FİLM TAVSİYESİ : Resmi sırlardan resmi yalanlara /// CANSU ÇAMLIBEL (GAZETE DUVAR)


Resmi sırlardan resmi yalanlara

17’nci yıldönümüne yaklaşmakta olduğumuz Irak işgali için hangi boyutta resmi yalanlar söylendiğini çoktandır biliyoruz. Dönemin Britanya Başbakanı Tony Blair ve ortağı George W. Bush, Irak’ı bugün hala uçurumun kenarında debelenen bir enkaz olarak bıraktıkları için hiç özür dilemedi. Oyunun kuralı değişmiyor; popülist liderler iktidarda kalmak için savaş çıkartmayı rahatlıkla göze alabiliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı bugüne kadar bütün Amerikan başkanlarının almaktan imtina ettiği türden bir saldırı kararı almasının ana motivasyonu 2020 başkanlık seçimlerinden başka şey değil.

Detektif: Görevinizin ne olduğunu söyler misiniz?

Şüpheli: Sinyal istihbarat toplayıp analiz ederek müşterilerimin işine yarayabilecek raporlar hazırlıyorum.’

Detektif: Hizmetinizin muhatabı kimler?

Şüpheli: Britanya Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları.

Detektif: Yani Britanya hükümeti için çalışıyorsunuz.

Şüpheli: Hayır, hükümetler değişir. Ben Britanya halkı için çalışıyorum. Hükümetin Britanya halkını koruyabilmesi için istihbarat topluyorum. Hükümet halka yalan söyleyebilsin diye istihbarat toplamıyorum. Bir terör saldırısını engellemek için istihbarat toplanmasına bir itirazım yok. Benim itirazım Birleşmiş Milletler’deki bir oylamanın manipüle edilmesi ve dünyanın yalanlarla savaşa sürüklenmesine.

Yukardaki diyalog, İngiliz-Amerikan ortak yapımı ‘Official Secrets’ (Resmi Yalanlar) isimli belgesel-drama türündeki filmin en vurucu sahnelerinden birinde geçiyor. Sahnede aksiyon yok, vuruculuğunun kalbinde iyi bir metin ve berrak oyunculuk var. Kahramanımız Katharine Gun, GCHQ’da (Hükümet İletişim Genel Merkezi) Pekin lehçesi olan Mandarin uzmanı. Britanya istihbaratı için dünya çapında telefon dinlemesi yapan bir ajan Katharine. Soyadı aslında ‘Gun’ değil Türkçe telaffuzla ‘Gün’; çünkü kocasının soyadını kullanıyor. Yaşar Gün, Britanya’ya siyasi ilticada bulunmuş ve oturma izninin çıkmasını beklemekte olan bir Türkiye Kürdü.

Katharine ve çalıştığı serviste farklı dillerde dinleme yapan diğer ajanlar 2003’teki Irak işgalinden bir buçuk ay kadar önce Amerikan istihbarat teşkilatı NSA’den GCHQ’ya gelen kritik bir mesaja dair bir e-posta alıyorlar. E-postanın ilişiğinde Irak işgali için BM Güvenlik Konseyi kararı çıkartmaya çalışan ABD’nin, konseyin daimi olmayan üyelerini yola getirecek şantaj malzemesi bulunması konusunda Britanya istihbaratından yardım isteyen bir bilgi notu var. Katharine’in yapması gereken dinleme yaparken Irak oylamasında kilit rol oynayacak beş ülkeye (Bulgaristan, Angola, Kamerun, Şili ve Gine) karşı koz olarak kullanılabilecek bir istihbarat bulmak. ABD ve Britanya’nın elinde Saddam Hüseyin’in Irak’ta kitle imha silahları bulundurduğuna dair bir istihbarat olmadığını bilen Katharine vicdanının sesini dinleyerek bilgi notunu savaş karşıtı aktivist Yvonne Ridley aracılığıyla Observer gazetesine sızdırıyor.

FİLM YENİ, HİKAYE ESKİ

17’nci yıldönümüne yaklaşmakta olduğumuz Irak işgali için hangi boyutta resmi yalanlar söylendiğini çoktandır biliyoruz. Dünya, 2003’te Saddam’ın Irak’ının vurulabilmesi için istihbarat diye ittirilen her şeyin düzmece olduğunu dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’dan bizzat dinledi. Katharine Gün’ün öfkesinin hedefindeki dönemin Britanya Başbakanı Tony Blair ve ortağı George W. Bush, Irak’ı bugün hala uçurumun kenarında debelenen bir enkaz olarak bıraktıkları için hiç özür dilemedi. Kitle imha silahları düzmecesinin beyni olan ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ise CIA’yı olmayan bir istihbarat yaratmaya zorlayanın kendisi olduğunu itiraf etmek yerine ‘Saddam’sız dünya daha iyi bir yer’ demek için ara sıra Amerikan televizyonlarında arz-ı endam ediyor.

Tesadüf bu ya… ‘Official Lies’ filmini İran Devrim Muhafızları’nın Kudüs Tugayı Komutanı General Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürüldüğü günün akşamında izledim. Oyunun kuralı değişmiyor; popülist liderler iktidarda kalmak için savaş çıkartmayı rahatlıkla göze alabiliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı bugüne kadar bütün Amerikan başkanlarının almaktan imtina ettiği türden bir saldırı kararı almasının ana motivasyonu 2020 başkanlık seçimlerinden başka şey değil. Elbette Kasım ayındaki seçime girebilmesi için ilk önce Yüce Divan’a dönüşecek Senato’daki azil oylamasını atlatması gerekiyor. Trump’ın hesabı tüm bu süreçte Cumhuriyetçi Parti’nin çekirdeğini çelik gibi arkasında tutmak. Bunun için daha önce direndiği müesses nizam içindeki İran şahinlerine kendince çiçek attı. Tek bir hareketle Ortadoğu’daki fay hatlarını ne şiddette harekete geçirdiğini hiç de umursamadan.

Trump yönetiminden yetkililer şimdi durumu kurtarmak için anlatı arayışında. Kasım Süleymani’nin Suriye, Irak ve Lübnan’daki ABD diplomatik misyonlarına yeni bir saldırı dalgası hazırlığı içinde olduğuna yönelik aciliyet arz eden bir istihbarat nedeniyle ABD Başkanı Trump’ın bu riskli kararı almak durumunda olduğundan dem vuruyorlar. Oysa 4 Ocak 2019 tarihli New York Times haberine göre Pentagon’daki yetkililer Kasım Süleymani’yi hedef alan drone saldırısının ardından gazeteye şunu söylemiş: “İran’ın faaliyetlerinde son haftalarda dramatik bir değişiklik ya da yeni bir durum yok. Süleymani’ye bağlı İranlı milislerin on yılı aşkın bir zamandır Amerikalıları tahrik edecek eylemler içinde.”

