MİLLİ KALKINMA DOSYASI /// KORONAVİRÜS KRİZİ SONRASI GELİŞMELER : TÜRKİYE AÇISINDAN FIRSATLAR


İsmail Hakkı Yücel : KORONAVİRÜS KRİZİ SONRASI GELİŞMELER: TÜRKİYE AÇISINDAN FIRSATLAR

27 Nisan 2020

Küresel dünya bugüne kadar ya finans veya reel ekonominin kendisini çevirememesi sonucu krize girerdi. Bu defa alışık olunmayan bir durumla yüz yüze kalınmış ve bizatihi insanların kendi varlığına karşı yapılan bir saldırı ile karşı karşıya gelinmiştir. Bu yeni durum insanlık için küresel boyutta bir ilki oluşturmaktadır.

Saldırıya karşı insanlığın hafızasında bundan önce böyle bir şey olmadığı için saldırganın ne yapacağı nasıl davranacağı hususunda bir fikri olmadığından özellikle gelişmiş ülkeler konuyu başlangıçta önemsememişlerdir. Saldırganın acımasız olduğu geçen zaman içinde anlaşılmış ancak tecrübenin bedeli ağır olduğu görülmüştür.

Yaşanan krizin büyüklüğü insanın kendi varlığına karşı yapılması nedeniyle ekonomideki finans sektörü, reel ekonomi ve ulaştırma sektörü olmak üzere bütün tedarik zincirlerinin durmasına ve daha ileri giderek hayatın tüm faaliyetlerine müdahale etmesine sebep olmuştur.

İnsanlık karşılaştığı bu ciddi saldırının bilinmezliği içinde saldırgana karşı kendi varlığını korumak için el yordamıyla çare bulmaya çalışıyor. Problemin çözülmesinde yine insanın bugüne kadar ki birikimi kendisine yol gösterecektir.

Kriz Sonrası Gelişmeler

Bulaşıcı hastalık nedeniyle yaşanan bu büyük kriz döneminde toplumlar çok önemli tecrübeler elde etmiştir. Bilimin önemi bu dönemde hiç olmadığı kadar anlaşılır olmuştur. Bu nedenle araştırma ve geliştirme faaliyetleri artarken yetişmiş insanın istihdamına ihtiyaç beklenenden fazla olacaktır. Eğitim ve öğretimin nicelik ve niteliği özellikle ülkemizde sorgulanmaya başlanacaktır.

Çağımızın robot teknolojisinde sağlanan başarılı gelişmeler ve uygulamadaki verimlilik artışı katma değer artışını sağlarken üretimde sıfır hata imkanlarını da sunmaktadır. Önümüzdeki dönemde fabrikalarda akıllı makinelerin istihdamı artarak devam etmesi beklenmektedir. Gelişen hızlı teknolojiler ve üretim organizasyonları araştırma ve geliştirme bazlı çalışmalara yönelim beşeri sermayenin etkin kullanılmasıyla küresel rekabette çabalar daha da artacaktır.

Robotlar akıllı zeka ile fabrikalarda üretim araçları olarak işçilerin yerini alırken, evlerde hizmetçilerin, hastanelerde hemşire ve hasta bakıcıların yanında otellerde oda servislerinin görevlerini önümüzdeki süreçte artan oranda robotların devralacağı bir dönemin başlangıcını dünya yaşayacaktır.

Yeni çalışma prensipleri gelişirken sanal toplantılar, yeni iş disiplini ortaya çıkacak. Evde çalışma evde çalışma ile birlikte yeni bir iş ahlakı gündeme gelecektir.

Değişimin motoru teknolojidir. Teknolojinin ticarileşmesidir. Bulaşıcı hastalık sürecinde toplantılar dahi iletişim teknolojisinin sağladığı imkanlarla sanal ortamda yapılmaya başlanmıştır. Bunun da bir ekonomisi oluşuyor. Belki bundan sonra ev mimarisi yeni çalışma şartlarına uygun olarak evin bir odası uzaktan görüntülü çalışmalara uygun bir şekilde tasarımlanacaktır.

Bilim ve teknolojideki gelişmeler şehirleşmenin mimarisinde değişikliklere gitmesini sağlayacaktır. Yeni organizasyon ihtiyaçlarına uygun yeni yapılanmalar ortaya çıkacaktır. Sosyal yapılardaki davranış değişiklerine uygun fiziki yapıların da ortaya çıkmasına ortam hazırlayacaktır,

Değişimde geçiş dönemleri sıkıntılıdır.Turizmden geçinen insanların yeni döneme alışması gerekecektir. Bir çok sektörde çok ciddi değişimler olacaktır. Turizm sektöründe olduğu gibi sektör çalışanları içinde sıkıntılı bir dönem yaşanacaktır. İnsanların yaşadığı travma belli bir süre onların davranış biçimlerinde eski alışkanlıklarının yerine gelmesini engelleyecektir.

İstihdam tartışmalarında devre dışı kalan işler ve issizler hususu önümüzdeki süreçte tartışılırken diğer taraftan yeni iş imkanları ortaya çıkacaktır.

Tüm bu gelişmeler sosyal hayatta yerini alırken bunların hayata uyarlamasında yeni bir uyum hukukunun gündemde yer alması gerekecektir.

Virüs ile küresel dünyada bozulan tedarik zincirinin yeniden işlemesinin ülkeler açısından desteklenmesinin önemi büyük olacaktır. Burada uluslar üstü organizasyonlara büyük görevler düşecektir. Dünya Ticaret Örgütü gibi organizasyonlara.

Bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler ve yeni organizasyonel yapılar yanında sosyo-ekonomik yapılardaki hızlı değişim tartışmaları da beraberinde gündeme gelecektir. Teknolojideki hızlı gelişim ve sağlayacağı sosyo-ekonomik gelişmeler önümüzdeki süreçte ülkeler vatandaşlarına vatandaşlık parası verilmesi hususunu tartışmaya açacaklardır. Yeni dönemde ekonomik ve sosyal yapılar farklı boyutlara evrilecektir.

Makineler çalışıp üretecek ancak, makineler tüketmeyeceği için insanların tüketebileceği bir gelirlerinin olması gerekecektir. Bunun için her bireyin ülkenin GSYİH çerçevesinde temel ihtiyaçlarını karşılayacağı bir gelire sahip olması gerekmektedir. Bu gelire bireyin ulaşması devlet tarafından sağlanacaktır.

Blockchain teknolojisi dijital dünyanın yönetim sistemlerinin önemli aracı olacak. Yeni sistemin omurgasını oluşturacak. Blockchain bugüne kadar bilinen her şeyin değişeceğini de gösterecek. Yeni bir döneme geçişin altyapısını oluşturacak.

Uygulamaya konulan elektronik kartlar, dokunmadan para ödeme, internet üzerinden ödeme gibi işlemler paranın el değmeden mübadele aracı olmasını sağlamaktadır. Küreselleşen dünyanın ihtiyaçlarını karşılayacak sistemin kurulması tartışmaları önümüzdeki süreçte olgunlaştırılacaktır. Şeffaflık bu dönemde çok büyük önem taşıyacak.

Küreselleşen dünyada tartışılması gereken önemli bir başka konu beşeri sermaye konusudur. Yetişmiş insan meselesidir. Bilgi, çağın en büyük gücüdür. Bu nedenle yetişmiş insan ülkelerin en önemli kaynağıdır.

Gelişmiş ülkelerin başarısı beşeri sermayeye önem vermelerinden kaynaklanmaktadır. Yetişmiş insanlarını ülkelerinde temel bilimlerde ve uygulamalı bilimlerde çalışma ortamı hazırlarken yenilikçilik üzerinde yoğunlaşılarak araştırma ve geliştirme faaliyetlerini bir rekabet alanı olarak kullanmaktadırlar. Bu ülkeler kendi yetişmiş insanlarını etkin kullandıkları gibi bir de diğer ülkelerin yetişmiş insan gücünü ülkelerine çekmek için bu insanlara çeşitli cazip teklifler sunmaktadırlar.

