KÜRT SORUNU DOSYASI /// Emekli generallerden uyarı : Barzani, Irak ve Suriye’de ‘Büyük Kürdistan’ kurmaya çalışıyor


Emekli generallerden uyarı : Barzani, Irak ve Suriye’de ‘Büyük Kürdistan’ kurmaya çalışıyor

Bir taraftan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Irak’ın kuzeyindeki terör örgütü PKK’ya yönelik operasyonlarına istihbarat desteği verdiği ileri sürülüyor, diğer taraftan Suriye’de PKK’nın uzantısı YPG ile işbirliği yapıyor. Barzani hegemonyasındaki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) neyi hedefliyor? Sorununun yanıtını emekli generaller verdi, önemli uyarılarda bulundu.

Irak’ın kuzeyinde terör örgütü PKK’yı temizlemeyi hedefleyen TSK’nın 2017’de başlattığı geniş kapsamlı operasyon, Pençe, Pençe/Kartal ve Pençe/Kaplan adlarıyla devam ediyor. Terör örgütüne üst üste darbelerin vurulduğu operasyona Barzani hegemonyasındaki IKBY’nin de istihbarat desteği verdiği ileri sürülüyor.

IKBY, desteğin yanı sıra zaman zaman yaptığı açıklamalarla coğrafyasında PKK’dan rahatsız olduğunu da açık açık dile getiriyor. Ancak aynı Barzani diğer taraftan da Suriye’de PKK’nın uzantısı terör örgütü PYD/YPG ile hem iş birliği içinde hem de bu örgütü meşrulaştırma çabasında.

Peki, bir taraftan PKK’ya karşı operasyona destek verdiği iddia edilen, diğer taraftan da uzantısıyla iş birliği içinde olan Barzani’nin hedefi ne? Sorunun yanıtını Sözcü’ye konuşan emekli generaller verdi, önemli uyarılarda bulundu.

“BU ABD’NİN DE İSTEDİĞİ BİR AKTÖR”

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu, 2017’de Barzani’nin başta Türkiye olmak üzere çok sayıda ülkenin karşı çıkmasına rağmen bağımsızlık referandumu yaptığını anımsattı.

ABD’nin de referanduma değil ama zamanlamasına karşı çıktığını anımsatan Babüroğlu, Barzani’nin buna rağmen belirlediği tarihte referandumu yaptığını ve cebine koyduğunu dile getirdi.

Barzani’nin hedefinin bağımsız bir Kürdistan devleti kurmak olduğunu ve son gelişmelerin de lehine olduğunu vurgulayan Babüroğlu, “Suriye’deki olaylar, ABD’nin Irak’ı işgali, ABD’nin İran’a yaptıkları, İsrail’in 100 yılın anlaşması denilen projesi, Arap baharı ve BOP gibi konular Barzani’nin lehinde bazı gelişmeler sağladı. Irak hükümetinin başbakanı değişti. Mustafa el-Kazımi oldu. Bu ABD’nin de istediği bir aktör” dedi.

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu

“BARZANİ SURİYE’DEKİ GRUPLARA ÖNDERLİK ETTİ”

Terör örgütü PKK’nın ise TSK’nın kahramanca ve başarılı mücadelesiyle yurt içinde oldukça zayıflatıldığına dikkat çeken Babüroğlu, sözlerine şöyle devam etti:

* PKK bölücü terör örgütü Sincar’da Mahmur ve Süleymaniye’de var. Buralara yerleşmeye ve güç kazanmaya devam ediyor. Yenilgiden kaçanlar yeni coğrafyalarda tekrar konuşlanmaya devam ediyor.

* Barzani’nin hedefi şu, ABD geçen ay attığı önemli bir adımla, Suriye’deki PYD ile diğer Kürt grupları şemsiye altında topladı, bir araya getirdi. Bunlar Barzani önderliğinde Fırat’ın doğusunda Suriye coğrafyasının yüzde 30’unu kapsayan bir alanı işgal eden PYD ile anlaştı.

* Bu şu demek, bu anlaşma ile ABD, PYD’yi meşrulaştırıyor. ABD, Kürt grupları ile PYD’yi başka bir isim altında sunacak ve ‘burada artık terör örgütü yok’ diyecek.

“SONRAKİ ADIM BARZANİ’NİN HAYALİ”

Sonraki adımın ise Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyinin bütünleşmesine yönelik olacağına vurgu yapan Emekli Tuğgeneral Babüroğlu, şunları söyledi:

* İşte bu nokta Barzani’nin hayal ettiği bir nokta. Tırnak içinde söylüyorum Güney Kürdistan ve Batı Kürdistan bütünleşecek onların deyimiyle. Bütünleşince Barzani güdümünde olacağı için onun coğrafyası büyüyecek. Barzani bunu çok istiyor.

* ABD ve İsrail çok istiyor. Parçalanmış bir Suriye, ABD ve İsrail’e tehdit olmayan Suriye, tehdit olmayan bir Irak. ABD’nin kontrolünde bir bağımsız Kürdistan bölgesi. Daha ileriki safhada da 10-20 yıl sonra tarih sayfalarının nereye evrileceğini tahmin edebiliriz. Doğu Akdeniz’e açılan bir Kürt devleti.

“BİRLEŞME TÜRKİYE’NİN COĞRAFİ BÜTÜNLÜĞÜNE KAST EDER”

* İsrail’in 100 yılın anlaşması denilen anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle 2017 referandum kartını masaya koyacaktır. ABD’nin desteğiyle koyacaktır. İşte o zaman Türkiye için daha da büyük tehlike oluşur. Onun için Türkiye, bu kartı masaya koymadan, İsrail’in anlaşması devreye girmeden adımlar atmalı.

* Çünkü bu bütünleşme Türkiye’nin coğrafi bütünlüğüne kast eder. Bu yapı daha sonra tırnak içinde söylüyorum, Kuzey Kürdistan dedikleri Türkiye’nin bir parçası ve Doğu Kürdistan dedikleri İran’ın bir parçasını da içine alan hayali haritanın hedefine ulaşması için çalışacaktır. Bu Türkiye’nin ulusal çıkarlarına ve bekasına olumsuz bir durumdur. Türkiye bunları kabul etmemeli.

* Bunun için de Suriye’nin toprak bütünlüğü, PYD’nin etkisiz duruma getirilmesi gerekir. Barış Pınarı Harekatı’nda güvenli bölge 480 kilometrede oluşturulacaktı. ABD engelledi.

* Türkiye’nin sadece Tel Abyad ile Rasulayn arasındaki yerde 140 kilometrelik bir alanda güvenli bölge oluşturuldu. Bu güvenli bölgeyi de tamamlaması lazım. Türkiye bu yönde adım atmalı.

* Türkiye gecikirse bütünleşme projesi gerçekleşir. Referandum kartı masaya sürülür ve Türkiye dönülemeyecek bir jeopolotik tehditle karşı karşıya kalır.

