GÜNDEM ANALİZİ : Türkiye 18 Yılda Nasıl Bu Hale Düşürüldü ???


Türkiye 18 Yılda Nasıl Bu Hale Düşürüldü ???

Yazan Cahit Armağan Dilek

04 Mart 2020

AKP-Erdoğan yönetimi, 18 yıl önce iktidara geldiklerinde PKK terör örgütüyle müzakere masasına oturmamış PKK’yı askeri olarak yenmiş teröristleri topraklarının dışına çıkarmış bir Türkiye teslim almışlardı.

Adana Mutabakatıyla Suriye, PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmişti. Suriye yola gelmişti.

Ortadoğu’da bütün ülkelerde büyükelçilerimiz vardı, diplomatik ilişkiler gelişiyordu. Türkiye saygın ve sözü dinlenen bir devletti.

İran-Irak savaşındaki arabuluculuk yapabilmiş Türkiye’nin, İran ve Irak ile ilişkileri dengeliydi. İran’daki dini rejime rağmen ilişkiler gelişiyordu.

Irak ile ilişkilerimiz 1991’deki ABD müdahalesi, Keşif Güç görevlerine rağmen iyiydi. Filistin-İsrail sorununda arabuluculuk yapabilecek güvenilen devlettik.

Libya ile ticari ilişkilerimiz gelişiyordu. Türkler büyük yatırım-inşaat ihaleleri almıştı.

Mısır devlet başkanı Suriye ile Adana Mutabakatının kolaylaştırıcısı olmuştu. Türk-Mısır ilişkileri sorunsuzdu.

Kıbrıs’ta ver kurtul fikri hakim değildi.

Ege’de 18 adamız henüz işgal edilmemişti.

Doğu Akdeniz’de, Rum-Yunan ikilisi bütün kıyıdaş ülkelerle üçlü ittifaklar oluşturmamış, bu ittifak halkalarını Doğu Akdeniz’den Balkanlara Türkiye’yi kuşatan bir ittifak zincirine dönüştürmemiş, Doğu Akdeniz’i paylaşmamışlardı.

NATO, Karadeniz’e davet edilmemiş, Karadeniz NATO/ABD gölü olmamıştı. Ruslar, Türk yurdu Kırım’ı ilhak etmemiş, Karadeniz’i askeri olarak tam kontrol altına almamıştı.

Ekonomik krizler aşılabiliyordu. G20’de bir ara 16. sıralardaydık

Liste çok uzun ama geçen 18 yıl içinde yaşananlardan bazıları ve gelinen nokta şu:

Türkiye, tarihinin en derin ekonomik krizini yaşıyor. Kişi başı milli gelir azalıyor. G20’den çıkma riski var.

PKK iktidarı müzakere masasına oturttu, siyasi aktör muamelesi gördü, Suriye kuzeyinde 60-70 bin kişilik ABD özel kuvvetlerinden eğitim almış donatılmış ABD ve Avrupa ülkelerinden siyasi ve askeri tanınırlık gören bir yapıya dönüştü.

Yanlış Suriye politikaları nedeniyle Şam ile PKK ortaklık, Fırat’ın doğusunda PKKistan ilan aşamasına gelindi.

Musul başkonsolosluğumuz IŞİD terör örgütünce işgal edildi çalışanlar esir alındı. Irak’ın kuzeyinde PKK kontrolünde "no mans land" oluştu.

PKK hamisi Barzani, stratejik ortak ilan edildi, Barzani’nin özerkliğine ses çıkarılmadı, Irak’ın bölünmesinin önü açıldı. Şimdi aynı hatalı hamle ÖSO gibi gruplar ve oluşturulan yerel yönetimlerle Suriye’de yapılıyor.

PKK’nın hem ABD hem Rusya ile ortak olması engellenemedi.

Irak kuzeyi ile Suriye kuzeyinde oluşan özerk yapıların birleştirme projeleri görülemedi.

Kuzey komşumuz Rusya güney sınırlarımızdan kuşattı komşumuz oldu.

Libya iç savaşının bir parçası olundu.

Kıbrıs’ta, Türk kimliği silinme tehdidinde, ikinci Girit olma yolunda.

Irak’ta, Suriye’de Doğu Akdeniz’de Libya’daki bütün hatalı politikalar için Türk askeri sahaya sürüldü. Dış politikadan anladıkları sadece askeri gücü kullanmak oldu.

Hesapsız, öngörüsüz, anlık karalarla oluşturulan iç politikayı hedefleyen dış politika kararlarıyla 18 yılda Türkiye’nin her şeyi alt üs oldu, ters yüz oldu.

Türkiye’nin Irak’tan Libya’ya kadar uzayan cephede ateşe sürüklendi. Rusya ve ABD dört bir yandan Türkiye’yi çifte kuşatmaya aldı.

Gelinen noktada, Irak, Suriye, Libya’dan şehit haberleri sıradanlaştı. Siyasi hedefi nihai hedefi bilinmeyen belli olmayan İdlib’teki savaştan da şehitler gelmeye devam ediyor.

Tam da bu ortamda şehit edebiyatı piyasaya sürülüyor. Neymiş şehitler tepesi boş kalmamalıymış. Türk vatanında şehit kanıyla sulanmamış bir karış toprak var mı ki halen şehit gelsin diye dini duygular ve kavramlar istismar ediliyor?

Ve şehitlik edebiyatına vatan millet edebiyatı eşlik ediyor.

İktidarın küçük ortağına göre İdlib’ten çekilirsek Hatay’dan olurmuşuz.

Erdoğan’a göre "Bugün Kamışlı’da, Resulayn’da, Tel Abyad’da, İdlib’de vermediğimiz savaşı, yarın Şırnak’ta, Mardin’de, Gaziantep’te, Hatay’da vermek zorunda kalırız."

Bu edebiyatla hem başarısızlıkların üstü örtülüyor hem de sanki savaşa girmek, çok şehit vermek başarıymış gibi gösteriliyor.

