FİNANS DOSYASI : KÜRESEL FED SİSTEMİ


KÜRESEL FED SİSTEMİ

KAYNAK : https://politikmerkez.com/konular/ekonomi/kuresel-fed-sistemi/

COVID19 ile ilgili süreci konuşuyorken aynı zamanda ekonomiyi de konuşmaya devam ediyoruz. Bakıldığında fikirler pek tatmin edici değil. Gelin sizinle işi temelinden ele alalım. Bir Küresel Fed Sistemi nedir, tanımlayalım. Bütün insanlığın etkilendiği kritik dönemde olabildiğince doğru ve bütünleştirici bir yaklaşımla süreci okuyalım. Dolarla neler yapılmak isteniyor, neoliberal küresel sistem pratikte nedir, görelim.

Ağustos 1971’den bu yana dünya rezerv para olarak Doları kullanıyor. Bu ilk bakışta karmaşık gibi duran dünyayı borçlandırma sistemine dayalı döngüyü aşağıdaki grafikten takip ederek inceleyelim. Federal Reserve (Fed) Doları ABD Federal Hükümeti’ne tahvil karşılığında borç veriyor. Hükümetin (Başkanlık Sistemi olduğuna göre bizatihi başkanın) görevi Doları harcatmaktır. Harcamalar için Kongre’nin onayını gerektiren işler de var. Bundan dolayı ABD dünyanın en borçlu ülkesidir; 21,5 trilyon Dolar borcu var. ABD’nin asıl borçlu olduğu alan bellidir.

Fed’in İşleyişi

Diğer ülkelerin hükümetleri de para harcamak zorundalar. Sistem gereği Fed’deki gibi diğer merkez bankaları da bağımsız, hatta böyle olması isteniyor. Keynes ve Bretton Woods sistemi bize bunu getirdi.

Hükümetler Doları rezerv para olarak ellerinde tutmayı tercih ediyorlar. Küresel Fed Sisteminin amacı bu tercihi (neoliberalizm bu terimi sevdiğinden kulandım,) en üst seviyede gerçekleştirmektir. Merkez bankaları altın bulundurur gibi hazinelerinde Dolar tutarlar. Hatta Çin gibi bazı büyük ekonomiler ABD tahvillerini de ellerinde bulundurmaktalar. Özellikle bu yapı 2007 yılında kuruldu ve halen işlemektedir.

2007’de Hu Jintao zamanında Çin’de ABD dış ticaret açığının üçte birine denk gelen 262 miyar Dolar civarında bir dış ticaret fazlası vardı. İşte bu ticaret fazlası ABD’ye borç olarak verildi (Fed’in ABD Hükümetine yaptığının benzeri). O tarihlerde fiilen bunun anlamı şuydu: Çin, ABD’nin bir anlamda bankası olmuştu. Üretimi Çin’e kaydıran Amerikan şirketleri ucuz işgücünden faydalanmaktadır. Daha önemlisi, ABD, Çin Halk Bankası’na milyarlarca Dolarlık tahvil satışlarını gerçekleştirmektedir. Tahvil yoksa ABD’den Çin’e de yatırım yok!

Bütün bunlar bir anlamda merkez bankalarını küreselleştiren bir sistemi tanımlıyor. Küresel çapta mevcuttan daha da fazla Dolar kullanılır ise merkez bankaları bir imiş gibi olacaklar, bugün küresel Fed politikalarının amacı bu yöndedir.

Avro bölgesi kendi parasını kullanarak Dolara alternatiftir (en azından öyle olmayı istedi). Ancak Fed’in önemli projelerinden biri Avronun daha az rezerv tutulmamasını temin etmektir. Başka ifade ile Avro Bölgesine, “Otur olduğun yerde, fazla büyümeyi düşünme!” denmektedir. Aşağıdaki grafikte 2019 yılı rakamlarına bakalım: ABD Doları %61.8 kullanılmış; Avro ise %20.2. Fed açısında istenen ne? Avrupa daha fazla Dolar rezerv etmek zorunda olmalı.

Avrupa Birliği Britanya’yı da içine alarak Fed’e karşı önemli bir avantaj elde etmek istemiş idi. Fakat Fed’in projesi iyi işledi ve Brexit ile Britanya AB’den çıktı. Gerçi Britanya başından beri Avro bölgesinde değildi, ama olur ya, bir taraf değiştirseydi, bu Dolar için hiç de iyi olmayacak bir senaryo idi.

Ekonomi açısından Britanya’nın asıl değeri Londra Finans Merkezi’nden ileri gelir. Zira New York Finans Merkezi’nin küresel işlemdeki payı %56.2; Londra’nın ise %33.7’dir; küresel işlemde geriye %9-10 kalmaktadır.

Fed’in 2021 ortalarındaki hedefi küresel Dolar rezervi kullanımının %61.8’den %89-90’a çıkmasıdır. Daha sonra bu tempoyu artıracaktır. Şimdilik aradaki fark %25-27 civarındadır.

Bu demek oluyor ki ülkelerin ellerinde tuttukları Dolara bir miktar daha (%25 kadar) ilave etmeleri beklenmektedir. Fed’in Haziran 2021 beklentileri şöyle: Örneğin, Çin Halk Bankası bugün kasasında 3 trilyon Doları rezerv tutuyorsa, bir yıl sonra yaklaşık 4 trilyon Dolar civarında tutması; Türkiye 100 milyar Dolar tutuyorsa, bunun yaklaşık 125 milyar Dolar mertebesinde olması; hatta Dolar yerine başka bir varlığı elinde tutuluyorsa bunu Dolara çevrilmeleri.