“ABD, FIRAT’IN DOĞUSUNDAKİ İŞİ BARZANİ’YE VERDİ”

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz da, Suriye’deki koşulların giderek Barzani lehine döndüğünü ve Barzani’nin de bunu gördüğü için ona uygun adımlar attığını vurguladı.

Referandum döneminde koşulların Barzani için uygun olmadığını dile getiren Yavuz, “Bugün yapsaydı daha farklı durum oraya çıkardı. Hatasını gördü ve uygun zaman geldi diye düşünüyor. ABD Fırat’ın doğusunda bir devlet oluşturmaya çalışıyor ve bunu Barzani’nin patronajına verdi” dedi.

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz

“SURİYE PARÇALANIRSA YENİ BİR DEVLET ÇIKAR”

Esas meselenin ABD’nin bölgeye ilişkin oyununu görmek olduğuna dikkat çeken Yavuz, “Suriye’yi parçalarsanız başka bir devlet çıkar. Suriye’deki devletçik yarın Irak’taki devletçikle birleşir. Bu coğrafyanın getirdiği konudur, birleşmesini istemiyorsanız, bölgedeki devletlerin statükosunu sağlamanız gerekir” ifadelerinde bulundu.

SAVAŞLAR DOSYASI /// Yıldırım Savaşı Taktiğini Geliştirmiş Efsane Alman General : Heinz Guderian


Yıldırım Savaşı Taktiğini Geliştirmiş Efsane Alman General : Heinz Guderian

Adolf Hitler ile anlaşmazlıklara düşmese tarihin akışını değiştirebilecek generallerden birinden bahsetmiş Sözlük yazarları.

prusyalı bir general olan babası gibi o da genç yaşta orduya katıldı. 1908’de katıldığı kaiser’in ordusuyla 1.dünya savaşını gördü. statik siper savaşının vahşetinden sakınmak için gelecek savaşlarda kullanılabilecek taktikler üzerine kafa yordu. savaştan sonra motorize ikmal birimleri üzerinde çalışmaya başladı ve ilerleyen yıllarda panzer birliklerini yarattı. geliştirdiği blitzkrieg taktikleriye ve kurduğu panzer tümenleri ile büyük başarılara imza attı.

herkes ona "hızlı heinz" , panzer birliklerine ise "guderian’ın tankları" diyordu. 1938’de ünlü kitabı "achtung panzer! – dikkat tank!"ı yazdı. aynı yıl zırhlı birlikler komutanlığı’na getirildi. 1941’de komuta ettiği 4.panzer ordusu ile moskova’ya en çok yaklaşan o oldu. hitler’in 1941 yazında ağırlık merkezinin kiev ve leningrad’a kaydırılması kararına karşı çıkarak bir an önce moskova’nın alınması gerektiğini savundu. bu hitler’le arasının açılmasına neden oldu. kararının doğruluğu onu koruyamadı ve 25 ekim 1941’de görevinden alındı.

durumun kötüye gittiğini gören hitler şubat 1943’te guderian’ı zırhlı birlikler genel müfettişliği’ne getirdi ve ondan panzer ordularını organize etmesini istedi. 1944’teki suikast girişiminden sonra hitler onu zeitzler’in yerine genelkurmay başkanı yaptı. guderian’ın çabaları savaşın kötü gidişini değiştirmeye yetmedi, herşey için çok geçti. 21 mart 1945’e kadar görevinde kaldı. guderian büyük bir askeri dehaya sahipti, askerlerini iyi tanıyor, onlardan ne isteyebileceğini biliyordu. teknik konulardaki bilgisi engindi, cephede mükemmel bir komutandı. tarihçiler tarafından nazi almanyası’nın en büyük komutanı olarak kabul edilir.

vox stellarum

3,5 senede açilamamis bati cephesinin (1. dünya savasinda) kilidini 3,5 saatte açmis (10 gün içinde) ardenler üzerinden meuse nehrine ulasmis oradan da abbeville üzerinden mans denizine ulasarak 1 milyon müttefik askerini torbaya sokmustur.

piyadeleri beklemiyor diye bir ara von rundsted tarafindan görevinden alinmis ancak hemen akabinde hitler tarafindan cüretkar ve korkusuz savasmasi nedeniyle görevine iade edilmistir.

meuse nehri üzerine bir fransiz hücumunda alman uçaksavarlari çok iyi bir gününde iken 100 kadar fransiz uçagi düsürülmüs ve cepheye gelen rundsted guderian’a:’söyleyin bakalim guderian,bu senlik hergün var mi?’ demistir.

guderian ise:’jawohl her general jawohl’ (evet sayin general) diye cevap vermistir.

ayrica 1941’de rusya cephesindeki ilk hücumlarindan birinde torbaya aldigi rus askeri sayisi 655.000’dir. bu dünya tarihinde alinan en yüksek esir sayisidir.

SAVAŞLAR DOSYASI /// Tarihteki Tüm Komutanlardan Daha Fazla Toprak Ele Geçiren General : Subutay


Tarihteki Tüm Komutanlardan Daha Fazla Toprak Ele Geçiren General : Subutay

1176-1248 yılları arasında yaşamış olan ve Cengiz Han’ın en önemli komutanı olan Moğol generali Subutay (Sübedey), kazandığı 65 savaş ile pek çok kişiye göre gelmiş geçmiş en iyi komutanlardan biri.

tarihte hiçbir komutanın ve hükümdarın alamadığı kadar büyük toprak parçaları ele geçirmiş, bir demircinin oğlu olarak dünyaya gelmiş, cengiz han’ın en büyük mareşali ve imparatorluğun stratejisti olan tuva türküdür subutay (sübedey).

cengiz han’la nasıl tanıştığı ile ilgili çeşitli rivayetlerden biri bir savaş esnasında cengiz’in atını tek okla vurarak cengiz’i atından düşürmesi sonucu olduğudur. ancak aşikar olan, geçmişte müslüman olan türklerin göktanrıcı türkleri maveraün nehir ve bugünkü kazakistan’dan sürmesine karşı gelişmiş olan bir öfke ile göktanrıcı türklerin cengiz ordusuna gönüllü olarak katılmasıdır. öyle ki cengiz’in, harzemşahlar karşısına çıkardığı ordu 40-50 binlik bir ordu iken hazar denizi’ne ulaştığında bu ordunun toplamı 200 bine ulaşmıştır.

sübedey, bagatur’un batı tarihçileri tarafından bilinen en büyük başarısı yüzlerce km uzaklıktaki orduları eşgüdümlü olarak hareket ettirerek ard arda avrupa’nın en güçlü ordularından olan macar ve polonya ordularını kısa sürede yok etmesidir. sübedey’in taktikleri yıldırım savaşının ilk ve en iyi örnekleri olarak kabul edilir ve bugün birçok ülkede askeri harekat stratejisi kitaplarında okutulmaktadır. moğol devleti her ne kadar sadece barbar bir imparatorluk olarak görülse de imparatorluğun stratejisi fethedilen bölgelerde mutlak iktidarı ve düzeni sağlamak üzerine kurulmuş idi. esasında sübedey’in stratejik zekasını anlamak için sadece eş güdümlü zaferlerini ele almak oldukça hafif kalır ki sübedey, avrupa’da irlanda’ya kadar mutlak iktidarın 20 yıl içerisinde sağlanacağı raporunu cengiz han’a iletmiştir.