Soralım: 80 yıl bölgesinde barış adası olan Türkiye Cumhuriyeti 18 yılda neden bu hale düştü? Neden engelleyemedi çevresindeki kuşatmayı?

Suriye’de Irak’ta olanları, ortaklık yapılan dış güçlerin asıl/nihai hedefinin Türkiye olduğu şimdi mi anlaşıldı?

İdlib’teki hatalı politikanın sonucu içine düşülen açmazların hesabı verileceğine Çanakkale ile bir tutularak milletin aklıyla dalga geçiliyor.

Çanakkale’de Türk’ün vatan toprağı işgalcilere karşı korunuyordu. Atatürk biliyordu ki, Çanakkale geçilirse vatan elden gidecekti. Onun için ölmeyi emretti. İdlib kimin vatan toprağı? Çanakkale ile ne ilgisi var?

Suriye’de, Süleymanşah türbesinin de bulunduğu vatan toprağı terk edip çekilmek ama Suriye toprağını Suriye ordusuna karşı korumak hangi aklın eseri veya hangi dış gücün dayatması?

Haydi gelin Türkiye’yi yönetemediğinizi ve politikalarınızın iflas ettiğini itiraf edin.

GÜNDEM ANALİZİ /// GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Kovid Sonrası Gerginlik


GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Kovid Sonrası Gerginlik

Pasifik, Ortadoğu, Doğu Akdeniz, ABD, Çin, Rusya, İran, İsrail, Filistin, Libya… Kovid sonrası acaba insanlık sağduyu ile hareket eder mi diye iyimser düşünenlere ilk gelen sinyaller doğrultusunda cevap, daha gergin bir dünya bizi bekliyor. Hemen son gelişmelere bakalım.

Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de konuşabileceğimiz her konunun merkezine koyduğumuz İsrail’de 3 seçim sonrasında nihayet bir hükümet kurulabiliyor. Binyamin Netanyahu ile Mavi-Beyaz İttifakı lideri Benny Gantz anlaştılar. Başbakan Netanyahu görevini bırakmadan bütün İsrail projelerini sürdürmeye devama edecek. İran ve Filistin meseleleri en sıcak olanları.

İsrail’de yeni hükümet henüz kurulurken ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ziyaretini gerçekleştiriyor. Pompeo COVID-19 pandemisi süresince hiç durmadı desem yeridir. Pompeo Afganistan’a güya Taliban ile görüşmeye diye gitti ama Çin heyeti ile önemli bir toplantı yaptı. Konuşulan konu Çin’e gözdağı vermek oldu, konu Wuhan Viroloji Laboratuvarı, ticaret, terör ve İran idi.

Şimdi de İsrail’e ziyaret gerçekleştiren Pompeo İran ve Filistin üzerine yapılan planları gözden geçiriyor. İran’da Kovid sonrası rejime daha fazla yüklenilecek ve rejim değişikliği yönündeki plana uygun adımlar sıklaştırılacak. Filistin ile alakalı bundan önce açıklanan Yüzyılın Anlaşması diye sunulan Filistin halkını, hakkını ve hukukunu yok saymaya ilişkin eylem planı belirginleştirilecek.

Pompeo’nun, “İsrail’in Çin ile iş birliği yapması, Washington’un Tel Aviv ile önemli projelerde çalışmasını tehlikeye atıyor,” demesi manidardır. Yeni döneminde Netanyahu’nun Çin ile işbirliğini azaltması beklenmektedir. ABD özellikle istihbarat alanında Çin hakkında müşterek çalışma alanı bulunabileceği üzerinde durmaktadır. Bu konu bölgesel ve teknolojik istihbarat konularıdır.

ABD ve İsrail yetkilileri yan yana gelince başka birçok mesele için de sözleşildiğini düşünmeden geçmemek gerekir. Zira bölge üzerinde çalışmaları olan Rusya ve Çin hakkında ABD’nin mutlaka karşı düşünceleri olacaktır. Özellikle ABD, Rusya’nın Suriye rejimini desteklemesine son vermesini beklemektedir. Bu ABD ve İsrail’e Doğu Akdeniz’deki Rus üslerinin kapatılması yolunu açacak önemli bir konudur.

ABD’nin İran Özel Temsilcisi Brian Hook, eğer Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), ekim ayında sona erecek İran’a yönelik uluslararası silah ambargosu yenilenmez ise nükleer anlaşmada yer alan ihlal durumunu göz önüne alacaklarını ve ABD’nin İran için yeni yaptırımlar mekanizmasını hayata geçireceklerini işaret etmesi, bir tehdit mahiyeti taşımaktadır. Bu durum BM daimi üyeleri Rusya ve Çin’e karşı dolaylı yolla bir gönderme olarak nitelendirilebilir.

Diğer konu ise Libya’dır. Rusya’nın gizli kapaklı Libya’da ipleri eline geçirmek adına sahada darbeci Halife Hafter’i desteklediği ortadadır. Daha yeni 1.200 kişilik Wagner Grubu lejyonerinin Hafter’i desteklemek için bölgeye gönderilmesi ve BM kararı olduğu halde uçaksavar silahları dahil Rus menşeili çok sayıda silah ve mühimmatın sahaya aktarılması dengeleri değiştirme arzusu ilgili bir çabadan kaynaklanmaktadır. Rusya’nın BM daimi temsilcisi Vasiliy Nebenzya’ya bu husus sorulduğunda, Rusya’nın Wagner ile ilgisi yok cevabını vermesi hiç de şaşırtıcı olmamıştır. Halbuki Rus derin yapılarının idaresini Putin’in aşçısı Yevgeny Prigozhin’e verdiği Wagner, ABD’nin de benzer bir yapısı olan Black Water ile denktir ve yetkililerce bundan bizim haberimiz yok denmesi beyhudedir.