Gelişmekte olan ülkelerin beşeri sermayesini gelişmiş ülkeler transfer etmeye devam ederlerse gelişmekte olan ülkeler teknolojinin kendi ülkelerinde üretilmesi değil üretilmiş teknolojiyi de bir süre sonra bu ülkeler kullanamaz hale geleceklerdir, Bunun sonucunda daha fazla fakirleşecek olan bu ülkeler insanlarının iyi beslenememeleri sonucunu doğuracaktır. İyi beslenemeyen insan toplulukları küresel toplum için bulaşıcı hastalık üretme alanları olarak görülebilir.

İyi eğitilmemiş ve fakirleşen ülkelerin insanları daha gelişmiş ülkelere doğru kitlesel göç etmeleri meseleleri önümüzdeki süreçte kamuoyunda gündem taşıyan konular arasında yer alacaktır.

Koronoravirüs salgını esnasında küresel dünyanın farklı ülkeleri krize karşı farklı tepkiler verdiği gözlenmiştir. AB ülkeleri içerisinde İtalya ve İspanya en derin şekilde bulaşıcı hastalıktan muzdarip olurken diğer birlik ülkeleri sınırları kapatıp uzaktan seyrettiği gözlenmiştir. Kaosu yaşayan bu ülkelerin travma sonrasında birliğe karşı nasıl davranış sergileyecekleri şu anda bilinmemektedir.

AB ülkeleri birlik anlaşması imzalandıktan sonra yine ilk defa kendi ülke sınırlarını birbirlerine karşı bu süreçte kapatarak Schengen serbest dolaşım sözleşmesini Koronavirus nedeniyle askıya alma gerçeğiyle yüz yüze kalmışlardır.

Küresel dünyanın üretim üssü olarak organize edilen Çin’in, virüs ile birlikte hammadde ve sanayi ürünlerinin diğer ülkelere ulaştırılması süreci kesintiye uğramıştır. Çin’e bağımlı hale gelen bu ülkelerin sanayileri zor duruma düşmüştür. Dünya için bu gelişme yeni bir dönemin habercisi olarak görülmektedir. Bu yeni durumu tüm ülkeler değerlendirerek yeni dünya düzenine uyumlu yeni politikalar üretmeleri beklenir.

Çin’in 1,4 milyar nüfusunun 120 milyonu zenginleri oluşturuyor. Gelir dağılımı birçok ülkede oluğu gibi çok farklılık gösteriyor. Aynı zamanda dünyanın üretim merkezi durumunda olan Çin’in bundan sonra üretim ve ulaştırma zincirinin kopması nedeniyle ithalatçı ülkelerin talebi azaltmaları beklenmektedir. Ancak bu durum ülkede üretim fazlası olmasına neden olacaktır. Ülkede oluşacak arz fazlası kapasitenin ne olacağı hususunda tartışma konu olacaktır. Dünya da bu yeni durumdan bir şekilde etkilenecektir.

Çağımızın bilim ve teknoloji ürünlerinin zaman ve mekan kavramını değiştirip küresel dünyayı bir köy büyüklüğüne indirdiği bir zamanda görme ve haberdar olma fırsatlarının sınır ve zaman tanımayan imkanları bireylerin ve toplumların taleplerini tüm boyutlarıyla artırmaktadır.

Refah, bilgi edinme, serbesti, hürriyet, hukuk, adalet ve çevre gibi insan ihtiyaçlarının asgari ölçülerde karşılanması talepleri önümüzdeki süreçte çözülmesi gerekenler listesinin önündeki sıralarda yer aldığını gözlemleyeceğiz. Küresel istikrar sözcüğü önümüzdeki süreçte fazlaca duyup telaffuz ettiğimiz kelimelerden oluşacak.

Demokrasi, sivil toplum güçlenerek refah toplumunun gelişmesini sağlama amacına hizmet etmek olmalıdır. Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle sağlanan çok büyük imkanlarla devletlerin sağlığımız ve özel bilgilerimiz hakkında çok fazla bilgi sahibi olmaları insan hak ve hürriyetleriyle devletlerin toplum üzerindeki otoritenin dengelenmesi hususundaki terazinin kantarını demokrasinin zaafa uğratılmasının önüne geçmek için toplumun güçlü organizasyonlar geliştirmesi bu süreçte önem kazanacaktır.

Büyük kriz dönemlerinden geçişte devletin rolünün iyi belirlenmesinde entelektüel kesimlere büyük görev düşmektedir. Bunun yanında uluslararası kurumların güçlendirilmesi tartışılmaya açılacak konulardan olarak değerlendirilebilir. Uluslararası dayanışmanın öne çıkartılması yeni dönemin daha az sancılı geçişinin sağlanmasında anlamlı olacaktır.

Koronavirüs salgını sürecinde kamunun öncülüğünde gönüllü olarak halk kendisini korumak için evlere kapanarak izole etmiştir. Yaşanan olağan üstü durumun ortadan kalkmasıyla toplum bilgi birikim ve donanımı çerçevesinde yeni değerlendirmeler yapılacaktır.

Bulaşıcı hastalık nedeniyle küresel dünyada duran ekonomiler nedeniyle petrol talebinin de inanılmaz ölçüde düşmesine neden olmuştur. Küresel petrol talebi düşünce fiyatlarda düşmüştür. Ekonomileri petrole dayalı petrol üreticisi ülkeler varil fiyatı 70 ABD Dolarından 20’li ABD Dolarına fiyatların inmesiyle Rusya, Suudi Arabistan, Irak ve petrol üreticisi Afrika’nın bir çok ülkelerini önümüzdeki dönemde acılı bir ekonomik sürecin beklediği görülmektedir.

Diğer taraftan ABD’de kaya gazı üreticisi bir çok firmanın petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle iflası beklenmektedir. Bu durum ABD başkanlık seçiminin yapılacağı 2020 yılında nasıl bir siyasi etki yapacak bunları dünya olarak gözlemleyeceğiz.

Türkiye Açısından Fırsatlar

Türkiye’nin bulunduğu jeopolitik coğrafya bu dönemde bilim, akıl ve tecrübe ile ortak aklın ön planda tutulmasıyla büyük fırsatlarla karşılaşabilir. Doğru ve etkin kararların alınabilmesi için mutlaka ortak aklın ön planda tutulması gerekmektedir. Ülke varlıklarının etkin kullanımı sağlanma yöntemleri ortaya konulmalı ve bunun için öncelikle varlıkların neler olduğu ve bunlarla neler yapılabilirin bilinmesi gerekir.

Ülkenin en değerli varlığı beşeri sermayesidir. Bunları verimliliğin artırılması ve amaçlanan sonuca ulaşılması için hangi organizasyonlarda kullanılacak ayrıntılarıyla acilen belirlenmesi yoluna gidilirken diğer varlıkların neler olduğu ortaya konulmalıdır. Neyinizin olduğunu bilmeden ne yapacağınızı bilemezsiniz. Yol haritası ciddi çalışmalarla belirlenmelidir.

Plan ve program bu kritik dönemin en önemli yol göstericisi olacaktır. Kıt kaynakları en etkin bir şekilde kullanma ihtiyacı vardır. Günlük politikalarla başarıya ulaşılamaz. Bu kritik süreçte konular küresel boyutta ele alınmalıdır.

Ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasi etkinliğinin artırılmasının esasını yüksek teknolojiye sahip olmakta yatmaktadır. Yüksek teknolojiyi hiç kimse size vermez çünkü stratejiktir. Mutlaka kendinizin üretmesi gerekir. Bunun yolu da iyi bir organizasyondur. Beşeri sermaye, araştırma altyapısı, mali kaynak ve iklim ister ileri teknoloji geliştirme işi. Bir başka önemli gereklilik kararlı olmak ister. Teknolojiye sahip olmak kolay değildir. Sonuçta teknoloji üretim bilgisidir ve ülkenin küresel dünyadaki yerini belirler.

Koronavirüs Türkiye’de bilimin ve teknolojinin öneminin zihinlere yerleşmesinde önemli bir katalizör görevi üslenmiştir. Bulaşıcı hastalığın ortadan kalkması için herkes bilim insanlarının aşı veya ilaç üretip üretmediği hususunda hastalık sürecinde pür dikkat kesildiği gözlenmiştir. Bu Türkiye için önemli bir gelişmedir.

