DENİZCİLİK DOSYASI : Eritre’de kaybolan Türk denizcilerden hâlâ haber alınamıyor !!! “Ortada garip bir durum var”


Eritre’de kaybolan Türk denizcilerden hâlâ haber alınamıyor !!! ”Ortada garip bir durum var”

Altı ay önce yelkenli tekne ile dünya turuna çıkan 3 Türk denizci Eritre’de kaybolmuştu. Tam 50 gündür haber alınamayan Türk denizcilerinin durumunu Emekli Büyükelçi Süha Umar SÖZCÜ’ye değerlendirdi. Türk denizcilerin ortadan kaybolmasında birçok soru işaretinin bulunduğunu belirten Umar ”Devletin bilgisi altında olsaydı, şu anda Dışişleri Bakanlığımıza bilgi gelirdi, korsanlar kaçırmış olsaydı bu kadar uzun süre elde tutmazlar hemen fidye pazarlığına girerlerdi. Ortada garip bir durum var” dedi.

Altı ay önce İzmirli denizci Selim Ekmekçioğlu (64) 13 metrelik Murat Reis isimli katamaran teknesiyle Bodrumlu denizci Ramazan Iğnak (63) ve Lütfi Erman Atamer (62) ile dünya turuna çıkmıştı. Üç denizci 22 Şubat’ta Malezya’dan geri dönüşe geçmiş ancak 50 gün önce Eritre’nin Massawa limanında kaybolmuştu.

(FOTO: SÖZCÜ)

Emekli Büyükelçi Süha Umar (70), üç Türk denizcinin kaybolmasında birçok bilinmeyen olduğunu belirterek SÖZCÜ’ye şu açıklamayı yaptı:

* Bölge tam bir cadı kazanı, Bermuda şeytan üçgeni. Kaosun hakim olduğu bir bölge. Ülke savaşlarının yaşandığı, kabilelerin birbirine girdiği, korsanların denizde ve karada cirit attığı bir bölge.

* Üç denizcimizin o rota üzerinde bulunmaları bile doğru değil. Çünkü dünya turuna çıkan üstelik 13 metrelik bir teknede olan denizciler asla o rotayı tercih etmezler. Çünkü o bölge ‘Bermuda Korsan Üçgeni’ gibi.

(FOTO: SÖZCÜ)

”MUTLAKA BİR YERDEN BİLGİ GELMİŞTİR”

* Eritre, Somali ve o bölgede istihbarat savaşları yaşanıyor. Bölgede Türkiye’nin de güçlü bir istihbarat çalışması var, zaten olmaması mümkün değil. Diğer ülkelerin istihbarat çalışmaları ile ortaklaşa mutlaka bir bilgi edinilmiştir.

* Korsanlar kaçırsaydı 50 gün ellerinde tutmazlar fidye pazarlığına girişirlerdi. Eritre devleti herhangi bir nedenle tutuklayıp gözaltına alsaydı, bizim Dışişlerimize bildirirlerdi.

* Bu nedenle ortada bilinmeyen ve garip olan bir durum var. Dışişleri Bakanlığımız büyükelçiliğimiz aracılığı ile konunun üzerinde çalışıyordur. Ancak bu durumlarda iki ülke arasındaki ilişkiler de çok önemli.

* Bugüne kadar herhangi bir bilgiye ulaşılmamış olduğuna inanmak istemiyorum. Teknolojinin en üst seviyede istihbaratın çok olduğu bir bölgede mutlaka bilgi toplanmıştır. Mutlaka bir yerlerden bir bilgi gelmiştir.

* Birkaç hafta içerisinde yelkencilerimizden haber alınacağını düşünüyorum.

Emekli Büyükelçi Süha Umar (FOTO: SÖZCÜ)

KAYBOLAN TEKNE 1 MAYIS’TA BULUNDU

Denizci Selim Ekmekçioğlu’nun eşi Şeyda Ekmekçioğlu ise şöyle konuştu:

* Eritre deniz kuvvetlerinin helikopterle aramasıyla teknemiz 1 Mayıs’ta bulundu. Tek öğrenebildiğimiz sorgulamalarının devam ettiği ama bu bizi tatmin etmiyor. Her yere bildirdik.

* Kabile kurallarının geçerli olduğu bir ülkedeler, Türk büyükelçisi Aykut Kumbaroğlu bile bilgi alamıyor. Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Kıran konuyla yakından ilgileniyor.

