GLOBAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI : Çin Yapımı Silahlı Dronlar Ortadoğu Savaş Alanında


Çin Yapımı Silahlı Dronlar Ortadoğu Savaş Alanında

Defence Blog, 30 Kasım 2018

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 15 Şubat 2019

Yemen’in isyancıların kontrolündeki Hodeida kentinin semalarında Emirati kuvvetleri tarafından kontrol edilen bir dron, aşağıda üst düzey Şii Husi resmi yetkililerinden birini taşıyan arazi aracı, konvoydaki başka bir aracın yetişmesi maksadıyla küçük bir sokağa girip durduğunda yukarıda havır yapmakta ve ateş etmek için uygun anı beklemektedir.

Saniyeler sonra araç patlayarak alev alır, içindeki üst düzey siyasi bir kişilik olan Saleh al-Samad artık bu dünyada değildir. Nisan 2018’de füzeyi ateşleyen bu dron, 11 Eylül 2001 tarihinden günümüze kadar Yemen, Irak ve Afganistan semalarında uçan birçok Amerikan yapımı dronlardan bir tanesi değildir.

Füzenin ateşlendiği dron Çin yapımıdır. Orta Doğunun her yerinde, aşırı sivil kayıpları nedeniyle Birleşik Devletler imali dronları tedarik etmesi engellenen ülkeler, dünyada silahlı dron satışında başı çeken Çinli silah satıcılarının eline düşmüş durumdadırlar.

Çinli askeri uzman ve Halkın Kurtuluşu Ordusu Roket Gücü Mühendislik Üniversitesinde geçmişte öğretmenlik yapan Song Zhongping’e göre; Çin ürünlerinde teknolojik açıdan bir eksiklik yoktur, sadece yeteri kadar pazar payına henüz sahip değildirler. Ve ABD’nin silah satışlarını kısıtlaması da Çin’e çok büyük fırsatlar sunmaktadır. Bu yılın başlarında, Suudi Arabistan’ın güneyinden geçen bir uydu havaalanında ABD yapımı dronların yanı sıra Çin yapımı silahlı dronların da fotoğraflarını çekmiştir.

ABD yapımı dronlar Yemen’de ilk kez 2002 yılında şüpheli El Kaide militanlarını öldürmek maksadıyla kullanılmıştır. Çin’in en büyük dış satımlarının arasında, bir devlet kuruluşu olan ve Çin uzay programının en büyük yüklenicisi konumundaki China Aerospace Science and Technology Corp veya kısa adıyla CASC olarak bilinen kuruluş tarafından imal edilen Cai-Hong (Rainbow) serisi dronların satışı yer almaktadır.

CASC tarafından üretilen CH-4 ve CH-5 modelleri, San Diego’da bulunan General Atomics firması tarafından imal edilen Predator ve Reaper dronları ile eşit düzeyde ve çok daha ucuzdur. Bağımsız uzmanlar, Çin modellerinin Amerikan paydaşları karşısında geride kaldıklarını, fakat yarı fiyata satılan Çin silahlı dronlarında kullanılan teknolojinin, fiyatlarının neredeyse yarı yarıya olduğu göz önüne alındığında yeterince iyi olduklarını vurgulamaktadır.

Gazetecilerle konuşma yetkisinin olmadığını ifade ederek isminin gizli kalmasını isteyen bir CASC yetkilisi, Boeing imali Stingray gibi bu yıl ABD Donanmasına teslim edilen son teknoloji imali ABD dronlarının hâlâ teknolojik avantajlarının olduğunu ifade etmiştir.

Çin, Suudi Arabistan ve Irak’a yaptığı 700 milyon dolar tutarındaki satışlar dâhil, 2014 yılından beri 30’dan fazla CH-4 modeli silahlı dron satışını gerçekleştirmiştir. Üretici firmanın açıklamasına göre; halen 10 ülke Çin’den silahlı dron alım görüşmelerini sürdürmektedir.

Çin, geçen yıl Birleşik Arap Emirliği’ne kabaca Amerikan MQ-9 Reaper ayarında insansız bir hava aracı olan Wing Loong II dronları satmıştır. Devlet Başkanı Xi Jinping’in iktidarda olduğu beş yılda Çin, kendi silahlı kuvvetleri için hayalet teknolojisine sahip savaş uçakları ve uçak gemisi harcamalarına daha fazla kaynak ayırırken, Pakistan gibi yakın müttefiklerine saldırı denizaltı satışlarını da artırmıştır.

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir, orijinal metne aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

Türkiye, ABD’nin 2008 yılında MQ-1 Predator dronlarını tedarik etmesine izin vermemesi üzerine önce İsrail’e yönelmiş ve Heron modeli insansız hava araçlarını satın almıştır. Fakat son yıllarda Ankara ülke içinde bir dron endüstrisi geliştirme çalışmalarına ağırlık vermektedir.

Türkiye günümüze kadar iki silahlı insansız hava aracı (SİHA) geliştirmeyi başarmıştır. Bunlardan bir tanesi, TAI tarafından geliştirilen ANKA-S, diğeri de Kale-Baykar tarafından geliştirilen BAYRAKTAR TB2’dir. Vestel Savunma Endüstrisi tarafından da üçüncü model olarak KARAYEL’in geliştirilme çabaları sürmektedir.

Geliştirilen silahlı dronlardan BAYRAKTAR TB2, günümüze kadar ülke içinde PKK’lı teröristlere karşı yürütülen operasyonlarda başarıyla kullanılmıştır. Bu silahlı dron, komşu ülke Suriye topraklarında da terörist unsurlara karşı etkin bir şekilde kullanılmaktadır.

GLOBAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI : Döneminin Açık Ara En İyi Savaş Uçağı MiG-29’a Dair Bilinmesi Gerekenler


Döneminin Açık Ara En İyi Savaş Uçağı MiG-29’a Dair Bilinmesi Gerekenler

Rus askeri uçak üreticisi Mikoyan Gurevich (MiG) tarafından 1977’de üretilen hava muharebe ve savunma uçağı MiG-29 için bir sanat eseri desek yanılmış olmayız.

– ilk turbofan motorlu rus hava muharebe uçağıdır.

mikoyan gurevich tarafından 1977 yılında üretilmiştir ve 1983 yılında hizmete girmiştir.

– havada bir sefer yakıt ikmali ile menzili 5500km’ye çıkmaktadır.

-motoru nükleer bir saldırıdan sonra da uçabilecek şekilde dizayn edilmiştir.

– her biri kilotonluk olmak üzere 6 tane nükleer bomba taşıma kapasitesine sahiptir.

– diğer bir rus savaş uçağı olan su 27 ye göre daha küçüktür ve manevra kabiliyeti dünyadaki rakipleri arasında en iyisidir.

– rusyada en çok üretilen savaş uçağıdır. (yaklaşık olarak 1600 adet)

– günümüzde 20 den fazla ülkenin hava kuvvetlerinde bulunmaktadır.

cotzzy

mig-29’un üzerine söylenecek çok şey var.

sovyetler’in gökyüzünün alenen hakimi olduğu 80’ler boyunca abd, kamuoyunu komünizm korkusundan uzak tutmak adına paso kendi hava gücünü öven bilgilendirmelerle beslemiş, bir ton havacılık filmi de çekilmiş ve dünyanın abd’nin bir numara olduğuna inanması istenmiş görünüyor.

mig-29, bu hikayede başrollerden biri. manevra kabiliyeti ve tartışmasız it dalaşı üstünlüğü ve radarı/kilitlenme mekanizması uçağın ana özellikleri. o yıllarda abd’nin elindeki en güvendiği jet f-15 iken (ki doğru düzgün servise girmemiş f-22’ler sonucu hala f-15’ler filolarının en önemli parçalarıdır) pek çok fuarda gösterildiği kadarıyla mig-29, olası bir hava çarpışmasında teknik olarak çok üstün görünüyordu. nitekim bu durum daha sonradan ilginç bir şekilde belgelendi. berlin duvarı yıkılmadan bir iki yıl önce doğu almanya’nın rusya’dan satın aldığı 24 adet mig-29, iki ülkenin birleşmesinin ardından hangarlara çekilmek yerine daimler firmasına teslim edilerek nato standartlarına uygun hale getirtildiler. bu arada nato’nun elinde bulunan bazı teknolojilerle de modernize edilerek mig-29g ve mig-29gt model isimlerini aldılar. bir nato ülkesinin eline geçen dönemin en iyi hava savaş makinesine abd’nin kayıtsız kalması düşünülemezdi. abd ve almanya arasında yapılan pakt ile bir adet mig-29, abd’ye incelenmesi için gönderildi. 2003 yılında almanlar eurofighter programının devreye girmesiyle bu uçakları bir tanesi hariç polonya’ya sattılar. almanya’nın 15 yıllık mig-29 sahipliği içinde bir tane mig-29 "kayıp" olarak ilan edilmiş. detayları bilmiyorum. çakmak mı lan bu?

mig-29’un dönemin açık ara en iyi savaş uçağı oluşu ise çok net biçimde belgelenmiştir. almanya ve abd orduları 90’lı yıllarda ortak bir tatbikat düzenlemiş, bu tatbikatta almanya filosuna kattığı mig-29’larla f-15’leri it dalaşıyla teker teker avlayarak büyük üstünlük kurmuşlardır. özellikle uçakların birbirlerine yaklaştıkları durumlarda pilotun kaskıyla baktığı yöne kilitlenebilmesi, f-15’lerin burnunu illa mig-29’lara çevirmek zorunda kalan abd’li pilotların dezavantaj içinde kalmasına ve mig’leri uzaktan avlamayı denemelerine neden olmuştur. ancak hız bakımından mig-29’ların oldukça üstün oluşuyla da bu hesap tutmamış ve abd, tatbikattan yenik ayrılmıştır. uzun yıllar sonra, 2003 yılında abd hava kuvvetleri, hazırladıkları modernizasyon programıyla bu teknolojiyi kendi uçaklarına da getirdiklerini ilan etmişlerdir.

mig-29’lara geri dönersek; nato bloğunda olmayan ya da abd ile yakınlaşmak istemeyen ülkelerin hala en önemli hava silahı durumunda bulunmaktadır. yakın çevremizden ermenistan, azerbaycan, suriye, rusya, beyaz rusya, ukrayna ve iran’da bulunmaktadırlar. iran, sayısını 160 olarak açıkladığı uçakları kendi çabalarıyla modernize edip güncel tutmaktadır. ukrayna’da ise bizim f-16’lara denk miktarda, aynı görevi görmesi amacıyla 224 adet bulunmakta. rusya’da ise uçar durumda 580 adet bulunduğu ilan edilmiş. adamların elindeki su-27 ve mig-29’ların toplamı türkiye’nin elindeki tek dördüncü nesil savaş uçağı olan f-16’ların dört katı falan olması dikkate değerdir. diğer birçok irili ufaklı ülke filolarında ise 60 civarı ve altı sayılarda bulunuyor. bu uçaklar kosova ve körfez savaşlarında bol miktarlarda yok edilmişlerdir. çoğunluğu bakım ve teknik yetersizliklerden havalanmaya fırsat bulmadan yerde vurulmuşlardır.

mig-29 ile alakalı ilginç bir konu ise, abd’nin de 21 adet mig-29 satın almış olması. moldova hava kuvvetleri elindeki mig’leri satmaya karar verdiğinde, iran gibi ülkelerin güçlenmesini önlemek amacıyla abd’nin araya girerek bu uçakları almak istediği söyleniyor. uçaklar abd filolarına dahil edilmeyip çeşitli hangarlarda orijinal boyalarıyla bekletiliyorlar.

yine savaş tarihindeki en baba şerefsizlik/hainlik olaylarından birinde de adı geçer; körfez savaşı sırasında ırak’tan firar eden 21 adet pilot, iran’a geçerler. geçerlerken de telefonlarını, cüzdanlarını ve mig-29’larını da yanlarına alırlar. hadi kendin kaçtın da tanesi dönemin şartlarında 100 milyon dolar eden uçağı çalmak ve bunu 21 kişi gibi anormal bir rakamla yapmak nasıl bir mevzudur aklım almıyor. belki de saddam yok olacaklarını anlayınca iran’a postalamıştır tabii, bilmiyorum.