Amaç küresel bir Dolar sisteminin güçlendirilmesidir. Küreselleşmenin gerçek şartlarda oluşması için öyle %60’lar mertebesiyle küresel olunmuyor, hedef %90’ların üzerindedir. Hal böyle olunca kimin nerede neyi ürettiği ve kime sattığı çok önemli olmayacaktır. Burada önemsenen konu alışverişin Dolarla yapılması da olmayabilir; ama neticede rezerv paranın en azından %90 seviyesinde Dolar olması konusudur. Bunun anlamı açık: ABD halkının yaptığı gibi dünyadaki bütün halkların bu durumda Fed’e sıfır faizle kredi vermesi gerçekleşeceğinden gerçek küreselleşme tamamlanacaktır.

Son 4 aya bakalım (2020 ilk çeyreği). COVID19 ile mücadele sürecinde küresel çapta ekonomi stop etti. Herkes evinde. Bu dönemde dünyada merkez bankaları sürekli para bastılar ve bir şekilde dağıttılar. Bu küresel çapta para basma işi bir süre daha devam edecek gibi görülüyor. Dünyada doğal ekonomik döngü olmayınca halkın ihtiyaçlarını karşılamak adına emisyon yöntemini hemen her ülke uyguladı. Bu ekonominin de izolasyonu döneminde Fed’in de öngörüsü mü oldu?

Pandeminin başından bu yana Fed önlem alarak, ülkelerin merkez bankalarının bastıkları paranın toplamını da aşacak şekilde sürekli para basmaktadır. Kritik nokta şu; Fed kendine güveniyor. İşte bu güven doların küreselleşmesi için en önemli konudur.

Aşağıdaki grafiğe bakalım, 22 Nisan 2020 itibarıyla Fed bilançosunun aktif büyüklüğü 6.5 trilyon Dolar olmuş. 1 Ocak 2020’de ise bu oran 4.1 trilyon Dolar idi. Aradaki fark 2.4 trilyon Dolar. Anlaşılan yılbaşından bu yana Fed’in Dolar basıp piyasaya sürmesi faaliyetinde anormal bir yükselme olmuş ve piyasalar bu 2.4 trilyon Doları kabul etmiş durumda.

Fred: Federal Reserve Emisyon

Halbuki bu kadar kısa sürede piyasalarda böyle bir hamlenin karşılığı ciddi enflasyon artışı veya Doların değerinin düşmesi gibi tepkileri doğurmalı idi. Ama COVID19 da küresel, değil mi? Bu tür negatif tepkiler olmadığı gibi aksine Dolar değerlenmiş görülüyor. Enflasyon 2020 ilk çeyreği itibarıyla %2 civarındadır. Doların değeri ise bu grafikte de görüldüğü gibi düşmemektedir.

TRADINGECONOMICS: Doların değeri

Diğer bir değerlendirmeyi Mahfi Eğilmez’den alalım, şöyle diyor: “Küresel krizin başladığı tarih olarak kabul edilen 2008 yılı Ağustos ayında bu miktar yaklaşık 900 milyar Dolardı. Demek ki 2008 Ağustos ayı ile 2020 Nisan ayı arasında Fed bilançosunun aktifi 7 kattan fazla artış göstermiş. Ağustos 2008’de dolaşımdaki Dolar banknotlarının tutarı yaklaşık 830 milyar Dolarmış, 22 Nisan 2020 itibarıyla bu miktar 2.3 katına ulaşarak yaklaşık 1.9 trilyon Dolar olmuş. Fed’in küresel krizin başlangıcından bugüne kadar dolaşıma çıkardığı ek 1 trilyon Doların üzerindeki para, bilançoda yaklaşık 5.7 trilyon Dolarlık bir artış yaratmış bulunuyor.”

Bu gidişle Fed’in Dolar basmaya ve piyasaya sürmeye devam edeceği anlaşılıyor. Öte yandan COVID19 gereği ABD’nin yürürlüğe koyduğu iç piyasaya yönelik yardım programı 2.2 trilyon Dolar olmuştur.

Buna karşılık Çin, Rusya ve Avro Bölgesi kendi paralarını devreye koyarak Doların önünü kesmenin adımlarını atıyorlar idi. Hiç değilse bununla ilgili haberleri duymaktaydık. Petrol fiyatlarının aşırı düşmesi Rusya’yı bir hayli yordu. Çin ise küresel talep düşmesi üzerine ticarette daralmaya gitti. Şimdiden sonra önü açılacaktır. Avro Bölgesi COVID19 ile çok meşgul oldu. Her ne kadar Avro basıp piyasaya sürmekle ilgili bir tasarruftan söz edildiyse de bunun ertelenmiş olabileceğini söylemek şimdiden mümkündür.

Borç para almak için IMF’e başvuran ülke sayısı 116, buna İran dahildir. COVID19 işleri çok değiştirdi! Yöntem bu mu olacak? 2008 krizinin etkilerini ortadan kaldırmak adına Fed bizatihi bankalar aracılığıyla piyasaya para dağıtmıştı, toplamı 16.1 trilyon Dolar idi. 2008’den bu yana o balonlar bir türlü sönmedi!

Mart sonunda Goldman Sachs’ın açıklaması şöyleydi? “ABD ekonomisinin ikinci çeyrekte yıllık olarak %24 küçüleceği tahminini %34’e çıkardı.” Konuları birleştirirsek, ABD ekonomisi küçülüyor, Fed Dolar basıyor ama piyasalar bunu yutuyor, hem de Doların değerini artırarak. Bu durumda ekonomistlerden bir açıklama beklemek hakkımız. Üstelik işsizlik rakamları da kötü gidiyor. Bu istihdam verileri ABD iç politikasının en önemli konusu haline geldi. Bütün bunlar Cumhuriyetçi Muhafazakar Donald Trump’ın Kasım 2020’deki seçimi hakkında bizlere ipucu vermektedir. Küresel ve neoliberal politikaları sürdüren Demokrat Joe Biden kolları sıvadı bile!