bu raporda avrupanın tüm krallarının, derebeylerinin kontrol gücü birbirleriyle olan ilişkilerini varlıklı tüccarların siyasetle olan ilişkileri nerede ne zamanda hangi ürünlerin yetiştiği hangi nehrin ne zaman donduğu etnik yapının dinin etkisinin nerede ne kadar olduğu vs. her şey hesaplanmış ve sonuçları ortaya dökülmüştür. ancak han’ın ölümü sonrası kurultay için geri dönülmek zorun da kalınmış daha sonrasında ise sübedey resmen emekliliğini isteyerek tula’ya yerleşerek 1248’deki ölümüne dek savaşlardan ve siyasetten uzak kalmıştır.

not: subutay veya subutai, batılıların kendi dillerine uyarladıkları isimdir. orijinali sübedey’dir.

taharetibrigi

şahsi görüşüme göre subutay, tüm zamanların en büyük komutanı, mareşal sıfatını tarihte en çok hak eden isimlerin başında gelmektedir. zira moğol imparatorluğuna hizmet ettiği 1206-1248 yılları arasında onlarca muharebe yapmış ve hepsinden de zaferle ayrılmıştır.

rusya topraklarını 1237-1242 seferlerinde tek hamlede bütünüyle işgal edebilen tek generaldir (napolyon ve nazi ordularının kış şartlarında yaşadıkları hezimetler malum). ekürisi kurt cebe ile birlikte harzem şahı muhammed’i bir ruh gibi takip etmişler, hazar denizi’ndeki küçük bir adada öldüğünü öğrenince yollarına devam etmişlerdir ve bu süreçte kafkasya’da gürcü ordularını tarumar ettikten sonra kuzeye yönelip yaklaşık 20.000 kişilik ordularıyla 82.000 kişilik rus ordularını darmadağın etmişlerdir.

cengiz han öldükten sonra (1227) güney çin (sung) birliklerini ezmiş ve bu bakımdan çin’in tamamının moğol egemenliğine girmesinde çok önemli bir paya sahip olmuştur. bu süre zarfında 300.000’den fazla çin askerini öldürmüş ve şehirleri hunharca yağmalamıştır. kurt cebe ile birlikte komutanlık eğitimini bizzat cengiz han’dan alması onun için muazzam bir deneyim olmuştur. macaristan ve polonya’yı istila ederken kumanda ettiği süvari birlikleri 3 günde 450 km yol alarak bu alanda bir rekor kırmışlardır. mohi ve legnica savaşlarını kazanarak kendinden 3-4 kat daha kalabalık macar ve leh ordularını peş peşe yok etmiştir.

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI /// ASIM ÖCAL : Adıyamanlı General ve Adıyaman’da Bir Tarikat


ASIM ÖCAL : Adıyamanlı General ve Adıyaman’da Bir Tarikat

E-POSTA : gazeteciasim

08 Aralık 2019, 19:46

Bu yazı 2016 yılında acepplatform da yazdığım dönemde yayınlanmıştı. Bu güne kadar yazdıklarımın içinde en çok okunan, en çok paylaşılan ve tartışılan yazı olmuştu. 8700 üzerinde tıklama ile benim rekor yazımdır. Tesadüfen bir yıl sonra Ankara da bir toplantıda yazının asıl kaynağı olan sayın Oktay Yıldırım ile karşılaşmış ve bu konuyu yüz yüze konuşmuş olayın gerçekliği ile ilgili çok tepki aldığımı söyleyince kesinlikle doğru olduğunu, o dönemki askeri personelin kendi devresi olduğunu ve oradaki arkadaşlarından duyduğunu söylemişti. Oktay Yıldırım emekli komando astsubaydır.

Bu günlerde MENZİL çok popüler olduğundan bir kez daha paylaşayım dedim……………….Cumhuriyet yıkıldı evet ama tepetaklak bir yerlere gidiyoruz da nereye………

BU YAZIDA ADIYAMAN’LI GENERAL İLE MENZİLİN NE İŞİ VAR

15 Temmuz kalkışmasından sonra ortalık toz duman. İnsanlar konuşmaya, yazmaya korkuyor. İktidar şakşakçılığında sınır yok. Bu cenah daha öncede Fetullah’a övgüde, alkışta sınır tanımıyordu.

Neyse biz gelelim asıl konumuza. İktidar bu kalkışmayı bir fırsata çevirerek özellikle askeri alanda her şeyi ters yüz etti. Zaten C.Başkanı bu kalkışmadan hemen sonra askeri düzenleme için Allah’ın bir fırsatı demişti.

Yapılan düzenlemeler önümüzdeki süreçte askeriyenin terfide liyakat yerine siyasi güç ile yol alacağını gösteriyor. İmam Hatip mezunlarının da önü açıldığından en fazla 10 yıl sonra bu gün eleştirdiğimiz Fetullahçı subaylardan da beter bir yapıda olacağız.

Askeriyeye din ve siyaset girmemeli, eğer girerse aşağıda yazacağım olayın benzerlerinden daha çok karşımıza çıkar. Bu da bu coğrafyada güçlü bir ordu mecburiyetine darbe vurmak demektir.

Şimdi okuyacaklarınız hayal mahsulü veya senaryo değil gerçek yaşanmış bir olaydır. Tarih 22 Kasım 2015. Yer Isparta, Komando er eğitim tugayı.

Tugay karargâh bölüğüne ait bir G-3 piyade tüfeğinin sayım esnasında eksik olduğu tespit edilir. Ancak ne zaman kaybolduğu belli değildir.

Olay adli boyuta ulaşınca EDOK Komutanı Kamil Başoğlu, komutan dahil bütün subay ve astsubayların eve gitmelerini yasaklar. Tugayda aranmadık yer kalmaz ama tüfek bulunamaz.

İşte şimdi geldik Adıyaman’ı ilgilendiren bölüme. Tugay Komutanı Tuğ General Mustafa Kurutmaz Adıyamanlıdır. Ergenekon ve Balyoz davalarında çok sayıda General adayı tasfiye olduğu sırada General olmuştur. Dini inançlarına düşkün birisidir.

Tüfek bulunamayınca hemşerimiz General, nefesi kuvvetli cinci hocaları, şeyhleri, müneccimleri sırasıyla birliğe getirmeye başlar.