Ses Hızının 3 Katına Çıkışı ve Radara Yakalanmayışıyla Bir Zamanların Efsane Uçağı : SR-71

Dünyanın en hızlı jet uçağı ünvanını hala elinde bulunduran SR-71 Blackbird, bir zamanların efsanevi casus uçağıydı.


1. ne kadar hızlı uçar?

ses hızının üç katı hızında. bu saniyede yaklaşık bir kilometre demektir. güneşten daha hızlı uçar diyebiliriz hatta, istanbul’da kahvaltı yapıp, ardından londra’da bir kahvaltı daha yapabilir, kesmediyse new york’ta, ardından da los angeles’ta bir kahvaltı yapabilirsiniz. 30-06 bir kurşundan daha hızlıdır.

2. x-15 en hızlı uçaktı?

x-15 en hızlı uçaktır. doğrudur. ama x-15 roket motorlu en hızlı uçaktır. sr-71 en hızlı jet uçaktır.

3. ne kadar yüksekte uçar?

sr-71 abimiz 85.000 feette uçar. kralını tanımaz. hatta o irtifada dünyanın yuvarlaklığını görebilirsiniz diyeyim, anlayın.

4. peki bu irtifada kimseyi vuramaz? bomba da atamaz? amacı nedir?

casusluk.

5. kaç para eder?

ilk yapımı 33 milyon dolar tutmuştur. diğerleri 34 milyon dolar.

6. hangi maddelerden yapılmıştır?

ilk ciddi ciddi radara yakalanmayan uçaktır. titanyum ve plastikten imaldir. iniş takımları dünyada yapılmış en büyük titanyum parçalardır. amerika birleşik devletleri’nde yeteri kadar titanyum bulunmadığından, bütün gereken titanyum rusya’dan alınmıştır.

7. nasıl ses hızının üç katı hızında uçar bu uçak?

dış kaplaması üzerinde 600f-900f arası bir sıcaklıkta uçar. j-58 motorunun egzosunda sıcaklık 3200f’den fazlaya çıkabilir.

8. kaç tane yapılmıştır?

değişik dizaynlarda 50 tane. akabinde kalıpları yok edilmiştir ki başka bir ülke planları ele geçirip tekrar aynısından yapamasın.

9. iyi casusluk yapabilir mi bu eleman? kameraları nasıldır?

80.000 feetten bir golf topunu görebilir. kameraları saatte 110.000 mil kareyi görüntüleyebilir.

10. niye siyah?

siyah boya o irtifada 75f daha soğuk tutar dış kaplamayı (radyasyon). ayrıca radar emme ve gece görünmeme özellikleri de önemlidir burada.

11. kaç tanesi indirilmiştir şimdiye kadar?

hiç indirilmemiştir. 1981’de kelly johnson diye bir eleman uçağa karşı o güne kadar 1000 tane füze fırlatıldığını söylemiş, hiçbirisinin de isabet edemediğini gururla belirtmiştir.

12. bu uçakta kilo kaybedilebilir mi?

basınç giysisi içindeki pilotlar saat başına 2.5 kilogram kaybederler. şişmansanız ötesi yok, on saatte 25 kilo.

GLOBAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI /// ERCAN CANER : Çinli Savunma Şirketlerinin Önlenemeyen Yükselişi


ERCAN CANER : Çinli Savunma Şirketlerinin Önlenemeyen Yükselişi

28 Haziran 2020

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 28 Haziran 2020

Çin bayrağı, National Stadium’da düzenlenen Beijing Olimpiyat Oyunları açılış seremonisinde göndere çekilirken selam duran Çinli askerler. 08 Ağustos 2008. Fotoğraf: Jerry Lampe/Reuters.

Defense News tarafından Londra merkezli Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü ille yapılan ortak çalışma sonuçlarına göre Çinli savunma şirketleri İLK 100 sıralamasında hızla ilk sıralara yükselmektedir.

Şirket ve hükümet raporları, Çin medya organları ve diğer haber kaynakları incelenerek yapılan araştırma sonucuna göre Çinli şirketler büyük bir atılım içindedirler.

2018 yılı rakamlarına göre ilk sekiz Çin firması, toplam gelirleri ve ilk yüz şirket içindeki yerleri aşağıda sıralanmıştır.

  • Aviation Industry Corporation of China (24,9 milyar ABD Doları, 5’nci sıra),
  • China North Industries Group Corporation Limited (14,8 milyar ABD Doları, 8’nci sıra),
  • China Aerospace Science and Industry Corporation 12,1 milyar ABD Doları, 10’uncu sıra),
  • China South Industries Group Corporation 12 milyar ABD Doları, 11’inci sıra),
  • China Electronics Technology Group (10,3 milyar ABD Doları, 12’nci sıra)
  • China Shipbuilding Industry Corporation (9,8 milyar ABD Doları, 14’üncü sıra),
  • China Aerospace Science and Technology Corporation (8,1 ABD Doları, 19’uncu sıra),
  • China State Shipbuilding Corporation (5 milyar ABD Doları, 22’nci sıra).

Yukarıdaki toplam sekiz firmanın 2018 yılı toplam geliri 97 milyar ABD dolarıdır ve bu rakamla Çin, savunma gelirleri sıralamasında Birleşik Devletlerin ardından ikinci sıradadır. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin 2018 yılı toplam savunma geliri ise 100 milyar ABD dolarıdır.

Tayvan Askeri Haber Ajansı tarafından paylaşılan fotoğrafta; Çin savaş uçaklarının hava üslerine saldırısının simüle edildiği bir tatbikat esnasında, otoban üzerine iniş yapmış Tayvan Hava Kuvvetlerine ait savaş uçakları görülmektedir. Kaynak: Military News Agency

Defense News haber sitesinde yer alan habere göre Çinli firmaların silah sattığı ülkeler Bangladeş, Cezayir, Myanmar (Burma) ve Pakistan ile sınırlıdır ve bazı körfez ülkeleri de Çin’den insansız hava araçları tedarik etmektedir.

Haberde ayrıca; Avrupalı ve Rus savunma şirketlerinin batmamak için dışsatım yapmak zorunda oldukları, fakat Amerikan ve Çin firmalarının iç pazarın büyüklüğü göz önüne alındığında böyle bir problemlerinin olmadığı da ifade edilmektedir.

Araştırmacılara göre Çinli savunma firmaları üç alanda yetersizdir. Bunlar; hava aracı motorları, deniz itki sistemleri ve muhabere yönetim sistemleridir. Beijing bu alanlardaki eksikliklerini kapatmak maksadıyla; yeni kurduğu inovasyon merkezlerinde çalışmalar yürütmekte ve Ukrayna merkezli hava aracı motor üreticisi Motor Sich firması gibi dış firmalarla ortaklıklar kurmaktadır.

İlk dört sırayı; sırasıyla Amerikan Lockheed Martin, Boeing, Northrop Grumman ve Raytheon Company firmalarının paylaştığı İlk 100 Savunma Firması listesinde ASELSAN 52’nci, Turkish Aerospace Industries 69’uncu, BMC Otomotiv Sanayi ve Ticaret A. Ş. 85’inci ve ROKETSAN 89’uncu sırada yer almaktadır.

GLOBAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI : Radar ve Radardan Gizlenmek


Radar ve Radardan Gizlenmek

KAYNAK : https://www.kozmikanafor.com/radar-ve-radardan-gizlenmek/

15 Şubat 2016

Kozmik Anafor’un anonim içerik botudur. Misafir yazarların yazılarını girer, duyuruları yapar, gerektiğinde çay kahve ikram eder. Getir götür işlerine bakan ofisboy diyelim en iyisi.

Radar, İngilizce “Radio Detection and Ranging”den kısaltılmış ve bir çok dünya dilinde sözlüklerde yer etmiştir. Basitçe, elektroamanyetik dalgalar yardımıyla uzaklık ve alan tespiti olarak tanımlanabilir.

Radar cihazının vericisi tarafından üretilen ve dağıtılan elektromanyetik sinyal, cihazın menzilinde bulunan ve tespit edilecek olan kütleden yansıyarak sinyal kaynağındaki (veya başka bir noktadaki) alıcıya ulaşır. Ekonun (tıpkı yansıyan ses dalgası gibi, yansıyan elektromnayetik dalgaya da eko adı verilir) radar cihazının alıcısı ile algılanması sonucunda cisim tespit edilmiş olur.

Radar cihazınızın alıcısına gelen ekoyu doğru biçimde algılayabiliyor ve yorumlayabiliyor, zaman hesabı yapabiliyor ve elektromanyetik dalganızın hangi ortam(lar)da hangi hızla yol aldığını biliyorsanız; cisim ile ilgili birçok farklı detaya (konum, boyut vb.) ulaşabilirsiniz.

İlk radar, gemilerin yer tespiti üzerine çalışan Christian Hülsmeyer tarafından 20’inci yüzyılın başında bulundu ve patenti alındı. Gelişimi ise, tahmin edeceğiniz üzere İkinci Dünya Savaşı ve sonrasına; ve genelde askeri ihtiyaçlara dayanmakta. An itibariyle gemilerin ve uçakların takibinde, meteorolojik amaçlarla, askeri teçhizat/cihaz tespitinde, karayollarında hız tespitinde, uzay görevlerinde ve birçok ufak ölçekli (gemi/kara tanklarında sıvı seviye ölçümü gibi) endüstriyel amaçlarla kullanılmakta.

Radarın gözlem alanı-menzili açısından durağan-tahmin edilebilir sistemleri düşünürsek, sistemimizin tamamını zaten tahmin veya kontrol edebildiğimiz için radarımız ve takibini yapacağımız cisimler bize zorluk çıkarmayacak veya radarımızdan kaçmaya çalışmayacaklardır. Tespiti/takibini yapacağımız cisimler (örneğin ticari uçaklar/gemiler), yansıtıcı özelliği yüksek materyaller kullanılarak üretiliyor. Diğer yandan da sistemlerin içeriğini ve olası durumları da tahmin edebiliyoruz (örneğin meteorolojide kullanılan radar sistemleri).

Bu durumda radarlara görünmeme veya radarlardan gizlenme konusu, şu an için sadece askeri-savunma amaçlı radarlarda karşımıza çıkıyor. Ancak belirli menzil içerisinde, belirli büyüklükteki objelerin radarlara yüzde 100 görünmez olması mümkün görünmüyor. Şöyle açıklayalım.

Elektromanyetik dalgalar, tıpkı ışık gibi fotonlardan meydana gelir. Ve yine tıpkı ışık gibi, doğrusal hareket eden elektromanyetik dalgaların da bir kısmı yüzeylerden yansır ve diğer kısmı bu yüzeylerden geçerek yollarına devam ederler. Ve bu yüzey, evrende bulunan ve kütlesi olan herhangi bir atom dahi olabilir!

Elektromanyetik dalgalar, metal yüzeylerden çok daha iyi verimle yansır. Yukarıda belirttiğimiz radar kullanım alanlarının büyük bir çoğunluğu da metal objelerin tespitini içerdiğinden; radarlarımızın işi epeyce kolaylaşıyor.

