SAĞLIK DOSYASI /// MESUT AYDENİZ : COVID-19 halk adıyla Corona sonrası, hayatımız nasıl olacak ?


MESUT AYDENİZ : COVID-19 halk adıyla Corona sonrası, hayatımız nasıl olacak ?

Corona hastalığı hayatımızda pek çok şey değiştirdi binlerce ölüm, hastahanelerin acil servisleri yoğun bakım üniteleri kapasitelerinin çok üzerinde çalışmak zorunda kaldı. Maalesef ülkemizde de çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. Bunun için dahiliye servislerini kapatıp cahiliye servislerini açmak gerekebilir. Yaşanılan süreç sonunda kısa süreli dünya hayatındaki can korkusuyla ahirette hesap verme dürtüsü ile günahlarından arınmış geleceğin potansiyel günahkarları olma yolunda devam ederek, sadece “başımız sıkıştığında andığımız” yüce Allahı salgın sonrası günahlarından arınmış ve de yeni tövbeler için arınmış kullar olarak, anmaya devam edeceğiz.

CORONA Öncesi ve sonrası Dünyada yaşam…

Yaşanan olaylarda gözlemlerimiz ile birlikte, en temel korku ve endişe sebebinin nedeni uzun süreli belirsizliktir. Peki ya sonrası ?

İnsanlar bu durumu sonsuz şekilde bilim kurgu romanları gibi süsleyerek, korku imparatorluklarına dönüştürebilir. Çok ciddi hayal ürünleri kurarak durumu dahada zorlaştırabililir, yeter ki istesin !

Neresinden bakarsak bakalım şuan hayatta olan insanlığın yaşadığı daha önce benzeri bir olay olmadı. Ama insanlık bunları yaşadı.

Hala sosyal yaşama etkileriyle birlikte, çalışma hayatını ev ofis çalışması ile e- ticareti canlandıracak gibi gözüküyor. Böylede yapılıyormuş diyorlar bizim çocuklar uzaktan eğitim madem yapılıyordu yıllarca okula neden sabahın köründe yola çıkıp’ta gittik dediler. Haklısınız dedim çocuklara…

İnsan beyni cevize benzediği gibi fiziki olmayan yapısı da Ormanlık alan gibidir. Yaşadıklarını, düşüncelerini ve hayallerini sentezleyerek çevresindeki insanların yorumlarıyla birlikte belirsizlik ve korku imparatorluğunu çok kolayca kurabilir.

Genel geçer bir görüş der ki ;

Korku hastalığı gerçek mandemiden daha büyük nükseder.

Salgın Sonrası favori Korkular
1- Kalabalık ortamlarda bulunmak :

Hayatımız Corona Öncesi ve Corona Sonrası diye ikiye ayrılıyor. Eskiden olduğu gibi eğlence merkezleri, toplu iç içe ziyaretler artık hayatımızda eskisi gibi olmayacak şeylerin başında geliyor.

2- Hastahanelere gitmek :

Hasta olsak bile hastaneye gitmeye korkan bir millet olacağız. Kahraman doktorlarımızdan korkar olacağız. Sanki nöbetçi Corona yayar. Muamelesi yapacaklarmış gibi saçma hislere kapılanlar olabilir. Bu özellikle acil servis doktorlarını çok memnun edecektir.

3- Yurt dışı sehayatleri :

Havadan kuş geçti, hadi uçalım italyaya gidelim. Muhabeti son buldu. Size orada dondurma veren amca ve torunları artık orada yok. Artık her attığınız adımla birlikte zorunlu olmayan seyahatleride azaltacaksınız.

4-Toplu taşıma kullanmak :

İstanbul ‘ da ciddi bir problem oluşturacak olsada bireysel silahlanmaya benzettiğim, her bireyin araba alma yarışı sağlık endişesi ile münübüs ve belediye otobüslerinin yarı kapasiteyi bile doldurmakta zorlandığı bir dönemi yaşayarak görmemizi bize yaşatıyor.

5- AVM’ de alış – veriş :

Gezerken bunu da alacağım ama limitim doldu dediğimiz şeyler vardı. Ya da sonsuz paramız ile aldıklarımız gelecek ay öderizler. Artık onlar yok çünkü, yarın sabah uyanıp uyanamayacagımızı, ölüm yayan ama bunu fark etmediğimiz bir dönemin içinde geziyoruz. Bu gezintimiz Sanal Mağazacılığın yükselişini bizlere gösterecek.

6-Cafeterya ve restoranlar :

Hani o italyan restoran vardı. Bugetti feronelli bilmem ne ? İşte hayatın ondan ibaret olmadığını paranız olsa bile, size oksijen sağlayamadığını yaşayarak gördük. Sosyalleşmenin konusmaktan geçtiğini aynı ortamda oturup biri telefona bakarken biri muzik dinlediği veya bir kahveye 15 TL vermenin, bir anlam teşkil etmediğini anlamış olduk.

7-Markette alışveriş yapmak :

Temel ihtiyaçlarımız arasında parfümler, saç düzleştiriciler varken, tokken açın halinden anlamazken, 48 saatlik sokağa çıkma yasağında medeni yamyamlara döndüğümüzü fark ettik. Hele temel ihtiyaç olarak cips ve cola alan vatandaşlarımızı görünce gururlandım. Neymişiz biz sonuçta ümmeti Muhammet burada…

Umarım bu salgın müslümanların yüce Allah’ a inanmasına vesile olur. Müslümanlar İslam kelimesinin sadece erkek adı olarak kullanılmadığını öğrenirler.

Alışveriş psikolojisi

Öncesinde rahatça harcıyorduk, kazanıyorum babalar gibi harcarım kart limitim 10,000 harca harcayabildiğin kadar. Ay sonu öderiz vardı. Şimdi ise, üretim yok, satış yok, para yok ama harcama var. Bu nedenle alışveriş piramiti içerik değiştiriyor. Kontrollü olarak alışveriş yaparak bankaya ödeyebildiğimiz kadar para harcamaya başladık. Hatta maaşlarımıza artık el sürmeyecek hizmet ödemelerimizi online internet ödemesi ile yaparak, paranın mikrobu ile de tanışmadan sağlıklı kalacağız. Çoğumuzun korktuğu elektronik alışveriş hatta elektronik kelepçe muamelesi yaptığımız bu işlem, ile tanıştık sempati duyar olduk.

Temassız al gülüm ver gülüm olarak, değerlendirdiğimiz bu süreç, daha da gelişecek ve insanları küçük kartvizitler sonrası küçük kartların hakimiyetinin yükselişi ile tanıştıracaklar. Dünya da muhtemel Dante sonrası önemli yere sahip olan 35 yaş grubu, (Türkiye’ de Necip fazıl Kısa kürek modeli) bakmadan almam ve daha tecrübeli yaşlardakiler ise, tanımadığımdan dokunmadan görmeden almam prensipleriyle uyum sürecinde biraz bocalayacaklar. Tabii bu durumu fırsata dönüştüren ahlaksız şirketlerinde bunda katkısı çok yüksek.

Tabii tüm esnaflar ve işletmeler fırsatçı değil bunların başlıcalıları :

Üstün sevk idare ve ürün hizmet bedelinin fırsatçılık ile değiştirmeyen kötü gün dostu vatansever işletmelere Domestos, Eyüp Sabri Tuncer, Ace, Boğaziçi kolonya ve Migros şirketlerini ekleyebiliriz.

Neler değişti ?

Corona hastalığına yakalanıp ancak, bunu kabul edemeyen, başımıza iş açma diyen aile reislerinin olduğu sonra aile içinde virüs çıkıncada bizim günahımız neydi sorusunun muhatabı aranmakta.

Hastalığa yakalanıp, yorgan döşek yatıp iyileşip hala farkında olmayan binlerce vatandaşımız olduğuna kesinlikle eminim. Bu haliyle bir kaç ay daha misafirliğini sürdürüp azalarak, kontrollü adımlarla ülkemizden ayrılacağına inanıyorum. Elbette etkilerinin en az on yıl daha sürmesi kadar doğal bir durum da yok. Gitsede etkileri bizimle…

Corona’ da insan gibi kendisini bir kaç aya unutacağız ama yaşattıklarını asla…

Bundan sonra herşey kontrollü olacak… Mesela yani ?

