hakkında hazırlanan iddianameden de anlaşıldığından bahsediyor. Belgeselde “Irak Kürdistan Özerk Bölgesinde Kürt özel kuvvetleri tarafından tutuklandığı” belirtilen iki MİT ajanının ifadelerine yer veriliyor. Ancak doğrusu, söz konusu iki MİT yetkilisi, PKK’nin emriyle ele geçirildi. Schmidt-Eenboom, Fırat Haber Haber Ajansı’nın (ANF) yayınladığı MİT ajanlarının ifadelerinin inandırıcı olduğunu söylüyor. Bu argümanını da ajanların komuta hiyerarşisi hakkında verdiği ayrıntılı bilgiye dayandırıyor.

Belgeselde Berlin’de sürgünde yaşayan gazeteci Hayko Bağdat da kendisine suikast hazırlığı yapıldığından bahsediyor. Bremen’de yaşayan KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç’a da suikast hazırlığı yapıldığı ve bu planın arkasında MİT ajanı Mehmet Fatih Sayan’ın olduğu, bu yüzden 2017’de yargılandığı ise belgeselde yok. Schmidt-Eenboom, federal hükümetinin Ankara’ya siyasi cinayetlerin kırmızı çizgileri olduğu, bunun aşılmaması gerektiğini açıkça belirttiği için MİT’in Almanya’da siyasi cinayetlerden kaçındığını söylüyor. Ancak bu MİT’in tek kırmızı çizgisi olmalı.

Aynı zamanda, on yıllardır Alman ve Türk istihbarat teşkilatları arasında çok yakın bir işbirliği söz konusu. Bu temelde cihatçı terör de özellikle son 20 yılda daha önemli hale geldi. Alman makamları, terör örgütü olarak gördüğü Suriye ve Libya’daki El Kaide ve DAİŞ’e yakın milislerin MİT tarafından desteklendiğinin de farkında. Bu da MİT’i daha güçlü bir pozisyona sokuyor. Böylece kontrol altına alabileceği yakınında olan bu örgütlerle, Alman partnerini de tehdit edebiliyor.

Bu nedenle Alman makamlarının, Almanya yasalarına aykırı olan Türk ajan faaliyetlerine karşı harekete geçme gayretleri de düşük. Daha çok ajanlık faaliyetlerine karşı sembolik uyarılarda bulunuyorlar.

Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (iç istihbarat) son raporunda, “Ajanlık ve diğer istihbarat faaliyetleri” bölümünde bu kez MİT’in faaliyetlerine de yer verildi. Oysa genelde Çin, Rus veya İran’ın istihbaratına yer veriliyor.

Türkiye’de “aşırılıkçı ya da terörist” olarak sınıflandırılan parti ve örgütler, Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Marksist-Leninist Komünist Partisi (MLKP), Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C) ve Fethullah Gülen’in hareketi MİT’in odağında.

Almanya’ya kaçan ve resmi makamların koruması altına alınan Gülen Hareketi’nin üyeleri dışında söz konusu örgütler, Federal Hükümet tarafından da aşırı solcu ve ‘terörist’ olarak görülüyor. Bu da; geleneksel, jeostratejik ve ekonomik çıkarların yanı sıra Alman hükümetinin MİT’in Almanya’daki devasa casus ağının sürgünde yaşayan muhalifleri izleme ve sindirmesine göz yummasının bir sebebi olmalı.

THINK THANK KURULUŞLARI DOSYASI /// Arslan BULUT : Örgütlenmiş kaosun hedefleri !!!!!


Arslan BULUT : Örgütlenmiş kaosun hedefleri !!!!!

E-POSTA : arslanbulut

05 Haziran 2020

Kurucuları arasında George Soros, Morton I. Abramowitz ve Stephen Solarz’ın da bulunduğu Uluslararası Kriz Grubu adlı "düşünce" kuruluşu, 25 yıldır ilk defa ABD içinde gelişen bir kaosla ilgili rapor yayınladı.

Raporda özetle, "Geçtiğimiz çeyrek yüzyıl boyunca, Kriz Grubu, dünya çapında çatışma ve krizleri analiz ederken bütün bu olaylar sırasına ‘ne yapılmalı ve ne yapılmamalı’ konularında tecrübeler edinmiştir. Ne yazık ki, Washington’daki şu andaki liderlik, ‘yapılmaması gerekenler’ listesini çok aştı. Trump yönetimi, ABD’nin kendi halkıyla silâhlı çatışma içinde olduğunu veya bazı siyasi fraksiyonların düşman kabul edildiğini düşündüren panik söyleminden vazgeçmeli, suçluları adalete teslim etmeli, reform çağrısı yapan yerel görevlileri ve toplum liderlerini desteklemeli, gelecekteki benzer krizlerden kaçınmak istiyorsa, polis vahşetini ve militarizasyonun yanı sıra yapısal ırk ayırımcılığını da sona erdirmek için adımlar atmalı" ifadeleri kullanıldı.

***

ABD’de gelişen olaylar, bütün dünyayı etkileyecek sonuçlar üretecektir. Bu bakımdan 140 şehirde aynı anda başlatılan ve sadece bu yönüyle bile ciddi bir organizasyon eseri olduğu belli olan eylemlerin arka planındaki gücün asıl hedefini sorgulamak gerekir.

Raporun tümünden, olayları organize eden Antifa örgütüne sahip çıkılmakta olduğu sonucunu çıkarıyorum. Tıpkı İdlib’deki HTŞ örgütüne sahip çıktıkları gibi… "Washington’daki şu andaki liderlik" sözleri ise manidardır. Evet seçim yakın ama bu ifade, Washington’daki liderliğin kısa zaman içinde değişeceği ön kabulüyle kullanılmış…

Dünyadaki turuncu devrimlerin ve "Arap Baharı" organizasyonunun arka planında ABD’nin bulunduğu biliniyor. Yine bu tür girişimlerin, Soros’un "Açık Toplum Enstitüsü" üzerinden finanse edildiğini ve Yugoslavya’yı dağıtmakta kullanılan Otpor örgütlenmesinin bu ülkelerde klonlandığını da artık bilmeyen yok gibidir.

Peki Soros ve örgütleri, ABD Başkanı’nın bile nüfuz edemeyeceği bir gücü mü temsil etmektedir? Öyle ya ABD derin devletinin görünen yüzlerinden bir olan Kriz Grubu, Trump’ın "Terör örgütü" dediği Antifa’ya sahip çıkıyor ve başkanın değişeceğini öngörüyorsa, ABD Başkanı’na karşı örgütlenmiş kaos operasyonu yapılıyor demektir.

Bu, ilk hedeftir…Yeni Dünya Düzeni’ne geçebilmek için karar veren sermaye çevreleri ile işbirliği içindeki ABD derin devleti, işe ABD’den başladı… Bu da Nejat Eslen’in, olayları, "Amerikan baharı" diye nitelendirmesini doğruluyor.