Savunma sanayilerinde her ülke veya silahlı grubun askeri hamleleriyle ilgili gizlilik esas olduğundan, sadece bu alanda ve özellikle savaş uçağı ve füzeler konusunda farklı yöntemler geliştiriliyor ve radardan gizlenme tanımı sadece burada karşımıza çıkıyor. Yalnız radardan gizlenmek sandığınız kadar kolay olmayabilir.

Radar’ın çalışma prensibi, basitçe, gönderilen elektromanyetik dalganın bir cisme çarpıp yansıması ve alıcıya geri dönmesi üzerine kurulmuştur.

Birinci sorun, savunma amaçlı radarların sıklıkla ve genellikle jeopolitik olarak önemli olan hava sularının hava aracı kullanılabilecek yüksekliklerde tamamını sürekli ve yoğunlukla tarayacak şekilde konumlandırılıyor olması. Diğer konu ise, radara yakalanmasını istemediğiniz cihazınızın (uçak, helikopter, füze, insansız hava aracı vb.) da mukavemet ve hareket kabiliyeti gibi konulardan ötürü metal ve benzeri yansıtıcı özelliği yüksek olan materyallerden üretilmiş olması.

Çalışma prensibine dönersek, radardan kaçabilmeniz, diğer bir deyişle cisminize doğru gelen elektromanyetik dalgaları kaynağa (ya da diğer alıcı kaynaklara) geri göndermemeniz için sadece iki seçeneğiniz bulunmakta: Cisminizden yansıyacak radyo dalgalarını kaynak yerine başka bir noktaya yansıtmanız veya radyo dalgalarını hiç yansıtmamanız gerekir.

Yukarıda da bahsettiğimiz elektromanyetik dalgaların yapısından ötürü, radar ile tespitini yapacağımız cismimizin yansıtıcı özelliği ister düşük isterse yüksek olsun, üzerine gönderilen elektromanyetik dalgaların bir kısmını yansıtacaktır. Bilinen ve kütlesi olan hiçbir madde elektromanyetik dalgaların tamamını yansıtmadan üzerinden geçiremeyeceği için, yeterince verimli bir radar sisteminin alıcısı, algılama konusunda sorun yaşamayacaktır.

Farz edelim ki; konumunu ve verici açısını bildiğimiz hareketsiz bir radarımız ve yerini bildiğimiz bir başka sabit aracımız var. Doğru hesapları yaparak, doğru yansıtıcı yüzeyi kullanarak bu radar cihazından kaçmamız gayet basit olurdu. Aracımızın radar vericisine bakan kısmının köşesiz (aynı zamanda pürüzsüz) ve iyi bir yansıtıcı olması, ve gelen dalgaları radarın alıcısından yeterince uzağa yansıtacak şekilde ve açıyla (örneğin alıcı ile 135 derece açı yapacak şekilde) yerleştirilmiş olması, bizi radar cihazına yakalanmaktan kesin olarak kurtarırdı.

Konuyu iki boyutlu düşünelim ve birçoğumuzu ilgilendiren boyutuna değinelim: Trafik radarları. Öncelikle, mevcut yasalar çerçevesinde trafik radarlarına görünmeme ihtimaliniz olmadığını belirtmekte fayda var. Yeterince cesaretiniz ve iyi bir avukatınız olduğunu varsayarsak, öncelikle trafik radarının bulunduğu noktayı bilmeniz gerekecek. Yalnız mevcut trafik ceza yasalarımızın, radarların yer tespiti için herhangi bir cihaz kullanmanız durumunda para ve hapis cezası ile sizi caydıracağını unutmayın. Diyelim ki, bu adımı (belki de radar tespit cihazlarının yasal olduğu bir ülkeye giderek) atlattınız ve trafik radarının vericisinin bulunduğu noktayı ve elektromanyetik dalgaları hangi açıyla gönderdiğini biliyorsunuz.

Ve tüm bunların yanında, fantezi seven bir insan olarak, radarın hızınızı ve aracınızı tespit etmesini istemiyorsunuz. Bu durumda aracınızın radar tarafından tespit edilememesi için, en azından radarın menziline girip menzilinden çıkacağınız ana kadar, aracınızın radarın verici ve alıcı menziline giren tarafına, sinyalin aracın hiç bir kısmından yansıyıp radarın alıcısına geri dönemeyeceği bir açıyla yüzeyi pürüzsüz ve düz, yeterince iyi bir yansıtıcı plaka yerleştirmeniz gerekir.

Topun geri gelmesini istiyorsanız, doğru vuruşu yapmalısınız. Öte yandan duvar size paralel değilse, squash oynayamazsınız. Radar’a yakalanmak veya kaçmak da biraz buna benzer.

Eğer bu süre zarfında kullandığınız plakanın açısı durumu tam olarak kurtarmıyorsa; vericiden gelen radar sinyalinin açısını hesaba katarak, cihazın menziline girip çıkarken plakanın açısını elektromanyetik sinyalin geliş açısını hesaba katarak değiştirmeniz gerekebilir. Bu plaka işinizi görecektir, ancak bu süre zarfında radarın makul bir eko görememe ihtimali olduğundan, şüphe çekme ihtimaliniz olduğunu da unutmayın ve cihazın yeterli eko göremediği durumlarda uyarı mekanizması olmaması için dua edin. Açısal olarak aracınızı tam olarak kapatacak bu boyutlarda bir plaka ile trafikte nasıl dolaşacağınızdan ise bahsetmeyeceğiz..

Üç boyutta konum değiştiren uçaklar ve tüm açılardan tarama yapan bir çok radar işin içinde ise, hesaplar biraz karışıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi, uluslararası arenada tanınan bir devletiniz varsa, aşağıdakileri uygulamakta ve askeri amaçla böyle bir cihaz üretmekte serbestsiniz.

Öncelikle, radardan gizlemeyi hedeflediğiniz cihazınızın dış şekline odaklanmalısınız. Mümkün olduğunca dik köşelerden kaçınmalı, kıvrımlı yapıda bir tasarımı tercih etmelisiniz. Bu tasarım, elektromanyetik dalgaların radar vericilerine kolaylıkla geri dönmesine büyük ölçüde engel olacak, dalgaların büyük bir kısmını farklı yönlere dağıtacaktır. Sonra, özellikle dış yapıyı mümkün olduğunca elektromanyetik yansıtıcılığı düşük malzeme ve boya ile kaplamanız gerekir. Bu da geçirgenliği büyük ölçüde artıracaktır.

Çin’in radara yakalanmayan jet uçağı J-20…

Gelen elektromanyetik dalgaları cihazınızın iç bölmelerine alıp yüzeyde dar bir alan oluşturarak burada cihazın kendi içinde hapsederek enerjisini düşürme yolunu da izleyebilirsiniz. Ya da, cihazınızın boyutlarını yeterince küçülterek yakalanma riskinizi daha da azaltabilirsiniz, insansız hava araçlarında olduğu gibi. Alternatif olarak, yeterince yüksekten uçabilirsiniz. Bu durumda elektromanyetik dalgaların kalitesi hava molekülleri sayesinde git gide düşeceğinden, radar cihazı sizi bir kuştan ayırt edemeyebilir.

Elbette yukarıda bahsi geçen yöntemlerin askeri havacılık açısından büyük bir eksisi var: Denge ve hız sorunu.

Burada virüs-antivirüs hikayesi de karşımıza çıkıyor. Eğer hayalet uçak işine giriyorsanız, radar teknolojisini en ince detayına kadar bilmeli ve oyun planınızı bu bilgiler üzerine kurmalısınız. Örneğin radarların aldığı sinyalleri nasıl yorumladıklarını bilirseniz, radara (belki yansıma etkisini azaltarak) geri göndereceğiniz sinyal ile radarı nasıl kandırabileceğinizi planlamak zorundasınız. Eğer radar işine giriyorsanız, radarlara karşı alınan önlemleri hesaba katmak ve radarınızı buna göre geliştirmek, vericinin frekansı üzerine çalışmak, alıcıdan aldığınız bilgiye uygulayacağınız filtreleri buna göre revize etmek zorunda kalabilirsiniz. Muhtemelen birtakım demokrasi getirme girişimlerine alet olacaksınız, yine de üzülmeyin; kazanan bilim olacak.

Yeterince önlem alır, sıkı çalışır ve iyi bir devlet olursanız, siz de bir gün hayalet uçakları radar ekranlarınızda rahatlıkla görebilir ya da radarları kandırabilirsiniz. Belki iyi bir insan olup, trafikte hız limitlerine de uyabilirsiniz. Paşa gönlünüz bilir.

Erman Özkal

Kaynakça:

LİNK : www.fizikmakaleleri.com/2013/04/gorunmezlik-teknolojisi-hayalet-ucak.html
LİNK : www.radartutorial.eu
LİNK : Bilim ve Teknik Dergisi, Havacılık, Kasım 2003

GLOBAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI : Pepsi’nin, Bir Dönem Dünyanın En Büyük 6. Denizaltı Filosuna Sahip Olmasına Sebep Olan İlginç Olay


Pepsi’nin, Bir Dönem Dünyanın En Büyük 6. Denizaltı Filosuna Sahip Olmasına Sebep Olan İlginç Olay

Dünyanın en büyük içecek markalarından Pepsi, bir dönem savaşa girebilecek güçte bir denizaltı filosuna sahipmiş.

hikayenin başlangıcı 1959’a uzanıyor

dönemin a.b.d. başkanı eisenhower, sovyetlerin amerikan kültürünü yakından tanıması için başkan yardımcısı richard nixon‘ı moskova’da düzenlenen "amerika tanıtım fuarı"na gönderiyor. burada tanıtılan ürünlerden birisi de pepsi. sovyetlerin lideri nikita khrushchev, pepsi’nin tadına baksa da o dönem için çok etkilenmiyor ama sovyet toprakları ilk kez pepsi ile tanışmış oluyor.

1972’de pepsi’nin başında bulunan donald kendall, abd başkanlığına seçilen arkadaşı nixon’la pepsi’yi sovyetler birliği’nde satmanın yollarını konuşmaya başlıyor

nixon daha önceki ilişkilerini de kullanarak sovyetler birliği yönetimini ikna ediyor fakat ödemenin nasıl yapılacağı ilk aşamada çözülemiyor. sovyetler birliği o dönem için kapalı bir pazar olduğundan, rublenin dışarı çıkması da dolara çevrilmesi de yasak. çözüm o dönem sovyetler birliği’nde devlet kontrolünde bolca üretilen bir ürünle bulunuyor: stolichnaya votkası. pepsi’nin sovyetlere gönderilmesi karşılığında alınan votkalar, a.b.d. pazarında pepsi tarafından satılıyor ve pepsi sovyetler birliği’nde satılan ilk amerikan ürünü oluyor.