Yüksek teknolojiye sahip olmak için araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin bir program dahilinde güdümlü projelere geçilmesiyle başlar. Ülkenin ihtiyaçlarına uygun olarak bu alanın kısa, orta ve uzun planlamalarının yapılması gerekmektedir. Esas olan yeni ve ileri teknolojik ürünün geliştirilip üretilmesi ve küresel pazarlara sürülmesidir.

Türkiye ekonomisini hızla bu kriz ortamından çıkartarak küresel tedarik zincirinin bir parçası haline getirmek gelecekteki fırsatları yakalamak açışından önemli görülmektedir. Bunun için sanayi envanteri içerisinde üretime geçebilecek olan ürün ve teknolojik üretim bilgilerinin sonuçlanmasına ve ürüne dönüşmesini sağlayacak organizasyonların önceliklendirilmesi aciliyet taşımaktadır. Diğer taraftan teknolojik desteklerle ürünün iyileştirilmesi hususları öncelikle değerlendirilmeye alınmalıdır. Tüm bu çalışmalar yeni ürünlerle küresel pazardan daha fazla pay alma başarısı sağlamak için olmalıdır.

Türkiye’nin ileri teknoloji meselesini çözebilmesi için kısa vadede doğru politikaların izlenmesi, bilime önem verilmesi, üniversitelerin güçlendirilmesi ve özel sektörün desteklenip üretkenliğinin artırılması gerekmektedir. Diğer taraftan şeffaflığın ve denetlenebilirliğin öncelikli çözülmesi gereken alanların başında yer alması gerektiği göz ardı edilmemelidir. Kritik zamanlarda oluşturulacak güven çok önemlidir.

Bu yeni dönemde üretmeden tüketme alışkanlığını Türkiye bir kenara bırakabilirse ki bırakmak durumunda bir daha borçla yaşamaktan ve sürekli cari açık vermekten kurtulacaktır. Kronik cari açık problemini aşan bir Türkiye ekonomik, sosyal ve siyasi olarak yeni bir döneme geçecektir.

AB ve komşu ülkeler ile diğer dünya ülkelerinin ihtiyaçlarının üretici diğer ülkelerden önce harekete geçerek bu ülkelerin pazar ihtiyaçlarını karşılayarak küresel tedarik zincirinin içerisinde etkin bir şekilde yer alabilmelidir. Bunun için zamanın çok verimli ve etkin kullanılması gerekmektedir.

Küresel tedarik zincirinin merkezinde yer alan Çin’in bundan sonra tekrar piyasalarda vergileri düşürerek pazarlardan aldığı payı korumaya çalışacaktır. Bu nedenle ürün fiyatlarının düşmesi beklenebilir. Bu ürünler Çin’de ucuz oradan almaya devam edelim oyununa gelmeden yaşanan tecrübelerden yararlanarak politikaları ona göre geliştirmek gerekmektedir.

Tarım vazgeçilmez bir alandır. Sürdürülebilir gıda güvenliği sağlık ve güvenlik kadar ötelenemeyecek bir alandır. Onun için tarım ve hayvancılık sektörü ülke içinde kesintisiz bir şekilde üretilme politikalarına sahip olmalıdır.

Büyük tarım potansiyeline sahip olan Türkiye coğrafyası projelendirilerek etkin tarım teknolojileri kullanılarak yüksek verimlilikte sağlıklı ürünlerin üretilmesi politikalarıyla desteklenmelidir. İnsanımız yanında körfez ülkeleri ve Rusya gibi gıda talebi olan ülkelere ihracat boyutlu programlamak önem taşımaktadır. Türkiye’nin tarım topraklarının ve uygun iklim yapısının kendi halkını besleyebileceği gibi komşu ülkeleri de besleyecek üstünlüklere sahip bulunmaktadır. Küresel çevre ve iklim değişimleri gıdanın önümüzdeki süreçlerde daha stratejik bir alan olarak gündeme geleceği beklenmektedir.

Tarımın stratejik bir alan olarak belirlenmesinin önemi ortadadır. Bunun için tarımda kullanılan yerli tohumun geliştirilmesine öncelik verilmelidir. Diğer taraftan hayvancılık konusu yerli ırkın geliştirilmesi ve ülkenin iklim ve bitki örtüsüne uygun bir hayvancılık politikasının geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi önem taşımaktadır.

Koronavirüs sonrasında duran ekonomiler nedeniyle işsizler ordusuna katılanların sayısındaki artış hususu çözülmesi gereken konular arasında yer almaktadır. İstihdamın hızla düşmesiyle işsiz kalan insanların hayatiyetlerini devam ettirebilmeleri için söz konusu bu kesime acil yardım yapılması gerekmektedir.

Diğer taraftan işsiz kalan kesim dışında işyerleri kapatılan küçük esnafın zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak programların hazırlanıp hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Ekonomik sistemin kendisini yeniden çalışır hale getirene kadar tüm ihtiyaç sahiplerinin desteklenmesi bu dönemde önem taşımaktadır. Devlet tarafından yardıma muhtaç duruma düşen insanlara yardım edilmesi bu sürecin tahribatının minimuma indirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Kriz nedeniyle zor durumda kalan vatandaşların desteklenerek ayakta tutulması sosyo-psikolojik açıdan kriz sonrası yeni bir hayata geçildiğinde Türkiye’ye psikolojik üstünlük sağlayacaktır.

Kriz sürecinde ekonomik sıkıntıya bir şekilde düşen kritik firmalara kamu ortak olmalıdır. Türkiye bu kriz sürecinde hadiselere küresel boyutta bakabilmeli ve kendi oyununu kendisi kurmalıdır.

Bulaşıcı hastalık sonrası küresel pazarlarda üstünlük sağlamak için teknolojide yeterlilik ve gelecek vadeden KOBİ mahiyetindeki özellikli firmalar tespit edilerek devlet bu firmalara işletme sermayesi vererek ortaklık kurmalıdır.

Bugünün teknolojik şartları hangi firmalar ne durumda kamuya bu bilgiyi verme şansına sahip bulunmaktadır. Bu firmalar küresel rekabet gücüne sahip olunca firmadaki kamu payı İstanbul Borsasında piyasaya açılabilir. Bu organizasyon ülkeye ekonomik olarak bir üste sıçrama fırsatı verebilir.

Küresel Koronavirüs salgını mücadelesinde Türkiye’nin dış politikada bölgesel meselelerde rahatlama ihtimali yüksek görülmektedir. Konjonktürel olarak bu süreçte ülkelerin kendi sağlık meseleleriyle uğraşmak mecburiyetinde kalmaları küresel meselelerde bir gevşemeye yol açabilir.

Türkiye Suriye meselesinde biraz rahatlama yaşarken Doğu Akdeniz’de yeraltı kaynakları bölüşümü hususunda bölge ülkeleriyle ortak payda da buluşulamayan hususlarda biraz gevşeme görülebilir. Diğer taraftan Libya konusunda da imkanlar ortaya çıkabilir. Bunda küresel dünyadaki gelişmeler nedeniyle petrol fiyatlarındaki çok hızlı düşme etkin olabilir.

Bölgesel ülkeler ve onların destekçileri ortaya çıkartılması beklenen petrol ve doğal gazın tüketiciye ulaştırılmasında meydana gelecek fayda/maliyet analizi sonrasında sonucun bundan negatif etkilenmesi muhtemeldir. Kar/zarar analizinde meydana gelecek olumsuzluk projenin fzibl olmayan yapısını etkileyecektir. Böyle bir kararın Türkiye’ye karşı küresel güçlerin siyasi baskı isteklerinin azalmasına neden olacaktır. Bu durum da Türkiye’ye zaman kazandıracaktır.

Türkiye’nin elde edeceği başarının sırrı krizde süreçleri iyi bir organizasyon ile sürdürüp dinamik bir üretim ve üretici kesimiyle krizden psikolojik üstünlükle çıkmasına bağlıdır. Türkiye’nin bilgi, birikim ve tarihi tecrübeleri bunu başarmasına imkan sağlayacak güçtedir.