Halen Libya’da Trablus’un batısı Vuttiye hava üssü civarında ve güney bölümündeki Tarhuna dolaylarında meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH/GNA) bağlı güçlerin darbeci Hafter kuvvetlerine (LNA) karşı saldırıları başarıyla sürmektedir. Bu gelişen yeni duruma karşılık Hafter’e Rusya, BAE ve Mısır’dan destekler sürmektedir. Fransa Libya üzerinde etkili olmaya çalışmaktadır. İtalya bu durumdan huzursuzdur. Almanya BM çerçevesinde ilerleyen Berlin Konferansı sürecine uyulmasını hatırlatmaktadır.

ABD ve İsrail, Libya ve dolayısıyla Doğu Akdeniz hakkında yeni bir plan üzerine çalışmaktadırlar. Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgelerle ilgili ortak bir strateji için ilkeleri belirliyorlar. Burada Türkiye tezlerine yakın hareket etmek istediklerine dair sinyaller alınmaktadır. Hatta bazı konular için NATO dahi devreye konabilecektir.

Çin de kendini Libya’da gösteriyor. Özellikle Çin’in öteden beri ekonomik yönden Kuzey Afrika ülkelerine olan ilgisi bilinmektedir. Çin yatırımlarıyla bölgeye sızmış durumdadır ve ABD buna karşı önlem almanın peşindedir.

Çin demişken bir sıcak gelişmeyi hatırlayalım. ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham Başkan Trump’a koronavirüs salgını konusunda kendileriyle işbirliği yapmaması nedeniyle Çin’e yaptırım uygulama yetkisi veren tasarıyı sundu. Bu denek oluyor ki yürürlükte olan Ticaret Savaşı yaptırımlarına ilave olarak Trum ortamı daha da gerebilecek başka tedbirleri alabilecek ve şüphesiz bunların içinde güvenlikle ilgili konuları kapsayan bir dizi önlemler yer alacak.

Bütün bu sıraladığımız gelişmeler Pasifik’ten Doğu Akdeniz’e kadar Ortadoğu’yu da merkezine alacak biçimde ama esasen ABD ve İsrail birlikteliğiyle bundan sonra sürdürülebilecek hususları içermektedir. Bunlar Kovid sonrası daha gergin bir dünya için ipucu niteliği taşıyan göstergelerden birkaçıdır.

ABD’nin başından bu yana düşman ilan ettiği, dokümanlara kaydettiği bir karşı blok var, hatırlayalım, Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore. Bu blokla Pasifik’ten Doğu Akdeniz’e ABD kendi mücadelesini sürdürmekte kararlı. Kovid sonrasında Suriye, Doğu Akdeniz, Libya, İran ve Filistin sahalarında ABD ve İsrail birlikteliğiyle bazı somut hamlelerin görüleceğini beklemek gerekiyor. Buna karşılık da Rus, Çin ve İran hamleleri olacak.

Gürsel Tokmakoğlu

GÜNDEM ANALİZİ /// NURULLAH ANKUT : KRİMİNAL ÖRGÜTÜN ŞEFLERİ BİRBİRLERİNİ ELE VERİYOR


NURULLAH ANKUT : KRİMİNAL ÖRGÜTÜN ŞEFLERİ BİRBİRLERİNİ ELE VERİYOR

13.12.2019

Bütün mafyatik yapılarda olduğu gibi sonunda çıkar amaçlı bir suç örgütü olan AKP’giller’in büyük şefleri de birbirlerine düşüp birbirlerinin yolsuzluklarını hırsızlıklarını vurgunlarını soygunlarını açıklama sürecine girdiler…

Kaçak Saraylı Tayyip diyor ki; Davidson Kraliçe’nin Gül’ü uluslararası Finans-Kapitalistlerin Samanpazarlı Babacan’ı için ve kendilerinin eski ekonomi şefi İngiliz Şimşek Mehmet için:

“Son zamanlarda bir Şehir Üniversitesi meselesi ortaya çıkardılar. Ve bu meselenin özellikle bir siyasi ayağında bizim olduğumuzu bir siyasi ayağında da malum zatın olduğu söyleniyor. Şunu çok açık ve net söylemek durumundayım. Her şeyden önce Şehir Üniversitesi’nin tahsisini Başbakanlığım döneminde yapan benim. Daha sonra malum zat Başbakan olunca bu tahsisi Şehir Üniversitesi’ne mülkiyet devrine dönüştürmüştür.

“Türkiye’de hiçbir üniversiteye tapu ile tapu devri mülkiyet devri yoktur olmamıştır. Bunlar dürüstlüğü kimseye bırakmıyor değil mi? Öksüz yetimin hakkını kalkıp kurdukları üniversiteye tapu devri yapmak suretiyle Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun başkanı sıfatıyla bunu sağlıyor. Peki bu nasıl doğruluk? Peki yanında kim var? Yine bir başka isim Sayın Babacan var. Onun da imzası var bu işin altında. Başka kim var? Mehmet Şimşek var. Başka kim var? O zaman Ulaştırma Bakanı olarak Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun içinde olan Feridun Bilgin var. Hani bunlar dürüsttü! Dürüstlüğü bunlar kimseye bırakmıyordu.

“Ben bunu niye anlatıyorum? Kimin ne olduğunu yaptıklarıyla öğrenin diye. Bitmedi ve bunlar Halk Bankası’nı da dolandırmaya çalışıyorlar. Halk Bankası’ndan kredi talebinde bulunuyorlar. Halk Bankası bunlara ciddi bir kredi veriyor fakat maalesef geri ödemiyorlar. Tabiî banka da kendilerini sürekli olarak uyarıyor. Şu anda Halk Bankası’na olan borçları aklımda kaldığı kadarıyla 417 milyon noktasında. Şimdi ‘Yapılandıralım’ diyorlar. ‘Yapılandıralım’ derken neyi nasıl yapılandıracaksın? Neymiş yaptıkları kampanya şu ‘Spor kulüplerinin borçları yapılandırılıyor da Şehir Üniversitesi’nin ki niye yapılandırılmıyor?’ Ya sen Halk Bankası’na teminat bile vermedin. ” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/erdogan-davutoglunu-sucladi-halk-banka-alavere-dalavere-yaptilar-41392171 )

Ve Tayyip bir ilave daha yapıyor bunlardan Kraliçe’nin Gül’ü hakkında. Şöyle diyor:

“Bizim halef selef olduğumuz cumhurbaşkanı aradı. “Siz bu işi arzu ederseniz halledersiniz” dedi. Kendisine dedim ki temenni ederdim ki siz benim yerimde olun. ” (https://www.internethaber.com/cumhurbaskani-erdogandan-flas-sehir-universitesi-aciklamasi-abdullah-gul-beni-aradi-2068163h.htm )

Ne yapmış AKP’giller?