COVID19 sürecinde, ABD Doları yükseldiğinden, Çin döviz rezervleri 17 ayın en düşük seviyesine geriledi. Çin Halk Bankası’nın Nisan’ın ilk haftası verileri şöyle: Çin’in dünyanın en büyük döviz rezervinin Mart ayında 3.061 trilyon ABD Dolarına indiğini gösterdi (grafikte görülmektedir). Düşüş, Çin’in yabancı tahvil gibi finansal varlıkların fiyatlarındaki değişikliklerden ve döviz kurlarındaki dalgalanmalardan kaynaklandı.

TRADINGECONOMICS: Çin Halk Bankası, Dolar rezervi

Sonuca bağlayalım, küreselleşmeden bahsetmenin bu denli çok olduğu bir zamanda benim bu makaleyi yazmamın nedeni bir noktayı işaret etmektir; küreselleşmenin nasıl olacağına ilişkin somut gelişmeleri okumak. Her ülke ve kurumun olduğu gibi Fed’in de kendine göre bir planı var. Bu da bir Küresel Fed Sistemi kurmaktır. Bunu nasıl yapıyor? Dolar emisyonu ve insanları borçlandırarak, yani bildiği yolla yapıyor. Ama şurası açık, oyunu bu safhada oyunu neoliberal yöntemle oynuyor. Bakıldığında, onaylasa da onaylamasa da hemen herkes Dolar talep eder gibi bir durumda. Eğer bu konuda finans teknolojileri, Fintech gibi başka konuların da tartışmaya eklenmesi isteniyorsa önce şu bilinmelidir, Fed ne zaman ki rezerv Dolar barajını küresel açıdan %90’lar seviyesine getirir, o zaman Fintech uygulamalarına da geçebilir. Benim argümanım budur.

Gürsel Tokmakoğlu

FİNANS DOSYASI : EN SONUNDA TÜRKİYE VARLIK FONU DA ÇÖKTÜ !!!


EN SONUNDA TÜRKİYE VARLIK FONU DA ÇÖKTÜ !!!

TVF bünyesindeki Çaykur Botaş TCDD ve Kayseri Şeker zarar etti şirketlerin borçları katlandı.

17 Kasım 2019

Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) devredilen şirketlerin mali performanslarındaki başarısızlık dikkat çekiyor.

Cumhuriyet’ten Emre Deveci’nin haberine göre TVF bünyesindeki Çaykur Botaş TCDD ve Kayseri Şeker zarar ederken THY Halkbank Ziraat Bankası Türkiye Denizcilik İşletmeleri ve PTT’nin kârlarında ciddi düşüşler kaydedildi. Fon bünyesindeki şirketlerin borçlarındaki büyük artışlar da dikkat çekiyor. Kurulduğundan bu yana kamunun değerli şirket ve arazilerini elinde toplayan fon 1 milyar Avro’luk borçlanma ve İstanbul Finans Merkezi’ni 1.67 milyar TL bedelle satın almak dışında henüz bir faaliyette bulunmadı.

KÂRLAR DÜŞTÜ

– 2016’da 82 milyon TL net kâr açıklayan Çaykur TVF’ye devredildiği 2017’de 267 milyon TL 2018’de 657 milyon TL 2019’un ilk yarısında 369 milyon TL zarar etti. Şirketin 2016’da 1 milyar 503 milyon TL olan toplam borcu iki yılda yüzde 53 artışla 2 milyar 300 milyon TL’ye yükseldi.

– 2016’da 6 milyar 935 milyon TL olan Botaş’ın net kârı TVF’ye devredildiği 2017’de 2 milyar 676 milyon TL’ye düştü. Şirket 2018’de ise 2 milyar 481 milyon TL’lik rekor zarar açıkladı. Şirketin borçları ise iki yılda yüzde 164 artarak 10 milyar TL’den 26.6 milyar TL’ye yükseldi.

– 2016’da 2 milyar 506 milyon TL 2017’de 1 milyar 784 milyon TL 2018’de 2 milyar 557 milyon TL net zarar eden TCDD’nin son iki yılda toplam borcu yüzde 114 artarak 2 milyar 796 milyon TL’ye yükseldi.

ŞİRKETLERİN YÜKÜMLÜLÜKLERİNDE OLAĞANÜSTÜ ARTIŞ

– Nisan 2018’de 81 milyon TL net kâr açıklayan Kayseri Şeker Nisan 2019’da 70 milyon TL net zarar açıkladı. Şirketin borcu bir yılda yüzde 292.8’lik artışla 1 milyar 913 milyon TL’ye yükseldi.

– 2017’de 51.6 milyon TL olan Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nin net kârı 2018’de yüzde 78.5’lik düşüşle 11.1 milyon TL’ye geriledi. Şirketin toplam borcu iki yılda yüzde 1000 gibi olağanüstü artışla 385 milyon TL’ye yükseldi.

– 2017’de 517 milyon TL olan PTT’nin net kârı 2018’de yüzde 67.5’lik düşüşle 168 milyon TL’ye geriledi. Şirketin toplam borcu ise iki yılda yüzde 21’lik artışla 3 milyar 289 milyon TL’ye yükseldi.

– 2018’in ilk 9 ayında 4 milyar 83 milyon TL olan THY’nin net kârı 2019’un aynı döneminde yüzde 36.6’lık düşüşle 2 milyar 587 milyon TL’ye gerildi. Şirketin toplam borcu üç yılda yüzde 107.7’lik artışla 97 milyar 975 milyon TL’ye yükseldi.

– 2019’un ilk 9 ayında geçen yılın aynı dönemine göre net kârlar Ziraat Bankası’nda 31.9 Halkbank’ta yüzde 46.7 düştü.

LİNK : http://www.haberyuzdeyuz.com/ekonomi/en-sonunda-turkiye-varlik-fonu-da-coktu-h27744.html

FİNANS DOSYASI /// Aziz ÜSTEL : HALKBANK CİNAYETİ (BÖLÜM 1 VE 2) TC’ye ekonomik suikast !