Arkasında subay ve astsubaylar, elinde un eleğiyle bir detektör gibi gezerek ‘şurayı kazın’ diye yer göstereninden, ‘ toprak altında değil diz üstünde bir yerde’ diye çalı dibi aralarına kadar her cinsten hoca efendi birliği gezmeye başlar.

İçlerinden biri, ‘ burada çok hoca var ben aramam’ der. Bir diğeri ‘ ben askeri konulara bakmıyorum’ diyerek uzmanlık alanının başka işler olduğunu ima eder. Bir diğeri ‘ benim cinlerim gaddardır, o silahı bulurum ama çalanı öldürürler o yüzden bakmam’ der. Aslında bu son hocayı tuttum. Bu hoca neredeyse bulup ilk başta Melih Gökçek olmak tüm üzere çalanların falına baktırmak lazım.

13 gün içinde yaklaşık 20 hoca kışlaya gelmiş ve cinlerle arama yapmıştır. Bu nedenle kışlanın her yeri kepçelerle kazılmış ama silah bulunamamıştır.

Daha da ilginci askeri savcı Subay ve Astsubayların ifadelerini alırken, bazı personel gusül abdesti alıp istihare uykusuna yatarak silahın kendisine malum olmasını bekler……..

Şimdi geldik olayın en acıklı tarafına, Menzil bölümüne. Hani yazının başlığında demiştik ya Menzilin ne işi var diye. Şimdi iyi okuyun.

Tüfek kaybolalı epey olmuştur. 20 Ocak 2016 da Adıyamanlı Tugay komutanı memleketinin Kâhta ilçesinden kerametli bir hoca getirir. Şimdi kıskandım işte Kâhta da var Besni’ de niye yok.

Kâhtalı hoca büyük bir hürmetle karşılanır. Uzun saçlı, gözleri sürmeli, şalvarlı mühim bir adamdır. Yöntemi çok farklıdır ve elinde kerametli bir horozu vardır.

Sürmeli gözün talimatları doğrultusunda 140 erbaş-er ve 12 rütbeli hemen toplanır. Sürmeli göz bir odaya girer ve yanında bir gözlemci ister. Heybesinden çıkardığı kırmızı boya ile horozu boyar. İçeri giren her asker elini bu horoza sürecek ve avucunun boyasını hocaya ve gözlemciye gösterecektir. Horoz kime öterse çalan o dur.

Bütün personel, birer birer ve içinden horozun ötmemesi için dua ederek söylenenleri yapar ama horoz hiç ötmez.

Hoca kızar, hırsıza beddua etmeye başlar. ‘ Allah belasını versin ama bulacağım onu. Şimdi bağırsaklarını düğümleyeceğim, üç gün içinde kıvrana kıvrana ortaya çıkacak hepiniz göreceksiniz’ der.

Üç gün sonra hala kıvranan aman dileyen kimse olmayınca, kerametli hoca bölük içtiması ister. Bir uzman çavuşu işaret ederek ‘ bundan şüpheleniyorum, zaten horoza çok az dokunmuştu’ der.

Arkadaşları tarafından çok sevilen uzman çavuş öfke ile hocanın üzerine yürürken zor zapt edilir.

Dini yobazlığın askeriyeyi getirdiği nokta budur. Daha kötüsü olmaz demeyin, burası Türkiye. Horozdan keramet bekleyenler ülkesi.

Geçmişte böyle bir süreç Osmanlı da da yaşanmıştı. Geriye gidiş sürecinde Sultan 3. Mustafa bilimi feni örnek alacağına Prusya Kralı II. Frederik’ten müneccim istemiş ama aldığı cevap tarihe mal olmuştur. II. Frederik ‘ üç müneccimim vardır. Tarih okumak, savaşa hazır bir ordu ve dolu bir hazine’ diyerek adeta Osmanlı Sultanıyla alay etmiştir.

Bu kaos içerisinde askeri yeniden yapılandırırken bu üç önemli noktayı unutmamak gerekir. Keramet hacıda hocada değil, bilimde, liyakatte ve güçlü bir ekonomide dir.

İyi günlerde buluşmak dileğiyle…………

ASIM ÖCAL

3.8.2016

NOT: Bu yazı yazılırken OKTAY YILDIRIM’ın 2 Ağustos tarihli yazısından esinlenilmiş ve yararlanılmıştır.

LİBYA DOSYASI : Türkiye karşıtı General “Halife” Hafter kimdir ???


Türkiye karşıtı General "Halife" Hafter kimdir ???

Libya’da Muammer Kaddafi’nin devrilmesi ve öldürülmesinden sonra ortaya çıkan kaosta iktidar mücadelesi yaşanıyor. Türkiye karşıtı General Halife Hafter ülkenin doğusunu kontrol altında tutuyor. Ülkenin batısında ise BM destekli güçler var. Kim nereyi kontrol ediyor? General Hafter’i kim destekliyor? Hafter kimdir ve Libya siyasetinde nasıl söz sahibi oldu?

Libya "Ulusal Ordusu" Komutanı Halife Hafter Libya’nın İtalya sömürgesi olduğu dönemde, 1943 yılında Bingazi’nin güneyindeki Ecdebiye kasabasında dünyaya geldi. Bölgenin en büyük aşireti olan El-Farjani’ye mensup olan ailesi Hafter’i 16 yaşındayken Bingazi’deki Kraliyet Askeri Koleji’ne kaydetti. Mezuniyetinden sonra Sovyetler Birliği’nde topçu ihtisas eğitimi aldı. Burada ayrıca Harp Akademisi’ni bitirdi. “Kurmay” olarak ülkesine dönünce, Mısır’da “askeri ataşe” olarak görevlendirildi.

1969’da Kral İdris yönetiminin devrilmesi için Albay Muammer Kaddafi’nin darbesine destek verdi. Darbe başarılı olunca Kaddafi yönetiminde ordu içerisinde hızla yükseldi. Hafter bu dönemde kendisini “Laik ve Nasırcı” olarak tanımlıyordu. Libya Devrim Komuta Konseyi’ne seçilen Hafter, daha sonra Kaddafi tarafından genelkurmay başkanlığına atandı.

1980’lerin başında Çad ile Libya arasında yaşanan savaşta orduyu yönlendiren kişi oydu. Ancak cephe savaşı sırasında 1987’de Halife Hafter, 700 kadar askeriyle birlikte Çad ordusu tarafından yakalandı ve esir alındı. Bu dönemde Kaddafi Çad ile bir ateşkes anlaşması imzalamıştı. Bunu ihlal ettiği gerekçesiyle Hafter’in geri verilmesi konusunda “istekli olmadığını” açıkladı. Kaddafi’nin Hafter’i reddetmesinin sebebi, ileride karşısına muhalif bir güç olarak çıkma ihtimaliydi.