Sonuç

Yaşanan küresel boyuttaki krizden yeni tecrübelerle daha güçlü ve hakkaniyet ölçülerinde işbirliği yapabilen yeni bir dünyanın inşası; planlı, program, akıl, bilgi ve tecrübeyi bir araya getiren iyi bir organizasyonla sağlanabilir.

Kaynaklar:

İsmail Hakkı Yücel, Sanayide Robot Teknolojisi, uygulaması Ve Önemi, DPT yayınları, 1991.

İsmail hakkı Yücel, Bilim-Teknoloji Politikaları Ve 21. Yüzyılın Toplumu, DPT yayınları, 1997.

İsmail Hakkı Yücel, Türkiye’de Bilim Teknoloji Politikaları Ve İktisadi Gelişmenin Yönü, DPT yayınları, 2006.

MİLLİ KALKINMA DOSYASI /// Kalkınma Ekonomisti Bartu Soral : Korona insanlık için bir fırsat


Kalkınma Ekonomisti Bartu Soral : Korona insanlık için bir fırsat

26 Mart 10:56

Eski BM Kalkınma Programı Müdürü Bartu Soral, yükselen kamucu eğilimlere işaret etti. Zenginliğin bir avuç elitin elinde toplandığı mevcut sistemin aşırılıklarının törpüleneceğini belirten Soral, kamunun üretimde, denetlemede, düzenlemede varlığının öneminin ortaya çıktığını kaydetti.

RECEP ERÇİN

Eski Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Program Müdürü, Kalkınma Ekonomisti Bartu Soral ile koronavirüs salgısı sonrası küresel ekonomide yaşananları konuştuk. Yükselen kamucu eğilimlere işaret eden Soral, "Kapitalizm bitti sonucuna varmıyorum. Ama ben; şirketlere, piyasaya tapınan, finansal işlemlerle dünyayı yöneten, zenginliğin bir avuç elitin elinde toplandığı mevcut sistemin bu aşırılıkları törpülenecektir, törpülenmek zorunda diyorum" ifadelerini kullandı.

Kalkınma Ekonomisti Soral’ın sorularımıza verdiği cevaplar şöyle oldu:

  • Sizinle yaptığımız sohbette koronavirüsün dünya iktisadını değiştirdiğini ifade ettiniz. Okurlarımız için bunu biraz açar mısınız?

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından en büyük kriz ile karşı karşıyayız. Size hemen bir iki veri vereyim. Goldman Sachs, ABD ekonomisinin ikinci çeyrekte yüzde 24 daralacağını tahmin ediyor. FED sorunun çözümü için sonsuz para basacağını duyurdu. Sonsuz para basmak ne demektir? Tuşa basıp, sonu, sınırı olmayan para basacağım diyor. Bu konuya döneceğim. Önce sorunuza bağlı kalıp, mevcut sistemin durumunu açmak istiyorum.

GÖRÜNMEZ ELE NE OLDU?

Geçen gün New York Valisi, “Tıbbi malzeme üreten bütün özel şirketler kamulaştırılsın. Fiyatı normalde 70 sent olan maskeyi 7 dolara satıyorlar. Biz o fiyata almazsak diğer eyaletlere satıyorlar” dedi. Yani devlet fiyata ve piyasaya müdahale etsin dedi. Halbuki teoride, “görünmez el” piyasaları insanlığın çıkarını maksimize edecek biçimde çalıştıracaktı. Devlet müdahalesine gerek yoktu. Kamu hiçbir alanda olmayacak, şirketlere tapacak; onlar bizi ihya edecekti. En kaliteliyi, en ucuza üretecekler, halk kazanacaktı. Şimdi soralım New York Valisi’ne; “Ne oldu; kriz kapıyı çalınca görünmez el içeri mi kaçtı da 70 sentlik ürün 7 dolara çıktı”?

Bu sadece korona döneminde mi böyleydi? Hayır. Yıllardır büyük şirketler monopol veya oligopol olarak, istediği fiyat ve çalışma koşullarını dayatıyordu. Ama kitleler işsiz kalma tehlikesi ve sistemin dışında çare aramanın yaratacağı daha da acı yüklerin korkusu ile kaderine razı biçimde yaşamlarını sürdürüyordu. Bu durumu sadece çalışanlar için düşünmeyin. Çok uluslu büyük şirketler, gelişmekte olan ülkelerde taşeronlaştırdıkları üreticilere benzer bir baskıyı uyguluyor.

KAMUNUN ÜÇ ALANDAKİ DEĞERİ ORTAYA ÇIKTI

Şimdi bakınız; kapitalist piyasa rekabete dayanır değil mi? Güzel. Biz yıllarca dedik ki; devlet fabrikaları ile rekabette katılsın. Üretimde var olsun. Hem piyasadaki üretim kalitesini yukarı çeksin, hem piyasada oluşan monopol, oligopol veya arz talep dengesizlikleri sebebiyle oluşan aşırı fiyatlamayı dengelesin, hem de özel sektörün kurmadığı fabrikaları kursun. Çıktı bunu kapitalizmin göbeğindeki New York Valisi söyledi. Başka ne oldu? Her şey özelleştirilsin, sağlık da özele devredilsin diyenler, korona sıkıştırınca; “devlet nerede gelsin bizi kurtarsın” diye çığlık atmaya başladılar. İnsanlığın temel hakkı olan bedava ve kaliteli sağlık politikasının önemi iyot gibi açığa çıktı. Kamunun üretimde, denetlemede, düzenlemede güçlü bir biçimde varlığının değeri ortaya çıktı.

FİNANSAL SİSTEM ÜRETİMDEN KOPTU

Ancak sorun sadece; “devlet yok olsun, yaşasın piyasa” tapınmasının dünyayı baskısı altına almasında değil. Bir diğer sorun da, 1990’larda hızlanan ve kontrolün tamamen kaybolduğu finansal işlemlerde. Bir örnekle anlatayım; 2017 yılında toplam dış ticaret hacmi 74 trilyon dolarken, yıllık döviz işlemleri toplamı 1.27 katrilyona ulaştı. Bunun 1.11 katrilyonu banka kredileri dışındaki finansal oyunlar için yapılan işlemler. Görüyor musunuz, finansal işlemler hacmi ile bütün dünyada üretilen ürün ticaretinin toplam hacmi arasında ne kadar fark var? Yaklaşık 20 kat. Bu finansal kazancı yöneten, üretimden kopuk elitler, 1990’dan beri politikaları yönlendiriyor, seçimleri bile etkiliyor. Dünyanın toplam varlıklarının yüzde 50’sinin 8-10 ailede toplandığı tahmin ediliyor. Bunun sonucu ne? Finansal işlemler üstünden ekonomiler büyüyor. Ancak bu büyüme toplumun büyük kesiminin alım gücünde reel bir artış sağlamıyor. Yani yaratılan gelir topluma adil biçimde dağılmıyor. Peki o zaman insanlar nasıl bu kadar tüketiyor? Cevap; hane halkı borçlarında, kredilerdeki artışlarda. Türkiye’de 2003 yılında hane halkı 100 liralık gelirin 5 lirasını borçluydu, bugün 55 lirasını borçlu. İşin daha çarpıcı tarafı biz bu alanda düşük borçluyuz. Gelişmiş ülkelerde hane halkı 100 liralık potansiyel gelirin 150-200 lirasını şimdiden borçlanmış. Yani tüketim reel kazançlarda artışla değil, borçlanarak, banka kredileri vasıtası ile yapılıyor. Bu durum doğal olarak insanları geriyor, psikolojisini bozuyor. İnsanların eski döneme göre çok daha gergin olmasının sebebi bu çarpık sistem.

TÜRKİYE İÇİN BİR FIRSAT

  • Peki koronavirüsten çıkan sonuç ne?