1989’a gelindiğinde ise eski anlaşmanın süresi biterken, pepsi’nin sovyetler birliği’nde bulunan 20 fabrikasını kapsayan yeni anlaşmanın hacmi 3 milyar dolara ulaşıyor

votkayla ödemenin imkanı olmayan bu tutar için, sovyetler birliği yönetimi soğuk savaş döneminde bolca biriktirdiği başka bir ödeme aracı buluyor: savaş filosu. parasını başka türlü alamayacağını anlayan pepsi anlaşmayı kabul ediyor ve bir anda 17 denizaltı, bir kruvazör, bir fırkateyn ve destroyerden oluşan deniz filosuna sahip oluyor. pepsi elindeki filoyu isveç’teki bir geri dönüşüm firmasına satarak paraya dönüştürürken, soğuk savaşın sonuna gelinen o günlerde pepsi başkanı donald kendall a.b.d. yönetimine şu sözleri söylüyor: "sovyetlerin silahsızlandırılmasını sizden daha hızlı yapıyoruz!"

kaynak 1, kaynak 2, kaynak 3, kaynak 4 pepsi

GLOBAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI /// İnsan Öldürmek İçin Tasarlandığına İnanmanın Zor Olduğu İncelikli Tank : Panther


İnsan Öldürmek İçin Tasarlandığına İnanmanın Zor Olduğu İncelikli Tank : Panther

Alman yapımı, II. Dünya Savaşı’nda Sovyet T-34 tanklarına çare olması için üretilen tankı, ortaya çıkış sürecini ve teknik özelliklerini inceliyoruz.

otomobilseverler bilir bazı modeller vardır böyle çok zarif, kuğu gibi görünür hemen herkese. mesela mercedes 300sl böyle bir araçtır. ne kadar bakarsanız bakın eksiklikleri, olumsuz yönlerini bir anda görmez olur, yalnızca siz ve o makine arasındaki enteresan ilişkiyi, çekimi hissedersiniz.

Mercedes 300SL

işte panther tankı da böyledir. 2. dünya savaşı’nda üretilen en zarif tanktır. insan öldürmek için tasarlandığını düşünmezseniz o süspansiyonlarındaki harika işçiliğe, neredeyse bir spor araba gibi tasarlanmış aerodinamik gövdesine, işçiliğindeki harika detaylara hayranlıkla saatlerce bakabilirsiniz.

Tankın süspansiyonları

VİDEO LİNK : https://youtu.be/fjfzxn-Bza8

Gövde

kendisinin hikayesi almanların sovyetleri işgali ile başlar. sovyetlerin bir şekilde üretmeyi başardığı t-34 tankı alman piyadesi ile tank gücü üzerinde deprem etkisi yarattığından almanlar hemen bir tane ele geçirir bu tanktan ve inceleme için albert speer‘in ellerine teslim ederler. speer oturur, tankın incelenip zayıf yönlerinin tespit edilerek kendisine karşı daha etkili mücadele edilebilmesi için çalışmalar başlatır. bu arada farklı bir ekibi de "lan oğlum fritz, acaba biz bu tankın bir benzerini yapabilir miyiz?" diye çalışmaktadır.

Albert Speer

elbette almanları en fazla şaşırtan şey t-34’ün eğimli ön zırhı ile basit, kaba üretilmiş ama şaşırtıcı derecede başarılı genel tasarımıdır. eksiklikleri vardır; mesela tank komutanı hem nişancı hem de komutan rolünde olduğundan pratikte tank etkisizleşmiştir, telsizi berbattır, palet tasarımı kötüdür, yol tutuşu berbattır, mürettebat konforu yoktur, topu gayet isabetsizdir, cephane ve yakıt yerleşimi nedeniyle tam bir saatli bomba gibi dolanmaktadır ama yine de rusya şartları ve kızılordu’nun karman çorman milletlerden oluşan cahil asker kesimi düşünüldüğünde tasarım enteresan bir şekilde tam da rusya için uygun bir ürün haline gelmiştir. şimdilerde çinlilerin yaptığını yapan almanlar tankı komple söker, toplar, kullanır ve özelliklerinden bazılarını kendi prototiplerine eklemeye karar verir.

prototipleri dedik kısaca anlatalım orasını da. almanlar t-34’ü kopyalamaya başladığında iki farklı şirkete bu görevi verdi. man ve daimler-benz bu işe girişti. şimdi her ne kadar nazi almanya’sı bir diktatörlük de olsa kapitalist koşullar ideolojinin önünde olduğundan silah işinden para kazanmak savaş ortamında en geçerli metoddu ve 3.reich’da gayet iyi bir müşteriydi. o nedenle alman silah şirketleri devletten ihale kapabilmek adına tüm gayretleri ile silah geliştirme işine giriyordu. t-34’ün kopyalanmasında da bu yaşandı ve man ile daimler-benz ciddi ciddi kapıştı.

panther’in prototip versiyonunun adı vk 3002’dir ve doğrudan kopyalandığı tank t-34/76’dır.

daimler-benz versiyonu vk 3002 (db), man versiyonu ise vk 3002 (man) olarak geçer literatürde.

VK 3002 (DB)

VK 3002 (man)

t-34 ile görsel kıyaslamasına baktığınızda vk 3002 (db), vk 3002 (man) versiyonuna göre t-34’e daha çok benzer. daimler-benz kendi prototipinde t-34’de olduğu gibi arka dişliden çekişli, dizel bir motor kullanmışken man ise klasik önden çekişli ve benzinli motoru tercih etmiştir. daimler’in tasarımında şanzıman mekanizması arkada, motorun orada olduğundan öndeki sürücü ile makineli tüfekçinin kullanabildiği alan büyümüş, bu mekanizmalardan doğan sıcaklık ve gürültü ortadan kalkmıştır ve tank rus muadili gibi fazla büyük ve yüksek olmamıştır ancak şanzıman arkaya taşındığından vites değiştirme mekanizması daha karmaşık ve zor bir hale gelmiştir. man versiyonu ise almanların daha alışık olduğu bir türdür ama yarattığı sıkışıklık nedeniyle sürücü ve makineli tüfekçi çok daha sıkışık bir ortamda kalmıştır.


ihaleye göre seçilecek tankın tam yüklü haliyle 5 saatlik bir muharebeye hem yakıt hem de mermi adedi olarak yetişebilmesi gerekmektedir ve man tasarımı bu sürede 750 litrelik yakıt tanklarıyla 195 km’lik bir menzilde (arazi elbette yol değil) bu koşulu karşılarken daimler tasarımı 550 litrelik dizel yakıtıyla sadece 140 km’lik bir harekat yarıçapı sağlar. man tasarımı önden çekişli olduğundan paletlerin kendini temizleme özelliği vardır ama daimler’de bu yoktur. daimler’in içi daha ferahken man’ın içi sıkışıktır ama iş vurulmuş bir aracın içinden personel kurtarmaya geldiğinde man’ın içindeki adamlar daimler’dekilere göre daha hızlı tahliye edilebilirler. man tasarımının bir kötü tarafı da (ki bu aslında ciddi bir kötü taraftır) şanzıman mekanizması öndeki eğimli zırh altında olduğundan tankın yüksekliği daimler’in tasarımına göre daha fazladır.

raporlar gider gelir, hitler düşünür taşınır. daimler tasarımı aslında kazanmaya çok yakındır ama gelecekte yaklaşan citadel harekatı herşeyi değiştiren bir etken olur. hitler rusya’da kaybettiği saldırı inisiyatifini eline almak için bu harekata güvenmektedir ve en yeni silahları harekatta görmek ister. burada man tasarımı birkaç adım öne geçer çünkü üretim imkanları bakımından man tasarımı daimler tasarımına göre daha hızlı ve kolay üretilebilir durumdadır ve ayrıca daimler’in dizel motorunun daha yapılacak çok işi vardır. bu durumda hitler kararını man tasarımı lehine verir ve vk3002 (man), pzkpfw panther (sd.kfz.171) olarak üretim hattına girer.

almanların t-34’ten esinlendikleri en önemli özellik eğimli ön zırhtır. panther öncesindeki tanklara baktığınızda (panzer iii, panzer iv) almanların eğimli ön zırh yerine kalın, eğimi çok az ama nerdeyse 90 derece dik ön plakalar ile tankı tasarladıklarını görürsünüz.

Panzer III

Panzer IV

bunun böyle yapılmasının en önemli nedeni sovyetlere gelinceye kadar almanların en önemli düşmanları olan ingilizler ve fransızların elindeki tanklar ile tanksavar tüfekler ve topların kapasiteleridir. yanlış bilinen bir noktayı düzeltmekte fayda var, almanlar tankları çok etkin kullanmıştır ancak alman doktrinlerine göre tank hala yanında destek kuvvetleri olmadan asla ve asla düşman önüne atılmayacak bir makinedir ve blitzkrieg gereği düşman hattındaki zayıf yerlerin tespit edilmesinden sonra asıl penetrasyon öncesinde uzun menzilli topçu ve hava kuvvetleri ile bu zayıf yerler daha da zayıflatılıp nispeten uygun noktalardan tanklar, piyade ile hücum edecek ve nihai penetrasyon bundan sonra yapılacaktır. uzun menzilli topçu ile uçakların bu zayıflatma harekatında tankları zorlayacak tanksavar mevzileri de muhtemelen yokedileceğinden eldeki tankların dik ama kalın ön zırhları kendilerine açılan nispeten zayıf ateşe dayanabilecektir. bu noktada bir de şunu düşünmelisiniz, 1939-40’lı yıllarda daha tank kavramı yeni yeni yayıldığından tanksavar teknolojisi de ona göre yavaştı. ilk tanksavar silahı olan tanksavar tüfekleri 1. dünya savaşında ortaya çıkmıştı ve iki savaş arası dönemde asıl tanksavar silahları bunlardı. tanksavar topları henüz emekleme çağındaydı ve genelde küçük kalibreliydiler. bu nedenle almanların bu tip bir tank tasarımı seçmeleri normal. ayrıca mürettebat yerleşimi ve konforu ile şanzıman mekanizmasının yerleşimi açısından eğimli zırhın tercih edilmemesi durumu da var. alman tankları ön dişlilerden tahrikli olduğundan şanzıman mekanizması önde ve bu kocaman mekanizmayı eğimli bir zırh altına sokmak olanaksız. o nedenle de kutu gibi bir tasarım tercih edilmiş.


panther’in en önemli özelliklerinden biri de isabet oranı çok iyi olan gayet etkili 75 mm’lik topudur. bu arada işin ihalesi sürerken bir ara (tasarım ekipleri) yürür aksam detaylarınaa çok fazla takıldıklarına farkeder ve bir süre sonra aralarında "yahu tankın işi diğer tankları yok etmektir, bunu yapan da toptur. o zaman gövde sadece bu işi yapan topa destek olan bir yapıdır" görüşü hakim olup tasarımı o şekilde ilerletirler. silah açısından bakarsak aslında hitler panther’e 88 mm’lik tanksavar topu takılmasını istemiş (tiger’da olan topun aynısı, bir de uçaksavar olan değil kwk olan, karışmasın) ancak 88’mm’lik kwk topunun takıldığı test taretlerinde top hem tarete zorlukla sığmış hem de ateşlendikten sonra geri tepmeden ötürü taret yüzüğü, tank gövdesi vs yerlerde de kırık ve çatlaklara neden oldundan tercih edilememiştir. taretin büyütülmesi de zaten silüeti yüksek olan panther’i iyi kocaman bir hale sokacağından uzunca bir süre yapılmamıştır.