***

Anadolu Ajansı, Antifa hareketi ile ilgili bir haberi öne çıkardı. Habere göre, Türkiye Polis Akademisi, 18-20 Haziran 2019’da İzmir’de yapılan "Yabancı Terörist Savaşçılar – Geri Dönenler" adlı uluslararası toplantıda Antifa konusunda uyarılarda bulunmuş.

Konu ile ilgili Polis Akademisi raporunda, PKK/YPG’nin "Uluslararası Özgürlük Taburu" adı altında yabancı savaşçıları eğittiği, bu yapılanmanın, Batılı antifaşist ve anarşist organizasyonlar tarafından farklı dillerde çevrimiçi olarak desteklenip savunulduğu belirtiliyor…

Yine "Anarşist Mücadele" adlı bir grup daha oluşturulduğu küresel düzeyde anarşist şiddeti tetiklemek amacındaki örgütün sosyal medya destekçilerinin, Batılı ülkelerdeki potansiyel terörist adaylarından oluştuğu bildiriliyor!

Irak ve Suriye’de kullanılan bu tür gruplar, şimdi ABD derin devleti tarafından, ABD içinde sahaya sürülmüş ki Trump, konuyu "savaş" olarak değerlendiriyor ve orduyu sokağa çıkarıyor. Sonucu ordu belirleyecek!

***

Türkiye’de ise herhangi bir direnişe karşı silahlı örgütlerin kurulduğuna dair muhalefetin uyarıları var! Polis Akademisi, bu konuda da bir rapor hazırlayabilir mi acaba?

Bunun dışında "bekçilik sistemi" hakkında, yine muhalefet tarafından, "yeni rejim muhafızları" gibi değerlendirmeler yapılıyor. İktidarın "mülâkatla alırım" hesabı, çarşıya uymayabilir ama…

Kaynak Yeniçağ: Örgütlenmiş kaosun hedefleri! – Arslan BULUT

İSLAM DÜNYASI : Virüs bahane hedef Müslümanlar


Virüs bahane hedef Müslümanlar

Avrupa’da Müslümanlara ve göçmenlere yönelik saldırı ortamı hazırlanıyor…

Avrupa’da Müslümanlara karşı yeni bir tehlike daha ortaya çıktı. Belçika İstihbarat Servisi’nin (VSSE) yayınladığı raporda, Haçlı zihniyete sahip ırkçı grupların, koronavirüsü yayma iftirasıyla suçladıkları Müslüman göçmenlere karşı hızla silahlandığı belirtiliyor. Ayrıca raporda İtalya ve İspanya’da salgının bu kadar yayılma sebebinin Müslümanlar olduğu iddia ediliyor. Haçlı Birliği’nin Müslümanlara karşı kirli bir oyun hazırlığında olduğu istihbarat raporlarıyla gözler önüne seriliyor.

Avrupa’da Müslümanlara ve göçmenlere yönelik saldırı ortamı hazırlanıyor. Avrupa Birliği’nin başkenti olarak bilinen Belçika’nın İstihbarat Servisi (VSSE) geçtiğimiz haftalarda “Covid-19’un Arkasındaki Gizli Tehlike” adlı 2020 yılı analiz raporunu yayımladı. Raporda, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar ve göçmenlere karşı saldırıların artacağı belirtiliyor. Ayrıca bu gruplar koronavirüsün yayılmasından Müslümanları sorumlu tutuyor. Her fırsatta Müslümanlara ve İslâm dinine saldırmaya teşebbüs eden Haçlı Birliği, bu kez koronavirüsü bahane ederek Müslümanlara karşı tehdit oluşturuyor. Avrupa, içi çürümüş raporlar yayımlayarak batıl fikriyatını meşru göstermeye çalışıyor. Bu amaçla daha da ileri gidilerek, koronavirüsün göçmen Müslümanlar tarafından Avrupa’nın çeşitli ülkelerine yayıldığı oyunu sahneye sürülüyor.

“GÖÇMENLER VE MÜSLÜMANLAR KORONADAN DAHA TEHLİKELİ!”

Belçika İstihbarat Servisi’nin (VSSE) resmi sitesinde yayımlanan“Covid-19’un Arkasındaki Gizli Tehlike” 2020 yılı raporunda korona salgının sonuçlarından çok, Avrupa’da yaşayan ve göç etmek zorunda kalan Müslümanların hedef alındığı ortaya çıkıyor. Skandal raporda şu ifadeler dikkat çekiyor.

“Son haftalarda, istihbarat servisinde aşırılık yanlısı çeşitli grupların ön planda olduğu saptanmıştır. Covid-19 krizi aşırı grupları birbirlerine karşı örgütlenmeye taşımıştır. Bu tür gruplaşmalar, Belçika hükümetini zayıflatmayı amaçlamaktadır. Bunun bir örneği, aşırı sağ Hıristiyan gruplar ve Müslümanların oluşturduğu bir takım önde gelen gruplardır. Ayrıca Avrupalı ırkçı gruplar, koronavirüsten daha tehlikeli olarak göçmenler ve Müslümanları görmektedir. Birçok kişi Avrupa ülkelerinde göçmenleri virüsün yayıcıları olarak görüyor. Belçika ve Avrupa’nın birçok ülkesinde göçmen Müslümanlar, İslâm’ı yayarak Avrupa’yı etkisi altına alıyor. Avrupa’da aşırı gruplar, sosyal medya yoluyla göç hareketliliğinin tehlikesine yönelik, Avrupa’nın İslâmlaşması ve küreselleşmesi için karşı harekete geçiyor.”

ANARŞİSTLER, MÜSLÜMANLARA KARŞI SİLAHLANIYOR

Avrupalıların talan ettikleri ülkelerinden kaçarak iyi bir yaşam umuduyla Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan Müslümanları hedef alan istihbarat raporunun devamında ise şu ifadelere yer verilmiş:

“Avrupa’nın İslâmlaşması ve küreselleşmesi hızla yayılıyor. Bu yönünde koronavirüs salgınının yayılması da göçmen Müslümanlar ile ilişkilendiriliyor. Bu yöndeki göçmenlerin bir kısmında Avrupa Birliği karşıtlığı görülürken, Rus yanlısı söylemlere de yer veriliyor. Özellikle 23 Mart 2020’den sonrası izlenen bazı grup profilleri, Rusya’nın propagandasını yaymak için kullanılıyor. Çoğunlukla bu tür sosyal medya paylaşımları Belçika’da bulunan yerel ırkçı grupları aşırı rahatsız ediyor. Brüksel’deki anarşist toplulukların bir kısmı, korona krizinin baş göstermesinden sonra ortaya çıktı. Bunlara bir örnek ise solcu anarşist web sitesi Indymedia Bruxsel’di. Bu yayın organı Avrupa’da kargaşa ortamı oluşturmak amaçlı bir çağrı başlattı. Indymedia’ya göre, Avrupa’ya yönelik kaos ortamına geçmenin tam vakti olarak çağrıları sürüyor. Öte yandan, bir teoriye göre laboratuarlarda üretilen virüsler, göçmen Müslümanlar tarafından İtalya ve İspanya’ya taşındığı belirtiliyor.”