* Yaşadıklarına dair somut bir kanıt istiyoruz. 21. yüzyılda telefonlarına ulaşamıyoruz ve çok endişeliyiz.

Selim Ekmekçioğlu’nun eşi Şeyda Ekmekçioğlu

“BUNUN HESABI SORULMALI”

Kaybolan denizcilerden İbrahim Iğnak’ın kızı Cansu Iğnak sosyal medyadan yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

* Kalp hastası olan babamın ilaçları bitti ve gün geçtikçe haber alamıyor endişelerimiz artıyor.

* Eritre’ye izinli girmelerine rağmen hala neden gözaltında tutuldukları konusunda bir bilgimiz yok. Ülkede askeri yönetim çok baskın olduğu için, Dışişleri Bakanlığı’nın iletişime geçtiği sivil yönetimden bir haber alamıyoruz.

* En büyük dileğim babamlar sağ salim Türkiye’ye geldikten sonra tüm bu yaptıklarının Eritre hükümetinin yanına kalmaması.

Massawa Limanı (FOTO: SÖZCÜ)

AMERİKALI DENİZCİLER, O BÖLGEDE YAŞADIKLARINI ANLATTI

Bu arada birkaç ay önce Eritre’den geçerken aynı muameleye maruz kalan bir grup Amerikalı denizci Cansu Iğnak’a ulaştı. Basındaki haberler üzerine durumdan haberdar olduklarını söyleyen denizciler başlarından geçenleri anlattı:

* Birkaç ay önce biz de Eritre’den geçmek zorunda kaldık. Kıyıya yaklaştığımız sırada askeri bir bot tarafından durdurularak ıssız bir adaya demirlemek zorunda bırakıldık.

* Tekneye binmek isteyen silahlı beş asker bize, ülkeye izinsiz girdiğimiz gerekçesiyle gözaltına alındığımızı ve askeri üsse götürüleceğimizi söyledi. Ben bu arada uydu telefonuyla büyükelçiliğe ve yakındaki savaş gemilerine ulaşmaya çalıştım.

* Silahlı askerlerin tekneme binmelerine izin vermedim ve onlarla gitmeyi reddettim. Karşılarında çok sağlam ve sert durarak kontrolü elimden geldiğince bırakmamaya çalıştım. Bu sayede karşımızdakileri ikna ederek ülkeden ayrılma iznini alabildik.

* İnsan hakları konusunda dünyanın karnesi en zayıf ülkelerinden biri olan Eritre’den kurtulabildiğimiz için kendimizi şanslı görüyoruz. Kalbimiz ve dualarımız Türk denizcilerle.

”O BÖLGEDEN TEKNE İLE SEYAHAT ETMEK BİR ÇILGINLIK”

Uzun yol kaptanı evli ve üç çocuk babası Avni Demir yaptığı açıklamada, şunları söyledi:

* O bölge korsanların cirit attığı, korsanların devletleri tanımadığı bir bölge.

* O bölgede saldırıya uğranıldığında kaçmak için ya çok süratli bir tekneye sahip olacaksınız ya da çok iyi silahlarla donatılmış olacaksınız.

* Elinizi kolunuzu sallaya sallaya Ege ve Akdeniz’deki gibi seyir yapamazsınız. Giremezsiniz, girerseniz çıkamazsınız. Birçok denizci bu gerçeği bilir ona göre hareket eder ve önlemini alır.

* Resmi makamlara da kimsenin gücü yetmez. Büyük ihtimalle askeri kıyafet giymiş korsanların fidye amaçlı kaçırdıklarını düşünüyorum, kısa zamanda bilgisi gelir.

NE OLMUŞTU?

Altı ay önce İzmirli denizci Selim Ekmekçioğlu’13 metrelik Murat Reis isimli katamaran teknesiyle Bodrumlu denizci Ramazan Iğnak ve Lütfi Erman Atamer ile dünya turuna çıkmıştı. Üç denizci 22 Şubat’ta Malezya’dan geri dönüşe geçmiş, Kızıldeniz’deki Cibuti’ye vardıklarında Türkiye’nin Cibuti Büyükelçisi Levent Şahinkaya’nın yardımlarıyla yakıt ve yiyecek ihtiyaçlarını gideren denizciler 30 Mart’ta Süveyş kanalı üzerinden gelmek için son kez yelken açmıştı. 10 Nisan’da geldikleri Mısır’a diplomatik nedenlerle giremeyen teknedekiler, corona virüsü nedeniyle bekleyecekleri süreyi Cibuti’de geçirmek istedi. Teknenin yakıtı azalıp fırtına çıkınca rota üstündeki Eritre’ye girmek zorunda kalan denizciler Eritre Büyükelçisi Aykut Kumbaroğlu’nu arayarak yardım istedi. Karaya çıkmamak şartını kabul eden yelkenciler, 25 Nisan’da girdikleri Massawa limanında 2 Eritre askeri tarafından alıkonuldu.