  • Sosyal mesafeyi koruyan arkadaşlıklar.
  • Japonya imparatoru Narihito gibi yaşamaya başlayan insanlar… Yani, Sadeleşen abartıdan uzak ve yüksek farkındalık sahibi hissederek yaşayan insanlar.
  • Aynı binada ve aynı evde beraber yaşadığımızı sandığımız ama bugüne kadar fark edemediğimiz, insanların sağlıkları ve onlarla ilgili diğer her şey… mesela bizim evde çay şekerini sadece ben kullanıyormuşum.
  • Hayatın kısa olduğu ve zaman biteceği bilinmeyen, geldiğinizde bulamayabileceğiniz, ömürleri yaşayan aileniz mi yoksa yola çıktıktan sonra, tanıştığınız cafeterya kültürü adını verdiğiniz arkadaşlarınız mı ? sorunun cevabı olabilir.
  • Ceza evine girmeden ya da bir hücreye kapanmadan, anlayamadığımız doğal özgür ve bol oksijenli bir hayatın değerini eve hapsolduğumuz bir kaç günde anlamadık mı ? Ki bizler balkona ve kapı ağzına çıkabiliyorduk. Güneş ışığının parladığını hatta rengini unutan yaşamlar olduğunu da hatırladık değil mi ?
  • Artık güvenli alanlarımızı kaybettik ve her an serseri bir mayına basmaya hazır bekliyoruz. Bu psikoloji ile yaşantıyı hayal edebiliyor musunuz ?
  • Güven duygusunun yeniden tanımlanması gerekmekte, o beni korur dediğimiz çevremizdeki insanların bile bir virüslük canı olduğunu öğrendik.
  • Ülkemizde Corona krizinde Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlığı harici tüm kamu kuruluşlarının süreç yönetiminde etkin başarısızlığı, İnternet altyapıları, devlet kurumlarının çalışma biçimleri, sağlık politikaları, eğitim politikaları, alanında yaşanan uygulama eksiklikleri açısından birer ibret haline geldiğini gördük. Elbette dünyanın bir çok sözde medeni Avrupa ülkesinden ve Amerika’ dan çok daha iyi süreç yöneten sağlık bakanlığını da görmezden gelemeyiz.
  • Yaşanan ölüm korkusu ebedi hayat başlangıcı ile, Corona sonrası geçmişe nazaran, ruhani hassasiyetlerin artışı, her gün yaptıkları doğru, yalnış davranışları sorgulamak, düşünerek konuşmak gibi bir çok değişikliğin başlangıcı da gözlemlenmeye başladı.
Ve bunun sonucunda;

“Özgürlüğün” en temel yaşam hakkı olduğunun gerçeğinin hatırlanması kadar doğal bir durum söz konusu değildir. Kendimizle ve ailemizle tanıştığımız bu izole sürecinde, kendi isteklerimizi fark ederek bunları hayata geçirmenin keyfini sürebiliriz.

Yazının Sözü Uygulaması :

Korku hastalığı gerçek pandemiden daha büyük nükseder.

LİBYA SAVAŞI DOSYASI /// Libya’da İşgale Karşı Stratejik Unsur : Halk


Libya’da İşgale Karşı Stratejik Unsur : Halk

Yönetim kadroları, ülkelerin gerçek sahibi değillerdir. UMH hükümeti ile General Hafter’in savaşı bittiğinde Libya’da iskân olunmuş halk kim ise, Libya’nın sahibi onlar olacaklardır. Libya nüfusunun büyük çoğunluğuna ev sahipliği yapmasıyla ve coğrafi konumuyla savaşın en stratejik noktalarından biri olan Trablus şehri, terör kuşatması altında olmakla beraber Türk desteği ile UMH güçleri tarafından başarılı biçimde müdafaa olunmaktadır.

  • Trablus şehri askeri harekât ile yıpratılmaya çalışılırken,
  • Trablus halkının da kültürel dinamikleri tahrip edilerek, işgal zemini hazırlanmaktadır.

Nüfusun büyük çoğunluğunun oluşturduğu bu sahil şehrinde, tahribata karşı muhafaza edilmesi gereken bir güç unsuru da kültürel dinamiklerdir. Libya halkının manevi bağları çözüldüğünde Libya, sahiplerinin elinden alınmış olacaktır.

Savaş pratiğinde iki unsurun öneminin anlaşılması gerekmektedir:

  1. Libya halkının yüzyıllardır muhafaza ettiği kültür; kabile/aşiret/tarikat yapıları
  2. Libya’nın tarihten bugüne etkili ve çarpıcı gücü olan Kuloğulları

İnanç Merkezli Kültürel Tahribat

Libya Devleti bugün, General Hafter ile uğraşırken bir yandan da petrol sahalarının kontrolüne heves eden harici kuvvetler ile de mücadele etmektedir. Nitekim BM, bugün Libya’da UMH hükümetini meşru olarak görse de yerli yerinde tam destek ancak Türkiye Cumhuriyeti’nden gelmiştir. Safları netleştirmek gerekirse Libya’da; UMH hükümeti, Türk Devleti’nin kadirşinas desteği ile beraber saf tutmakta, terör ve terör destekçilerine karşı da Trablus’ta mücadele vermektedir. Türk Devleti’nin açık desteği haricinde Libya’nın meşru hükümetine hatırı sayılır bir destek gelmemektedir. Bütün bunlarla beraber son kertede Libya’nın refahı, Libya halkının direnci ve kararlı mücadelesine bağlıdır.

Libya toprakları tıpkı bir harp arenası gibi devletlerarası mücadelenin merkezi haline getirilmeye çalışılmaktadır. Libya’da halkın özüne ve dinamiklerine pusu kurularak, fiili işgal ile beraber bunun tamamlayıcısı olan kültürel işgal politikasına zemin hazırlanmaktadır. Halkın direnci ve bilinci zayıflatılarak ülke, işgale müsait hale getirilmeye çalışılmaktadır. Libya’nın kabilelerden, aşiretlerden ve tarikatlardan oluşan nüfus yapısı, uluslararası müdahalelerle sessizleştirilmeye, sindirilmeye hatta gayrimeşru gösterilmeye çalışılmaktadır. Dış müdahalenin öznesi, dünyanın birçok yerinde de Müslümanların başına türlü gaileler açan ‘İslam’ adı altında terörize olmuş gruplardır. Ehlisünnet inancını tekfir ederek düşman olarak gören, muhtelif yöntemlerle ehlisünnete karşı ceht eden radikal gruplar Libya halkına da aynı zulmü; tehdit, baskı, tahkir gibi yöntemlerle göstermektedirler. Trablus halkı mezhep, inanç ve geleneklerinden kopartılarak kimliksizleştirilmeye çalışılmaktadır.

Libya son durum haritası üzerinde nüfus dağılımı – Harita: TRT

Trablus’ta belli başlı köklü Camii ve ilim merkezleri haricinde, birçok mahalle camisi radikal grupların örgüt mahalli haline gelmiştir. Radikaller bu camilerde, hutbe ve vaazlarla ehlisünnet Müslümanları tekfir etmekte ve diledikleri örgüt deklarasyonlarını bu kürsülerden müntesiplerine duyurmaktadırlar. Henüz hüviyetini kaybetmeyen bilinçli halk kesiminin kullanmaya çalıştığı camileri de bu radikal gruplar ziyaret etmekte ve bölgede yayılma politikalarına devam etmektedirler. Libya halkının bu duruma göstereceği tepkilere karşın bu misyonerler arka planda silahlı milisler tarafından desteklenmektedir. Trablus’ta ve kontrol ettiği bölgelerde UMH Ordusu, başarılı bir şekilde kendinden başka silahlı unsur barındırmamaktadır. Lakin yedi yıldır iç karışıklık durumunda olan bir ülkenin ordusu doğal sürecin bir gereği olarak muhtelif silahlı milis güçlerinden oluşmaktadır. UMH milis güçleri ekseriyette vatanperver askerler ve ehil komutanlardan oluşmaktadır. Bununla beraber Libya pratiğinde söz hakkı olan medhali selefiler, ağırlığı Hafter tarafında olmakla beraber küçük bir zümre olarak UMH milisleri içerisinde de farklı hüviyetlerde yer edinebilmişlerdir.

Savaş altındaki coğrafyalarda askerler, kaynakların/imkânların sahibi konumunda olup, bağlayıcı hukuk kurallarından bağımsız hareket edebilmekte, halk üzerine baskı oluşturabilmektedir. Bu de facto kuvvet vasıtasıyla UMH içerisinde bulunan medhali selefi zümre; Trablus’un tabii demografik yapısını çözmeye çalışan misyonerlerin, halktan gelebilecek tepkilere karşı sahada güvenlik problemi yaşamalarının önüne geçmektedirler. Libya halkının potansiyelde var olan teşkilatlı gücü, gerek halkın arasındaki radikal misyonerler vasıtasıyla, gerekse aynı zihniyetin UMH içindeki temsilcilerinin baskısıyla vücuda gelemeden çökertilmekte, baskı altına alınmaktadır. Libya Devleti, tarihten günümüze önemli güç unsuru olan, kabile/aşiret/tarikat çatısı altında ittihat etmiş, örgütlü halk kuvvetinin iç ve dış etkenler vasıtasıyla tahrip edilmesine izin vermemelidir.

T. Turan

Stratejik Ortak Misafir Yazar

Libya Nüfus Dağılımı Haritası

7 Aralık 2019

Afrika’nın kuzeyinde yer alan Libya, 2011’de devrik lider Kaddafi’nin öldürülmesinden bu yana siyasi kriz ve iç savaş ile karşı karşıya. Başkenti Trablus olan ülkede Birleşmiş Milletler tarafından meşru olarak tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile General Hafter kontrolündeki Tobruk Meclisi ülkenin belli bölgelerini kontrol ediyor.

