GÜNDEM ANALİZİ /// HÜSNÜ MAHALLİ : ABD kılavuz olunca !!!!


HÜSNÜ MAHALLİ : ABD kılavuz olunca !!!!

16 Ağustos 2019

Kuveyt savaşında yenilgiye uğrayan Saddam ordusunun Kuzeyde Kürtlere operasyon yapacağı söylentileriyle Kürtler komşu ülkelere kaçtı.

Bunun üzerine ABD İngiltere ve Fransa’dan 77 uçak Çekiç Güç; adı altında Türkiye’ye geldi ve Saddam’a ‘36. Paralel’in kuzeyine geçemezsin’ dedi.

Üç aylığına gelen; Çekiç Güç’e itiraz eden Demirel Ecevit ve Erbakan daha sonra başbakan olunca tezkereyi uzattılar.

Mart 2003’te Irak işgal edildiğinde Çekiç Güç gitti ama Kürtler Kuzey Irak’a egemen oldu.

1 Mart 2003’te TBMM tezkereyi reddetti ama Erdoğan Başbakan olunca Amerikan uçaklarının Türk hava sahasını kullanmasına izin verildi ve Irak işgali sonrasında Kuzey Irak federal bir bölge olarak yarı bağımsız oldu.

Şimdi sıra Suriye’de.

Hesaplar yine Türkiye üzerinden.

Haziran 2015 seçimlerine kadar Suriye’de PYD ve Türkiye’de HDP/PKK ile iyi geçinen AKP o tarihten sonra her ikisine düşman kesildi.

O gün bugün; AKP’nin Suriye politikası iki eksen üzerinde gelişti:

1-Kürtler.

2-Silahlı İslamcı gruplar.

Birincileri Fırat’ın doğusunda diğerleri Fırat’ın batısında.

Ağustos 2016’da önce; ABD; sonra da; RUSYA’nın onayıyla Cerablus’a oradan da El-Bab Azez ve son olarak Afrin’e giren Türkiye hiçbir şekilde Esad’la barışmaya yanaşmıyor.

Oysa barışsa tüm sorunlar kendiliğinden çözülecek.

Türkiye; Cerablus’tan Afrin’e kadar uzanan 350 kilometre sınır boyunca en az 50-60 bin ÖSO militanına maaş veriyor tüm gereksinimlerini karşılıyor hastane okul fabrika ve cami kuruyor ve hiç çıkmayacakmış gibi davranıyor.

Şimdi sıra Fırat’ın doğusunda.

ABD ile anlaştık.

Güvenli Bölge Tampon Bölge ya da Barış Koridoru adıyla oluşturulacak bölgede TSK 500 kilometre sınır hattında ABD ile işbirliği yapacak.

Böylece TSK Irak sınırından idlib’e kadar uzanan hat boyunca 5-70 km derinliğinde bölgelerde fiilen bulunmuş olacak.

Sonuç olarak;

1- İmzalanan anlaşmayla Türkiye Fırat’ın doğusunda ABD’yi muhatap alarak onun Suriye işgalini kabullenmiş oldu.

2- Bu anlaşmayla Türkiye PYD’nin ABD koruması altında ‘Barış Koridoru’ altında varlığını ve dolayısıyla olası bağımsızlığını onaylamış oldu.

Böylece Türkiye Çekiç Güç olayında olduğu gibi bu kez Suriye’nin kuzeyinde benzer durumun yaratılmasına katkı sağlamış oldu.

3- Bu anlaşma ile Türkiye PYD/PKK’nın yanısıra Suriye Demokratik Güçleri’nin de Rakka ve çevresinde olası bağımsızlığını da onaylamış oldu.

Üstelik bu bölgede işbirliği yapılan ülke yani ABD şimdiye kadar onlarca kez Türkiye’ye kazık atmış PYD/PKK’yı orduya dönüştürmüş ve hiçbir konuda güvenilmeyeceğini onlarca kez kanıtlamıştır.

İşin içinde AKP’nin ABD sevdası olunca her şey normal.

Bu sevda olmasaydı Türkiye gidip Katar’da ABD’nin askeri üssüne 30 kilometre uzaklıkta askeri üs kurmazdı.

Bu üsten kalkan Amerikan uçakları Suriye’yi bombalıyor YPG/PKK’ya silah taşıyor ve ABD Irak’ın işgal operasyonunu buradan yönetmişti.

Garip işler oluyor.

Olup bitenlenlere kızan Putin ve Ruhani 11 Eylül’de İstanbul’a geliyor.

Ama gelmeden önce her ikisi Esad’a ‘Biz İstanbul’a gidinceye kadar İdlib’in işini bitir’ demişe benziyorlar.

Suriye ordusu son bir hafta içinde İdlib çevresinde tüm stratejik bölgeleri ele geçirdi.

Böyle devam ederse Fırat’ın doğusunda ABD’ye yanaşan Ankara Fırat’ın batısında çok ciddi sıkıntılarla karşılaşacak demektir.

Ankara nasıl bir hesap yapıyor bilinmez ama ne düşünüyorsa yanlış düşünüyor.

Anlaşılan son sekiz yılın tüm yanlışlarından ders almamış.

Göreceli olarak ‘zafer ya da kazanım’ gibi görünen her şey er ya da geç hüsranla bitecektir.