KADDAFİ’Yİ KARŞI CIA DESTEKLİ DARBE GİRİŞİMİ

Hafter bu gelişme üzerine ABD’nin organize ettiği bir operasyon ile Zaire’ye geçip Kaddafi’ye karşı muhalefet hareketi başlattı. “Libya’nın Özgürlüğü İçin Ulusal Cephe” adını taşıyan bir örgüt kurdu. 1990’da beraberindeki 300 askeriyle birlikte ABD’ye iltica talebinde bulundu. Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA tarafından uzun yıllar korundu ve desteklendi. Nihayet, 1999’da Kaddafi’ye karşı CIA destekli bir darbe girişiminde bulundu.

Libya’nın doğusunda “fiili yönetim” kurmuş olsa da, başarısızlığı üzerine 2007’de ABD’ye döndü ve Washington’ın dış mahallelerinden birinde satın aldığı eve yerleşti. Uzun süre burada yaşadı, ta ki 2011’de Kaddafi iç savaş sırasında öldürülünceye kadar.

Kaddafi’nin ölümünden hemen sonra Libya’daki geçici yönetime girmek üzere Bingazi’ye geldi. Bu hükümette Kara Kuvvetleri Komutanı olarak görev aldı, ama hükümet lideri Abdülfettah Yunus’un bir suikast sonucu öldürülmesinden hemen sonra ülkeyi terketti.

Gelişmeleri ABD’nden takip etti. 2012 yılında yaklaşık 150 Libyalı üst düzey komutan, Halife Hafter komutasında bir genelkurmay başkanlığı kurulmasını teklif etti. Ancak siyasiler, Hafter’in ülkede yeni bir diktatörlük kurma hevesi içinde olduğu gerekçesiyle bu teklifi kabul etmedi.

Bu dönemde Libya’da “CIA ajanı” olarak tanımlanan Hafter, 2014’te yeniden sahneye çıktı. Televizyondan okuduğu bildiride, Libya’nın siyasi geleceğine ilişkin yeni bir yol haritası açıkladı, ve askeri vesayet kurulmasını önerdi.

TOBRUK’TA KENDİ HÜKÜMET VE MECLİSİ’Nİ KURDU

Önerileri kabul edilmeyince Tobruk’ta kendi hükümetini ve meclisini kurarak Trablus’taki BM tarafından tanınmış Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne karşı savaşmaya başladı. Çevresindeki aşiretlerden topladığı 60 bin kadar askerle Fizan bölgesini ele geçirdi.

Son 4 yılda Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın etkin desteğini aldı. ABD Başkanı Donald Trump da, özellikle DAEŞ’e karşı başlattığı saldırılarda, kendisini destekleyen açıklamalarda bulundu. Rusya da, Hafter’i, Libya’daki aşırılığa karşı tek gerçekçi siper olarak gördüğünü”, belirtti. Fransa ise, Hafter’in Libya’nın geleceğini inşa etmede önemli bir rol üstleneceğini savunuyor.

2015: HAFTER’İN DARBESİ TARAFTAR TOPLUYOR
Ülkede Tobruk’ta Temsilciler Meclisi ve başkent Trablus’ta Milli Genel Kongre olmak üzere iki meclis ortaya çıktı.

2011’deki devrim sırasında ülkenin doğusunda savaşan silahlı gruplardan destek alan Hafter, Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi tarafından Şubat 2015’te "orgeneral" rütbesine yükseltilerek "Libya Ulusal Ordusu" isimli silahlı grubun başına "Başkomutan" olarak atandı.

Hafter, bölgedeki devrim karşıtı grupların arkasında yer alan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır gibi ülkelerce güçlü şekilde desteklendi.

2016: PETROL YATAKLARINA SALDIRI
Birleşmiş Milletler’in (BM) girişimleriyle, 2016’da Fas’ın Suheyrat kentinde varılan "Libya Siyasi Anlaşması" uyarınca kurulan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi, uluslararası toplum tarafından Libya’nın tek meşru temsilcisi olarak tanındı.

UMH Başkanlık Konseyi’nin sunduğu hükümet listeleri General Hafter’in baskıları nedeniyle Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’nde onaylanamadı ve süreç tıkandı.

Hafter, o dönem Tunus’ta bulunan UMH Başkanlık Konseyi mensuplarının Libya topraklarına girişini zorlaştırmakla kalmadı, ülke ekonomisinin can damarı olan ve UMH kontrolünde bulunan Petrol Hilali bölgesine saldırı başlattı. Hafter’in Petrol Hilali saldırıları, aynı zamanda Libya’nın temel ekonomik girdisi olan petrol üretimine de büyük sekte vurdu.

Libya Denetim Bürosu’nun paylaştığı rakamlara göre, Libya 2013-2016 yıllarında petrol üretiminde 106 milyar dolar değerinde kayba uğradı.

2017: HAFTER, UZLAŞMAYI KABUL EDİYOR
Hafter, baskılar sonucu 2017 yazında Fransa’nın başkenti Paris’te, UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac ile kameralar karşısına geçti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un girişimiyle Paris yakınlarında bir araya gelen Hafter ve Serrac, ateşkes ilan edilmesi ve 2018’de seçimlerin yapılması konularında anlaşma sağlandığını bildirdi.

Ancak Hafter tarafı anlaşmanın hayata geçirilmesi için silahlarını bırakmadan başkente girme şartını ortaya koydu.

ŞUBAT’TA ANLAŞMA, NİSAN’DA BAŞKENTE SALDIRI
Takvimler Şubat 2019’u gösterdiğinde, Libya’nın uluslararası tanınırlığa sahip tek yasal temsilcisi UMH Başbakanı Serrac ile ülkenin doğusundaki silahlı güçlerin lideri Hafter’in, BM ara buluculuğunda BAE’nin başkenti Abu Dabi’de gerçekleştirdikleri görüşmeler neticesinde "geçiş döneminin yıl sonunda yapılacak seçimlerle tamamlanması konusunda anlaştıkları" duyuruldu.

BM Libya Özel Temsilciliği’nin Libya’daki anlaşmazlığın çözümü için ortaya koyduğu uluslararası yol haritasının bir parçası olarak ülkedeki tüm aktörlerin katılımıyla 14-16 Nisan’da Gadamis kentinde "Ulusal Diyalog Konferansı" düzenlenmesi bekleniyordu.

Ancak, söz konusu konferansa günler kala, General Hafter, Libya’daki tüm diplomatik temsilcilikler ile bağımsız devlet kurumlarının bulunduğu ve ülke nüfusunun üçte ikisine ev sahipliği yapması sebebiyle muhtemel bir seçimde kritik önem taşıyan başkent Trablus’u ele geçirmek için 4 Nisan’da saldırı başlattı.

Hafter, Trablus’u 48 saat içinde ele geçireceği iddiasıyla başlattığı saldırıların ilk günlerinde başkent çevresindeki birçok noktada kontrolü sağlasa da UMH’nin direnişi sebebiyle Trablus rüyasını gerçekleştiremedi.

Libya’da Hafter’in saldırılarını başlattığı 4 Nisan’dan bugüne kadar 200’den fazlası sivil olmak üzere 1500’e yakın insan hayatını kaybetti, yaklaşık 300 bin Libyalı ise ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı.