Aziz ÜSTEL : HALKBANK CİNAYETİ (BÖLÜM 1) TC’ye ekonomik suikast !

E-POSTA : <a href="mailto:austel

Türkiye’de 17 Aralık 2013 tarihinde yer yerinden oynadı! Sabahın erken saatlerinde polis, savcılık emriyle Halkbank Genel Müdürünügöz altına aldı. Bunu aklımızda tutalım ve ABD Kongresine göz atıp zamanı geri saralım:

ABD Kongresinde 11 Nisan 2013 tarihinde, 46 Yahudi kökenli üye Türkiye’de kurulu Halkbank’a yaptırım uygulanması isteğiyle bir önerge sundular. Peki derdi neydi bunların Halkbankasıyla?

Her şeyden önce, bankanın son yıllarda başarılı olması birilerini çok rahatsız etmişti. Bankanın uluslararası işlemlerini birer birer incelemeye başladılar. Özellikle İran, Kuzey Irak, Hindistan ve Sırbistan’la ilişkiler mercek altına alınmıştı; aslında Halkbank’ın kurduğu bütün ilişkiler "sakıncalı" olarak nitelendiriliyordu.

Küresel finans uzmanları Halkbank’ın çok yakın bir gelecekte dünyanın en güçlübankalarından biri olacağını söylerken uyarıda bulunuyorlardı aslında! Kuzey Irak’ın petrol gelirlerini toplayan, üçüncü ülklerin İran’la petrol ticaretine aracılık yapan,altın ihracatında baş rolüoynayan Halkbank,haddini hepten aşmıştı!

Milyarlarca dolar değerindeki işlemleri TL üzerinden yapan bu banka, Türkiye’nin daha az dövize ihtiyaçduymasına, dolayısıyla da Batı’ya daha az bağımlı olmasına neden oluyordu. Böylece TL ,diğer para birimlerine karşı değer kazanıyordu. Bu kadarla kalsa gene iyi.Rusya’yla 2011 yılında yapılan bir anlaşma sonucu 34 milyar dolarlık bir indirim sağlayan Türkiye, Kuzey Irak’la anlaşmalar doğrultusunda Irak gazını yarı yarıya ucuza mal edecekti.Sonuçta ucuz elektrik kullanma imkanına sahip olacak Türk sanayinin rekabet gücütavan yapacaktı.

İşte 17 Aralık Halkbank operasyonunun gerçek nedenleri bunlardır. "Kemal Derviş Türü" modelin yeniden kurulması için Batı var gücüyle çalışmıştı. Toplum mühendisleri milletimizi psikolojik baskı" altında tutmak isterken, ABD petrol satışınden elde edilen gelirin bir Amerikan bankası üzerinden paylaştırılması konusunda diretiyordu. Bu da 17 Aralık’ta Halkbank’a tezgahlanan pis oyunun nedenlerinden biriydi. Buyrun size küresel güçlerin sıkça uyguladığı ekonomik suikastlere çarpıcı bir örnek!

AZİZ ÜSTEL : HALBANKASI’NI YOKETMEK (BÖLÜM 2) Ekonomik suikastler

Küresel güçler,hedef ülkelerde sıkça Halkbank nedeniyle Türkiye’ye olduğunca, ekonomik suikastler düzenlerler:

1.İran 1953: Demoklratik yollarla iktidara gelen Muhammed Musaddık, yabancı petrol şirketlerinin kullanım denetiminde olan petrol gelirlerinin İran halkı yararına dağıtılmasını isteyince Washington’da düğmeye basıldı. Askeri darbeyi göze alamayan petrol baronları, CIA yöneticilerinden Kermit Roosevelt’e bir kaç milyon dolar vererek İran’da ayaklanma çıkarmasını istedi. Sonuçta Musaddık devrildi petrolle ilgili bütün değişiklikler iptal edilerek eski düzen yeniden kuruldu. Musaddık’da öldürüldü.

2.Panama 1981:Bu dönemde Panama Başkanı olan Omar Torrijos, Panama Kanalının mülkiyetinin ülkesine geçmesini sağlayınca öldürüldü! Ekonomik tetikçilerin önerilerini geri çevirince bir uçak kazasında (?) hayatını kaybetti.

(3) Ekonomik tetikçilerin Saddam Hüseyin’e karşı tezgahladıkları müdahelenin ilk aşaması başarısız oldu. Suikastler de tutmayınca,askeri müdaheleye baş vuruldu.

Bu örnekler Halkbank operasyonunun nedenini anlamamızı sağlıyor. Adamlar, petrol satışlarından elde edilen gelirler,sahipleri Yahudi olan bankalar üzerinden dolaştırılıp öyle paylaştırılsın istiyorlardı. Ne var ki, Halkbank böyle yapmadı…

Halkbank operasyonunu yürüten, gizlice Türkiye’ye gelip bankayı ayağını denk atması konusunda uyaran ABD Hazine Müsteşarı David Cohen kimdir?

Kara para, beyaz para konularında pek başarılıydı Cohen. Para ve terörün üçüncü ayağı bu Cohen’dir. HSBC’nin kara para aklama davasında tanıklık yaptı ve HSBC 1.2 milyar dolarlık cezayla kurtuldu. Cohen’in tanıklığı olmasa HSBC kapılarını kapatmak zorunda kalabilirdi.

Cohen kimin bankasında işe başlamış; kimin yanında bu fırıldakları öğrenmişti dersiniz?

Rothschid ailesinin yanında tabii ki!

Bu aile, Osmanlı’dan bu yana başımızın belasıdır!

Ortadoğu bunların olmazsa olmazıdır.

Kraliçe Elizabeth’in kocası bile bunların akrabasıydı.