Korona, halının altına süpürülen bütün bu sorunları ortaya çıkarttı. Bizim yapamadığımızı korona yaptı; herkese bu paradigmaları sorgulattı. Yanlış anlaşılmasın, yaşadığım tecrübeler benden naifliği tamamen aldı götürdü. Ben buradan “kapitalizm bitti” sonucuna varmıyorum. Ama ben; şirketlere, piyasaya tapınan, finansal işlemlerle dünyayı yöneten, zenginliğin bir avuç elitin elinde toplandığı mevcut sistemin bu aşırılıkları törpülenecektir, törpülenmek zorunda diyorum. Açıkçası küreselleşme yanlısı olan bu finansal elitlerle devleti yöneten özellikle bürokrasi ve siyaset arasında bir sürtüşme olduğunu düşünüyorum. Zira bu sistemin sürdürülebilirliği yok. O sürtüşme de açığa çıkıyor. Göreceksiniz ABD, koronadan en olumsuz etkilenen ülke olacak. Ve bundan çok daha önemlisi, Türkiye’de bu işi bir dengeye oturtmak için önümüze bir fırsat geldi diyorum.

Bartu Soral: Yeni PETKİM’ler lazım

RECEP ERÇİN

E. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Program Müdürü, Kalkınma Ekonomisti Bartu Soral ile koronavirüs salgınıyla başlayan, küresel ekonomideki eğilimleri konuşmayı sürdürüyoruz. Söyleşimizin dün yayınlanan bölümünde krizin en çok ABD’yi etkileyeceğini anlatan Soral, Türkiye için de bu dönemin bir fırsat getireceğini ifade etti. Soral, söyleşimizin bugünkü bölümünde ise merkez kapitalist ülkelerin attıkları adımlara dikkat çekerek, karma ekonomik modelin gündemde olduğunu ve ekonomilerin insanları öncelemesi gerektiğini söyledi.

  • Koronavirüs pandemisi ile başlayan küresel piyasalardaki çöküş bir 29 Buhranı benzeri bir yapıya evrilmeye başladı. O dönem ABD’deki Franklin D. Roosevelt yönetimi kamu müdahalesini içeren bir dizi tedbirle ekonomiyi buhrandan çıkarmaya çalıştı. Bugün de benzer eğilimlerin hatta belki daha da ötesinin merkez kapitalist ülkelerde dillendirilmeye başladığını görüyoruz. ABD’nin FED eliyle aldığı tedbirler işe yarar mı?

Şimdi geldik yukarıdaki konuya. ABD krizle mücadele kapsamında önce faizleri sıfırladı. Ardından önce 1 trilyon dolar, ardından 2 trilyon dolar parayı bankalardan tahvil alarak piyasaya süreceğim dedi. Sonunda “patron çıldırdı” sorunu çözmek için sonsuz para basacağını ilan etti. Sonsuz para! Neden? Piyasada para bolluğu olsun, bankalar tüketici ve üreticiye kredi vermeye devam etsin diye. Ancak 2008 krizinde de denenen bu pansuman çare olmaz, hele böylesine derin bir krizde hiç olmaz. Bu para piyasaya girmez. İşsizliğin yüzde 25’lere yükselmesi, ekonominin yüzde 24 küçülmesi beklenirken, ne tüketici eskiyen veya ihtiyacı olan TV, beyaz eşya, mobilya, telefon, ev v.b. ürün almak için borçlanarak tüketir, ne özel sektör yatırım için borçlanır. Zaten iki kesim de hayli borçlu. Bu işi para basarak çözemezsin. Faizi sıfır da olsa kimse borçlanmaz. Para bankalarda durur. O sebeple ABD her vatandaşa bin dolar vaat ederken, İngiltere 2 bin 500 pounda kadar olan maaşların yüzde 80’ini karşılıyor. Kanada, Fransa, Almanya nakdi yardımlar yapıyor.

Ve bu noktada son söz; “sonsuz para” basacağını ilan ettin. Peki, bu da piyasayı canlandırmazsa ne basacaksın?..

DEVLET VATANDAŞINA İŞ VERECEK!

  • Türkiye 29 Buhranı dönemini Kemalist Yönetimin karma ekonomik modeli ile aşmıştı. Bugün Türkiye ekonomisinin mali yapısı ve üretim ilişkileri göz önüne alındığında benzer bir program devreye alınabilir mi?

İşte burası çok önemli. Gerçekten çok önemli. Geldik mi Keynesyen politikalara veya daha doğrusu Kemalist politikalara. Her canlı bir gün Mustafa Kemal ile tanışacaktır…Yapılacak tek bir yol kalıyor. Devlet vatandaşlarına iş verecek. Çarpıcı olsun; gerekirse bir kısmına yol kazdıracak, bir kısmına o yolu kapattıracak ama iş sağlayacak. Bunun daha makul olanı; üretime odaklanacak, fabrikalar kuracak. Ülke ihtiyaçlarına göre üretimi tekrar planlayacak.

KARMA EKONOMİK MODEL

Biz buna karma ekonomik model diyoruz. Ve daha ötesi, bugün bu modeli bizim uygulama alanımız daha açık. Zira hem uyguladık geçmişte kalmış olsa da bir tecrübemiz var hem de bu model ile uygulamaya yapabileceğimiz pek çok fırsat sektör var. Örneğin, talep esnekliği çok düşük olan, yani ürüne olan talebin krizde dahi düşmeyeceği gıda, yani tarım. İnsanlar gelirleri azalınca telefondan vazgeçer ama ekmekten vazgeçmez. Bizim tarımda dev bir potansiyelimiz var ama bunu doğru düzgün planlamadığımız için 100 birim yerine 10 birim çıktı alıyoruz.

  • Tarımdaki potansiyelden söz eder misiniz?

Türkiye’de 239 bin kilometrekare tarım alanı var. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde mayınlı, dolayısıyla hiç ekilmemiş tahmini 10 bin kilometrekare verimli toprak bulunuyor. Ayrıca son 15 yılda çiftçi yaklaşık 27 bin kilometrekarelik toprak üstünde çiftçilik yapmayı bıraktı. Çünkü zarar ediyor. Verimli ve sulanabilir 40 bin kilometrekarelik tarım alanı sulanmıyor. Bu potansiyele karşılık Türkiye tarımda yıllık 4.5 milyar dolar dış ticaret açığı veriyor. 41 bin kilometrekarelik Hollanda’nın bu alanda dış ticaret fazlası 55 milyar dolara ulaşıyor. 2002 yılında Türkiye’nin yüzde 37’si kırsal nüfustu, bugün yüzde 13’e geriledi.

Anadolu toprakları endemik tür açısından dünyanın en zenginlerinden. Ayrıca 4. buzul çağından geçmediği için genetik gelişimi ve bitki örtüsü ile benzersiz. Klimatolojik olarak dünyada üç farklı iklim mevcutken Anadolu topraklarında 6 farklı iklim hüküm sürüyor. Yani ülkemizde yetişmeyecek hiçbir ürün yok. Topraklarımız kükürt ve bor açısından çok zengin olduğu için yetişen bitkiler insan sağlığı açısından paha biçilmez öneme sahip. Planlanır ve doğru politikalar uygulanırsa, dünyanın bir numaralı tarım markası haline gelecek bir potansiyel elimizin altında.

  • Sanayi alanında neler yapılabilir?

Tarım üretiminden tarım sanayine, kooperatiflere, küçük butik üreticiye, hayvancılığa bir dizi planlama önerileri hazır. Ben daha önce yazdım. Uzatmayalım. Türkiye’nin büyük bir bürokratik birikimi var.

Şimdi size Korona ile girdiğimiz bu yeni dönemden nasıl faydalanabileceğimizi sanayi alanından bir örnekle anlatayım. Dış ticaret verdiğimiz sektörler belli. En yüksek açık petrokimya; 2010-2017 arası toplam ithalatımız 253 milyar dolar. Petrokimya, plastikten uçak yapımına kadar, ham madde, ara madde ve nihai tüketim olmak üzere binlerce ürünü kapsıyor. Rafine edilen petrolden arta kalan nafta petrokimyanın girdisi. Bir birimlik nafta girdisine karşılık, ürünlerde değişiklik göstermekle beraber, 3-9 birim arası çıktı alıyorsunuz. Yani katma değeri aşırı yüksek, çok karlı bir alan.

Cumhuriyet petrokimya sektörünü planlamış ve hayata geçirmişti.