Görünen köy kılavuz istemez.

Kılavuzu ABD olanın başı beladan kurtulmaz.

Bunu önlemenin bir yolu olmalı.

Onu da CHP bulmalı.

Hemen.

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/husnu-mahalli/abd-kilavuz-olunca-5283764/

GÜNDEM ANALİZİ /// NACİ KAPTAN : TÜRKİYE GİZLİ BİR İŞGAL ALTINDADIR !!!


NACİ KAPTAN : TÜRKİYE GİZLİ BİR İŞGAL ALTINDADIR !!!

Sayın Erol Güçlü çok uzun zamandır benim de katıldığım bu gerçeği yazıyor. Gerçek ülke aydınları ve Ulusal medya yazar, çizerleri ve gazetecilerimiz de bu konuyu sürekli olarak dillendiriyor.

Ülkemizin fiili işgali bir ABD projesi olan AKP’nin yine ABD ve İsrail tarafından projelendirilerek iktidara getirilmesiyle başlamıştır. Bu emperyal yapılanma, AKP’nin iktidar gücünü arttıracak projeler kurgulayarak, psikolojik harp yöntemlerini istihbarat kurumlarının desteğiyle AKP’ye aktarmış ve yol göstericisi olmuştur. AB/D – İisrail üçlüsünün desteğiyle ve sayısı belki birkaç bin olan satılmış hainler ve Fetullah’ın cemaat gücüyle ne yazık ki Türkiye’nin gizli işgali başlamıştır.

1* Kurulan tuzaklarla, tasfiyelerle, yandaş komutan atamalarıyla TSK zayıflatılarak siyasallaştırılmıştır. Ve dilerim ki gerçek değildir; "Ben AKP’nin paşasıyım" diyen generaller göreve getirilmiştir. Atatürk’ün askerleri tasfiye edilmiştir.

2* Özelleştirmeler, ağır borçlar, akıl almaz yolsuzluklar ve harcamalarla ülke ekonomisi çökertilmiştir.

3* OHAL şartları altında AB/D’nin isteği doğrultusunda ANAYASA değiştirilmiş, parlamento ve demokrasi rafa kaldırılmış, Meclis eylemli olarak fesih edilmiştir.

Tüm kararlar, yasalar partili Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmektedir. Bir kişiyi ikna etmek bir meclisi, yargıyı, orduyu ikna etmekten çok daha kolaydır.

4* Evrensel hukuk değerleri yok edilmiş ve ülkede hukuk yapısını yürütecek olan ANAYASA MAHKEMESİ-YARGITAY- DANIŞTAY-HSK-YSK üyeleri Cumhurbaşkanı ve partisi tarafından belirlenir duruma getirilmiş. Hakim ve savcı teminatı kaldırılmıştır. Tüm kararlar Cumhurbaşkanı ve AKP’nin isteğine uygun alınır olmuştur. Saygın yargıçlardan hukuka uygun karar verenler ya damgalanarak görevden uzaklaştırılmaktadır veya pasif görevlere atanmaktadır.

5* Türkiye’mizi zayıflatmak için bizzat başbakan/cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından toplum inanç/din/etnisite üzerinden bölünmüş ve birbirine düşman edilmiş, terör ve kavga ortamı hazırlanmıştır.

6* Yanlış veya gizli ajandalı politikalarla Türkiye kendisine ait olmayan kargaşa ve savaşa sürüklenmiştir. Suriye ile savaş Erdoğan’ın mezhep inancı nedeniyle kişisel savaşıdır. Ardında Erdoğan’ın da parçası olduğu Müslüman Kardeşleri Suriye’de iktidara getirmek hayali vardır.

7* Erdoğan’ın Suriye’yi bölmek için, Suriye’ye Kuzey Afrika ülkelerinden topladığı teröristleri göndermesinin ve bunları silahlandırarak sağlık ve barınma desteği vermesinin ardında BOP eş başkanlığı vardır. Bilindiği gibi BOP dizgisinde Türkiye ve İran da vardır. Bu nasıl bir şeydir ki ülkenin başbakan/cumhurbaşkanı kendi ülkesinin yönetim ve sınırlarını değiştirmek üzere uygulamaya konmuş olan emperyal bir projenin içinde yer almaktadır.

8* Yaklaşık 5 milyon Suriyeliye ülke kapılarının sorgusuz açılması da emperyal bir projedir. Türkiye’nin demografik yapısının değiştirilerek BOP/GOP uyarınca Türkiye’de istikrarsızlaştırma ve karmaşa, terör yaratmak amaçlıdır. 30 milyon yoksul, 5 milyon işsizin olduğu bir ülkede 5 milyon mülteciye 50 milyar dolar harcamak hiç bir devlet adamının yapacağı bir iş değildir.

9* 1 Mart tezkeresinin reddi ile Türkiye’de 60 bin asker barındırma hakkını alamayan ABD şimdi de Hakkari’de II: Çekiç güç senaryosunu AKP ile anlaşarak uygulamaya sokuyor. Suriye sınırında tampon bölge anlaşması aslında ABD’nin, PYD/YPG/PKK’yı himaye ertmek projesidir. Devriye gezecek olan Türk askeri ABD askerinin gizli denetim ve engellemeleriyle karşılaşacaktır. Hakkari’de bulunacak olan ABD askeri için olması gereken Meclis kararı alınmamıştır ve tüm uygulamalar Erdoğan’ın kararlarıyla yapılmaktadır. Anayasa ihlal edilmektedir.