Şimdi; Ortadoğu ve Afrika’nın dikişleri patladıkça,Türkiye güçlendikçe, bu kaltabanlar bizim üzerimize daha fazla geleceklerdir. Hele de Arap halkları ellerinde Erdoğan’ın resimleriyle meydanları doldurunca bunlar iyice çıldırıyor ;Ortadoğu’nun gariban halkları yeni bir kurtarıcı buldu diye! Hatta özel ve gzli yazışmalarında Tayyip Beyden Nasır(2) diye söz etmekteler.Barış Pınarı Harekat, analaşılan bunları pek rahatsız etti pek!!

FİNANS DOSYASI /// Dr. Zeki Şahin : GLOBAL FİNANSAL ELİTİN “ÜÇ KAĞIT EKONOMİSİ”


Dr. Zeki Şahin : GLOBAL FİNANSAL ELİTİN “ÜÇ KAĞIT EKONOMİSİ”

Ekonomiyi Millet adına ve Devlet imkanlarını kullanarak yöneten üst düzey görevliler tüm ithalat/ihracat/mevduat hareketlerini bugünün modern bilgisayar ağı ile anlık olarak izleme ve yönlendirme gücünü ellerinde bulundurmaktadırlar. Bu güçle tüm parametreleri anında görme, değerlendirme ve yönlendirme olanakları vardır. Gelişen elektronik izleme ve gözleme vasıtalarıyla bu güce bankalar ve finans kuruluşları da sahiptir ve bu imkanı rahatlıkla kullanarak muazzam spekülasyonları kolayca yapmaktadırlar.

Bu durumu gözlemleyen ve analiz eden popüler iktisatçı Osman Altuğ bu sistemi “üç kağıt ekonomisi” olarak tanımlamış ve kamuoyuna deklere etmiştir. Burada zikredilen “üç kağıt” “Konvertibli Dövizler, Menkul Kıymet Borsasında alım ve satımı yapılan hisse senedi ve tahviller ile, Devlet iç ve dış Borçlanma Senetleri ve Tahvilleridir.

Müstemleke ya da yarı müstemleke ülkelerde ve yöneticileri global finansal elit ile anlaşmış olan ülkelerde, hizmet işletmeleri haricinde, üretime yönelik endüstriyel işletmeler kurmaları sözde kanuni kurallarla zorlaştırılarak, kazancını ve birikimini korumaya çalışanları üretime yönlendirecek hiçbir yol bırakılmamış ve az-çok kapital birikimi olan insanlar, Devleti yönetenlerce ayarlanan ve miktarı meçhul enflasyon, döviz kuru ve faiz oranı kıskacına alınmışlardır. Kazandıkları servet ve birikimlerini korumaya çalışan vatandaşlar; hiçbir zaman reel değerini yansıtmayan ve fiktif değerlerle manipüle edilen “üç kağıdın” peşinde masallardaki krallarca uygulanan “kırk katır mı kırk satır mı” cezasına çarptırılmış; denenen her yol, parasını yurt dışına aktaramayan ve kendi ülkesinde birikimini korumaya çalışanları pişman ve perişan ederek, adeta ve göz göre göre, birikimleri ellerinden alınarak soyulmuşlardır.

İnsanlar adeta “narkozlanarak” ve beyinleri yıkanarak, reel ekonomi gerçeklerinden o kadar uzaklaştırılmışlar ve bu girdaba kendilerini bilinçsiz bir şekilde o kadar kaptırmışlardır ki; borsada, dövizde veya devlet bono faizlerinde bir hareket olduğunda, parası ödenmemiş tüm emlak, ticari emtea alım ve satımları iptal edilmekte ve ekonomik hayat kesintilere uğratılmaktadır.

“EMERGING MARKETS, GAME OR GAMBLE”, “YÜKSELEN PİYASALAR, OYUN VEYA KUMAR”

Global finansal elit, bugün tüm dünyada kendileri için tarihte emsali görülmemiş bir “oligopol” piyasası yaratmışlardır. Kapitalist düzenin kurucuları bu düzenin tüm olumlu yanlarını “kendileri ve kendi ülkeleri”, olumsuz yanlarını ise “diğerleri ve diğerlerinin ülkeleri” için kullanmaktadırlar.

Kullanılan araçlar arasında, “medya”, “finans” ve “şahsi emellerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit etmiş yandaş politikacılar” bulunmaktadır. Birisi olmadan bu sacayağı ayakta duramaz, bu nedenle sarmaş dolaş olmuşlardır.

“Finans” ayağı “emerging markets” üstünde durur. Önce bu marketi oluşturan “menkul kıymet borsaları” hangi ülkelerde yer alır, ona bakalım.

  • Argentina
  • Brazil
  • Bulgaria
  • Chile
  • Colombia
  • Ecuador
  • Egypt
  • Hungary
  • Korea
  • Kazakhstan
  • Mexico
  • Malaysia
  • Mexico
  • Panama
  • Peru
  • Philippine
  • Poland
  • Qatar
  • Russia
  • South Africa
  • TURKEY
  • Ukraine
  • Uruguay
  • Venezuela

Bu ülkelerin ortak özelliklerine baktığımızda “demokratik” düzene geçilmiş olmasına rağmen, bu demokrasilerin “spontane” olmadığı ve “güdümlü demokrasi” niteliğinde olduğu “gerçek demokrasi” temelini oluşturan “social consensus-toplumsal anlaşma” olmadığı görülür.

Bu ülkelerde “para piyasaları” ve “menkul kıymet borsaları” da “telkinle/talimatla” kurulmuşlardır. Bu telkinlerin/talimatların altında “parasal” neden vardır ve proje sahibi olan “ulaslararası finansal elit” bu ülkelerde “gizli veya açıkça otorite” olan kesimleri; “birlikte muazzam para kazanacakları” ve “bu paralarla güçlerine güç katacakları” konusunda ikna ederek, üretime yönelik ve gerçek-reel ekonomik faaliyetlerin yerine, “sanal alemde” sınırsız spekülasyonların ve sınırsız zenginliklerin önünü açarak, “üç kağıt ekonomisini” kurmuş/kurdurmuşlardır.