alman tankları için bizim tarih meraklılarının çok söylediği bir laf vardır, burada da yazılmış zaten; çok karmaşık olduklarından çok sık arıza yapıyorlar ve savaşamadan terk edilmek zorunda kalınıyorlardı. bu laf kısmen doğrudur ama alman tank gücünün gerçek kabiliyetini de küçümser ve sürece yönelik çok kolay bir bahane oluşturur. halbuki cephe raporlarına bakarsanız mesela 1942 ve 1943 yılı sovyet tank üretiminin neredeyse %80-90’nı almanlarca yok edilmiştir. sovyetleri ayakta tutan müttefiklerin yardımlarıdır. bu başarılı skorun büyük çoğunluğu da aktif çatışan tank gücüne aittir. gelgelelim almanların hammaddeye ulaşmadaki zorlukları, sanayi kuruluşlarının bombalanması sonucu bu tesislerin yeniden yeraltında inşası nedeniyle kaybedilen vakit gibi gibi yan etkenler var. bu üretim sayısını kısıtlıyor. bir de almanların başında hitler diye bir adam var sürekli her naneye maydanoz. bakın stalin’e, o da karışır üretime ama belli tasarımların bozulmadan geliştirilerek devam etmesi ruslar için başarılı olmuştur ve stalin’in üretimi sekteye uğratıcı etkisi hitler’e nazaran azdır. ama hitler sürekli tasarım ve üretime müdahale etmiş, panzer iv gibi her yola gelen, workhorse bir platformu giderek zayıf hale sokarak onun yerine üretimi çok pahalı tiger, king tiger, maus, ferdinand, jadgtiger gibi tankları araya sokturmuştur. keza panther’de gayet başarılı bir tasarımdır ama çok hızlı geliştirildiği için özellikle deli gibi hammadde sıkıntısı çeken alman metalürji endüstrisi panther’de zilyon tane kusurla tankları üretmeye zorlanmıştır. savaş süresince kusurlar halledilmeye çalışılır ama bu defa da yeterli zaman elde yoktur ve almanya savaşı kaybetmeye başlamıştır.

neyse, neticede standart wehrmacht vs kızılordu geyiğine girmeyelim. mühendislik ve askeri ihtiyaçlar anlamında bakarsanız panther de t-34’de başarılı tasarımlardır. panther ortaya koyduğu kavramsal çözümler ile günümüz tanklarına ilham veren önemli bir tasarımdır. şekli şemali de 10 numaradır. yani elimde yeterli para olsa gidip bir tane alır evin önüne koyarım, helezonları kestirip altına neonları dizdirir sonra da yengenizle caddede tura çıkarım o derece hastayım kendisinin. bak bak güzelliğe bak, bir panther’im olsun gerekirse 5 milyon borcum olsun hey maşallah be.

Panther’i videodan inceleyebilirsiniz

VİDEO LİNK : https://youtu.be/Ywkux1mJhUE

son bir bilgi daha vereyim

panther’in üretilen ilk versiyonu ausf.d olarak çıkar ama sonraki versiyonları ausf.a, ausf.g diye gider. bunun neden böyle olduğunu ise araştırın siz bulun artık benden bu kadar.

dayanamadım biraz daha yazıyorum, kimseler bilmez ama panther’in en önemli tasarım kusurlarından biri de ilk taretine (ausf.d) takılı top kalkanının bariz yanlış tasarlanması sonucu taretin altına çarpan mermilerin sekip parçalanarak sadece 20 mm kalınlığındaki tankın üst gövdesini (yani tavanını) delmesi ve bunun sonucunda da çoğu sürücü ile makineli tüfekçinin savaşın ortasında ölmesidir.

AUSF.D

ilerleyen modellerde top kalkanının (ausf.g) tasarım değişikliğine gitme nedeni budur.

AUSF.G

GLOBAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI /// 22 Gün İçinde Yapılıp Seri Üretime Geçen Sovyet Anti-Tank Tüfeği : PTRD 41


22 Gün İçinde Yapılıp Seri Üretime Geçen Sovyet Anti-Tank Tüfeği : PTRD 41

1941’deki Barbarsossa Harekatı’nda kayıp üstüne kayıp veren Sovyetler Birliği, daha sonra bazı tespitler yaparak bir anti-tank tüfek üretilmesi kararını alır. PTRD 41 adı verilen bu silahın hikayesi.

ptrd 41, bir sovyet anti-tank tüfeğidir.

sovyetler, aşağıdaki içerikte anlatılan derin savaş teoremi üzerinde çeşitli düzenlemeler yapıyorken 1930’larda düşmanın tank unsuru üzerinde etkili olabilecek ana tanksavar silahının yüksek hızlı antitank topları olduğunu benimsemiş durumdadır:

Savaş sırasında güçlü ve ani bir vuruş yapmak yerine daha uzun süreli ve yıpratma temelli anlayışa derin savaş doktrini demiş Sovyetler. Sözlük’ün asker yazarı "anglachelm" anlatıyor.


onlara göre tabur seviyesinde kullanılacak 45mm ve 76mm toplar düşman tanklarını durdurmaya en ehil görünen şeylerdir. 1938 civarında bu antitank tüfeklerine de bir meyleder gibi olurlar ancak bakarlar ki bu tüfekler tek asker için çok ağır (15kg ve üstü), üstüne o esnada dünyada da hakim olan tank ön zırhı kalınlığı bu tüfeklerin delebileceği seviyeyi geçmiş durumda, daha da üstüne bu tüfekleri alıp kullanmak lojistiğe de yeni mermiler yeni yedek parçalar falan ekliyor bu antitank tüfeği konseptinden o ara komple vazgeçerler.

almanya bu sırada panzerbüchse 39, polonya da wzor 35 antitank tüfekleri yapmış ve bölük seviyesinde orduya dağıtmıştır.

Panzerbüchse 39

sonra gün olur devran döner, almanya durup dururken sovyetlere bir girer pir girer. sovyetlerin ilk günlerde kaybettiği arazi, ekipman, silah ve birlik organizasyonu askerlik tarihinde emsalsizdir. almanların 1941 haziranında sovyetlere ilk girişi olan ve moskova önlerinde sonlanacak olan barbarossa harekatı’nın ilk altı ayında yenilgiden yenilgiye, acıdan acıya koşan sovyetlerin bir ara durup dikkat kesildiği iki şey olur:

birincisi çekili antitank topçusunun alman blitzkrieg’ini durdurmada tek başına bir halt yiyemediğidir. alman tank kolları kundağı çekili topun geri çekilip pozisyon alıp tekrar savunmaya girişmesinden çok daha hızlı taarruz etmektedir. blitzkrieg’in ilacı derinlemesine savunma/defence in depth’tir. çekili top ise derinlemesine savunma için yavaş bir platformdur. o işler için daha mobil bir şeyler gerekmektedir.

ikincisi de alman tanklarının beklediklerinden biraz daha zayıf olduklarını fark ederler. onlar alman tankını panzerini demirden yenilmez bir kale gibi beklerken alman blitzkrieg’inde panzer 1, panzer 2 ve panzer 3 dizaynları da kervana katılmış utanmadan gelmektedir. hemen 1938 yılında zırhı çok kalın bir de tüfek mi taşıyacağız diye diye dizayn masasında bıraktıkları antitank tüfekleri akıllarına gelir.

stalin ertesi gün fetva vererek antitank tüfeği istiyorum ve hemen istiyorum dediği için ülkede hemen hemen hemen sesleri yankılanmaya başlar. sovyetlerin önde gelen iki silah tasarımcısı vasily degtyarev ile sergei simonov‘a bu iş anında simultane olarak ihale edilir. simonov dizaynı yarı otomatik ptrs-41 olarak üretime girer, daha kompleks daha ağır daha pahalı bir dizayndır. degtyarev’in dizaynı ise ptrd-41 haline gelir.

burada parantez açarsak; sovyetler, 21 haziran 1941’de işgal edilmiş demiştim. ağustos’un 2’sinde bu silahların üretimi emredilmiş (işgalden 42 gün sonra), emir verildikten sadece 22 gün sonra ise silahların prototipleri atış testleri bitirilmiş ve seri üretime geçmişlerdir. işte bu aklın havsalanın alamayacağı bir hızdır. karşılaştırma yapacak olursak amerikan m1 garand tüfeğinin dizayn edilip piyade tüfeği ihalesine girişi 1928’de, testleri 1931’de, üretime geçişi 1937’de olmak üzere toplam 9 yıl almıştır. ruslar ise baskı ve ihtiyaç altında hemen silah dizayn edip, bunları hemen test edip 1 ayın altındaki sürelerde askere al git savaş diye dağıtabilen ilginç bir ordu kültürüdür. değişikliğe adapte olmakta üstlerine pek yoktur. nitekim silah 1941 yılı sonunda 18 bin adet kadar üretilmiştir. 1942 sonunda ise 185bin adedi kızıl ordunun elindedir. diğer silah üreticisi simonov ise 1941 yılında 77 adet ptrs-41 üretebilmiştir. bunun da nedeni ptrd üretiminin küçük atölyeler tornalar tarafından kolaylıkla yapılabilmesidir.

silah tek atışlı, 14.5x114mm çapında, 2 metre boyunda, 17 kg ağırlığında bir dev olarak fabrikadan çıkar. tanklara karşı kullanmak için de tungsten çekirdek etrafına kurşun dolgu ve pirinç kaplama zırh delici mermiler üretirler. ptrd tüfeği bu sayede tabur seviyesinden iki kişinin taşıyabildiği müfreze seviyesine inen bir silah olur. ptrd buna rağmen alman tanklarının ön zırhına zarar verememektedir, ancak tankın paletlerine cer dişlisine icra yaylarına falan bir denk getirdi mi affetmemekte ve tankı patlatmasa da durdurmaktadır. 1941 yılı kasım ayı sonuna kadar kızıl ordunun bütün olayı oyalama/delay operasyonu olduğundan tankları kamyonları sakatlayıp duran ptrd o ortamda çok feci iş görmüştür. penetrasyon averajı ise 100 metreden dik açıyla çelik levha zırha 3.5 – 4cm arasında bir nüfuzdur. tungsten karbür çekirdekli mermiyle 4cm zırh delebilmektedir. bu sayede panzer 1 (13mm yan zırh) ve panzer 2 (20mm) panzer 3 (30mm) tanklarının yan zırhlarını kolayca deler. panzer 4 tankını ise denk getirirse arkadan delebilmektedir.

Panzer 3

daha sonradan gelen alman tank serileri pz.kpfw v panther ve pz.kpfw vi tiger tanklarına ise tüfek mermisi işlememesine rağmen ptrd ile tank kupola vizörüne, sürücü holüne, tank taret rulmanına falan mermi denk gelirse tank yine bir şekilde sakatlanabilmektedir:

VİDEO LİNK : https://youtu.be/0-iSmSULCRo

tankların da haricinde alman doğu cephesinde kamyonlar, arabalar, zırhlı arabalar ve diğer mermilerin işlemediği statik koruganlardan binlerce vardır. bunların hepsi ptrd atışlarına karşı zayıf olduğundan ruslar deyim yerindeyse bu silahın bir süre sonra bokunu çıkaracak. tam 471500 tane üretecek ve uçana kaçana 14.5mm dolma gibi mermiler yollamaya başlayacaktır. bu da 1943 yılına falan denk gelir. ruslar bu silahta öyle bir üretim outputu yakalar ki savaşın ikinci yılında kızıl ordu’daki her taburda ptrd ihtiyacı karşılanır. yeni tüfeğe ihtiyaç pek kalmaz.

silah levyeyle kurulan/bolt action olmasına rağmen insanlık dışı geri tepmesinin bir kısmı mekanizmayı geriye atıp kovanı çıkarmakta kullanılır. yani mavzer gibi her atışınızdan sonra boş kovanı çıkarmak için levyeyi kaldırmazsınız. o kendisi yapar. ama kendi özel imalatı mermisini kullanmaz gider kpv makinelisinden 14.5 mermi alır (kırmızı siyah başlı zırh delici/izli) takarsanız mekanizma şahlanır ama geriye gidip boş kovanı çıkaramaz. bunun da yanında atışlarda şarjörü olmadığı için her atıştan sonra elle yeni mermi sürmek gerekir ki ikinci atış yavaştır. ptrs’e olan zayıf tarafı da işte odur.

kötü taraflarına gelince; öyle bir namlu ağız alevi vardır ki aydan dahi görülebilmektedir. özellikle pusu koşullarında gece falan ilk mermi isabet etti bir şeyler oldu ne ala, tüm alman keşif kolu bütün silahlarını ateşin görüldüğü yere çevirip ne var ne yok boşaltmaktadır. 17 kg silahla manevra yapamayıp oradan oraya koşamayan ptrd timleri savaş boyunca çok kayıp verecektir.

donetsk ayrılıkçı militanlarında halen kullanılmaktadır:

VİDEO LİNK : https://youtu.be/mByyKbJh2uM

GLOBAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI /// BAE Systems : Uyuyorduk uyandık, şimdi Türkiye ile iş yapmaya can atıyoruz


BAE Systems : Uyuyorduk uyandık, şimdi Türkiye ile iş yapmaya can atıyoruz

Savunma sektörünün önde gelen kuruluşlarından İngiliz BAE Systems’in İş Geliştirme Sorumlusu Alan Garwood, “Türkiye’ye yıllarca uzak durduk, uyuduk. Sonunda uyandık. Şimdi, dünya pazarına birlikte gitmek istiyoruz. Bunun için can atıyoruz” dedi.