Anlaşılıyor ki Kasım Süleymani’nin komuta edeceği yeni bir eylem istihbaratı vardıysa dahi bunun içeriği 3 Ocak 2020 tarihine kadar Donald Trump’a -ve hatta kendisinden önceki iki Amerikan başkanına- sunulan istihbarat raporlarından çok farklı değildi. Öte yandan, Kasım Süleymani’nin yeri Amerikan istihbaratı açısından ilk kez belirlenmiş de değil. Süleymani bölgede görünmez bir dokunulmazlık zırhıyla seyahat eden, nerede olduğunun sosyal medyada yayınlanmasından ya da özel uçağının Bağdat, Erbil, Beyrut havalimanlarında görünür bir şekilde park ettirmekten çekinmeyen bir komutandı.

Resmi sıfatı olan, koordinatları çoğu zaman Amerikan istihbaratı tarafından bilinen ve yıllardır ABD-İsrail ikilisinin bölgedeki çıkarlarına taş koyma hedefiyle milis orduları yöneten bir adamın bugün ortadan kaldırılmasının Trump’ın kişisel siyasi ihtiyacı dışında neye hizmet ettiğini kimse açıklayamıyor.

Mesela AKP hükümetinin Libya’ya asker göndermesinin tam olarak neye hizmet edeceği de bir türlü tam olarak açıklanamıyor. Gönderileceklerin Türk askerinden daha ziyade Suriye’de TSK komutasında savaşan Sünni Arap grupların olması kafalardaki soru işaretlerini sıfırlamıyor. Öte yandan Ankara’nın Libya’da kendi adına savaşacak Sünni Araplara Türk vatandaşlığı vaat ettiği haberleri geliyor. Suriye’deki farklı tugayların komutanlarına geçen ay Türk vatandaşlığı ve Türkiye Cumhuriyeti pasaportu verilmiş bile.

Trump’ın siyasi hırsı nedeniyle Ortadoğu’da bombanın pimi çekilmişken Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Libya kararıyla vekalet savaşları liginde Türkiye’ye yeni bir eşik daha atlatıyor.

Cansu Çamlıbel kimdir?

Ortadoğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezundur. Yüksek lisansını Britanya’daki Cardiff Üniversitesi’nde Uluslararası Gazetecilik bölümünde yaptı. 2002 tarihli master tezi ‘Türk medyası ve oto-sansür sorunsalı’ başlığını taşıyor. NTV’de diplomasi muhabirliği ve 2005-2008 yılları arasında Brüksel muhabirliği yaptı. 2008 yılından 2019 Şubat’ına kadar Hürriyet ve Hürriyet Daily News gazetelerinde muhabirlik, haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü, köşe yazarlığı gibi pek çok farklı görevde bulundu. Yaklaşık beş sene boyunca ‘Yüz Yüze Pazartesi’ köşesinde Hürriyet’in haftalık siyasi röportajları ona emanetti. Son olarak Nisan 2017-Şubat 2019 döneminde Hürriyet’in Washington Temsilcisi olarak görev yaptı. 2015-2016 döneminde ABD’deki Harvard Üniversitesi’nin prestijli Nieman Bursu’nu kazandı.

FİLM TAVSİYESİ /// UĞUR VARDAN : Cesur yürek…


UĞUR VARDAN : Cesur yürek…

2003’te Irak’ı işgal için gerekçeler üreten ABD, İngilizlerden yardım ister. İstihbarat Servisi’ne bağlı Hükümet İletişim Merkezi’nde tercüman olarak çalışan Katharine Gun, cesurca davranır ve yardım çağrısı niteliğindeki bir belgeyi vicdani gerekçelerle basına sızdırır. Bu gerçek olayı perdeye taşıyan ‘Resmi Sırlar’, hem yaşananlara ilişkin hafıza tazeliyor hem de medya etiği ve ilkeleri konusunda hatırlatmalarda bulunuyor.

RESMİ SIRLAR (BEŞ ÜZERİNDEN DÖRT YILDIZ)
Yönetmen: Gavin Hood
Oyuncular: Keira Knightley, Matt Smith, Matthew Goode, Rhys Ifans, Adam Bakri, Ralph Fiennes, Indira Varma, Conleth Hill, Tamsin Greig, MyAnna Buring, Hattie Morahan, Jeremy Northam, John Hefferman, Monica Dolan, Jack Farthing, Peter Guinness, Kenneth Cranham,
Angus Wright
İngiltere-ABD ortak yapımı

The Observer’ın Bosna ve Irak’ta bizatihi savaşın içinde yer almış kurt muhabiri Ed Vulliamy gazetenin ortasında, sağcı başeditör Roger Alton’a bas bas bağırıyor: “Biz basınız, Tony Blair için çalışan lanet olası bir PR ajansı değil.” Deneyimli gazetecinin öfkesinin nedeni, ellerine gizli bir kaynaktan ulaşan ve ülkenin, koca bir yalanın parçası olmasını isteyen bir belgenin basılıp basılmaması konusundaki tereddüttür. Gazetenin bir başka editörünün, samimi olduğu MI6 yetkilisiyle güncele ilişkin genel gidişatı konuşurken aldığı ‘tavsiye’ şu oluyor: “Neden muhabirlerine ‘Downing Street’e sadık olmayı bırakıp işlerini doğru dürüst yapmalarını söylemiyorsun?”