En çok merak edilen konuların başında ise UMH ve Tobruk Meclisi kontrolündeki bölgelerdeki nüfus. 2011’den bu yana resmi nüfus sayımı yapılmayan, Dünya Bankası verilerine göre yaklaşık 6.5 milyon nüfusa sahip olan ülkede; sahil şehirlerinde nüfus yoğunluk gösterirken, orta ve güney kesiminin neredeyse tamamı çöllerden oluşuyor ve nüfus çok az.

Öyle ki 1.760.000 km²’lik Libya yüzölçümünün yaklaşık 1.650.000 km²’lik alanını çöl bölgeleri oluşturuyor. Her ne kadar Libya son durum haritasında büyük bir toprak parçasını Hafter güçleri kontrol etse de Kuzey şehirleri dışındaki alanların hakimiyeti askeri dengeyi büyük bir oranda etkilemiyor.

Libya Nüfus Yoğunluğu Haritası

Libya’nın 2012 verilerine göre nüfus açısından en büyük üç şehri:

  • Trablus: 1.1 milyon
  • Bingazi: 0.7 milyon
  • Misurata: 0.6 milyon

Libya nüfus yoğunluğu haritası – Kaynak: Dünya Bankası Verileri – Harita: fanack

Şu anda Libya’da önemli şehirleri kontrol eden taraflar:

UMH kontrolündeki büyük şehirler: Trablus, Misrata, Sirte, Zawiya

Tobruk Meclisi kontrolündeki büyük şehirler: Bingazi, Derna ve Tobruk

Libya son durum haritası üzerine üllkenin nüfus yoğunluğu haritası eklendi.

Kaynak: StratejikOrtak.com

SAHTE GIDA DOSYASI : İşte halkın sağlığıyla oynayan 74 gıda firması


İşte halkın sağlığıyla oynayan 74 gıda firması

Tarım ve Orman Bakanlığı

Tarım ve Orman Bakanlığı, laboratuvar incelemesi sonucu taklit ve tağşiş yapıldığı saptanan 74 firmaya ait 99 ürünü ifşa etti.

Bakanlığın internet sitesinde yer alan açıklamada, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yaptığı kontroller sonucunda sahip olduğu bilgileri, 5996 sayılı ‘Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 31’inci maddesi 6’ncı fıkrası uyarınca kamuoyunun bilgisine sunabileceğinin hükme bağlandığı hatırlatıldı. Ayrıca, 17 Aralık 2011 tarihli Gıda ve Yemin Resmi Kontrolüne Dair Yönetmeliğin 8’inci maddesi gereğince laboratuvar sonucu ile taklit ve tağşiş yapıldığı kesinleşen gıda ve yemi üreten/ithal eden firmanın adı, ürün adı, markası, parti ve/veya seri numarasının bakanlık resmi internet sitesinde bakanlıkça kamuoyunun bilgisine sunabileceği hükmünün yer aldığı anımsatıldı. Bu kapsamda, laboratuvar sonucu ile taklit ve tağşiş yapıldığı belirlenen aralarında süzme çiçek balı, alkollü ve alkolsüz içecekler, bitkisel yağ ve margarin, çikolata, et ve süt ürünlerinin yer aldığı ürünler ile firma ve üretim yerleri liste halinde paylaşıldı.

İŞTE O FİRMALAR

Bakanlığın paylaştığı taklit ve tağşiş ürün üreten firmalar şöyle:

"Güven Bar Restaurant-Ordu. Doruk Gıda İmalat ve Paketleme-Avcılar. Özmertler Mobilya Ambalaj Temz.Gıda Teks.İnş.San.Tic. Ltd.Şti. Adıyaman. MKD Fonksiyonel Ürünler Gıda Medikal ve Kozmetik İç ve Dış Tic Ltd. Şti. Avcılar. Global Enerji İçecekleri -Beylikdüzü. Pars Fonksiyonel Enerji İçecekleri Gıda Kozmetik San. ve Tic. Ltd. Şti. Büyükçekmece. Hünkar Bal – Çankaya. Çeşme Süt ve Tarım Ürün. San. Tic. Paz. Ltd. Şti./Selçuk-İzmir. Okan Gıda Üretim Pazarlama- Bayrampaşa/İstanbul. Agen Çay Pazarlama- Akçaabat/Trabzon. Gap Çay Gıda San. İth. İhr. Paz. Tic. Ltd. Şti. Sarıçam/Adana. Başar Çay Gıda San. Tic. Ltd. Şti. Tekkeköy/Samsun. Ali Yelyetmez Global Enerji İçecekleri- Beylikdüzü/İstanbul. Değirmencioğlu Çay Paketleme Gıda Pazarlama Arsin/Trabzon. Başar Çay Gıda Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi-Tekkeköy-Samsun. Uğur Sertkaya Albatros Market – Denizli. Soliya Gıda İnşaat Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. Torbalı/İzmir. Ege Temmuz Gıda Tur. İnş.Tah. Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi -Orhangazi/Bursa. Seyyar Manav- Cesim Şen- Nazilli/Aydın. Ege Temmuz Gıda Tur. İnş.Tah. Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi (Orhangazi/Bursa) Kardelen Tarım Ürün. Gıda Mad. Tem. Malz. ve Konf. Koz. İtr. Top. Paz. İth. ve İhr. Tic. Ltd. Şti.(Yenimahalle/Ankara) Alba Ticaret (Selendi/Manisa) Özışıl Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. (Efeler/ Ayrdın) E.A.T. Tarım Ürünleri Gıda Sanayi Tic. Ltd. Şti. (Efeler/Aydın) Savola Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (Ayvalık/Balıkesir) Yağmur Gıda -Bünyamin Saltık (Çanakkale) Ege Temmuz Gıda Tur. İnş.Tah. Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi (Orhangazi/Bursa) Yağmur Gıda -Bünyamin Saltık (Çanakkale) Dağıtıcı: Buzzer İçecek Paz. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. Bayraklı/İzmir Üretici: Övül Çikolata Şekerleme Turizm Gıda İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. Menemen/İzmir. Mehmet Yasin Kuruçimen Bahçelievler/İstanbul. Sofram Gıda San. Tic. Ltd. Şti. Çatalca/İstanbul. Göçmez Gıda-Engin Göçmez- Esenyurt/İstanbul.Tama Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi: Talatpaşa Mah. Alakoç Sok. No:2/A Merkez Kağıthane/İSTANBUL. Medine Et ve Gıda Tic.San.Ltd.Şti./Sahabiye Mah., Çiğdem Sok., No:1/A, Kocasinan/KAYSERİ. Kardeşler Lokantası (Kardeşler Pide-Döner)-Sedat PAMUKLU/Şeyhcui Mah., Kemal Nehrozoğlu Cad., No:62/A, Merkez/AMASYA. Altınyayla Kasabı-Ertuğrul ATALAY/Alsancak Mah., Yavuz Sultan Selim Cad., No:55/A, Kocasinan/KAYSERİ. Dostlar Kasabı-Cemal ALKAN/Mehmet Akif Ersoy Mah., Yavuz Sultan Selim Cad., No:3/2, Kocasinan/KAYSERİ. Dörtyol Şarküteri-Mustafa ÖZÇEKİÇ/Cumhuriyet Mah., Yavuz Sultan Selim Cad., Elvan Apt., No:104/B, Kocasinan/KAYSERİ. Sönmez Kasabı-Mehmet SÖNMEZ/Mehmet Akif Ersoy Mah., Yavuz Sultan Selim Cad., No:160, Kocasinan/KAYSERİ. Çizmeli Et ve Et Ürünleri Ür. Paz. İnş. Nak. Tarım ve Hayvancılık İth. İhr. Ltd. Şti./Yenipervane Mah., Atlas Cad., Altın Apt., No:9/A, Kocasinan/KAYSERİ.Eylül Pide ve Lahmacun SalonuAziz YURDUNUSEVEN/Bahçeleriçi Mah., Zübeyde Hanım Cad., No:30/3-C, Merkez/AMASYA. Tadım Kafeterya- Hüseyin SEKMEN/Liseler mah., Hükümet Cad., No:121/B, Ünye/ORDU. Ceylanlar İth. İhr. Et Gıda ve Hayv. Ür. San ve Tic. Ltd. Şti.- Ceylan Et/ Selahaddin Eyyubi Mah., Erzurum Kongre Cad., No:78, Esenyurt/İSTANBUL. Asil Et Gıda Hayvancılık Tic. Ltd. Şti./ Meydan Mah., 39022 Sk., No:4/A, Seyhan/ADANA. Akşehir Bahadır Gıda Tar. Hay. Tem. San. Tic. Ltd. Şti./ İstasyon Mah., 6 Tisan Sk., No:10, Akşehir/Konya. Çorum Et-Sedat TÜR/ Yeni Hayat Mah., Yeni San. Sit., 5. Cad., No:21, Sungurlu/ÇORUM. Meşhur Köfteci Deli Mehmet’in Yeri-Oğuzhan COŞKUN/Karakeçili Mah., Azap Ahmet Sk., No:33, ÇORUM. Salih Sucukları-Salih Sucukları Et ve Et Ürünleri Gıda Hayv. San ve Tic. Ltd. Şti./Yeni Sanayi Sit., 7. Sk., No:22, Sungurlu/ÇORUM. Sun-Et Hayvancılık Gıda Nak. San. Ve Tic. Ltd. Şti./ Yeni Sanayi Sitesi, 13. Blok, No:81, Sungurlu/ÇORUM. Veha Et Ürünleri-Hacer KEYVAN/Yeni Hayat Mah., Yeni Sanayi Sit., 1. Cad., No:190, Sungurlu/ÇORUM. Dora Et-Sadun DORA/ Meydan Mah., Bakımyurdu Cad., No:149/A, Seyhan/ADANA. Emir Et ve Et Ürünleri TicaretiHüseyin SAKLI/Aydınlar Mah., Vefa Cad., No:268/B, Seyhan/ADANA. Emir Et ve Et Ürünleri TicaretiHüseyin SAKLI/Aydınlar Mah., Vefa Cad., No:268/B, Seyhan/ADANA. Dora Et-Sadun DORA/ Meydan Mah., Bakımyurdu Cad., No:149/A, Seyhan/ADANA. Servet Et-Nevzat ERGİNDAĞ/Tepeüstü Mah., Doğanevler Cad., No:14/A, Ümraniye/İSTANBUL. Dora Et-Sadun DORA/ Meydan Mah., Bakımyurdu Cad., No:149/A, Seyhan/ADANA. Hacı Usta Kebap ve Lahmacun SalonuMahmut AKARSU/Belediyeevleri Mah., 84081 Sokak, No:34/A, Çukurova/ADANA. Uludağlar Tar. Hay. İnş. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. Yani Mah. İncirlik Bulv. Büyük Toptancılar Çarşısı 2075 Sk. 5. Blok No:64 Sarıçam/ADANA. Akdünya Süt ve Süt Ür. İml. San. ve Tic. Ltd. Şti. -Fevzi TOPRAK Yıldırım Mah. Nur Sok. No:3/A Suruç/ŞANLIURFA. Dorak Gıda İnş. Otom. San. ve Tic. Ltd. Şti. Fevzi Çakmak Mah. 10474 Sok. No: 18 Karatay/KONYA. Kayabey Süt ve Süt ÜrünleriFerat KAYMAKÇIOĞLU Fevzi Çakmak Mah. 10419 Sok. No:6 Karatay /KONYA. Sütçü Murat Tur. Gıda Org. San. Tic. Ltd. Şti. Yeni Mah. Semt Sahil Cad. No:55 Edremit/VAN. Sütsa Hakkı YALLIOĞLU Düden Mah. Hanımeli Sok. Altınova Kepez/ANTALYA. Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. / Kızılcayer Kümeevler No:12/1 Düzce Seferihisar – İzmir. Boyraz Yöresel Ürünler – Burak Boyraz Mahmutpaşa Mah. G.O.P Bulvarı No:267 TOKAT. Adapey Süt Ürünleri Gıda Sanayi Ve Ticaret Ltd. Şti. Hacıköy Mah. Hacılar Cad. No:44 Merkez Arifiye – Sakarya. Vip Ortadoğu Gıda Turz. İnş. Turz. İnş. Taah. İml. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. / İvedikköy Mah. 1468.Cad. 2265.Sok. No:10/A1-A2-A3-A4 Yenimahalle/ANKARA. Atraflar Tarım Hay. İnş. Taah.San.Tic.Ltd.Şti. Hacıkadı Mah.Küçük Sanayi Sitesi C / Blok No:12 Perşembe Çaycuma /ZONGULDAK. Balat Yöresel Ürünler. Kırmızılar Tur. Tes. Tic. Ltd. Şti. Satıbeyler Mah. Atatürk Cad. No:122 Bakacakkadı Beldesi/ ZONGULDAK. KDZ Ereğli Osmanlı Süt Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. Belen Yeni Mah. 1 No lu San. Cad. D Blok No: 1 Ereğli /ZONGULDAK. Hafize Ana Köy ÜrünleriSerkan Erişoğlu Merkez Mah. Ankara Cad. No:66/A Bakacakkadı /ZONGULDAK. ŞİFA SÜT ÜRÜNLERİ-Şahin KOYUNCU Ata OSB Mah. Denizli Bulv.No:116/1 Efeler/AYDIN. Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. / Kızılcayer Kümeevler No:12/1 Düzce Seferihisar – İzmir. Çeşme Süt ve Tarım Ürünleri San. Tic. Paz. Ltd. Şti. / İstasyon Mevkii No:11 Belevi Beldesi Selçuk – İzmir. Sütsa-Hakkı Yallıoğlu Düden Mah. Hanımeli Sok. No:767 Altınova Kepez Antalya. Aktif Farma Kimya Ticaret Limited Şirketi Ümraniye/İSTANBUL. Naturals Bitkisel ÜrünlerRemzi DURAK/ Derince/KOCAELİ. Sidra Gıda İnş. Taah. San. Tic. Ltd. Şti. İzmit/KOCAELİ. Lokman Aktar Şifalı Bitkiler Gıda Takv. Akt. Bah. Bitk. Yağ Tic. Enver Polat Merkez/AFYON. Şahımerdan Bitkisel Ürünler İmalatı-Sezayi SAVAŞ Akdeniz/MERSİN. Şehzade Çerez-İrfan DİNÇER Saruhanlı/Manisa. Ötüken Ticaret – Sedat OMUZUBOZLU Etimesgut/ANKARA. Satış Yeri: Waden SağlıkVeysi DENLİ Artuklu/MARDİN. Sidra Gıda İnş. Taah. San. Tic. Ltd. Şti./ İzmit/KOCAELİ. Satış yeri: Bahar Bitkisel Mehmet ÇIRAK Konyaaltı/ANTALYA"

Odatv.com

FİLM TAVSİYESİ /// Resmi Sırlar : Halka Hizmet vs. Hükümete İhanet.?


Resmi Sırlar : Halka Hizmet vs. Hükümete İhanet…?

Duygu Kocabaylıoğlu

Vatan haini kimdir, ya da vatana ihanet nedir? Doğup, büyüdüğünüz; atalarınıza ya da size memleket olan, üzerindeki halk ile sevdiğiniz, vatandaşı olduğunuz toprak parçası mıdır vatan? Öyleyse vatan hainliği söz konusuyken kime hesap vereceksiniz? Belli bir süreliğine halkın oylarıyla seçilmiş ve kendi çıkarlarına göre kanunları yontan hükümet yetkililerine mi, yoksa halkın bizzat kendisine mi?

Ya da 30 yıllık hayatınızda yaptığınız tek bir eylem ile bir anda vatana karşı suç işlemiş, ihanet etmiş olabilir misiniz? Nazım Hikmet varyemezleri değil de halkının ezilenlerini savunduğu için mi vatan haini ilan edilmişti? Peki İngiliz istihbarat kurumu GCHQ’de çevirmen olarak çalışan Katharine Gun (soyadı Türk eşinden dolayı aslında Gün), meşruiyeti sorgulanır bir savaştan –kendi çapında- halkını ve ülkesinin itibarını korumaya çalışırken vatanına ihanet mi etti? Yoksa, aldığı yanlış kararlardan paçasını kurtarmaya çalışan hükümet görevlilerinin kovanına çomak mı soktu?

Çok sorulu bir paragrafla giriş yaptık; zira Katharine Gun’ın gerçek hayat hikayesinden uyarlanan Resmi Sırlar (Offical Secret) filmi, tüm bu soruları seyircinin kucağına da tabir-i caizse bomba misali atıp sahneden ayrılıyor. En son bir başka savaş dramı diyebileceğimiz Eye In Sky’ın yönetmeni olan Gavin Hood’u (X-Men Origins: Wolverine (2009); Ender’s Game (2013)) yeniden amiral koltuğunda seyrettiğimiz yapım, alışılageldiği üzere biyografik bir kitabın ("The Spy Who Tried to Stop a War: Katharine Gun and the Secret Plot to Sanction the Iraq Invasion") uyarlaması.