Asıl parayı kazananlar bu işi Londra’da idare edenlerdir ve onlar dünya çapında “emerging markets-yükselen piyasalar”” adı verilen “üç kağıt” düzeni kurulmuş bu ülkelerin menkul kıymet piyasalarında spekülasyonlar yaparak dünya çapında, iş birlikçileri de kendi ülkelerinde diğerlerini soymak için “üç kağıt” ile oyun kurarken,, bu ülkelerde yerleşik sıradan insanlar da, ellerindekinden daha fazla para kazanabilmek ümidiyle bu “üç kağıt” düzeninde kumar oynamaktadırlar. Bu düzenin kurbanları gazetelere ve magazinlere yüzlerce defa konu oldular. Yuvası yıkılanları mı ararsın, şirketini batıranları mı, evini arabasın satıp emekli ikramiyesini kaptıranları mı, intihar edenleri mi? Ne ararsan var. Hem de otuz iki kısım tekmili birden.

Londra’da oturanlar GMT’ ı esas alarak günü ikiye bölerler ve 12 saat Londra’ya göre doğu ülkelerinde yer alan “emerging markets” piyasalarında spekülatif alım ve satım yaparak en az 1%, günün diğer 12 saatinde ise, Londra’ya göre batı ülkelerinde yer alan “emerging markets” piyasalarında spekülatif alım ve satım yaparak en az 1% ve bazan %2 veya % 3 kazanarak, yılda ortalama % 1000 oranında, “paraya para” kazandırırlar. Vah benim yıllık % 1,5 -2 yıllık faizle dövizini yerli/yabancı bankalara kaptıran gariban (!) para sahibi insanlarıma.

Kendi ülkelerinde bu tür oyunlara girmezler ve girenleri, “Asil Nadir” olayında olduğu gibi, affetmezler. Bu işi yapanlar yanlarına “Dünya Kiliseler Birliğini”, “CIA” ve “İngiliz İntelligence Servisini” de almışlardır ve kendileri tarafından kurulup kontrol edilen “Uluslar arası Kredi Değerlendirme Kuruluşları” aracılığıyla da daha büyük spekülasyonlar yaparak daha da büyük paralar kazanırlar.

Türkiye, 2003 yılı Mart ayında, “Tezkere Krizi” bahane edilerek ve bu çerçevede yaptırılan finansal bir operasyonla soyulmuştur. 100.- USD nominal değer taşıyan EUROBOND’ları 80.- USD’ a kadar düşürülerek ve daha sonra 145.- USD seviyelerine çıkarılarak dehşetli bir operasyon yapılmıştır. Aynı operasyon dahili Borsa indeksi 19000 seviyesinden 8000 seviyesinin altına düşürülerek içeride de yaptırılmıştır.

Kıbrıs’da referandum oylamasını takiben ikinci operasyon gündeme gelmiş ve 100.- USD nominal değerli EUROBOND’ları 80.- USD seviyesine kadar ve dahili borsa endeksi 21000 seviyesinden 16500 seviyesine kadar düşürülmüştür.

Her iki operasyon için de “gerçek bir ekonomik” bir neden yoktur. Sadece “global finansal elit” daha fazla para kazanmak istemiş ve bununla birlikte; tezkere krizindeki oluşuz (!) tavrı yüzünden, iş başındaki “hükümet cezalandırılmış”, Kıbrıs oylaması sonucunda ise “Hükümete verilen uluslar arası politik destek” için belli bir “ücret” alınmıştır diyebiliriz.

Şimdi durum bu olduğuna göre şunun üzerinde düşünebiliriz:

1980 yılında başlatılan bu uluslararası “üç kâğıt soygun operasyonları” ile kazanılan kaydi paraların toplamı, dünyanın maddi varlıklarının tümünü satın alabilecek bir miktara ulaşmışken bu paralarla ne yapmış olabilirler?

Hemen cevaplayalım. 2008 finansal krizini çıkartarak, tüm dünyada zor duruma düşürdükleri bankalara, üretim müesseselerine ve sair maddi varlıklara piyasada ulaşmış oldukları değerlerinin 10’da birini, 5’te birini ödeyerek sahip olmuşlardır. ABD, kendi ülkesinde bu duruma izin vermemek için, “bail out-kurtarma” planlarıyla ve devlet eliyle, 0-sıfır faizli muazzam miktarda paralarla o şirketleri ve varlıkları yabancıların eline geçmekten kurtarmıştır.

Bu süreç içerisinde, tüm “emerging market countries-yükselen piyasalar ülkeleri” hedef alınarak, ekonomik değer taşıyan, tüm milli devlet şirketlerinin yerli/yabancı şirketlere satılarak, o ülkelerde devlet biçiminin ve kavramının değiştirilerek “şirketokrasi-kapitokrasi” tasallutu altına alınması, bunun alt yapısı için de tüm iş yasalarının ve işçi örgütlenmesi düzenlemelerinin, işçiler/çalışanlar aleyhine olarak değiştirilmesi sağlanmıştır.

Durum-vaziyet bu olduğundan, yeni döneme hazırlıksız yakalananlar batmıştır ya da batmayanların da akıbeti yakında batmak olacak, insanlar yeni efendilerine, “global finansal elit” yönetimine, yani “efendi/köle düzenine” alışmak zorunda kalacaklardır.

“Global finansal elit”, elindeki para gücüyle, herkesi satın alarak ve her istediğini yaptırarak, bu düzeni sürdürme azim ve kararlılığındadır.

Yani işimiz Allah’a emanettir.