MİT DOSYASI : FETÖCÜ MEDYA YİNE MİT’İ HEDEF YAPTI /// İŞTE HABER : AHVAL NEWS : ‘Erdoğan’ın casus ağı’


AHVAL NEWS : ‘Erdoğan’ın casus ağı’

ZDF’in hazırladığı belgesel, MİT’in Almanya’daki örgütlenmesine ilişkin kapsamlı bilgiler sunuyor. Buna göre elçilikler veya konsolosluklarda bulunan gayri resmi istihbarat elemanları, dokunulmazlık zırhına kavuştukları için yürüttükleri faaliyetlerden dolayı, ajan olarak yargılanamıyor.

Gazeteci Susana Santina ve Simone Müller tarafından hazırlanan “Erdoğan’ın hizmetinde” ismini taşıyan ve ZDFzoom programında yayınlanan bir belgesel, MİT’in Almanya’daki faaliyetlerini ele aldı. 4 Haziran Perşembe gecesi Almanya’nın ikinci kanalı ZDF’te yayınlanan belgesel, kanalın internet sitesindeki “Mediathek” bölümünden izlenebiliyor.

LİNK : (https://www.zdf.de/dokumentation/zdfzoom/zdfzoom-im-dienste-erdogans-100.html)

Belgesel, MİT’in çalışma sistemi ve casus ağı ile bunun arka planı ve Alman (güvenlik) makamlarının buna neden göz yumduğunu da ele alıyor.

MİT’e çalışan muhbirler ağırlıklı olarak diplomatlar, diplomasi çalışanları ve Almanya’daki 13 Türk konsolosluğunda kamufle edilmiş çalışanlardır. ”Yasal Temsilcilik” (Almanca: Legalresidenturen) -elçilikler veya konsolosluklarda bulunan gayri resmi istihbarat departmanlarına verilen isim- diplomasinin dokunulmazlıktan yararlanırlar ve ajan olarak faaliyet yürüttükleri için yargılanamazlar.

Almanya’da MİT’in ana çalışanlarının yanı sıra 8 bin MİT ajanı bulunuyor. Weilheim’da yaşayan tanınmış istihbarat uzmanı Erich Schmidt-Eenboom, bunu sayının diğer ülkelere kıyasla “devasa bir sayı” olduğunu belirtiyor.

Schmidt-Eenboom belgeselde Alman iç istihbarat çalışanları ile düzenli olarak bir araya geldiğini belirtirken, binlerce MİT ajanı olduğu görüşünü de destekliyor. Bu durumda Diyanet’e bağlı DİTİB’in 1000’e yakın camisi, merkezi bir rol oynuyor. DİTİB’e çalışan imamlar, Gülen Hareketi’ne bağlı çalışan, üye vb muhalifler hakkında bilgileri konsolosluklara sızdırıyor. Tüm bunlar Alman makamlarının da bilgisi dahilinde. 2017 yılında çok sayıda imama açılan casusluk davasının basına sızmasıyla Türk hükümeti imamları ülke dışına çıkardı ve davalar ancak imamların Türkiye’ye kaçışından sonra açıldı.

MİT’in faaliyetleri için DİTİB camilerinin görevlendirmesi yeni bir bilgi değil; FOCUS dergisi 18 Nisan 1994’teki sayısında Türk istihbaratının o dönem Almanya’daki mevcut 700 camisinde istihbarat çalışmaları yaptığı yazdı. FOCUS’un araştırmalarında şunlar belirtiliyor: “Manevi liderler olarak görülen ve konsoloslukların maaş bağladığı bu imamlar, dört ayda bir Almanya’daki Türk toplumu üzerine ayrıntılı bir rapor yazmakla yükümlü. Söz konusu istihbarat operasyonu, ’Refah’ kod adını taşıyor ve imamlara ‘iç güvenlik meseleleri’ söz konusu olduğunda konsolosluklara derhal bilgilendirilme yapması için talimat veriyor.” FOCUS’un araştırmalarına göre MİT’in Almanya merkezi, o dönem Köln Ehrenfeld’deki DİTİB camisiydi.