TRABLUS’TAKİ MEŞRU YÖNETİMİ DEVİRME GİRİŞİMİ

Bu yıl 4 Nisan’da Trablus’taki meşru yönetimi devirmek üzere harekete geçen Halife Hafter, BM’nin kınamasıyla karşılaşsa da bu saldırıyı sürdürmekte kararlı görünüyor. Ancak Hafter güçleri Tarblus harekatında bekledikleri başarıyı elde edemedi. Yenilgisiyle ilgili olarak Hafter yönetimi, meşru yönetimi destekleyen ülkeleri suçluyor. Bunlar arasında Türkiye de bulunuyor.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Arslan BULUT : “FETÖ’cü albayları general yapan yasa…”


Arslan BULUT : "FETÖ’cü albayları general yapan yasa…"

E-POSTA : arslanbulut

08 Şubat 2020

Cumhuriyet gazetesinden Alican Uludağ, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 15 Temmuz Genelkurmay Çatı Davası’nın iddianamesinden bazı ifadeleri yayınladı.

Bu arada İlker Başbuğ’un "25-26 Haziran 2009’un gece yarısı TSK ile ilgili bir yasa geçiyor. Böylece askeri şahısların askeri mahalde işlediği suçlar da dahil özel yetkili mahkemelerde yargılanmasının önü açılıyor. Bu bir kere anayasaya aykırı… Bu yasa teklifini kim hazırladı? Tamamen FETÖ ile ilgili… Bu araştırılsın." sözlerine suç duyurusu ile cevap verildi…

Uludağ’ın haberinde ise şu bilgiler var:

"İddianamede, ‘Örgüt, son olarak kendisine müzahir elemanların en az bulunduğu 1988 ve daha önceki yıllarda mezun olmuş subayları Türk Silahlı Kuvvetleri’nden tasfiye etmek için üç devreyi birden toplu olarak emekli edecek ve hizmet süresini 28 yıla indirecek kanuni düzenlemeleri siyasi otoriteye yaptırabilmiştir.’ denildi.

‘FETÖ’cü subaylara erken general olma’ yolunu açan bu yasa değişikliği teklifinin altında 37 AKP milletvekilinin imzası vardı. Değişiklik, 30 Aralık 2015 tarihinde ‘Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ adıyla Meclis Başkanlığı’na sunulmuştu.

İddianamede, ‘2013 YAŞ’ta terfi eden generallerin bir iki istisna hariç hepsi darbeye fiilen iştirak ettikleri için TSK’den ihraç edilmiş veya tutuklu durumdadır. 2011 ve 2012 yıllarında icra edilen YAŞ toplantıları neticesinde de durum aynı şekildedir. 2014 ve 2015 yıllarında albaylıktan tuğgeneralliğe ve amiralliğe terfi ettirilen personelin yüzde 80’i ihraç edilmiştir’ ifadelerine de yer verildi."

***

Bu sütunda 2014 ve 2015 şuralarını sık sık incelediğim için mesela 16 Temmuz 2019 tarihli yazımdan bir hatırlatmada bulunayım:

"2014 şurasında general yapılan 19 albaydan 12’si ve 2015 şurasında general yapılan 23 albaydan 20’si, 15 Temmuz darbesine karıştıkları gerekçesiyle TSK’dan atıldı!

FETÖ’nün askeri okullara sızması, 30-40 yıllık bir süreçtir ama 15 Temmuz 2016 darbe girişimine, 2014 ve 2015 YAŞ toplantılarında alınan siyasi kararların yol verdiğini görmek durumundayız."

***

Peki, 2015’te FETÖ’cü albayların generalliğe terfileri nasıl yapıldı?

Onu da dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Fikret Bilâ’ya anlatmıştı:

"2105 yılı YAŞ hazırlıkları devam ediyordu. Genelkurmay’da terfi listesi hazırlanmıştı. Başbakan Ahmet Davutoğlu’ydu. Necdet Paşa daha önceki yıllarda yaptığı gibi listeyi alıp Başbakan Davutoğlu’na gitti. Başbakan ve Cumhurbaşkanı da bir liste üzerinde çalışmışlardı. İki liste karşılaştırıldı, çelişkiler vardı, bazı isimler tutmuyordu. Özel Paşa farklılığın nedenini sordu ancak Başbakan açıklama yapmadı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüşmeyi kararlaştırdılar. Özel Paşa’nın önerisiyle, toplantıya Genelkurmay Başkanlığı görevini devralacak olan Kara Kuvvetleri Komutanı Hulusi Akar Paşa da katıldı.

Erdoğan, Davutoğlu, Özel ve Akar toplantı yaptılar. O sırada kuvvet komutanları da dışarıda hazır bekliyorlardı. Kendi kuvvetleri konu olduğunda onlar da Özel Paşa’nın önerisiyle içeri girip görüşlerini aktardılar. Sonuçta terfi listesine bu dörtlü toplantıda son şekli verildi. Liste YAŞ’tan geçti ve onaylandı."

***

AKP hükümetinin bir bakanı, önce Türk ordusuna sonra da 17-25 Aralık’ta kendilerine yönelik soruşturmaları kimin yaptığını, operasyonlar devam ederken telefon görüşmesinde Fatih Altaylı’ya itiraf etmişti.

Bakan, "Devlette, görünen devletin kontrolü dışında paralel bir yapı kurmuşlar, cirit atıyorlar. Üstelik de dış bağlantılılar. Dışarıdan yönlendiriliyorlar. Bu işin içinde sizin de tahmin edebileceğiniz yabancı istihbarat örgütleri var. Bunu biliyoruz ve bu yapıyı kullanıyorlar" demişti.(22 Aralık 2013, Habertürk, Fatih Altaylı)

Öyleyse, FETÖ’cü albayları bir an önce general yapmak, kimin operasyonuydu?

Kaynak Yeniçağ: "FETÖ’cü albayları general yapan yasa…" – Arslan BULUT

TSK DOSYASI : EMEKLİ GENERAL TSK’DA PEŞ PEŞE İSTİFALARIN GERÇEK NEDENİNİ AÇIKLADI


EMEKLİ GENERAL TSK’DA PEŞ PEŞE İSTİFALARIN GERÇEK NEDENİNİ AÇIKLADI

Emekli Tuğgeneral Ali Er : “İstifaların nedeni generallere YAŞ’ta gösterilmiş olan güvensizliktir.

Siyase irade komutanları terfi ettirmemekle komutanlara olan güvensizliğini ortaya koymuştur” dedi.

27 Ağustos 2019 Salı 09:14 Emekli general TSK’da peş peşe istifaların gerçek nedenini açıkladı Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) 5 generalin istifasının perde arkasında “atamaların ve terfilerin artık TSK’nin gelenek ve göreneklerine bağlı kalınarak yapılmadığı ve etik yapının bozulduğu gerekçesinin” olduğu konuşuluyor.