RUSYA, AVRUPA’YI KAOSA SÜRÜKLEMEKLE SUÇLANIYOR

Avrupa’da aşırı sağcıların ve anarşist grupların, Müslümanlara ve göçmenlere karşı saldırılar planladığını anlatan raporda, “Rusya’nın Avrupa’ya yönelik sosyal medyada uyguladığı siber saldırılar kaos ortamına zemin hazırlıyor. Salgının Avrupa’da ileri derecede patlak vermesi durumunda Rusya Avrupa’yı hedef alıyor. Rusya salgınla birlikte ekonomik anlamda iş gücünü zayıflatmak için, siber saldırılar düzenliyor.” ifadeleri yer alıyor.

Öte yandan Avrupa ülkelerinin sosyo, ekonomik durumunun çöküşte olduğu ifade edilirken, yayımlanan rapora göre aşırı grupların hızla silahlanmaya gittiği belirtiliyor.

KOMPLO TEORİLERİ /// Arslan BULUT : Salgın projesinin hedefi netleşiyor !!!


Arslan BULUT : Salgın projesinin hedefi netleşiyor !!!

E-POSTA : arslanbulut

05 Mayıs 2020

Sosyal medyada, yazılarımı takip eden Mete Musa, "Bu pandeminin hedefinin aşılama için vücudumuza dokunma izin ve hakkı elde etme olduğu artık netleşti." diye mesaj gönderdi ve şunları belirtti:

"5G ve devamında gelecek olan teknolojilerin de artık ‘cyborg’laşacak (yarı robotlaşmış) yeni nesil insanların organik bağını sağlayacağı anlaşıldı. Yani insanlar, merkezi yapay zekâya uygun aparatlar haline getirilecek.

Burada soru şu: Biz bu geleceğe davetli miyiz? Değil isek; paganik ritüellerle, tarife uygun şekilde hayvanlar gibi hastalık, salgın, kıtlık ve savaş bıçaklarına kurban edilip elenecek miyiz?

Muhtemelen iklim düzenlemeyle, atmosferde güneşi örterek özel kurulmuş gelecek şehir devletlerinin dışında, direnme ihtimali olabilecek ülkeleri veya bölgeleri karanlığa gömme fikirleri de olduğu anlaşılıyor.

Neo feodalizm… Kale şehirler… Dışarıda kalanlar, tüm dünyada, sistemlere, hükümetlere isyancı kabul edilenler… Bugünkü devletler de plânı kabul etmiş duruyor…"

***

Bu tür değerlendirmelerden sonra bana sorulan soru ise şu:

– Türkiye, bu projeye devlet olarak direnecek mi?

Öncelikle belirteyim ki, şu anda bilim kurulunda görev yapan akademisyenlerden biri, alenen, Bill Gates’in ürettireceği moleküler aşıların propagandasını yapıyor!

Bu, ne demektir? Devlet, çocuk değil ki kandırılsın?

Peki ya salgın bahanesiyle, Atatürk Havaalanı pistlerinin yok edilmesi ne demektir?

Salgından birkaç yıl önce, Türkiye’nin aşı üretme kapasitesine sahip Hıfzısıhha Enstitüsü’nü kapatmak ne demek?

Salgından önce, buğday, pamuk ve pancar ekim alanlarını sınırlamak, ekmeyen, üretmeyen çiftçiye para vermek, şeker fabrikalarını satmak ve kapattırmak ne demek oluyor? Fındık bile neden İtalyan firmasına terk edildi?

Türkiye’de siyasi iktidarlar, uzun zamandan beri neden Türk kimliği ve Atatürk ile hesaplaşıyor?

Bu kadrolar, küresel salgınla korkutulan insanların, aşı diye tanıtılacak moleküler vericileri istemesine karşı onları uyarır mı yoksa projenin yanında mı yer alır?

***

Türkiye’nin direnmeyeceğini gösteren bir haber daha var. 6 Ocak 2020 günü, Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlenen törenle, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Etki Hızlandırıcı Vakfı kuruluş senedi imzalandı.

Vakfın saha çalışmaları Bangladeş ve Uganda’da yapılacak! Modern tuvalet kurmak projesi olduğu da açıklandı! Türkiye programın ikinci fazı için 1 milyon dolar finansman sağladı. Projenin ortakları BM Kalkınma Programı (UNDP), Dünya Gıda Programı (WFP), Bill ve Melinda Gates Vakfı, Katar Kalkınma Fonu, Limak, Eczacıbaşı, Özaltın ve IC Holdingleri… Bill Gates tuvalet mi yapacak yani? Yoksa kümes tilkiye mi emanet ediliyor?

***

Teksas- Houston’dan yazan Atlas Şirketler Grubu Başkanı Yunus Doğan ise "ABD’de bir milyonun üzerinde vaka ve 60 binin üzerinde ölü olduğu bildiriliyor ama hükümet normalleşmeye karar verdiğini açıkladı. Aşı mı bulundu? Hayır! Tedavi mi bulundu? Hayır! Korona bulaşıcı olmaktan vaz mı geçti? Hayır! Ne oldu da normalleşmeye geçiliyor?" diye soruyor.

Cevabı şöyle:

"Yoksa 3. Dünya ülkeleri yeteri kadar batırıldı mı?

100 milyar doların üzerinde değeri olan pek çok şirketin hisseleri yeteri kadar el değiştirdi mi?

Amerikan borsasında işlem gören hisselerdeki trilyon dolarlık Arap ve Çin yatırımlarının buharlaşması tamamlandı mı?

Sadece Boing’de 750 milyar Dolar buhar oldu. Bunun yüzde 35’i Çin yatırımı idi. Arapların başka şirketlerdeki hisselerini düşünün. Türkiye gibi zaten hazinesi boş ülkeleri, eksiye düşürme çabasını da buna ekleyin. Mesele sadece aşı ve ilaçtan elde edilecek kârlar değil…"

Kaynak Yeniçağ: Salgın projesinin hedefi netleşiyor! – Arslan BULUT

SAĞLIK DOSYASI /// TALHA AYTEKİN : Korona Virüsü’nün Hedef Tahtası


TALHA AYTEKİN : Korona Virüsü’nün Hedef Tahtası

Bir önceki Korona Virüsü makalem de Korona Virüsü’nün dünya hegemonya savaşında nasıl kullanıldığına dikkat çekmiştim. Bugün ise Korona’nın hedef tahtasını dikkatle inceleyip toplum üzerindeki etkisine değinmemiz gerektiğine inanıyorum.

Bu bağlamda Korona Virüsü’nün yayılma hızı ve etki alanın sınır tanımayıp kendisini ‘dokunulmaz’ adleden kişilere kadar ulaşıyor olmasının oldukça dikkat çekici olduğunu gözlemliyorum. Çin’den başlayıp İran’a sıçrayan daha sonra İtalya üzerinden Avrupa’ya sıçrayan virüs engellenemez bir hızla Amerika Kıtası’nı da kontrolü altına almaya başladı.