‘YENİ PETKİM’LER KURULMALI

1962 yılında yayımlanan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Türkiye’de petrokimya tesisi kurulmasının gerekliliğini saptadı ve 1965 yılında Petkim kuruldu. Planlı dönemin başında TPAO, Petrol Ofisi, TÜPRAŞ ve Petkim, tek şemsiye altında entegre kuruluşlardı. Daha sonra bu kuruluşların her biri önce bağımsız hale getirildi; bu ilk hataydı. Sonra TPAO dışındakiler özelleştirildi; bu da ikinci hata oldu. Petkim, 2008 yılında özelleştirildiğinde 1.2 milyon ton kapasiteye sahipti. 2017 yılında yıllık kapasitesi 1.6 milyon tona çıktı, yani aradan geçen yıllarda kapasitesi çok az arttı. Naylon altı monomeri, klor alkali, karbon karası gibi önemli ürünlerin üretimi ise özelleştirmeden sonra tamamen durduruldu!.. Petkim halen üretimde ama kapasitesi ihtiyacın yaklaşık yüzde 12’sini karşılayabiliyor.

Petrokimya, yüksek teknoloji ve büyük sermaye gerektiren bir sektör. Yatırım büyüdükçe maliyetler düşüyor, rekabet gücü yükseliyor. Türkiye, süratle beş Petkim büyüklüğünde dev bir petrokimya tesisi kurabilir. Bu tesis sadece üretimi az olan petrokimya mamulleri değil, şu anda hiç üretemediğimiz sentetik kauçuklar, sentetik tekstil ürünleri ve termoset hammaddelerinin üretimini de yapacak biçimde planlanır. Tesis, yüksek teknoloji gerektirdiği için üretemediğimiz, örneğin katalizörlerin de üretimini sağlayacak Ar-Ge yatırımını da içerir. Bu dev tesisin yaklaşık maliyeti 15 milyar dolar.

DEVLET GARANTİLİ ÜRETİM PROJELERİ

İşte bu dönemin fırsatı bu. Uluslararası piyasalarda para bol, faiz düşük. Bankalara merkez bankaları para boca edecek, ama bankalar kredi verecek ülke, yatırımcı, tüketici bulamayacak. Türkiye bu örnekte anlattığım gibi, ayakları yere basan, üretim maliyetleri, nakit akışları, satış pazarları belli, detaylı ve gerçekçi yatırım projeleri hazırlarsa, yanına da devlet garantisi koyarsa, bütün ekonomisini yeni baştan dizayn edebilir. Bunun için finansmanı küresel piyasalardan çok düşük faiz ile sağlar. Sanayi ve tarımın yanında, bu yatırım projeleri ile entegre biçimde teknoloji geliştirme ve ara eleman eğitimi alanındaki açığını da kapatır. Ancak elbette bu iş planlama ister, stratejik akıl ister, bilgi ister, kalkınma kültürü ister. Bu para bolluğu bize bu fırsatları tanıyor.

EKONOMİ İNSANI ÖNCELEMELİDİR

  • Hükümet işletmeler bazında bir dizi tedbiri geçen hafta itibarıyla uygulamaya karar verdi. Ancak geniş halk kesimlerini önceleyen ilave tedbirlerin alınmasına yönelik sesler yükseliyor. Geçen yıl tek seferlik gelirler düşüldüğünde milli gelirin yüzde 5’ini aşkın oranda açık veren kamu maliyesinde yeterli alan var mı?

Şimdi, iki önemli konuyu vurgulayalım. Bir: ekonomi politikasında öncelik; insana yaşamı boyunca gerçekleştirmek istediği hayat projesine imkan sağlayan ortamı yaratmaktır. İkincisi kamu maliyesi sorusu ile ilgili; vatandaş genel yaşam düzeyinin altına inmeyecek. Bunun için bütçede açık verilebilir. Evet bu dengeleri bozup, faizlere ve enflasyona yukarı yönlü baskı yapabilir. Ama o yükü de devlet üstlenecek. Ayrıca biz kamudan Suriyelilere 30 milyar dolar harcamış, aşırı pahallı binalar yapmış bir ülkeyiz. Böyle bir günde bütçe açığı gerekçesi ile vatandaşa sahip çıkmayan bir siyaset, seçimde bunun hesabını vermek durumunda kalır diye düşünüyorum. Kriz için açıklanan paketi yetersiz buldum. İstihdamı da, hane halkını da üretim güçlerini de yeterince korumuyor. Örneğin; korona boyunca işten çıkartmayı zorlaştırır, buna karşılık işveren üzerindeki vergi yüklerini kaldırabilirdi. Üstüne düşük maaşlı çalışanları korumak adına işten çıkartmaya kesin izin vermeyebilir buna karşılık 3 bin TL’ye kadar olan maaşların yarısının ödemesini devlet üstlenebilirdi. Bu söylediklerim birer örnek. Mutlaka bürokrasi de bunları düşünüyor, biliyor.

TERÖR DOSYASI /// Mehmet Bedri Gültekin : Terörü bitirmede tarihi fırsat


Mehmet Bedri Gültekin : Terörü bitirmede tarihi fırsat

15 Mart 2020

5 Mart’ta Moskova’da Erdoğan ile Putin’in el sıkışması, sadece Türkiye açısından değil, Rusya dâhil bütün Batı Asya ülkeleri açısından bir felaketin eşiğinden dönmek anlamına geldi. Şimdi önümüze bakmamız gerekiyor.

Moskova’da, Türkiye ve komşularının 40 yıldır başlarını ağrıtan ve bir yandan büyük mali kaynakların bir anlamda boşa harcanmasına yol açarken diğer yandan, bütün bu ülkeleri emperyalist müdahalelere açık duruma getiren etnik dincilik temelli terör ve bölücülük sorunundan, nihai olarak kurtulmalarını sağlayacak gelişmeye kapı aralanmıştır.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, tam da Moskova görüşmelerinin olduğu gün, ‘İdlip sorunu çözüldükten sonra Suriye devletinin, Fırat’ın doğusundaki PKK varlığını sona erdirmeye odaklanabileceğini’ söylemişti.

Altı gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan da (11 Mart), “Suriye, Fırat’ın doğusundaki PKK varlığını sona erdirsin, İdlip sorununun çözümü kolay” dedi.

Sorun, “Esat gitmeden Suriye’de sorunlar çözülmez” diyen Ankara’dadır. Türkiye bu yanlış bakışın sonucu olarak bugüne kadar büyük bedeller ödedi.

Hemen akla gelen soru şudur: Madem en önemli sorunun çözümü konusunda ne yapılması gerektiği noktasında fikir birliği var; o halde neden iki devlet, bu sorunun çözümü için el sıkışarak kuvvetlerinin birleştirmiyor? Neden her iki devlet, doğrudan işbirliği yapmak yerine Rusya üzerinden birbirlerine mesaj veriyor?
Daha doğrusu bu soruların muhatabı Şam değil Ankara’dır. Çünkü Şam, şimdiye kadar defalarca, bütün olan bitene rağmen Ankara ile el sıkışmaya hazır olduğunu açıkladı.

PKK’nın elindeki üç mevzi

Ama Türkiye şimdi, bölücü terör sorununu halletmede tarihi bir fırsat yakalamıştır. PKK’nın son olarak içinde bulunduğu duruma bakarak bunu görmek mümkündür:

PKK’nın elinde bugün üç önemli mevzi bulunmaktadır. Bunlar;

1.Suriye’de, Fırat’ın doğusunda ABD’nin koruması altında sağladığı hakimiyet alanı. Bu alan, Münbiç ile birlikte Suriye’nin yaklaşık üçte birine tekabül etmektedir. Trump’ın da iştahını kabartan Deyrizor petrol bölgesi de bu alandadır.

2.Irak’ta, Kandil ve Sincar’da silahlı güçlerin konuşlandığı üs bölgeleri.

3.Türkiye’de, HDP aracılığıyla elde edilen yasal mevziler. TBMM’de 40 milletvekillik grup, çok sayıda belediye vb.

Suriye ve Irak’taki PKK

Bütün bu “mevziler” içinde PKK’nın en çok önem verdiği, Suriye’de sahip olunan “kazanımlardır”. PKK burada, tıpkı 1991 sonrasında Kuzey Irak’ta yapıldığı gibi bir oldubittiyi, Suriye başta olmak üzere bölge ülkelerine kabul ettirme peşindedir.