“Görev yerini beğenmemenin” istifa gerekçesi olmadığına dikkat çekiliyor.

TSK’nin geleneklerinin bozulmasından ve liyakatsizliğe duyulan tepkilerin yeni istifaları da beraberinde getirebileceği belirtiliyor.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında 2 Ağustos’ta yapılan YAŞ toplantısında general sayısı düşürülmüş komuta kademesinde tasfiye yaşanmıştı.

YAŞ’ta alınan kararlar doğrultusunda general görevlendirmeleri ile ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesi geçen günlerde yayımlandı.

Kararnameye göre Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda 75 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda 27 Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda ise 27 general yeni görevlere atandı.

Kararname ile görev yeri değişen 5 karacı generalin önceki gün istifa dilekçelerini hazırladıkları ve gerekli makamlara sundukları öğrenildi.

Cumhuriyet’in haberine göre Generallerin YAŞ’tan önce Ankara’da Özel Kuvvetler Komutanı olarak görev yapan YAŞ’tan sonra 6. Mekanize Piyade Tümen ve Müşterek Özel Görev Kuvvet Komutanlığı’na atanan Tümgeneral Ahmet Ercan Çorbacı; Ankara’da Kara Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Başkanlığı’nda görev yapan YAŞ ile 6. Hudut Tugayı Komutanlığı’na Van-Başkale’ye atanan Tuğgeneral Recep Özdemir; Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Doktrin Komutanlığı’nda Kurmay Başkanı olarak görev yapan; YAŞ’tan sonra Hakkâri Yüksekova’ya 3.Piyade Tümen Komutanı olarak atanan Tuğgeneral Ömer Faruk Bozdemir; Kahramanmaraş 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı’nda görev yapan YAŞ’tan sonra 6.Mekanize Piyade Tümen ve Müşterek Özel Görev Kuvvet Komutanlığı Yardımcılığı’na Kilis Elbeyli’ye atanan Tuğgeneral Uğur Bülend Acarbay ve 59.Topçu Eğitim ve Tugay Komutanlığı’nda görev yaparken 6.Mekanize Piyade Tümen ve Müşterek Özel Görev Kuvvet Komutanlığı Yardımcılığı’na atanan Tuğgeneral Ertuğrul Sağlam olduğu belirlendi.

Liyakatsizliğe tepki Edinilen bilgiye göre generallerin istifasına YAŞ sonrası verilen atama kararlarının “liyakatsizliği” gerekçe gösteriliyor.

Generallerin istifaları Doğu hizmeti görmemiş isimlerin Kuvvet Komutanlıkları gibi kritik yerlere atanırken “savaşan askerlerin pasif görevlere atanması” ve TSK’de mücadele yürüten çok sayıda askerin de emekli edilmesine karşı böyle bir girişimde bulundukları şeklinde yorumlanıyor.

Generallerin istifasının ardında da “görev yerini beğenmemenin” değil bu yapının bozulmasına tepki duyulduğuna dikkat çekiliyor.

Örneğin Özel Kuvvetler Komutanı olan Çorbacı’nın Adana’ya piyade Piyade Tümen Komutanı olarak atanmasının doğru bulunmadığı alt kadrosuna da Harp Okulu mezuniyeti açısından daha kıdemli olan iki tuğgeneralin “yardımcı olarak” atanmasının “liyakate aykırı” olduğu belirtiliyor.

‘İlkesel tutum’ Terfi ve tayinlere karşı alınan istifa kararlarını Cumhuriyet’e “kişisel ikbal değil ilkesel tutum” olarak değerlendiren emekli Tuğgeneral Ali Er “İstifaların nedeni generallere YAŞ’ta gösterilmiş olan güvensizliktir.

Siyasi irade YAŞ’ta komutanları terfi ettirmemekle ve kadroları boş tutmakla komutanlara olan güvensizliği ortaya koymuştur.

Bunun karşılığında da Başkomutanın kendilerine güvenilmeyen cephedeki komutanları ‘O zaman bizim bu göreve gitmemize gerek yok’ demişlerdir” ifadelerini kullandı.

İstifa eden komutanların ikbal ve üst rütbeye terfi etme hırslarının olmadığını belirten Er “İstifaların sebebi kendilerine bu kadar kritik görevi veren makamın güvensizliğidir.

İstifa edenlerin hepsi bekleme sürelerini doldurmuş ve kendilerine verilmiş olan bütün görevlerde başarılı olmuş olan komutanlar.

İstifaların tek sebebi YAŞ kararları dersek işin içine ikbal ve rütbe beklentisi girer” dedi.

YAŞ kararları sonrası komuta kademesinde huzursuzluk oluştuğunu belirten Er “Bunun ciddiye alınması gerekir çünkü asker hiçbir zaman ikbal para makam rütbe için çalışmaz.

Yeminine bağlı olmak için çalışır.

Ama başındaki Genelkurmay Başkanı Milli Savunma Bakanı Cumhurbaşkanı kendisine güveniyor mu güvenmiyor mu görmek ister.

Güvensizlik devam ederse istifaların devamı gelebilir” dedi.

LİNK : https://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/emekli-general-tskda-pes-pese-istifalarin-gercek-nedenini-acikladi-h138116.html

ADNAN HOCA ÖRGÜTÜ DOSYASI : Emekli generalin Adnan Oktar Suç Örgütü’nden koparamadığı kızı hakkındaki o detaylar ortaya çıktı !!!


Emekli generalin Adnan Oktar Suç Örgütü’nden koparamadığı kızı hakkındaki o detaylar ortaya çıktı !!!

Adnan Oktar Suç Örgütü hakkında son dakika haberi geldi. Örgüt hakkında hazırlanan iddianamede eski Hava Kuvvetleri İstihbarat Başkanı Tümgeneral Mehmet Yılmaz Erdoğan‘ın kızı Server Görkem Erdoğan‘ın örgüt içinde yer aldığı, emniyet güçleri tarafından operasyon yapılınca babanın mutlu olduğu ortaya çıktı. Emekli Tümgeneral, kızının saçlarını kazınmış halde gördüğünü ifade etti. işte son dakika haberinin ayrıntıları….

Eski Hava Kuvvetleri İstihbarat Başkanı Tümgeneral Mehmet Yılmaz Erdoğan, müşteki olarak iddianamede ifade verdi. Kızının lise eğitimini İngiltere’de tamamladığını, 2000’den itibaren İstanbul’da yaşamaya başladığını Adnan Oktar Suç Örgütü’ne katıldıktan sonra çok çaba harcasa da kızını onlardan koparamadığını belirtti; son dakika detayları burada…

Mehmet Yılmaz Erdoğan’ın müşteki olarak iddianameye yansıyan ifadesi şöyle:

Kızım 1982 doğumlu. Londra’daki ataşelik görevinden ötürü kızım lise eğitimini İngiltere’de tamamladı ve City of West Minister Üniversitesine girdi. 2000’den itibaren eğitimi nedeniyle İstanbul’da yaşamaya başlamıştı.