Korona’nın Türk Devletlerindeki etkisinin minimum olması ise bizleri sevindiren bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Umarız böyle devam eder. Ülkemizde de şuana kadar aynı aileden olduğu açıklanan 5 vaka tespit edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Korona Virüsü’yle ilgili almış olduğu önlemler ve konuya duyalan özel ilgi de taktire şayandır. Devletimize ve hükümete teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Konumuza dönecek olursak, bizler daha önce de defalarca kez çeşitli virüslerin ortaya çıktığına şahit olduk. Bazı virüsler Korona’dan daha ölümcül de oldular. Ancak hiçbir virüs Korona gibi hızlı haraket edip elit isimleri hedef almamıştı. Afrika’nın seyrekleştirilmesi ve çeşitli deneyler için üretilen bir çok virüs görevini tamamladıktan sonra ortadan kaybolmuştu. Büyük ihtimal Korona’da görevini tamamladıktan sonra unutulup gidecektir. Peki, Korona’nın görevi nedir?

Bazı teorisyenler Korona Virüsü’nü "İnsan nufüsunu azaltma projesi" olarak değerlendirmişti. Bu değerlendirmeye katılmamakla birlikte Korona’nın toplum tarafından dokunulmaz adledilen bir çok siyasi ve elit insanı temizleme operasyonuna dönüşme ihtimalinin olduğunu gözlemliyorum.

Korona Virüsü’nün küreselleşme sürecine etkisi ve devletler arasındaki çekişmede nasıl kullanıldığına değinmiştik. Korona’nın dikkat çeken en önemli özelliklerinden bir tanesi de sanatçı, bürokrat, siyasi ve futbolculara kadar sirayet etmesidir. Korona’ya bu perspektiften baktığımızda Korona’nın görevinin, ‘hedeflenen ve eskiyen bir çok siyasi ve elit kişinin ortadan kaybolmasını sağlayıp yeni bir dünya düzeni için yeni yüzler mi’ getirmesi amaçlanmaktadır? sorusu aklımızı kurcalamaya başlamıştır.

Korona aynı zamanda bir çok doğal ve suni afetten (virüs) zarar görmeyeceği genel kabul gören siyasi elitlerin dokunulmaz olmadığını da toplum nezdinde ortaya koymuştur. Devletlerin Korona Virüsü karşisındaki kabulü ve çaresizliği de ayrıca tartışılması gereken bir husustur. Ne hazindir ki, etrafında onlarca özel görevlisi bulunan siyasetçilerin Korona Virüsü karşısında bu kadar savunmasız kalmaları da dikkatimizi yönlendirmemizi gerektiren bir diğer husustur. Korona Virusü geldiği aşamada kafamıza onlarca soru oluşmasını sağlamıştır. Bu soruların cevabını da yaşanan sürecin sonunda alacağımız aşikardir.

Bir el hem devletlere hem de küresel sermaye sahiplerine ikazda mı bulunmaktadır?

Son yıllarda dünya genelinde yaşanan olaylar Firavun’un Sarayı’ndaki zulmü aratır hale gelmiştir. Bir kaç adım geri çekilip dünyayı ve Firavun’un Sarayını karşılaştırdığımızda aynı kaderini yaşamaya başladıklarını görüyoruz.

Aklımızı kurcalayan bu soruların cevabı için makalelerimiz devam edecek.

Kaynak: Korona Virüsü’nün Hedef Tahtası

MİLLİ KALKINMA DOSYASI /// Haluk Dural : “Kanal İstanbul” yapılmayacak asıl hedef bambaşka


Haluk Dural : "Kanal İstanbul" yapılmayacak asıl hedef bambaşka

ÖZET

Başbakan Erdoğan’ın 2011 seçimlerinden önce açıkladığı “Kanal İstanbul” projesi hakkında bugüne kadar pek çok olumlu veya olumsuz yorum yapıldı. Başbakan Tayyip Erdoğan, İstanbul için düşündüğü ‘Çılgın Projesi’ni şöyle açıklamıştı: “Karadeniz ve Marmara arasında 50 kilometrelik yeni bir kanal açılacak. Boğaz’da tehlike yaratan gemiler bu kanaldan geçecek, İstanbul Boğazı su sporları merkezi olacak. Kanalla İstanbul’un 24 ilçesini içine alan Türkiye’nin en büyük adası ortaya çıkacak.”

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, 15.01.2018 günü Kanal İstanbul Projesi’nin detaylarını anlattı. Bakan Arslan, “Küçükçekmece-Sazlıdere-Durusu 45,2 kilometrelik koridorunun Kanal İstanbul projesinin yolu olarak tespit edildiğini” açıkladı.

Bakan ayrıca “Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçip Avrupa istikameti üzerinden geçen bir köprü olacak. Sazlıbosna Karayolu geçişine bağlı Kesim 7 dediğimiz bir köprümüz olacak. Halkalı-Kapıkule bir demiryolu kaynaklı köprü geçişimiz olacak. Marmara tarafındaki 3 tane geçişi Marmaray projesinde olduğu gibi batırma tüple Küçükçekmece Gölü’nün altından geçirmeyi hedefliyoruz” dedi. Bir soru üzerine Bakan Aslan “en büyük proje olan 3. Havaalanı 25 milyar Avrodur, Kanal İstanbul’un maliyeti bundan büyük olacaktır” dedi.

Kanal İstanbul iki amaca hizmet edecektir:

1- ABD Montrö Andlaşmasını delmek için andlaşmanın feshi konusunda Romanya’ya baskıyı arttıracaktır.

2- Açılacak kanal, TSK’nın 1. Ordusunun ağır zırhlı birlikleri ile Trakya’nın irtibatını kesecektir. Türkiye ile Yunanistan arasındaki bir sıcak çatışmaya ABD’nin NATO’da müttefiki olan Bulgaristan ve Bulgaristan’daki ABD üslerinde bulunan ABD askerleri de katılarak, Trakya’yı işgal edeceklerdir.

MONTRÖ SÖZLEŞMESİNE AYKIRILIK

Projenin en önemli gerekçelerinden birisi olarak sunulan, “İstanbul Boğazında tehlike yaratan gemilerin bu kanaldan geçirileceği” iddiası kamuoyunu aldatmaya yönelik büyük bir yalandır. Çünkü: 20 Temmuz 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesinin;

1. Maddesine göre Boğazlardan geçiş ve seyir serbestisi kabul edilmiştir.

2. Maddesinde ise ticari gemilerin “barış zamanında, sancak ve hamuleleri ne olursa olsun, gündüz ve gece, 3’ncü maddenin hükümleri (sağlık ile ilgili hususlar) saklı kalmak üzere, hiç bir merasime tabi olmadan Boğazlardan geçiş ve tam serbestisine sahip olacaklardır” denmektedir.