MİT’in casusları camilerin yanı sıra seyahat acenteleri ve Almanya’daki Türk bankalarında da bulunuyor. 2014’te Alman polisi Türk ajanları tutukladığından yana bu biliniyor. Erdoğan’ın eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu ile iki ajanın Kürt, Alevi ve Êzîdî aktivistler hakkında bilgi toplama ve casusluk faaliyeti yürütmekle yargılandığı dava, ajanların devlet hazinesine 70 bin euro kefalet ödemesi kararıyla Mayıs 2015’te apar topar kapatıldı.

Ancak dava iddianamesi Almanya’da seyahat acentesinin muhaliflerin seyahat planlarını MİT’e servis ettiği, Türkiye’ye girdiklerinde tutuklandıklarını ortaya koydu. Schmidt-Eenboom de buna dikkat çekerek, “Kamufle edilmiş casuslar bankada aktarılan paraları, seyahat acentelerinde de yolculuk bilgilerini aktarıyor” diyor.

ZDF’ye konuşan eski bir casus, kumar bağımlılığından dolayı borçlu olduğunu, bu nedenle MİT’in ajan faaliyetlerinde yer aldığını itiraf ediyor. İsmini vermeyen istemeyen casus, MİT’in kendisiyle irtibata geçtiğini ve muhalifler hakkında bilgi aktarması karşılığında para teklif ettiğini aktardı. Diğer casuslar ise gönüllü çalışanlardır; maaşlı ajan değil. Belgeselde, “Türk Cumhurbaşkanı’na tapanlar, Almanya’daki vatandaşları hakkında bilgi sızdırıp casusluk yapmayı kendilerine görev sayıyor” deniliyor.

Federal Dışişleri Bakanlığı, seyahat ve güvenlik uyarılarında ülkeye giriş ve çıkış yasağı ile tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya kalmalarının casusluk faaliyetlerle bağlantılı olabileceğini açık bir şekilde belirtiyor. Almanya’dan birilerini ihbar etmek, ücretsiz olan “EGM Mobil” uygulamasıyla bile mümkün. Erdoğan’a muhalif olanlar, Facebook paylaşımlarından dolayı haklarında soruşturma açıldığını, Türkiye’ye gittiklerinde havaalanında gözaltına alınırken öğreniyor. Sadece şanslı olanlar, işlem yapmak için Türk konsolosluklarına gittiklerinde haklarında soruşturma veya yakalama kararı olup olmadığını öğrenebiliyor.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABF) Onursal Başkanı Turgut Öker de Almanya’dan EGM uygulamasıyla şikayet edilen ve bu yüzden hakkında dava açılanlardan biri. Türkiye’de bulunan Öker’e sınır dışı yasağı getirildi. Nordrhein-Westfalen eyaletinde yaşayan casus, ZDF’nin belgeseline konuşarak, Öker’in ‘terörist’ olduğunu; PKK’yi desteklediğini; hatta bir mitingde Türk bayrağını yaktığını iddia ederek, EGM uygulaması üzerinden ihbar ettiğini anlatıyor. Öker’in avukatı Mahmut Erdem ise MİT’e çalışan casusu ajanlık faaliyetlerinden dolayı şikayet ettiğini belirtiyor.

Federal Meclisi Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen de MİT’e casusluk yapmanın bir suç olduğunu kaydediyor. Aslında Ceza Kanunu’nun 99’uncu maddesine göre, Almanya’da yabancı bir ülkenin istihbaratına bilgi sızdırmanın 5 ila 10 yıl arası hapis cezası var. Ancak üst düzey ajanlar diplomasinin dokunulmazlığının koruması altında.
Öte yandan EGM Mobil uygulaması ile ihbar edildiğini ispat etmek de mümkün değil; gizlilik kararı bulunan dava dosyalarından bunu öğrenmek mümkün değil; tabii bu tür soruşturmaların anonim ihbarlarla yapılması da mümkün.

Söz konusu EGM Mobil uygulamasına karşı 2018 baharında açılan inceleme süreci ise bir suç unsuru teşkil etmediği savunularak kapatıldı. Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi, Eylül 2018’de EGM Mobil uygulamasına ilişkin “Bir şikayet, ihbar veya şüphe sonucunda bir başkasını tehlikeye sokar ve siyasi kovuşturulmasına sebep olursa 5 ila 10 yıl hapis veya para cezası ile karşı karşıya gelebilir” uyarısında bulunurken, uygulamanın kullanımının önüne geçilemeyeceğini savundu.