Kitap uyarlaması…

Bütün bu insanları gazetecilik etiği ve ilkeleri etrafında davranma konusunda hesaplaşmaya iten olayları başlatan kişiyse Katharine Theresa Gun’dır. Tayvan’da büyüdüğü için Mandarinceyi çok iyi konuşan 27 yaşındaki bu genç kadın, İngiliz İstihbarat Servisi’ne bağlı GCHQ’nun (‘Hükümet İletişim Merkezi’) Cheltenham yakınlarındaki ofisinde tercüman olarak çalışmaktadır. Takvimler 2003’ü gösterirken ve Batı cephesi, Irak’taki ‘Saddam yönetimi’ni devirmek için uğraşırken 31 Ocak’ta ofisteki diğer çalışanlar gibi bilgisayarına ‘Çok gizli’ uyarılı bir e-posta düşer. Söz konusu mesajda Amerikan Milli Güvenlik Teşkilatı (NSA), İngilizlerden Irak’a yönelik işgal konusunda manipülasyon çalışmalarına ilişkin yardım istemektedir. Katharine Türkiyeli bir Kürtle, Yaşar Gün’le evlidir ve Saddam’ın Kürtlere yönelik katliamlarından da haberdardır. Buna rağmen savaşın gerekçesinin yalanlar üzerine kurulu olması onu vicdanen rahatsız eder, e-postayı gizlice kopyalayarak bir şekilde basının eline geçmesini sağlar… Sonuçta belge The Observer gazetesine ulaşır ve 2 Mart 2003 tarihinde, Martin Bright imzasıyla haberleştirilerek yayımlanır. Sonrasında elbette ortalık karışır; Katharine deşifre olur ve Falkand Savaşı sonrası devlete ilişkin suçları örtbas etmek üzere çıkarılan ‘Resmi Sırlar Yasası’nı ihlalden hakkında dava açılır, kocası sınır dışı edilmek istenir vs vs.

İngiltere yakın tarihinde yaşanan bu olay önce Marcia ve Thomas Mitchell ikilisinin kaleme aldıkları ‘The Spy Who Tried to Stop a War: Katharine Gun and the Secret Plot to Sanction the Iraq Invasion’ adlı kitaba konu olur. Akabinde de bu kitaptan beyazperdeye uyarlanan ve bu haftadan itibaren salonlarımıza uğrayan ‘Resmi Sırlar’ (‘Official Secrets’) adlı filme…

Filmde meseleyi haberleştiren gazeteci Martin Bright’ı, Matt Smith (önde oturan) canlandırıyor.

‘Green Zone’dan ‘Spotlight’ ve ‘The Post’a…

‘Tsotsi’, ‘Rendition’, ‘Eye in the Sky’ gibi politik sularda dolaşan filmleriyle tanıdığımız (bu arada ‘X-Men Origins: Wolverine’i de çekmişti) Güney Afrikalı Gavin Hood imzasını taşıyan yapım, elbette öncelikli olarak Katharine Gun’ın (‘Gün’ aslında ama İngilizce yazılışından dolayı ‘Gun’ olarak kayıtlara geçmiş durumda) öyküsüne kulak kabartıyor. Ve bu yanıyla da hikâye ilk elde Paul Greengrass’ın ‘kimyasal silah’ yalanı üzerine inşa edilen savaş gerekçesinin peşindeki ‘Green Zone’uyla aynı hatta ilerliyor. Ama öte yandan Katharine’in sızdırdığı belgenin ‘savaşı destekleyen’ bir gazete tarafından basılması ve filmin belirli noktalarında medyaya ilişkin en temel dertleri; basın etiği ve ilkeler gibi konuları da perdeye taşıması, akla ‘Spotlight’ ve ‘The Post’ gibi yakın dönem yapımlarını da getiriyor. Katharine Gun’ın belgeyi basınla paylaşma çabasını, “Hükümetler değişir, ben İngiliz halkı ve onların çıkarları için çalışıyorum”la gerekçelendirmesi ise filmin en önemli ‘kıssadan hisse’si olarak göze çarpıyor.

Keira Knightley’den etkileyici bir performans

Bir anlamda Edward Snowden ve Julien Assange’ın da öncüsü konumundaki Katharine Gun’a hayat veren Keira Knightley karakterin cesaretini, kararlılığını, vicdani çabalarını ve sonradan düştüğü ruhsal karmaşayı son derece başarılı bir şekilde perdeye taşımış. Filmde ayrıca Martin Bright’ı Matt Smith, Ed Vulliamy’yi Rhys Ifans, Yaşar Gün’ü Adam Bakri, ‘Resmi Sırlar Yasası’na karşı mücadeleye soyunan avukat Ben Emmerson’ı da Ralph Fiennes canlandırıyor.

Gavin Hood’un sakin anlatımının yanı sıra yaşanmış meselelerde dolaşırken basının önemini ve ilkelerini hatırlatan senaryosuyla dikkati çeken ‘Resmi Sırlar’, gerçeğin ve vicdanın peşinde koşmak isteyen herkese tavsiye edeceğimiz türden bir yapım. Özellikle de “Gazeteci dostlar, kesinlikle kaçırmayın” diyorum…

FİLM TAVSİYESİ /// Resmi Sırlar : Halka Hizmet vs. Hükümete İhanet.?


Resmi Sırlar : Halka Hizmet vs. Hükümete İhanet…?

Duygu Kocabaylıoğlu

Vatan haini kimdir, ya da vatana ihanet nedir? Doğup, büyüdüğünüz; atalarınıza ya da size memleket olan, üzerindeki halk ile sevdiğiniz, vatandaşı olduğunuz toprak parçası mıdır vatan? Öyleyse vatan hainliği söz konusuyken kime hesap vereceksiniz? Belli bir süreliğine halkın oylarıyla seçilmiş ve kendi çıkarlarına göre kanunları yontan hükümet yetkililerine mi, yoksa halkın bizzat kendisine mi?

Ya da 30 yıllık hayatınızda yaptığınız tek bir eylem ile bir anda vatana karşı suç işlemiş, ihanet etmiş olabilir misiniz? Nazım Hikmet varyemezleri değil de halkının ezilenlerini savunduğu için mi vatan haini ilan edilmişti? Peki İngiliz istihbarat kurumu GCHQ’de çevirmen olarak çalışan Katharine Gun (soyadı Türk eşinden dolayı aslında Gün), meşruiyeti sorgulanır bir savaştan –kendi çapında- halkını ve ülkesinin itibarını korumaya çalışırken vatanına ihanet mi etti? Yoksa, aldığı yanlış kararlardan paçasını kurtarmaya çalışan hükümet görevlilerinin kovanına çomak mı soktu?

Çok sorulu bir paragrafla giriş yaptık; zira Katharine Gun’ın gerçek hayat hikayesinden uyarlanan Resmi Sırlar (Offical Secret) filmi, tüm bu soruları seyircinin kucağına da tabir-i caizse bomba misali atıp sahneden ayrılıyor. En son bir başka savaş dramı diyebileceğimiz Eye In Sky’ın yönetmeni olan Gavin Hood’u (X-Men Origins: Wolverine (2009); Ender’s Game (2013)) yeniden amiral koltuğunda seyrettiğimiz yapım, alışılageldiği üzere biyografik bir kitabın ("The Spy Who Tried to Stop a War: Katharine Gun and the Secret Plot to Sanction the Iraq Invasion") uyarlaması.