Elbirliğiyle toplumu Ortaçağcılaştırmayı amaçlayan adı “Şehir Üniversitesi” olan bir kurum oluşturmuşlar.

Başlangıçta hep beraber (Tayyip de dahil olmak üzere) yapmışlar bu işi…

Tarafsız bilirkişilerin tespitlerine göre şu anki değeri 2 buçuk milyar TL olan bir kamu arazisini lüplemişler üniversite kuruyoruz ayağıyla.

Bununla yetinmemişler; esas görevi; “küçük ve orta büyüklükteki esnaf ve sanayiciye kolay ve ucuz kredi vermek” olan bu amaçla kurulan Halk Bankasını da 417 milyon TL dolandırarak bu sözde üniversitenin oluşumu için iç etmişler.

Şimdi birbirlerine düştüler ya; malum Davidson “Gelecek Partisi” adıyla bir parti kurdu dün itibarıyla.

Ali Babacan’la Gül’ün de bu ay içinde kendi liderliklerinde bir parti kuracakları kesinleşmiş gibi.

Davidson’u ve ekibini bu partileşme girişiminden vazgeçirmek için Tayyip birkaç gün önce de altı yedi kişilik bir ekip göndermişti Davidson’a hatırlanacağı üzere. Fakat Davidson’un ret cevabıyla karşılaşmıştı bu ekip.

Tayyip elbirliğiyle Allah ile aldatıp meczuplaştırdıkları kitlenin bir bölümünü bunlar kapacak ben de iktidardan tekerleneceğim korkusuyla bunlara karşı açıktan mücadele başlattı. İşte yukarıdaki itiraf ve ifşaatları bu kapsamdadır.

Tayyip’in açıklamalarına göre bu ekiptekiler kamu malını nitelikli dolandırıcılık suçu işleyerek iç etmişler ve kamu bankasının yüz milyonlarını da aynı şekilde vurmuşlardır. Bu açıkça mevcut yasalar karşısında ağır bir suç oluşturur.

İşin enteresan tarafı; bu suçu işlerlerken şu an Tayyip’in AKP’giller’inden İstanbul Milletvekili olarak Mecliste oturan Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak İdris Güllüce de bu vurguncu ekibin içinde yer almıştır. 2 buçuk milyarlık kamu arazisinin bunların üzerine geçirilmesinde bunun da suç ortaklığı vardır. O suçu belgeleyen metinde bunun da imzası vardır.

İşte bununla ilgili kanıt:

“Ahmet Davutoğlu’nun başbakan dolayısıyla Özelleştirme Yüksek Kurulu Başkanı olduğu sırada ise kurul 9.05.2015 tarih ve 2015/32 sayılı kararıyla bütün taşınmazların bedelsiz olarak devrine karar verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “dürüst olmadıkları” şeklinde eleştirdiği devir işlemi işte buydu. Cumhurbaşkanının eleştirdiği bu heyette ise Davutoğlu’nun yanı sıra başbakan yardımcısı Ali Babacan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Feridun Bilgin Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce bulunuyordu. Cumhurbaşkanı açıklamasında bu isimlerden sadece İdris Güllüce’ye yer vermedi. ” (https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2019/12/11/sehir-universitesinde-ne-oluyor/)

Bu adamından yani Güllüce ve hallice kardeşinden niye hiç söz etmiyorsun Tayyip?

Çünkü onunla yandaşlığın hâlâ sürmekte değil mi?

Davidson’lar ve Babacan’lar da Kraliçe’nin Gül’ü de partileşerek senin karşına çıkmasaydı bu konuda tık demeyecektin.

Bir de ne diyorsun yukarıda Tayyip?

“Öksüz yetimin hakkını kalkıp kurdukları üniversiteye tapu devri yapmak suretiyle Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun başkanı sıfatıyla bunu sağlıyor. ” (Cümle bozuk ama kabahat prompter’cıda. Cihaza yüklerken düzeltecekti onu. Yahut Tayyip cihazsız konuşma gafletine düşmeyecekti. Öyle olunca böyle oluyor işte…)

Bak Hafız;

Dünkü gazetelerin haberiydi. Çeyrek asır Ankara Belediye Başkanlığı görevinde tuttuğun FETÖ’cü Melih Gökçek Efendi seninle aynı soyadı taşıyan Rizeli hemşehrin karı koca olan dostlarını da ihya etmiş yahu. Hem de yoksulun yetimin hakkını onlara lüpleterek. O lüplettiklerinden kadın olanı şu an Meclise taşıyıp orada tuttuğun bir vekilin üstelik:

“Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı yapılan Next Level gökdelenini ödemediği borçlar nedeniyle Ziraat Bankası’na devreden AKP milletvekili Asuman Erdoğan’ın eşi Fatih Erdoğan’ın şirketi yoksullara yapılan yardımlardan milyonluk ihaleler kazandı. Pasifik AŞ’nin sahibi Fatih Erdoğan ve AKP’li milletvekili eşi Asuman Erdoğan’ın da ortağı olduğu ORPAŞ Gıda ve Ticaret AŞ 2007-2013 yılları arasında Melih Gökçek döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden 337 milyon 796 bin 600 liralık ihale aldı. İhalelerin tümü yoksul yurttaşlara dağıtılmak üzere 20 kalem çeşitli gıda ve temizlik malzemeleri için açılmıştı.