SAVUNMANIN dünya çapında iş yapan devlerinden İngiliz BAE Systems, Türk savunma sektörüne sağlam bir adımla girmek istediğini bildirdi. BAE Systems İş Geliştirme Sorumlusu Alan Garwood, yıllarca uzak durdukları Türkiye ile yakınlaşmalarını, “Uyuyorduk, uyandık şimdi dünya pazarına beraber girmek istiyoruz” diye tanımladı. İngiltere ile Türkiye arasında savunma alanında önemli işbirliği anlaşmaları yapıldığını, BAE Systems olarak Türkiye’yi çok yakından takibe aldıklarını kaydeden Garwood, Deniz Kuvvetleri’nin milyar dolarlık 10 yıllık bir süreci kapsayan büyük projelerinden etkilendiklerini belirtti. Garwood, bu sektördeki hedeflerini şöyle açıkladı:
FNSS iyi bir iş modeli oldu
BAE Systems, Türkiye’de kara araçları üreten ve ihracat rekorları kıran FNSS firmasının ortağı. Bu firma Ortadoğu ve Uzakdoğu pazarlarında birbirinden başarılı projelere imza atıyor. Bu iş modeli bize örnek oldu. Türkiye’de bir tersaneye ortak olmak istiyoruz. Bu tersane ile hem Türkiye’deki Havuzlu Çıkarma Gemisi (LPD) ihalesine girmeyi, hem de aynı FNSS gibi Ortadoğu ve Uzakdoğu pazarlarına katılmayı hedefliyoruz.
Teknoloji ve tasarım transferi
Prensip olarak tasarım aşamasında her kritik parçayı da paylaşmaya hazırız. Çünkü Türkiye, NATO içindeki kilit ülkelerden biri. FNSS ile yaptığımız çalışmalarda hiçbir sorun yaşamadık. İşbirliği yapılması kolay bir ülkesiniz. Biz Türkiye ile işbirliği yapmaya can atıyoruz.
Savaş gemisini beraber yapalım
İngiltere’de şu anda “Tip 26” adı verilen bir savaş gemisi projesi yürüyor. Bu projenin uluslararası pazardaki ihracat adı “Evrensel savaş gemisi” projesidir. 2020 yılında Kraliyet Deniz Kuvvetleri’ne teslim etmeyi düşündüğümüz bu gemi için size açığız. Türkiye’nin bize çeşitli alanlarda katkı sağlayabileceğine inanıyoruz.�
Dünyaya pazarlayalım
Bu savaş gemisine ileride çok sayıda müşteri çıkacak. BAE firmasının ürünlerinin yüzde 19’u İngiltere içinde kullanılır, yüzde 81’i ise ihraç ürünüdür. Eğer işbirliği yaparsak bu geminin pazarlanmasında da size de önemli bir kapıyı açmış olacağız.

Tip 26 Fıikateyni 330 milyon liraya yapılacak

İNGİLİZ Kraliyet Deniz Kuvvetleri için başlatılan projede 3 değişik göreve yönelik tasarım planlanıyor. BAE Systems’ea 4 yılda geminin ilk tasarımını tamamlama görevi verildi. 127 milyon sterlinlik (yaklaşık 330 milyon lira) bu faz sonucunda 141 metre uzunluğunda bir fırkateyn ortaya çıkacak.

LPD gemi projesine üç teklif verildi

SAVUNMA Sanayii Müsteşarlığı tarafından açılan ihalede Ege, Akdeniz ve Karadeniz’de en az bir tabur büyüklüğündeki bir deniz kuvvetinin harekâtlara kendi başına katılabilmesi hedeflendi. Yoğunluklu olarak kara ve deniz aracı taşımak üzere açılan ihalenin ismi aynı kaldı ancak kriterlerin 2010 yılında değişmesi sonucu gemi çok sayıda helikopter de taşıyan bir yapıya sahip oldu. 2017 yılına kadar sonuçlanarak hayata geçirilmesi hedeflenen projeye Sedef Gemi İnşaatı, RMK Marine ve Desan teklif verdi.

GLOBAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI /// İRFAN SARP : ‘GÖRÜNMEZ UÇAKLAR’IN SONU MU GELDİ ???


İRFAN SARP : ‘GÖRÜNMEZ UÇAKLAR’IN SONU MU GELDİ ???

EMEKLİ HAVA PİLOT TÜMGENERAL

5’nci nesil radara düşük görünümlü ‘stealth’ kabiliyetli uçakların görünmezlik yeteneğinin giderek azaldığına dair son yıllarda basında pek çok haber yayınlanmış ve açıklamalar yapılmıştır. Havacılık konularında uzman Defence News yazarı Sebastian Sprenger’in 29 Eylül 2019 tarihinde çıkan makalesinde de F-35 JSF uçağının Alman HENSOLDT firmasının ürettiği Twinvis-Passive radarla takip edildiği anlatılmıştır. Makalede 2018 Nisan ayında Berlin/Schoenefeld Havalimanı’nda düzenlenen havacılık fuarına katılmak üzere ABD’nin Arizona eyaletindeki Luke Hava Üssü’nden kalkan ve ara meydanlara inmeden havada yakıt ikmali yaparak 11 küsur saatlik direkt bir uçuşla Berlin Schonefeld Havaalanı’na gelen ikili F-35 kolunun Airshow’dan sonra geriye dönüş rotasında Twinvis radarıyla 150 kilometre takip edildiği anlatılmaktadır. Twinvis radarının fotoğrafı aşağıya çıkarılmıştır.

HENSOLDT firmasının küçük ticari aracına yerleştirilen Twinvis radar cihazının katlanan anteni özel bir görev için ihtiyaç duyulduğunda aracın içinden yukarıya çıkarılmakta ve aracın motorundan elde edilen güçle radarının çalıştırılıp skobunda havadaki araçların tespit ve takibi yapılabilmektedir. Geçmiş yıllarda yüksek dağ tepelerine yerleştirilen ve kilometrelerce uzaktan görülen devasa radarlarla bu Twinvis radarı boyutlarının küçüklüğü ve operasyon özellikleri açısından mukayese edildiğinde elektronik ve radar teknolojisinde ne kadar büyük bir aşama kaydedilmiş olduğu kolayca anlaşılabilmektedir.

Aslında F-35 uçağının radara düşük görünümlü Stealth yeteneğinin giderek azaldığına dair bir beyanat bundan altı yıl kadar önce uçağın sayı olarak en büyük kullanıcılarından biri durumunda olan ABD Deniz Kuvvetleri’nin Komutanı Oramiral Jonathan Greenert tarafından açıklanmıştı. TIME dergisinin 25 Şubat 2013 tarihli sayısında F-35 JSF uçağıyla ilgili "THE MOST EXPENSIVE WEAPON EVER BUILT" başlığıyla çıkan makalede ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Greenert gelişen sensorların ortaya çıkmasına paralel olarak stealth özelliğinin her geçen gün değerini kaybettiğini söylemişti. Bir süre sonra da ABD Muharip Hava Kuvveti (Air Combat Command) Komutanı Orgeneral Herbert Carlisle verdiği bir beyanatta diğer ülkelerin ABD’nin stealth kabiliyetli uçaklarını tespit ve takip edebilecek yeni satıhtan havaya füzeleri geliştirmekte olduğunu açıklamıştı.

ABD’li komutanların F-35’in Stealth yeteneğiyle ilgili endişelerini belirtmesinden kısa süre sonra Ruslar ve Çinliler radara görünmez denilen Stealth uçakları yeni imal ettikleri radarlarla takip edebildiklerini beyan etmişlerdi. Çinliler 2016 yılı Ekim ayında Hong Kong yakınlarındaki Zhuhai Air Show’da stealth uçakları takip ettikleri VHF bantlı radarı sergilemişler ve isteyen ülkelere bu radarı satabileceklerini açıklamışlardı. Söz konusu yer radarının fotoğrafı aşağıda görülmektedir. Çinliler ayrıca Güney Kore’de üslenen ABD Hv. Kv. F-22 Raptor Stealth uçaklarının uçuşlarını da radarlarında takip ettiklerini açıklamışlardı.

En son Nisan 2018’de düzenlenen Berlin / Schoenefeld Airshow’u takip eden günlerde Alman HENSOLDT firmasının ürettiği Twinvis radarıyla F-35 uçağının takip edildiğinin açıklanması Stealth teknolojisine sahip muharip uçakların görünmezlik yeteneklerinin giderek ortadan kalktığına dair daha önceki yıllarda değişik kaynaklar tarafından açıklanan görüşleri bir bakıma teyit etmiştir.

Reklamdan sonra devam ediyor

Söz konusu havacılık fuarına katılmak üzere Arizona eyaletindeki Luke hava üssünden kalkacak iki F-35 uçağının Berlin Schonefeld havaalanına gelmesi programı belli olunca Alman HENSOLDT firmasının yöneticileri bunun kendileri için büyük bir fırsat olacağını düşünmüşler ve imal ettikleri Twinvis Passive radarının bir stealth uçağı takip etmek yeteneğinde olduğunu fuara katılan herkese canlı olarak göstermeyi planlamışlardır. Bu amaçla Schonefeld Airshow’da HENSOLDT firmasına tahsis edilen bölümdeki büyük bir panoya bölgedeki bütün uçuşların Twinvis radarında görülen ekolarını büyütülmüş olarak yansıtacak bir sistem kurmuşlardır. NOT: Aşağıdaki fotoğrafta HENSOLDT Twinvis radarının Airshow’daki standının duvarındaki büyük panoya yansıtılan uçak ekoları görülmektedir (Fotoğrafın sağında ve solundaki girintili çizgiler; doğuda Polonya Çekya; güneyde Avusturya İsviçre ve batıda Fransa sınırlarını göstermektedir).