Bilmeyenler için çekirdek hikayeden bahsedecek olursak, ABD’nin Irak işgali öncesindeki günlerde, işgalin tartışıldığı ve sürecin oylanacağı BM Güvenlik Konseyi toplantıları öncesi, İngiliz istihbarat kurumu GCHQ görevlisi Katharine Gun’ın, mailleri arasına bir iç yazışma düşer; aynı birimdeki diğer çalışanlara da geldiği gibi. Fakat biriminden -emir olarak- talep edilen istihbarat çalışması, ABD’nin BM delegelerine şantaj yapmak için istediği, NSA casus operasyonunun bir parçasıdır. Birimdeki çalışanlar da bu işte bir ‘sakatlık’ olduğunu fark eder fakat kimse fazla sorgulamadan, işine devam eder. Bir kişi hariç: Evet, Katharine Gun. Bir arkadaşı vasıtasıyla skandal boyutundaki bu istihbarat emrini basına sızdıran Gun, fazla saklanmadan sızıntının kendisinden çıktığını itiraf eder; fakat bunu bilerek isteyerek, savaşın kirli yüzünü halka ifşa etmek ve İngiliz halkını korumak için yapmıştır. Çok da haksız sayılmaz; zira İngiliz hükümetinin meşruiyeti sorgulanan bir savaş için ABD ile ortaklıktan ziyade, Oval Ofis’in elinde ‘maşa olduğu’ gerçeği gün geçtikçe daha çok ayyuka çıkacaktır.

Film, bilgiyi ilk sızdırma anından itibaren inişli çıkışlı bir tempoda ilerliyor; hatta Gun’ın itirafı o kadar erken geliyor ki, senaryo tüm gizemini kaybetti zannediyorsunuz. Oysa yönetmen Gavin Hood, filmin ikinci yarısını kişisel bir ‘vicdani gerilim’ ekseninden çıkartıp, İngiliz hükümetinin, Irak işgali sonrası –kitle imha silahları da bir türlü bulunamayınca- nasıl da faka bastığını göstermek için kullanıyor. Ana çerçeveyi destekleyen yan öykülerde özgür basının ne kadar özgür kaldığı ya da hükümet yanlısı olup, yozlaştığı ince ince sorgulanırken, hikayedeki bir başka gerilim unsuru da Gun’ın, Kürt kökenli Türk vatandaşı eşi Yaşar tarafından geliyor; çünkü Yaşar hem Kürt hem Müslüman! Hem de İngiltere’deki varlığı oturma izninin yenilenmesine bağlı. Gun ailesine savaş açan hükümet tabii bu fırsatı da es geçmiyor ve göçmen statüsündeki Yaşar’ın üzerine gerçek bir kabus gibi çöküyor.

Oyunculuklarda Keira Knightley baş karakteri, yaşayan bir insan olarak beyaz perdeye taşımayı başarıyor; fakat, umduğumuz gibi Oscar’lık bir Knightley performansı değil. Knightley harici filmin en öne çıkan performansı, filmin ikinci bölümünde Gun’ın avukatlığını üstlenen Ben Emmerson rolünde Ralph Fiennes’den geliyor. Fiennes’ın kararlı ve inatçı bir yapıda sırtladığı karakter nihayetinde Katharine Gun’ın beraat etmesini sağlıyor.

Ez cümle, yılın ilk cuma vizyonunda, biyografik suç ve dram kategorisinde kendisini seyrettirebilen, dahası seyirciyi sorgulamalara iten bir film Resmi Sırlar. Sahi vatan haini kimdi son kertede?

FİLM TAVSİYESİ : CASUS (THE OPERATIVE) /// (YAKINDA GÖSTERİME GİRİYOR)


Ünlü oyuncu DIANE KRUGER : Mossad’dan eğitim aldım

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=MfvSsvj3fwQ

FİLM Özeti ve Detaylar

Casus, kimliği açığa çıkan bir ajanın hikayesini konu ediyor. Rachel, İsrail’in korkulan ulusal istihbarat örgütü Mossad’ın ajanlarından biridir. Genç kadının hayatı, bir gün aldığı telefonla alt üst olur. Telefondan Rachal’a söylenen tek şey “baban öldü” olur. Rachal’ın aldığı haber kelimenin gerçek anlamından çok uzaktır. Genç kadın, kendisine verilen şifreli mesajda kimliğinin açığa çıktığını öğrenir. Hayatı tehlikede olan Rachel, artık kendi teşkilatı için bile bir risk oluşturur. İyi bir casus olduğundan dolayı teşkilat Rachal’e son bir görev vermeyi planlar. Genç kadın, kendisine verilen gizli görev gereği İran’a gider. Burada Rachel kendisini hiç beklemediği bir durumun içinde bulur. Takip ettiği adama aşık olan Rachel, kendini, sevdiğini, ülkesini ve masumların hayatını etkileyecek bir karar vermek zorunda kalır.

Diane Kruger, bir Mossad ajanını canlandırdığı son filmi ‘The Operative’in çekimleri için İsrail’de Mossad eğitiminden geçtiğini ve bu eğitim kapsamında sahte kimlikle Tel Aviv Havalimanı’ndan ülkeye giriş yaptığını söyledi.

Oyuncu Diane Kruger, bir Mossad ajanını canlandırdığı son filmi ‘The Operative’in çekimleri için İsrail’de Mossad eğitiminden geçtiğini ve bu eğitim kapsamında sahte kimlikle Tel Aviv Havalimanı’ndan ülkeye giriş yaptığını söyledi.

Çekimleri Haziran ayında İsrail ve Bulgaristan’da başlayan “The Opoerative” filminde yer alan ünlü oyuncu Diane Kruger, filmin çekimleri için “İsrail’e sahte kimlikle giriş yaptığını” açıkladı.

Yuval Adler’in yönetmenliğindeki filmde bir Mossad ajanını canlandıran Kruger, sıkı bir Mossad eğitiminden geçirildiğini söyledi.

“ÇOK SAYIDA MOSSAD EĞİTİMİ GERÇEKLEŞTİRDİK”

Sputnik’te yer alan habere göre; Kruger, "İsrail’e çekimlerden önce geldim ve çok sayıda Mossad eğitimi gerçekleştirdik. Mossad görevlileri bana sahte kimlik verdiler ve bununla Tel Aviv Uluslararası Havalimanı’ndan ülkeye giriş yapmamı istediler" ifadelerini kullandı.

İran’ın başkenti Tahran’da Mossad için çalışan genç bir kadının anlatıldığı film, ünlü yönetmen Adler’in istihbarat servislerini konu edinen ikinci filmi.