“Emekli Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen’in belirlemelerine göre söz konusu yıllar arasında Ankara Büyükşehir Belediyesi’nce yoksul yurttaşlara yardım için açılan ihalelerin tümü ORPAŞ Gıda ve Ticaret AŞ tarafından üstlenildi. İhalelerin toplam sözleşme tutarları KDV ile birlikte 364 milyon lirayı aşıyor. ” (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1707697/akp-milletvekilinin-esi-gokcek-doneminde-milyonluk-ihaleler-aldi.html )

Kime ne diyorsun Tayyip?

Görüldüğü gibi tencere dibin kara hikâyesi durumlar…

Elbirliğiyle Türkiye’yi yuttunuz be!

Kamuyu trilyonlarca dolar dolandırdınız AKP’giller olarak…

Peki Kaçak Saraylı Hafız’ın bu açık suçlayıcı saldırısı karşısında Davudun Oğlu ne yaptı?

O da hemen bir karşı saldırıyla cevap verdi Kaçak Saraylı’nın bu atağına. Onu da görelim isterseniz:

“Şu anda görev yapanlar da dahil olmak üzere yaşayan bütün Cumhurbaşkanları Başbakanlar kamu bankalarının bağlı olduğu bakanlar ve özelleştirme yüksek kurulunda görev yapmış yetkililerin ve onların birinci ve ikinci derece hısımlarının ve akrabalarının mal varlıklarını ve bu varlıklardaki değişimi bu kişilerin siyasete girdikleri/devlet görevi üstlendikleri günden bugüne kadar araştırmak ve soruşturmak üzere TBMM’nde gerekli komisyonlar oluşturulmalı ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifade ettiği vechile yetimlerin hakları son kuruşuna kadar korunmalıdır. ” (https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/davutoglundan-erdogana-istanbul-sehir-universitesi-yaniti-5496163/ )

Gördüğümüz gibi burada da Davidson Kaçak Saraylı Hafız ve şu anki avanesini açıkça suçluyor. Biliyorlar tabiî birbirlerinin ne yaptıklarını neyi vurduklarını trilyonlarca liralık kamu malını nasıl götürdüklerini kimin bu yağmadan ne kadar pay kaptığını…

Tabiî Davidson’un bu karşı atağı karşısında Tayyip işi daha ileri boyuta götürmemeyi tercih edecektir. Meselenin zamana yayılıp unutulmasını isteyecektir. Bizim tahminimiz bu yönde…

Eğer Türkiye’de hukukun zerresi kalmış bulunsaydı; gerek Kaçak Saraylı Hafız’ın gerekse Davidson’un karşılıklı birbirlerine yönelik bu suçlamaları üzerine derhal resen harekete geçip soruşturmalar başlatırdı kapılarında “Cumhuriyet Savcısı” yazan adliye mensupları. Hukuk fakültelerinin anlı şanlı kamu hukuku anayasa hukuku doçentleri profesörleri ayrıntılı açıklamalar yaparlardı bizim gibi; savcıları göreve çağırırlardı.

Ama nerede o hukuk nerede tavşandan azıcık da olsa fazla yüreğe sahip hukuk adamları…

Ve Meclisteki burjuva siyasetçileri içinde zerre miktarda siyasi namus ahlâk vatan ve halk sevgisine sahip güya muhalifi oynayan siyasetçiler…

Kaçak Saraylı Hafız’ından onun Milyar Ali’sinden Saray avanesinden tutun da Davidson’una İngiliz Mehmet’ine Babacan’ına varıncaya kadar AKP’giller’in tamamı onların parti yöneticileri il yöneticileri ilçe yöneticileri belediye başkanları 17 yıldan bu yana Türkiye’yi tam anlamıyla “Hırsızlar İmparatorluğu”na dönüştürmüş durumdadırlar.

Bunlar bir taraftan durup dinlenmeden kamu mallarını iç ederken bir taraftan da şehirlerimizi taşa betona kesmişler dağlarımızdaki ovalarımızdaki yeşil alanların kökünü kurutmuşlar toprağımızı zehirlemişler Ege’deki 18 Adamızı ve 1 Kayalığımızı ABD ve AB’li efendilerinin gözüne girebilmek için Yunanistan’a peşkeş çekmişlerdir.

Şehit Muammer Kaddafi’nin ve 100 bin Libyalının katilleridir bunlar ABD ve AB Emperyalistleriyle birlikte. Suriye’de yarım milyonu aşkın masum Müslümanın katilleridir bunlar.

Irak’ta Yemen’de ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika genelinde 10 milyon civarında Müslümanın kanına giren canını alan ABD ve AB Emperyalist Haydutlarının taşeronlarıdır bunlar.

Bunlar tepelerinden tırnaklarına kadar binbir suça batmış bulunmaktadırlar.

Laik Cumhuriyet’in yıkıcılarıdır. Yargıyı orduyu eğitimi mahv-ı perişan edenlerdir bunlar. Bunların suçları ihanetleri saymakla bitmez…

Meclisteki Amerikancı burjuva siyasetçilerinden oluşturulacak komisyonlar filan bunların suçlarının dirhemini ortaya çıkarmaz.

Bunlar ancak bu Hırsızlar İmparatorluğu yıkıldıktan sonra emri sadece vicdanından hukukun evrensel ilkelerinden ve yasalardan alan gerçek hukukçulardan oluşan mahkemeler önünde hesap verebilirler. O mahkemeler bunların işlediği binbir suçu belirledikleri tarafsızlığına ve uzmanlığına güvendikleri bilirkişiler aracılığıyla tek tek ortaya çıkarıp somut kanıtlarıyla ortaya koyabilir.

O günler de gelecek…

Mutlak gelecek…

Bekle bizi Türkiye…

Halkız Haklıyız Yeneceğiz!

13 Aralık 2019

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı

LİNK : https://www.hkp.org.tr/kriminal-orgutun-sefleri-birbirlerini-ele-veriyor/?fbclid=

GÜNDEM ANALİZİ /// NURETTİN AKÇAY : PARAYI LİDYALILAR BULDU ÇİNLİLER BİTİRECEK


NURETTİN AKÇAY : PARAYI LİDYALILAR BULDU ÇİNLİLER BİTİRECEK

10 Nisan 2020

Bu kadar çok şeye şahit olan bir hayat yaşamak, tekamülü en yüksek hayatları yaşıyoruz sanırım….