MİT’e bağlı örgütlerden bir tanesi de 2018’de Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklanan “Osmanen Germania” adlı paramiliter örgüt. Belgeselde yurt dışındaki muhalif kişilere yönelik suikast planları da yer alıyor. Kürt devrimci kadınlar Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in 9 Ocak 2013’te katledildiklerine yer veriliyor.

İstihbarat uzmanı Schmidt-Eenboom, bu suikastin arkasında MİT’in olduğunun duruşma başlamadan önce cezaevinde ölen katil Ömer Güney hakkında hazırlanan iddianameden de anlaşıldığından bahsediyor. Belgeselde “Irak Kürdistan Özerk Bölgesinde Kürt özel kuvvetleri tarafından tutuklandığı” belirtilen iki MİT ajanının ifadelerine yer veriliyor. Ancak doğrusu, söz konusu iki MİT yetkilisi, PKK’nin emriyle ele geçirildi. Schmidt-Eenboom, Fırat Haber Haber Ajansı’nın (ANF) yayınladığı MİT ajanlarının ifadelerinin inandırıcı olduğunu söylüyor. Bu argümanını da ajanların komuta hiyerarşisi hakkında verdiği ayrıntılı bilgiye dayandırıyor.

Belgeselde Berlin’de sürgünde yaşayan gazeteci Hayko Bağdat da kendisine suikast hazırlığı yapıldığından bahsediyor. Bremen’de yaşayan KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç’a da suikast hazırlığı yapıldığı ve bu planın arkasında MİT ajanı Mehmet Fatih Sayan’ın olduğu, bu yüzden 2017’de yargılandığı ise belgeselde yok. Schmidt-Eenboom, federal hükümetinin Ankara’ya siyasi cinayetlerin kırmızı çizgileri olduğu, bunun aşılmaması gerektiğini açıkça belirttiği için MİT’in Almanya’da siyasi cinayetlerden kaçındığını söylüyor. Ancak bu MİT’in tek kırmızı çizgisi olmalı.

Aynı zamanda, on yıllardır Alman ve Türk istihbarat teşkilatları arasında çok yakın bir işbirliği söz konusu. Bu temelde cihatçı terör de özellikle son 20 yılda daha önemli hale geldi. Alman makamları, terör örgütü olarak gördüğü Suriye ve Libya’daki El Kaide ve DAİŞ’e yakın milislerin MİT tarafından desteklendiğinin de farkında. Bu da MİT’i daha güçlü bir pozisyona sokuyor. Böylece kontrol altına alabileceği yakınında olan bu örgütlerle, Alman partnerini de tehdit edebiliyor.

Bu nedenle Alman makamlarının, Almanya yasalarına aykırı olan Türk ajan faaliyetlerine karşı harekete geçme gayretleri de düşük. Daha çok ajanlık faaliyetlerine karşı sembolik uyarılarda bulunuyorlar.

Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (iç istihbarat) son raporunda, “Ajanlık ve diğer istihbarat faaliyetleri” bölümünde bu kez MİT’in faaliyetlerine de yer verildi. Oysa genelde Çin, Rus veya İran’ın istihbaratına yer veriliyor.

Türkiye’de “aşırılıkçı ya da terörist” olarak sınıflandırılan parti ve örgütler, Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Marksist-Leninist Komünist Partisi (MLKP), Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C) ve Fethullah Gülen’in hareketi MİT’in odağında.

Almanya’ya kaçan ve resmi makamların koruması altına alınan Gülen Hareketi’nin üyeleri dışında söz konusu örgütler, Federal Hükümet tarafından da aşırı solcu ve ‘terörist’ olarak görülüyor. Bu da; geleneksel, jeostratejik ve ekonomik çıkarların yanı sıra Alman hükümetinin MİT’in Almanya’daki devasa casus ağının sürgünde yaşayan muhalifleri izleme ve sindirmesine göz yummasının bir sebebi olmalı.

SAĞLIK DOSYASI /// ARSLAN BULUT : AŞI HABERLERİNİN HEMEN HEPSİ YALAN !!!


ARSLAN BULUT : AŞI HABERLERİNİN HEMEN HEPSİ YALAN !!!

12 Mayıs 2020

Dünya medyası, aşı ile ilgili haberlerle dolu. Bu haberlerin hemen kemen hepsi yalan! İnsanlık kandırılıyor! Çünkü aşı değil, haberleşme yeteneği bulunan moleküler parçacıklar üretiliyor.