Uluslararası Montrö Boğazlar Sözleşmesine göre, İstanbul ve Çanakkale Boğazları serbest su yollarıdır ve buralardaki deniz ulaşımı hakkında Türkiye Devleti hiçbir yasal kısıtlama yapamaz, İstanbul Boğazından geçecek gemileri Kanal İstanbul’dan geçmeye zorlayamaz.

Bu nedenle, “serbest su yolu” olan Çanakkale ve İstanbul boğazlarından herhangi bir ücret ödemeden geçen gemileri, iddia edildiğinin aksine, ücret mukabili Kanal İstanbul’dan geçirmek mümkün olmayacağı için açılacak olan kanal herhangi bir gelir sağlamayacaktır.

AMERİKA VE MONTRÖ

Amerika Karadeniz’e kıyıdaş ülke olmadığından, diğer bütün devletler gibi Karadeniz’de sürekli harp gemisi bulunduramaz. Barış zamanında önceden Türkiye’ye diplomatik kanaldan ön bildirimde bulunduktan sonraki 5 gün içinde Çanakkale Boğazından girmek şartıyla, ABD harp gemileri 21 gün süre ile Karadeniz’e girebilirler (Madde: 18/2), süre sonunda Çanakkale Boğazından Türk karasularını terk etmek mecburiyetindedir. Ayrıca kıyıdaş olmayan bütün devletler gibi ABD’de boğazlardan bir seferde toplam tonajları 15.000 tonu aşmayan, en fazla 9 adet gemiyi Karadeniz’e çıkartabilir (Madde: 14). Andlaşmanın II Nolu Eki ile kıyıdaş olmayan devletlerin harp gemilerinin tonaj ve toplarının çapları için ayrıca sınırlamalar getirilmiştir.

ABD Senatosu’na 2006 yılında verilen bir yasa taslağında; “İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını ilgilendiren Montrö Antlaşması’nın, ömrünü doldurduğu, bu anlaşmanın günün koşullarına uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiği” söylendi.[[1]]

Bu girişimden kısa bir süre sonra, ABD Türkiye Büyükelçisi Ross Wilson, Ankara’da bir açıklama yaptı ve Montrö Anlaşması’nı Türk kamuoyunda tartışılabilir duruma getirdi. 3 Mart 2006’da gazetecilere; “Montrö Antlaşması oldukça açık. Ve biz Karadeniz’in uluslararası sularda bulunmasından kaynaklanan haklarımızdan yararlanmak istiyoruz. Yani gerektiğinde gemilerimiz buraya girebilir” dedi.[[2]]

Bütün bu söylemlere rağmen Amerika 70 bin tonluk Mercy isimli donanma hastane gemisini 7-16 Ağustos 2008 tarihleri arasında meydana gelen Rusya-Gürcistan savaşı sırasında Karadeniz’e çıkarmak istemiş, ancak bu istek tonaj kısıtlaması nedeniyle reddedilerek, Türk Deniz Kuvvetleri anılan gemiyi Çanakkale Boğazından sokmamıştır.

ABD, KARADENİZ’E NEDEN ÇIKMAK İSTEMEKTEDİR

ABD, İstanbul Boğazından bir günde taşınan ve önemli kısmı Rusya’nın Novorosiski limanından yüklenen Rus, Kazak ve Bakü’den gelen Azeri’lere ait 121 milyon ton petrol akışını (2016 yılı verisi) kontrol etmek istemektir.[[3]] Ancak ABD bu petrol sevkiyatını bir sıcak çatışma halinde Ege Denizi’nde de engelleyebilir.

Amerika’nın Karadeniz’e girmek istemesi için başlıca üç sebep sayılabilir;

(i) Ukrayna’daki batıcı hükümeti desteklemek, Kırım üzerinden Rusya’yı güneyden kuşatmak,

(ii) Gürcistan’a tam destek vermek, NATO’ya alarak Gürcistan’daki askeri üslere yerleşerek, Rusya’yı Kafkaslardan kuşatmak, bu çerçevede Mustafa Kemal ve Lenin’in anlaşarak yıktıkları “Kafkas Seddi”ni tekrar kurarak, Rusya ile Türkiye’nin irtibatını keserek, Türkiye’yi kuzeyden kuşatmak,

(iii) En önemlisi ise Romanya’ya ve Ukrayna’nın Odessa veya başka uygun bir limanında Avrupa Füze Kalkanı projesi kapsamında Füze Kruvazörü konuşlandırarak, böylece Rusya’nın stratejik hedeflerini vurma imkânını elde etmektir.

Bu yazımızda, özellikle (iii). şıkta bahsedilen stratejik amacı irdelemek istiyoruz.

NATO’nun (2-4) Nisan 2008 Bükreş zirvesinde kararlaştırılan Füze Kalkanı kurulması konusu, “başkanlığını ABD eski dışişleri bakanı Madeleine K. Albright’ın yaptığı ve içinde Türkiye’den B. Elçi Ümit Pamir ve Türkiye’nin NATO eski askeri temsilcisi Korgeneral Yılmaz Oğuz’unda bulunduğu NATO Uzmanlar Gurubu tarafından hazırlanan 17 Mayıs 2010 tarihli “NATO 2020: Assured Security; Dynamic Engagement, Analysis and Recommendations of the Group of Experts on a New Strategic Concept for NATO” raporda Avrupa-Atlantik bölgesine yapılacak balistik füze saldırısına karşı bir füze savunma sistemi kurulması” şeklinde önerilmektedir. Bu raporda balistik füze tehdidinin İran’dan geleceği açıkça ifade edilmiştir.[[4]]

ABD-NATO tarafından Türkiye’ye yerleştirilmek istenen füze kalkanının “İran’a karşı” olduğu yüksek sesle dillendirilmesine rağmen, NATO’nun 19-21 Kasım 2010 tarihli Lizbon liderler zirvesi kararlarında ne İran, ne Suriye, hatta ne de Rusya “tehdit” olarak yer almaktadır.[[5]]

Hâlbuki, Avrupa Füze Kalkanı kurulmasının esas amacının, Şubat 2009 tarihli ABD Kongre Bütçe Ofisi Raporu’nun[[6]] 14. sayfasında verilen 3 seçenekli haritalarda, İran’dan ABD’ye yapılacak balistik füze tehdidinin önlenmesi için olduğu açıkça ifade edilmekte, Avrupa Füze Savunması bileşenlerinin yerleştirileceği 2 nolu seçenekte Ukrayna limanlarına füze destroyeri konuşlandırılması öngörülmektedir.