Metrodan aşağı iniyor, telefonumdan kare kod uygulamasını açıp bilet kontrol cihazına okuttuktan sonra hızlıca gelen trene yetişmeye çalışıyorum. Oturacak yer bulmak buradaki en önemli konu, zira yol kısa değil. Neyse ki boş bir yer bulup hemen dolduruyorum orayı.
Metrodaki internet, evimdeki internetten daha hızlı olduğu için yaklaşık 45 dakika süren yolculuğumun nasıl geçtiğini fark etmeden Jing’an Temple istasyonundan inerek, ikinci hatta aktarma yapıyorum. Kafaları telefonlara gömülü şekilde yürüyen insan kalabalığından sıyrılarak, mini bir markete girip içecek bir şeyler alıyor ve ödemeyi her zaman olduğu gibi “WeChat Pay” ile yapıyorum. Zaten Çin’de en son ne zaman para kullandığımı dahi hatırlamıyordum. Şarjım ya da internetim biter diye telefon kılıfımın arasına koyduğum 100 yuan bile eskimeye başlamıştı.
İkinci hatta aktarma yaptıktan sonra, Lujiazui istasyonunda iniyorum. Şu meşhur Şanghay televizyon kulesinin olduğu yer. İlk işim Luckin Coffee’ye gitmek. Hem Starbucks’tan ucuz, hem de kahve kalitesini çok beğeniyorum. Üstelik telefonumdaki uygulamadan satın alınca, 28 yuan’a aldığım kahveyi çok rahat 10-14 yuan aralığında satın alabiliyorum. Kahve almak için ne kasaya gidiyorum ne de sıraya giriyorum. Telefonumdaki uygulamadan siparişi veriyorum, kare kod ile ödemeyi yapıyorum. Uygulama bana bir sıra numarası veriyor. Çağrılınca gidip kahvemi alıyorum. Bitti.
Çin’de sistem teknoloji kullanımını öyle ciddi bir şekilde teşvik ediyor ki isteseniz dahi bundan uzak kalamıyorsunuz. Kahvemi alıyor ve yürümeye başlıyorum. Karşıdan karşıya geçmem gerekiyor. Yolda araç yok ama bekliyorum; çünkü geçersem karşıdaki kamera beni tespit edip yüzümü trafik ışığının altında bulunan ekrana yansıtacak ve beni ifşa edecek.
Kaspersky, (*) bundan yaklaşık bir yıl önce “Earth 2050” isimli bir web sitesi hazırlayarak çok ünlü fütüristlere geleceğe dair bazı tahminler yaptırmıştı.
Fütüristlerin aksine şimdi anlatacaklarım tahmin falan değil. Var olan, yaşadığımız ve muhtemelen yakın bir gelecekte tüm dünyanın yaşayacağı bir gelecek. Biz burada sadece beta sürümünü önceden deneyimliyoruz. Tüm sistem açıkları giderildikten sonra, dünyanın diğer ülkeleri de çok yakında bu teknolojileri kullanmaya başlayacak ve bizim şu anki tecrübelerimizi yaşayacaklar.
Size iyi bir tablo çizmek isterdim fakat gelecek daha çok toplumun nasıl kontrol edilebileceği üzerine kurgulanıyor.
Küresel salgınla birlikte Çin’de çok yeni teknolojiler kullanılmaya başlandı. Öyle ki sadece 3 aylık bu süreçte, Çin yönetimi 2000 yeni teknolojiden faydalandı.
SOSYAL KREDİ SİSTEMİ
Çin, uzun bir süredir vatandaşlarının davranışlarını “sosyal güven” başlığı altında sıralayarak büyük bir puanlama sistemi kurmuş durumda. Sistem şahıslara sahip oldukları puanlara göre ödül veya ceza veriyor. Devletin belirlediği kurallara uyanlar ödüllendirilecek. Kurallara uymayanlar cezalandırılıp teşhir edilecekti. Sistem bireylerin puanlarını belirlerken; harcama alışkanları, sosyal medya kullanımı, arkadaş çevresi gibi son derece kapsamlı unsurların dahil olduğu bir algoritmayı kullanıyor. Basitçe anlatmak gerekirse; bankaların kara listesi olduğu gibi artık devletlerin de kara listeleri olacak. Kara listeye girenler birçok ayrıcalıktan faydalanamayacak. Seyahat ve sağlık hakları dahi kısıtlanabilecek. Kırmızı ışıkta geçmek, kapalı alanda sigara içmek bile notunuzu düşürebilecek. Çin bu yılın sonuna kadar tüm vatandaşlarını puanlamayı amaçlıyor. Yapay zekâ ile bütünleşmiş kameralar ile anlık bir şekilde insanlara puan verecek ve bu puanlar sayesinde, Çin vatandaşları ya iyi vatandaş ya da kötü vatandaş olarak sınıflandırılacak. Şöyle bir şey hayal edin, sokağa çıktığınız andan itibaren milyonlarca kamera her anınızı gözetliyor. Yaptığınız her şey hazırlanan algoritmalarla çözümleniyor ve sizlere puan veriliyor. Üstelik sistemin yakın gelecekte tüm dünyada uygulanmaya başlanması kesin gibi. Bu sistemin en önemli yardımcısı ise tüm ülkeyi sarmalayan yapay zekâ destekli 200 milyondan fazla kamera.
YAPAY ZEKÂSI OLAN KAMERALAR