İlk olarak Truva filmindeki ‘Helen’ karakteriyle tanınan Almanya doğumlu oyuncu ayrıca, eğitimleri esnasında karakterine esin kaynağı olan ve hala kimliği gizli tutulan Mossad üyesi kadınla ilgili de çok şey öğrendiğini söyledi.

Eğitimi kapsamında sahte kimlikle ülkeye giriş yapan Kruger, bu girişle ilgili diğer ayrıntıları ise paylaşmadı.

“ONLARDAKİ YETENEK AKTÖRLERDE YOK”

Mossad yetkilileriyle yaşadığı tecrübeleri de aktaran ünlü isim, şunları söyledi:

"O ajanlardan biriyle konuşulduğunda tamamen farklı bir paranoya ortamı oluşuyor. Her yıl yapılan 5 bin başvuru arasından yalnızca bir tanesini alıyorlar. Ajanların farkındalıkları ve kararlılıkları dikkat çekici düzeyde. Tanıştığım Mossad yetkililerinin insanları haberleri bile olmadan oldukça başarılı bir şekilde manipule etme yetenekleri vardı. Bu olağanüstü. Bu yetenek aktörlerde yok. Birkaç ay boyunca başkası gibi davranabilirsiniz, ancak bunu yaşamak tamamen başka bir seviye."

Kruger ayrıca, Quentin Tarantino’nun yazdığı ve yönettiği 2009 yapımı ‘Soysuzlar Çetesi’ (Inglorious Basterds) filminde de ajan rolünü oynamıştı.

Çekimler esnasında Tarantino’nun İsrailli eşinin hamile olduğunu hatırlatan Kruger, "Sette çocuk gibiydi. Bir çekimden ya da sahneden memnun kaldığında sevinçten havalara uçuyordu. Şeker dükkanında gibiydi ve çok heyecanlıydı" dedi.

Odatv.com

FİLM TAVSİYESİ : En İyi Matematik Filmleri


En İyi Matematik Filmleri

Sibel Çağlar

Eğer matematik tutkunuysanız ve sayılarla aranız iyiyse ya da bulmacaları seviyorsanız, matematikle harmanlanmış bu filmleri mutlaka izlemelisiniz.

20 – Pİ – 2008 – IMDb: 7.4

Max, çılgın olduğu kadar dahi bir matematik meraklısıdır. Matematiğe ve özelikle de pi sayısına karşı oluşturduğu takıntısı, onun tüm hayatının gidişatını belirlemektedir. Max, on yıldan beri tüm doğanın ölçülebilir bir kodlanma sistematiğine sahip olduğunu fark etmiştir. Artık tek amacı doğanın bu büyük sırrını çözmektedir. Max, elindeki verilerle karşısındaki problemin çözümüne kalkışır. Ancak adım adım vardığı sonuç, onu problemin tam da ortasındaki değişken yapacaktır. Max’ın vardığı nokta, dünyayı temellerinden sarsacak kadar yenilikçidir. Max, bu sonuçları saklamalıdır.

Yeni dönem Amerikan sinemasının en heyecan verici yönetmenlerinden biri olarak kabul edilen Darren Aronofsky’nin takıntılar odaklı filmi, bir ilk film olarak büyük bir beğeniyle karşılanmıştı. Filmin başrolünü ise, tek kişilik şovunu sergileyen Sean Gullette üstleniyor.

19- UFO – 2018 – IMDb: 6.2

Ryan Eslinger‘in yazıp yönettiği ve baş rollerini Alex Sharp ile The X-Files’tan tanıdığımız Gillian Anderson‘ın paylaştığı UFO, 2018 yapımı düşük bütçeli bir film. Çok büyük sürprizler içermese de kendini izletmeyi başarabilen bir yapım olmuş diyebiliriz.

Parlak bir matematik öğrencisi olan Derek(Alex Sharp), çocukluğundaki bir UFO karşılaşmasının da etkisiyle, ABD genelinde çok sayıda hava alanından bildirilen vak’anın uzaylılara ait olduğuna inanıyor.

Kız arkadaşı Natalie (Ella Purnell) ve matematik profesörü Dr. Hendricks‘in (Gillian Anderson) yardımıyla bu gizemi çözmeye çalışırken, FBI özel ajanı Franklin Ahls da (David Strathairn) onun ensesindedir.

18- Gizli Sayılar – Hidden Figures – 2016 – IMDb: 7.9

Film üç Afro Amerikalı kadın bilim insanının NASA’da yakaladığı başarıyı ve 1962 yılında uzaya çıkarak Dünya yörüngesinde dönen ilk astronot John Glenn’in görevine katkılarını anlatıyor.

Margot Lee Shetterly’nin kaleme aldığı aynı isimli kitaptan uyarlanan filmin yapımcısı Pharell Williams şu sözlere yer verdi: “Bir önceki neslin propagandaya dönüşen, bilim, matematik ve mühendisliğin erkekler için olduğu fikrini yerle bir ediyor film. Kadınsız bir dünyada ne insanlık ne de erkekler var olabilir.”

17- Einstein and Eddington – 2008 – IMDb: 7.4

1. Dünya savaşı sırasında bilim insanlarının yaşadıkları zorluklar ve bu zorlukları aşmanın yine bilim olduğunu düşünen iki teorem çürütücünün, yani Alman Einstein ve İngiliz Eddington’ın gerçeklere dayanan öyküleri, yarı belgesel havasında anlatılıyor. Kesinlikle izlenmesi gerekenler arasında geliyor.

16- The Man Who Knew Infinity – Sonsuzluk Teorisi – 2015 – IMDb: 7.2

Srinivasa Ramanujan çok fakir bir aile çocuğu olarak Madras’da yoksulluk içinde büyümüş ve hiç bir şekilde eğitimi olmayan biridir. Kendisi buna rağmen matematiğe çok büyük bir ilgi duymaktadır ve bu konuda çalışmaları vardır. Bu yaptığı çalışmaları İngiltere de bulunan Cambridge Üniversitesine yollamıştır. Orada bu çalışmaları inceleyen G.H. Hardy bunlardan çok etkilenmiş ve Srinivasa’yı üniversiteye davet etmiştir. Kendisi aşık olduğu ülkesinden ve kadınından ayrılmış İngiltereye gitmiştir. Burada hem alışkın olmadığı bir dünyada bulunmakta hemde 1. Dünya savaşının tüm gücüyle sürdüğü ve etkisini hissettirdiği bir ortamda yabancı düşmanlığı denen olaylarla mücadele edecektir. Bu güzel yapımı mutlaka izleyin.