Kaynak: Dr. Zeki Şahin yazdı: GLOBAL FİNANSAL ELİTİN “ÜÇ KAĞIT EKONOMİSİ”

FİNANS DOSYASI /// ERDİL ÜNSAL : “Bu saray Ukrayna’da değil ki…”


ERDİL ÜNSAL : “Bu saray Ukrayna’da değil ki..…”

Ukrayna devrik lideri Yanukoviç, Avrupa Birliği ile ülkede ekonomi ve devlet gücü üzerinde denetim mekanizmaları getirecek anlaşmalar serisini askıya aldı. Rusya’nın oligarkları ve yolsuzluk paralarıyla, şeffaflıktan uzak bir ticari ve ekonomik yapıyı tercih etti. Bu yönelim tabii ki, özgürlükler, hukuk ve demokrasi konusunda duyarlı entellektüel kesimlerin protestolarına neden oldu. Protestolar büyüdü. Yanukoviç rejiminin protestolara karşı şiddeti de… Ancak rejimin orantısız şiddeti, protestoları bastırmak yerine kitlesel öfke seline dönüşmesine yol açtı. Halk sokaklara döküldü. Yanukoviç bu beklemediği gelişme karşısında apar topar ülkeden kaçmak zorunda kaldı.

Yanukoviç, sadece bir el çantasıyla bindiği helikopter ile Rusya’ya kaçarken, Ukrayna halkı da o güne kadar somut şekilde görme olanağına sahip olmadığı Yanukoviç’in Sarayı, av köşkü ve inanılmaz miktarda kaçırdığı servetiyle yüzleşmeye başlıyordu.

Gazeteci Oliver Bullough, Ukraynalı arkadaşı Anton’a, ‘’Nasıl böyle bir şeye izin verdiniz ki?’’ diye sordu. Anton’un yanıtı, ‘Bilmiyorduk ki..bütün medya elindeydi…’ şeklinde oldu. Anton’un sonraki cümleleri ise Oliver’ın şaşkınlığını iki katına çıkaracaktı:

‘’Hem bilemezdik ki… Zaten bu saray Ukrayna’da değil ki… İncelersen göreceksin’’.

Bu son cümleyi anlamlandırmakta zorlanan Oliver, gazeteci refleksiyle incelemeye başladığında, iktidar ve para ilişkisinin karanlığında yolların nasıl kaybolduğunu keşfedecekti. Yanukoviç’in sarayın kurulu olduğu arazinin sahibi görünen Ukrayna firması bir İngiliz firmasına aitti. O İngiliz firmasının sahibi ise bir başka İngiliz firmasıydı. O İngiliz firması da Avrupa’nın ‘vergi cennet’lerinden biri olan Liechtenstein’da kurulu bir vakfa ait görünüyordu. Yahya Demirel’in hayali sunta ihracatını yaptığı firmanın kayıtlı olduğu ülke.

Bullough, Yanukoviç’in parasının izlerini takip ederken aklında hep Anton’un, ‘bu saray Ukrayna’da değil ki..’ sözü yankılanıyordu.

Ukrayna’da değilse nerede?

Sarayın ve av konağının arazisine sahip şirketin adresini buldu. Gerçekten de bu şirket Ukrayna’da değildi. Adresi, Londra’da Harley Street 29 numarayı gösteriyordu. Bu karanlık finans dünyasına ait ilk kez fiziksel bir mekan bulmanın heyecanı ile hemen söz konusu adrese koştu.

Bu küçük binanın resmi adının “Formations House” olduğunu öğrendi. Örneğin sadece birkaç odadan oluşan bu küçücük evin, 2000’den fazla şirketin merkezi olduğunu… Evet tam Örneğin Rus milliyetçisi oligarklarla, Amerikan milliyetçisi türedi politikacıların veya Ortadoğu’nun İslamcı otokratları ile Doğu Avrupa’nın İslamofobik otokratlarının nasıl olup da bu derece kanka olabildiklerini açıklayabilecek sırlar bu yerdeydi. Donald Trump’ın 2016 başkanlık kampanyasını yöneten Paul Manafort’un Ukrayna’da Yanokoviç’in danışmanlığını yapmış bir isim olması artık tuhaf gelmeyebilir. Manafort’un kendisinin de Kıbrıs’ta kurulu merkezi İngiltere’de şirketleri aracılığı ile gezegende para dolaştırması da… Yine, Karayiplerde, Saint Vincent veya Grenadines adalarında şirketleri olması da… Başkanlık seçiminde, ABD tarihinde görülmemiş oranda bir din-iman-vatan-millet-bayrak kampanyası yürüten bu aşırı yerlici politik karakterin ABD’de kurulu, ülkesine tek kuruş vergi veren tek bir şirketi olmaması da… (kyn: t24 Cemal Tunçdemir)

Amerika gibi para ve kâğıt satan kurum kuruluşlar, çevre ülkelerinde de oluştu ve tüm finansal araçlar kullanılmaya başlandı. Finansal Araçlar deyince, ilk akla gelen bankalardır. Bankalar kredi verme yoluyla yarattıkları alım gücü yani kaydi para ile ekonomiye çok miktarda para soktular. Bunun dışında türev araçlar adı verilen başka türlü para yaratma sistemleri devreye girdi.

Kişi ve kurumlara finansal enstrüman sunan başka finans kuruluşları da ortaya çıktı. Onlar da kıymetli kağıt alım satımına katıldılar.

Maliyeden sorumlu Berat Albayrak geçenlerdebu gölge bankacılık dediğimiz kurumların temsilcileriyle bir araya geldi.“bankalar dışı finans kurumlarının önlerinin açılmasının zamanı geldi” diye bir açıklamada bulundu.