Çin’de yüz tanıma sistemine sahip kameralar her yerde. Yapay zekânın da dâhil olduğu sistem korkutucu. Bilim kurgu gibi gelse de her şey gerçek. Sistem aynı anda yüzlerce kişiyi analiz ediyor. En önemli kısım sistemin psikolojik analizler yapabilmesi. Kamera görüş alanında bulunan bütün insanları tanımlıyor. Sakin mi sinirli mi olduğunu, yüzündeki mutluluk oranını, üstünde nasıl bir elbise olduğunu, saç rengini, cinsiyetini, adını soyadını hatta ırkını bile anında tespit edebiliyor. Sistem herkesi izliyor, tanıştıkları diğer kişileri belirliyor ve iki hafta boyunca takipte kalabiliyor. Üstelik sistem sadece yüzünü gördüğü kişileri değil, arkası dönük ve çok uzakta bulunan kişileri de tanımlayabiliyor. Bunu da şahsın hareketlerinden anlıyor. Herkesin yürüme şekli, kol ve bacak koordinasyonunun farklı olduğu bilgisi üzerinden hareket eden sistem, gün içerisinde herkesten topladığı bilgileri bir havuzda topluyor. Daha sonra sadece arkadan görülen bir şahıs tespit edilmek istendiğinde, hedef kişi havuzda bulunan örneklerle karşılaştırılıyor ve eşleştirme başlıyor. Şu an Çin’de kullanılan bu teknoloji de çok yakın zamanda tüm dünyaya yayılacak. Zira bu teknoloji, güneydoğu Asya ve Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerine ihraç edilmeye hazır halde. Ve görüşmeler başlamış durumda.
PARAYI LİDYALILAR BULDU ÇİNLİLER BİTİRECEK
Diğer önemli bir olay da dünyanın çok yakın bir gelecekte para kullanma olayına son vereceği gerçeği. Çin’de şu an neredeyse nakit para kullanımı sıfırlanmış vaziyette. Çin’i biraz bilen biri Çin’de “WeChat” ve “Alipay” ile tüm bankacılık işlemlerinin rahatça yapılabildiğini, en ufak dükkândan tutun en büyük mağazaya kadar sadece QR kod okutarak her ödemenin yapıldığını da bilir. Sistem o kadar yaygın ki Çinliler nakit parayı neredeyse bıraktı diyebiliriz. Hiçbir ücret ödemeden, her istediğinize mesajlaşma uygulamanız üzerinden istediğiniz kadar para gönderebiliyorsunuz. Faturalarınızı ödeyip, sinema bileti alabiliyor, ev kiralıyor, uçak ve tren biletlerinizi sadece bu uygulamalar üzerinden satın alabiliyorsunuz. Çin şimdi bu sistemin tüm dünyaya yayılmasını istiyor ve bu alanda tekelleşmeye çalışıyor. Bu amaçla dünyanın her ülkesinde ciddi yatırımlar yapıyor. Şimdiye kadar 49 ülkeye girmeyi başardılar. Türkiye de girmeye çalıştıkları ülkelerden biri. Çin’in yanı sıra Facebook da WhatsApp üzerinden böyle bir sistem kurmaya çalışıyor. Yazılanlara göre Facebook sistemin öncelikle para transferi yapmasına olanak verecek, böylelikle bankaların aracılık ücretlerine son verecek. Yani çok yakın bir zamanda şunlarla karşılaşacağız. Bankacılık sistemi değişecek. Artık bankalar olmayacak, nakit para olmayacak, kuyruklar ya da aracılık ücretleri de olmayacak. Üstelik sistem zaten dünyanın birçok yerinde uygulanıyor. Ve sistem tuttu. İnsanlar bu yeni deneyimi çok sevdi.
Şimdi mesele bu deneyimi tüm dünyaya yaymak ve daha da yaygınlaştırmak. Kripto paralar ile bunun çok daha rahat olabileceğini söyleyebiliriz. Geriye sadece bunu deneyimlememiş insanların korkularını kırmak kalıyor. Bu sorun da biraz zaman almakla birlikte yakın zamanda üstesinden gelinecek bir konu.
Polislerin kullandığı yapay zekâya sahip kask ve gözlükler, elektrikli araçlar, ülkenin tamamına yayılmış hızlı trenler, insansızlaşan marketler, neredeyse her şeyin barkod sistemiyle işlediği bir ülke. Kısacası Çin, şimdiden geleceği yaşıyor ve çok yakın zamanda Çin’in deneyimleri tüm dünyaya yayılacak. Fakat devletin birey üzerinde kontrolünün arttığı ve her anımızın gözetlendiği bir gelecekle karşılaşacağız.
Bugün yaşanan salgın ise demokrasi ve insan hakları gibi itirazlarla bu sisteme karşı çıkanları da susturacağa benziyor. Çünkü hepimiz bunların gerekli olduğuna inandırılacağız.
Yazıma George Orwell’in kült romanında 1984’de geçen bir pasajla son vermek istiyorum:
“Biz, zorla boyun eğilmesinden hoşlanmayız. Bize kendi isteğinle uymalısın. Biz bize başkaldıranları yok etmeyiz. Akıllarını ele geçirip değiştirir, yeniden biçimlendiririz. Ondaki tüm kötülüğü yok eder, onu yalnız görünüşte değil, tüm gönlü ve tüm ruhuyla kendi tarafımıza çeker, sonra öldürürüz.”