SONUÇ; Sayın Erol Güçlü’nün dediği gibi Türk görünümlü yabancı "the" generaller, görevliler şimdilik sivil elbiseli dolaşıyor. Son YAŞ toplantısında ise ATATÜRK’ün gerçek general ve amiralleri ise tasfiye edildi.

Şayet doğru ise; "Beni Cumhurbaşkanı general yaptı. Ben AKP’nin paşasıyım" diyen THE GENERAL/LER varsa yazıklar olsun. Bu milletin ona verdiği ekmek haram olsun.

Naci Kaptan

GÜNDEM ANALİZİ /// SERENDİP ALTINDAL : KAOS KAVŞAĞINDA TARİHİ MİSYON..


SERENDİP ALTINDAL : KAOS KAVŞAĞINDA TARİHİ MİSYON..

17.08.2019

‘Tanrı bile Evren üzerindeki hakkını izhar etmiyorken; bazı ölümlü iki ayaklıların, ne badireler geçirmiş şu Dünya ya sahip olma sapkınlıklarına ise ancak gülünür. Binlerce yıllardır bu emeli hiç ardına koymayan Homosapien, sonunda her zaman başını taşlara vurmak zorunda kalmış ve tarihin gayya kuyusunda yok olup gitmiştir. Ne ki her zaman da bir yenisi çıkmıştır ortaya.

‘Ve yeni sapkınlarda aynı temayül ve ihtirasları doğrultusunda bok yolunda helak olup gitmişlerdir. Lakin insanoğlu denen Şeytan/tanrı yine de bu kayıplardan hiçbir şey öğrenemez. Hey tanrı, ne salak şeydir aslında, şu insan denilen mahlûkun. İyiki bir de akıl vermişsin ona. Ya bir de vermemiş olsaydın ne olacaktı kim bilir.

‘Akıl dediğimiz kafamızın içindeki tutanak mübaşirine, sormadan, ona danışmadan alelacele yaptığımız işlerin hep elimizde patladığı da tecrübeyle sabittir. Buna rağmen o mübaşire danışmadan rastgele yaşayanlar, acaba nasıl yorumluyorlar kendi hayatlarını diye de hep sormuşumdur kendime.

‘Öyle ya bakın, USA markalı Çekiç güç tam tekmil Şanlıurfa da. Oysa bizim bu çekiç gücü, çok iyi analiz etmiş olmamız gerekmiyor muydu? Hele de Irak, Libya ve Suriye felaketleri daha sıcakken. Eh artık şimdi o bölgemizden başlayarak Batıya doğru, Türkiye Eyalet bayrakları da yavaş yavaş dokunmaya başlayacaktır artık.

‘Öyleyse ‘sabrımızı test etmeyin’ diyen birilerinin avazları, Batı rüzgârına kapılıp Ağrı dağında buhar olup yok oldu anlaşılan. Esasen iktidar yaftalı iktidarsız beyinlerden, daha fazlası da beklenemezdi. Arkadan gelecekleri avucumun içi gibi öngörebiliyor olsam da, onları yazmaya inanın, ne elim ne de gönlüm yetiyor.

‘Madenler meselesi, yabancı ve farklı görüşler, anti milli yorumlar kervanına kaptırılmayacak kadar ciddi ve bağlamında milli bir meselemizdir. Kaz Dağları veya Ördek Bahçeleri, ormanları falan derken, dikkat edilmesi gereken ilk hususun; milli madenler istihsalinden elde edilecek ana gelirin, önce kimin Devlet hazinesine akacak olduğunun, biran bile gözardı edilmemesi olduğudur.

‘Kara gün rezervimiz olan Hazine altınımızı bile, kuyruklarına tutunarak yol almaya çalıştığımız beslemeler, İngiliz’e – ki kimdir bu İngiliz – teslim ettiler. Yani ciğerimizi bile kediye teslim etmediler mi bunlar? Biz de oturmuş milli madenlerimizden bahsediyoruz hala. Amma da abesle iştigal hani yaptığımız. Yalnız unutulmasın ki yaptıkları yapacaklarının asla garantisi değildir Türk milletinin. Çünkü sağı, solu hiç belli olmaz anlayacağınız.

‘Sözün özü; bizim milli kaynağımız bizim milli hazinemize akıyorsa mesele yok. Yoksa derdimiz daha da artmış demektir kısaca. Amerika’nın güçle korkutma siyaseti artık ölüm uykusuna yatmıştır. Şimdi sırada kalbi tekleyen Doları vardır artık. Yakında o da tedavülden kalkınca, Amerika için hala Dünya liderliği, birinci temayülü olarak kalacaksa, bundan böyle bütün varlığını ortaya koyup, total bir savaşa girmekten başka bir çıkar yolu kalmayacaktır. Bu da esasen en son hatası olacaktır bu Dünyada.

‘Ya da yine aşağıdan alıp, birinci Dünya Harbinde olduğu gibi hazırlanabilmek üzere zamana oynayacak ve yeni bir Baharı bekleyecektir. Yalnız bu dönemde ise Liberalleriyle tek parça halinde kalabileceğinin de hiçbir garantisi olmayacaktır artık. Yani nereden bakılsa durumu pek iç açıcı değildir yakın gelecekte biraderin.