Berlin / Schonefeld fuarına Amerikalı yetkililer büyük önem vermişler ve iki F-35 uçağını havada yakıt ikmaliyle 11 saatlik direkt uçuşla fuara getirmişlerdi. F-35’lerin havada uzun süre kalış rekoru kırarak yaptıkları bu uçuşun F-35 JSF programına katılmaya ikna edemedikleri Almanları bir bakıma etkileyebileceklerini düşünmüşlerdi. Havaalanında firmaya tahsis edilen büyük bölümün yakınına park ettirilen iki F-35 uçağını görmek için gelen ziyaretçilere üzerinde F-35 resimleri ile bir tarafında Amerikan diğer tarafında Alman bayraklarıyla süslenen şapka ve eşarpları promosyon olarak dağıtmışlardı. Elbette fuara gelen herkes reklamı bu kadar yapılan F-35 uçağının yapacağı gösteri uçuşunu bekliyordu. Fuara katılmak üzere değişik ülkelerden gelen sivil ve askeri uçaklar helikopterler ve Almanların kendi uçakları fuara katılan seyircilere belli bir sırayla uçuş gösterilerini sundular. Bütün bu uçuşlar isteyen herkes tarafından HENSHOLDT firması standındaki büyük radar ekranında izlenebiliyordu. F-35 uçağını radarlarının ekranına yansıtıp bunu herkese göstermek isteyen HENSHOLDT firmasının temsilcileri ve mühendisleri de büyük bir heyecanla F-35’in uçuşunu bekliyorlardı. Ancak her ne sebeptense F-35 uçağı gösteri uçuşu için kalkmamıştır. F-35 uçağının gösteri uçuşuna neden kalkmadığını öğrenmek isteyen ilgililere gösteri uçuşları için düzenlenen uçuş programında F-35 için bir zaman aralığı verilemediği söylenmiştir.

Berlin Airshow’da F-35 uçağının uçmaması sebebiyle radarlarında bunu göstermek imkanı bulamayan Twinvis radarının imalatçıları F-35’i havalimanından kalktıktan sonra dönüş rotasında takip etmeyi planlamışlardır. Küçük ticari araç içinde taşınan radarı havalimanının hemen yakınında bulunan bir at çiftliğine götürmüşler ve orada avını bekleyen bir avcı gibi pusuya yatıp uçağın kalkış saatini beklemeye başlamışlardır. Schonefeld uçuş kulesinden F-35 uçağının kalkış için ruleye başladığı ve kalkış haberini alınca at çiftliğindeki radardan uçağı takip etmeye başlamışlardır. Radarın imalatçısı HENSHOLDT firması yetkilisi Schonefeld havalimanından kalkan ikili F-35 kolunu dönüş rotası boyunca 150 kilometre takip ettiklerini ayni gün içinde tertipledikleri bir basın toplantısında açıklamıştır.

Alman firmasının F-35 uçağını radarında takip ettiğinin açıklamasının hemen akabinde konunun doğrudan ilgili makamı ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından F-35 uçaklarının hava gösterilerine katılmak için yaptığı bu uçuşta sivil hava trafiğinin emniyeti için F-35’in radar reflektörünün açık durumda tutulduğunu ve ancak bu şekilde Hava Trafik Kontrol tarafından uçağın takip edilebildiği açıklanmıştır.

F-35 uçağının Luneberg Lens radar reflektörünün kanat ucuna yerleştirilmiş kumanda mekanizmasının fotoğrafı da Pentagon tarafından yayınlanmıştır. Radarın imalatçısı HENSHOLDT firması yetkilileri Pentagon’un bu açıklamasına hemen cevap vermiş ve F-35’in radar reflektörü açık olsa da olmasa da uçağı pasif-radar teknolojisiyle takip ettiklerini teknik olarak izah etmişlerdir. Yapılan izahatta pasif-radarın hedefi tespitinde farklı bir yöntem uygulandığı bu yöntemde uçağın fiziki yapısının boyutlarına uygun minyatür şekliyle ekranda görüldüğü radar reflektörünün açık olup olmamasıyla bir ilgisinin bulunmadığı belirtilmiştir. Firmanın yaptığı izahatın İngilizcesi şöyledir: “Passive-radar detection works in a different spectrum making the presence (or absence) of reflectors irrelevant. In Layman’s terms passive radar tracks the entire phisical shape of airplanes versus being triggered by smaller angular features on the body of a jet”. HENSHOLDT firmasının F-35 uçağını radarlarında takip ettiklerine dair yaptığı açıklamayla ilgili bir soruya Pentagon Tedarik ve İdame Başkan Yardımcısı Ellen M. Lord uçağın pasif-radara karşı görünebilirliği konusunda bir yorum yapmamıştır. Diğer taraftan Alman Savunma Bakanlığı 2019 yılının ilk aylarından başlayarak ülkedeki radar örtüsünün HENSHOLDT pasif-radar sistemleriyle donatılması için tedarik işlemlerine başlamıştır. Almanya’nın F-35 programına katılmasını isteyen ve büyük ölçüde desteklediği bilinen Alman Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Karl Muellner Mayıs 2018’de hükümetin aldığı bir kararla emekli edilmiştir.

Reklamdan sonra devam ediyor

Şimdi burada bir hatırlatma yapalım. F-35 JSF programının kurucu ortaklarından olan ve F-35’lerin hem Hv. Kv.tipi “A” modeli hem de STOWL F-35B kısa kalkış /dikine iniş modelinden tedarik etmekte olan İngiltere geçen yıl Farnborough Airshow sırasında 16 Temmuz 2018 tarihinde TEMPEST ismini verdikleri yeni 6’ncı nesil ÇİFT MOTORLU muharip jet uçağı projesini başlattıklarını duyurmuş ve Savunma Bakanı tarafından uçağın mock-up’ının örtüsü törenle açılarak ziyaretçilere gösterilmiştir. 7 Temmuz 2019 tarihinde TEMPEST programına İsveç katılmıştır. İngiltere gibi F-35 uçağının kurucu ortaklarından olan İtalya da F-35A ve F-35B uçaklarından tedarik etmesine rağmen sürpriz bir kararla 10 Eylül 2019 tarihinde TEMPEST programına katıldığını açıklamıştır.

2018 Farnborough Airshow’da İngiltere’nin yeni nesil TEMPEST uçağı programını açıklamasına benzer sürpriz bir açıklama da 2019 Paris Airshow’da Fransa ve Almanya tarafından yapılmıştır. İki ülke Ocak 2019’da yeni nesil muharip uçak NGWS (Next Generation Weapon Systems) imalatını yapmaya karar verdiklerini açıkladılar. Paris Le Bourget ‘de 17 Haziran 2019 günü de Dassault ve Airbus Military firmalarınca müşterek olarak ÇİFT MOTORLU imal edilecek NGWS uçağı mock-up’ının örtüsünü törenle açtılar. Yapılan törende programa İspanya’nın da katıldığı açıklandı. Bu arada dünyadaki Stealth uçakların geleceğiyle ilgili Defense News dergisinde çıkan bir makalede Avrupa’nın yeni nesil savaş uçağı olacak Fransız-Alman-İspanyol müşterek Future Combat Air System programında stealth özelliklerinin yeni baştan ele alınabileceği bilgisi yer almıştır.

Washington mahreçli diğer bir yazıda da F-35 uçaklarıyla yüksek irtifada yapılan süpersonik uçuşlarda uçağın arka gövdesi ve kuyruk bölümündeki satıhların özel RAM kaplamalarında soyulmalar olduğu ve satıhlardaki soyulmalar sonucu stealth özelliğinin belli oranda kaybedildiği anlatılmaktadır. Söz konusu yazıda ABD Dz. Kv F-35C ve Marine F-35B uçaklarında yüksek irtifalarda 1.3 -1.4 Mach süratte uçulurken sol ve sağ yatay stablizeler ve kuyruk uzantısındaki satıh kaplamaları soyulurken bir de titreşimler meydana geldiği belirtilmiştir. . Bu problemlerin çözülmesi ancak uçağın fabrikasında Depo Seviyesi Bakımı ile yapılabildiğinden uçaklar uzun zaman uçuşa verilememiştir. Pentagon’da F-35 programının başında bulunan Koramiral Mat Winter firma tarafından gelişmiş RAM kaplamalarıyla problemlerin çözülmeye çalışıldığını söylemiştir. Diğer bir uygulama olarak da problem çözülünceye kadar uçakların yüksek irtifada süpersonik uçuşları 50 saniye limitini geçmeden yapmaları tavsiye edilmiştir. ABD Donanması’nın yüksek rütbeli bir komutanı da kendilerinin uçak gemileriyle göreve çıktıklarında duruma göre 6-8 ay arasında açık denizde kalmakta olduklarını eğer sefere çıkıldığının ilk haftasında F-35’lerin üzerinde böyle bir problem meydana gelirse bu uçağın aylar boyu uçamayıp geminin hangarında yatacağını söylemiştir.

F-35 uçağının stealth kabiliyetinin giderek kaybolduğunu bu canlı örneklerle anlattıktan sonra hafızalarımızı tazeleyelim ve F-35 uçağının ilk planlamasından başlayarak geçmişini hatırlayalım.

* Havacılıkta söz sahibi ülkeler dünyada radara düşük görünümlü ilk imal edilen ABD yapımı F-117 Stealth uçağının 17 Ocak 1991 günü başlatılan 1’nci Irak Harekatı’nda (Desert Storm) hedef bölgesinin yoğun füze ve uçaksavar savunmasına rağmen Bağdat ve civarındaki hedefler ile Dicle ve Fırat nehirleri üzerindeki 43 adet köprüden 39 adedini tahrip etmesinden ve harekât boyunca tek bir uçak kaybı olmadan bu görevleri yerine getirmesinden çok etkileniyor ve böyle bir uçağa sahip olmak istiyorlar. Ancak ABD F-117 uçaklarını ve sonradan imal ettiği stealth yetenekli F-22 Raptor uçaklarını en yakın müttefiki İngiltere dahil hiçbir ülkeye satmıyor.

* ABD 1994 yılında JSF (Joint Strike Fighter) programını başlatıyor ve daha önce imal ettiği iki stealth model uçağın çok pahalıya mal olduğunu görerek maliyeti düşürmek için NATO ve müttefik ülkelerden arzu edenlerin JSF programına katılabileceğini bildiriyor. Programa ABD Avustralya Danimarka Hollanda İtalya İngiltere Kanada Norveç ve Türkiye katılıyor. Programa daha sonra Japonya İsrail ve Güney Kore dahil ediliyor.

Reklamdan sonra devam ediyor

* Uçağı imal edecek firmanın seçimi için yapılan yarışmayı tek motorlu X-35 model uçakla Lockheed Martin kazanıyor.

* 2001 yılında uçağın imalatına başlanıyor

* 2002 yılında Türkiye programa dahil oluyor.

* 2006’da F-35 ilk uçuşunu yapıyor.

* 2011’de ilk seri imalat (production ) modeli F-35 üretim hattından çıkıp birliğe teslim ediliyor.

* 2018 Haziran’da uçağın fabrikası Fort Worth / Dallas’da Türkiye’ye ilk F-35 uçağı teslim ediliyor.

Reklamdan sonra devam ediyor

* 17 Temmuz 2019 tarihinde ABD ve diğer 7 ortak ülkenin müşterek kararıyla Türkiye F-35 programından çıkarılıyor. (Bu konudaki makalenin linki: http://www.kokpit.aero/turkiye-abd-f35-kriz ).

F-35 uçağının yukarıda yıllara göre çıkarılan takvimi bu uçağın imalatında ne kadar büyük zorluklarla karşılaşıldığının çok açık bir göstergesidir. Şöyle ki 2001 yılında ilk uçuşunu yapan F-35 uçağının ilk production (seri imalat) modeli beş yıl sonra 2006’da imalat hattından çıkıyor. Uçak üzerinde sayısız yer / uçuş testleri ve milyonlarca sayıyla ifade edilen yazılımlar 5 yıl sürüyor ve uçağın birliklere ilk teslimi 2011 yılında mümkün oluyor. Diğer bir deyişle F-35’in ilk uçuş tarihi ile uçuş birliğine teslim ediliş tarihi arasında tam 10 yıl gibi uzun bir süre geçiyor. Şimdi bu süreyi ABD’nin daha önce imal ettiği Stealth model uçaklarla mukayese edelim.