Bilmeyenler için çekirdek hikayeden bahsedecek olursak, ABD’nin Irak işgali öncesindeki günlerde, işgalin tartışıldığı ve sürecin oylanacağı BM Güvenlik Konseyi toplantıları öncesi, İngiliz istihbarat kurumu GCHQ görevlisi Katharine Gun’ın, mailleri arasına bir iç yazışma düşer; aynı birimdeki diğer çalışanlara da geldiği gibi. Fakat biriminden -emir olarak- talep edilen istihbarat çalışması, ABD’nin BM delegelerine şantaj yapmak için istediği, NSA casus operasyonunun bir parçasıdır. Birimdeki çalışanlar da bu işte bir ‘sakatlık’ olduğunu fark eder fakat kimse fazla sorgulamadan, işine devam eder. Bir kişi hariç: Evet, Katharine Gun. Bir arkadaşı vasıtasıyla skandal boyutundaki bu istihbarat emrini basına sızdıran Gun, fazla saklanmadan sızıntının kendisinden çıktığını itiraf eder; fakat bunu bilerek isteyerek, savaşın kirli yüzünü halka ifşa etmek ve İngiliz halkını korumak için yapmıştır. Çok da haksız sayılmaz; zira İngiliz hükümetinin meşruiyeti sorgulanan bir savaş için ABD ile ortaklıktan ziyade, Oval Ofis’in elinde ‘maşa olduğu’ gerçeği gün geçtikçe daha çok ayyuka çıkacaktır.

Film, bilgiyi ilk sızdırma anından itibaren inişli çıkışlı bir tempoda ilerliyor; hatta Gun’ın itirafı o kadar erken geliyor ki, senaryo tüm gizemini kaybetti zannediyorsunuz. Oysa yönetmen Gavin Hood, filmin ikinci yarısını kişisel bir ‘vicdani gerilim’ ekseninden çıkartıp, İngiliz hükümetinin, Irak işgali sonrası –kitle imha silahları da bir türlü bulunamayınca- nasıl da faka bastığını göstermek için kullanıyor. Ana çerçeveyi destekleyen yan öykülerde özgür basının ne kadar özgür kaldığı ya da hükümet yanlısı olup, yozlaştığı ince ince sorgulanırken, hikayedeki bir başka gerilim unsuru da Gun’ın, Kürt kökenli Türk vatandaşı eşi Yaşar tarafından geliyor; çünkü Yaşar hem Kürt hem Müslüman! Hem de İngiltere’deki varlığı oturma izninin yenilenmesine bağlı. Gun ailesine savaş açan hükümet tabii bu fırsatı da es geçmiyor ve göçmen statüsündeki Yaşar’ın üzerine gerçek bir kabus gibi çöküyor.

Oyunculuklarda Keira Knightley baş karakteri, yaşayan bir insan olarak beyaz perdeye taşımayı başarıyor; fakat, umduğumuz gibi Oscar’lık bir Knightley performansı değil. Knightley harici filmin en öne çıkan performansı, filmin ikinci bölümünde Gun’ın avukatlığını üstlenen Ben Emmerson rolünde Ralph Fiennes’den geliyor. Fiennes’ın kararlı ve inatçı bir yapıda sırtladığı karakter nihayetinde Katharine Gun’ın beraat etmesini sağlıyor.

Ez cümle, yılın ilk cuma vizyonunda, biyografik suç ve dram kategorisinde kendisini seyrettirebilen, dahası seyirciyi sorgulamalara iten bir film Resmi Sırlar. Sahi vatan haini kimdi son kertede?

BİYOGRAFİ DOSYASI : Kıbrıs Türk Halkının Ortak Değeri; Dr. Ayten Salih Berkalp


Kıbrıs Türk Halkının Ortak Değeri; Dr. Ayten Salih Berkalp

21-25 Aralık Milli Mücadele ve Şehitleri Anma haftası her yıl olduğu gibi bu yılda düzenlenen etkinliklerle anıldı. Yeni neslin, gençlerimizin 21-25 Aralık Milli Mücadele ve Şehitleri Anma haftasını doğru biçimde öğrenmesi ve idrak etmesini istiyorsak zaman zaman rutinin dışına çıkarak farklı metotlara da başvurmalıyız diye düşünmekteyim. Örneğin, Dr. Ayten Salih Berkalp’in hayatını yeni nesle gençlerimize doğru biçimde aktarabilmeliyiz. O’nun varoluş ve özgürlük mücadelesine başarılı kariyerini bırakıp nasıl koşarak gelip görev aldığını anlatabilmeliyiz. Okullarda adına konferanslar düzenlenmeli, kitaplar yazılmalı, belgeseli ve filmleri çekilmeli. Her Kıbrıs Türkü Dr. Ayten Salih Berkalp’in hayatını okuyup öğrenmeli! Benzeri bir durum yabancı bir ülkede olmuş olsa idi inanın şimdiye kadar Hollywood’da filmleri çekilmiş ve bir çok alanda rekorlar kazanmış olurdu! Bu anlamda duayen gazeteci-yazar ağabeyimiz Ahmet Tolgay’ın; “Dr. Ayten’in Romanı” kitabını özellikle herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Sanırım kısa bir süre önce TRT tarafından çekimleri tamamlanan Dr. Ayten Salih Berkalp belgeselinin de kısa bir süre sonra gösterime gireceği haberini aldım. Umarım bu bağlamda filimi de yapılır.

24 Aralık akşamı GAÜ Spectrum Salonu’nda Güvenlik Kuvvetleri Bando Komutanlığı ve Radyo Güven işbirliğinde 21-25 Aralık Milli Mücadele ve Şehitleri Anma haftası münasebetiyle düzenlenen Oratoryo’ya katıldım. Organizasyonda güzel bir tesadüf eseri Varoluş ve Mücadele Kahramanlarımızdan TMT’de istisnai olarak görev almış tek kadın Sancaktarı Dr. Ayten Berkalp ile yan yana oturarak Oratoryo’yu izledim. Öncelikle Güvenlik Kuvvetleri Bando Komutanlığı ve Radyo Güven işbirliğinde 21-25 Aralık Milli Mücadele ve Şehitleri Anma haftası münasebetiyle düzenlenen Oratoryo’ya emeği geçen tüm herkese GKK Tuğgeneral Altan Er nezdinde teşekkür etmek istiyorum. Çok güzel, başarılı ve duygu yüklü bir gece oldu. Nereden geldiğimizi unutmamak adına son dererce başarılı bir geceydi. Bu anlamda Güvenlik Kuvvetleri Bando Komutanlığı’nın icra ettikleri parçalar gerçekten son derece başarılı olduğunu belirterek kendilerine teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Varoluş ve Mücadele Kahramanlarımızdan, TMT’de istisnai olarak görev alan tek kadın Sancaktar Dr. Ayten Berkalp ile yan yana oturarak Oratoryo’yu izlerken bana çok kısa bir anısını bana aktardı. Bende izinizle sizlere bu anıyı sizlere nakletmek istiyorum. Oratoryo’da Osmanlı’nın 1571’de Ada’ya gelişi anlatılırken Güvenlik Kuvvetleri Bando’su da arka planda Mehter Marşı’nı çalmaktaydı. Ayten hanım birden bana dönerek Gökhan biliyor musun, esaret altında bulunduğumuz bir süreçte beni ve arkadaşlarımı Makarios kurtararak önce kendi sarayına götürdü. 1 Gece orada kaldık. Gece uyku tutmuyordu. Gecenin ilerleyen bir saatinde transistorlu bir radyom vardı onu açtım. Tam da o anda Mehter Marşı çalmaktaydı. Hemen yanımdaki arkadaşlara Türkiye’de izlediğim Mehter yürüyüşünü gösterdim ve hep birlikte Mehter Marşını söyledik.

Ertesi sabah Makarios ben ve arkadaşlarımın Türk tarafına geçmemizi sağladı. Türkiye’de Fenerbahçe Spor Kulübü’nde sayısız başarılara imza atmış başarılı bir takım kaptanı olduğunuzu bir an düşünün. Milli Takım seviyesine kadar yükselmiş olduğunuzu hayal edin. Üniversiteden doktor olarak mezun olmuşsunuz. Türkiye’de kalıp kariyerinize devam etmek yerine, Türk Milli takımında görev almak yerine vatanınıza dönüp varoluş ve özgürlük mücadelesinde yer almayı tercih ediyorsunuz! Öyle ki, Ayten Salih Berkalp, 21 Aralık 1963’den başlayarak neredeyse her birimizin tarih kitaplarından ve belgesellerden görüp bildiğimiz olayların pek çoğunu bizzat yerinde görüp otopsisini yapmış bir vatanseverdir. Düşünebiliyor musunuz? Ayten Salih Berkalp’in görüp, yaşayıp, şahit olup hissettiği acıları düşünüp hayal edebiliyor musunuz? Onu nasıl tanıtmak gerek inanın çok zor. Onu başarılı bir sporcu, özverili bir doktor, TMT’de istisnai bir Sancaktar ve son derece çalışkan bir bürokrat olarak tanıtmak tam olarak gerçeği kanımca yansıtmıyor! Bu duygu ve düşüncelerle aşağıda izninizle mümkün olduğunca Ayten Salih Berkalp’i sizlere naçizane tanıtmaya çalışacağım… 1934 doğumlu Berkalp, Lise eğitimini İstanbul’da Çamlıca Kız Lisesi’nde, üniversite eğitimini ise İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlamıştır.