Avrupa Füze Kalkanı hazırlıkları öncesindeki çalışmalarda İran’dan Avrupa ve ABD’ye yönelik balistik füze saldırılarına karşı;

– Doğu Avrupa’ya (Polonya’ya) 2011-2013 yıllarında uzun menzilli füzesavar yerleştirilmesi,

– Pasifik’teki test alanında kullanılmakta olan orta-yörünge radarının 2011’de Orta Avrupa’ya (Çek Cumhuriyeti’ne – Çekya) yerleştirilmesi,

– İran tehdidine karşı ise (Türkiye’ye) seyyar bir izleme ve takip radarı yerleştirilmesi

öngörülmüştür.[[7]]

Polonya’nın Baltık Denizi sahilinde Redzikowo’daki Ustka-Wicko üssüne yerde konuşlu füzesavar sistemi yerleştirilmesi, gecikmeler nedeniyle 2020’ye ertelenmiş durumdadır.[[8]]

Çek Cumhuriyeti’ne (Çekya) yerleştirilmesi düşünülen orta-yörünge radarı projesi Eylül 2009’da Obama’nın kararıyla iptal edilmiştir.[[9]]

Romanya’nın Deveselu üssüne karada-konuşlu Aegis füzesavar sistemleri yerleştirilmesi tamamlanmıştır. Ancak modernizasyon kapsamında tesise SM-3 Block 2A füzelerinin[[10]] yerleştirilmesi yapılmakta olup[[11]], sistem işletmeye açılana kadar Amerika üsse geçici olarak yedi bataryalık THAAD (Terminal High Altitude Area Defense) füze sistemi yerleştirilmiştir.[[12]]

Rusya, Devesolo üssüne yerleştirilen Amerikan füzesavar sistemlerinin kullandığı Mk41 dikey fırlatma kovanlarının saldırı amaçlı füzeler içinde kullanılabileceği gerekçesiyle, bu durumun nükleer başlıklı karadan-karaya atılabilen, menzili 500 ile 5.500 kilometre arasında olan nükleer ve konvansiyonel balistik füzelerin yasaklanmasını öngören ve ABD ve SSCB arasında imzalanmış olan 1987 tarihli Orta menzilli Nükleer Kuvvetler-INF anlaşmasına aykırı olduğu gerekçesiyle kaldırılmasını talep etmiştir.[[13]] Ancak ABD 3 Şubat 2019 itibariyle anlaşmadan çekildiğini açıklamıştır.

Pentagon tarafından yayınlanan Missile Defense Review 2019 raporunda Amerikan anavatanına yönelik gelecekteki ve mevcut balistik füze tehdidi kaynakları olarak Kuzey Kore, İran, Rusya ve Çin açıkça düşman olarak sayılmaktadır.[[14]]

RUSYA’DAN ABD’YE YÖNELİK BALİSTİK FÜZE TEHDİDİ

Bugün Rusya Stratejik Füze Kuvvetleri (RVSN) üç ordudan oluşmaktadır. Bunlar 27, 31 ve 33. Muhafız füze ordularıdır. RVSN’nin komuta merkezi Moskova’nın güneybatı köşesinde, yedek savaş merkezi ise Ural’lardaki Kosvinsky dağındadır (59o31’00.36”K, 59o02’59.78”D). Ancak son yıllarda stratejik füze sistemlerinde yapılmaya başlanan modernizasyonlar neticesinde yeniden organizasyona gidilmektedir.

Bu üç ordudan yedisi hareketli ve dördü siloda konuşlu toplam 11 Kıtalararası Balistik Füze tümeni bulunmaktadır. Uralların batısındakiler; Vypolzovo, Kozletsk, Tagil, Teykovo, Yoskar Ola, Tatischkovo ve doğudakiler ise, Domborovskiy, Novosibirsk, Barnaul, Uzhur ve Irkutsk’tur.[[15]]

Uralların batısındaki üslerden atılacak füzelerin izleyeceği rota Grönland üzerinden doğu ve orta Amerika yönünde olacaktır.

Rusya’dan ABD’ye yönelik batı yönünde balistik füze saldırısı halinde füzelerin izleyeceği rotaları, füzeler henüz Rusya sınırları içindeyken izleme imkânı olan en gelişmiş radar, Norveç’in Vardo kentindeki Amerikan Gobus-II radarıdır.[[16]]

Menzili 40.000 km’den büyük olan bu radarın, radar kesit alanı (RCS) 0,01 m2 = 1 dm2 = 10×10 cm’lik çözünürlükteki menzili yaklaşık 2.800 km olup, Kırım’a kadar olan bütün alanı izleyebilecek kapasitededir.[[17]]

Bütün ileri düzeydeki özelliklerine rağmen bu radarın da bir zafiyeti bulunmaktadır. Çok hassas ve uzun menzilli (40.000 km mesafeden bir tenis topu boyundaki bir cismi tanımlayabilmektedir) olan radar, dünyanın yuvarlaklığı nedeniyle ufuk çizgisinin altında kalan bölgeleri göremez. Rusya’nın Ural dağları ile Moskova’nın batısı arasındaki bölgede yer alan üsler Vardo radarı için kör alanlarda bulunmaktadır. Bu nedenle, Bu üslerden atılacak balistik füzelere, Vardo radarının ufuk çizgisine yükselene kadar herhangi bir müdahale yapılamaz ama Rus füzeleri radarın izlemesine yakalandığı andan itibaren, Polonya’nın Redzikowo’daki Ustka-Wicko üssüne yerleştirilecek Aegis SM-3 Block 2A (RIM-161 A) füzesavarlarının hedefi olacaktır.

İRAN’DAN ABD’YE YÖNELİK BALİSTİK FÜZE TEHDİDİ

Romanya’nın Deveselu üssüne karada-konuşlu Aegis füzesavar sisteminin SM-3 Block 2A füzelerinin yerleştirilmesi neye yarayacaktır? ABD ve NATO kaynaklarınca söylenen bariz gerekçe, İran’dan Avrupa’ya ve ABD’ye atılacak balistik füzelere karşı olacaktır şeklindedir.

Ancak Polonya’ya yerleştirilecek Aegis sistemindeki AN/SPY-1 radarlarının hedef tesbit menzili çok kısadır (yaklaşık 185 km[[18]]) ve füzesavar füzelerinin en gelişmişi olan RIM-161A bile, ABD’nin İran uzun menzilli füzelerine karşı olduğu ısrarına rağmen, çok yavaştır. Açıkça söylenirse, Aegis sistemi İran’ın uzun menzilli füze hücumuna karşılamakta yetersizdir.

Aegis radarları uçakları izleyebilir ve birkaç 10 km’lik menzilde füzeleri uçaklara kilitleyebilir. Ancak uçakların radar resimleri, uzun menzilli balistik füzelerin savaş başlıklarının imajında yüzlerce veya binlerce kez daha büyüktür. Balistik füze savaş başlıkları yüksek hızları nedeniyle yüzlerce km uzaklıktan tesbit edilmelidir ki, Aegis radarları bunun için yetersizdir.

Trump yönetimi Rusya’nın 2017’de kullanıma soktuğu 2.500 km menzilli SSC-8 (9M729) seyir füzesinin (hız 850 km/sa) INF anlaşmasını ihlal ettiği gerekçesiyle anlaşmadan çekildiğini açıklamıştır. Rusya’nın da ABD hakkında benzer gerekçeleri vardır. Nitekim ABD Romanya’daki Devesolo üssünü Rusya’nın SSC-8 ile benzer olan Tomahawk seyir füzeleri (menzil 2.500 km, hız 890 km/sa) yerleştirmeye hazır hale getirmiştir. Aynı füzeleri Polonya’daki Ustka-Wicko üssüne de yerleştirecektir.