Kızım eskiden bizi en az haftada bir kez mutlaka arar, yanımıza gelir. Eşim de sıklıkla İstanbul’a kızımın yanına giderdi. Fakat 2007’den itibaren bizi aramamaya, yanımıza gelmemeye ve bizim de onun yanına gitmemizi istememeye başladı. Kızım en son yanımıza 2008’de Adana’da görevli olduğumda geldi. Bir daha hiç gelmedi. Biz yine de onun yanına gidiyorduk.

ANLATTIM AMA BENİ DİNLEMEDİ

2010’dan itibaren fiziksel görünümü de değişmeye başlamıştı. Saçı açıktı fakat kolları vs. kapalıydı. Adeta paçavra gibiydi. Kızımızın bir tarikata girmiş olabileceğini düşündük. Kızım bize Adnan Oktar‘ın sohbetlerine katıldığını söyledi. Ben de Adnan Oktar örgütünün örgütsel reflekslerini bildiğim için kızıma tedbir alabilmesi amacıyla bazı bilgiler verdim: Adnan Oktar’ın fiili livata eyleminde bulunduğu, yanına aldığı kadınları cariye olarak kullandığı ve onları her türlü maddi ve manevi olarak sömürdüğü gibi hususları kızıma anlattım. Kızım bize "Böyle şeylere inanmayın. Ben Adnan Hoca ile beraber cennete gideceğim" dedi.

YANINDA ÖRGÜTTEN BİRİ VARDI

Kızımız adeta elimizden kayıp gidiyordu bunu hissetmeye başladı. Kızımız biz geldiğimiz zaman da bize çok soğuk davranıyordu ve bunu hissettiriyordu. 2011’den sonra kızımız ile görüşmelerimiz artık evde olmamaya başladı. Nerede ikamet ettiğini dahi bilmiyorduk. Fenerbahçe Ordu Evi, Harbiye Ordu Evi ya da bir AVM’de gerçekleşiyordu ve yanında mutlaka Adnan Oktar örgütünden olduğunu düşündüğümüz 1 kişi konuşmalarımıza şahitlik ediyordu. Kızım tuvalete bile yanındaki kişiyle birlikte gidiyordu.

SAÇLARINI KAZITMIŞ

Kızım kardeşinin 2015’deki nişanına ve 2016’daki düğün törenine katılmadı. Eşim belki kızını görebilme ihtimaliye A9 TV izliyordu. Kızımı A9 kanalında saçları kazınmış vaziyette gördük. Adnan Oktar‘ın ceza verdiği kızların saçlarını kazıttığını basından öğrenmiştik. Kızımızın ailesinden bu kadar uzaklaşması benim ve eşimi psikolojik buhrana uğratmıştı. Kızımız elimizden kayıp gidiyor bir şey yapamıyorduk.

ETKİN PİŞMANLIKTAN VAZGEÇİRDİLER

11 Temmuz 2018 günü bu örgüte yapılan operasyonu medyadan öğrendiğimiz zaman ailece çok mutlu olduk. Ancak kızımızla ilgili ne olacağına dair endişelerimiz vardı. Fakat en azından artık kızımızın Adnan Oktar isimli şahsın kontrolünde değil de devletimizin güvenli kollarında olduğunu bilmek bize güven veriyordu. Başlangıçta kızımız etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma konusuna meyilliydi. Ancak örgüt tarafından gönderilen avukatlar ve koğuş arkadaşlarının da etkisiyle vazgeçti. Adnan Oktar ve onun liderliğini yapmış olduğu örgüt bizi ve yakın çevremizi büyük manevi zarara uğrattı. Bu sebepten ötürü Adnan Oktar’dan ve onun liderliğini yaptığı örgütten şikayetçiyim."

TSK DOSYASI /// SADECE ‘EŞEK’ DEYİNCE KIZIYORLAR : GENERALLERİN AKİT SEVGİSİ


SADECE ‘EŞEK’ DEYİNCE KIZIYORLAR : GENERALLERİN AKİT SEVGİSİ

Milli Savunma Bakanlığı dün akşam bir açıklama yayınlayarak Akit haber müdürü Murat Alan’ın ‘Erdoğan’ın arkasında saf tutuyorlar eşek gibi tutacaklar’ sözlerine ilişkin tepkisini dile getirdi. Oysa cumhuriyet karşıtı gerici ve saldırgan yazıları hala hafızalarda olan Eski ‘Yeni Akit’ Genel Müdürü Hasan Karakaya’nın yaşamını yitirmesinin ardından taziyesini sunan ilk kurumlardan biri Genelkurmay Başkanlığı olmuştu.

soL – Haber Merkezi

Milli Savunma Bakanlığı’nın dün akşam yayınladığı açıklamayla Akit TV’de sarfedilen "Erdoğan’ın arkasında saf tutuyorlar eşek gibi tutacaklar" sözlerine tepki göstermesinin ardından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da bugün konuya dair tepkilerini dile getirdi. Oysa Akit’in cumhuriyet karşıtı eylemleri yeni değil.

Eski Yeni Akit Genel Müdürü Hasan Karakaya’nın halk düşmanı cinsiyetçi ve cumhuriyet değerlerine karşı saldırı ve hakaret içeren yazıları hala hafızalardaki yerini koruyor.

Gerici yazardan çirkinlik dersleri: İnsanlara ‘koyun!’ dediler millet de ‘koydu’ işte!

Yeni Akit yazarından Yusuf Yerkel’e: Tekmelerine sağlık

Karakaya’nın 2015 sonunda yaşamını yitirmesinin ardından ise taziyelerini sunan ilk kurumlardan biri Genelkurmay Başkanlığı olmuştu.

AKAR : TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE DİL UZATMAK KİMSENİN HADDİ DEĞİL

Bu sabah Akit TV’de yer alan sözlere ilişkin konuşan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar "Türk Silahlı Kuvvetleri’ne komuta yapısına generallerine subaylarına astsubaylarına dil uzatmak kimsenin haddi değil. Bu şekilde konuşanlar yargı önünde bunun hesabını verecekler. Bu konuda Milli Savunma Bakanlığı Türk Silahlı Kuvvetleri olarak yapılması gereken neyse hukuk çerçevesinde yapmaya devam edeceğiz. Yasal haklarımızı sonuna kadar kullanacağız. Burada gece gündüz dağ tepe demeden bu faaliyetleri takip eden planlayan komuta eden generallerimizle ilgili ileri geri konuşmak kimsenin haddi değil. Bunlar hadlerini bilecek öğrenecekler. Yargı önünde hesabını verecekler" dedi.

LİNK : http://haber.sol.org.tr/turkiye/sadece-esek-deyince-kiziyorlar-generallerin-akit-sevgisi-264051