‘İşte ister istemez bir gün Dünya insanını yeniden düzene sokacak olan tarihi devinim, yine icraatını yapacak ve bu Dünya’nın toprakları, tüm hayat varlığı yine gelecek nesillere, dolayısıyla da sadece tanrıya kalacaktır. Yani ‘vay gidene mi’ dersiniz, yoksa ‘bak şu konuşana mı’ bu da size kalmıştır artık dostlar.

‘Yalnız bu arada insanoğlu da kendisiyle kavgalı olmamalıdır. Çünkü bu Dünyadaki gerçek dostu aslında yine kendisidir. Bir misal verelim; Şayet milli halterci Naim Süleymanoğlu kendi rekorlarını peş peşe kırmaya kalkmasa, sadece başkalarının rekorlarını egale etseydi, muhtemelen kalbini genç yaşta bu kadar zorlamayacak ve hala şampiyon olarak bugün de yaşayacaktı şüphesiz. Ve şimdi kendisi gibi başarılı olabilecek milli sporcularımızı da yetiştiriyor olacaktı. İşte bu da kendisiyle statik mücadele halinde ve ihtiraslarına dur diyemeyen bütün muhterislere kapak olsun.

‘Bakanlıkların bir bir Ankara’dan ayrılıyor olması, giderek eyaletlere dönüşümün de habercisidir aslında. Böylece Cumhuriyet Devletimiz giderek adım adım elimine edilerek parçalanıyor. Biz ise afakla dans ediyor, önümüze atılan gündem çerezleriyle birbirimize kadeh kaldırıyor, avunuyoruz. Bu arada bozuk düzenden bir o kadar sorumlu olan muhalefet ise, içi boş rüyalarla güzellik uykusuna devamda ısrar ediyor, etsin bakalım, nereye kadar!

‘Akıl taşıyan herkes kendisinin peygamberidir aslında. Lakin ne hikmetse bunu bilmez veya böyle düşünmez ve hep başkalarından bir lider arar kendisine. Belki de milletine ‘hepiniz bir Atatürk’sünüz’ diyen Atatürk, bu hususu en güzel ifade edendir…

‘Erken seçim olsun mu, olmasın mı paradoksu üstünde dikkatle durulması gereken bir meseledir. CHP tarafına göre erken seçim, giderek kendi batağında boğulmakta olan AKP’ye can simidi atmak olur. Hâlbuki AKP kendi ipini çekmektedir nasılsa. Eko-politik bir kaos kavşağında ve dizlerinin üstündeki Türkiye’yi yeniden ayağa kaldırmak içinse ancak, yeni bir Sivas Kongresi bileşkesinde kurulmuş acil bir milli Hükümete ihtiyaç vardır.

‘İş bu safhaya gelince de, gerçekte CHP içinde de ilk önce, kuruluş ilkelerine dönüşüm kaçınılamaz olacaktır. İşte bu tarihi revizyon da ülkemizin gelecek müktesebatı bağlamında, çok ihtiyacımız olan ve dört elle sarılmak, onu korumak zorunda olduğumuz tarihi bir misyonun miladı olacaktır…

Serendip Altındal

GÜNDEM ANALİZİ /// E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : KİNCİ ÇEKİÇ GÜÇ


KİNCİ ÇEKİÇ GÜÇ

LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/ikinci-cekic-guc-2/

En sonunda dağ fare doğurdu ve ABD’nin istediği oldu! Halbuki iktidar, tam bir yıldır Fırat’ın doğusuna harekât icra edeceğini söylüyor ama bir türlü gerçekleştiremiyordu. Çünkü ABD’den icazet bekleniyordu. İcazet yine gelmedi. Yalnızca; “Kendi halkını kandırabilecek kadar göstermelik operasyon yapabilir ve Suriye’nin kuzeyindeki dar bir alanda kendi radikal İslamcı unsurlarınla oyalanabilirsin” şeklinde izin çıktı.

ABD ile üzerinde anlaşıldığı söylenen Güvenlikli Bölge, ABD açısından nihai hedefe doğru ilerlerken bir oyalama ve kurbanı ürkütmeme hamlesidir. Nihai hedef ise Büyük Ortadoğu Projesi’nin en önemli maddesi olan bölgede kurulmaya çalışılan Kürt Devleti’nin Suriye bacağını inşa etmektir.

Tecavüzcü ile İşbirliği Yapmak

Türkiye, çıkarları ve güvenliği için en başta komşuları ve bölge ülkeleri olmak üzere, herkesle işbirliği yapabilir ve yapmalıdır da! Burada belirleyici olan, Türkiye’nin güvenliği ve çıkarlarıdır. Bu kapsamda, NATO dolayısıyla müttefikimiz olan ABD ile de karşılıklı saygıya, güvene ve çıkara dayanan işbirliği yapılabilir, yapılmalıdır da. Ama Suriye konusu farklı! Çünkü; Suriye’deki çıkarlarımız ve güvenliğimiz ABD ile çelişiyor. Çünkü ABD; Suriye’de istikrar istemiyor, Suriye merkezi hükümetinin güçlenmesini istemiyor, Suriye’nin bir bölümünde aynen Irak’ta olduğu gibi Kürt Devleti’nin Suriye parçasını inşa ediyor.