Lise diplomasını dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın bizzat elinden almıştır. Ayten Salih, Türkiye’de bulunduğu süre zarfında inanılması güç pek çok ilklere ve bu bağlamda sportif başarılara imza atmıştır. 1950’li yıllarda Kıbrıs Türkü’nün Türkiye’deki medarı iftiharlarındandır. O Fenerbahçe Kulübü’nün kadın voleybol ve basketbol takımlarının popüler kaptanıdır. Fenerbahçe Kulübü’nde atletizm ve deniz kürek takımlarının oluşturulmasını da öncü yine odur. Ayten Salih, 1954 sonrasında İstanbul ve Türkiye şampiyonlukları kazanan kadın atletizm takımlarında yer almış bu çerçevede 1956 yılında Atatürk Koşusu birinciliğini kazanmıştır. Berkalp bu başarısı ile Fenerbahçe’ye takım birinciliğini kazandırmıştır. Yine bu bağlamda Kürekte çeşitli birincilikler kazanmıştır. Sarı-lacivertli kadın voleybol takımının 1956-60 arasında 5 kez Türkiye, 4 kez İstanbul şampiyonu olmasında büyük pay sahibi odur. Yine Salih’in kaptanlığındaki kadın basketbol takımı 1955-1959 arasında 5 kez üst üste İstanbul, 1956-1958 arasında üç kez Türkiye şampiyonu, 1959 yılında da Türkiye ikincisi olmasına büyük katkısı olmuştur. 1956 sezonunda İstanbul Kızlar Basketbol Ligi’nde Fenerbahçe’nin Kadıköyspor’a karşı aldığı 55-8’lik galibiyette 25 sayı kaydederek kırdığı rekor uzun süre kırılamamıştır. 1957 yılında fiilen ve temsili olarak kurulan Türkiye kadın millî voleybol takımına aday olarak seçilir. 2-7 Mayıs 1957 tarihlerinde düzenlenen İstanbul Uluslararası Voleybol Turnuvası’nda İstanbul Karması adı altındaki temsili millî takımda Bulgaristan ve Romanya’ya karşı takım kaptanı olarak forma giyer.

Ayten Salih’in bu dönemde resmi maçlarda oynayıp oynayamayacağı sorunu gündeme gelir. Zira, Salih Kıbrıs doğumlu olduğu için Ada’yı 1960 yılına kadar idaresi altında tutan İngiltere uyruğunda bulunmaktaydı. Türk Millî Takım’ında oynaması için Türk vatandaşlığına geçmesi gereken Salih’in Tıp Fakültesi’nden mezun olduğunda Kıbrıs’ta daha faydalı olacağı görüşü ağırlık kazanarak o dönem Türk vatandaşı yapılmayarak ülkesine dönmesi organize edilmiştir. Ayten Salih, Ada’ya döner dönmez kendisini Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinin içerisinde buldu. Uçan Bayan Doktor unvanıyla ülkenin her bir yanına büyük bir özveri ile koştu durdu. 21 Aralık 1963 Kanlı Noel olayları, Dr. Ayten’in Kıbrıs’a dönüp Hastanede göreve başlamasından kısa bir süre sonra meydana gelir. EOKA’cı teröristlerin kontrolüne geçen Devlet Hastanesi’nin tek anestezi uzmanı odur. Esir bir doktor olarak silah tehdidi altında sık sık ölümle burun buruna gelerek görevini yerine getirmeye çabalar. Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) ender kadın üyelerindendir. Dr. Ayten ve arkadaşları, hastanedeki ölümcül esaretten ancak Rum Lider Başpiskopos Makarios’un girişimiyle kurtulabilir. Makarios özel muhafızlarıyla bizzat hastaneye giderek teröristlerin elinden aldığı Türkleri zırhlı araçla önce başkanlık sarayına götürür, sonra da onları yine kendi eliyle İngiliz Yüksek Komiserliği’ne teslim eder. Beşparmak Dağları’nda Rum – Yunan saldırılarına karşı direnen mücahitler için Boğazköy’de oluşturulan sahra hastanesini Dr. Burhan Nalbantoğlu ile birlikte organize eder.

Oradaki görevi sadece doktorluk değildir. Direnişe ve sosyal yaşamın düzenlenmesi uğraşlarına da katılır… 1967 yılında ihtisas eğitimi için İngiltere’ye giden Salih, 1971 yılında ülkesine dönmüştür. O yıl Limasol’da Doğan Türk Birliği’nin başkanlığına seçilir ve böylelikle bir ilke daha imza atar. Bu süreçte istihbarat eğitimi alarak yemin etmesinin ardından Mücahit olarak görevine devam etmiştir. Ada’yı Yunanistan’a bağlamak isteyen milliyetçi Rumların gerçekleştirdiği 15 Temmuz 1974 Darbesi ve Türkiye’nin 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Limasol Türk Genel Hastanesi’nde başhekimlik görevini yürütmekte olan Salih, 1974 olaylarında Sancaktarlık yetkilerini devralarak, Güney’de rehin kalmış Türkler’in sözcülüğünü üstlenerek sağ salim Kuzey’e geçmelerinin sağlanmasına yardımcı olmuştur. 1975’te Gazimağusa Türk Hastanesi Başhekimi, o yılın sonunda Sağlık Bakanlığı Müdür Muavini, 1978’de Sağlık Bakanlığı Müsteşar Vekili ve 1982’de Sağlık Bakanlığı Müsteşarı olarak bu görevini 1990’lı yılların ortalarına kadar sürdürmüştür. Emekli olmasının ardından Kamu Hizmetleri Komisyonu Üyesi olarak görev yapmıştır. Sonuç itibarı ile Kıbrıs Türk Halkı olarak Dr. Ayten Berkalp’e ne kadar teşekkür etsek az kalır. Kendisine bundan sonraki yaşamı boyunca, sağlık sıhhat, afiyet, huzur ve mutluluklar diliyorum. İyi ki Dr. Ayten Salih Berkalp’imiz var…

Kaynak: https://www.oncevatan.com.tr/kibris-turk-halkinin-ortak-degeri-dr-ayten-salih-berkalp-makale,47397.html

Önce Vatan Gazetesi

TERÖR DOSYASI : ‘Türk İntikam Tugayı İzmir Bornova halkını tehdit ediyor’


‘Türk İntikam Tugayı İzmir Bornova halkını tehdit ediyor’

CHP YDK Üyesi ve İzmir Milletvekili Mahir Polat, Türk İntikam Tugayı olarak bilinen örgütün, İzmir ilinin Bornova ilçesi Tuna Mahallesi’nde evlerin pencerelerine ”Türk İntikam Tugayı” (TİT) imzalı tehdit mesajlarının bırakılmasının ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi.

Polat “ Türk İntikam Tugayı örgütü ilk defa karşımıza çıkmıyor. 1970’li yıllarda Kıbrıs’ta sol görüşlü Kıbrıs Türklerine ve Türkiye’de solcu olarak bilinen kişilere karşı suikast girişimlerinde bulunan yasa dışı örgüt 12 Eylül Darbesi’nin ardından ortadan kaybolmuştu. Ergenekon davası ile adını tekrar duyduğumuz örgüt daha önce de Madımak Katliamı, Akın Birdal suikastı, Özgür Radyo çalışanlarının tehdit edilmesi, Agos gazetesine tehdit içerikli e-posta gönderilmesi ve Diyarbakır’da 10 kişinin öldüğü bombalı saldırının üstlenilmesi olaylarında karşımıza çıktı. Milli İstihbarat Teşkilatı, örgütün solcu kesimin korkutulması amacıyla aşırı milliyetçi unsurlarca kullanıldığını ve örgütün merkez komitesin oluşmadığını ismin paravan olarak kullanıldığını söylediyse de, TİT yurt çapında eylemlerine devam ediyor. Örgüt en son Bornova ilçesi Tuna Mahallesi sakinlerine gönderilen tehdit içerikli mesajlar ile karşımıza çıktı. Mesajlarda, atık toplayanların ve simit satanların PKK’lı oldukları iddia edilerek “Bunlara bir şey verenler ve simit satın alanlar bu ikazımıza uymazlarsa öldürülecektir” yazılı notların bırakılması mahalle sakinleri arasında paniğe yol açmıştır.” dedi.

“HALK TEDİRGİN, HUZURUMUZ KALMADI!”
Polat “Mahalle sakinleri ile yaptığımız görüşmelerde, vatandaşlarımız tedirginliklerini dile getirdiler. Her an bir şey olur korkusu ile gecelerdir uyuyamadıklarını, sokaklarda yalnız başlarına yürümekten korktuklarını ve çocuklarını evde bırakarak gönül rahatlığı ile işlerine gidemediklerini ifade eden mahalle sakinleri, ‘huzurumuz kalmadı, kolluk kuvvetlerinin görevlerini yapması için birilerinin ölmesi mi gerekiyor’ dediler.” diye ifade etti.