Bankacılık kurallarına tabi olmayan ama bankacılık işi yapan bu kuruluşların önünün açılması demek; finans siteminin içine bir büyük sorunu daha ilave etmek demektir. Spekülatörlerin arayıp da bulamayacağı iş; banka dışı finans kurullarının önünün açılması işidir. Rahmi Koç’ta kriptobankacılıktan nasıl para kazandığını talihsiz bir açıklama ile duruma katkıda bulundu. Banka dışı finans kurumlarının yağma piyasasından aldığı pay çoğaldıkça yaygaranın kopacağından emin olabiliriz. Kontrolsuz finans ortamında offshore ve bankaer Kastelli gibi çakma bankerlerin insanları nasıl mağdur ettiği unutulmamalı.

Bu aynen şu işe benziyor; ithal ettiğimiz ürünler yerli üründen hem ucuz hem de kaliteli diye, sanayimizi yiyip bitirdiğimiz gibi şimdide mali sistemimizi yiyip bitireceğiz. Banka dışı finans kurumu diyecek ki “ben size bankadan daha ucuza falan türev aracının sağladığı krediyi yani ‘kaydi parayı’ verebilirim”.

Tarımda ithalat yaparak, çiftçi üreticiyi bitirdiğimiz gibi sanayiyi de ithalata bağlayıp üretemez hale geldiğimiz gibi, bankaları da kredi veremez konuma kısa zamanda sokarız.

Ülkemizde güya devlet kontrolunda olan kamu ve özel bankalar, kağıt üzerinde hazine bonosu kaydını kendi tutarak mükellefe “ adınıza şu kadar hazine bonusu kefaletimiz altındadır” yazılı kağıt vererek , kıyı bankacılığı (offshore) ile mevduat sahiplerinin mağdur ettiği İmar Bank yolsuzluğu ile bilinmektedir.

Bilindiği gibi, kapitalizmin temel amacı ürün üretmek değil kar üretmektir

Bir sorundan kurtulalım derken, bir başka sorunun içine dalıyoruz.

Panama gibi vergi cenneti ülkeler ile dünyanın çeşitli yerlerindeki yolsuzların sığındığı limanlar, ada ve adacıklara aktarılan paralar zaman zaman belgelerin sızdırılmasıyla güçlü siyasi liderlerin yolsuzluklarını görebiliyoruz. Dünya liderleri koltukları işgal ederken kaçırdıkları paralar yolsuzlukları ortaya çıktıkça. ABD bloke ediyor ettiriyor ve kaçırılan paralar ABD kasasına giriyor. İnsan düşünüyor. Belli bir yaştan sonra 2 öğün zor yeniyor. Liderlerin kaçırdığı paralara ABD blog koysun ve midesine o atsın yesin diye mi biriktiriliyor?

Yolsuzluk her ülkenin sorunu. Günümüzde 50 den fazla ülkede ünlü siyasetçilerin adı offshore şirketler aracılığıyla yolsuzluğa bulaşmış.

Hele bizim gibi merkez banka rezervlerinin 5 misli fazla dövizin serbest piyasada dolaştığı. Her türlü paranın kontrolunun yapılamadığı, Merkez Bankasının oligarjiye bağlandığı ve ekonomik stabiliteyi Merkez Bankası başkanının değil oligarkın kaide koyduğu bir ülkede, Reze Zarrab’ın devlet töreni ile karşılanmasına şaşmamak gerekecektir.

Erdil Ünsal

FİNANS DOSYASI : Nazi kodunu kıran bilgisayar öncüsü İngiliz sterlinine yüz oldu


Nazi kodunu kıran bilgisayar öncüsü İngiliz sterlinine yüz oldu

2. Dünya Savaşında Nazilerin gizli haberleşme kodunu kıran ve Atlantik’te yol alan gemilerin korkulu rüyası Alman denizaltılarının imha edilmesini sağlayan Alan Turing, 50 Poundluk banknotların üstünde yer alacak.

2. Dünya Savaşı sadece bir cephe savaşı değildi. Savaş hava, kara ve denizde olduğu kadar da bir istihbarat savaşı idi. İngiliz ordusu istihbarat birimleri savaşta birçok önemli operasyona imza atmış, savaşın kaderini değiştirmişti.

Savaşın başında ABD, İngilizlere büyük bir lojistik destek veriyor; onlarca gemi yüzbinlerce ton silah ve malzemeyi yeni kıtadan İngiltere’ye taşıyordu.Ancak bu konvoyların önünde çok büyük bir tehlike vardı; Atlantik’te devriye gezen Alman denizaltıları. U-Botlar olarak tarihe geçen küçük ancak etkili denizaltıların görevi ABD’den gelen stratejik yardım gemilerini batırmaktı.

Alan Turing, Alman Nazilerin telsiz kodunu çözmüş hatta daha da ileri giderek kodu otomatik olarak çözen bir mekanik bilgisayar yapmayı başarmıştı.Telsiz konuşmalarının çözülmesi ile İngiliz donanması Atlantik’te gizlenen Nazi denizaltılarının neredeyse hepsini batırmayı başardı.

Turing savaştan sonra bir kahraman olmasına rağmen eşcinsel olmakla suçlandı; o yıllarda İngiltere’de eşcinsel olmak kanunen suçtu. Mahkeme tedavi olması şartı ile Turing’i şartlı tahliye etti ancak baskılara dayanamayan Turing, 42 yaşında 1954 yılında siyanür içerek intihar etti.

İngiliz Krallığı Turing’den ölümünden yıllar sonra, 2013’te, özür diledi.

İngiliz Merkez Bankası Başkanı Mark Carney 2021 yılında dolaşıma girecek en büyük sterlin banknotunu kamuoyuna pazartesi günü tanıtırken yaptığı konuşmada, Turing’in savaşta çok şey başarmış bir kahraman olduğunu belirtti.Yeni 50 Poundluk banknot kağıt temelli olmayan plastik temelli bir maddeden yapılacak.