Bu şartlar altında, Suriye konusunda hala ABD ile işbirliği yapıyor olmanın Türkiye açısından anlamı; tecavüzcüsü ile işbirliği yapmaktır. Ama Türkiye’yi yöneten iktidar açısından bu aynı anlama gelmiyor. Hatta Türkiye’ye tecavüz edilsin bile istiyor. Çünkü çok mesafe kat etmesine rağmen, kafasındaki Türkiye’yi yaratamadı..

İktidarın ve Türkiye’nin Bekası Ters Orantılı

İktidar, siyasi ömrünü uzatabilmek için ülkemizin çıkarları ve güvenliği hilafına ödünler vermekte ve hamleler yapmaktadır. Yani iktidarın bekası ile Türkiye’nin bekası ters orantılı duruma gelmiştir. İktidarın sürdürdüğü politikalar, artık çok belirgin şekilde Türkiye için güvenlik tehdidi oluşturmaktadır.

Türkiye, bütünlüğünü koruyabilmek ve terörle etkin bir şekilde mücadele edebilmek için bölge ülkeleri ile işbirliği yapmak zorundadır. Ülkemizin çıkarları ve güvenliği; İran, Irak ve Suriye ile ortak hareket edilmesini gerektirmektedir. Suriye konusunda farklı amaç ve hedeflere sahip ABD ile işbirliği yapmak; kafamıza kurşun sıkarak intihar etmek veya uçurumdan aşağıya atlamak anlamındadır. Hangisini beğenirseniz!

Bunun Adı Aptallık!

Bir kere yaparsan hata, ikinci kere yaparsan aptallık olur. Suriye’de Güvenlik Bölgesi ile Türkiye aptallık yapmaktadır. İlkini Irak’ta yaptık. Bu büyük bir hataydı ve Irak fiili olarak bölündü. Şimdi aynı hatayı Suriye’de tekrarlıyoruz ama buna artık hata denmez, dense dense ihaneti de içinde barındıran aptallık denir.

Huzuru Temin Harekâtı (Operation Provide Comfort); 1991’de Körfez Savaşı’ndan sonra, Kuzey Irak’taki Kürtleri Saddam Hüseyin’in saldırılarından korumak için ABD öncülüğünde Türkiye üzerinden gerçekleştirilen askeri operasyonun adıydı. Bu harekâtı uygulayan ve Türkiye’de konuşlanan hava gücü ise Çekiç Güç olarak adlandırıldı. Bu harekât; 1997-2003 arasında Kuzeyden Keşif Harekâtı olarak devam etti ve 2003’de yapılan İkinci Körfez Savaşı ile görevini tamamladı.

Tekrar ABD’nin Kucağına Atlandı!

Çekiç Güç’ün kurulmasının ABD tarafından açıklanamayan esas nedeni; Ortadoğu’da emperyalizmin çıkarları için elzem gördükleri Kürt Devleti’nin kurulmasına yönelik ana zeminin oluşturulması ve Irak bacağının inşasıydı. Özellikle Türkiye’ye bunu nasıl söyleyebilirlerdi? İnsani amaç, koruma ve huzur; işin göstermelik bölümüydü.

İktidar, Rusya ve İran’ın yanına bilinçli bir tercih nedeniyle değil, savrulduğu için ve biraz da Putin’in zekice yaptığı hamleler nedeniyle gitmişti. Ama iktidarın gönlü ABD’den yanaydı. Rusya yakınlaşması bilinçli değil, eski sevgiliyi kıskandırmaya yönelik bir hamleydi. ABD’nin de Türkiye’den ve özellikle iktidardan bölgede yürüttüğü projesinin tamamlanmasına kadar ihtiyacı vardı, daha iyisini de şimdilik bulamazdı. Ekonomi iflas etmiş, para bitmiş, satacak bir şey de pek kalmamıştı. Bir de üzerine halk desteği hızla eriyordu. İşte bu nedenle ABD’nin kucağına tekrar atlandı, S-400’ler hava savunma sistemimize entegre edilmeyerek, şimdilik depoya kaldırıldı.

Türker Ertürk

GÜNDEM ANALİZİ /// BirGün yazarı, sinema eleştirmeni Cüneyt Cebenoyan : PKK ablanızı öldürür, siz ırkçısınızdır


BirGün yazarı, sinema eleştirmeni Cüneyt Cebenoyan : PKK ablanızı öldürür, siz ırkçısınızdır

BirGün yazarı, sinema eleştirmeni Cüneyt Cebenoyan’ın yönetmen Fatih Akın’ı eleştirmesinin ardından başlayan tartışma devam ediyor.

Cebenoyan, yönetmen Akın’ın yeni film projesinin Rojava üzerine olduğunun iddia edilmesi üzerine, sosyal medya hesabından şunları yazmıştı:

“CIA’nin emrindeki örgüt devrim yaparsa Fatih Akın da sinema yapar: Akın’ın yeni filmi "Rojava". Standart Türk entelektüeli Batı hangi fikri pompalıyorsa, onu içselleştirir. Batı Erdoğan şahane lider derse, o da Erdoğan şahane lider der. Batı, YPG/PKK için "özgürlük savaşçısı devrimciler derse", Türk entelektüeli orada başka hiç bir şey görmez. Çaptan düşmeye başlayınca, kendisini kabul ettirmek için ya soykırım üzerine bir şeyler söyler ya Kürt meselesine dalar. Bilmediği, anlamadığı konular üzerine ahkam keser.