15. An Invisible Sign – Aşkın Logaritması – 2010 – IMDb: 5,4

Babasının hastalığını unutabilmek için çocukluğundan beri matematikle uğraşan Mona Gray, bir matematik dâhisidir. Her konuyu matematikle çözmeye çalışan Mona’nın hayatı bir okulda öğretmenliğe başlamasıyla değişir. Öğrencileriyle kurduğu ilişkilerle hayatı tekrar anlamlandırmaya başlayan Mona, aşkı, çocuk olmayı ve olaylara bakışı yeni baştan öğrenecektir.

14. The Oxford Murders – Oxford Cinayetleri – 2008 – IMDb: 6,1

İngiltere – İspanya yapımı film bir üniversite de işlenen cinayetleri ve bu cinayetleri çözmeye çalışan bir profesör ve öğrencisini konu almaktadır. Katilin arkasında matematiksel notlar bırakması, bu notları çözerek katile ulaşmaya çalışan profesör ve öğrencisi Sherlock Holmes metoduyla ince ve detaylı araştırmalara girer. Film Guillermo Martinez’in aynı adlı romanından beyaz perdeye aktarılmıştır.

13. La Solitudine dei Numeri Primi – Asal Sayıların Yalnızlığı – 2010 – IMDb: 6,4

Matematiğin insan doğasındaki izlerini ve asal sayıların yalnızlığı gibi yalnız insanları anlatan film, çocukluk travmalarının gölgesindeki Alice ve Mattia’nın hikâyesine değinmektedir. Asla eşlerini bulamayan asal sayılar, kayak kazası geçirip ölümden dönen Alice ve engelli kız kardeşinin kaybolmasından kendisini suçlayan Mattia’nın hayatlarına benzemektedir.

12. Enigma -2001 – IMDb: 6,4

Gizem ve bulmaca manalarına gelen Yunanca bir kelimenin film isminde kullanıldığı Enigma, Michael Apted’in yönetmenliğinde Kate Winslet’in başrolünde olduğu bir filmdir. 1943 yılında bir matematik dehası olan Tom Jericho’nun Almanların Enigma ismini verdikleri şifrelerini çözmek üzere görevlendirilir. İngilizlere ait 10.000 kişiyi taşıyan bir filo, Almanların aniden istihbarat şifrelerini değiştirmiş olmasından dolayı risk altına girmiştir. Kız arkadaşı Alman ajanı olmakla suçlanan Tom Jericho için şifreyi çözmek üzere zamana karşı bir yarış başlar.

11. The Number 23 – 23 Numara – 2007 – IMDb: 6,4

Film, karısı Agatha ile sıradan bir hayat yaşayan Walter’ın 23 Numara isimli kitabı okumaya başlamasıyla değişen hayatlarını konu alıyor. Kitabı okuyan Walter, kitapta yazılanların kendi hayatıyla ilgisi olduğunu düşünmeye ve gün geçtikçe buna saplantılı bir şekilde inanmaya başlar. Dramatik bir filmde Sil Baştan’dan sonra bir kez daha izleyiciyle buluşan Jim Carrey Walter karakteriyle etkileyici bir performans sunuyor.

10. La habitación de Fermat – Kapan – 2007 – IMDb: 6,7

İspanya yapımı bu filmde, birbirini hiç tanımayan dört matematikçinin büyük bir gizemi çözmeleri için bir mekâna davet edilmeleri işleniyor. Kendilerine soruldukları soruları doğru cevaplamadıkları takdirde bulundukları oda bir anda ölüm tuzağına dönüşecektir. Zamanında çözebilmek için yarıştıkları sorular haricinde asıl çözüme kavuşturmaları gereken, onları buraya kimin getirdiği ve aralarındaki ilişkidir.

9. Proof – Kanıt – 2005 – IMDb: 6,8

Ruhsal dengesizlikleri olan matematik dehası babasının yanından hayatı boyunca ayrılmayan Catherine ve babasının hayatı kız kardeşi Claire’in gelmesiyle büyük bir değişime uğrar. Kendisine hükmetmeye çalışan kız kardeşi Claire’le uğraşmaya çalışan Catherine, bir yandan da babasının öğrencisi Hal’le baş etmeye çalışmaktadır. Bütün bu dengelerle uğraşan Catherine bir yandan da babasının ruh sağlığının ne kadar kalıtımsal olduğu üzerine düşünmeye başlar.

8. Agora – Agora – 2009 – IMDb: 7,2

Film, tarihin gördüğü en etkileyici kadınlardan birisi olan Hypatia’yı konu alıyor. Matematikçi, filozof ve astronom olan bu kadın antik dönemde erkek egemen filozofların arasından sıyrılmayı başarıyor. Hem güzelliği hem de zekâsıyla ön plana çıkan Hypatia 45 yaşında bu hayattan ayrılmasına rağmen, unutulmayan tarihe damga vurmuş kadınlardan bir tanesidir. Erkeklerin linç etmesiyle öldürülen Hypatia’nın hikâyesi izlemeye değer matematik filmlerinden bir tanesidir.

7. Cube – Küp – 1997 – IMDb: 7,3

6 kişinin kapalı bir odada uyanmalarını ve küp şeklinde olan odalardan kurtulmaya çalışmalarını anlatan film yayınlandığı dönemlerin etkileyici filmlerinden bir tanesidir. Değişik mesleklere sahip bu kişiler, ölümcül tuzaklarla dolu bu küpten matematiksel şifreleri çözerek odadan odaya geçip çıkmaya çalışmaktadır.

6. Stand and Deliver – Kalk ve Diren – 1988 – IMDb: 7,4

Film, Amerika’da sayıları 40 milyonu aşan İspanyolca konuşan Latin kökenlilerin okuduğu bir okula matematik öğretmeni olarak atanan Jamie Escalante’nin hikâyesini beyaz perdeye taşıyor. Çoğu çete üyesi olan, yetersiz ve ilgisiz öğretmenler nedeniyle okulla ilgileri bulunmayan öğrencilerin oluşturduğu okuldaki öğrencilerin yeteneklerini fark eden Escalante, onları ülkenin matematik alanında en başarılı öğrencilerine dönüştürür.

5. Pi – 1998 – IMDb: 7,5

Gerilim ve bilim kurgu türündeki film, insan hayatının belki de en önemli buluşlarından birisini yapmak üzere olan sorunlu matematik dehası Max’in hikâyesini konu edinmektedir. Son on yıldır tabiatın kendine ait bir kodlama sistemi olduğunu fark eden Max henüz bunu çözmemiştir. Bu sırrı çözebilmek için çeşitli şeyler deneyen Max, sırrın ilk halkasını çözerse bunu çözebileceğine inanmaktadır.