Eğer bu hedefine ulaşırsa diğer bölge ülkelerinde bugün artık kaybetmiş olduğu mevzilerini yeniden kazanmayı ummaktadır.

PKK Irak’ta sadece üs bölgelerinde silahlı güç olarak vardır. Buradaki Kürtler, hiçbir zaman PKK’ya sıcak bakmadılar; Barzani, Talabani önderliğindeki yerel Partilere destek verdiler. Bugün de söz konusu Partiler ile PKK arasında, yerli halkın hemen hiç yaşamadığı dağlık alanlarda PKK varlığına göz yummak dışında fazla bir ilişki bulunmamaktadır.

Hiç şüphe yok ki, Irak Kürt partileri ile PKK arasındaki bu zorunlu “mutabakatı”, sağlayan ABD’dir. Yerel halktan herhangi bir destek olmadığı halde, PKK’nın bu ülkedeki varlığının açıklaması, Türkiye ve Suriye’deki etkinliği ile İran’a yönelik potansiyel “kullanıma elverişli araç” olmasının, ABD için ifade ettiği “değer” nedeniyledir..

PKK’yı bitirmek ya da ömrünü uzatmak

PKK bugün için Suriye’de sahip olduğu “mevziye” en büyük önemi veriyor. Türkiye ve Irak’taki olanaklarını da Suriye için kullanıyor.

Buradan şu sonuca varabiliriz. PKK, Suriye’deki konumunu kaybederse, önünde temelli olarak silah bırakmak dışında bir seçenek kalmayacaktır.

Çünkü Türkiye’de kaybetti. Irak’taki silahlı varlığı ise gerekli kitle tabanı olmadığı için, Suriye’deki konum kaybolduktan sonra anlamsız hale gelecektir.

PKK’nın Suriye’deki varlığını sona erdirmenin yolunun ne olduğunu “Barış Pınarı harekatı” ile somut olarak gördük. Hatırlanacağı üzere Türkiye’nin kararlı tavrının sonucunda ABD ilk başta, Suriye’deki askeri varlığını neredeyse tamamen Irak’a çekme yoluna gitmişti. Ama daha sonra Türkiye’nin harekâtının 30 km derinlikle sınırlı kalacağı anlaşıldıktan sonra Irak’a çektiği kuvvetlerini yeniden Suriye’ye gönderdi. Kısacası ABD, PKK yüzünden Türkiye ile bir sıcak çatışmayı göze alamamaktadır.

Ama Suriye devleti, ABD karşısında yalnız bırakılırsa iş sürüncemede kalır ve uzar. Çünkü Suriye devleti ve halkı, tam dokuz yıldır süren yıkıcı bir iç savaşın tarafı olarak yıpranmıştır. Rusya ve İran’ın desteğine rağmen ABD karşısında kısa vadede dezavantajlı durumdadır.

Ama Türkiye ve Suriye, Fırat’ın doğusunda güçlerini birleştirirse, ABD’ye pılısını pırtısını toplayıp gitmek dışında bir seçenek kalmayacaktır.

Yani PKK terörü sorununu derhal bitirmek ya da yıllara yaymak, Ankara’nın Şam ile işbirliği konusunda vereceği karara kalmıştır.

Ankara’daki karar vericiler, tarihi bir sorumluluk ile karşı karşıyadırlar.

AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI : “Akdeniz’de Fırsatlar; Ekonomi, Enerji, Güvenlik” E-Kitabı Çıktı


“Akdeniz’de Fırsatlar; Ekonomi, Enerji, Güvenlik” E-Kitabı Çıktı

TASAM, 21-22 Nisan 2016 tarihinde, SİVİL GLOBAL 2016 Programı ve Zirvesi çerçevesinde İstanbul’da icra edilen bir dizi etkinlik kapsamında “Ekonomi, Enerji ve Güvenlik; Yeni Fırsatlar” ana teması ile düzenlenen Uluslararası Akdeniz Kongresi’nin seçilmiş bildirilerini “Akdeniz’de Fırsatlar; Ekonomi, Enerji, Güvenlik” adıyla e-kitap olarak yayımladı….

Önceki Açılış Konuşması : Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu 2019 | Açılış Konuşması

TASAM, 21-22 Nisan 2016 tarihinde, SİVİL GLOBAL 2016 Programı ve Zirvesi çerçevesinde İstanbul’da icra edilen bir dizi etkinlik kapsamında “Ekonomi, Enerji ve Güvenlik; Yeni Fırsatlar” ana teması ile düzenlenen Uluslararası Akdeniz Kongresi’nin seçilmiş bildirilerini “Akdeniz’de Fırsatlar; Ekonomi, Enerji, Güvenlik” adıyla e-kitap olarak yayımladı.

TASAM Yayınları tarafından yayımlanan ve İngilizce – Türkçe tebliğlerin yer aldığı “Akdeniz’de Fırsatlar; Ekonomi, Enerji, Güvenlik” isimli e-kitabın editörlüğünü TASAM Uzmanı Osman ORHAN yaptı.

İstanbul’da icra edilen Uluslararası Akdeniz Kongresi’ne, Türkiye’den, Akdeniz ülkelerinden, farklı bölge ve ülkelerden resmî, sivil ve özel disiplinlerden ilgililer, sivil toplum kuruluşları, bazı uluslararası kuruluşlar ile iş dünyası temsilcileri, diplomatik misyon temsilcileri, akademisyenler, uzmanlar, düşünce kuruluşları, ulusal ve uluslararası medyadan temsilciler katılmışlardı.

Bölge’deki son gelişmeler üzerine Türkiye tarafından geliştirilen Yeni Akdeniz Vizyonu’nun beklenen sonuçlara ulaşılabilmesi için temel stratejilerin geliştirilmesine ve ilgili alanlara yönelik detaylı çalışmalar yapılabilmesine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen Kongre’de; “Küresel Güvenlik, Akdeniz Jeopolitiği ve Ekonomik Açılımlar”, “Avrupa Birliği ve ‘Akdeniz İçin Birlik’: Bilanço ve Perspektifler”, “Akdeniz Ülkelerinin İç Siyasetlerindeki Dönüşümler ve Akdeniz Güvenliği”, “Göç Sorunu ve Avrupa’nın Sosyal Güvenliği”, “Türkiye’nin Akdeniz Vizyonu ve Perspektifler”, “Akdeniz Havzasının Hidrojeopolitiği ve Türkiye” başlıklı oturumlar gerçekleştirilmişti.

TASAM Başkanı Süleyman ŞENSOY’un Sunuş’uyla başlayan e-kitapta Büyükelçi Yiğit ALPDOĞAN’ın açılış konuşması metni ile Prof. Dr. A. Beril TUĞRUL, Prof. Soledad SEGOVIANO, Yrd. Doç. Dr. Cenk ÖZGEN, Yrd. Doç. Dr. Sinan ERTEMEL, Dr. Necmi DAYDAY, Gonca Oğuz GÖK ile Emel Parlar DAL ve Nidal TAYEH’in makaleleri/tebliğleri ile Uluslararası Akdeniz Kongresi İstanbul Deklarasyonu yer alıyor.

Not: TASAM Yayınlarının kitapları sitesinden çevrimiçi olarak alınabilir.

KİTABIN KÜNYESİ

E-Kitap Adı : Akdeniz’de Fırsatlar; Ekonomi, Enerji, Güvenlik
Editör : Osman ORHAN
Format : PDF Merchant©
Sayfa Sayısı : 96 s.
Yayınevi : TASAM Yayınları
Dizisi : Uluslararası İlişkiler Dizisi
ISBN : 978-605-4881-26-0
Yayın Tarihi : 2018
Fiyatı : 15,00 TL

SUNUŞ’tan

Temel bir strateji ekseninde oluşturulacak bir Akdeniz Vizyonu, bu coğrafyada birçok avantaja sahip Türkiye’ye Bölge’de istediği konumu kazandırabilir. Akdeniz Havzası’nın hidrojeopolitiği ve enerji arz güvenliği konuları çatışmadan daha çok ilişkileri artırabilmek ve işbirliği olanağı yaratmak için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Zira üç kıtanın buluştuğu Akdeniz Havzası, farklı kültür ve uygarlıkların, ticari ilişkilerin, petrol ve doğalgaz kaynaklarının ve okyanuslara açılan suyollarının yer aldığı ve bu nedenle de stratejik açıdan dikkatleri üzerinde toplayan bir havzadır. Günümüzde yaşanan hızlı ekonomik ve siyasal gelişmeler ve teknolojik ilerlemeler sonucunda Akdeniz sahiline kıyısı bulunan ülkeler birbirine daha çok yaklaşmıştır. Kıyıdaş ülkeler arasında başta enerji, ticaret ve çevre olmak üzere birçok sektörde karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin artmasıyla iki yüzyıl önce büyük bir deniz olarak görülen Akdeniz, göreceli olarak küçülmüştür. Akdeniz’i kapalı bir havza niteliğindeki bir iç deniz konumuna taşıyan bu gelişmeler, ortak bir kaderi paylaşmak durumunda olan Havza ülkeleri arasındaki işbirliği arayışını da artırmıştır.