Dünyada ilk Stealth uçak olarak 2’nci Dünya Savaşı sonlarında 1944 yılında Almanlar tarafından imal edilen; ancak savaşın bitmesiyle hayata geçirilemeyen Horten Ho-229 (Gotha Go-229) modelden yıllar sonra Amerikalıların geliştirdiği ilk operasyonel stealth uçak olan F-117 Nighthawk ilk uçuşunu 18 Haziran 1981 tarihinde yapmış bir yıl sonra da 1982’de ABD Hv. Kv.de hizmete girmiştir. Amerikalıların ilk stealth bombardıman uçağı B-2 Spirit ilk uçuşunu1989 yılında yapmış dört yıl içinde bütün testleri tamamlanıp 1993 yılında yani 4 yıllık bir süre içinde ABD. Hv. Kv. ’de göreve başlamıştır. Amerikalıların F-35’ten önce imal ettiği F-22 Raptor uçağı ilk uçuşunu 1997’de yapmış 2005 yılında ABD Hv. Kv.de hizmete girmiştir. Görüldüğü gibi Amerikalıların F-35’ten önce imal ettiği her üç model stealth uçağın ilk uçuşları ile hizmete giriş tarihleri F-35’ten çok daha kısadır. Şimdi şu soru akla gelmektedir. Acaba F-35 uçağının ilk uçuşu ile hizmete giriş tarihi arasında 10 yıl gibi uzun bir süre geçmesinin sebebi nedir? Bu sorunun yüzlerce cevabı olabilir ama başlıca sebebi stealth özelliğinde imal edilen bu uçağın bundan önce Amerikalıların imal ettiği iki stealth tip uçak ve halen dünyada uçmakta ve geliştirme (development) safhasında olan 13 değişik model stealth tip uçağın hepsi çift motorlu iken F-35 uçağının tek motorlu olarak dizayn edilmesidir. F-35 uçağının dizayn safhasında Pentagon tarafından alınan bir kararla F-35 uçağının ABD Dz. Kv. Hv. Kv. ve Marine Hv. Kv. için üç ayrı tip olarak imal edilmesi planlanmıştır. Dz. Kv. için imal edilecek F-35C model uçakların uçak gemisinin güvertesine inişlerde kullanılan hook sisteminin yerinin tespitinde problemler meydana gelmiş ve bu problemin çözümü uzun zaman almıştır. F-35’lerin harekât yarıçapının kısa olmasında en büyük şikayet Dz. Hv. Kv (Navy) ve Marine Hv. Kv. komutanlarından gelmiştir. Harekât yarıçapının kısa olması uçakları üzerinde taşıyan uçak gemisini harekât ortamında düşman sahiline yakın seyretmek durumunda bırakacak ve bu durum da uçak gemisinin emniyetini tehlikeye atacaktır. Marine Hv. Kv.için dizayn edilen STOVL (kısa kalkış dikine iniş) F-35B modelinin imalatında da bir çok problemlerle karşılaşılmıştır. Ayni şekilde Hv. Kv.için dizayn edilen pistlere iniş kalkışlı klasik tipin imalatında ortaya çıkan problemlerin giderilmesi ve ayrıca her üç modelin milyon rakamlarla ifade edilen yazılımlarının tamamlanması ve bunlarda meydana gelen hataların giderilmesi uzun yıllar almıştır.

Bilindiği gibi bir uçağa stealth özelliği kazandıran başlıca uygulamalardan biri uçağın gövde kuyruk ve kanadının tamamının radar dalgalarını emici RAM (Radar Absorbent Material) malzemeyle kaplanması diğeri yakıt ve mühimmat yükünün tamamının gövde içinde taşınması ve diğeri de uçağa verilecek uygun aerodinamik şekil ile uçağa ulaşan radar dalgalarının dağıtılarak radar görünme kesitinin (RCS-Radar Cross Section) en aza indirilmesidir. Ayrıca uçak motorunun termal ısı kabiliyetli yani ısıyı dışa vermeden soğutma kabiliyetli olması da stealth yeteneğini sağlayan özellikler arasındadır. Şimdi yukarıda sayılan bu stealth özelliklerden F-35’le ilgili hususlara baktığımızda F-35 uçağının Pratt&Whitney F135 turbafon motoru bildiğimiz standart turbofan motorlardan farklı özelliklere sahiptir. Bu motor kuru 28.000 libre thrust ve afterburner ile 43.000 libre thrustı ile dünyanın en güçlü ve mükemmel motoru olarak kabul edilmektedir. Motor ayrıca “Thermal Management Capacity” tabir edilen özelliğiyle egzosdan çıkan sıcak gazların soğutulduğu ve IR görüntüyü en aza indiren entegre "Stealth" kabiliyeti içeren özel bir tasarıma sahiptir. Bu motor radarların kullandığı elektromanyetik spektrum mikrodalga segmentindeki izlerini en aza indirmektedir. Bunun yanında motorun elektro optik kızılötesi (infrared) görünür ışık segmentlerini de azaltma özelliği bulunmaktadır. Uçağın stealth özelliğini sağlayan aerodinamik şekli hava alıklarının ve egsoz konisinin yapısı stealth özelliği için uygun tasarlanmıştır. Stealth özelliği sağlayan diğer özellik olarak uçağın tüm gövdesini kaplayan radar dalgalarını emici RAM (Radar Absorbent Material) malzemesiyle ilgili geçmişte uçağın Mach süratlerinde kuyruk kısmındaki RAM kaplamaların soyulması gibi problemlerle karşılaşılmış ancak ileri teknoloji RAM malzemeleri kullanılarak bu problemin çözüldüğü söylenmiştir.

F-35 uçaklarının Ağ Merkezli Harp ve Gelişmiş Sensörleri ( Network Centric Warfare) ile sadece bir savaş uçağı değil stratejik bir platform olması istenmiştir. Sahip olduğu AESA (Active Electronically Scanned Array) radarı da bugün bir savaş uçağında olması düşünülen en mükemmel bir radardır.

Ancak F-35 uçağı mükemmel sayılacak bütün bu özelliklerinin yanında tek motorlu olarak dizayn edilmiş olması sebebiyle uçuş performansı düşük bir muharip uçak olarak ortaya çıkmıştır. Eğer F-35 uçağı stealth özelliği taşıyan bir uçak olarak imal edilmeseydi; yani yakıt ve mühimmat yükünü gövde içi depolarında taşımasından kaynaklanan şişman bir görüntüye sahip olmasaydı yukarıda sayılan özellikleriyle bir muharip uçaktan istenen üstün performanslı bir uçak olacaktı. TIME dergisinin 25 Şubat 2013 tarihli sayısında çıkan F-35 uçağıyla ilgili makalenin bir paragrafında :"Neither the Air Force nor the Navy liked its stubby design" cümlesinde "Ne Hava Kuvvetleri ne de Deniz Kuvvetleri onun tombul görünüşünü beğenmediler" ifadesi yer alıyor. F-35 uçağının bu şişman görüntüsü dönüş yarıçapının geniş olmasına ve dönüş yarıçapı dar olan uçaklara karşı yaptığı hava muharebesinde (dogfight) başarısız olmasına yol açmıştır. Uçak tek motorlu olduğundan: A) Diğer 5’nci nesil çift motorlu uçaklara kıyasla harekât yarıçapı kısadır B) Taşıdığı silah yükleri diğer çift motorlu uçaklara kıyasla oldukça azdır. C) Sürati çekilen G miktarı akselerasyonu ve tırmanış sürati düşüktür.

Reklamdan sonra devam ediyor

– F-35 uçağının uçuş performansındaki zayıf noktaları somut rakamlar kullanılarak diğer stealth uçakların performanslarıyla şöyle mukayese edilebilir:

· F-35 uçağının yüksek irtifada maksimum sürati 1.6 Mach iken; Rus Sukhoi SU-57 Japon F-3 ve Çin J-20 uçaklarının hepsi yüksek irtifada 2. Mach ve üzeri sürat yapabilmektedir.

· F-35 uçağı maksimum 7 G çekebilirken SU-57 F-3 ve J-20 uçakları 9 G çekebilmektedir. (Bizim F-16 uçaklarımızın da 9 G çektiğini hatırlayalım)

· F-35 uçağı gövde içi dahili silah yuvasında 2 adet hava yer mühimmatı taşırken SU-57 ve J-20 uçakları dahili silah yuvalarında F-35’in iki misli hava yer mühimmatı taşımaktadır.

· F-35A’nın harekât yarıçapı 584 deniz mili iken SU-57’nin 900 deniz mili J-20’nin 1.100 deniz mili yani F-35’in yaklaşık iki mislidir.

F-35 uçağının diğer stealth uçaklar Rus SU-57 ve Çin J-20 uçaklarına kıyasla yukarıda somut rakamlarla belirtilen performans düşüklükleri F-35 uçağının tek motorlu imal edilmesi SU-57 ve J-20 uçağının çift motorlu olmasından kaynaklanmaktadır. Kim ne derse desin Amerikalılar stealth kabiliyetli bir uçağı tek motorlu dizayn etmekle stratejik bir hata yapmışlardır. Bu stratejik hatayı taktik tedbirlerle düzeltmeleri de mümkün değildir. F-35 uçağının en büyük gücü başlangıçta stealth kabiliyetli bir uçak olmasıydı. Stealth kabiliyette bir uçağa sahip olmak isteyen ülkelerin amacı da harekât planlarında bu uçağı düşman radarlarının göremeyeceği düşüncesiyle taarruzi rolde kullanmak idi. Şimdi F-35 uçağı stealth özelliğini kaybedince geriye harekât yarıçapı kısa uçuş manevraları esnasında çekilen G miktarı düşük dönüş yarıçapı geniş düz uçuş ve tırmanış sürati düşük gövde içi dahili silah yuvasında taşıdığı mühimmat diğer stealth uçaklara göre yarı yarıya az şişman görünümlü bir uçak kalmıştır.

SONUÇ:

Berlin/Schoenefeld Airshow sırasında Alman HENSHOLDT firmasının ürettiği Twinvis radarıyla F-35 uçağının 150 kilometre takip edildiğinin açıklanması bu uçağı savaş ortamında stealth özelliğiyle taarruzi rolde kullanmayı planlayan ülkelerin kullanma konseptlerini yeniden değerlendirmek ihtiyacını doğuracaktır. Türkiye tam da bu safhada ABD ve F-35 kurucu ortak ülkelerin müşterek kararıyla F-35 programından çıkarılmıştır. ABD’nin Türkiye’yi F-35 programından çıkardığı tarihte kaleme alıp yayınladığım bir makalede de ifade ettiğim gibi ABD Türkiye’yi F-35 programından çıkarmış olmakla kim ne derse desin Türkiye’ye çok büyük bir iyilikte bulunmuştur. Böylece Türkiye baştan problemli doğan F-35 uçağından kurtulmuş olmaktadır. ABD Türkiye’yi F-35 programından çıkarma kararıyla sadece Hava Kuvvetlerimizin bir nesil boyu kısa harekat yarıçaplı az mühimmat yükü taşıyan diğer stealth uçaklara kıyasla düşük performanslı ve en önemlisi de ABD’ye %100 bağımlı bir muharip uçaktan kurtarmakla kalmamış; ayni zamanda yerli uçak sanayimizin ve yan kuruluşlarının geleceğe yönelik başarılarının önünü açmıştır. Şimdi Türkiye varını yoğunu ortaya koyarak bütün gücünü ve imkânlarını kendi Milli Muharip Uçağımızı yapmaya teksif etmelidir.

E- Posta: isarp56

LİNK : https://www.aydinlik.com.tr/gorunmez-ucaklar-in-sonu-mu-geldi-ozgurluk-meydani-ekim-2019-3