Öyle ki, "İki şirket, Kovid-19 salgını için geliştirdikleri aşı adayını insanlar üzerinde denemeye başladı. Testler başarılı olursa, aşı eylül ayında acil kullanıma hazır olacak." deniliyor.

Hatta, "İki firmanın ortak olarak geliştirdiği bu aday aşı, hücrelere protein üretme talimatı taşıyan ulak (messenger) RNA diye bilinen genetik maddeye dayanıyor. Özel tasarlanmış ulak RNA’nın, vücuda enjekte edilmesiyle, aşının hücrelere korona virüs proteinini hastalık oluşturmadan üretmeyi anlatması amaçlanıyor." bilgisi veriliyor.

***

Başka bir haberde, ABD’de bir Türk profesörün aşı ürettiğinden bahsediliyor. Türk profesör, akciğerlere gönderilecek akıllı moleküller geliştirdiklerini söylüyor.

Bu tür haberler nedense, hep "Türk profesör etiketi" ile kullanılıyor. Oysa önemli olan, sözde aşıyı üretecek olan ekiplerde Türk olup olmadığı değil bu çalışmaların kime ve neye kime hizmet ettiğidir. Türkiye’de bir Türk profesörün, başka hastalıklar için üretilmiş ve halen piyasada olan bir ilacı, korona virüs tedavisi için önermesi ne kadar yanlışsa, ABD’de üretildiği söylenen aşıların şimdiden reklâmını yapmak da o derece tehlikelidir. Çünkü bu haberler şartlandırıcıdır.

Bütün bu çalışmalar, Bill Gates’in söylediği türden parçacıklar üretilmesi içindir. Hiçbiri biyolojik değildir. Korona virüs biyolojik ama üretilen parçacıklar biyolojik değil…

Bu durumda, üretilen ürünlere aşı denilemez. Bunlar adı üzerinde parçacıktır.

***

Bütün insanlara moleküler parçacıklar yerleştirmek istediğini ve bu çerçevede 7×2=14 milyar doz "aşı" üretilmesi gerektiğini söyleyen, bizzat Bill Gates’tir. Yine atmosfere 42 bin uydu yerleştireceğini söyleyen de Elon Musk’tır; komplo teorisyenleri değil. Uygulamaya da başlamıştır.

İnsanlığın kaderi, biyosferdeki değişimlere bağlıdır. Biyosferi insan müdahalesi ile değiştirmek kolay iş değildir. Fakat yağmur bombası gibi yıllardan beri uygulanan müdahaleler var. Atmosfer içinde, 2 bin kilometre yükseklikte, diğerleriyle beraber 52 bin uydu, sadece haberleşme hızını 5G, 6G 7G diye artırmak için mi dolaştırılacak? Bunların elektromanyetik dalga ve lazer ışını kullanması da mümkün olduğuna göre istedikleri ülkeyi, atom bombası örneğinde olduğu gibi bir iki uygulamayla birkaç saniye içinde teslim alamazlar mı? Atom bombası, Japonya’ya atılmadan önce neydi? Dünyada kaç kişinin haberi vardı? Kaldı ki hidrojen bombası ve nötron bombası de geliştirildi ama kullanılmadı.

***

Bir ara Obama’nın Nobel fizik ödülü sahibi Enerji Bakanı Dr. Steven Chu, "Evlerinizi, çatılarınızı beyaza boyayın" diyerek Amerikalıları uyarmış ve küresel ısınmayı bu şekilde durdurmanın mümkün olduğunu söylemişti. Böylece güneş ışınlarının geri dönmesinin sağlanabileceğini belirtmişti. Bill Gates ise on bin uçak ile 2 bin metre yükseklikte tebeşir tozu püskürterek aynı sonucun elde edilebileceğini söylüyor. Bunlar, kendi açıklamalarıdır. Tabii ne sonuç verir bilmiyoruz ama adam bunu söylüyor ve yapabilme kabiliyeti de var.

Biyolojik bir varlık olan virüse karşı üretilecek aşı, insanların vücuduna moleküler parçacık yani verici yerleştirmek midir, yoksa aşının da biyolojik olması mı gerekir? Türkiye’de aşı üretimi yapan Hıfzısıhha’nın kapatılmış olması ve şimdi de Bill Gates’in yönettiği küresel aşı projesine katılmaktan söz edilmesi, yeterince endişe verici bir durum değil midir?