ROMANYA VE POLONYA’DAKİ ABD ÜSLERİ SALDIRI AMAÇLIDIR

ABD her iki ülkedeki üslere, SM-3 füzesavar füzeleri ve nükleer başlıklı karadan-karaya atılabilen geliştirilmiş Tomahawk füzelerini kullanabilen Lockheed Martin üretimi Mark 41 model dikey atış sistemi (Vertical Launch System-VLS) sistemi yerleştirerek, bu üsleri balistik füzelere karşı savunma amaçlı değil, Rusya’ya karşı NÜKLEER SALDIRI amaçlı olarak kullanma kararı almıştır.[[19]]

SONUÇ:

Kanal İstanbul projesi gerçekte yapılmayacaktır. Hedef Montrö Andlaşmasıdır.

Projenin ısrarla gündeme sokulması, Montrö Andlaşması’nın fesihle ilgili 28. maddesi veya değişiklik yapılmasıyla ilgili 29. maddelerini uluslararası diplomasi masasına getirerek, andlaşmanın değişiklik veya iptali sağlayarak Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemilerine getirilmiş olan kısıtlamaları kaldırmanın yolunu açmak içindir.

Eğer, kıyıdaş olmayan devletlerin Karadeniz’de süresiz savaş gemisi bulundurmasının önü açılırsa ABD, nükleer başlıklı geliştirilmiş Tomahawk seyir füzeleri de taşıyan MK-41 dikey atış sistemlerine sahip Ticonderoga sınıfı füze kruvazörleri veya Arleigh Burke sınıfı füze destroyerlerini Karadeniz’e sokacaktır. Böylece;

– Rusya’daki muhtemel hedefleri baskılayacak,

– Romanya’daki Devesolo üssünü güçlü şekilde korumaya alacak,

– NATO’ya alınması gündeme getirilen Gürcistan’a doğrudan askeri destek verecek,

– Türkiye ile Rusya’nın irtibatını kesecektir,

– Türkiye’yi kuzeyden kuşatacaktır.

DPT Eski Uzmanı Haluk Dural

Millî merkez Genel Sekreteri

Odatv.com

KAYNAKÇA

[[1]] : Metin Aydoğan,13.11.2017, https://kuramsalaktarim.blogspot.com.tr/2017/11/montroden-kanal-istanbula.html

[[2]] : Metin Aydoğan, a.g.y.

[[3]] : Oil Chokepoints : https://mansfield.energy/market-news/maritime-chokepoints-critical-global-energy-security/

[[4]] : The New Mission of Missile Defence, sayfa 7, http://www.nato.int/cps/en/natolive/official_texts_63654.htm#chronology

[[5]] : https://nato.mfa.gov.ua/en/act/open/id/2086

[[6]] : https://www.cbo.gov/sites/default/files/cbofiles/ftpdocs/100xx/doc10013/02-27-missiledefense.pdf

[[7]] : Missile Defense Program Overview For The National Defense Industrial Association, 5.03.2007, http://www.ndia.org/Divisions/Divisions/MissileDefense/Documents/Content/ContentGroups/Divisions1/Missile_Defense/Obering%20presentation%203-5-07.pdf

[[8]] : https://www.reuters.com/article/us-poland-defence-usa/poland-says-u-s-missile-shield-site-delayed-until-2020-idUSKBN1GY2RE

[[9]] : https://www.globalsecurity.org/space/facility/brdy.htm

[[10]] : SM-3 Block 2A füzeleri, Menzil 2.500 km, hız 4,5 km/sn (16.200 km/sa), operasyon tavanı 160 km http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvUklNLTE2MV9TdGFuZGFyZF9NaXNzaWxlXzM

[[11]] : http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvUklNLTE2MV9TdGFuZGFyZF9NaXNzaWxlXzM

[[12]] : https://www.nato.int/cps/en/natohq/news_165671.htm

[[13]] : https://www.rferl.org/a/russia-demands-u-s-destroy-missile-defense-system-in-romania-military-drones/29758623.html

[[14]] : https://www.defense.gov/Portals/1/Interactive/2018/11-2019-Missile-Defense-Review/The%202019%20MDR_Executive%20Summary.pdf

[[15]] : http://www.ausairpower.net/APA-RVSN-Analysis.html#mozTocId843435

[[16]] : Haluk Dural, Avrupa Füze Kalkanı ve İhanet Hançeri Kürecik Radarı, https://www.academia.edu/38512911/ABD-NATO_Avrupa_F%C3%BCze_Kalkan%C4%B1_ve

[[17]] : Theodore A. Postol, Professor of Science, Technology, and National Security Policy Security Studies Program, Massachusetts Institute of Technology, “Why US National Intelligence Estimates Predict that the European Missile Defense System Will Fail Technological Issues Relevant to Policy”, Plenary Lecture German Physical Society, Berlin, Germany, February 29, 2008

[[18]] : https://en.wikipedia.org/wiki/AN/SPY-1

[[19]] : Theodore A. Postol, February 14, 2019, Russia may have violated the INF Treaty. Here’s how the United States appears to have done the same, Bulletin of the Atomic Scientists, https://thebulletin.org/2019/02/russia-may-have-violated-the-inf-treaty-heres-how-the-united-states-appears-to-have-done-the-same/

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖCÜ SAMANYOLU HABER YİNE HEDEFİNE MİT’İ OTURTTU /// ŞİMDİ DE SUİKAST PROPAGANDASI !!! İŞTE HABER !!!!


Erdoğan suikast ruhsatı verdi !!!

Link : http://www.samanyoluhaber.com/erdogan-suikast-ruhsati-verdi-haberi/1340333/ (YURTİÇİNE KAPALI. VPN İLE GİRİLEBİLİYOR)

Bosna Hersek’in Bihaç şehrinde Richmond Park Bihaç Koleji’nin müdürü Fatih Keskin dün Yabancılar Şubesi’ne çağrılarak sürekli ikamet izninin iptal edildiği söylendi. Kendisine hiçbir gerekçe sunulmayan Keskin daha sonra Saraybosna’ya sevk edilerek Göçmen Merkezi’ne götürüldü. Keskin’in Göçmen Merkezi’nde elverişsiz şartlarda tutulduğu öğrenildi. Yakınları ve öğrencileri Keskin’in hukuksuz bir şekilde Türkiye’ye teslim edilmesinden ve can güvenliğinden endişe ediyor. Bugün gazeteci Can Dündar’ın The Washington Post gazetesinde yayımlanan "Erdoğan suikast ruhsatı verdi" başlıklı makalesinde Erdoğan’ın yeni suikastlere hazırlandığına işaret edildi.

SHABER3.COM

SAMANYOLUHABER- Özgürüz Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye sınırları dışında yaşamak mecburiyetinde kalmış önde gelen muhalif isimleri suikastle bertaraf etme yoluna gidebileceğini iddia etti.