“İÇİŞLERİ BAKANI SOYLU’YU GÖREVE DAVET EDİYORUM!”
Polat sözlerine “ Yasadışı faaliyet gösteren bütün örgütlere devlet aynı mesafede durmalıdır. Sol bir örgüt eylem yaptığında nasıl müdahale ediliyorsa aynısı geçerli olmalıdır. Ben Sayın Soylu’yu göreve davet ediyorum. TİT yasadışı bir örgüttür ve derhal müdahale edilmesi gerekmektedir. Devletin görevi vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini korumaktır.” diye devam eden Polat “İzmir’in Bornova ilçesi Tuna Mahallesi’nde yaşanan bu olaydan Bakanlığınızın bilgisi var mıdır? Bakanlığınızın bilgisi var ise gerekli tedbirler alınmış mıdır? Kolluk kuvvetleri tarafından Türk İntikam Tugayı adlı örgüte herhangi bir operasyon yapılmış mıdır? Yapılan operasyonlar sonucu kaç kişi tutuklanmıştır? Tutuklananlardan kaç kişi hüküm giymiştir? Türkiye genelinde Türk İntikam Tugayı örgütünün faaliyetlerinin önlenmesi adına Bakanlığınız tarafından yürütülen bir çalışma var mıdır? Var ise bunlar nelerdir?” sorularını yöneltti.

TOPLUM BİLİMİ DOSYASI /// Dr. Yaşar KALAFAT : HALK KÜLTÜRÜNDEN BÖLGESEL EKONOMİK-SİYASÎ GÜÇ YAPILANMASINA*


Dr. Yaşar KALAFAT : HALK KÜLTÜRÜNDEN BÖLGESEL EKONOMİK-SİYASÎ GÜÇ YAPILANMASINA*

Bu çalışmada, kültürün bilhassa halk kültürünün de stratejik bir obje olduğu, bu gücün, Kafkasya ve Anadolu halklarında yaşadığı, uygulanacak gerçekçi kültür stratejileri ile bu gücün harekete geçirilerek bölgesel ekonomik ve siyasî güç oluşturulabileceği savunulmaktadır.

Halk kültürünün bir özelliği de emperyalizmin ona sızmasına karşı genlerinin diğer kültür kesimlerine nispeten çok daha mukavim olmasıdır. O gücünü biraz da anonim olmasından alır. Kendisini biteviye yenileme gücüne sahip iken, aynı zamanda onun kalelerini yıkabilmek, onu taşıyan, yaşatan halk sayısı kadar emperyalist kültür virüsünü gerektirir.

Anadolu; Kuzey ve Güney Kafkasya, Balkanlar, Yakın Orta Doğu halkları ile tarihî derinliği olan akrabalık bağlarına sahiptir. Bazı bölge halkları büyük dinlere mensup olma itibariyle doğal olarak farklılık gösterseler de, halkların bin yıl evveli itibariyle yaşamlarında ciddi değişmeler olmuştur. Bin yıl evvelin Gregoryen Türkleri bugün büyük ölçüde Gürcü ve Ermeni kimlikleri ile varlıklarını sürdürmektedirler.

Bununla kalınmamış, 93 Harbi (1877-1878) ile Gürcistan’dan Anadolu’ya dindaşlarının yanına göçü tercih eden Gürcüler, Anadolu Müslüman halkının Gürcüce konuşan kesimlerini oluşturmuşlar. Kuzey Kafkasya’nın bir kısmı ve Güney Kafkasya’nın hemen hemen tamamında yaşayan halkların ana dil ve mensubu bulundukları dinlere göre haritalandırmaları denense, dil ve dinlerin fevkalade iç içe geçtikleri görülebilir.

Farklı siyasî uluslararası bloklara mensup olunmasına ve yaşanılan farklı mensubiyetler oluşturulması arayışlarına rağmen, bölge ülkelerinin halk kültürleri arasında ciddi ortaklıklar vardır.

Uluslararası ilişkilerde ekonomi, teknoloji, silahlı güç gibi güçler üstünlük sağlayıcı faktörler olmakla birlikte, kültür bütün bunlardan çok daha etkili bir stratejik objedir. Bölge ülkeleri, kullanamadıkları bu güce sahiptirler. Bilhassa ana dil farklılığı ve mensup olunan dinlerin değişik de olabilmelerine rağmen, halk kültürlerinde aynılık derecesinde bir benzerlik vardır. Bu doğal bir sonuçtur. Bölge halkları, siyasî iradelerin müdahalelerine rağmen, tarihî süreç onlara kendi dil ve din haritalarını çizdirmiştir.

Halk kültürü, gücünü birlikte yaşanılan halkların kültür ortaklığı arz eden genlerinden alır. Aynı coğrafyayı paylaşan halkların birlikte yaşama hukukundan, komşu olabilme meziyetlerinden ileri gelen öylesine oluşturulmuş, öylesine güçlü bir dokuları vardır ki, bunu ancak etnik milliyetçilik, mikro milliyetçilik, kavmiyetçilik, ırkçılık tahrip edebilir. Bu nokta, millî olmanın karşısında, emperyalizm ile ırkçı milliyetçiliğin ittifak haline girdikleri noktadır.

Irkçılık merkezli milliyetçilik anlayışında birlikte yaşanılan halkların kültürel hakları yok sayılır. Toplum tek tipleştirilir. Kültürel farklılıklar da arz edebilen halkların bu zenginlikleri inkâr edilir.

Halkların kültürel uyum hakları da vardır. Yönetimlerin ülkenin millî birliğini sağlamak adına bunu yapma görevleri ve vatandaşlarından bekleme hakları vardır. Ancak uyum ile asimilasyon farklı farklı içerikli kavramlardır. İnkârcılığa kapıları açmak emperyalizme faaliyet alanı oluşturur. Kültürlerini yaşayamayan halklar, bulundukları ülkelerde emperyalizm tarafından tahrik edilirler. Keza bu tür halk kesimlerinin komşu ülkelerdeki uzantıları da emperyalizm tarafından farklı formatta tahrik edilirler.

Yönetimler, enerjilerini etnik milliyetçilikle mücadeleye veya etnik milliyetçiliği teşvike yönlendirdikleri nispette, kaynaklarını tüketirler, içeride ve dışarıda huzursuzluk yaşarlar. Bu gelişme, millî devletlerin komşu millî devletlerle bölgesel güç olmalarını engeller, bölge dışı güçlerin siyasî ve ekonomik, hatta askerî faaliyet alanları haline gelir.

Dünyanın hiçbir yerinde ve tarihin hiçbir döneminde halkı tek dil ile anlaşan ve halkının inanç hayatında tek dinin bulunduğu devlet olmamıştır. Devletler, gerçekçi dil politikaları ile millî kültür dillerinin ve halklarının hayatında yer alan diğer dillerin yerlerini belirler. Bu kural, dinî hayat için de böyledir. Konuşulan bütün diller ve yaşanılan bütün inançlar, o ülkenin millî servetlerdir.

Vatan sathında binlerce yıl evveline ait arkeolojik veri ürünlerine hangi medeniyete ait olduğuna bakılmaksızın sahip çıkılabilirken, ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri sahiplenilirken, o coğrafyanın insanının kültürel kimliğini inkâr etmenin anlamı olamaz.

Komşu ülkelerde yaşayan az sayılı halkların aralarındaki akrabalık bağlarına da saygılı davranılmalı ve demokratik bir hak olarak görülmelidir. Komşu ülkelerin halkları arasındaki kültürel akrabalık, bir anlamda bu ülkelerin akrabalıkları anlamına gelir. Akrabalık bağlarının sağlamlığından güç doğarken, zayıflığından ise zafiyet doğar.

Millî siyasî sınırlar ile resmi devlet sınırları çok kere örtüşmeyebilirler. Sınırları kapsamında komşu ülkenin halkının uzantısını barındıran devletler, onlara millî birliği tehdit etmeyecek demokratik kültürel hayatlarını yaşama ortam ve imkânını vermesi halinde, onların vatandaşlık duygularını güçlendirebilmiş olacak ve onların millî birliği tehdit eder davranışları karşısındaki engelleyici tedbirleri alırken de haklı konumuna girmiş olacaktır.

Milletlerin millî kültürel değerleri vardır. Millî destanlar bunlardandır ve onları millî yapan milletlerin malı olmalarını belirleyen özelliklerinden gelir, bunlar özeldirler. Milletlerin bölgenin derin tarihinden gelen bir kısım halk kültürleri de vardır ki, bunlar büyük ölçüde ortak özellik arz ederler. Millet hayatındaki her iki kültür vasatı şüphesiz birbirinden kopuk değildir. Kültürel akrabalığı belirleyen bağlar bunlardır. Bunların bilinmesi ve korunmaları özel millî kültürler kadar önemlidir. Halk kültürünün millî olmasının yanı sıra, halklar arası olma gibi bir özelliği de vardır.