4. Hakase no aishita sûshiki – The Professor and His Beloved Equation- Profesör ve Onun Sevgili Denklemi – 2006 – IMDb: 7,6

Bir matematik profesörünün tiyatro gösterisi çıkışında geçirdiği trafik kazasında hafızasını kaybetmesini ve sadece 80 dakikada bir yaşadığı olayları tekrar tekrar unutmasını anlatan bu ilgi çekici film profesörün hayatına giren bakıcı ve oğlu Kök’ü ve artık sadece geçmişte yaşayan profesörün Kök’e matematik öğretmesini konu ediniyor.

3. The Imitation Game – Yapay Oyun – 2014 – IMDb: 8,0

Yayınlandığı sene Oscarın iddialı filmlerinden birisi olan Yapay Oyun, Almanların ünlü Enigma şifrelerini ve bunu çözmeye çalışan bir grup insanın hayatını konu alıyor. Gerçek bir hayat hikâyesinden yola çıkan filmde özellikle ünlü matematikçi Alan Turing’in biyografisi işleniyor. Morten Tyldum’un yönettiği filmin başrolünü Sherlock dizisiyle yıldızı parlayan Benedict Cumberbatch üstleniyor.

2. A Beautiful Mind – Akıl Oyunları – 2001 – IMDb: 8,1

Ünlü matematikçi John Nash’in hayat hikâyesini anlatan film, matematik filmleri içerisinde en bilinenlerden bir tanesidir. Film genç yaşında oyun teorisi üzerine geliştirdiği kuramlarla matematik dehalarından birisi haline gelen John Forbes Nash Jr. ‘ın akıl hastalıklarıyla, özellikle şizofreniyle baş etmesini anlatan etkileyici bir filmdir.

1. Good Will Hunting – Can Dostum – 1997 – IMDb: 8,2

Robin Williams’ın etkileyici filmlerinden bir tanesi olan Can Dostum, Matt Damon, Ben Affleck gibi oyuncuları da künyesinde bulundurmaktadır. Film, fotografik hafızası güçlü olan fakir bir gencin, üniversite profesörü Sean McGuire’la kurduğu dostluk anlatmaktadır. Üniversitede hademe olarak çalışan Will, Nobel ödüllü profesörlerin bile çözmekte zorlandığı matematik problemlerini çözünce profesör McGuire’in dikkatini çekiyor. Robin Williams’ın en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar’ını aldığı film aynı zamanda en iyi özgün senaryo dalında da Oscar kazanmıştır.

Matematiksel

Paylaşmak Güzeldir

FİLM TAVSİYESİ : MÜTHİŞ BİR CASUSLUK AKSİYONU – KIZIL SERÇE (2018 FİLMİ)


FİLMİ BURADAN SEYREDEBİLİRSİNİZ.

Kızıl Serçe / Red Sparrow

Hayatta annesinden ve baleden başka tutkusu olmayan Dominika, geçirdiği bir kaza sonucu baleye veda etmek zorunda kalmıştır. Gelecek planları bir anda tuzla buz olan genç kadın, onun gibi üstün yetenekli gençlere bedenlerini ve zihinlerini bir silah olarak kullanmayı öğreten gizli istihbarat örgütü Sparrow School’a katılır. Zorlu ve sadistik bir eğitimden geçen genç kadın, programın şimdiye kadarki en tehlikeli öğrencisi olur. Dominika şimdi sahip olduğu güçle geçmişiyle yüzleşmeli ve sevdiği herkesin hayatı tehlikedeyken, Dominika’nın güvenebileceği tek kişi olduğunu söyleyen Amerikalı CIA ajanı Nathaniel Nash’le uzlaşma sağlamalıdır…

Akademi ödüllü genç yıldız Jennifer Lawrence başrollü Kızıl Serçe, Amerikalı yazar Jason Matthews’un dünya çapında beğeni toplayan casusluk romanından aynı isimle beyaz perdeye uyarlandı. Başrolünde Lawrence’a CIA ajanı rolünde Joel Edgerton’ın eşlik ettiği filmin zengin kadrosunda aynı zamanda Jeremy Irons, Mary-Louise Parker, Douglas Hodge, Ciarán Hinds, Joely Richardson ve Matthias Schoenaerts de bulunuyor.

FİLM TAVSİYESİ /// Devlet, mafya, siyaset : Filler ve Çimen


Devlet, mafya, siyaset : Filler ve Çimen

Mesut KARA
Tüm yazıları

3 Kasım 1996’da Kuşadası’dan yola çıkan ve Kemalettin Eröge Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadağ’ın kullandığı Mercedes, Balıkesir’in Susurluk’taki “Havaalanı” mevkiinde bir kamyonla çarpışır.

Kazada, Mercedes’i kullanan Hüseyin Kocadağ, üzerinde “Mehmet Özbay” sahte kimliği bulunan, kırmızı bültenle aranan katliam sanığı Abdullah Çatlı ve “Melahat Özbay” sahte kimlikli, sevgilisi Gonca Us ölür, DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak yaralı olarak kurtulur.

Bu kaza ile uzun süredir bilinen deriniyle, sığıyla yaşanan devlet, mafya, siyaset ilişkisi iyiden iyiye açığa çıkar. Kazadan yaralı olarak kurtarılan ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavi altına alınan DYP’li Bucak olaydan 12 gün sonra bir gece yarısı hastaneden kaçırılırcasına taburcu edilir. Uzun süre basınla görüşmeyen Bucak, ilk yaptığı açıklamada arabada bulunan silahların kendisine ve adamlarına ait olduğunu söyler.

26 Kasım 1996’da çalışmalarına RP’li Mehmet Elkatmış başkanlığında başlayan TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu, olayla ilgili birçok kişinin ifadesine başvurur. 1 Şubat 1997’de sol önderliğinde kitlesel protesto eylemleri başlatıldı. “Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık” adı verilen eylemlerde, Susurluk kazasıyla ortaya çıkan derin ve kirli ilişkilerin her yönüyle aydınlatılması için her gece saat 21.00’de halk evindeki ışıkları açıp kapamaya başlar. Kitlelerin değişim isteği, postmodern darbeye karşı tutum alabilen bir solun olmadığı bir ortamda, kendilerine beklenen değişimi vadeden AKP’yi iktidara taşır.