Dündar, Erdoğan rejiminin karanlık yüzünü Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) önde gelen gazetelerinden The Washington Post’ta (WP) bugün yayımlanan “Başkan Erdoğan suikast ruhsatı verdi” başlıklı makalede anlattı.

“ERDOĞAN, IŞİD LİDERİ BAĞDADİ’NİN ÖLDÜRÜLMESİ İLE SİYASİ MUHALİFLERE SUİKASTİ AYNI GÖRÜYOR!”

Dündar, Erdoğan’ın 30 Ekim’de gazetecilere sarf ettiği şu sözlere dikkati çekti: “Bazı ülkeler, tehdit olarak gördükleri teröristleri nerede olursa bulup ortadan kaldırıyor. Öyleyse Türkiye’nin de aynı hakka sahip olduğunu kabul ediyorlar demektir. Yakında bu konuda milletimize müjdelerimiz olacak.”

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Ekim’de ABD özel kuvvetlerinin Suriye’nin kuzeyinde İdlib şehrinde IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’yi öldürdüğünü açıklamıştı.

Dündar makalesinde Trump’ın bu açıklamasının Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri Erdoğan tarafından kendi muhalifleri için planladığı suikastlere meşruiyet kazandırmak için kullanılmak istendiğini vurguladı.

DÜNDAR: ERDOĞAN SUİKAST PLANLARINI KENDİSİ AÇIKLADI

Erdoğan’ın beyanlarını “suikastın açık bir şekilde duyurulması” diye nitelendiren Dündar, gazetecilerin Erdoğan’a aklındaki hedefin Suriye’de YPG’nin komutanlığını üstlenen Mazlum Abdi (Kabone) olup olmadığının da sorulduğunu aktardı. Erdoğan o soruya şöyle cevap vermişti: “Bu tür eylemleri kim ilan eder? Onlar (ABD) açıkladı mı?”

Dündar, Bağdadi ile Abdi arasında fark olduğunu belirterek, “Fakat general Abdi, senatörler tarafından ABD’ye davet edildi ve Trump, ondan son derece olumlu bir şekilde bahsetti.” ifadelerini kullandı.

Dündar, Erdoğan’ın açıklamasının Ankara’nın yurt dışındaki muhaliflere suikast planladığına dair yaygın bir spekülasyonu beraberinde getirdiğine işaret etti.

PARİS CİNAYETLERİNDE MİT ŞÜPHESİ

Dündar’a göre Türkiye’de devleti içindeki bir hizip, AKP hükümeti ile PKK arasında sürdürülen barış müzakerelerini sabote etmek için Paris’te üç kadın PKK’lıya yönelik suikast tertip etti.

“Bu mümkün olan tek senaryo değil.” diyen Dündar, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) suikast iddialarını reddetmesine rağmen, söz konusu suikastçinin hapishanede ölümü üzerine Fransa’nın mayıs ayında kapatılan dosyayı yeniden açtığını belirtti.

Dündar, Fransız savcıların MİT’in suikastte dahli olup olmadığını da araştırdığına ilave etti.

The Washginton Post’ta yayımlanan makalede Fransa’nın akabinde Almanya’nın da Erdoğan’ın muhalifleri hedef aldığı bir başka Avrupa Birliği ülkesi olduğunun altı çizildi.

GARO PAYLAN’IN SUİKAST HAZIRLIĞI İDDİALARINI ALMANYA TEYİT ETTİ

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Garo Paylan, 2017 yılının sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul salonunda şu uyarıda bulunmuştu: “Alman hükümeti yurt dışında yaşayan Türkiye vatandaşlarını hedef alan bir dizi suikastın planlandığını doğruladı.”

Aynı dönemde muhalefetin sorusu üzerine Alman makamları, Türkiye’den üç kişilik bir saldırı ekibinin Almanya’ya geldiğine dair istihbari bilgiyi paylaşarak Paylan’ın sözlerini teyit etmişti.

Dündar makalesinde bu bilginin kaynağının 2016 yılının ağustos ayında Kuzey Irak’ta PKK tarafından rehin alınan iki MİT yöneticisinin kamera ile kaydedilen beyanları olduğunu aktardı.

ALMAN BÜYÜKELÇİLİĞİ ADINA ÇALIŞAN AVUKAT TUTUKLANDI

Dündar Ankara’da Alman Büyükelçiliği adına avukatlık yapan Türk avukatın “casusluk” suçlamasıyla 18 Eylül’de tutuklanmasını manidar buldu.

Avukatın Almanya’da iltica talebinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının dosyalarını takip ettiği ortaya çıkmıştı.

Avukat, iltica talebinde bulunanların Türkiye’de gerçekten tehdit altında olup olmadıklarını dair delil topladığı belirtilmişti.

Dündar makalesinde, “Polis, avukatın tutuklanmasının ardından, PKK’nın destekçileri ve sürgündeki İslamcı lider, Erdoğan’ın ölümcül bir düşman olarak gördüğü Fethullah Gülen’in de dahil olduğu yüzlerce muhalif hakkındaki dosyalara ulaştı.” ifadelerini kullandı.

Can Dündar’ın çarpıcı makalesini yayımlayan The Washington Post gazetesi, Kosova’da Mehmet Akif Koleji’nde görev yapan öğretmenlerin 29 Mart 2018’de Priştine’de tutuklanmalarını ve sınır dışı edilmelerini protesto eden öğrencilerin fotoğrafına da yer verdi.

ZDF-CORRECTIVE İŞKENCELERİ BELGESEL OLARAK YAYIMLADI

MİT; Moldova, Kosova, Ukrayna, Azerbayacan, Gabon, Malezya ve Pakistan’ın aralarında bulunduğu 18 ülkeden 80 Hizmet Hareketi’ni uluslararası hukuku hiçe sayarak Türkiye’ye kaçırmıştı.

Bu veriye makalesinde yer veren Dündar, “Geçen yıl dokuz medya kuruluşundan oluşan uluslararası bir konsorsiyum (Alman devlet televizyonu ZDF ve gazetecilik ağı Corrective) Türkiye’deki gizli işkence alanlarının varlığını ispatlayan bir dizi kaynakla mülakat yapmak da dahil olmak üzere MİT’in kaçırdığı kaçırılma vakaların araştırdı.” tespitinde bulundu.

SİYAH TRANSPORTER MİNİBÜSLE KAÇIRILMA VAKALARI

MİT’in bu yıl bir dizi yeni gizli operasyon başlatmış gibi göründüğüne işaret eden Dündar, “Konuyu araştıran (HDP) Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, kaçırılanların işkence altında sorguya çekildiğini ve daha sonra konuşma tehdidiyle susturulduğunu iddia ediyor. Ailelerinin de tehdit altında olduğunu söylüyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Dündar artan kaçırma ve belirlenen hedeflere suikast siyasetinin açık bir şekilde kabul edilmesini “Erdoğan’ın hazırlıklı olduğunu gösteriyor.” diye yorumladı.