NURETTİN AKÇAY
SANGHAY ÜNİVERSİTESİ – AKADEMİSYEN – ÇİN UZMANI

GÜNDEM ANALİZİ /// Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU : “Durdurun Dünyayı İnecek Var”


Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU : “Durdurun Dünyayı İnecek Var”

12 Mar 2020

Küreselleşmenin sonuna mı geldik? Hayır, ama sağlık ile hastalık arasındaki ince ip üzerinde yürüyen insanlar bir süre “temassız” dayanışmanın boyutlarını kavrarlarsa, dünya bir başka sınır aşan afeti de atlatacak. Virüsün yarattığı hastalık ve daha da önemlisi ölüm korkusu birçok ülkede yaşamı durdurdu….

Küreselleşmenin sonuna mı geldik? Hayır, ama sağlık ile hastalık arasındaki ince ip üzerinde yürüyen insanlar bir süre “temassız” dayanışmanın boyutlarını kavrarlarsa, dünya bir başka sınır aşan afeti de atlatacak. Virüsün yarattığı hastalık ve daha da önemlisi ölüm korkusu birçok ülkede yaşamı durdurdu. Okullar tatil, hastaneler bile acil bir vaka olmadıkça sanal bilgi değiş tokuşunu öneriyor. Rafları boşalan marketler de kapanma noktasında. Büyük ölçüde satılan gıda maddeleri, tuvalet kâğıtları, bebek bezleri ve temizlik malzemeleri. Evli evine, köylü köyüne ama evsiz nereye belli değil. Çünkü bunlardan gelişmiş ülkelerde bile bir hayli var.

Kırk’ın Kerameti ve Karantina

“Karantina” sözcüğünün aslı, Hazreti İsa’nın, çölde kırk gün aç, susuz ve tek başına dolaşmasına dayandırılır. Bildiğim kadarıyla, insanın kendini veya başkasını tecrit ölçüsü, aslında “kırk”ın Frenkçesi olan “quarant”dan geldiği şekliyle kırk gün. Ama bugünün tıp bilimi, virüs denilen tek hücreli canlının, çok hücreli insan bünyesinde geçen kuluçka dönemini, ortalama on dört gün olarak belirlediği için şimdi artık karantina kırk değil on dört gün. Dalga dalga her yerde on dört gün süre ile “dünyayı durdurup, inmek isteyen” insanları görmek bizi şaşırtmamalı.

“Kırk”a atfedilen keramet ise bunun çok ötesinde olmalı ki, bu sayı, en iyisi “kırk gün, kırk gece” olarak bir kutlama, en kötüsü, “kırk katır ile kırk satır” arasında bir tercih ve nihayet “kırk haramiler” ile bilinen bir soygun çetesi ölçüsü olarak doğu kültürlerine nakşolmuş durumda. Eskiden ancak “kırkı çıkan” bebelerin palazlanıp insan içine çıkmalarından, benzer deneyimleri eş anlı olarak geçirenlerin “kırkının karışması”na kadar yaşamın kelime ve deyim dağarcığına hâkim olan sayı, şimdi on dört ile sınırlı ise, uzun bir yol gelmiş dünya. Yine de bir virüsün etkisi ile borsalar düşüyor, hayat felce uğruyor.

Her Sektör Etkiye Açık

COVİD19 yalnız insandan insana bulaşıyor. Bu arada da her yaşam halkasını tek hücreli pençesinde kıvrandırıyor. Parası olan için harcamalar daha fazla gıda, temizlik ve sağlık sektörlerine kayarken, diğer alanlar düşen talep nedeni ile durgunluğa yeniliyor. Parası olmayan ise Allah’a emanet. Seyahat yasakları, uçak, demir, deniz ve karayollarında insan ve kargo taşımacılığını sekteye uğratıyor. İkmal yetersizlikleri mal kıtlıklarının kapıya dayanmasına neden oluyor. Yaşam, iş ve istihdam kayıpları yanı sıra, eğitime verilen ara, belki her yaşta öğrencinin yüzünü güldürüyor. Ancak öğrenci çocuk ise ana ve babaların yaşamı ve eğitim-öğretim aksıyor, genç ise, karantina süresi, gelecekten çalınmış geçici zamana karşılık geliyor. COVİD 19 virüsü farklı mı? Bunca salgını büyük bir olgunlukla atlatan koca dünyanın sırtı, bir “CORONA” virüs türevi olan COVİD 19 ile mi kündeye gelecek? Evet, virüs yeni. Ama dünyanın sırtı kalın. Piyasalar elbette inip çıkacak. Ama dünya durmayacak. İnenler inecek. Ama kalan sağlar ile dünya dönmeye devam edecek.

Kamu Müdahalesinin Rolü

İster genel, ister özel, ister küresel veya kısmî olsun karantina sürecinde her yerde kamunun yönlendirici, denetleyici, düzenleyici ve engelleyici rolü önemli. Ülkeler arası işbirliği ve bilgi değiş tokuşu da öyle. Sağlık sektörlerine yönelik tüm kararlar ve halk sağlığı ile ilgili bilgilendirmeler yanı sıra, ilaç, serum teminindeki hız ve kolaylık kadar, hasta hane ve hasta hane öncesinde önleyici hekimlik hizmetlerinin kapasitesi dikkate alınması gereken ilk unsurlardan. Bunun dışında, yavaşlayan ekonomik koşullara ve durgunluk dalgasına karşı alınacak makroekonomik önlemlerin, panik havasına imkân vermeyecek etkinlikte atılması gerek. Teşviklerde adres şaşmamalı ki haksızlık olmasın. Borç geri ödemeleri aksamasın ki finans sektörleri dara düşmesin. Keyfi fiyat artışları olmasın ki karaborsa ortaya çıkmasın. Bir de kamu duyuruları zamanında ve en yetkin ağızlardan yapılsın ki güven boşluğu ve zafiyeti ortaya çıkmasın.

Tedbirde Kusur Edip, Takdirde Kabahat Aramamak İçin

Hızla yayılan bir salgında, gereken özen ve etkinlikle ülke sınırlarının kapanması, önceden yapılan programların ertelenmesi değerlidir. Bunun dışında insanların kendi sağlık bilgisi ve tecrit önlemlerinin kendileri tarafından alınmasının teşviki, karantina ile sıkıyönetim arasındaki temel farkı oluşturacağı için önemli olacaktır.

Akla gelebilecek her önlemin alınması, kaderciliğe yer vermeyecek rasyonel bir seferberlik anlamına gelecektir. Takdire kabahat bulmamak için hurafeye, batıla değil, bilgiye başvurmak ve bilinçli davranmak gereklidir. Ama öte yandan “bu da geçecek” tavrı, kötümserliğe geçit vermeyecektir. Bu ise, sağlam vücuda destek verecek bir sağlam kafa ve ruh yapısını ortaya koyacak, aynı zamanda, ülkenin ve ülke ekonomisinin geleceğini, açgözlü aslanlara yem olmaktan koruyacaktır.