Devletlerin millî birliklerini sağlama hakları ile halkların kültürel hayatlarını yaşayabilme halkları arasında kurulacak dengenin güçlülüğü nispetinde, emperyalizmin bölge ülkelerinin bölgesel ekonomik ve siyasî güç olmaları engellemesi o nispette başarısız olur.

Ortak halk kültürlerini, halklardan sadece birisi adına resmi politika olarak benimseyip uygulamaya koymak, o kültürlerin gerçek sahibini bulma adına o kültürleri parçalayıp yok etmek anlamına gelir.

Millî sosyal bünye kapsamında, az sayılı çok miktarda farklı halklarla birlikte yaşayabilmek, millî devletlere farklı projeler, değişik stratejiler uygulama imkânı verir. Komşu ülkedeki soydaş toplumdan hareketle yayılmacı bir politika izlenebilir. Bize göre bu emperyalizmin bölge halklarını zayıf düşürme arayışına ortam hazırlar. Ulus devleti, halkını tek tipleştirme adına bu halkları asimile etmeye yönlendirebilir. Bu arayış ve uygulamanın da bize göre doğuracağı akıbet aynıdır.

Bize göre, bölgesel ekonomik ve siyasî güç oluşturma adına izlenecek emperyalizm karşıtı stratejide, bu tür halkları komşu ülkeler arası ilişkilerde kültürel köprü olarak istihdam edebilmektir.

Bu itibarla, komşu ülkelerin üniversitelerindeki ilgili bölüm ve araştırma merkezlerinde, kültürel etkinlik amaçlı derneklerde ve uluslararası kültür şölenlerinde, öğrenci ve akademisyen mübadelesinde bu hassasiyetler gözetilebilmelidir. Keza tarihi anlaşmalarla komşu ülke sınırları kapsamındaki belirli bölgelerin demografik yapısına dair kayıt altına alınmış, yöre halkının dil ve dini ile yaşayabilme hakkına saygılı davranılmalı, ilgili anlaşmalara riayet edilebilmelidir.

Bölge ülkelerinin, ortak kültürlerinin, bölgesel siyasî ve ekonomik güç oluşturma adına sahip çıkılması tarzındaki antiemperyalist kültür stratejileri, bölgenin ilgili tüm ülkeleri tarafından benimsenebildiği sürece bir anlam ifade eder.

Oluşturulacak bu sosyokültürel taban, doğal olarak bölgesel ekonomik ve bölgesel siyasî bir gücü doğuracağı için, bölge dışı emperyalizmin hedefi olacaktır.

Sonuç olarak, ekonomik ve siyasî bölgesel güç oluşturabilmek için, bu amaçla sosyokültürel bir taban oluşturmak da gerekir. Güney Kafkasya ülkeleri ile öncelikli olmak üzere, Türkiye’nin bu potansiyeli vardır. Bu maksatla, ilgili ülkeler arasında halkların halk kültürleri konusunda bazı demokratik adımların atılması başlangıç için yetebilecektir.

* Bu çalışma, “I. Uluslararası Karadeniz Dergi Sosyal Bilimler Sempozyumu (09-11 Şubat 2018, Tiflis-Gürcistan)” için bildiri olarak hazırlanmıştır. [Yaşar Kalafat, “Güç Olmak İçin Sosyo Kültürel Taban Şart-Halk Kültüründen Bölgesel Güç Yapılanmasına”, Turquie Diplomatique, Sayı: 113 (04 Eylül 2018, İstanbul), s. 2].

yasarkalafat, http://www.yasarkalafat.info

Dr. Yaşar KALAFAT

E-posta: yasarkalafat

YOLSUZLUK DOSYASI /// MANSUR YAVAŞ DEŞİFRE ETTİ : ANKARA HALKININ 600 MİLYONU BUHAR OLDU !!!


MANSUR YAVAŞ DEŞİFRE ETTİ : ANKARA HALKININ 600 MİLYONU BUHAR OLDU !!!

29 Haziran 2019 Cumartesi 17:58

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş belediyenin hükümetten alacağı 600 milyon liraya karşılık olarak satılacak gayrimenkullerin TOKİ’ye devredildiğini açıkladı.

Mansur Yavaş deşifre etti: Ankara halkının 600 milyonu buhar oldu!

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş belediyenin daha önce şehir hastanelerinin yollarını yapmak için hükümetle anlaşma yaptığını ve600 milyon lira alacağı olduğunu söyledi.

Alacağa karşılık belediyeye “Ankara’daki maliye hazinelerini satın paranızı alın” denildiğini aktaran Yavaş “Bu gayrimenkulleri satmak için ilan verdik. 2 gün önce Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan gelen yazı ile bu malların hepsinin TOKİ’ye (Toplu Konut İdaresi Başkanlığı) devredildiği ortaya çıktı. Bu durumdan ben zarar görmüyorum Ankara halkı zarar görüyor” dedi.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş Büyükşehir Belediyesi Konferans Salonu’nda düzenlenen “Ankara Kent Konseyi Olağan Genel Kurulu” öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

‘TARTIŞILACAK BİR TARAFI YOK’

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nde yaşanan “yetki” tartışmaları ile Ankara Halk Ekmek ve Un Fabrikası’na atadığı yeni yönetimin Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından onaylanmamasına ilişkin değerlendirmeleri sorulan Yavaş tartışmaların siyasi olduğunu belirtti.

Yavaş kanunun açık olduğunu ve yetki tartışmasının yaşanmadığını vurgulayarak “Her nasılsa bunu tartışma konusu yapıyorlar. Yeniden yetkinin belediye meclislerine verilmesi konusunda kanun taslağı hazırlanıyor. Bu konuda kanun taslağı hazırlandığına göre yetki şu an belediye başkanında. Bunun tartışılacak bir tarafı yok bu yetki yıllardır belediye başkanında” diye konuştu.

‘DAVUL BAŞKASININ TOKMAK BAŞKASININ OLMAZ’

Göreve başlamalarından önce belirlenen belediye şirketlerinin yönetimlerinden kaynaklı sorunlar yaşandığında sorumlunun kendileri olarak görüldüğünü ifade eden Yavaş “Sayın Cumhurbaşkanı’nın sık sık söylediği ‘Davul başkasının tokmak başkasının olmaz’ dediği konu budur. Böyle bir aksaklık olduğu zaman da hizmet yapılmadığı için oraya para vermediğim zaman bu sefer oradaki işçiler parasını alamayacak” dedi.

Yavaş hazırlandığı söylenen kanun tasarısının yeni krizlere yol açacağını ifade ederek herkesin demokrasiye saygı duyması gerektiğini söyledi.

‘TÜRKİYE’DE İLK ELEKTRONİK İHALEYİ BİZ YAPACAĞIZ’

Belediye yönetiminde şeffaflıktan yana olduklarını vurgulayan Yavaş şöyle konuştu:

“Yönetimi bize geçen belediye şirketlerinde de şeffaflık olsun istiyoruz. Artık şeffaflık içinde internetten herkesin gözü önünde ihaleler yapılıyor. Hatta işi daha ileri götürüp doğrudan teminlerde de bir yazılım satın almak suretiyle internet üzerinden Türkiye’deki aynı malı satan herkese ulaşacak bir yapı yapmaya çalışıyoruz. Bunun da arkasından herhalde elektronik ihale gelecek ve Türkiye’de bunu ilk defa biz yapacağız. Belediyelerle anılan yolsuzluk iddialarının hepsinin kökünü kazıyacağız. ”

‘DEPOLARDAKİ HALLERİ GÖRMENİZİ İSTERİM’

Basın mensuplarına Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin depolarını gezme çağrısı yapan Mansur Yavaş “Depolardaki halleri görmenizi isterim. Envantere kayıtlı olmayan birçok şey var. Ne alınmış neden alınmış belli değil. Bunları zaman içinde sizlere açıklayacağız” dedi.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin daha önce şehir hastanelerinin yollarını yapmak için hükümetle anlaşma yaptığını aktaran Yavaş şöyle devam etti:

“Ankara Büyükşehir Belediyesi 800 milyon liralık yol yapmış. Yaklaşık 200 milyon lira için bir şekilde anlaşılmış ama 600 milyon lira alacağımız var. Bunun karşılığında bir protokol yaparak ‘Ankara’daki maliye hazinelerini satın buradan paranızı alın’ demişler. Biz de yakın zamanda asfalt ve şehir geçişi ihalesi yapacağız. Eskişehir yolundaki Yaşamkent sıkışıklığını ortadan kaldıracağız. Bu ihaleleri bu yıl bitirmek için bu gayrimenkulleri satmak için ilan verdik. 2 gün önce Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan gelen yazı ile bu malların hepsinin TOKİ’ye devredildiği ortaya çıktı. Bu durumdan ben zarar görmüyorum Ankara halkı zarar görüyor. ”

LİNK : http://www.yurtgazetesi.com.tr/politika/mansur-yavas-desifre-etti-ankara-halkinin-600-milyonu-buhar-oldu-h133056.html