Almanya üzerine film yapsana Fatih. Senin memleketin Almanya. Almanya, neden PKK’yle içli dışlı anlatsana. Neden istihbarat örgütünün başkanı Kahl, Fethullah için sanki hiçbir şey bilmiyorlarmış gibi, neden Fethullahçılar eğitimle uğraşan masum bir örgüt diyor? Almanya’nın Ortadoğu ve Kafkaslarda ne hesapları var, hiç düşündün mü? Bild’de yazmaz bunlar. Taz’da bile yazmaz.

Bunun adı göçmen psikolojisidir. Kraldan çok kralcı olmaları gerekir ki kendilerini kökenlerinden uzaklaştırabilsinler, yeni memleketleri tarafından benimsensinler. Fatih Akın Duvara Karşı ile zirvesine çıktı ve sönmeye başladı. Ki Duvara Karşı da fena halde oryantalist bir filmdi.

Bu yazdıklarımdan fena halde nasyonalist, hatta ülkücü ya da ulusalcı olduğum sonucunu çıkaranlar olacaktır. Değilim, ben sosyalistim ama liberaller için bunlar arasında bir fark olmayabilir.”

PKK ABLANIZI ÖLDÜRÜR AMA SİZ IRKÇISINIZDIR

Ablası Yasemin Cebenoyan’ı, PKK’nın 1994’te Taksim’deki bombalı saldırısında kaybeden Cüneyt Cebenoyan’ın bu eleştirilerine, özellikle PKK’ya yakın isimlerden ve bazı liberallerden tepki geldi. Bunun üzerine Cebenoyan yeni bir açıklama daha yaptı.

İşte Cüneyt Cebenoyan’ın sosyal medya hesabından yaptığı o açıklama:

“CHP’yi eleştirebilirsiniz, nefret edebilirsiniz.

MHP’yi de.

AKP’yi de.

BU 3 partinin tümünden de nefret edebilirsiniz, yani parlamentodaki tüm Türk partilerinden. Bu durum yine de sizi Türklere karşı ırkçılık yaptığınız suçlamasıyla karşı karşıya bırakmaz.

PKK ablanızı öldürür. Tek talebiniz özür dilenmesi olur. Dilemezler ama talep eden olarak siz ırkçısınızdır.

PKK, şehrinizin ortasında bomba patlatır. Katliam yapar. Protesto edersiniz. Irkçısınızdır.

ABD havadan saldırır. Yüzlerce, binlerce sivili öldürür bombalarla. Ardından YPG karadan girer. Protesto edersiniz, siz ırkçısınızdır.

YPG, Hristiyanların terk ettiği mahallelere el koyar. Biz savaşırken onlar Avrupa’ya kaçtı, buralar bizim hakkımızdır der. Böyle devrimcilik olmaz olsun dersiniz, siz ırkçısınızdır. Faşistsinizdir.

Onat Kutlar’ı öldürür PKK. Bu gerçeği bir tek Türk solcusu ve liberali kabul etmez, PKK kabul eder. Hiç bir sinema adamı bu konuda bir tek şey söylemez. Sonra bir yönetmen çıkar, kendisine memleketi olan Almanya’da prestij sağlayacağını bildiği, kendisi için hiçbir risk içermeyen bir proje yapacağından söz eder. Onat Kutlar’ı öldüren örgütün propaganda posterini paylaşır. Örgütle mesafesinin sıfır olduğunu ilan eder. Protesto edersiniz. Irkçısınızdır, faşistsinizdir.

Çünkü PKK demek, Kürt demektir onlar için. CHP; MHP ya da AKP gibi bir siyasi örgüt değildir PKK. Alperen Ocakları ya da Ülkücüler gibi değildir. Ona laf edilemez.

PKK’ye duyduğunuz bütün öfkeye rağmen, HDP’ye destek olmuş olmanız da sizi kurtarmaz. YPG’nin Kobane direnişini desteklemiş olmanız da hiç önemli değildir. Roboski’ye taziye ziyaretinde bulunmuş olmanızın da hiç önemi yoktur. Mutlak itaat beklenir sizden. Ya PKK’yı desteklersiniz ya da onun karşısındasınızdır.

Bu sadece PKK kafası olsa o kadar önemli değil. Ama kendisini demokrat, liberal ya da solcu-sosyalist sayan birçok insan için de durum budur. Hurşit Külter’in nerede olduğu kadar önemli değildir Onat Kutlar’ın ya da Taksim’in ortasında insanların öldürülmüş olması.

Bu yüzden twitter’da ne ırkçılığım ne faşistliğim ne de Perinçekçiliğim kaldı. Ama hiçbiri tutup da mesela YPG/PKK’nın Suudi Arabistan’la yakınlaşmasının neden "devrimci" bir hareket olarak görülmesi gerektiğini açıklamadı. Ya da başka bir çok şeyi. Küfür etmek yeterli.

E ben de küfür edebilirim, biliyor musunuz?”