’90’lı yıllar böyle geçerken yaşanan bu karanlık ve kirli ilişkiler sinemaya da yansır. Derviş Zaim 1996 yılında çektiği ilk uzun metrajlı filmi Tabutta Röveşata’dan sonra 2000 yılında da “Para ve çıkar uğruna çevrilen dolapları, devlet içindeki mafyalaşmayı, yozlaşan insan ilişkilerini” cesurca masaya yatıran, önemli filmi Filler ve Çimen’i çeker.

FİLLER VE ÇİMEN

Devlet Bakanı Aziz Bebek istihbarat teşkilatı tarafından takip edilmekte ve istifa etmesi için teşkilat tarafından kendisine şantaj yapılmaktadır. Bunun üzerine Bakan daha önceden de iş yaptığı Camoka adındaki, ülke çapında aranan tetikçiyle anlaşarak, kendisine gelen istihbarat görevlisini öldürtür ve arabasına uyuşturucuyla birlikte İstihbarat Teşkilatı Başkanı Egemen Terzioğlu’nun yurt dışında Kürt terörist gruplarıyla görüşürken çekilmiş olan fotoğraflarını koydurtur. Ertesi gün haber tüm medya kuruluşlarının gündemine oturur.

Uluslararası bir maratoncu olan Havva ise, erkek kardeşi ile birlikte yaşayan genç bir kızdır. Kardeşi doğuda askerliğini yaparken bir mayına basıp sakat kalmıştır ve acil tıbbi yardıma ihtiyacı vardır. Tek ümidi Avrasya Maratonu’nu kazanmak ve verilen para ödülünü kardeşinin hastane masrafları için kullanmaktır.

Lüks bir otel bu zorlu mücadelesi sırasında Havva’ya yiyecek yardımında bulunarak destek sağlar. Ancak otel sahibinin geleceği tehdit altındadır. Mafya, oteli ve gazinosunu değerinin epey altında bir rakama satın almak ister. Otel Sahibi Ali Bey oteli almak isteyen ünlü Uyuşturucu Patronu Sabit’in teklifini geri çevirince işler karışmaya başlar. Otel sahibi Sabit’in adamları tarafından öldürülür ve Havva olanları görerek polise bildirir. Sabit para karşılığında suçu üstlenmesi için iki adam bulur ve bu iki adam karakola alınarak konuşmaları için uzun süre işkence görürler. Suçu üstlenen adamlardan birisi tesadüfen Camoka’ya tıpatıp benzemektedir. Bunu fark eden komiser hemen istihbarat başkanına giderek haber verir.

Havva ağabeyinin tedavisi için gerekli olan parayı bulabilmek amacıyla, Spor ve Bölge müdürlüğüne giderek yardım ister; ancak müdür bey bunun için yukardan bir bakanın onayı gerektiğini söyleyerek Havva için Bakan Aziz Bebek’ten randevu alır.

Sabit otel ile gazinoyu almak için ısrarlıdır ve Camoka’ya para vererek otel sahibinin oğlunu korkutmasını ister; fakat Camoka otele giderek uygun bir fiyat karşılığında, onları koruyabileceğini söyler. Sabit’in adamları da sürekli oteli gözlemektedirler ve birkaç gün sonra otel adamlar tarafından kurşunlanır. Bu arada Sabit, uyuşturucudan kazandığı paranın bir kısmını sus payı olarak Aziz Bebek’e dolaylı yoldan ama düzenli olarak yollamaktadır. Ancak son bir ayın parası bakana ulaşmaz; çünkü Camoka Sabit’ten aldığı parayı uyuşturucu işi için kendisi kullanır. Haracını alamayan Bakanın Sabit’i uyarmasıyla işler karışır ve Bakan Sabit’le Camoka’yı yüzleştirmeye karar verir. Bütün bu karmaşa Bakanla Havva’nın randevusunun olduğu güne denk gelince Havva Bakanla görüşemez.

Sabit olan bitenler üstüne kendisine oyun oynandığını düşünerek istihbarat başkanının yanına giderek her şeyi anlatır ve bakanı tuzağa düşürmek için ortak bir plan hazırlarlar.

Diğer taraftan otelin yeni sahibi Devrim ve arkadaşı ne mafyayı ne de Camoka’yı işe sokmak isterler. Bunun üzerine oteli ve kendilerini korumak için yasa dışı bir örgütle anlaşırlar. Ancak teröristler sadece oteli korumak için gelmemişlerdir, bir yandan da etrafı araştırarak bomba konacak yerleri tespit etmeye başlarlar. Teröristler bir süre keşif yaptıktan sonra askerlerin yoğunlukta olduğu bir çay bahçesini havaya uçururlar. Olayı duyan Devrim örgüt lideri ile kavga eder ve dayak yer. Devrimi otelin koridorunda gören Havva hemen polise haber verir; fakat bu durum işleri iyice karıştırır. Devrim birkaç gün ortadan kaybolmak zorundadır. Havva, devlet, mafya, çete ve istihbarat teşkilatının kirli ilişkilerinin arasında sıkışmışken kendisine güç veren şeylerden biri de otel sahibinin oğluna duyduğu aşktır. Bu yüzden onu kendi evine götürür ve yardım etmek ister. Teröristler polis tarafından yakalanır ve liderleri de ölü olarak ele geçirilir. Ancak polis her yerde Otel Sahibi Devrim’i aramaktadır. Devrim pasaportunu almak için Havva’yla birlikte kendi evine gider. Polis arabada bekleyen Devrim’i ve içeri pasaport almaya giden Havva’yı yakalar, ayrıca ağabeyi de karakola getirilmiştir.

Bu sırada Sabit Camoka tarafından öldürülür; ancak Sabit öldürülmeden önce Bakan Aziz Bebek’in kendisinden rüşvet aldığını ve sonrada kendisini tehdit etmeye başladığını anlattığı bir video kaset doldurmuştur. Aynı anda Camoka da istihbarat tarafından yakalanmıştır. Ancak istihbarat teşkilatı başkanı da Camoka’yı kendi adamı olması için ikna etmeye çalışır. Yapılan anlaşma sonucunda, Camoka’ya çok benzeyen ve karakolda tutulan kişi öldürülerek, basına uzun süredir aranan Tetikçi Camoka ölü olarak ele geçirildi şeklinde haber verilmiştir. Bu olayın ardından tekrar kaldığı yata dönen tetikçi Bakanı arayarak yata çağırır; fakat bakan ertesi gün yatta ölü olarak bulunur. Havva serbest bırakılmış ve büyük umutlarla beklediği Avrasya Maratonu’nun günü gelmiştir; ancak katılması için artık bir neden kalmamıştır. Çünkü ağabeyi ölmüştür.