Süleyman ŞENSOY
TASAM Başkanı


İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ, Süleyman ŞENSOY – TASAM Başkanı

AÇILIŞ KONUŞMASI, Büyükelçi Yiğit ALPOĞAN

DOĞU AKDENİZİN ENERJİ POLİTİK AÇIDAN ÖNEMİ, Prof. Dr. A. Beril TUĞRUL

THE WESTERN MEDITERRANEAN IN EU ENERGY SECURITY STRATEGY: THE NEED FOR NEW APPROACHES, Prof. Soledad SEGOVIANO

DOĞU AKDENİZ’DE DENİZ VE ENERJİ GÜVENLİĞİ, Yrd. Doç. Dr. Cenk ÖZGEN OPEC’İN ENERJİ FİYATLARI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: 2014-2016 YILLARI, Yrd. Doç. Dr. Sinan ERTEMEL

IMPORTANT ROLE OF THE MEDITERRANEAN IN THE ENERGY FLOWS, Dr. Necmi DAYDAY 2000’Lİ YILLARDAKİ TÜRK DIŞ POLİTİKASININ “SİVİL” ROLÜ: TÜRKİYE’NİN AFRİKA’DAKİ KALKINMA İŞBİRLİĞİ POLİTİKASI ÖRNEĞİ, Gonca Oğuz GÖK ve Emel Parlar DAL

MEDITERRANEAN ENERGY SECURITY: THE ROLE OF THE ENERGY CHARTER, Nidal TAYEH

ASPECTS OF THE REFUGEE ISSUE IN GREECE AND TURKEY. SECURITY CHALLENGES, POLITICAL AND ECONOMIC PERSPECTIVES, Pantelis TOULOUMAKOS

ULUSLARARASI AKDENİZ KONGRESİ İSTANBUL DEKLARASYONU.

ARAŞTIRMA DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : İSRAİL, FIRSATI GANİMET OLARAK GÖRÜYOR


İSRAİL, FIRSATI GANİMET OLARAK GÖRÜYOR

İran’ın nükleer geliştirme projesini nükleer silaha dönüştürmesini sınırlayan, bunun karşılığında da İran’a uygulanan yaptırımların kademeli olarak kaldırılmasını esas alan anlaşma, 2015 yılında imzalanmış ve bugüne kadar da uygulanagelmiştir.

Anlaşma Obama’nın çabalarıyla, BM daimi üyeleri ve Almanya (5+1) ile İran arasında gerçekleştirilmiştir. Ancak Başkan Trump, bu anlaşmanın gerçek dışı ve eksiklikleri olduğu gerekçeleriyle anlaşmadan çekileceğini sürekli beyan etmektedir. Bu konudaki kararını da 12 Mayıs’da açıklayacağını söylemiştir.

Ortam, İsrail’in de kışkırtmasıyla gittikçe gerilmektedir.

ABD’nin anlaşmadan çekilme gerekçeleri

ABD, yapılan anlaşmanın eksikliklerinden dolayı İran’ı frenlemediğini, balistik füze programlarını kapsaması gerekirken bunun açık olarak belirtilmediğini, o dönemde İran’ın nükleer kapasitesi daha ileri seviyede olmasına rağmen anlaşma yapılırken İran’ın bunu düşük gösterdiğini, anlaşmanın şimdiki haliyle devam etmesi halinde, anlaşma süresi olan 7 yılın sonunda, İran’ın çok daha ileri bir seviyeye ulaşacağını iddia etmektedir.

Ayrıca İran’ın yaptırımlardan kurtuldukça elinin rahatladığı, böylece Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, Yemen’de ve Libya’da etkinliğini artırdığı ifade edilmektedir.

Diğer taraftan uluslararası nitelikte olan bu anlaşmanın, ABD senatosu tarafından onaylanmadan BMGK onayından geçmesinin ABD iç hukuku açısından eksiklik yarattığı da çekilmek için bahane olarak gösterilmektedir.

Trump’ın anlaşmadan çekilme hamlesinde, uluslararası destek aramaya çalıştığı görülmektedir. Ancak Fransa ve Almanya liderleriyle yaptığı görüşmelerde kendisine fazla bir destek gelmediği, aksine bu liderlerin Trump’ı anlaşmadan çekilmeme yönünde ikna etmeye çalıştıkları müşahede edilmektedir.

İsrail iddialarıyla ortalığı kışkırtıyor

İsrail Başbakanı Netanyahu, İran’ın, yapılan anlaşmaya rağmen nükleer silah geliştirmeye devam ettiğini iddia etmiştir. Bu konuda Tahran’daki gizli depolardan ele geçirdiği ve nükleer silah programıyla bağlantılı olduğunu öne sürdüğü çok sayıda belgenin kopyalarını kamuoyuyla paylaşmıştır. Çeşitli animasyonlarla yaptığı açıklamada, ellerindeki dokümanların, İran’ın kesin olarak yalan söylediğinin kanıtı olduğunu savunmuştur.

Netanyahu, ABD Başkanı’nın doğru şeyler yapacağından emin olduğunu da söyleyerek, Trupm’ı kışkırtmaya çalışmış, adeta yangına körükle gitmiştir.

Bu durum, ASAM’da çalıştığım yıllarda, 2002-2003 yıllarında İsrail Begin-Sedat düşünce kuruluşuyla yaptığımız toplantılarda İsrail’in, sürekli olarak İran’ın 2-3 yıl içinde nükleer silah sahibi olacağına ilişkin iddialarını anımsatmıştır. Aradan bu kadar yıl geçmesine rağmen İsrail’in hala benzer argümanları kullanarak ABD’yi İran’a karşı kışkırtmaya çalıştığı görülmektedir. İddialara karşı ihtiyatlı davranılmasında fayda görülmektedir.

ABD ve İsrail, İran konusunda aynı frekansta

Trump’ın, Ortadoğu politikaları kapsamında, İran’ın etkinliğinin kırılması önemli bir yer tutmakta, bu nedenle her konuyu bir fırsat olarak değerlendirmeye çalışmaktadır. İran’la yapılan anlaşmayı “delilik” olarak nitelendirerek, anlaşmadan çekilme talebi de bundan kaynaklanmaktadır. Anlaşmadan çekilmekle elinin serbest kalacağını, böylece istediği şekilde hareket edebileceğini hesaplamaktadır.

Trump, yedi yılda anlaşmanın süresi dolacağından, İran’ın nükleer silah üretmede serbest kalacağını ileri sürerek, anlaşmadan çekilme durumunda ABD’nin ve uluslararası toplumun çıkarlarını kollayan gerçek bir anlaşma yapılabileceğini ifade etmektedir.

İsrail’in güvenliği de kendisi açısından önemli olduğu için her alanda bu ülkeye destek çıkmaktadır. Netanyahu’nun açıklamalarını yüzde yüz haklı görmesi de, hem İran’a karşı olan tutumundan, hem de İsrail’e olan desteğinden kaynaklanmaktadır.

İran’ın bu gelişmelere sert tepki vermesi üzerine Netanyahu, savaş istemediklerini söylemiş, ancak İran’ın durumu dikkate alarak hareket etmesi gerektiğini hatırlatarak, fırsattan yararlanma düşüncesinden de geri kalmamıştır.

05 Mayıs 2018