Odatv.com

GÜNDEM ANALİZİ /// AYDIN SELCEN : Fırat’ın Doğusu ve Erdoğan’ın misyonu


AYDIN SELCEN : Fırat’ın Doğusu ve Erdoğan’ın misyonu

KAYNAK : https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/08/07/firatin-dogusu-ve-erdoganin-misyonu/

Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey kiminle temas etti, ABD askeri heyetinin temaslarından ne çıktı, keza ABD Savunma Bakanı Esper’in “operasyona izin vermeyeceğiz” açıklaması ne anlama geliyor, çok kafa yormaya gerek yok. Bu işin sonu yine Erdoğan’ın Trump’la yapacağı yeni bir telefon görüşmesiyle belli olur.

Erdoğan bir yandan tarihsel bir misyonu olduğuna inanıyor, diğer yandan ne olursa olsun, en sonuna kadar siyaseten ayakta, dümende, var kalmak zorunda olduğuna. Başlangıçta onun karşısındakiler de kendilerine bir tür “cumhuriyet muhafızlığı” misyonu atfediyordu. “Kurulu düzen” (“müesses nizam”) Erdoğan’ı bir tür “anti-Atatürk” olarak gördü.

15 Temmuz darbe girişiminin savuşturulması, Bab-Afrin-Idlip harekâtları, Doğu Akdeniz’de bayrak gösterme bu baskın siyasal anlatıyı dönüştürdü. İkinci kurucu lider, “II. Atatürk” anlatısı öne çıktı. Musul-Kerkük yani kabaca bugünkü Irak Kürdistanı’na tekabül eden alan 1926’da yitirilmişti. Buna karşılık, Atatürk 1938’de ölmeden Hatay Zaferi’ni güvence altına almayı bilmiş, kurduğu cumhuriyete son hizmeti bu olmuştu.

Cumhuriyet tarihinde bunun bir örneği daha var. Zorlu’nun kıvılcımını çakıp, Ecevit’in Barış Harekâtı’yla tamamladığı Kıbrıs hamlesi, KKTC’nin kuruluşu. Halen dahi geniş halk kesimlerince desteklenen bir dış politika adımı. Bu dosyayı gözardı etmemeli. Hindistan Başbakanı Modi’nin, Kaşmir’in özerk statüsünü lağvetme girişimi*, Maraş’ın iskâna açılması konusundaki şimdilik utangaç zemin yoklamalarının nereye varabileceğini düşündürtüyor.

İşte Fırat’ın Doğusu’na olası hatta mukadder hamle, Erdoğan ve eskiden ona karşı olanların muhayyel misyon ve siyasal çıkar setlerinin örtüştüğü tarihsel zirve anı bence. Oradan algılanan, ulusal güvenliğe bir tehdit değil, ideolojik bir sınama. Uluyan kurt heykellerinin önünde Bahçeli’yle verilen poz, o sınamaya yanıt. Öyle de, bu parafinli “Kızıl Elma”nın içinde üreyecek, henüz larva halindeki kurtların bildiğimiz biçimiyle cumhuriyetimizin sonunu getirecek potansiyeli taşımaları da varoluşsal kaygı gerekçesi olmalı.

Bu kadar sayıklama yeterli, somut verilere bakalım. Ankara’nın bu dosyada muhatapları Vaşington, Şam ve SDG/Suriye Kürtleri. Çemberi geniş tutarsanız Ankara’nın başmuhatabı Kürtler, ama o ayrı. Benim gibi uzman geçinenlere sorulan soru, “olur mu, olmaz mı?” Yanıtım, “olmaması için bir neden, olanı durduracak iç veya dış güç göremiyorum**.”

ABD’nin seçenekleri kısıtlı ve kötü. Ne nedeni, ne IŞİD’le mücadelede alanda yürütülecek işi kaldı. Kalan işi YPG yerine sınır boyunda TSK varlığı da pekâlâ üstlenebilir. YPG/YPJ’nin PKK’nin uzantısı olduğunu ABD de biliyor. Ortadoğu’nun ABD için küresel önemi azaldı. Başat öncelik İran’ı çevreleme. ABD’nin Irak, BAE, SA ve Katar’da üsleri var. İncirlik ve Kürecik faal. Türkiye’nin Suriye’nin içinde durması, hem Esat’ı zayıflatıyor, hem Ankara-Moskova arasında potansiyel gerilimi unsuru: Bu ikisi de ABD’nin çıkarına.

ABD’nin niyeti ve amacı belirsiz, sürekli yalpalıyor. Üstelik 2020’de başkanlık seçimi var. Kürtler ABD’nin umurunda değil, “Kürt Siyaseti” zaten yok, hiç olmadı. ABD’nin Kürt sicili Irak’ta bozuk, gerek 1990’larda Saddam’a bırakıp gitmek, gerek bağımsızlık referandumundaki tutumu bunun göstergeleri. Fırat’ın Doğusu’nda CENTCOM çatısı altında destek, eğitim, hedef gösterme etkinliği gösteren bin kadar Özel Kuvvetler mensubunun duygu dünyası, Vaşington’un karar alma sürecinde etmen değil.

Şam’ın Fırat’ın Doğusu’na hamle edecek askeri ve iktisadi mecali yok. Kürtlere teklifi de yalnızca devletin çatısında kalmak değil, Arap milliyetçisi, BAAS, muhaberat rejimini aynı 2011 öncesi koşullarda kabul etmek. “Kürt Kemeri”, Ankara kadar Şam’ın da korkusu, Öcalan’ın Bookchin esinli yerinden yönetim ideolojisi Esat’a da ters. Rusya, Şam’ı Idlip’te harekete geçmeye itiyor, Münbiç’e, Fırat’ın Doğusu’na değil. Rusya, Suriye’de ne ABD ne Türkiye ile kafa kafaya gelecek de değil.

SDG veya PYD/YPG/YPJ hendek, tünel kazarak, cepheyi tahkim ederek TSK’ye direnişe hazırlandığı iddiasında. Onlar da, Sur, Cizre, Nusaybin gibi örneklere ve Afrin’e bakarak herhalde yanlarında bir başka gücün desteği olmadıkça dümdüz arazide tutunamayacaklarının ayırdında. Mazlum Kobane’nin aksine ifadeleri var ama Dr. Eldar Halil’in kendi de bu durumu teslim etti. Zaten gerilla veya milis gücü, düzenli orduyla cephe savaşına gir(e)mez.

Rojava’nın tek nefes borusu Semelka’nın karşı tarafı da KDP denetiminde. KDP, IKB Başkanı Neçirvan Barzani’nin ağzından Şengal’deki bir tutam PKK varlığını eleştiren açıklama yaptı. Ayrıca, Mahmur’a da ambargo uyguluyor. Diyar Garib ve Osman Köse suikastları ile süren Pençe Harekatı durumun niteliğini yansıtıyor.

Ankara ile Vaşington’un varacakları uzlaşı, sınırdan 15 km. kadar güneyde, sınıra koşut uzanan M4 karayolunun yeni sınır hattı olması. Münbiç ne olur kestiremiyorum. Söz konusu güvenlik şeridinde ABD’nin de eşgüdümlü hareket serbestisini koruyacağını düşünüyorum. Tabii, bu uzlaşı sağlanırsa M4 karayolu ile sınır arasındaki söz konusu “tampon bölge”den YPG/YPJ’nin çekilmesi gerekecek.

Öte yandan hakkını vermek gerek, siyasette hamle üstünlüğünü sürekli elinde tutuyor Erdoğan. Onun bu yaklaşımını “şok doktrini” olarak yadırgayanlar, yorucu bulanlar, “çünkü durursa düşecek” diye küçümseyenler olabilir. Ancak Erdoğan’ın durmadan, sürekli eylem, devinim içinde olduğunu teslim etmeli. Adeta “en kötü karar, kararsızlıktan iyidir” dercesine.

Öyle ya hafriyat da bir devinim, ama mimarlık bir tasarımın uygulanması. Hafriyattan, mimarlık çıkar mı? O başka hikâye. Örnekse, önce Koyunoğlu’nun Hariciye Vekâleti (1927) yapısına, sonra dönüp Birkiye’nin Beştepe Külliyesi’ne (2018) bakmak yeterli sanırım. Hangisi daha esin verici, hangisi daha kalıcı, hangisinde ağırbaşlı görkem ve ortak gelecek algısı daha güçlü?

Erdoğan’ın karşısındaysa, “iktidara iki yıl süre veriyoruz” yahut “önümüzde dört yıllık seçimsiz bir dönem var” diyen bir anamuhalefet var. Diyelim bir Formula-1 takımı tüm yarışı planlayarak, lastik seçimini yapmış, deponun doluluğunu belirlemiş. Önünüzdeki aracın arka kanatlarına dayanmış, sağnak yağmurda 300 km. ile yirmi beş turdur ikinci gidiyorsunuz. Önünüzdeki pilot virajı açıktan alıyor, kulaklıktan size baştan belirlenen stratejiye uygun olarak “geçme!” diyorlar, ne yaparsınız?

Suriye’nin neredeyse onda birinin Türkiye’nin teknik olarak işgali altına girmesi, Hakurk’ta kalıcılık, Şengal ve Mahmur hamlelerinin sırada olması, toplam küresel nüfuslarının yarısı cumhuriyetimizin eşit anayasal yurttaşları olan Kürtlere, gelecek nesillere ne anlatacak? Birliğimizi nasıl koruyacağız, ortak anlatımızı yeniden nasıl yazacağız? Kan, kılıç ve gözyaşıyla, ucu açık zaman diliminde sindirerek diyenlerin yanılıp yanılmadıklarını görmeye belki benim ömrüm yetmeyecek ama elbet göreceğiz.

Sonuç olarak, Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey kiminle temas etti, ABD askeri heyetinin temaslarından ne çıktı, keza ABD Savunma Bakanı Esper’in “operasyona izin vermeyeceğiz” açıklaması ne anlama geliyor, çok kafa yormaya gerek yok. Bu işin sonu yine Erdoğan’ın Trump’la yapacağı yeni bir telefon görüşmesiyle belli olur. Harekât yapılsın yapılmasın, bu algı, anlatı, zihniyet çatışması sürecek. Anamuhalefetten benim beklediğim gerçekleri teşhir etmesi ve oyunu artık eline alması.

*Pratap Bhanu Mehta’nın Kaşmir konusundaki İngilizce makalesi bence Suriye, Irak, Kürtler, KKTC, Türkiye bağlamında da zihin açıcı.

**Bu konuda Işın Eliçin’in benimle MedyascopeTV’de söyleşi.

Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı’nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015’den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.